Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Haziran 2015

39 yazı

2 Haziran 2015, 10:10

İSTANBUL'UN YENİ BİR FETİH YILDÖNÜMÜNDE FATİH'İ ANMAK

================================================= FATİH EYLEMİN ZİRVESİDİR.İSTANBUL DÜŞÜNCE FATİH EYLEMDİR. İSTANBUL KUTLU ŞEHİRDİR.FATİH EYLEMİ İMAN İÇİN BİLİR.İSTANBUL HEM MEKKE,HEM MEDİNE,HEM KUDÜS TOPRAĞIDIR.DÜŞÜNCENİN DERVİŞİ OLMAYAN EYLEMİN VELİSİ OLMAZ.DÜŞÜNCESİZ EYLEM OLMAZ.FATİH DÜŞÜNCE VE EYLEMİ ALTIN ORANDA HARMANLAR. "SANAT DÜŞÜNCE İLE EYLEM ARASINDA KÖPRÜDÜR".

2 Haziran 2015, 19:40

"GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE" KİTABIMIZIN GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ VE YENİDEN DÜZENLENMİŞ YENİ BASKISI YAPILDI. CAHİT ZARİFOĞLU BU KİTAP İLK YAYINLANDIĞINDA "KALEMİNE GÜÇ

GÖNLÜNE BEREKET.HERKES TASAVVUF'U BÖYLE ANLAMALI VE BÖYLE YAŞAMALI"DEMİŞTİ.Prof.Dr.ESAD ÇOŞAN HOCA DA "BU KİTAP HOCAMIZI DÜNYA TASAVVUF LİTERATÜRÜNE TAŞIR" DEĞERLENDİRMESİNİ YAPMIŞTI.BU KİTAPLA BÜTÜN NAKŞİ DERGAHLARININ BİRER ÜNİVERSİTE OLDUKLARI PERÇİNLENDİ.

2 Haziran 2015, 19:56

TÜRKİYE'NİN SORUNLARI İSLAM DÜNYASININ SORUNLARIDIR. İSLAM DÜNYASININ SORUNLARI DÜNYANIN SORUNLARIDIR. İSLAM DÜNYASINDA SAVAŞ OLURSA DÜNYADA BARIŞ OLMAZ

DÜNYADA HER GÜN BİNLERCE DEFA BÜTÜN İNSANLIK ÖLDÜRÜLÜYOR.BARIŞ İÇİN ÇALIŞMAK HERKESİN GÖREVİDİR. BARIŞIN KAYBEDENİ SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ. DÜNYANIN HİÇ BİR YERİNDE İYİ SAVAŞ KÖTÜ BARIŞ YOKTUR.

3 Haziran 2015, 14:11

DÜNYADA DEĞİŞİM RÜZGARLARI ESERKEN DEĞİŞİME DİRENENLER DUVAR ÖRERLER;DEĞİŞİMİ YÖNETENLER RÜZGAR SANTRALI KURARLAR DEĞİŞİME DİRENİLEZ,DEĞİŞİM YÖNETİLİR.TÜRKİYE DEĞİŞMEDEN DEĞİŞMESİNİ ÖĞRENMEK ZORNDADIR.BİR ÜLKE NE KADAR ÇOK DEĞİŞİRSE O KADAR AYNI KALIR.DÜNYANIN HER YERİNDE İKİ GÜNLERİ BİRBİRLERİNE EŞİT OLAN ÜLKELER DEĞİŞİMİ YÖNETEMEZLER

Bu yazı daha önce 06.05.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

6 Haziran 2015, 07:58

DÜŞÜNCENİN ÇIRAĞI OLMAYAN EYLEMİN USTASI OLAMAZ.NURİ PAKDİL'İN VURGULADIĞI GİBİ:"BÜTÜN KİTAPLAR BİR KİTABI ANLAMAK İÇİN YAZILIR."TEŞEKKÜRLER ALİ OSMAN ÖNCEL,TEŞEKKÜRLER

EBRU AYDINDAĞ,GAMZE GÖRMÜŞ,EMRE ÖZCAN,SEDA ALP TEMEL TEŞŞEKKÜRLER ÖNCEL AKADEMİ.

6 Haziran 2015, 20:55

YEPAR'DA BEYİN FIRTINASI TOPLANTISI

==================================== SERDAR YEŞİL'İN İŞYERİ "YEPAR"DA,SÜLEYMAN TUNÇ,M. KAMİL BERSE, ALİ OSMAN ÖNCEL,ALİ ARSLAN,HİKMET KÖSE,NECMEDDİN ARMAN İLE BİRLİKTE "AİLEŞİRKETLERİNDE YÖNETİM VE KURUMSALLAŞMA" KONUSUNDA BİR BEYİNFIRTINASI TOPLANTISI YAPTIK.KATILIMCILAR KENDİ TECRÜBELERİNDENYOLA ÇIKARAK,KARE DÜNYADA DİJİTAL PAZARLAMANIN ÖNEMİNİ ANLATTILAR.

7 Haziran 2015, 17:44

ÖNCEL AKADEMİ YERYÜZÜ DEPREMLERİNDEN YOLA ÇIKARAK GÖKYÜZÜ DEPREMLERİNİ DE AYDINLATIYOR. GÖRÜNEN DEPREMLERİN DİLİNİ ÇOK İYİ BİLMEYENLER

GÖRÜNMEYEN DEPREMLERİN DÜNYASINI ANLAYAMAZLAR. ÖNCEL AKADEMİ TEK DEĞİL İKİ DÜNYANIN AKADEMİSİDİR.

7 Haziran 2015, 22:00

YİRMİBİRİNCİ YÜZYIL TÜRK VE İSLAM DÜNYASINDA DEMOKRASİ YÜZYILI OLACAKTIR.DEMOKRASİ KARGAŞA İLE TEK PARTİ ARASINDA BİR YERDE,ANCAK HER İKİ UÇTAN DA UZAK DURAN BİR YÖNETİMDİR

Yeni bir demokratik dil oluşturmak 00:00 Ağustos 06, 2013 Sanayi odaklı küre dünyanın demokratik dili gibi, bilgi odaklı kare dünyanın da, kendine özgü bir demokratik dili vardır. Sanayi yüzyılından bilgi yüzyılına, demokrasinin dili hızla değişiyor. Küre dünyanın demokratik dilinde, pozitif kültürün kavramları öne çıkıyordu. Kare dünyanın demokratik dilinde ise, kutsal kültürün kavramları öne çıkıyor.

*

Yirminci yüzyılın demokratik diline Hristiyan demokratlar damgalarını vurdular. Onlar kutsal kültürün değerlerini, demokratik dile çevirerek, bütün dünyada kabul görmesinin yolunu açtılar. Yirmibirinci yüzyılın demokratik diline, Müslüman demokratlar damgalarını vuracaklar. Müslüman demokratlar, Mesnevi ve Mukaddime ile yeni bir demokratik dil oluşturacaklar.

*

Kendi dünyalarında tek başlarına birer güneş olan Mevlana ve İbn Haldun''un, Yunan düşüncesinden ödünç aldıkları hiçbir şey yoktur. Yirmibirinci yüzyılda, azgınlığa dayanan Atina demokrasisini, çoğunluğa dayanan Kudüs demokrasisine dönüştürecek, Mesnevi ve Mukaddime''den daha hayatın içinde, başka kaynak yoktur. Dünyanın beklediği yeni demokratik dil, onlarla inşa edilecektir.

*

Demokratik kültürün dili yalındır, kutsal kültürün dili gibi, zengin değildir. Kutsal kültür demokratik kültür dışı değil, demokratik kültür üstüdür. Demokratik kültür, bardaktaki çay gibi, kutsal kültürün şekeri ve sütüyle, hem tatlandırılmalı, hem de renklendirilmelidir. Çünkü, kutsal kültür, toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın, eşsiz tadı, doyumsuz rengidir.

*

Kutsal kültürün iki dünyayı kucaklayan zengin diliyle, demokratik kültürün diline yeni kavramlar, yeni açılımlar kazandırmadan, dünyadaki savaşların önünü almak mümkün değildir. Batı dünyası, İslam çaydaki şeker gibi, tad versin, ama kamusal alanda, hiç görülmesin istiyor. Ancak İslam iki dünya medeniyetidir, seküler kültür gibi, iki dünyayı birbirinden ayırmaz.

*

Müslümanlar tarihleri boyunca, İbn Haldun gibi dünyaya, Mevlana gibi de, öteki dünyaya önem vermişler. Kutsal kültür, yalnızca özel alanı değil, hayatın bütün alanlarını kuşatan, bütün bir değerler manzumesine sahiptir.

*

Kutsal kültürün dili, demokratik dili içeren, dünyada herkesin anlayabileceği, küresel bir dildir.

*

Kutsal kültürün dilini bilmeyenler, sağlıklı bir demokratik dil oluşturamazlar.

*

Demokrasinin yalın dili, kutsalın zengin dilinden beslenir.

*

Kutsal kültürün ışığını kimse söndüremez.

7 Haziran 2015, 22:22

TÜRKİYE AVRUPA DEMOKRASİSİNE YENİ AÇILIMLAR KAZANDIRMALIDIR

============================================================= Anadolu insanı, demokratik kültürü içselleştirerek, geçmiş ile geleceği bugünde yaşamaya başladı. Türkiye ithalatçı bir ekonomik yapıdan, ihracatcı bir ekonomik yapıya evrilerek, dönüştürülen bir ülke olmaktan çıktı, dönüştüren bir ülke konumu kazandı. Seçmenlerin ağırlığını yitirdiği bürokratik devlet, seçmenlerin ağırlık kazandığı girogratik devlete dönüştü. Bütün kesimleriyle Türk toplumu, Türkiye'yi dönüştürenlerin, üniforma giyenlerden daha çok forma giyenler olduğunu gördü.

*

Temel hak ve özgürlüklerin en büyük ve en önemli güvencesi demokratik mekanizma, yıldan yıla açıklık içinde yeniden yapılanarak, yeni boyutlar kazanmaktadır. En güçlü ve en etkili silahlarının oyları ve paraları olduğunun bilincine varan seçmenler, Türkiye'nin siyasal yapısıyla birlikte ekonomik yapısını da yenilediler. Hiçbir toplumun yerinde durması mümkün değildir, her toplum ya olumlu ya da olumsuz yönden dönüşür. Demokratik kültür, sağlıklı dönüşümün güvencesidir.

*

Doğu ve Batı değerlerine hayatın içinden bakan, aralarındaki iç içe geçişleri, iletişim ve etkileşimi yakından gözleyen, Nilüfer Göle'nin, Ayşe Çavdar ile yaptığı "Mahremin Göçü" isimli söyleşi kitabında, Türkiye'nin AB adaylığıyla, Avrupa ülkelerini nasıl dönüştürdüğünü, bir kuyumcu titizliğiyle, ayrıntılı olarak anlatıyor. Batılılar, Osmanlı sonrası İslam dünyasında, yalnızca sakal ve başörtüsünü gördüler, dayatmacı yönetimleri destekleyerek, yenilenmenin yolunu kestiler.

*

Yirminci yüzyılın başında Avrupalılar işgalci olarak İslam dünyasına gitmişlerdi, sonunda ise Müslüman ülkeler göçmen olarak Avrupa ülkelerine geldiler. Almanya'da bir Türkiye, Fransa'da bir Cezayir, ve İngiltere'de bir Pakistan vardır. Avrupalılar İslam dünyasından insanlar bekliyorlardı, ancak Müslümanların geldiklerini gördüler. Artık seküler kültür Avrupa ülkelerinde, Müslüman ülkelerde tartışıldığından daha çok tartışılıyor, daha çok sorgulanıyor.

*

Avrupa'yı dönüştürecek olanlar, Batılı entellektüellerden önce Doğulu entellektüeller olacaktır. Avrupa'da iki dünyanın nerede birbirlerinden ayrıldıklarını ve nasıl birbirleriyle birleştiklerini iyi bilen Ortadoğulu entellektüelleri, Müslüman ve Hristiyan dünyanın yeni mimarları olacaklardır. Yirmibirinci yüzyılda, Avrupa'da "Çin Seddi"ne kesinlikle yer yoktur. İçine kapanan Avrupa'yı, Çin ve Hint dünyalarının istilasından hiçbir duvar, hiçbir gümrük kurtaramaz.

*

İslam ve Hristiyan kültürlerinin ortak olan yanları, farklı olan yanlarından çok daha büyüktür. Oysa her iki kültürün Hint ve Çin kültürleriyle ortak yanları yok denecek kadar azdır. Müslümanları dışlayan Avrupalıların Hintli ve Çinli kuşatmasına karşı nasıl bir tepki vereceklerini, bütün dünya merak etmektedir. Müslümanlarla ortak geçmişlerini inkar eden Avrupalıların, geleceklerinde Hintliler ve Çinlilerden başkasına yer kalmaz.

*

Temsili demokrasilerin katılımcı demokrasilere, serbest pazar ekonomilerinin etik pazar ekonomilerine evrildiği bir dünyada, İslam'ı kamusal alanın dışına atmak, Paris'in, Londra'nın, Köln'ün merkezindeki camileri bombalamaktır.

*

Tek başına tek bir Avrupa yoktur. Her Avrupa'nın güvencesi, zenginleştirilmiş katılımcı demokratik kültürdür.

*

Avrupa'nın özeti Eyfel Kulesi değil, Drina Köprüsü'dür.

*

Yeni Avrupa'nın başkenti Brüksel değil,Kurtuba'dır.

*

Kurtuba İbrahim Milleti'nin el ele verdiği kenttir.

*

Kurtuba Avrupa'nın üzerine doğan güneştir.

9 Haziran 2015, 09:42

YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA SEÇMENLERİN EN ETKİLİ SİLAHLARI ELLERİNDE TUTTUKLARI OYLARI VE PARALARIDIR.OYLARIYLA YÖNETİMLERİ,PARALARIYLA EKONOMİYİ YÖNLENDİRİRLER. DEMOKRASİLERDE YÖNETİMLER KURŞUN ATARAK DEĞİL

SANDIĞA OY ATARAK DEĞİŞTİRİLİR.KAFALARA VURULMAZ, KAFALAR SAYILIR.KİMSE SEÇMENLERE MEYDAN OKUYAMAZ.

9 Haziran 2015, 14:17

GİRİŞMCİLİK BİR SERMAYE İŞİ DEĞİL,BİR SIRADIŞI YENİLİK İŞİDİR. DÜNYANIN HER YERİNDE SIRADIŞI OLMAYI BİLENLER,SIRADAN OLANLARDAN ÇOK DAHA BAŞARILI OLURLAR.SIRADAN İNSANLAR

SIRADIŞI RÜYALAR GÖREMEZLER.PARASI OLANLARDAN DAHA ÇOK RÜYASI OLANLAR GİRİŞİMCİ OLURLAR.EMİN ÜSTÜN "ELBİRLİĞİ " YÖNTEMİNİ İŞ DÜNYASINA KAZANDIRAN SIRADIŞI BİR GİRİŞMCİDİR.

9 Haziran 2015, 16:43

İMECE ELBİRLİĞİ'DİR ELBİRLİĞİ GÜÇ BİRLİĞİDİR.GİRİŞİMCİLİK PAYLAŞMASINI BİLMEKTİR.PAYLAŞMASINI BİLMEYENLER, PAYLAŞMASINI BİLENLER TARAFINDAN PAYLAŞILIRLAR

BİR ANAADOLU GİRİŞMCİSİ OLAN EMİN ÜSTÜN "EMİEVİM"DE GİRİŞİMCİLİĞİN VE PAYLAŞMANIN EN GÜZEL ÖRNEKLERİNDEN BİRİNİ VERDİ.EMİNEVİM'DE EVLE BİRLİKTE DOSTLUK SATILIR, KOMŞULUK SATILIR,YARDIMLAŞMA SATILIR,DAYANIŞMA SATILIR.

10 Haziran 2015, 19:15

"EL KASİBU HABİBULLAH".Üretenler hem Allah'ın,hem de bütün

"EL KASİBU HABİBULLAH".Üretenler hem Allah'ın,hem de bütün insanlığın sevgilileridİr.İnsanın iki dünyadaki hesabı,ürettikleriyle tükettikleri karşılaştırılarak görülür.Bunun için herkes bir lokma bir hırka tüketirken,bin lokma bin hırka üretmesini öğrenmelidir. Bunun için Türkiye dünya ile üretmde doğru,tüketimde ters orantılı bir yarışa girmelidir.Tüketen elleri dünyanın hiç bir yerinde saygınlıkları olmaz.Dünyayaı el açanlar değil ,el açılanlar değiştirir.

10 Haziran 2015, 23:35

Düşüncenin çırağı olmayanlar şiirin ustası olamazlar

Düşüncenin çırağı olmayanlar şiirin ustası olamazlar. NAZİF GÜRDOĞAN İLE "YEDİ GÜZEL ADAM" EKSENİNDE BİR KONUŞMA ============================================================ Ersin Nazif Gürdoğan, Yedi Güzel Adam içerisinde anılır. Gürdoğan’ın “Teknolojinin Ötesi”, “Kültür ve Sanayileşme”, “Görünmeyen Üniversite”, “Kirlenmenin Boyutları”, “Hicaz’dan Endülüs’e”, “Zaman’ı Aşan Şehirler” ve “Günler Akarken” gibi birçok kıymetli kitabı bulunmaktadır. Ersin Nazif Gürdoğan ============================================= Hep şairlerle bir hayat sürdünüz. Şiir size ne ifade ediyor? ============================================= Necip Fazıl’ın dediği gibi şiir, Allah’ı aramaktır. Mutlak gerçeği aramaktır. Necip Fazıl, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Sezai Karakoç ve onları izleyen Mavera’nın şairleri Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören… Onlar hepsi şiiri iman için bilmişlerdir.

*

Şiir, güzellikleri büyütmenin, iyilikleri büyütmenin, doğrulukları büyütmenin ana araçlarından biridir. Mavera dergisinin çıkış bildirisinde vurgulandığı gibi; bizim kültürümüzde edebiyat, şiir, sanat; sanat için, toplum için, birey için değil, sanat, insan için vardır. Allah için vardır. Güzellikleri büyütmek için vardır. Hayatı cennete dönüştürmek için vardır. Dünyayı cennete dönüştüremeyenler, öbür dünyadaki cennete ulaşamazlar. ======================================= “Yedi Güzel Adam” için neler söylemek istersiniz? ======================================= Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu’nun şiir kitabının adıdır. Kitap “Yedi adam biri bir gün bir kan gördü / gereğini belledi.” dizesiyle başlar.Hayatı yaşanır kılmak için, hayatın şiirini yakalamak gerekir.

*

Yedi Güzel Adam, hayatın şiirini yakalamaya çalışan yedi güzel edebiyatçı idi. Gerçekten onlar ömürlerini şiire, hikâyeye, denemeye, edebiyata adadılar. Çünkü edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmaz.

*

Ahmet Haşim “şiir, kelimelerin şarkısıdırr” diyordu. Benzer bir şekilde biz de edebiyatlar medeniyetlerin şarkılarıdır diyebiliriz. “Edebiyat, hayat; hayat, edebiyattır” dersek çok abartmış olmayız.

*

Edebiyat deyince de bütün dünyada herkesin aklına hayatı şiirleştiren kutsal kitaplar gelir. Alfred North Whitehead " Bütün Batı düşüncesi Eflatun’a düşülmüş bir dipnottur"demektedir. Biz de "Bütün insanlığın birikimi kutsal kitaplara düşülmüş bir dipnottur"diyebiliriz.

*

Bütün insanlığın hedefi, kutsal kitapların şiirini yakalamaktır. Hayatın şiirini, kutsal kitapların şiirini yakalayanlar yazarlar. Bu bağlamda hayatın şiirini yakalamak, hayatın şiirini yazmak önemlidir. Yedi Güzel Adam, hayatın şiirini yazan insanlardır. ============================================================= Fethi Gemuhluoğlu'nun düşünce ve eylem dünyasında nasıl bir etkisi olmuştur? ============================================================= Fethi Gemuhluoğlu, bir kuşak üzerinde, çok etkili olmuştur. Bir Allah dostudur. O, bütün sohbetlerinde “şiire, edebiyata, tabiata, ağaçlara dost olamayan insana dost olamaz” derdi.O dost zengini bir gönül insanıdır. Bütün dostluklarını Allah için yaşamıştır.

*

Düşünce ve eylem dünyasında önemli olan, dost olabilmek, Allah için insanları sevmek, Allah için insanlara ışık tutmaktır. Fethi Gemuhluoğlu da bütün bir kuşağa ışık tutmuş bir Anadolu bilgesi, bir Osmanlı insanı, bir Anadolu ermişidir. =============================== Gençlere en çok neyi tavsiye edersiniz? =============================== Gemuhluoğlu, “Oku emri var, yaz emri yok” derdi. O yüzden ömrünün son yıllarında söz ve yazı orucu tutmuştur.Gençler için, hem oku emri var hem yaz emri vardır. Okumadan yazılmaz. Bir cümle yazmak için kırk cümle okumak gerekir. Bir sayfa yazmak için kırk sayfa okumak gerekir.

*

Gençler için günümüzde hem oku emri vardır hem yaz emri vardır. Bunun için de gençler, birkaç dili birden bilmek zorundalar. Bir kere bütün inananların anadili olan Arapça, dünyanın dili olan İngilizce, sanatın dili olan Farsça, hayatın dili olan Türkçe bütün incelikleriyle öğrenilmelidir.

*

Geçmişte bir Osmanlı aydını üç dili çok rahat konuşacak konumdaydı. Arapça, bilimin diliydi. Farsça, sanatın diliydi. Türkçe, devletin diliydi. Şimdi de bu üç dile ilave olarak İngilizceyi ve diğer Batı dillerini de bilmek gerekir. İnsanların kelime dünyası ne kadar zenginse düşünce dünyaları da o kadar zengin olur.

*

Gençler bu bağlamda Gemuhluoğlu'nun deyimiyle söylersek ,yirmi dört saatte yirmi beş saat çalışmalıdırlar.Yetmişli yıllarda bize bir mektup yazmıştı, o mektupta diyordu ki; "Sizler yirmi dört saatte yirmi beş saat çalışmak zorundasınız".

*

Hz. Ali’nin bir sözünü bize ve bütün gençlere vasiyet olarak bırakmıştı: “Dünya beni haramlarından men etti, ben onun helallerinden de geçtim.” Bu gerçekten dünyayı dönüştürmek için önemli bir ilke. Gençler de yeri geldiği zaman dünyanın sadece haramlarından değil, helallerinden de geçebilmelidirler. O zaman gençler dünyanın peşinden değil, dünya gençlerin peşinden gelir.

*

Dünyayı dönüştürmenin yolu, dünyayı değiştirmenin yolu dünyanın peşinden koşmak değil, dünyayı peşinden koşturmaktır. Dünyayı peşinden koşturmanın yolu da dünyadan vazgeçmesini bilmektir.

*

Dünyadan vazgeçmesini bilenler, dünyayı hallaç pamuğu gibi atarlar.

10 Haziran 2015, 23:50

Güzel insan olmadan güzel politika olmaz

Güzel insan olmadan güzel politika olmaz. Güzel insanın rakibi güzel olur.Güzel rakibini güzelce vurur.Güzellikten kimse usanmaz. Nazif GÜRDOĞAN - Güzel ekonomi güzel insan ister - 05/05/2004 - Yeni Şafak Nazif Gürdoğan 05/05/2004 - Yeni Şafak İnanmayı afyon olarak gören Komünizm onbeş yıl önce uygulanabilirliğini bütünüyle yitirdi. Ekonomiyi inanç ve etikten bağımsız olarak ele alan Kapitalizm'in de hayat damarları kurudu. Oysa sağlam ekonomi, sağlam insan ve sağlam topluma dayanır. Ekonomi toplumun üretim ve tüketime dönük yüzüdür. Güzel insanın üretimi gibi, tüketimi de güzel olur. Matematik'ten Felsefe'ye kadar birçok bilim gibi, Ekonomi bilimi de Batılılar'ın tekelinde değildir. Pazar mekanizmasının işleyişine ilişkin ilk önemli çalışmaları başta Gazali ve İbn Haldun olmak üzere, Müslüman düşünürler yapmıştır. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasında açgözlü, çıkarcı insan değil, tokgözlü, dürüst insan vardır. Komünizm ve Kapitalizm'in "ekonomik insanı"nın iflas ettiği bir dönemde, kendisi için istediğini başkası için de isteyen "güzel" ve "güvenilir" insan odaklı bir ekonomik yapı oluşturmadan, yüksek kaliteli ve düşük maliyetli üretim ve tüketim yapmak mümkün değildir. Pusulanın Kuzey'i göstermesi gibi, dürüstlük ve özveriye dayanan güven ekonomisinin ilkeleri de, üretim ve tüketimde mutluluk ve başarının evrensel yönünü gösterirler. Üsküdar Girişim Grubu'nun Nisan ayı konuşmacısı bütün ömrünü üniversite ve akademisyen yetiştirmeye adayan Prof. Dr. Sabahaddin Zaim hocamızdı. O yıllarca lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde binlerce öğrenci yetiştirdi. Onun alanında başeser olmuş "Çalışma Ekonomisi" kitabının Türkiye'de ana kaynak olarak okutulmadığı üniversite yoktur. Erbakan ve Özal Türk siyasi hayatına yeni isimler kazandırmada nasıl bir görev yüklenmişse, Zaim Hoca da aynı görevi üniversite hayatında yüklenmiştir. Zaim Hoca, dengeli gelir dağılımı ve ilkeli bir kültürel doku oluşturmada başarısızlığa uğrayan seküler ekonomi ile İslam ekonomisi arasındaki farkları ayrıntılı olarak ele aldı. Ekonomi biliminin "lâ-ahlâki" olmayıp, tam tersine "normatif" değer ve ilkelere dayandığının üzerinde önemle durdu. Paradan para kazanmanın değil, ürün ve hizmet üretiminden kazanç sağlamanın yolunu açan faizsiz finans sisteminin Türkiye ve dünyadaki gelişmesini anlattı. Bütün dünyada sanayiden hizmet kesimine geçişin hızlandığı bir dönemde, finansal işlemler en hızlı gelişen sektörlerin başında geliyor. New York, Londra, Frankfurt ve Tokyo gibi dünya ekonomisinin merkezlerinde ürün ve hizmet alışverişinden kat kat fazla para ve kıymetli kağıt alışverişi yapılıyor. İslami ilkelere göre yönetilen fonların hacmi de trilyon dolarlara yaklaşıyor. Müslümanların tasarruflarını çekmek için, büyük Batı bankaları, faizsiz işlemlerde değerlendirilen büyük fonlar oluşturdular. Amerika ve Avrupa'da İslami ilkelere saygılı kurum ve kuruluşlardan oluşan borsalar kuruldu. Dünya bilgisayar yazılım sektörü ve ileri teknolojinin merkezi "Silikon Vadisi"nde "risksiz" faize değil de, "risk" ve ortaklığa dayanan "Venture Capital" şirketleri, yeni teknoloji geliştirme ve ekonomide yenilik yapmada bütün dünyaya örnek oluyorlar. Zaim Hoca, risk sermayesi şirketlerinin İslam'da ana ortaklık biçimi olan "mudarabe"ye dayandığını vurgulayarak Bill Gates ve Michael Dell gibi ünlü girişimcilerin varlıklarını İslam'a borçlu olduklarını söyledi. ÜGG aylık bilgi paylaşım ve proje geliştirme çalışmalarını Türkiye'de "elbirliği" sisteminin öncüsü Emin Üstün, Emin Otomotiv'de yeni düzenlenen modern toplantı salonunda sürdürüyor. Elbirliği olmadan güçbirliği olmaz. Güzel insanların gücü "kazan ve kazandır" ilkesine dayanan imeceden kaynaklanır.

12 Haziran 2015, 15:13

EĞİTİMDE AMAÇ:ÖĞRENMESİNİ ÖĞRENMEKTİR

====================================== Öğrenmenin yeri,yaşı,zamanı yoktur,beşikten mezara kadar devam eder.Kare dünyada özel alan ile kamusal alan arasındaki duvarlar yıkılmıştır.Üniversite ekonomik,siyasal,kültürel alanla olduğu kadar aileyle de bütünleşmek zorundadır.Vakıf üniversitelerinde öğretim üyelerinin maaşlarını öğrenciler değil,aileler ödemektedir.Maltepe Üniversitesi,İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin mezuniyet töreninde öğrenciler sahnede cocuklarıyla birlikte yer aldılar.Ben diplomaları öğrencilerimize değil,çocuklarına ve eşlerine verdim.Hayat bir bütündür.Aile bir "TAKIM OYUNU"dur.Aile,ekonomik, siyasal,kültürel yapının temel taşıdır.Steve Jobs boşuna "Apple bir takım sporudur" dememiştir.Başarının kaynağında takımın bereketi vardır.Takımlarda her zaman iki kere iki dörtten büyüktür.İşletme literatüründe bu verimliliğin adı sinerjidir.Sinerji kavramı bütünün gücünün parçalarının toplamından büyük olduğunu anlatır.

13 Haziran 2015, 22:49

Paylaşılmayan zenginlik büyümez.Paylaşılmayan

Paylaşılmayan zenginlik büyümez.Paylaşılmayan iktidar da uzun ömürlü olmaz.Paylaşan paylaşılmaz. Paylaşmayan paylaşılır Girişim ya da ticaret kültürü, felsefe, sanat, hukuk ve yönetim gibi, tarihin derinliklerinden süzüle süzüle günümüze kadar gelmiştir. Aslında girişim kültürü hepsinden daha eski bir geçmişe sahiptir. Üretimin olmadığı yerde, insan ve toplum olmaz. Toplumun olmadığı yerde de, kültür, politika ve hukuk olmaz. Bu yüzden, girişimciler fiziksel olduğu kadar kültürel üretimin de öncüleridir. Fayda ve maliyet ya da gelir ve gider üretimle ortaya çıkar. Üretim gücünü büyüterek, sağlıklı bir toplum ve dengeli bir ekonomik yapı oluşturmada girişim kültürü bağlayıcı ve bütünleştirici bir işlev yüklenir. Türk toplumu Kanuni'den sonra girişim gücünü yitirmeye başladı.. Osmanlı'nın son yıllarında ve Cumhuriyet döneminde çalışma yaşına gelen herkes, güvenliği bir devlet kurum ve kuruluşunda görev almada buldu. Kimse devlet dışında bir kapı aramayı ya da kendisi bir kapı olmayı düşünmedi. Prof. Dr. Bilal Eryılmaz ve Prof. Dr. Muharrem Özdemir'le Türkiye'de girişim kültürünün, baskı dönemlerinde nasıl gelişip zenginleştiğini konuştuk. Özdemir kırkaltı yaşında üniversiteden emekli olmak zorunda kalmış. Şimdi başarıyla yürüttüğü bir denetim ve yeminli mali müşavirlik şirketi var. Şirket hızla büyüme ve gelişme yolunda. Bir aile gibi çalışan küçük şirketler büyük işletmelerden daha hızlı büyüyorlar. Çünkü orta ölçekli olmanın getirdiği esnekliğe sahipler. Büyük şirketlerin hareket etme yeteneğini sınırlayan bürokrasileri yok. Büyükler file, küçükler pireye benzer. Pire filden daha çabuk ve hızlı hareket eder. Türkiye'de de devlet bürokrasisi hantal yapısı ve dayatmacı politikasıyla bir file benziyor. Bu yüzden de ülkenin üretim gücünü artıramadığı gibi, toplumun girişimci yanını da yok ediyor. Ülkeyi yoksullaştıran toplum değil, dayatmacı bürokratik devlet. Ülkede ekmeğini taştan çıkaran girişimcilerin çoğalabilmesi için, kemikleşmiş devletçi yapının bütünüyle yıkılması gerekir. Çünkü devlet kurum ve kuruluşlarında çalışanlar, girişimci yetenekleriyle birlikte kendilerine olan güvenlerini de büyük ölçüde yitiriyorlar. Ülkenin üretim gücünü büyütmek için kurulmuş KİT'ler, ekonomiyi büyütmek bir yana, gelişmenin önündeki en büyük engel oldular. Onların açıklarını kapatmak için borçlanan devletin vergi gelirleri borçlarının faizini ödemeye yetmiyor. Bütçe açığı gizli bir vergidir. Tıkanan devlet açıklarını bütün bir topluma ödetiyor. Türkiye'nin geleceği, üretmenin coşkusunu duyan, paylaşmayı en büyük erdem olarak gören girişim kültürü ve girişimcilerde. Kurum ve kuruluşlar paylaşmasını başaramazlarsa, başka kurum ve kuruluşlar tarafından paylaşılırlar.

15 Haziran 2015, 13:10

Türkiye'nin sorunu sekülerleşmek ya da laikleşmek değildir

Türkiye'nin sorunu sekülerleşmek ya da laikleşmek değildir. Türkiye sekülerleşmeden ekonomisini güçlendirmek ve üretim gücünü büyütmek zorundadır.Anadolu insanı dünya ile tüketimde ters üretimde doğru orantılı bir yarışa girmelidir.

15 Haziran 2015, 23:04

"Gerçek demokrasinin şöyledir ki tefsiri

"Gerçek demokrasinin şöyledir ki tefsiri: Halk hakkın esiridir,devlet halkın esiri." HALK HAKKIN SESİDİR DEVLET HALKIN ================================ Demokrasinin İlacı Demokrasidir Demokrasi daha çok demokrasiyle işlerlik kazanır: İlke tanıyanlarla, ilke tanımayanlar arasında çatışma, insanlığın ilk yıllarından bugüne, kesintisiz devam etmektedir. Aslında bu çatışma, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, iyi ile kötünün, zaman zaman ateşli, zaman zaman da ateşsiz silahlarla, dünya ölçeğinde sürdürdükleri bir savaştır. Ademoğulları arasındaki savaş, değişik silahlarla Kıyamet'e kadar devam edecektir. Dünyada hiçbir toplumun, bu savaştan kaçması mümkün değildir. Herkes gücü ölçüsünde, bu savaşa katılmak zorundadır Habil ile Kabil Ademoğulları arasındaki savaşın, evrensel simgeleridir. Habil doğruluğu, güzelliği ve iyiliği simgelerken, Kabil yanlışlığı, çirkinliği ve kötülüğü simgeler. İnsanlığın evrensel çatışmasında, haksızlık peşinde koşanlar kötülükleri, herkesin hakkına saygı gösterenler, iyilikleri büyütürler. Sağlıklı bir toplum inşa etmek için, iyilik peşinde koşanlar, kötülük peşinde koşanlardan daha çok olmalıdır. Toplumların canlılığı, iki kesim arasındaki çatışma ve yarışmadan kaynaklanır. Demokratik yönetimler, insanlık tarihi boyunca devam eden, iyiliğin güçleriyle kötülüğün güçleri arasındaki çatışma ve yarışmaya yeni boyutlar kazandırdılar. Demokrasi deyince, herkesin aklına Atina gelir. Ancak Atina'da yalnızca özgür azınlığın seçme ve seçilme hakkı vardı. Toplumun büyük bir çoğunluğu, seçme ve seçilme hakkından yoksundu. Bugünkü anlamda, herkesin seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu, demokratik yönetimlerin tarihi çok kısadır. Yönetimin tarihi, insanlığın ilk yıllarına kadar uzanırken, bugünkü anlamda demokrasinin tarihi yenidir. Geniş açıdan bakıldığında, yönetim sanatların en eskisi, bilimlerin en yenisidir. Dayatmacı yönetimlere karşı demokratik yönetimlerin geliştirilmesi, iyilik peşinde koşanların eline çok güçlü ve çok etkili olan oy silahını vermiştir. “Çoğunluk, kötülükte birleşmez” diyenler, demokratik yapı içinde, oylarıyla yönetimleri, zora başvurmadan değiştirebilirler. Dayatmacı yönetimler asla uzun ömürlü olmazlar. Silahla iktidara gelen yönetimler, silahla iktidardan uzaklaştırırlar. Demokrasi kültürünün zenginleştirilmesi, Türkiye'deki bütün kesimlerin ortak sorunudur. Çünkü, bilinen yönetim biçimleri arasında demokrasi, kusurları en az olan yönetim biçimidir. Habil'in yolundan gidenlerin sayısı arttıkça, demokrasinin kusurları azalır. Demokrasi, azınlığın değil, çoğunluğun ihtiyaçlarını karşılamaya öncelik verir. Türkiye'nin sorunları, demokrasinin alanını daraltarak değil, genişletilerek çözülür. Demokrasilerde tehlikeli olan, sınırsız demokrasiden daha çok sınırsız devlettir. Çünkü, devletin gücünü sınırlamak, milletin gücünü sınırlamaktan çok daha zordur. Toplumlara en büyük zararı, ayrıcalıklı, dokunulmazlık kazanan kamu kesimleri verir. Dünyanın her yerinde yönetim sorunları, dayatmayla değil, demokrasiyle çözülür. Hastalanan bütün demokrasilerin tedavisi, her zaman daha çok demokrasiyle yapılmıştır. Daha çok demokrasi, daha az demokrasiden çok daha iyidir. Ayrıcalıklı kesimlerin gücü, demokrasiyle sınırlandırılır. Demokrasinin ilacı demokrasidir. Nazif Gürdoğan, Yeni Şafak

17 Haziran 2015, 14:18

HALİM ÖZDEMİR ÖNCÜLÜĞÜNDE AKTİF ISI SU KULLANIMINA YENİ BOYUTLAR KAZANDIRIYOR

===================================== Su hayattır.Hiç bir canlı susuz yaşayamaz.Kayalar ne kadar sert olurlarsa olsunlar,deniz dalgalarına karşı direnemezler.Sular güçsüzlüğün güçten daha iyi olabileceğini,yumuşaklığın çoğu zaman sertlikten çok daha güzel olduğunu gösterirler.Suyun değerini bilmeyenler insanın değerini hiç bir zaman anlayamazlar.İnsan deniz kenarında da olsa suyu özenle ve dikkatle değerlendirmesini öğrenmelidir.Petrolsuz yaşanır susuz yaşanmaz.

17 Haziran 2015, 14:46

YENİ FATİHLER GİRİŞİMCİLERDİR

========================== Girişmciler kare dünyanın simyacılarıdır.Girişmcilerin elinde rüyalar gerçeğe dönüşür.Her girişimci bir rüya avcısıdır.Bir girişimci gerçekleşmeyecek rüyayı görmez. "AR HOLDİNG"Yönetim Kurulu Başkanı Prof.Dr.@[591123743:2048:Atila Artam] OTİM'de başlattığı "CUMA SOHBETLERİ" bir erdemliler hareketi başlatan örnek bir sosyal girişmcidir.

17 Haziran 2015, 21:34

SANAYİ ÜNİVERSİTEYLE ÜNİVERSİTE TOPLUMLA BÜTÜNLEŞMELİDİR. DÜNÜN YÖNTEMLERİYLE BUGÜNÜN SORUNLARI ÇÖZÜLEMEZ.NASIL BUDANMAYAN AĞAÇLAR MEYVA VERMEZLERSE SAFRALARINI ATMAYAN

KURUM VE KURULUŞLAR DA VERİMLİLİKLERİNİ ARTIRAMAZLAR.

19 Haziran 2015, 10:08

İslam Dünyası Batı Dünyasından yardım istemiyor

İslam Dünyası Batı Dünyasından yardım istemiyor. Orta Doğu'dan uzak durmasını istiyor.Yeni bir Oruç Ayının İslam Dünyasının kendine dönme ayı olmasını dileyelim.Ülkelerde derin bir yaradır üretimsizlik.

19 Haziran 2015, 10:20

Şair,ressam,yazar Recep Garip ile "GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE"söyleşisi

Şair,ressam,yazar Recep Garip ile "GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE"söyleşisi. İslam Dünyası aklı hem başında hem gönlünde olan liderler bekliyor.Akan kan ve gözyaşını durduracak Yeni Yunuslara,Yeni Mevlanalara,Yeni Hacı Bayramlara,Yeni Hacıbektaşlara,Yeni Sarı Saltuklara,Yeni Akşemseddinlere ihtiyaç var.Bu Üniversite,Cumhuriyet döneminde gelmiş bir Osmanlı Sultanı gibi davranan Özal'ı yetştiren Üniversitedir.Benim en çok sevilen ve en çok sevdiğim kitaplarımın başında gelir.Amerika'dan bütün dünyaya bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan gösteriş ve tüketim kültürünü dönüştürmede İslam dünyasının,aslında bütün dünyanın çok iyi bildiği bir yol haritası verir.

21 Haziran 2015, 15:00

BÜYÜK DÜŞÜNÜR Prof:Dr.SEYYİD HÜSEYİN NASR

============================================ Prof.Dr.Seyyid Hüseyin Nasr İslam Dünya'nın Amerika'daki en gayretli,en verimli,en etkili kültür elçilerinin başında gelir. İnsan Yayınevinin Kurucusu,Galatasaray'da bir üniversite gibi etkili bir kitap ve kültür evi açan İLHAN AKINCI'nın öncülüğünde bütün kitapları Türkçe'ye kazandırıldı ve ilk defa Türkiye'ye davet edildi.Türkiye'yi ikinci vatanı bilen dünyanın yaşayan on büyük düşünüründen biridir.Ben MAVERA dergisinde bir yazıyla Türkiye'ye tanıttım.Bütün kitapları okunmalıdır.Seküler Çağ'da Kutsal Çağ'ın sözcüsüdür.

21 Haziran 2015, 16:09

Seküler dünyanının misyonerleri ne yaparlarsa yapsınlar

Seküler dünyanının misyonerleri ne yaparlarsa yapsınlar Kutsal kültürün ışığını hiç bir zaman söndüremezler. Anadolu'da denildiği gibi:"Güneş balçıkla sıvanmaz." SEYYİD HÜSEYİN NASR Kutsal kültürün bütün dünyada tanınan yorulma bilmez savaşçısı ve bilgesidir. Kutsal'ın güneşi asla batmaz Tarihe geniş bir açıdan bakıldığında, Kutsal'ın güneşinin hiç batmadığı görülür. O bir coğrafyada batarsa, başka bir coğrafyada doğar. Çünkü Sezai Karakoç'un dediği gibi: "Allah'ın ışığı sönmez, Allah'ın medeniyeti batmaz. O ışığı söndürmeye, o medeniyeti batırmaya kimsenin gücü yetmez." New York'a "11 Eylül 2001"de yapılan saldırıdan sonra Kutsal'ın yıldızının hem Amerika ve Avrupa'da, hem Asya ve Afrika'da yeniden yükseleceği gözleniyor. Özellikle Batı'da İslam'ın entellektüel hazinelerine olan ilgi katlanarak artıyor. Çünkü İslam İbrahimi geleneğin sonunda yer almakla birlikte, aslında en başta olandır. İslam'ı anlamadan Hristiyanlık ve Musevilik özüne uygun bir biçimde kavranılamaz. Yirmi yılı aşkın bir süredir önde gelen Amerikan üniversitelerinde hocalık yapan Prof. Dr. Seyid Hüseyin Nasr geçen hafta sonu Yazarlar Birliği'nin İstanbul Şubesi'nde "dünyadaki gelişmeleri" değerlendiren bir konuşma yaptı. Türk aydın çevreleri Nasr'ı çok yakından tanır. Onun Türkçe'ye ilk olarak "İnsan ve Tabiat" isimli kitabı, Nabi Avcı tarafından çevrilmişti. Ben onun kitaplarıyla ilk defa 1970'de Londra'da, kendisiyle de 1993'de Washington'da karşılaştım. O günden bugüne neredeyse kitaplarının hepsi Türkçe'ye çevrildi. O Batı dünyasına Guénon, Schuon, Burckhardt ve Lings gibi "Batılı Müslümanlar"la birlikte İslam ve İbrahimi geleneği anlatanların başında gelir. Onların Batı'nın özellikle tasavvufa ilgi duyan entellektüel dünyasında önemli bir yerleri vardır. Nasr konuşmasında çok çarpıcı bir anekdot anlattı. Amerika'nın önemli televizyon kanallarından birinde önde gelen bir Katolik düşünür farklı açılardan Peygamber'leri ele alan bir dizi program hazırlamış. Nasr da programın Hz. İbrahim ile Hz. Yusuf'un tartışıldığı kısmına katılmış. Nasr'a iki saat süren programın sonunda, kırk ya da elli kişilik çekim ekibinden beyaz saçlı bir kişi gelmiş. "Ben bir Yahudiyim, bizim peygamberimizi, bizimkilerden daha saygılı, daha güzel ve daha doğru anlattınız" demiş. Nasr bir Hadis'ten hareketle "Son yıllarda Hristiyanlık'la birlikte Musevilik te aslını İslam'da bulacak ve Müslümanlar tarafından korunacak" dedi. İslam ilk Peygamber'le son Peygamber arasında gelen bütün Peygamber'lerin geleneğini kuşatır. Kutsal'ın ışığı Hz. Adem'le yanar, Hz. Peygamber'le de zenit noktasına ulaşır. Hristiyanlık artık geiçmişte olduğu gibi, İslam'ın karşıtı ya da düşmanı değil, aynı ortak geçmişe sahip İbrahimi geleneğin ana halkasından biridir. Aynı değerlendirme başka bir kitaplı din olan Musevilik için de geçerlidir. Hristiyan ve Musevi'lerin kendi dinlerinin özüne dönmeye çalışmaları, bir yanıyla İslam'la olan ortak miraslarını anlamaya ve kavramaya gayret etmeleri demektir. İslam dünyasıyla birlikte bütün dünyayı tehdit eden kültür kitaplı dinler değil, Kutsal'dan arındırılmış seküler, metafizik hiçbir iz taşımayan ateist kültürlerdir. Batı dünyası görünmeyen dünyayı yok sayarak, bütün gücüyle görünen dünya üzerinde yoğunlaştı. Kutsal değerlerden arındırılarak büyütülen bilim ve teknoloji cinnet getiren insanın elinde iki dünyayı birden tehdit eder hale geldi. Uçaklar DTM'ni yerle bir etti. Bir nükleer bomba bütün Manhattan'ı Hiroşima'ya çevirebilir. "Öldürmeyeceksin" diyen seküler değil, İbrahimi gelenektir.

21 Haziran 2015, 16:16

Bütün Amerika'dan bir bulaşıcı hastalık gibi yayılan

Bütün Amerika'dan bir bulaşıcı hastalık gibi yayılan yabancılaşmanın üstesinden yalnızca gelenek gelir. Kutsal değerler inanmak,gelenek uygulamak için vardır. SEYYİD HÜSEYİN NASR,İMAN,İSLAM,İHSAN'dan oluşan geleneğin Amerika'daki en gür,en güçlü sesidir.

21 Haziran 2015, 16:41

Kutsal Gelenek İlk Peygamberle başlar Son Peygamberle

Kutsal Gelenek İlk Peygamberle başlar Son Peygamberle tamamlanır.Bütün Peygamberlere,bütün kutsal kitaplara saygı ve sevgi gösterilir.Ademoğullarının gövdesini İbrahim milleti oluşturur.Kutsal kültürün başkenti MEKKE,Seküler kültürün başkenti de ATİNA'dır.Kutsal dünyanın odak noktasında KABE,seküler dünyaın odak noktasında AKRAPOL vardır. MARTIN LINGS,FRITCHOF SHOUN,TITUS BURCKHARDT SEYYİD HÜSEYİN NASR kutsal kültürün KUR'AN'ın ışığında yorulma bilmez savunucularıdır.Hepsinin her birer şaheser olan kitapları,bütün dünyada büyük ilgi görmektedir. RENE GUENON onların öncülerindendir.Hepsinin kitapları MAVERA yazarlarının ve öncülüğümde Türkçe'ye çevrildi. =========================================== Dinlerin kutsal birliği =============== Dinlerin özünde Allah'ın varlığı ve birliği vardır. Allah bir, peygamber binlercedir. İnananlar gibi, inanmayanlar da bir millettir. Her ikisi de büyük insanlık dairesi içinde yer alır. İnananlar peygamberlerin ümmetlerinden oluşur. Her peygamberin bir ümmeti vardır. Ancak kendilerine kitap verilen peygamberler sayılıdır. Tevrat Hz. Musa'ya, İncil Hz. İsa'ya, Kur'an da Hz. Muhammed'e vahyedilmiştir. Ademoğulları'ndan inananların omurgasını "İbrahim milleti" oluşturur. Tevrat İsrailoğulları'nı, İncil Hz. İsa'yı ve Kur'an da bütün insanlığı anlatır. Hz. İsa'nın genç yaşta çarmıha gerildiğine inanıldı. Hz. Musa vaadedilmiş topraklara ulaşamadı. Hz. Muhammed ise, tebliğ görevini eksiksiz tamamladı. Yahudilik ve Hristiyanlık'ın bozulmamış hali olan İslam'la İbrahimî gelenek bütünlük ve süreklilik kazandı. Yirmibirinci yüzyılda Batı ve İslam dünyası büyük ve köklü dönüşümün arifesinde, aynı geleceği paylaşacak. Dünyada İbrahimî gelenek yaşanır olmaktan çıkar ve canlılığını yitirirse, geriye Eski Yunan'ın mitoloji öykülerinden başka birşey kalmaz. Avrupa'nın Aydınlanma kültürüyle perçinlediği Komünizm ve Faşizm geçen yüzyılda bütün dünyayı ateşe vermişti. Şimdi de Amerika Ortadoğu'da yeni bir Faşizm'in öncüsü oluyor. Dr. Hüseyin Yılmaz İnsan Yayınları arasından çıkan "Ezeli Hikmet ve Dinler" isimli çalışmasında Doğu ve Batı'da Kutsal geleneği savunan aydınların görüşlerini tek tek ele alarak incelemiş. İbrahimi gelenek Ademoğulları'nın yitirdiği Cennet'i, yeniden bulmada vazgeçilmez bir yol haritasıdır. Vahyin ışığı olmadan, ölümlü dünyada ölümsüz dünyanın kapılarını aralamak mümkün değildir. Kutsal gelenekte Sezai Karakoç'un vurguladığı gibi: "İnsanın ufku mümindir. Müminin ufku peygamber. Peygamberin ufku da, mutlak gerçeklerin habercisi, her peygamberi şahsiyetinin katlarında bir yaprak gibi bulunduran son peygamber"dir. Aşkın kültür, dünyayı Cennet'e çevirmede, insanın kendisini bütün insanlığa yol gösterici olarak gönderilen peygamberlerde aramasını ister. Onların yaktığı kutlu meşale Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar sönmeden büyüye büyüye, güçlene güçlene gelmiştir. Ben Kutsal geleneğin yorulma bilmez öncüleri Seyid Hüseyin Nasr, Martin Lings, Réné Guénon, Frithjof Schoun ve Titus Burckhardt'ın kitaplarıyla ilk defa yetmişli yılların başında Londra'da karşılaşmıştım. Mavera'nın 1978 yılı Haziran sayısında "Bir konuşma ve çağrıştırdıkları" başlıklı yazımda, çevrilmesi dileğiyle sözkonusu yazarların kitaplarının da bir listesini vermiştim. İnsan Yayınevi'nin sahibi İlhan Akıncı Kutsal geleneğin güçlü temsilcilerinin, özellikle Nasr'ın kitaplarının Türkçe'de yayınlanmasına öncülük etti. Nasr'ı ilk defa Türkiye'ye o davet etti. Akıncı'nın gayretiyle Nasr Türkiye'de en çok sevilen Müslüman aydınlardan biri oldu ve kitaplarının tamamına yakını çevrildi. Kutsal geleneğin tarihi sürekli ve bir bütündür. Yılmaz'ın vurguladığı gibi, "Din" ve "Gelenek" birbirinden ayrılmayacak bir biçimde içiçe ve inancın özüdür. Dünyanın geleceği "İbrahim Milleti"nin Allah'a ve öte dünyaya inanmaya, peygamberler arasında ayrım gözetmemeye, geleneksel etik ve hukuk ilkelerine uyma çağrısına bağlıdır. Ezeli Hikmet'in kaynağı Atina değil, Kudüs'tür.

22 Haziran 2015, 16:51

ÖĞRETİM BİLGİ KAZANMAK,EĞİTİM BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜRMEKTİR.EĞİTİM VE ÖĞRETİMLE ÖĞRENCİNİN GÖNLÜNDE YATAN

ASLANLAR UYANDIRILIR.EĞİTİM HAKKI EN ÖNEMLİ İNSAN HAKKIDIR.EĞİTİM GETİRİSİ EN YÜKSEK OLAN YATIRIMDIR.

23 Haziran 2015, 04:15

EĞİTİM İNSANIN GÖNLÜNDE YATAN ASLANLARI UYANDIRARAK HAREKETE GEÇİRMEKTİR. ERGENEKON'DAN ÇIKIŞTA OLDUĞU GİBİ

YA BİR ÇIKIŞ YOLU BULMAK YA DA BİR ÇIKIŞ YOLU AÇMAKTIR.EĞİTİMİN AMACI ÖĞRETMEK DEĞİL ÖĞRENMESİNİ ÖĞRENMEKTİR:

23 Haziran 2015, 18:42

Siyaset ortak akıldan yararlanma ve sorun çözme sanatıdır

Siyaset ortak akıldan yararlanma ve sorun çözme sanatıdır. Ticarette ortaklık yapmasını bilmeyenler,siyasette ortaklık yapamazlar.Ticaretin çırağı olmayanlar siyasetin ustası olamazlar.Kimse çıraklığını yapmadığı işin ustalığına soyunmasın.

23 Haziran 2015, 22:52

ORUÇ AYI YARDIMLAŞMA;DAYANIŞMA;PAYLAŞMA AYIDIR. ORUÇ AYI YALINLIK AYIDIR,VARLIĞA SEVİNİLMEZ,YOKLUĞA YERİNİLMEZ.BİR LOKMA BİR HIRKA TÜKETİLİR,BİN LOKMA

ÜRETİLİR,BİN HIRKA ÜRETİLİR.ORUÇ VEREN ELLER AYIDIR.

24 Haziran 2015, 23:33

DEĞERLİ YAZAR VE GAZETECİ OĞUZ ÇETİNOĞLU'NDAN ÖZAL VE ERBAKAN'I ANADOLU İNSANINA KAZANDIRAN "GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE"NİN ZENGİN DÜŞÜNCE VE

EYLEM DÜNYASI.DÜŞÜNCENİN MÜRİDİ OLANLAR ÖZAL VE ERBAKAN GİBİ EYLEMİN MÜRŞİDİ OLURLAR. GÖNLÜNE VE KALEMİNE BEREKET SEVGİLİ ÇETİNOĞLU.

25 Haziran 2015, 22:44

EDEBİYATI İMAN İÇİN BİLEN "EKİN GİBİ BİÇİLDİM ÖLDÜM AMA DİRİLDİM"DİYENLERİN SERÜVENİ

====================================== NAZİF GÜRDOĞAN İLE BİR SÖYLEŞİ Akademisyen ve yazar Ersin Nazif Gürdoğan, Yedi Güzel Adam içerisinde anılan, 1945 yılında başladığı koşusuna dur durak bilmeden devam eden değerli büyüklerimizden bir tanesi. gazetede haftalık yazılarına devam eden Gürdoğan’ın “Teknolojinin Ötesi”, “Kültür ve Sanayileşme”, “Görünmeyen Üniversite”, “Kirlenmenin Boyutları”, “Hicaz’dan Endülüs’e”, “Zaman’ı Aşan Şehirler” ve “Günler Akarken” gibi birçok kıymetli kitabı bulunmakta. Ersin Nazif Gürdoğan hocamızla Yedi Güzel Adam ve Fethi Gemuhluoğlu gibi isimler ile ilgili kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Şiir, Allah’ı aramaktır. ================ Hep şairlerle bir hayat sürdünüz. Şiir size ne ifade ediyor? ========================================== Necip Fazıl’ın dediği gibi şiir, Allah’ı aramaktır. Mutlak gerçeği aramaktır. Necip Fazıl, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Sezai Karakoç ve onları izleyen Mavera’nın şairleri Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören… Onlar hepsi şiiri iman için bilmişlerdir. Şiir, güzellikleri büyütmenin, iyilikleri büyütmenin, doğrulukları büyütmenin ana araçlarından biridir. Mavera dergisinin çıkış bildirisinde vurgulandığı gibi; bizim kültürümüzde edebiyat, şiir, sanat; sanat için, toplum için, birey için değil, sanat, insan için vardır. Allah için vardır. Güzellikleri büyütmek için vardır. Hayatı cennete dönüştürmek için vardır. Dünyayı cennete dönüştüremeyenler, öbür dünyadaki cennete ulaşamazlar. Edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmaz “Yedi Güzel Adam” için neler dersiniz? ============================= Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu’nun şiir kitabının adı biliyorsunuz. Nasıl başlıyordu; “Yedi adam biri bir gün bir kan gördü / gereğini belledi.” Hayatı yaşanır kılmak için, hayatın şiirini yakalamak gerekir. Yedi Güzel Adam, hayatın şiirini yakalamaya çalışan yedi güzel edebiyatçı idi. Gerçekten onlar ömürlerini şiire, hikâyeye, denemeye, edebiyata adadılar. Çünkü edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmaz. Edebiyatlar, medeniyetlerin şarkılarıdır diyebiliriz. Ahmet Haşim’e benzeterek; Ahmet Haşim “şiir, kelimelerin şarkısıdır, türküsüdür” diyordu. Benzer bir şekilde biz de edebiyatlar medeniyetlerin şarkılarıdır diyebiliriz. “Edebiyat, hayat; hayat, edebiyattır” dersek çok abartmış olmayız.Edebiyat deyince de bütün dünyada herkesin aklına hayatı şiirleştiren kutsal kitaplar gelir. Alfred North Whitehead bir felsefeci. O diyordu ki, bütün batı düşüncesi Eflatun’a düşülmüş bir dipnottur. Biz de diyebiliriz ki, bütün insanlığın birikimi kutsal kitaplara düşülmüş bir dipnottur. Bütün insanlığın hedefi, kutsal kitapların şiirini yakalamaktır. Hayatın şiirini, kutsal kitapların şiirini yakalayanlar kurtulurlar. Bu bağlamda hayatın şiirini yakalamak, hayatın şiirini yazmak önemlidir. Yedi Güzel Adam, hayatın şiirini yazan insanlardır. Peki, Fethi Gemuhluoğlu? =================== Fethi Gemuhluoğlu, bir kuşak üzerinde, bir nesil üzerinde çok etkili olmuştur. Bir Allah dostudur. O, bütün sohbetlerinde “şiire, edebiyata, tabiata, ağaçlara dost olamayan insana dost olamaz” derdi. Dost zengini bir insandır. Bütün dostluklarını Allah için yaşamıştır. Önemli olan dost olabilmek, Allah için insanları sevmek, Allah için insanlara ışık tutmak önemlidir. Fethi Gemuhluoğlu da bütün bir kuşağa ışık tutmuş bir Anadolu bilgesi, bir Osmanlı insanı, bir Anadolu ermişidir. Gençler yirmi dört saatte yirmi beş saat çalışmalılar! ====================================== Efendim, gençlere en çok neyi tavsiye edersiniz? =================================== Fethi Bey, “oku emri var, yaz emri yok” derdi. O yüzden ömrünün son yıllarında söz ve yazı orucu tutmuştu. Biz de gençlere diyelim, gençler için hem oku emri var hem yaz emri var. Okumadan yazılmaz. Bir cümle yazmak için kırk cümle okumak gerekir. Bir sayfa yazmak için kırk sayfa okumak gerekir. Gençler için günümüzde hem oku emri vardır hem yaz emri vardır. Bunun için de gençler, birkaç dili birden bilmek zorundalar. Bir kere bütün inananların anadili olan Arapça, dünyanın dili olan İngilizce, sanatın dili olan Farsça, hayatın dili olan Türkçe bütün incelikleriyle öğrenilmelidir. Geçmişte bir Osmanlı aydını üç dili çok rahat konuşacak konumdaydı. Arapça, bilimin diliydi. Farsça, sanatın diliydi. Türkçe, devletin diliydi. Şimdi de bu üç dile ilave olarak İngilizceyi ve diğer Batı dillerini de bilmek gerekir. İnsanların kelime dünyası ne kadar zenginse düşünce dünyaları da o kadar zengin olur. Gençler bu bağlamda Fethi Bey’in deyimiyle söylersek yirmi dört saatte ======================================================== yirmi beş saat çalışmalıdırlar. ===================== 1970li yıllarda bize bir mektup yazmıştı, o mektupta diyordu ki; ‘sizler yirmi dört saatte yirmi beş saat çalışmak zorundasınız’. Hz. Ali’nin bir sözünü bize ve bütün gençlere vasiyet olarak bırakmıştı; “dünya beni haramından men etti, ben onun helallerinden de geçtim.” Bu gerçekten dünyayı dönüştürmek için önemli bir ilke. Gençler de yeri geldiği zaman dünyanın sadece haramlarından değil, helallerinden de geçebilmelidirler. O zaman gençler dünyanın peşinden değil, dünya gençlerin peşinden gelir. Dünyayı dönüştürmenin yolu, dünyayı değiştirmenin yolu dünyanın peşinden koşmak değil, dünyayı peşinden koşturmaktır. Dünyayı peşinden koşturmanın yolu da dünyadan vazgeçmesini bilebilmektir. Dünyadan vazgeçmesini bilenler, dünyayı hallaç pamuğu gibi atarlar. Karamsarlık yok mu demek istiyorsunuz? ============================== Kesinlikle.Anadolu İnsanının kültüründe kötümserliğe,karamsarlığa,ümitsizliğe kesinlikle yer yoktur.Sezai Karakoç'un bir dizesinde vurguladığı gibi:"Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız." Necip Fazıl "ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP"şiirinde Anadolu İnsanının hiç bir zaman karamsarlığa düşmemesi gerektiğini çok çarpıcı biçimde dile getirir: "Mehmed'im,sevinin,başlar yüksekte! Ölsek de sevinin,eve dönsek de! Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! Yarın elbet bizim,elbet bizimdir! Gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir." Allah'ın gücünün üzerinde güç yoktur.Allah sevdiği insanların düşünen aklı, seven gönlü,tuzakları ve tuzak kuranları gören gözü olur.Allah'ın yardım ettiği insanları hiç bir güç durduramaz. Anadolu İnsanının kültüründe sürekli vurgulandığı gibi:"Allah'ın sevgisini kazananlar hiç bir şeyden mahrum olmazlar.Allah'ın sevgisini kazanamayanlar hiç bir şeye sahip olmazlar". Hocam teşekkür ederiz. ================= Konuşmaktan yorulmam,büyük mutluluk duydum. Yavuz Selim Güneş

27 Haziran 2015, 11:33

BİZ ÖĞRETMENLERE ÖĞRETMEYE GELMEDİK. BİZ ÖĞRETMENLERDEN ÖĞRENMEYE GELDİK. ÖĞRENMENİN ÇIRAĞI OLMAYAN ÖĞRETMENİN

USTASI OLAMAZ.ÖĞRETMEN ÖĞRETİRKEN ÖĞRENİR. ÖĞRENCİ ÇIRAK ÖĞRETMEN ÖĞRETMEN USTA ÖĞRENCİDİR.

27 Haziran 2015, 12:24

Orta Doğu'da "her savaş cihad,her cihad da savaş değildir."

Orta Doğu'da "her savaş cihad,her cihad da savaş değildir." Her terör eyleminden bütün insanlık sorumludur.Terör dayatmacı yönetimlerle değil,demokratik yönetimlerle önlenir.Demokrasi silahların değil,seçmenlerin söz sahibi oldukları yönetimdir. Ortak akıl doğru olanı bulmakta zorlanmaz.

28 Haziran 2015, 13:16

"KIRIM KAZAN HEDER OLDU. TUNA KAFKAS BETER OLDU TÜRKİSTAN'DA NELER OLDU

İŞİTMEDİ KULAĞIMIZ."DİYOR ZİYA GÖKALP BİR ŞİİRİNDE. KIRIM CENGİZ DAĞCI'DIR CENGİZ DAĞCI KIRIM'DIR. TÜRK DÜNYASINA KULAK VERELİM.

29 Haziran 2015, 02:34

TÜRK DÜNYASININ İKİ BÜYÜK CENGİZ'İ VAR: CENGİZ DAĞCI VE CENGİZ AYTMATOV.BİRİ KIRIM'I, BİRİ DE KIRGIZİSTAN'I ANLATIR.DAĞCI

"KORKUNÇ YILLAR"I,AYTMATOV "GÜN UZAR YÜZYIL OLUR" ROMANIYLA BİLİNİR VE SEVİLİR.

30 Haziran 2015, 10:05

ÖĞRENMESİNİ ÖĞRENEN ÖĞRENCİLERE YALNIZCA TÜRKİYE'DEN DEĞİL,DÜNYANIN HER ÜLKESİNDEN KURUM VE KURULUŞ BURS VERMEK İÇİN DÖRT GÖZLE BEKLİYORLAR.BURS ARAYANLARA DUYURULUR.BURS ARAMAKLA BULUNUR.ARAMAYAN BULAMAZ

BULAN ARAYANDIR.HANGİ BURS ARANIYORSA O BURS BULUNUR.