Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ocak 2013

4 yazı

15 Ocak 2013, 11:12

Necip Fazıl Anadolu'nun yarınıdır

Necip Fazıl Anadolu'nun yarınıdır Türk toplumu, yönetilenlerden gelen istekle olmaktan daha çok, yönetenlerden gelen baskıyla, bir kültür değişimine zorlanmıştır. Her zamanı gelmemiş değişim gibi, Anadolu'nun güçle değiştirilmeye çalışılması, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatta, sürekli kanayan yaralar açmıştır. Türkiye'ye büyük bedeller ödeten kültür değişimine, ilk tepki şairlerden gelmiştir.

*

Anadolu insanının, Cumhuriyet dönemindeki düşünce tarihine, şairler damgasını vurmuştur. Bu bağlamda, Anadolu insanının dününü Yahya Kemal, bugünü Mehmet Akif, yarınını Necip Fazıl ele alarak, şiirlerine yansıtmışlardır. Onlar Cumhuriyet dönemindeki kültür değişimini yaşamamış, yazmamış ve karşı çıkmamış olsalardı, bugünkü Türkiye Avurap'nın yükselen gücü olmazdı.

*

Necip Fazıl, çok güçlü, çok başarııl olduğu bir dönemde, herşeyden vazgeçerek, gerçeği aramaya çıkan Gazali'yi çok severdi. Gazali'nin İslam dünyasının geleceğini Atina ve Roma'da aramadı. Necip Fazıl da, Anadolu insanının geleceğini Washington ve Moskova'da aramayı hiç düşünmedi. O, Komünizm'i ve Kapitalizm'i ile, Batı dünyasının arayıp da bulamadığı ne varsa, hepsini gelsin, İslam'da bulsun dedi.

*

Anadolu insanına, dünün büyüklüğünü, bugünün karmaşıklığını, yarının fırsatlarını anlatan şairler için sanat, doğru düşünme, doğruyu arama yolunda, haksızlıklara baş kaldırmaktır. Onlar için, izlenmesi gereken yol, Nemrutların yolu değil, İbrahimlerin yoludur. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, karamsarlığa, kötümserliğe ve ümitsizliğe kesinlikle yer yoktur. Firavunların güneşi batar, İbrahimlerin güneşi batmaz.

*

Şairler görünen dünyada, iki dünyanın balını üreten, görünmeyen dünyanın arılarıdır. Onlar görünmeyen dünyanın balını, görünen dünyanın peteğine taşırlar. 'Arı biziz bal bizdedir' diyen, şairlerin şiirlerini okuyanlar, iki dünyada kurtuluşa ermenin sırrını yakalarlar. Onlar için şiir, Necip Fazıl'ın vurguladığı gibi: 'Allah'ı sır ve güzellik yolundan arama işidir' güzellik yolundan gidenler, güzellikle karşılaşırlar, güzellik bulurlar.

*

Şairler güzelliğin yorulma bilmez arayıcıları oldukları kadar, evrensel değerlerin, dünya ölçeğinde savunucularıdır. Onların sesi, yalnızca ülkelerinin değil, bütün insanlığını sesidir. Ustaların şiirleri, bütün insanlığın yitirdiği Cennet'e giden yolun kilometre taşlarıdır. Onlar şiirlerinde, geçmiş ile geleceği bir bütün olarak ele alırlar.

*

Çile şiiri Necip fazıl'ın yaşadığı değişimle birlikte Anadolu insanının yaşamak zorunda kaldığı değişimi de anlatır. Geçen yüzyılın başında, Anadolu insanının yıkılan dünyası, aynı yüzyılın sonunda yeniden inşa edilmiştir.

*

Çile onun hayatının özeti olduğu kadar Cumhuriyet döneminin de özetidir.

*

Necip Fazıl Kaldırımlar'dan daha çok Çile'nin şairidir.

*

Çile Anadolu'dur, Anadolu Çile'dir.

15 Ocak 2013, 11:14

Üretimsiz servet servetsiz üretim olmaz

Üretimsiz servet servetsiz üretim olmaz Bir toplumda zorunlu, kolaylaştırıcı ve güzelleştirici ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için, herkesin zihinsel, parasal ve fiziksel gücünü ortaya koyarak çalışması, hem bir görev, hem de bir sorumluluktur. İnsanlar her zaman, ellerindeki kaynakları, en uygun biçimde dağıtma ve en verimli olarak değerlendirme sorunuyla, karşı karşıyadırlar. Bütün bilimler, insanın sözkonusu sorununa çözüm bulmaya çalışırlar.

*

Bir insanın yakınları tarafından ihtiyaçlarının karşılanması ya da gelir düzeyinin yüksek olması, ona hiçbir zaman çalışmama hakkı vermez. Bu yüzden, Anadolu'nun bin yıllık kültüründe, sermayenin ve insanın boş durması, hiçbir iş yapmaması iyi karşılanmaz. Toplumların, ürün, hizmet ve bilgi üretim güçlerini büyütmede, en önemli ve en etkili servetlerinin başında, insan kaynakları gelir.

*

İnsan kaynaklarını verimli olarak değerlendirmeyen ülkeler, üretim güçlerini büyütmede başarılı olamazlar. Üretim yönetiminde başarılı olmak için, servet yönetiminde başarılı olmak gerekir. Üretim ve servet yönetimde başarı, insan kaynaklarıyla, doruk noktasına ulaşır. Üretim gücünü büyütmek için, rant peşinde koşmayan, risk almasını bilen, serveti ürün ve hizmete dönüştüren, girişimcilere ihtiyaç vardır.

*

Ülkelerin üretim güçlerine yeni boyutlar kazandırmada can alıcı olan, sermayeden sermaye kazanmak değildir. Bir ekonominin gücü, sermayenin işletmeden işletmeye dolaştırılarak, ortadan yok oluncaya kadar ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, yararlanılmasından kaynaklanır. Çünkü, sermayenin her ekonomide, üretime katkıda bulunma ve para kazanma gücü vardır. Girişimcilik insanın ve servetin üretme gücünden yararlanmasını bilmektir.

*

Edebiyatı ekonomiyle, ekonomiyi hayatla bütünleştiren Prof. Dr. Sabri Ülgener, kısa adıyla 'İktisadi Büyüme' kitabına, Cevdet Paşa'dan bir alıntıyla başlar: 'Bir mülkün imar ve serveti, paranın çokloğuyla husule gelmeyip, belki mevcut olan paranın devri ile vücuda gelir.' İbn Haldun'dan büyük ölçüde yararlanan Cevdet Paşa'nın açıkça ortaya koyduğu gibi: Bir ülkedeki toplam harcamalar, milli geliri artırır, işsizliği önlerler.

*

Ekonomilerde krizler, üretim gücüne katkıda bulunmayan, ölü yatırımlardan ve gösteriş harcamalarından kaynaklanır. Bu yüzden, ülkelerin ekonomik atılımı, sermaye büyüklüğünden önce sermayenin gerçek ihtiyaçların karşılanması yolunda, değerlendirilme yeteneğine dayanır.

*

Toplumların gerçek ihtiyaçlarını bir kenara bırakarak, yapay ihtiyaçlara yatırım yapan ekonomiler, Amerika'da olduğu gibi, önünde ya da sonunda, büyük bir krizle karşılaşırlar.

*

Kendilerini gösteriş yatırımlarına kaptıran toplumlar, ellerindeki zenginlikleri de yitirirler. Gösteriş harcamalarına bütün dağlar altın olsa yine de yetmez. Ekonomi serveti üretime dönüştürmektir.

22 Ocak 2013, 09:06

Türkiye'de ordu da değişmelidir

Türkiye'de ordu da değişmelidir Küre dünyanın kare dünyaya dönüştüğü bir dönemde, Türkiye'nin bütün kurum ve kuruluşları gibi, ordusu da değişmelidir. Türkiye'nin güçlü ve zayıf yanları yanında, Türkiye'yi bekleyen fırsatlar ve Türkiye'ye yönelen iç ve dış tehditler, büyük ölçüde değişmiştir. İç ve dış tehdit değişmelerine paralel olarak, Türk ordusunun yapısı, görev ve sorumlulukları da değişmelidir.

*

Her Avrupa ülkesinde, silahlı kuvvetler iç ve dış politikaların belirleyicisi değil, parlementolarda belirlenen iç ve dış politika stratejilerinin uygulayıcısıdır. Kare dünyada ülkelerin gücü, silahlı kuvvetlerinden kaynaklanmaz. Artık ülkelerin güvenliği, askeri güçlerine değil, ekonomik ve kültürel başarılarına dayanmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde, ekonomisi güçlü, ordusu güçsüz ülke yoktur.

*

Amerika, Rusya ve Türkiye kaynaklarının önemli bir kısmını silahlanmaya ayırarak, ülkelerin ekonomik güçlerini, büyük ölçüde zayıflattılar. Rusya'nın güçlü ordusu, Sovyetler Birliği'nin dağılmasını önleyemedi. Amerika'nın yüzen orduları, Vietnam, Irak ve Afganistan'da, bekledikleri sonuçların alınmasına yetmedi. Türkiye'nin Avrupa'nın en büyük ordusuna sahip olması, Kürt sorununu çözemedi.

*

Japonya'nın dünyanın üçüncü, Almanya'nın dördüncü büyük ekonomilerine sahip olmalarında, silahlanmaya ayırdıkları kaynakların sınırlı olmasının büyük payı vardır. Onlar kaynaklarını ordularını büyütecek yatırımlardan daha çok üretim güçlerine yeni boyutlar kazandıracak yatırımlarda değerlendirdiler. İki büyük ülke, savaşı cephelerden pazarlara taşıyacak, ekonomide köklü dönüşümlerin öncüleri oldular.

*

Yirmibirinci yüzyıl politikaları, savaşları, silahları ve cepheleri değiştirdi. Savaşlar nasıl değiştilerse, ordular da aynı şekilde değişeceklerdir. Her şeyin değiştiği kare dünyada, orduların küre dünyanın orduları olarak kalmaları mümkün değildir. Bugün her asker bir bilgisayar uzmanı olmak zorundadır. En küçüğünden, en büyüğüne kadar, bütün silahlar bilgisayarla donatılmışlardır. Mühendislik eğitimi almayan askerler, günün silahlarından yararlanamazlar.

*

Geleneksel politikalar ve bilinen stratejiler geçerliliklerini, büyük ölçüde yitirdiler. Clausewitz'in vurguladığı gibi: Savaş, politikanın silahla cephede devamı olmaktan çıktı. Politik savaşın pazarda kaliteyle devamı olmaya dönüştü. Savaşların bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, lokomotifi olma özellikleri bütünüyle yok oldu.

*

'Savaş herşeyin babasıdır diyen Heraklit'lerin yerlerini, 'Barış herşeyin anasıdır' diyen gönüllü toplum kuruluşları aldı.

*

Türkiye'de ordu değişim rüzgarlarına karşı direnmeyi bırakmalı, kendisini yeniden yapılandırmalıdır.

*

Değişmeyen kuruluşlar, ayakta kalamazlar.

30 Ocak 2013, 09:06

Moda fırtınası

Moda fırtınası insanların birbirlerini gördüğü kare dünyada, üretilen ürünlerin sayısı, yıldan yıla katlanarak artıyor. Özellikle giyecek, yiyecek ve içecek alanında ortaya çıkan üretim patlaması, kare dünyayı tek pazara dönüştüren, işletmelerin, açgözlülüğüne yeni boyutlar kazandırıyor. Tüketim ekonomisinin, ana dinamiğini oluşturan gösteriş harcamaları, bütün dünyada moda fırtınaları estiriyor.

*

Moda fırtınasının, şiddetini artırarak estirildiği alanların başında hazır giyim sektörü geliyor. Ancak moda yalnızca giyimde değil, her sektörde estirilen en etkili fırtınadır. Çünkü moda, bir ürüne olan talebi artırmanın en kolay yoludur. Bu yüzden, Oscar Wilde, 'Moda denilen şey, o kadar çirkindir ki, onu altı ayda bir değiştirirler' demektedir. Moda ne kadar değişirse, talep de o kadar artar.

*

Küresel aşiretlere dönüşen ve birbirleriyle pazar savaşları yapan, ulussuz şirketler, estirdikleri moda fırtınalarıyla, büyük haksız kazançlar sağlıyorlar. Ayrıca, kare dünyanın insanlarının, nasıl yaşayacaklarına, hangi evlerde oturacaklarına, neler giyip, neleri içeceklerine, hep onlar karar veriyorlar. Yeni aşiretler, ürünlerinden önce modalarını satıyorlar.

*

Kare dünyanın aşiretleri, estirdikleri moda rüzgarlarıyla, öyle bir hava oluşturuyorlar ki, sanki onların ürettikleri ürünler tüketilmezse, yaşamak hem anlamını, hem de değerini yitirir. Oysa çok değil, yarım yüzyıl önce, onların ürünlerinin, pekçoğu yoktu. Buna karşılık, günlük hayat böylesine karmaşık değildi. İnsanların hayata yabancılaşmaları, bu kadar ileri boyutlara ulaşmamıştı.

*

Tüketim toplumunda amaç, ihtiyaçların giderilmesi değil, modaya uyulmasıdır. Amaç ihtiyaçların giderilmesi olursa, bir insana en fazla üç takım giyecek yeter. Ancak, modaya uymak söz konusu olduğunda bir insana yüz takım giyecek bile az gelir. Modanın estirdiği fırtına içinde herkesin değeri, sahip olduklarıyla belirlenir. Kimse giydiğinden daha güzel olamaz.

*

Hayat değişen modalarla değil, değişmeyen bilgilerle anlam ve değer kazanır. Kare dünyanın yaşanır kılınmasında, modalarla değişen ürünlerden daha çok bilgeliğe dönüşen bilgiler önemlidir. Moda olan ürünlerin peşinden koşanlar, moda olmayan ürünlerden vazgeçmek zorunda kalırlar.

*

Moda üründen ürüne taşınırken, bilgelik gönülden gönüle taşınır. Bilgelik bir moda işi değil, bir bilgi işidir. 'Bilgi güçtür.'

*

Bilgelerin yolu, kalabalıkların yolu değil, kalabalıkların izlediği yoldur.

*

Moda her şeydir diyenler, moda için her şeyi yaparlar.

*

Moda fırtınasının hızını bilgeler keser.

*

Bilgeler doğal ezber bozuculardır.