============================================== Cumhuriyet yönetimi kurtuluşu, kendi kültürünü yeniden üretmek yerine, Batı kültürünü bir ayıklamaya tabi tutmadan bütünüyle benimsemede buldu.
*
Devletin kuruluş yıllarında çarşıları, camileri medreseleri, dergahları, müziği, mimarisi ve yaşama biçimiyle yüzyılların birikimi Osmanlı kültürü toptan reddedildi.
*
İlk Peygamberden son Peygambere kadar İslam kültüründen iz taşıyan herşey ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yapıdan bir bir sökülüp atıldı.
*
Batı değerleriyle birlikte yaşama biçimi, tartışılması sözkonusu olmayan kutsal ölçüler olarak kabul edildi. Bu bağlamda, Batı hukuku olduğu gibi benimsenerek İslam dünyasının çok renkli bir mozaiği olan Anadolu, İslam medeniyeti havzasından çıkarak, Batı medeniyeti havzasına katılmayı bir devlet politikası haline getirdi.
*
Türkiye'de İslam'ın ölçü ve değerleri, çağdışı ilan edilirken, Batının ölçü ve değerleri kutsal normlar olarak kabul edildi. Cumhuriyet yönetimi, Batılılar gibi yaşamada büyük başarı sağladı. Ancak Batılılar gibi üretmesini öğrenemedi. Arap harflerini bırakıp latin harflerim almak, fesi çıkarıp şapka giymek, Türk toplumunu Avrupalıların üretim gücüne ulaştırmadı.
*
Ekonomi ve yönetimdeki tıkanmanın ana sebebi, Cumhuriyetin temelindeki bu hatalı seçimdir. Bir ülke kendi olmayı bırakarak, başka bir topluma benzemeye kalkarsa, özendiği dünyanın üretim gücüne ulaşamadığı gibi, onların yardımı olmadan da ayakta duramaz. Yardım alanlar da, yardım aldıklarının verdikleri talimatlara uymak zorunda kalırlar.
*
Türkiye'deki ekonomik tıkanmanın önünü açmak için, yardım alan bir ülke değil, yardım eden bir ülke konumuna gelmek gerekir. Bunun için devlet ile toplum arasında Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne devam eden soğuk ve sıcak savaşın mutlaka durması gerekir.
*
Toplumlarıyla savaşan yönetimlerin, ekonomide başarılı olmaları mümkün değildir. Çünkü ekonomi insanın gölgesine benzer. İnsan yoksa, gölgesi de olmaz.
*
Farabi, erdemli şehiri, sağlıklı bir bedene benzetir. Erdemli ülke de erdemli şehir gibidir. Bir ülke yönetenleri ve yönetilenleri, üretenleri ve tüketenleri, ithalatçıları ve ihracatçılarıyla aynı gaye doğrultusunda bir vücudun organları gibi, birbirleriyle yardımlaşarak çalışamazlarsa, üretim gücünü büyütmede başarılı olunamaz.
*
Türkiye'de ekonomik tıkanmanın önüne geçmek için, yürürlükteki zihniyetin topyekün değişmesi gerekir. Ekonomi, zihniyetin, daha açık bir deyişle, değer ve düşünce sisteminin ekonomik yapıdaki yansımasıdır. Yürürlükteki zihniyeti değiştirmeden, ekonomik tıkanmayı gidermek ve üretim gücünü arttırmak mümkün değildir.
*
Dünyada soğuk savaş döneminin kavramları gibi, iki yüz yıllık pozitivizmin değerleri de geçerliliğini büyük ölçüde yitirdi. Artık ekonomide, politikada ve yönetimde geçmişte söylenenler, yarına ışık tutmuyorlar. Başta ekonomi olmak üzere her alanda Mevlana'nın dediği gibi, yeni sözler söylemek gerekir.
*
Marks'ın "altyapı" ve "üstyapı" modeli ile Adam Smith'in "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" anlayışı Anadolu insanına coşku vermiyor. Sovyetler Birliği'nde ekonomik yapıyı güçlendireceğiz diye, inancı yok edenler, üretimde büyük bir başarısızlığa uğradılar. Toplumların "afyon"u, Sovyetler Birliği'nde din değil, dinsizlik oldu.
*
"Din afyondur" diyen Komünizmin cenaze töreni yapıldı. "Allah yoksa herşey mübahtır" diyen liberalizmin de cenaze töreni yakında yapılacak. İktisat kitaplarında, bir papağana arz ve talebi öğretebilirseniz, onu iyi bir iktisatçı da yapabilirsiniz, denilir.
*
Ekonomide başarının yolu arz ve talep yasasını kavramaktan geçer. Arz ve talep yasalarının işleyişi üzerinde ilk ciddi çalışmaları başta Gazali ve İbn Haldun olmak üzere müslüman düşünürler yapmıştır.
*
Diğer bilimler gibi, ekonomi de Batılıların tekelinde değildir. Türkiye'nin sorunu Anadolu insanını harekete geçirerek mal, hizmet ve bilgi üretim gücünü artırmaktır. Bunun için devletin Anadolu insanıyla barışık olması gerekir. Üretim gücünü büyütecek olanlar, Anadolu'nun inanmış, erdemli insanlarıdır.
*
Erdemli bir insandan daha güçlü bir kaynak olmadığı gibi, daha verimli bir üretim girdisi de yoktur. Önümüzdeki yıllarda üretim gücünün kaynağı, sermaye ve ham madde kaynaklarından daha çok, kendini bilen, vizyon sahibi ve dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen inanmış insan olacaktır.
*
Şeyh Galip' in dediği gibi, evrenin özü olan insan orta ve uzun vadeli ekonomi politikalarının da özü ve özetidir. Gelecekteki ekonomik başarı, Batı'da olduğu gibi, başkalarının kaynaklarına el koymak için savaşanların değil, kendi kaynaklarını en verimli bir biçimde kullanmak için yarışanların olacaktır.
*
Türkiye ekonomide yapısal bir dönüşümü gerçekleştirebilmek ve döviz dar boğazını aşabilmek için yönünü dış dünyaya döndürmek zorundadır. Dünyası dar ve sınırlı olanların, ekonomileri de küçük ve sınırlı olur. Artık dünyada sınırlar anlamını büyük ölçüde yitirmiştir. Avrupa ülkeleri kalitesinde ve pasifik ülkeleri maliyetlerinde üretim yapamayan Türkiye'nin dar boğazdan çıkması çok zordur.
*
Dünyada ülkelerden daha çok ekonomik, siyasal ve kültürel örgütler yarışıyor. Ülkelerin akıncı güçleri ordulardan daha çok şirketler. Ülkeler, ordularla değil, örgütlerle işgal ediliyor.
*
Hilton Otel zincirinin kurucusu Conrad Hilton, şirketinin uzun vadeli politikasını, ülke içinde oteller kurmadan, bütün dünyada oteller açmaya çeviriyor. Bu bağlamda ilk oteli 1953'de Madrid' de, ikincisini de 1955'de İstanbul'da açıyor. Bugün, sözkonusu otel zincirinin dünyada olmadığı büyük şehir yoktur.
*
Conrad Hilton 1955'de İstanbul'daki otelini açarken, kurdukları her otelin "Küçük Bir Amerika" olduğunu söylüyor. Gerçekten bu oteller, Amerikan yaşama biçiminin, dilinin, müziğinin mutfağının ve değerlerinin sergilendiği, yirmi dört saat açık fuarlara benziyor. Hilton ve benzeri oteller, dünyada hangi şehirde olursa olsunlar, Batı hayat tarzının ihraç edildiği merkezlerdir.
*
Müslümanların kurdukları örgütler ve işletmeler, Hilton' un stratejisini uygulayarak, bu ürün ve kültür ithali sürecini, ürün ve kültür ihracı sürecine çevirmelidirler. Kültürü ihraç etmenin yolu, Hilton örneğinde olduğu gibi, sermaye ihraç etmekten geçer.
*
Sermayelerini, daha yerinde bir deyişle örgütlerini dışarıya açmayan ülkeler, ürün ve hizmetlerine dış pazarlarda yer bulamadıkları gibi, başkalarının ürün ve hizmetlerini kültürleriyle birlikte ithal etmek zorunda kalırlar.
*
Türkiye dışa açık büyüme stratejilerini yenileyerek sürdürmelidir. Çünkü ürün ve hizmetlerini ihraç eden ülkeler, sermayelerini de ihraç etmeye başlarlar. Sermayelerini ihraç edenler, sermayeleriyle birlikte, dillerini, müziklerini, mutfaklarını, işçilerini, mühendislerini ve medyalarını da götürürler.
*
Türkiye Batı'dan yardım değil, ticarette işbirliği istemelidir. Özal ile başlayan dışa dönük ekonomi politikaları, tekrar ele alınarak yenilenmelidir. Bunun için de Anadolu insanının yönü ve gözü dışarıya çevrilmelidir. Dünyası küçük olan toplumların, görüşleri de kısır olur.
*
Son yıllarda geliştirilen kaos teorisi, "düzensizlikte düzen" olduğunu savunuyor. Türkiye'deki ekonomik ortama bakılırsa, büyük kaos olduğu görülür. Yönetimin toplumu, mal ve hizmet üretiminden daha çok, paradan para kazanmaya yönlendirmesi kaosu büyütüyor.
*
Sağlıklı bir ekonomi için, "paradan para" kazanmanın yolu mutlaka kapatılmalıdır. Çünkü Batılı iktisatçı Keynes'in vurguladığı gibi, sağlıklı bir ekonomide faiz oranları sıfır olur. Sağlıklı bir ekonomide faiz oranlarıyla birlikte, enflasyon oranı da sıfır olur. Türkiye'ye bakılırsa, her iki oranın da yüksek olduğu görülür.
*
Sağlıklı bir ekonomi için, her iki oranın da sıfırlanması gerekir. Ancak bu oranların sıfırlanarak, sağlam bir ekonomi kurulabilmesi için erdemli insanlara ihtiyaç vardır. Her alanda olduğu gibi, ekonominin odak noktasında da inanmış erdemli insan vardır. Ekonomiyi sağlığına kavuşturacak olanlar, erdemli insanlardır.
*
İhracat politikaları üzerine değil de, ithalat politikaları üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Batılılar gibi tüketmesini öğrendi ama Batılılar gibi üretmesini öğrenemedi. Bugün yüz yüze olunan ekonomik sorunlar üretmeyi değil, tüketmeyi amaçlayan politikalardan kaynaklanmaktadır.
*
Üretimi, tüketimini karşılamayan bir ülkenin dış borçtan ve enflasyondan kurtulması mümkün değildir. Türkiye büyük bir ekonomik potansiyele sahiptir. Dışa açılmada önemli adımlar atılmıştır. Söz gelimi Türk yapı şirketlerinin başta Rusya Federasyonu olmak üzere, yabancı ülkelerde aldıkları ihalelerin toplam değeri, Türkiye'nin dış borçlarından daha fazladır.
*
Türkiye'nin sorunları, her şeyden önce, iyi yetişmiş vizyon sahibi, erdemli insanların güç sahibi olmalarında odaklanmaktadır. Sağlıklı ve dengeli bir ekonomik yapılanma için iki yüz yıl boyunca egemenliğini sürdüren pozitivist değerlerin terk edilmesi gerekir.
*
Ekonomi ahlaktan bağımsızdır diyerek, ekonomik modellerden sökülüp atılan ahlakî ölçü ve değerlere dönmek zorunludur. Çünkü ahlak dışı yollardan, ahlaki sonuçlar elde edilemez. Artık rant ekonomisiyle milyonların canı pahasına dolar biriktirme, biriktirenlerin de huzurunu kaçırıyor.
*
Gelecekte ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gücün odak noktasında paradan para kazanma değil, mal, hizmet ve bilgi üretiminden getiri sağlama olacaktır.
*
Hz. Ali'nin dediği gibi: "Derman sende... Derdim sendendir" Erdemli insanı gözden uzak tutan hiçbir ekonomik politikanın başarılı olması mümkün değildir. Sorunlar insandan kaynaklanıyor. Çözümleri de insanlar bulacaktır.
*
Gazali, toplumların bozulması yöneticiler, yöneticilerin bozulması aydınlar, aydınların bozulması da para ve makam tutkusundandır, derken, bugün de tartışılan sorunlara evrensel bir vizyon getirmektedir.