Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ağustos 2016

32 yazı

2 Ağustos 2016, 11:21

İSTANBUL BİRİNCİ VE İKİNCİ ROMA'NIN YERİNİ ALMIŞTIR.NEW YORK ÇAĞDAŞ HASAN SABBAH'LAR DESTEKLESE DE

ÜÇÜNCÜ ROMA OLMAYACAKTIR.KAZAN MOSKOVA'DAN RÖVANŞINI MUTLAKA ALACAKTIR.İSTANBUL KAZAN KAZAN KONYA'DIR.

2 Ağustos 2016, 16:51

MALTEPE ÜNİVERSİTESİ'NİN "İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ"NİN ADI:YENİLENME AMACIYLA "İŞLETME VE YÖNETİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ" OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞTİR

================================================== LOJİSTİK EN AZ HAREKETLE EN ÇOK TAŞIMA YAPMAKTIR. YÖNETİM BİLİMLERİNİN ODAK NOKTASINDA YER ALIR. LOJİSTİK BÖLÜMÜ ÜNİVERSİTE VE SANAYİ ARASINDAKİ DUVARLARI KALDIRAN MASANIN İKİ YANINI BİLEN HOCALARIN DERS VERDİĞİ BÖLÜMÜMÜZDÜR.

4 Ağustos 2016, 11:53

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KIRIM KAZAN HEDER OLMAYACAK BALKANLAR DA BETER OLMAYACAK. TÜRKİYE'NİN VİYANA'DA 1683'DE DURAN YÜRÜYÜŞÜ

ORDUSUN YENİDEN YAPILANDIRAN TÜRKİYE İLE DURDUĞU YERDEN TEKRAR BAŞLAYACAKTIR. YENİ DÜNYANIN FATİHLERİ GİRİŞİMCİLERDİR.

4 Ağustos 2016, 12:43

AMERİKA'NIN " T.E. LAWRANCE"I, PENSİLVANYA'NIN "HASAN SABBAH'ININ ELİNDE MİLYONLARCA İNSANIN HAYATI KARARTILDI.BİR KUŞAK YİTİRİLDİ.ÇOCUĞUN VE

İNSANIN DEĞERİNİ BİLMESİ MÜMKÜN OLMAYAN BİR EBTER MECZUP TÜRK VE İSLAM DÜNYASINA TARİH İÇİNDEKİ EN BÜYÜK ZARARI VERDİ, YÜZBİNLERCE AİLENİN HAYATINIZI ZEHİR ETTİ.YÜZLERCE MASUM İNSANI ÖLDÜREREK BÜTÜN İNSANLIĞI YÜZBİNLERCE DEFA ÖLDÜRDÜ.GELECEK KUŞAKLAR ANADOLU'NUN EN BÜYÜK KATİLİ OLARAK O EBTERİ GÖRECEKTİR.

4 Ağustos 2016, 14:47

ABDÜLHAMİT ÖZAL ERDOĞAN BİR SULTAN İKİ CUMHURBAŞKANI

======================================================= Şeyh Şamil görünümlü, Yunus gönüllü, Mavera Dergisi’nin kurucularından Erdem Bayazıt, Sekizinci Cumhurbaşkanı Özal’ı Sultan Abdülhamit’e benzetirdi. Abdülhamit “Hicaz Demiryolu” projesiyle, İstanbul üzerinden, Balkanları Ortadoğu’ya, Ortadoğu’yu Balkanlara bağlayarak,Osmanlı Devleti’nin Asya ve Avrupa’daki varlığını güvence altına almaya çalıştı.

*

Özal “Doğal Gaz Petrol Hatları” ve “Barış Suyu” projeleriyle,Baltık Denizi’den Pasifik Okyonusu’na kadar uzanan Rusya Federasyonu içindeki Kuzey Türklerini,”Üç Kıta ve İki Deniz”in odak noktası Anadolu’ya bağlayarak, Rusya ve Türkiye arasındaki tarihsel düşmanlığı, ekonomik dostluğa dönüştürdü. İki ülke arasındaki ekonomik bağlar barışın en büyük koruyucusu oldu.

*

Onikinci Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın en büyük hava alanlarından biri olan “Üçüncü Hava Alanı”ile “Yavuz Boğaz Köprüsü” ve “Kanal İstanbul” projeleriyle, ekonomik, siyasal ve kültürel yapısıyla, Türkiye’yi, ülkeler arasındaki uzaklık ve yakınlık farkının ortadan kalktığı, küresel dünyayla bütünleştirmenin altyapısını hazırlıyor. Erdoğan, bütün dünya karşısında olsa da, projelerin Ortadoğu ülkeleri için taşıdığı hayati önemin farkında, projelerin tamamlanması için, bütün gücünü ortaya koydu.

*

Samuel Huntington’un “Dünyada devletler değil, medeniyetler savaşıyor.Bir tarafta Batı medeniyeti ,diğer tarafta da geri kalanlar var” tezi , cinnet geçiren “ Çağdaş Hasan Sabbah”ın arkasında bütün güçlerile saf tutan, Amerika ve Avrupa’sıyla bir kere daha doğrulandı. William Blum’un kitabında ayrıntılı olarak anlattığı gibi,”Amerikan Emperyalizminin En Ölümcül Silahı: Demokrasi Yalanı”dır.Dünyada demokrasinin en büyük düşmanı,yalnızca kendilerine demokrat olan, Amerika ve Avrupa’dır .Türkiye’de son darbe kalkışmasında olduğu gibi,dünyada bütün darbelerin arkasında Batılılar vardır.

*

Edebiyatı tarihe, tarihi edebiyata ustalıkla yansıtan Sezai Karakoç’un, Farabi’nin “Erdemli Devlet”nin Yirmibirinci yüzyıla taşınması olan, “Diriliş Neslinin Amentüsü” kitabında, Huntington’dan çok daha önce, insanlık tarihinde Habil ve Kabil’den bu yana devletlerden daha çok medeniyetlerin savaştığını ana çizgileriyle anlattı. Dünyada medeniyetlerin savaşı Kıyamet’e kadar hız kesmeden devam edecektir.İnsanlığın tarihi medeniyetlerin tarihidir.

*

Tarih medeniyetlerin geçmişlerine, edebiyat ise medeniyetlerin geleceklerine ayna tutar.Tarih geçmişte olanları, edebiyat ise gelecekte olacakları anlatır.Her kuşak tarihini yeniden yazdığı, yeniden yorumladığı gibi, edebiyatını da yeniden yazar, yeniden yorumlar. Bunun için , bütün dünyaya Osmanlı medeniyetini sevdiren, Bilge Osmanlı Tarihçisi Halil İnalcık’ın , sohbetlerinde sık sık tekrarladığı gibi,büyük edebiyatcıları okumadan, büyük tarihçi olunmadığı gibi, büyük tarihçileri okumadan da , büyük edebiyatcı olunmaz.

*

Türkiye’nin gelecekteki tarihini, edebiyatla medeniyeti altın oranda harmanlamasını bilen ,edebiyatsız medeniyet,medeniyetsiz edebiyat olmaz,diyenler yazacaktır.Edebiyatlar medeniyetlerin dinamiklerini en güzel , en büyük, en güçlü yansıtıcılarıdır.Geçmişin yüzyılların Türkleri , tarih yazan millet olmaktan daha çok tarih yapan millet oldular.Gelecek yüzyılların Türkleri ise, tarihi hem yapan, hem de yazan millet olacaktır.

*

“Türk toplumlarının tarihini yazmak için Türkolog olmak yetmez.Ele alınan çağa göre ,Çin,Arap ve İran tarihlerini de çok iyi bilmek gerekir” diyen Wilhelm Barthold Türkler,zaten Avrupadalar diye, Avrupa tarihini ve dillerini ekleme ihtiyacı duymamış.Ancak Türklerin Tarihi Ayrupalı tarihçiler tarafından Avrupalıların gözüyle değil,Ortadoğulular tarafından Ortadoğululuların gözüyle yazılmalıdır.Türkler Avrupalıları Doğu Avrupa’dan sildikleri için, Avrupalı tarihçilerin yazdıkları hep ön yargılı ve düşmanca olmuştur.

*

Mevlana’yı, Hacı Bayram’ı, Hacı Bektaş’ı sevmeyenler, ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal kurumlarıyla Osmanlı tarihine içinden bir bütünlük içinde ön yargısız bakmayanlar, ırkçılığın çekim alanının dışına çıkamayanlar, Türklerin tarihini hem anlayamazlar, hem de anlatamazlar.Tarihin derinliklerine inmek için , edebiyatın zenginliklerini bilmek gerekir. Edebiyat tarihe derinlik,tarih edebiyata zenginlik kazandırır.

*

Yirmibirinci yüzyılın tarihi, ordularla cephelerde yazılan bir tarih değil,aydınlarla, yöneticilerle, akademisyenlerle,girişimcilerle kurumlarda, kuruluşlarda, üniversitelerde, hastanelerde , işletmelerde yazılan bir tarih olacaktır. Medeniyetler savaşı geçmişte olduğu gibi, cephelerde yapılmayacaktır. Gelecekteki medeniyetler savaşı, kurumlarla, kuruluşlarla küresel pazarlarda olacaktır.Dünyada asker generallerin yerine sivil generaller geçmiştir.

*

Yarının tarihi, iki dünya savaşının bütün acılarını gören ve yaşayan Stefan Zweig’ın çarpıcı sözleriyle tekrarlanırsa:”Bir çavuşun emriyle yaratılan bir kahramanlık değil, fakat insanın içindeki inançtan kaynaklanan bir kahramanlık olacaktır. “ Yarının tarihini üniforma giyenler değil, forma giyenler yazacaktır.

*

Yarının tarihini silahla fetih peşinde olanlar daha çok düşünceyle fetih peşinde olanlar yapacaktır.

*

Düşünceleriyle dünyanın her yerinde olmayanlar dünyanın hiç bir yerinde olamazlar.

20 Ağustos 2016, 12:21

EDEBİYATI MEDENİYET İÇİN BİLEN HER EDEBİYATCI EDEBİYATIN YEDİ GÜZEL ADAMI'INDAN BİRİDİR. ONLAR HZ.ALİ GİBİ : HERKESE HELAL OLANI KENDİLERİNE

HARAM BİLİRLER. "DÜNYA BENİ HARAMINDAN MEN ETTİ BEN ONUN HELALİNDEN DE GEÇTİM" DERLER.

20 Ağustos 2016, 13:23

A.H.TANPINAR'IN DEDİĞİ GİBİ:"BİZİM ROMANIMIZ TÜRKÜLERİMİZDİR."HER TÜRKÜNÜN ARKA YÜZÜNE GİZLİ HÜZÜN DOLU ACI YÜKLÜ BİR ÖYKÜ VARDIR. PROF.DR. SEYİT HÜSEYİN NASR'IN DOKTORA

ÖĞRENCİSİ OLARAK KALIN SANATTA DA GELENEĞİ YAŞATIYOR.GELENEKTE HABİL İLE KABİL'İN SAVAŞI KIYAMET'E KADAR DEVAM EDECEKTİR.

20 Ağustos 2016, 13:36

ELHAMRA SARAYI'NDA ARSLANLI SALONU'UN DUVARLARI "HİCAZ'DAN ENDÜLÜS'E" KİTABIMDA ANLATTIĞIM GİBİ BAŞTAN SONA BU HATLA TEZYİN EDİLMİŞTİR.İSPANYOLLARIN

ENDÜLÜS'TE MÜSLÜMANLAR KADAR KALMAK İÇİN "167" YILA İHTİYAÇLARI VAR.KISA ZAMAN SONRA KATALONYA GİBİ ENDÜLÜS'TE BAĞIMSIZLIK REFERANDUMLARI YAPILIRSA KİMSE ŞAŞIRMASIN.

21 Ağustos 2016, 11:24

TÜRKLER ORDULARIYLA GEÇMİŞTE İKİ DEFA VİYANA'YA BEŞ DEFA VENEDİK'E GİTTİLER. BOZYEL GİBİ GİRİŞİMCİLERİYLE MİLANO'YA

GİTTİLER.YENİ GİRİŞİMCİLERİYLE PARİS'E BERLİN'E LONDRA'YA BRÜKSEL'E NEW YORK'A LOS ANGELAS'A SAN FRANSISCO'YA GİDECEKLER.

22 Ağustos 2016, 21:53

YENİLGİ YENİLGİ BÜYÜYEN BİR ZAFER VARDIR

======================================== Dünyanın her yerinde, ülkelerin yangın alanına dönüşmesini önlemede, en büyük sorumluluk aydınlara düşer. Aydınlar görevlerini yerine getirmezlerse, bir ülkedeki yangın, bütün ülkelere sıçrar. Julien Benda’nın, “Aydınların ihaneti” kitabında vurguladığı gibi, Avrupalı aydınların iki dünya savaşı arasında, Avrupa’da yükselen emperyal ve milliyetçi akımların yükselişini, engellemedeki başarısızlıkları, bütün Avrupa’yı kan gölüne çevirdi.

*

Avrupalı ve Asyalı ülkeler farkının, ortadan kalktığı kare dünyada, İslam dünyasının yangın alanına dönüşmesinden yalnızca Avrupalı ya da Asyalı aydınlar değil, kare dünyanın bütün aydınları sorumludur. Aydınlar kendi inançları ne olursa olsun, bütün toplumların inançlarına saygı göstermek zorundalar. İnanç haklarının olmadığı bir dünyada insan hakları olmaz. İnsan haklarının güvence altına alınması gerekir. En önemli insan hakkı inanç hakkıdır.

*

Batı dünyası, İslam dünyasındaki sorunların boyutları ne olursa olsun, seküler dayatmacılığı bir kenara bırakıp, “herkesin inancı kendine, kimse kimsenin inancını küçümseyemez”, demesini öğrenmelidir. Avrupa’da seküler kültürün yıldızının parlaması, kutsal kültürün ışığının söndüğü anlamına gelmez. Avrupa ve Amerika, İslam dünyasına silah zoruyla, seküler din ihracından vazgeçmezse, Bağdat, Sana, Şam ve Kabil’deki savaşı, Paris, Londra, Berlin ve New York’ta taşır.

*

“İslam Uygarlığının Buhranı” kitabında, “Son evrensel İslam Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun hazin parçalanışı, ardından Avrupa sömürge imparatorluklarının elli yıl içinde dağılması, İslamiyet’in siyaset alanın ulus devletlere dönüşme sürecini tatmamladı” diyen Bağdatlı aydın Prof. Dr. Ali A. Allawi, İslam’ın Orta Doğu’da toplumsal hayatın ana kaynağı olduğunu önemle vurgular. Ancak seküler dünyanın büyüsüne kapılan, İslam dünyasının dayatmacı yöneticileri ve batıcı aydınları, Batı dünyanın seküler güçleriyle el ele vererek, İslam dünyasını, büyük bir enkaza dönüştürdüler.

*

İslam dünyası hem içeriden hem dışarıdan gelen seküler saldırılardan, çok büyük, çok derin yaralar aldı. Sekülerleşme şoku, tarihe yabancılaşma, İslam’ı algılama ve uygulamada ortaya çıkan ayrılıklar, İslam dünyasında geçmişte görülmeyen bir parçalanmaya yol açtı. İslam dünyasının ilk terörist oluşumları, “Hariciler” ve “Haşhaşiler” dünyanın her yanında, yayılmacı işgal güçlerine direnmenin ilham kaynağı oldu. İslam dünyasında yenilenme yolu elbirliğiyle kapanınca, şiddet politika oldu.

*

İslam İspanya’dan bütünüyle, Doğu ve Kuzey Avrupa’dan kısmen çekildiği Batı dünyasına, beklenmedik bir biçimde geri döndü. Aslında İslam Avrupa’yı hiç bırakmadı. Avrupa İslam dünyasından ayrılmak zorunda kaldı.

*

Batı dünyasının karşısında, Filistin gibi, yakılmış, yıkılmış, ancak inancını ve direncini yitirmemiş bir İslam dünyası var.

*

Batı dünyası Müslüman ülkeleri Filistinlileştirerek Batı dünyasının güvenliğini sağlayamaz.

*

Amerika Orta Doğu’yu Filistinlileştirmeyi bırakıp, İsveçleştirmeye bakmalıdır.

*

Kare dünyada her ülkenin işgale direnme hakkı tartışılmaz.

*

İslam dünyasının her yanında onlarca İsviçre vardır.

*

İsviçre olmak kimsenin tekelinde değildir

22 Ağustos 2016, 22:47

İSLAM HRİSTİYANLIK YAHUDİLİK ENDÜLÜS'TE BULUŞACAK

=================================================== Avrupa’nın yirmibeş ülkesi arasında sınırların ortadan kaldırılarak, ortak para birimine geçilmesi, Endülüs ve Osmanlı döneminde olduğu gibi, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudileri, insanlığın yitirdiği bilgi ve hikmet hazinelerini yeniden bulmak için, birlikte çalışmaya zorluyor.

*

Nüfusu az ve ekonomik gücü büyük Avrupa ülkeleri, nüfusu çok ve ekonomik gücü zayıf Asya ülkeleriyle işbirliği yapmadan, varlıklarını koruyacak entellektüel zenginliğe ulaşamazlar.Paylaşmasını bilmeyenler paylaşmasını bilenler tarafından paylaşılırlar.

*

Yirmibirinci yüzyılda İslam ve Batı dünyası, Endülüs ve Osmanlı’da en güzel örnekleri verilen, üç büyük peygamberin izleyicilerinin gerçekleştirdiği, çokkültürlü ekonomik ve siyasal yapıyı bugüne taşıyarak, bütün dünyanın yararlanacağı bir model ortaya koymalıdır.

*

Endülüs’te geliştirilen bilgi ve hikmet hazineleri, Avrupa Rönesansı’nın en büyük ve en önemli kaynaklarından biri olmuştur. Avrupalılar tarihin en kapsamlı kaynak transferlerinden birini, Endülüs’ten yapmışlardır.

*

İslam medeniyetinin Avrupa topraklarında açan binbir renkli çiçeği Endülüs’ün “Avrupa Birliği”ne örnek olması gereken bin yıla yakın bir tarihi vardır.Endülüs Avrupa Rönesansı'nın ana kaynaklarından biridir. İbni Rüşd , Farabi , İbni Sina olmasaydı , bugünkü Avrupa olmazdı.

*

Salih bin Şerif’ten Sezai Karakoç’un Türkçeleştirdiği “Endülüs’e Ağıt”ı Endülüs tarihinin son sayfasıdır. Müslümanlar "Allah dışında galip yoktur " diyerek Endülüs'ten ayrıldılar. Endülüs Katalonya gibi, bir bağımsızlık referandumunun arifesindedir.

*

Mısır, Mezopotamya, Yunan, Roma, İslam ve Batı kültürleri, insanlığın bilgi ve hikmet birikiminin ana kaynağı, büyük peygamberlere verilen “Kutsal Kitaplar”dır. Sezai Karakoç’un “Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi” isimli üç ciltlik kitabında vurguladığı gibi: “Medeniyet temelde tektir.”

*

Tek medeniyetin amacı, çağlar içinden süzüle süzüle bugüne kadar gelen, bütün insanlığın ekonomik, siyasal ve kültürel birikimi, kutsal kitaplarda anlatılan “Yitik Cennet”i aramak ve bulmaktır.

*

Asya ile Avrupa arasında ilk insandan bugüne sürekli bilgi, hizmet ve ürün alışverişi olmuştur. Asya kutsal, Avrupa mitolojik kültürün vatanıdır. Kültürün metafizik boyutunu Asya, fizik boyutunu da Avrupa simgeler.

*

Asya ve Avrupa’nın olduğu kadar bütün dünyanın geleceği, normatif ile kutsal kültür arasında, birbirini dışlamadan, güçlü olduğu kadar da sağlıklı bir ortaklık kurulmasına bağlıdır. Bunun için de, yeniden Asya ile Avrupa’nın Endülüs’te elele vermesi gerekir.

*

Endülüs’te Hz. İbrahim ortak paydasında buluşan üç peygamberin bağlıları, normatif ve pozitif alanda, geçmişte eşi ve benzeri görülmedik düşünce ve eylem zenginliği ortaya koydular.

*

Dünyaya felsefe, bilim ve sanatta yol ve yön gösteren kutup yıldızları, kutsal kitaplardı. Endülüs insanlığın düşünce ve eylem birikiminin Avrupa’ya aktarılma merkezi oldu.

*

Dünyanın yaşanır kılınabilmesi için, yalnızca İspanya’da değil, bütün Asya ve Avrupa ülkelerinde yeni “Endülüs”ler oluşturulmalıdır.

*

Endülüs bir arada barış içinde yaşamanın tarihte verilmiş en güzel örneklerinden biridir.

25 Ağustos 2016, 12:34

YALOVA İSTANBUL İLE BURSA ARASINDA KÖPRÜDÜR. REKTÖR YILDIRIM'IN YÖNETİMİNDE YALOVA İSTANBUL VE BURSA'NIN İMKANLARINDAN YARARLANARAK BİR

DÜNYA ÜNİVERSİTESİ OLACAKTIR.BURSA TÜRKİYE'NİN DETROIT'İ İSE İSTANBUL DA NEW YORK'UDUR.YALOVA İSE TÜRKİYE'NİN TURİZM VE EĞİTİM KENTİ,BOSTON OLACAKTIR.

26 Ağustos 2016, 15:57

İSTANBUL ASYA'YI AVRUPA'YA , DOĞU'YU BATI'YA BAĞLAR. ANADOLU İNSANI STATİK KALE İNSANI DEĞİL,ANADOLU İNSANI DİNAMİK KÖPRÜ İNSANIDIR.BUNUN İÇİN ANADOLU'DA

"HAREKETİN OLDUĞU YERDE BEREKET VARDIR" DENİLİR. TÜRKLER ASYA'DAN AVRUPA'YA DOĞRU UZUN VE BÜYÜK BİR YOLCULUĞA ÇIKAN BİR KERVANA BENZERLER.EZAN OKUNAN YERİ VATAN BİLİRLER;EZAN OKUNMAYAN YERDE EZAN OKUMAYI GÖREV BİLİRLER.

26 Ağustos 2016, 16:10

Girişimci dediğin su satmasını ekmek almasını bilmeli

Girişimci dediğin su satmasını ekmek almasını bilmeli. Su satmasını ekmek almasını bilen girişimcinin eli tuttuğunu koparır , alan el değil veren el olur,yoksul düşmez. "BIRAKINIZ SATSINLAR BIRAKINIZ ALSINLAR."Derdi Adam Simith yaşasaydı.Türkiye'nin Geleceğini devletten balık isteyen Gülru'lar değil,balık tutmasını bilen Gülru'lar inşa edecektir.Onlar çekirdekteki meyvayı görür.

26 Ağustos 2016, 22:05

BİR İNSANI ÖLDÜREN BÜTÜN İNSANLIĞI ÖLDÜRÜR TERÖR TERÖRİSTLERDEN ÖNCE DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR

================================================ Terör İslam dünyasını da can evinden vuruyor. Müslüman ülkelerdeki ekonomik ve siyasal sorunların, kurşun atarak savaş alanlarında değil, oy atılan seçim sandıklarında çözülmesi, bütün dünya için hayati önem taşıyor.

*

Demokrasi ve ekonomisi gelişmemiş İslam dünyasıyla, demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş Batı dünyası arasında uyum ve dengenin sağlanmasında, moderatörlük görevi Türkiye"ye düşüyor.Türkiye hem Avrupa hem Asya ülkesidir.

*

Türkiye kültürel derinliği, ekonomik zenginliği ve demokratik yönetimiyle, Avrupa ile Asya arasında bir çevre ülke olmaktan daha çok, bir merkez ülkedir. Demokratik kültürü ve ekonomik yapısıyla Türkiye, Batı ile İslam dünyası arasındaki barışın en büyük ve en güçlü güvencesidir.

*

Türkiye"de terör olursa, hem İslam hem Batı dünyası, ekonomik ve siyasal krizlerden kurtulamaz. Dünyadaki bütün krizlerin kaynağı terördür. Suçsuz insanları hedef alan terör, ülkelerin birlikte savaşması gereken ortak düşmandır.

*

Dünyanın her yanında, dinine, ırkına ve yaşına bakmadan, herkesin güvenliğini tehdit ve kamu düzenini sarsan terörle savaşmak, bütün ülkelerin başta gelen görevidir. İnsan hayatına hiç önem vermeyen, kamu düzenini altüst eden terör, bütün dünyanın ana sorunudur.

*

Terör sorununu sözle çözmek, silahla çözmekten çok daha önemli ve çok daha etkilidir. Kamu düzeninin sağlanmasında, dönüştürücü sözün ustası, aklı hem başında, hem gönlünde olan aydınların, tartışılmaz bir sorumlulukları vardır.

*

Akıllarıyla düşünen, gönülleriyle konuşan aydınlar, kutup yıldızına benzerler. Nasıl kutup yıldızı, sürekli kuzeyi gösterirse, aydınlar da akıllarıyla kamunun, gönülleriyle de toplumun yanında yer alarak, sürekli doğru olan, yapılması gerekeni gösterirler.

*

Aydınlar çağlarından sorumludurlar. Aydınlar düşünce ve eylemleriyle, korku ve düşman üretmezler, insanlara ümit ve güven verirler, Terör eylemlerinin üstesinden gelmenin yol haritası aydınlardadır. Aydınlar uzakları görür, düşünülmeyeni düşünür.

*

Hayatın özünü edebiyatın sözüne dönüştüren aydınlar, bilgeliği akıldan akıla olduğu kadar gönülden gönüle de, bir meşale gibi bir kuşatan bir kuşağa taşırlar. İnsanların düşünce ve eylem dünyaları gönüllerinde gizlidir.

*

Dönüştürücü sözün ustası aydınlar, insanların gönlünde gizil olanları dillerinde açığa çıkarırlar. Hayat özün söze, sözün öze dönüşmesiyle anlamlı ve yaşanır kılınır. Aydınlar tutum ve davranışlarıyla, insanların özgürlükleri gibi, güvenliklerinin de önemli olduğunu sürekli vurgularlar.

*

Görevleri iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek olan aydınlar, birbirleriyle savunulmaz olanı savunmak için değil, savunulmayanı savunmak için yarışırlar. Ancak dünyanın hiçbir yerinde, aydın olmak demek, her yerde, her şeye karşı olmak demek değildir.

*

Çağından sorumlu her aydın, Aristo gibi "Platon"u severim, ancak gerçeği daha çok severim" demek zorundadır.

*

Dünyanın bütün aydınları, insanlık tarihinin her döneminde, "gerçek güzeldir, güzel gerçektir" demişlerdir.

*

Gerçeği arayan aydın, sürekli lav püskürten yanardağ gibi, sürekli düşünce üretir.

*

Gerçeğin ateşinden geçmeyen aydın aydın değildir.

*

Balık sudan, aydın toplumdan ayrı yaşayamaz.

*

İnsan silahla değil dönüştüren sözle değişir.

*

Değişen insan dünyayı değiştirir.

*

İnsan dünyanın özetidir.

26 Ağustos 2016, 23:02

TERÖRÜN ÜSTESİNDEN MESNEVİ İLE GELMEK

======================================== Ülkeler arasındaki uzaklık ve yakınlık farkının, önemini yitirdiği kare dünyada, ordularıyla Amerika'nın Irak'ı, Rusya'nın Suriye'yi işgale kalkışması, bütün Avrupa'yı Ortadoğulaştırdı. Kudüs'ün kalbine bir hançer gibi saplanan İsrail, bütün Ortadoğu'yu Filistinleştirmişti.

*

Şam ve Bağdat'ın ortasına bomba yüklü bir uçak gibi düşen Rusya ve Amerika da bütün dünyayı Filistinleştirdi. Dünya Filistin'e,kurumsal devlet terörüyle bireysel direniş terörünün, birbirini büyüttüğü, terör ülkesi anlamı yükledi, Filistin terörle özdeşleştirildi.

*

Terör Filistin'den Ortadoğu'ya, Ortadoğu'dan Avrupa'ya, Avrupa'dan bütün dünyaya, Camus'nün ve Veba romanında anlattığı, salgın hastalık gibi yayıldı. Amerika, Rusya ve İsrail'in Ortadoğu'da, işgal ettikleri ülkelerde, orantısız güce başvurmaları, direniş hareketlerine, terörden başka çıkış yolu bırakmadı.

*

Ortadoğu'yu işgal etmeye kalkışanlar, terörle dört bir tarafından kuşatıldılar. Dünya Türklerin Ergenekon'dan çıkışlarında buldukları yol gibi, terör kuşatmasından bir çıkış yolu bulmak zorundadır. Terör dünyayı tehdit eden vebadır.

*

Terör kuşatması altındaki dünya, ateş çemberi içindeki akrep gibi, ya bir çıkış yolu bulacak, ya da kendi kendini yok edecektir. Dünyada derin bilgi ve köklü bilgelik adına ne varsa, hepsi terörün oluşturduğu ateş çemberinin dışındadır.

*

Dünyayı terör kuşatmasından, terörün ateş çemberinden insanlığın büyük bilgeleri kurtaracaktır. Dağların zirveleri nasıl bir birlerini görür ve bilirlerse, dünyanın gelmiş geçmiş büyük bilgeleri de birbirlerini sever ve sayarlar.

*

Görünmeyen dünyanın bilgeleri ne kadar büyükse, görünen dünyanın bilgeleri de o kadar büyüktür. Her iki dünyanın büyükleri ise, hepsinden büyüktür. “İkiliği bir yana bıraktım gördüm ki, her iki dünya da birdir” diyen Mevlana, iki dünya bilgelerinin başında gelir.

*

Mevlana insanlık tarihinin bilgelik zirvesidir. İnsanlığın bilgelik birikimi içinde Mesnevi'de ele alınmamış, ayrıntısına inilmeden tartışılmamış hiçbir olgu yoktur. Dünya terörden çıkış yolunu, Mesnevi okuyarak bulacaktır. Mesnevi iki dünya barışının yol haritasıdır.

*

Güvenlik Konseyi'nin beş üyesi arasındaki soğuk savaşın, Ortadoğu'da sıcak savaşa dönüşmesi, direniş hareketlerine intihar saldırıları gibi, hiçbir dinde yeri olmayan, ölüm saçan, dehşet verici yeni yöntemler kazandırdı.

*

Avrupa'nın yabancısı olmadığı, Ortadoğu'da süreklilik kazanan intihar saldırıları, Doğusu ve Batısıyla, bütün bir dünyayı, bir anlam ve bir değer krizine sürükledi. Bütün dünyanın, Mevlana gibi, düşmanları dostlara, arkadaşları kardeşlere dönüştürecek, büyük bilgelere ihtiyacı var.

*

Birbirini izleyen ekonomik, siyasal ve kültürel krizler ve intihar saldırılarıyla, sarsılan dünya; doğmuş ve doğacak, bütün Ademoğullarına kardeşlik bilinci kazandıracak, bir saygı, bir sevgi, bir barış devrimi bekliyor.

*

Beklenilen devrim, “yeni sözler söyleme” devrimidir. Aydınlanma döneminden bu yana, bütün dünyada sürekli tekrarlanan sözler, tedavülden kaldırılan paralar gibi, bütünüyle geçerliliğini yitirmiştir. Bilinmeyen kare dünya, bilinen küre dünya değildir.

*

Mesnevi tarih içinde bulanmadan donmadan, yitirilen sonsuzluk denizine akan, bilgi ve bilgelik ırmağıdır.

*

Dünyanın her kentinde “Açık Mesnevi” üniversiteleri kurulmalıdır.

*

Dünyada adına akademi kurulan tek kitap Mesnevi'dir.

*

Mevlana “gebe bırakan söz”ün en büyük ustasıdır.

*

Terörün ateş çemberini Mesnevi parçalar.

*

Mesnevi keramet değil feragat kitabıdır.

27 Ağustos 2016, 09:39

DULLAS'TA KENNEDY'NİN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ MEYDAN VE ANISINA YAPILAN ANITIN ÖNÜNDE.AMERİKA İNSANLARDAN DAHA ÇOK SİLAHLARIN KONUŞTUĞU

ÜLKEDİR,ORTA DOĞU'YU FİLİTİNLEŞTİRDİ,DÜNYAYI ORTADOĞULAŞTIRDI,SÜPERMARKETE GİREN BİR BOĞA GİBİ DÜNYANIN HER ŞEYİ KIRDI DÖKTÜ.

28 Ağustos 2016, 09:51

Her yazar Nuri Pakdil gibi,içinde melek ve şeytanı aynı anda taşıyan

Her yazar Nuri Pakdil gibi,içinde melek ve şeytanı aynı anda taşıyan, hem melek hem şeytan olan insana karşı, insanı savunmak zorundadır. "Gazap Üzümleri" nin yazarı Steinbeck de insanı savunanlardandır.

28 Ağustos 2016, 21:24

Üniversite'nin adı yaşlılar üniversitesi değil,yaşlanmayanlar

Üniversite'nin adı yaşlılar üniversitesi değil,yaşlanmayanlar üniversitesi olmalı.Öğrenmesini öğrenmenin yaşı,yeri ve zamanı yoktur,beşikten mezara kadar devam eder.Kurucu Prof.Dr.İsmail Tufan'ı hep birlikte kutlayalım ve başarılar dileyelim.Eğitime yapılan yatırım barış ve sevgiye yapılan yatırımdır.Dünyada getirisi eğitimden daha büyük olan yatırım yoktur."Öğrenen Organizasyon"lar teorinin öncüsü Peter Senge'nin,"Beinci Disiplin"kitabında vurguladığı gibi, öğrenme özürlü kurum ve kuruluşlar uzun ömürlü olamazlar.

28 Ağustos 2016, 21:52

Bütün dünyanın kentlerin ana meydanlarında müzik eşliğinde

Bütün dünyanın kentlerin ana meydanlarında müzik eşliğinde yapılacak şiir terapilerine ihtiyacı var.Dünyaya barışı şiir getirecek. Şairler doğal terapistlerdir.ŞAİR OLAN TERÖRİST OLMAZ. Şiirin gizemli bir iyileştirici gücü vardır.Kimse omuzunda kitap yerine silah taşıyan,bir Yunus,bir Mevlana ,bir Goethe düşünmez. Düşünceyi duyguya duyguyu düşünceye çeviren şairlerin düşüce ve duygu dünyasında öfkeye,şiddete,kine,kana yer yoktur.

29 Ağustos 2016, 13:33

Anadolu Yunus'tur Anadolu Mevlana'dır

Anadolu Yunus'tur Anadolu Mevlana'dır. Anadolu'nun Güneşi asla batmaz.Anadolu'da batan Güneş Anadolu'dan Doğacaktır. Sevgili Çoşkun gönlüne güç kalemine bereket. Anadolu'nun bin yılı Diriliş Kuşağının Amentüsüdür.

29 Ağustos 2016, 13:56

YENİ PARADİGMANIN GÜNEŞİ ANADOLU'DAN DOĞACAK

================================================== Dünya orta kuşağında yer alan, İslam dünyası için hem Yirminci, hem Yirmibirinci yüzyıllar, savaş yüzyılları oldu. Avrupa ülkelerinin İslam dünyasının, zengin yeraltı kaynaklarını paylaşma yarışları, Ortadoğu'da büyük göçlere yol açan, ölüm yağdıran, dehşet verici savaşlara dönüştü.

*

Sanayi Devrimi'nden bu yana, Batı dünyası, ulaştığı zenginliği korumak için, Ortadoğu'da, savaş başta olmak üzere her yol ve yönteme başvurdu. Seküler Batı ekonomiyi bir araç olarak değil, bir amaç olarak gördü, ekonominin belirleyiciliğine inandı.

*

Dünya hayatının merkezine yerleştirilen “Ekonomik” insan “Güzel” insana, “Serbest” pazar ekonomisi, “Güzel” pazar ekonomisine dönüştürülmezse, Ortadoğu'da savaşların sonu hiç gelmeyecektir. Dünya barışının en büyük güvencesi: Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, can alıcı eylemlerin, güzel yapılması değil, can alıcı güzel eylemlerin yapılmasıdır.

*

Bu bağlamda, İslam dünyasıyla birlikte bütün dünyada, “Sanayi” Devrimi gibi, köklü dönüşümlere yol açacak, bir “Paradigma” devrimine ihtiyaç var. Kılavuzu ekonomi olan Batı, dünyayı savaştan savaşa sürükledi.

*

Paradigma devrimi, deniz dalgalarının, sahillerdeki sert kayaları, çarpa çarpa yumuşak kumlara dönüştürmelerinde olduğu gibi, uzun soluklu bir süreç olacaktır. Batı dünyasındaki “ekonomik insan”ların, kaya gibi sert paradigmalarını, İslam dünyasındaki “güzel insan”lar, kum gibi esnek paradigmaya dönüştürecektir.

*

Dönüşüm sürecinde kısa dönemde kayalar, uzun dönemde dalgalar kazanır. Kayalar çarpıla çarpıla, dalgalar çarpa çarpa olgunlaşır. Her ikisi parçalanan kayalardan oluşan sahilde buluşur.

*

Dalgaların yerine sahildeki kayalıklara gemiler çarparsa, kayalar değil gemiler parçalanır. Sezai Karakoç'un “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” dizesinde çok güzel vurgulandığı gibi, medeniyetler tarihinde paradigma değişmeleri, uzun ve sancılı bir süreçtir.

*

Medeniyetlerin paradigma değiştirmelerinde, medeniyetler arasındaki savaşlardan daha çok medeniyetler içindeki savaşlar önemlidir.Paradigma inşası,acılarla dolu uzun ince bir yoldur. *. Medeniyet içinden gelen çatışmaların verdiği zararı, dışardan gelen çatışmalar vermez. Her medeniyet düşmanlarından önce dostları tarafından yıkılır. Düşmanlardan korunmak dostlardan korunmaktan daha kolaydır.

*

İslam dünyasının sorunları, Müslümanların Hristiyanlarla savaşlarından daha çok kendi içlerindeki iktidar savaşlarından kaynaklanıyor. Müslümanların Müslümanlara yaptıkları kötülükleri, Hristiyanlar Müslümanlara yapmıyor

*

Yeni bir "Diriliş” paradigmasının arandığı bir dönemde, İslam dünyası sorumluları, Batı dünyasında aramaktan daha çok İslam dünyasının sorunlarını çözmek için, Ortadoğu'nun birikimi yetmez, bütün dünyanın birikiminden yararlanmak gerekir. Bilginin ve bilgeliğin vatanı yoktur, nerede bulunursa oradan alınır.

*

Savaşsız bir dünya için, hem Müslüman hem Hristiyan ülkelerin kendi evlerinin önlerini kendilerinin temizlemesi çok önemlidir. Her ülke kendi evinin önünü temizlerse savaşa ihtiyaç kalmaz.

*

Barış kristal bir avizeye benzer, özen gösterilmez, sürekli temizlenmezse, ışığıyla birlikte işlevini de yitirir. Anadolu'da denildiği gibi: “Savaş olmaz Allah vermezse, Allah savaş vermez, kimse barışı bozmazsa.” Barış bozan savaşa katlanır.

*

Bütün dünya lanete uğramıştır. William Faulkner'ın deyişiyle, insanlık “lanete uğramış ölümsüzlük ve ölümsüz lanet” çağında yaşıyor. “Çağ dünyanın köhne ve felaketli rahminden doğmuş ölüm kusan bir canavara benziyor.”

*

Kılıçlardan savaş canavarının burnuna takılacak halkalar yapılmalıdır.

*

Dünün paradigmasıyla bugünün canavarı denetim altına alınmaz.

*

Savaş paradigmasının panzehiri barış paradigmasıdır.

*

Paradigma aynadır ayna paradigmadır.

*

Paradigmada dünya kendisini görür.

*

Aynayı barış güzelleştirir.YENİ

29 Ağustos 2016, 17:30

VİETNAM'DA GELMEYEN SON IRAK'TA GELECEK

============================================== Berlin Duvarı’nın yıkılması, gurur abidesi, bencil Batı dünyasında, büyük bir medeniyet körlüğüne yol açtı. Francis Fukuyama, bütün dünya için, “tarihin sonu”nun geldiğini ila

*

Samuel Huntington, dünyada devletlerden daha çok medeniyetlerin savaştığını vurguladı. Huntigton’a göre, artık dünyanın yalnızca ”batısı ve gerisi” vardı. Batı dünyası ekonomik gelişmenin olduğu kadar, etik zenginleşmenin de öncüsü olacaktı.

*

Ulaştığı ekonomik gücün verdiği sarhoşlukla, benzersiz bir gurura kapılan Batı, etik değerlerin kaynağı olan ne varsa, hepsini ekonomik, siyasal ve kültürel hayattan söküp attı.

*

Batı teknolojik yeniliklerle, sürekli kan tazeleyen ekonomik büyümenin, dünyadaki bütün sorunları çözeceğine inandı. Gelenekten beslenen kurallar ayaklar altına alındı. Gelenek harabeye çevrildi. Bilim yanılmaz kabul edildi.

*

Ekonomik gücün kaynağına ilişkin yanılgı, bilime gizemli bir güç kazandırdı. Hayatı anlama ve anlamdırma çalışmaları önemini yitirdi. Üretim gücünün büyütülmesinin, bütün sorunların üstesinden gelmesi beklendi.

*

Bırakın küresel ısınmayı, yoksulluk sorunu bile çözülemedi. Etik değerlerin anlamsızlaştığı bir dünyada, haksızlık ve yolsuzluklar, çok boyutlu küresel sorunlara dönüştü. Batı’nın ekonomik gücünün dünyaya zararı yararını çoktan aştı, Orta Doğu’da büyük kan gölleri oluştu.

*

Hayatın değeri, ekonomik güçten daha çok bilgeliğe dönüşen etik güçten kaynaklanır. Dünya barışının güvencesi ekonomik güçten önce etik güçtür. Medeniyetlerin uzun ömürlü olmalarında, etik zenginlik çok daha önemlidir.

*

Geleneklerinden kopan, toplumu ayakta tutan değerleri, yerlerde süründüren medeniyetlerin, ekonomik gelişmelerinin sürdürülebilir olması mümkün değildir. Etik değerleri çiğneyenler, çiğnemeyenler tarafından çiğnenirler.

*

Yıllar önce Batı’yı İsa’nın düşünce ve eylem dünyasını paylaşmaya davet eden Dostoyevsky’nin öngördüğü gibi: “Avrupa’nın toplayıp kilere yığdığı bütün zenginlikler bir araya gelse, Avrupa’yı çöküntüden kurtaramayacak, çünkü bir göz açıp kapayana kadar bütün zenginlikler de yerle bir olacak.”

*

Ancak medeniyetler dünyasında etik değerler güneş gibidir. Dünyayı aydınlatan güneş, Avarupa’da batarsa, Asya’da doğar.

*

Etik ile ekonomi arasındaki savaşı ekonomi kazanamaz. Çünkü ekonomik başarılar geçici, etik değerler kalıcıdır. Etik değerlere savaş açılmaz.

*

Dünyada “Musa mı Marx mı, Mevlana mı, Darwin mi”, diye bir oylama yapılsa, Musa ve Mevlana açık ara önde gelir.

*

Hayat etik değere ekonomi kazanca dayanır.

*

Etik kazanç değil kazancın ana kaynağıdır.

*

Kazançlar değişir, değerler değişmez.

*

Ekonomi oylanır etik oylanmaz.

*

Ekonomi etiğin ödülüdür.

29 Ağustos 2016, 18:00

OSMANLI ÇOK KÜLTÜRLÜ ANCAK BİR DEVLETTİR

=========================================== OSMANLI'YI ANLAMAYAN ANADOLU'YU ANLAYAMAZ. Osmanlı Devleti''nin kurulusunun 700. yilinin anısına Istanbul'da değişik kurum ve kuruluşlardabir dizi kültür ve sanat faaliyeti düzenlendi.

*

"Üç Kita Bir Devlet, Çok Kültür Tek Medeniyet" adı altında çok sayıda değişik alanlardan bilim insanlarının katıldığı zengin bir toplantılar haftası oldu. **** Programa Osmanlı tarihini sevdiren tarih uzmanları dostlarim Prof. Dr. Mehmet Ipsirli ve Prof. Dr. Abdülkadir Özcan''la birlikte kaıildım.

*

Prof. Dr. Ümit Meriç''in baskanı olduğu oturumun, Prof. Dr. Stefanos Yerasimos, Mehmet Genç ve Hilmi Yavuz konusmacılarıydı.

*

Konusmacilar, Cumhuriyet'in Osmanlı'nın devami olduğunu ancak onun çok kültürlü yapisinin sürdürülemedigi üzerinde önemle durdular.

*

Cumhuriyet''in 75. yilinda, Türkiye''nin Osmanli Devleti''nin devami oldugu ilk defa dile getiriliyor. Oysa, özellikle Tek Parti Dönemi''nde, Osmanli, tarihi, kültürü, sanati ve edebiyatiyla bastan sona reddedilmisti.

*

Tek Parti Yönetimi, reddi miras ederek, kurtulusu, bütün kurum ve kuruluslariyla Bati kültürünü benimsemede buldu. Avrupa ülkelerinin ekonomik üstünlügünün kaynagi, onlarin üretme biçimlerinde degil de tüketme biçimlerinde arandi.

*

Sözkonusu dönemde, camileri, çarsilari, medreseleri, dergahlari, sanatlari ve yasama biçimiyle, yüzyillarin birikimi Osmanli kültürü bütünüyle reddedildi. Islam kültüründen iz tasiyan hersey laiklik adi altinda ekonomik, sosyal ve kültürel yapidan bir bir çikarildi.

*

Bu baglamda, Isviçre Medeni Kanunu hiç degistirilmeden oldugu gibi benimsendi. Italyan Ceza Hukuku kabul edilerek, Islam Hukuku bütünüyle yürürlükten kaldirildi. Alfabe degisikligine gidilerek, Anadolu insaninin tarihi, kültürü ve sanatiyla olan baglari bütünüyle koparildi.

*

Yetmisbes yil sonra geriye dönüp bakildiginda, devletin Bati''nin tüketim kaliplarini ve yasama biçimini benimsemede büyük bir mesafe aldigi görülür. Ancak ayni devlet Bati devlet kurum ve kuruluslari gibi hizmet üretmede büyük bir basarisizliga ugramistir.

*

Bir toplum kendi olmayi birakip, baskasi olmaya kalkisinca büyük bir basarisizliga ugruyor. Latin harfleri kullanmak ya da sapka giymekle Almanya ya da Fransa olunmuyor.

*

Türkiye, Avrupalilar''a biz de sizdeniz diyerek, Avrupalilar''in dostlugunu kazanamayacagi gibi, onlarin saldirisindan da kurtulamaz.

*

Avrupa kültürüyle hesaplasmak için Cumhuriyet kültürü yetmez. Osmanli ile birlikte Selçuklu tarihini de iyi bilmek gerekir.

*

Türkiye önünde ya da sonunda Batı dünyasıyla hesaplaşacaktır.

*

Türkiye'nin bu hesaplaşmadan kaçması mümkün değildir.

*

Hesaplaşma Orta doğu'dan başladı.

29 Ağustos 2016, 21:45

TARİH GEÇMİŞE EDEBİYAT GELECEĞE BAKAR

========================================== Kalıcı edebiyat, çağını anlatan edebiyattır. Her edebiyatçı çağının olumsuzluklarından sorumludur, çağını anlamak ve anlatmak zorundadır. Edebiyat, dipnot kaygısına düşmeden, yereldeki küreseli, küreseldeki yereli yakalamaktır.

*

Hayatın anlamlı ve yaşanır kılınmasında, edebiyat da tarih gibi, bütün insanlığın birikimine, hem derinlik, hem zenginlik kazandırır. Tarihci geçmiş yüzyıllarda olanların, edebiyatçı ise gelecek yüzyıllarda olacakların peşindedir.

*

Evliya Çelebi, şeyh Galip ve Yahya Kemal''in eserleri, Anadolu insanının tarih içindeki büyük ve uzun yürüyüşünü anlatan, onun zengin düşünce ve eylem dünyasına açılan kapılardır. Onlar, edebiyatı medeniyet için bilirler, eşsiz hazinelerin perdelerini aralar ve çağlarının olumsuzluklarını dile getirirler.

*

Edebiyatı medeniyet ekseninde ele alan, Sezai Karakoç''un vurguladığı gibi: ''Tek medeniyet vardır, o medeniyet de gerçek medeniyeti''dir. Bütün edebiyatlar, medeniyet düşülmüş, uzun dipnotlardır.

*

Bütün insanlığı ya yaratılışta ya da inanışta kardeş bilen medeniyetin değerleri, edebiyatla yeryüzünün her köşesine ulaştırılır. Medeniyetin temel değerlerine dayanan edebiyat, Anadolu ve Endülüs''te olduğu gibi insanlığın düşünce ve eylem dünyasına yeni boyut ve yeni açılımlar kazandırır.

*

Edebiyat medeniyetin gizemli ve eşsiz atölyesidir. Edebiyatsız medeniyet güçsüz, medeniyetsiz edebiyat etkisiz olur. Edebiyat medeniyetin hayata yansıyan yüzü, insanın düşünen aklı, seven gönlüdür.

*

Moğolların gelişi, Selçukların dağılışı, Osmanlıların birleştiriciliği, Anadolu''nun yaşadığı büyük dönüşüm, Mevlana ve Naima ile geçmiş yüzyıllardan, gelecek yüzyıllara taşındı. Büyük edebiyatçıları olmayan toplumlar, tarihte kalıcı izler bırakamazlar. Diller edebiyatçıların ayak izlerinden doğarlar.

*

Diller edebiyatçıların ayak izlerinden doğarlar. Yunus''suz Türkçe, Shakeaspear''siz İngilizce, Goethe''siz Almanca zenginliğini yitirirdi. Edebiyatçılar dillerin peşinden koşmazlar, diller onların peşinden koşar.

*

Medeniyet dünyada bir yolcu gibi, yeryüzünde bir cğrafyadan bir coğrafyaya, nerede sevgi ve saygı görürse, oraya gider. Kudüs, Mısır, Atina, Roma, Şam, Bağdat, Kurtuba, İstanbul, pasaportsuz dolaşır, dünyada hiçbir kentin kapısında medeniyete vize sorulmaz.

*

Küreden kareye dönüşen dünyada, Doğu ya da Batı''nın dışında olmak değil, onların üstünde olmak önemlidir. Edebiyat medeniyete renk, medeniyet edebiyata tad verir.

*

Düz kare dünyada, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, herkes doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, yararlıyı yararsızdan, etkinliği etkinsizlikten ve verimli olanı verimsiz olandan ayırmayı öğrenmek zorundadır.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde, doğrulukta, iyilikte, güzellikte, yararlılıkta, etkinlikte ve verimlilikte yarışma olmadan, ister ekonomik, ister siyasal, isterse kültürel olsun, medeniyetin hiçbir boyutunda, olumlu değişme olmaz.

*

Edebiyat doğruyu, iyiyi ve güzeli aramaktır. Doğruya, iyiyi ve güzeli arayanlar, doğru, iyi ve güzel peşinde olanların, yol göstericisi olurlar.

*

Hayatın yaşanır kılınmasında doğru olan iyidir, iyi olan doğrudur.

*

Edebiyat medeniyeti aramaktır.

*

Medeniyet erdemli hayattır.

30 Ağustos 2016, 11:49

Fethi Gemuhluoğlu mülk zengini değil dost zenginiydi.O

Fethi Gemuhluoğlu mülk zengini değil dost zenginiydi.O Cumhuriyet döneminde gelmiş bir Horasan Ereni'ydi.Onu kalabalıklar tanımaz.Ancak kalabalıkların tanıdıkları tanırdı. O bir entellektüeller kuşağına 'Ağabey' olmuş,önde görülmeyen öncüydü.Ardında bir aydın kuşak bıraktı.

30 Ağustos 2016, 12:32

IRAK'A PENTAGON'LA GİDİLİR PENTAGON'LA KALINMAZ

=============================================== Doğu ile Batı dünyası arasındaki çatışmaların, doruk noktasına ulaştığı, Orta Çağ sonrası dünyanın, en büyük silahlı gücü Amerika’dır. Pentagon denizleri ve karalarıyla, dünyanın her yanına yetişebilecek bir ordunun yönetim merkezidir.

*

Kendisini dünyanın başkenti olarak gören Washington’da, Pentagon Capitol’den beş kat daha büyük bir fiziksel altyapıya sahiptir. Her biri birer yüzen hava ve kara orduları olan uçak gemileriyle, Pentagon dünyanın bütün ülkelerine ulaşacak güçtedir.

*

Pentagon Amerika’nın elinde, her yere yetişen büyük bir çekiçtir. Güç sarhoşu Amerika, dünyadaki her sorunu çekice ihtiyaç duyan bir çivi olarak görür. Bunun için, Amerika pek çok ülkede, demokratik yolla seçilmiş yönetimleri, silahlı güçlerle değiştirmenin, sayısız örneğini verdi.

*

Yirminci yüzyılda, Nazi Almanya’sında Hitler’in başaramadığını, Amerika başardı. Amerika kare dünyada hedeflerine ulaşmış bir “Nazi İmparatorluğu”dur. Ancak Amerika’nın düşmanları Yahudiler değil Müslümanlardır.

*

Capitol’un emrindeki Pentagon, sürekli barıştan daha çok sürekli savaş için inşa edilmiş devasa bir uçak gemisine benzer. Amerika için barış, yanında yer almayanları öldürmeye muktedir olmaktır. Amerika dünyanının en büyük,en güçlü savaş makinasıdır.

*

Terörü devlet politikası h aline getiren İsrail’in, dehşet verici boyutlara ulaşan, Müslüman düşmanlığı, Pentagon’un savaşta herşey mübahtır” diyen “topyekun yıkım” stratejisinden kaynaklanır. Amerika dünyanın, İsrail Orta Doğu’nun silah geliştirme ve deneme merkezidir.

*

Almanya’nın savaş yıllarında, “Avrupa’da Almanya herşeyin üstündedir” umdesi, Yirmibirinci yüzyılda, “Dünyada Amerika, Orta Doğu’da İsrail herşeyin üstündedir” umdesine dönüştü. Almanya’nın gurur ve kibir dolu, “güç zehirlenmesi” on iki yıl sürdü.

*

Amerika ve İsrail’in Pentagon’un gölgesindeki “silah körlüğü”nün kaç “on iki yıl” süreceğini, bütün dünya merak ediyor. Onlar ise “önleyici savaş” stratejileriyle, yeni saldırılar planlamakla meşguller. Ortadoğu'yu kan denizine dnüştürdüler.

*

“Terörü önleyici” amaçlı savaş, aslında Amerika’nın, karşısında olan ülkelere, istediği zaman, istediği yerde saldırmak için, geliştirdiği bir savunma stratejisidir. Amerika istemediği yönetimleri, oy atarak değil, kurşun atarak değiştirir.

*

Amerikan yönetiminin en çok sevdiği demokrasi, her önüne gelen seçmenin oy vermediği demokrasidir. Pentagon’un seçmenlerin oylarını sayacak kadar zamanı yoktur. Zaman kazanmak için, oy verecekleri öldürmek, en kestirme yöntemdir.

*

Amerika ve İsrail başta olmak üzere, dünyadaki bütün saldırgan devletlerinin önünü kesmenin yolu: Varlığa sevinmeden, yokluğa yerinmeden, iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemektir.

*

Küresel ve yerel yönetim sorunlarının üstesinden gelmek için, kimsenin bilmediği mucizevi bir yöntem yok. Savaşsız bir dünya için, barış savaşı, yitirile yitirile kazanılır.

*

Anadolu’da denildiği gibi: “İnanan insan tekeden süt çıkarır” ve “sabırla koruk helva olur.”

*

Zamanı gelmiş bir barışın tekerine kimse çomak sokamaz.

*

Amerika İsrail’in yükünü daha fazla taşıyamaz.

*

Savaşın yükü barışın yükünden daha ağırdır.

*

Güzel savaş çirkin barış yoktur.

*

Barış aranır savaş bulunur.

*

İnsan aradığını bulur.

30 Ağustos 2016, 13:40

ALTINOLUK DERGİSİNDE 90'DA YUSUF YAZAR'LA SÖYLEŞİ: TÜRKİYE AVRUPA İLE ER YA DA GEÇ HESAPLAŞACAKTIR

================================================ SORU: Cumhuriyet dönemi boyunca yönetimin ve aydınının toplumdan uzaklığı ve kültürümüzden kopukluğu biliniyor. Buna rağmen söz konusu aydınlar varlıklarını ve etkilerini sürdürüyorlar. Türkiye'nin uzaklaştırılmak istendiği fakat halkın da ısrarla sahip çıktığı kimliğimiz açısından AT'na başvuruyu nasıl değerlendirirsiniz? CEVAP: Asya ve Afrika'nın kaynaklarına değişik yollardan el koyarak büyük bir zenginliğe kavuşan Avrupalılar, ikinci Dünya Savaşının korkunç yıkımı karşısında, ele geçirdikleri ekonomik gücün çok kısa bir sürede yok olup gittiğini gördüler. Söz konusu savaş içinde Avrupalılar varlıklarının, kültürlerinin sürekliliğini yalnızca "Avrupa Birliği" içinde sağlayabileceklerini gördüler.

*

Avrupa kendi arasında birleşirse, Amerika, Japonya ve Rusya'nın ekonomik baskılarına kolaylıkla karşı koyabilirdi. Yalnızca Avrupa Birliği ile Avrupa eski gücüne kavuşabilirdi. Avrupa siyasal ve ekonomik bir birlik kurarak dünyanın büyük ekonomik güçlerine karşı varlığını koruyabilirdi.

*

Avrupa bu güç tazeleme, yeniden dünya politikasında sağlam yer edinme savaşında, bir kısmı önemli hammadde kaynaklarına sahip olan Müslüman ülkeleri de yanına almak istiyor. Bunu gerçekleştirebilmek için, ilk önce birliğe katılması gereken Müslüman ülke kuşkusuz Türkiye'dir.

*

Müslüman ülkeler arasında Türkiye ekonomik, siyasal ve kültürel işbirliği kurulmasında toparlayıcı bir işlev yüklenebilecek tek ülkedir. Müslüman ülkeler arasında birleştirici ülke olma görevini bir süre Mısır üstlendi. Ancak Mısır'ın zayıf ekonomisi, İsrail'e paralel politikası ve siyasal yapısı, Müslüman ülkeler arasında baş çekici bir işlev yüklenmesine engel oldu.

*

Birleştirici bir rol oynayabilecek diğer bir ülke; nüfusu ile Müslüman ülkeler arasında birinci ve dünyada beşinci ülke olan Endonezya'dır. Malezya ve diğer Uzak Doğu Müslümanları ile Endonezya Uzakdoğu'da önemli bir güç odağı olabilir. Ancak Endonezya'nın tarihsel birikimi; böyle bir rolü yüklenmesini zorlaştırıyor. Geriye Pakistan ve Türkiye kalıyor.

*

Pakistan'ın ekonomik zorlukları ve Afganistan'daki savaş onun da toparlayıcı ülke olma şansını ortadan kaldırıyor. Ekonomik gücü, coğrafî konumu, tarihsel birikimi ile Türkiye müslüman ülkeler arasındaki işbirliğinde öncülük yapabilecek tek ülke durumundadır.

*

Avrupalılar bunu çok iyi bildikleri için, Türkiye'yi AT'na alarak, yalnızca Türkiye'yi değil Türkiye ile birlikte tüm Müslüman ülkeleri de kontrol altında tutmak istiyor. Böylece hem kendi ekonomik ve siyasal birliklerini güçlendirecek, hem de Amerika, Japonya ve Rusya yanında başka bir rakip gücün de oluşmasını önleyecekler.

*

Avrupalıların bu hesabı çok açık; gizli ve kapaklı hiçbir yanı yok. David Hotham, David Barchard gibi Türkiye'de bulunan ve bulunmuş gazeteciler, Prof. F. Neumark gibi bilim adamları bu gerçeği sık sık dile getiriyor.

*

L'Express dergisinde Yves Cuan bugünlerdeki bir yazısında aynen şunları söylüyor: "Avrupa'nın Türkiye'yi geri çevirmesi durumunda, önümüzdeki yirmi yıl içinde iki Almanya'nın toplam nüfusundan daha kalabalık olacak bu ülke, başka birlikler kurmaya yönelebilir ve Avrupa'nın sadık dostu olma yerine, düşmanı haline gelebilir."

*

Dünyadaki son gelişmeler ışığında Türkiye'ye baktığımızda, gerçekten çok kritik günlerden geçmekteyiz. Biz bir yüzyıldan daha uzun bir süre Avrupalı olmaya çalışıyoruz. Şimdi bakıyoruz ki ne Avrupa standartlarında üretim yapabiliyoruz, ne de Müslüman kimliğimizi koruyabildik.

*

Avrupalılaşmak için bu ülkede topluma karşı, ordusuyla, adliyesiyle, bürokrasisiyle, devlet büyük bir savaş verdi. Her şeyi Avrupa kültürü içinde aradık. Avrupalı olmak için, kendi kültürümüzü, tarihimizi sanatımızı ve değerlerimizi bütünüyle reddettik. Ancak baskıyla da olsa bir toplumun değerlerini toptan reddetmesinin mümkün olmadığını görüyoruz.

*

Türkiye ve diğer müslüman ülkeler zorla benimsetilmeye çalışılan İslam dışı değerlere karşı kendi ölçü ve değerlerine yeniden coşkuyla sarılıyorlar. Türkiye'nin kendi değerlerine sahip çıkma gayretlerinin yoğunlaştığı bir dönemde, seküler güçler, güvenliği AT'na katılmada arıyor.

*

Batı'da müslüman ülkelerdeki gelişmeleri sarsıntısız atlatmak ve kendisini zayıflatmayacak şekilde yönlendirmek istiyor. Bunun için de Türkiye'nin dünyada hızla büyüyen İslam dalgasına karşı Avrupa'ya baraj olması isteniyor.

*

Kimin hesabı tutacak? Avrupa arzu ettiği şekilde Türkiye'yi ve Müslüman ülkeleri yönlendirebilecek mi? Türkiye'deki speküler güçler AT içinde daha mı güçlü olacaklar? İslam dışı bir kültürle daha bir içice olacak müslümanlar yakın geçmişte olduğu gibi, Avrupa karşısında hepten ezilecekler mi? Yoksa kendi kimliklerine dört elle sarılarak, başta kültür ve sanat olmak üzere pek çok alanda büyük bir üstünlük mü sağlayacaklar?

*

Kimin hesabı tutacak, kimin beklediği gerçekleşecek, şimdiden kesin bir yargıda bulunmak çok zor. Ancak açık olan bir gelişme varsa, o da, bütün dünyada Müslümanların, İslam dışı güçlerle her alanda açık seçik bir hesaplaşmaya giriştikleridir.

*

Zorlu hesaplaşma sürecinde AT, NATO ve Varşova Paktlarının nasıl bir yapı kazanacağı, kimlere karşı güvence olacakları konusu oldukça karmaşıktır.

*

SORU: Türkiye'nin AT'a başvurusu, Türkiye'deki kimlik arayışının oldukça yoğunlaştığı, kitlelerin İslami kimliğe sahip çıkışının gözle görülür hale geldiği bir zamana rastlıyor. Bu bir rastlantı olabilir mi? CEVAP: Bütün dünya özellikle Avrupa yeni bir değer sistemi, yeni bir uygarlık arayışı içindeyken, Türkiye kurtuluşu Avrupa'nın dünyacı değerlerinde arıyor. Bu bir rastlantı olmayabilir. Çünkü son yıllarda Müslüman ülkeler arasında ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda yoğun bir işbirliği gayreti var. Avrupalılar Türkiye'yi AT'la oyalayarak muhtemel bir İslam Birliği'nin önünü de kesmiş olmakla kalmıyorlar, aynı zamanda Türkiye'deki İslami gelişmeyi de kontrol edebileceklerini düşünüyorlar.

*

Avrupalıların hesabı bir koyundan iki post çıkarmak. Ancak geleceğin özellikle Avrupa açısından ne olacağı çok berrak değil. Müslüman ülkeler Avrupalıların birkaç yüzyıl süren parçalama gayretlerine rağmen tarih, kültür, ekonomik ve sosyal yapı bakımından doğal bir bütünleşme süreci içindeler. Müslümanları birbirinden ayırmak için masa basında cetvelle çizilen sınırlar giderek anlamını yitiriyor.

*

Birinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada bağımsız yalnızca Türkiye, İran ve Afganistan varken, bugün bağımsız OIC üyesi 44 Müslüman Ülke var. Önümüzdeki yıllarda, Rusya, Hindistan ve Çin'deki müslümanlar da bağımsızlıklarını kazanacaklar. Bir zamanlar hayal gibi, kabul edilen Müslüman ülkelerin, bir araya gelerek, kendi sorunlarını tartışması ve çözümler araması artık olağan bir hale geldi.

*

Ortadoğu'da nüfusu 60 milyon, önemli bir ekonomik güce ve teknolojik seviyeye ulaşmış bir Türkiye var. Avrupalıların geçen yüzyılda "Hasta Adam" diye nitelendirdikleri Türkiye, bu yüzyılın sonunda, Fransa, Almanya ve İngiltere'den daha büyük, 80 milyon nüfuslu bir ülke olacak.

*

Solun ve sağın söyleyecek bir şeylerinin kalmadığı bir ortamda, Müslümanlar yoğun bir kültürel faaliyet içindeler. Yüzün üzerinde yayınevi, ellinin üzerinde dergi ve beş tane gazete var. Müslümanların yayınladığı dergilerin toplam tirajı 500 bini aşıyor. Böylesine bir canlılığın gözlendiği bir ortamda AT'na tam üye olmak için başvurma elbette çok anlamlı.

*

Avrupa, Türkiye ve dünyadaki İslami gelişmeyi kontrol altında tutmak istiyor. Ancak ne Avrupa'nın ne de Amerika'nın İslam'a alternatif olabilecek bir kültürü yok artık. Bu yüzden Batı'nın hesabı, bizdeki Batıcıların hesabı gibi tutmayabilir.

*

Beklediklerinin tam tersi sonuç almaları kuvvetle muhtemel. Çünkü İslam, Türkiye ve dünyada kontrol edilebilecek kritik noktayı çoktan aşmış ve önlenemeyen bir gelişme içinde.

*

Avrupa'nın son birkaç yüzyıl içinde dünyadaki etkisi çok büyük oldu. Batı ülkeleri Asya ve Afrika'nın yeraltı ve yerüstü kaynaklarım yağmalayarak, tarihte görülmedik bir zenginliğe kavuştular. Ancak Batı'nın modern bilim ve teknolojiye dayanan , Asya ve Afrika ülkelerinin kaynaklarıyla beslenen eşya uygarlığı gücünü büyük ölçüde yitirdi.

*

Dünyada pek çok batılı düşünür, Avrupa kültürünün geleceğinden endişelenmektedir. O. Spengler, A. Camus, A. Malraux, A. Toynbee, ve W. Faulkner bunlardan birkaçı.

*

Birçok batılı aydın, R. Garaudy, Rene Guenon, Titus Burchart, Martin Lings, Jan Dullas, Frithof Schoun ve benzerleri, Batı dışında, onun dayandığı temellerden tamamen farklı temellere ve kaynaklara dayanan İslam Uygarlığını seçmişlerdir.

*

Bilim ve Teknoloji politikalarını gözden geçirmeye yanaşmayanlar, kendilerinin dışında bir İslam dünyası ve müslüman kültürü olduğunu görmezlikten gelen batılı ülkeler, Challenger'le Çernoby'le, hidrojen ve nötron bombalarıyla kendileriyle birlikte tüm dünyayı ateşe vermek için yarışıyor.

*

Avrupa dine dönme sancıları geçirirken, Türkiye'deki Batıcılar Türkiye ile birlikte tüm Müslüman ülkeleri Avrupa'nın peşine takmaya çalışıyorlar. Böylece Müslüman ülkeler için başka alternatifin olmadığını söylemek istiyorlar.

*

Avrupa dönemini artık tamamlamıştır. Kendinden önceki uygarlıklar gibi o da, görev sırasını savdı. Kendi insanına bile umut vermiyor. Şimdi kurtuluş İslam'dadır. Artık dünyada ekonomik ve kültürel üstünlük Batı'dan Doğu'ya geçiyor.

*

Bir kavşak noktasına gelmiş bulunuyoruz. Kavşakta yapacağımız seçim, Türkiye ile birlikte Müslüman Ülkeleri Avrupa, Amerika ve Rusya'yı da elbette etkileyecektir.

*

Gelecek Avrupa'da değil kendi tarihsel birikimimizde aranmalıdır. Ancak tarihsel birikimimizin bilincine varmak için Avrupa önemli bir durak olabilir.

*

SORU: AT, Türkiye'ye NATO'nun askeri alanda yüklediği fonksiyonu, siyasal, kültürel ve ekonomik alanda mı yüklemek istiyor? CEVAP: Türkiye, son yüzyıl içinde sürdürdüğü batılılaşma politikasının doğal bir sonucu olarak, NATO, OECD, Avrupa Konseyi gibi, batılı ülkelerin egemen olduğu kuruluşlarda yer almıştır.

*

Türkiye NATO içinde askeri alanda yüklendiği fonksiyonları, AT'na katılarak, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda da yüklenmeye zorlanmaktadır.

*

Avrupa Türkiye'yi kendi birliğine çekerek Müslüman ülkelerdeki siyasal ve kültürel gücünü artırmak istiyor. Bu yüzden AT'na tam üye olma konusu her şeyden önce siyasal ve kültürel bir sorundur. Avrupa Türkiye'nin Müslümanlaşarak, İslam ülkeleri Birliği içinde yer almasını istemiyor.

*

Yukarıda da belirttiğim gibi, bunu ne İngiltere, ne Almanya, ne de Fransa istiyor. Alman devlet başkanı Türkiye'ye geldiği zaman ilk söylediği, Türkiye'deki seküler yapının korunmasına özen gösterilmesi gerektiği, oluyor.

*

Öte yandan Türkiye'deki batıcı güçler, batıcı ve laik yönetimlerin devam etmesinin garantisini AT'na tam üye olmakla görüyorlar. Ancak hiç kimse bu siyasal ve kültürel bütünleşmenin, insanımıza nasıl bir fatura getireceğinin üzerinde düşünmüyor.

*

SORU: Nasıl bir kültürle karşılaşacağız? Çöken, gücünü yitiren bir kültür, Türkiye'ye ne kazandırır? SORU: Bu kültürün kaynakları nelerdir? Hangi temeller üzerinde yükselmiştir? SORU: Bizim kültürümüzden nerelerde nasıl ayrılıyor? Geçmişte bu kültürle nasıl bir ilişkimiz olmuş?

*

CEVAP: AT olayını sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için bu soruların cevabını detaylı olarak araştırmak gerekir.

*

Avrupa deyince aklımıza bir kıta gelmez. Avrupa bir kültürün simgesidir. Bir yerde Sezar, Musa ve İsa Peygamber, Aristo ve Sokrat'ın adları bir anlam taşıyor ve saygı görüyorsa,orada Avrupa vardır.

*

Paul Valery'nin dediği gibi: "Birbiri ardından Romalaşan, Hıristiyanlaşan ve düşünce bakımından Eski Yunan'a bağlanan her ırk, her ülke salt Avrupalıdır." T.S. Eliot, Avrupa Kültürünün kaynaklarına, Roma, Yunan ve Hıristiyanlığa ek olarak Museviliği de katmaktadır.

*

Şimdi AT'na tam üye olmak için çırpınırken, ne kadar farklı kültürlere sahip olduğumuz bir toplulukla bütünleşmeye çalıştığımızın bilincinde olmalıyız. Söz konusu kültür ile farklılıklarımızın üzerinde önemle durmalıyız. Bizim kültürümüz ile Avrupa kültürünün kaynakları çok farklıdır.

*

Bizim tarihimiz, Avrupa ile İslam kültürlerinin bin beş yüz yıllık çatışmasının tarihidir. AT'na tam üye olmak bin beş yüz yıllık tarihi birikimimizin hesabını kapatmaya hiçbir zaman yetmez. Biz AT'na tam üye olarak da Avrupa kültürü ile haspalaşmaktan kurtulamayız.

*

Avrupa kültürü ile er yada geç hesaplaşacağız. Bundan kurtuluş yok. AT'na tam üye olmakla belayı başımızdan atamayız. Biz kararımızı, bu hesaplaşmaya hazır olup, olmadığımıza göre vermek zorundayız. Biz Batı'lı değiliz.

*

Yüzyıllardır Avrupa topraklarında yaşamamıza rağmen Avrupa'lı da değiliz. O zaman, hesabımızı ve çalışmalarımızı bu farklılık üzerinde yoğunlaştırmak zorundayız. Kültürler, farklı kültürlerle karşılaşmaktan güç ve hız kazanırlar. Düşünceler zıtlarının olduğu ortamlarda güç bulur

*

Türkiye'nin AT'na girişi kesinleşirse; Avrupa ilk kez büyük bir tarihi birikime sahip bir İslam toplumuyla tam boy karşı karşıya gelmiş olacak. Bu gerçekten tarihi bir karşılaşmaya ve hesaplaşmaya yol açabilir. Bu Almanya'daki Türk işçileri olayından farklı. Almanya'ya Türkiye'nin en yoksul kesimlerinden çoğunluğu eğitimden geçmemiş bir kitle gitmiştir.

*

AT ile karşı karşıya gelen, mühendisiyle, doktoruyla, hacısıyla, hocasıyla, işçisiyle, köylüsüyle, dervişiyle, kadını ve erkeğiyle bütün bir İslam toplumudur. Bu kültürel hesaplaşma ve çatışmayı da, beraberinde getirecektir.

*

SORU: Sezai arakoç, Anadolu İslam toplumunun mukavim bir toplum oluşunu ve köklü gelenekler oluşturabilmiş olmasını Anadolu'daki İslam toplumunun, Moğollar gibi, Bizanslılar gibi, yabancı toplumlarla sürekli alışveriş ve çatışma içersinde olmasına bağlıyor. Bu noktadan bakıldığında toplumların karşılaşmasının muhtemel getirecekleri, hem Avrupa toplumu için, hem toplumumuz için ne olabilir?

*

CEVAP: Biz Türkiye olarak, daha önce de belirttiğim gibi AT'na tam üye olsak da, olmasak da , Batı kültürüyle önünde ya da sonunda mutlaka hesaplaşacağız. Bu hesaplaşma Balkanlardaki Müslüman azınlıklarla, Almanya'daki işçilerimizle zaten başlamış durumda. Ve sanıldığı gibi, Müslümanlar bu hesaplaşmada geçen yüzyılda olduğu üzere yenik düşmüş de değiller.

*

Almanya'daki işçilerimiz söz konusu olunca, onlarla ilgili bir gözlemi anlatmak istiyorum. İspanya'da, Ömer Faruk Abdullah anlatmıştı. Şeyh Abdülkadir es-Sufi ile birlikte Almanya'ya gitmiş. Berlin'de mi yoksa, Frankfurt'ta mı, tam hatırlamıyorum, büyük bir salonda Türk işçilerine bir konferans vermiş.

*

Dinleyicilerin çoğu Türk'müş. Büyük bir ilgi ve dikkatle dinlemişler. Konuşma sırasında ve sonrasındaki tavır ve davranışları es-Sufi'yi öylesine etkilemiş ki, Abdullah'a: 'Bu Türkler, İslam'a bütünüyle bir sarılsalar tüm Almanları bir kahvaltıda bitirirler." demiş.

*

Gerçekten biz müslümanlar İslam'ın değerlerine yüz ölçülerine sımsıkı sarılabilsek, Avrupa'nın Doğudaki ülkelerini de bir öğle yemeğinde tüketiriz.

*

Müslümanlar, Avrupalılarla iki defa hesaplaşmanın doruk noktasına ulaşmışlar. Biri Osmanlılarla Viyana'da diğeri, Araplarla Puvatye'de. Avrupa'ya iki ayrı koldan bir hilal gibi giren müslümanlar, hilalin iki uçunu birleştirememişler. Ancak bütünüyle de geri çekilip, Avrupa karşısında yok olup gitmemişler.

*

Yok olup gitmemişler çünkü, hesaplaşma kah yenik düşerek, kah üstün gelerek sürüp gitmektedir. Ve kıyamete kadar da devam edecektir. Bizim bu hesaplaşmadan, AT'na girerek, ya da girmeyerek kurtulmamız mümkün değildir.

*

Hesaplaşmada önümüzdeki yıllarda yeni doruk noktalar yaşayacağımız kuşkusuzdur. Bir med cezir gibi, müslümanlar İspanya'dan çekilirken, Balkanlardan Avrupa'ya yerleşmeye başlamışlar.

*

Rusya üzerinden Avrupa'ya doğru bir müslüman dalgası geliyor. Aktardığınız görüşe katılıyorum. Güçlü ve ciddi düşmanları olmayan bir kültürün, güçlü savunucularının olması da söz konusu olmaz.

*

Necip Fazıl bunu çok açık bir şekilde ifade etmiştir:

*

" Ey düşmanım sen benim ifadem, hızımsın, Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsım."

*

Nasıl uzun bir süre Amerika'ya Rusya düşmanlık görevi yüklenmişse, bize de Avrupa düşmanlık görevi yüklenecektir. Buradaki düşmanlığı basit anlamda askeri cephedeki iki karşıt güç olarak düşünmüyorum.

*

Cephe global hesaplaşmanın yalnız küçük bir yüzüdür. Esas hesaplaşma, kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal hayatta ve ekonomide olacaktır.

*

Geçmişte, Bizans'ın Osmanlı'ya güç ve dinamizm verdiği gibi, şimdi de Avrupa, tüm Müslüman Ülkeler ile bize büyük bir güç ve dinamizm verebilir.

*

AT ile ilgili tartışmalarda odak noktası AT'a girip ya da girmeme değil, Avrupa ile öncelikle kültürel alanda büyük bir hesaplaşmaya hazır olup olmamadır. Ve büyük bir hesaplaşmaya hazırlık için neler yapılması gerektiğidir.

*

SORU: Aslında bizim karşımada kültürel anlamda güçlü bir Avrupa toplumu yok. Londra'da iken hristiyanlık propagandası yapan rahipler "kiliseler bomboş" diye söze başlıyorlardı. Gerçi teknolojik ve ekonomik anlamda güçlü bir Avrupa var karşımızda. Kültürel anlamda ise zayıf ve karşısındakine teslim olma düzeyinde bir Avrupa'dan söz edebilir miyiz? CEVAP: İbn Haldun'un açıkladığı gibi gücünün doruğuna ulaşmış olanlar, yeni bir umut vermezler. Batı'nın, Batı kültürünün örnek olma dönemi kapanmıştır. Batı sizin de belirttiğiniz gibi kendi insanına bile umut vermemektedir. Batının baş çekmesi, boy göstermesi artık sona ermiştir. Ancak bunu şimdilik gören gözlerin sayısı çok az.

*

Osmanlı'nın çöküşü yüzyıllar sürmüş. Elbette Avrupa'nın kültürel gücünü yitirmesi, bizim Müslüman ülkeler olarak kültürel alanda güçlü olduğumuz anlamına gelmez. Türkiye ve diğer Müslüman ülkeler olarak önümüzde oldukça uzun ve güç bir yol var.

*

Toplumların yada birliklerin değişik alanlardaki güçleri birleşik kaplar gibidir. Bir alanda güçlü ise diğer alanda da güçlüdür. Bir alanda zayıf ise diğer alanda da zayıftır. Eğer Avrupa kültürel alanda bir çöküntüye doğru gidiyorsa, ne kadar iyi görünürse görünsün, eninde sonunda ekonomik alanda da çöküntüye gidecektir.

*

Biz Müslümanlar olarak, bizim dışımızdakilerin tersine ekonomiyi tarihimizin hiçbir döneminde belirleyici olarak almadık. Bizim için ekonomi; Allah'ın ipine coşkuyla sarılmanın sonucu, insana bağışlanan bir yan üründür. Amaç değil, amaç için didinmeye karşılık verilmiş bir armağand

*

AT ile hesaplaşmada, AT'a alternatifleri olgunlaştırmada, gerçek savaş ekonomik alanda değil, kültürel ve sosyal alanda verilecektir. İki alanın silahları oldukça değişiktir. Ve kültürel alandaki silahlara sahip olmadan, tanklara ve uçaklara sahip olmak, savaşta bizi üstün kılmaz.

*

Avrupa'nın kriz içindeki kültürüyle hesaplaşmada, ondan daha zengin, ölüme ve ölümden sonraki hayata hazırlıklı, hayatı bütünüyle ele alan, çok boyutlu bir kültüre ihtiyaç vardır. O da İslam'dır.

*

Bizler müslümanlar olarak İslam'ı bütün boyutlarıyla ortaya koyar ve onun ölçü ve değerlerine sımsıkı sarılabilirsek, kendimizle birlikte Avrupa'yı da kurtarabiliriz. Unutmayalım ki, beş yüz sene önce, Avrupa büyük ölçüde müslümanların egemenliğindeydi.

*

Gırnata'da Elhamra sarayının duvarları baştan başa "Allah dışında galip yoktur." diye yazılı. Gerçekten de Allah dışında güç ve güçlü yoktur. Allah ise kendi ipine bağlananların yanındadır. Hıristiyanlar İspanya'da müslümanların kaldığı kadar kalabilmeleri için yüzyıldan daha fazla zamana ihtiyaçları var. Yüzyıl içinde de ne olup ne olmayacağını şimdiden kestirmek mümkün değildir.

*

SORU: Peki bize düşen nedir? CEVAP: Öncelikle ekonomik olmaktan daha çok kültürel bir savaş vermek zorunda olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Bunun için de, dünyada neler olup bitiyor, çok yakından izlemeliyiz.

*

Müslüman ülkeleri ve kendimizi Batılıların kendi gözlükleriyle yaptığı çalışmalardan değil, müslümanlar olarak kendi bakış açımızdan, kendimizce yapılan araştırmalardan, öğrenmeliyiz.

*

Batı'yı da Doğu'yu da gerçek yönleri ve boyutlarıyla ortaya koymalıyız ki, geçmişte yapılan hatalara tekrar düşmeyelim.

*

Bütün dünyada kültür, politika, ekonomi ve teknik alanda ortaya çıkan gelişmeleri çok yakından izlemeliyiz.

*

Biz müslümanlar olarak açık olmalıyız. Çalışmalarımızı hiçbir zaman milli sınırlara bağlı olarak düşünmemeliyiz. Milli sınırlar içinde kalarak güçlü bir kültür ortaya koymak mümkün değildir.

*

Kültürel çalışmalarımızı en azından Avrupa ölçeğinde düşünmek ve planlamak zorundayız ki, Müslüman ülkeleri yanımızda, bizimle birlikte bulalım.

*

Başta edebiyat, tarih, felsefe, sosyoloji, politika bilimi gibi alanlarda, çok ciddi ve çok yoğun çalışmalar yapmalıyız.

*

Batılıların bizim hakkımızda yaptığı çalışmaların en az on katını biz kendimiz ve onlar hakkında yapmalıyız

*

Bütün Müslüman Ülkelerin aydınlarıyla Üniversiteleriyle çevreleriyle işbirliği yapmalıyız. Çalışmalarımızı bizim dışımızdaki kültürlere de açmakta hiç tereddüt etmemeliyiz.

*

Kültürümüzü, sanatımızı, edebiyatımızı ortaya koyarak, balta girmemiş bir ormanda kendimize yol açarcasına sabırla ve sükunetle ilerlemeliyiz.

*

Geçmişe bakış, geleceğe dönük değerlendirmelerimiz, hep İslam'ın ana kaynakları olan Kur'an ve Sünnet'in ışığında ve doğrultusunda olacaktır. Bunun için düşünce halkamızda yer almış tüm müslüman büyükleri tek tek ele alarak her alanda somut, elle tutulur çalışmalar yapmalıyız.

*

Yorulma bilmez bir gayretle çalışılmazsa AT'na katılsak da, katılmasak da, dünyanın politik, ekonomik ve kültürel platformunda ciddi bir yerimizin olmayacağı k

30 Ağustos 2016, 14:22

ORTADOĞU FİLİSTİNLEŞEN DÜNYANIN KAN DENİZİDİR

Filistin dünyanın kanayan yarasıdır. Orta Doğu'nun kalbine bir hançer gibi saplanan İsrail, kurulduğundan bu yana, Filistin topraklarında kan dökmektedir.

*

İsrail uluslararası ilişkilere yeni bir kavram kazandırdı: Filistinleşme. Nasıl Balkanlaşma ülke içinde ülkeyi çağrıştıran bölünme demekse, Filistinleşme de savaş içinde savaş demektir. Filistinleşen ülkelerde insanlar, ölmeye öldürmeye doymazlar.

*

İsraillilerin ve Filistinlilerin elinde, kutsal kültürün anavatanı olan, barış kenti Kudüs, savşa kenti Kudüs'e dönüştü. Kudüs'ü ateş çemberine alan savaş, dalga dalga dünyanın her ülkesine yayılıyor.

*

Irak ve Afganistan başta olmak üzere, bütün çevre ülkeler bir bir Filistinleşiyorlar. Çünkü kutlu kent Kudüs'te kan dökülüyorsa, hiçbir kentte kan dökülmesinin önüne geçilemez.

*

New York'a yapılan saldırıdan sonra Amerika, "bizim yanımızda olmayan bize karşıdır" diyerek, İslam dünyasına savaş açtı. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, Almanya ve Japonya'da demokratik yönetimlere geçti.

*

Amerika, Irak ve Afganistan'da da, demokratik yönetimlere geçilmesini istemediği gibi, İslam dünyasındaki demokratikleşme hareketlerini de desteklemedi.Mısır'ın 'Demokrasi Baharı' kanlı 'Demokrasi Kışı'na dönüştü.

*

Irak ve Afganistan'da Almanyalaşmaya da Japonyalaşma rüyaları, Filistinleşme karabasanına dönüştü. Aynı hata, Libya'da tekrarlandı. Onların peşinden, hiç ders alınmamış gibi, Suriye ve İran'da tekrarlanılmaya çalışılıyor.

*

Amerika silahlı güçleriyle, İsrail'in silahlı güçlerini silah bırakmaya zorlayamazsa, hiçbir ülkede hiç kimseyi silah bırakmaya zorlayamaz, her ülke Filistinleşir.

*

Dünyanın her yerinde demokrasiler silahlı güçleriyle değil, silahsız güçleriyle demokrasi olurlar. Her ülkenin sihahlı güçlerinin bir başkenti vardır, silahsız güçlerin başkenti ise Kudüs'tür.

*

Demokrasiler Kudüs boyutlarını yitirirlerse, Filistinleşmekten kurtulamazlar. Demokrasileri demokrasi yapan, demokrasilere renk ve tad kazandıran boyut, Kudüs'ten kaynaklanır. Kudüs'te savaşla güzellik olmaz.

*

İbrahimoğullarının başkenti Kudüs'te çoğunluk savaşta birleşmez. Kudüs'te bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürür. Bu yüzden, Kudüs'te savaşla değil, barışla silahlanılır. Kudüs'ün barışını dinamitleyenler, yalnızca orta Doğu'da değil, bütün dünyada savaşa davetiye çıkarırlar.

*

Kudüs'ten Türklerin ayrılışıyla savaş başladı. İsrail'in kuruluşu savaşı Filistin sınırlarının dışına taşıdı. İsrail ile birlikte Amerika, dünyayı Filistinleştirmek için, İslam dünyasıyla savaşmaktadır.

*

Savaş dünyadaki, bütün sorunların anasıdır. Savaşlar durmazsa, sorunlar çözülmez.

*

Dünya barışının güneşi Kudüs'ten doğar.

*

Kudüs dünya barışının güvencesidir.

30 Ağustos 2016, 18:04

BÜYÜK DOĞU DİRİLİŞ EDEBİYAT MAVERA GELECEĞİ MOSKOVA VE WASHINGTON'DA DEĞİL,MEKKE'^DE MEDİNE'DE,KUDÜS'TE,İSTANBUL'DA ARADI.ONLAR

EDEBİYATI İMAN İÇİN BİLDİLER.EDEBİYATSIZ MEDENİYET MEDENİYETSİZ EDEBİYAT OLMAZ DEDİLER.

30 Ağustos 2016, 18:11

VİYANA TÜRKLERİN BİTMEYEN TÜKENMEYEN SEVDASIDIR TÜRKİYE AB ÜYESİ OLDUĞUNDA BÜTÜN AVRUPA BAŞKENTLRİNİN KAPILARI TÜRKLERE AÇILACAKTIR.TÜRKLERİN AVRUPA'DA

VİYANA'DA DURAN YÜRÜYÜŞLERİ YENİDEN BAŞLAYACAKTIR. AVRUPA'NIN YENİ FATİHLARİ ANADOLU GİRİŞİMCİLERİ OLACAKTIR.

31 Ağustos 2016, 14:18

Guenon , Lings , Schuon , Nasr , Batılı Müslüman

Guenon , Lings , Schuon , Nasr , Batılı Müslüman Entellektüellerdir.Onlar Kutsal kültürün bütünlük ve sürekliliğini bıkmadan usanmadan anlattılar,İslam'ın en sonda geldiğni , ancak en başta olduğunu kitaplarıyla bütün dünyaya anlatmaya anlatmaya çalıştılar.Onların dünyasında karamsarlığa yer yoktur.