Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Haziran 2017

51 yazı

1 Haziran 2017, 18:39

İSLAM HEM DÜNYA HEM ÖTEDÜNYA DİYEN MEDENİYETTİR

Bu yazı daha önce 05.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================== Dünya tarihi geçmişten geleceğe, insanlığın ortak bilgi ve bilgelik birikimiyle, sürekli yenilenen devletler ve medeniyetler tarihidir. Bütün bilgi ve bilgeliklerin, ana kaynağı olan tarih, medeniyetle devletin, devletle medeniyetin bağlarını araştırır. İbn Haldun'un Mukaddime'de ayrıntılı olarak ele aldığı gibi: “Tarih doğrusal değil, dairesel bir gelişme gösterir.” Tarihsel süreçte devletler yöneticilerden, medeniyetler devletlerden daha daha uzun ömürlü ve daha etkilidir.

*

Arnold Toynbee, insanlık tarihine, devletlerin dar vizyonundan değil, medeniyetlerin geniş vizyonundan bakmanın daha sağlıklı olacağını düşünür. Devletler medeniyetlerin bereketli topraklarında, sınırlı bir tarih aralığında, doğarlar, gelişirler ve ölürler. Samuel Huntington'dan çok daha önce Sezai Karakoç, “dünya tarihinde devletlerden daha çok medeniyetlerin savaştığını”, insanlığın gündemine taşıdı. Bir yanda tek, bir yanda iki dünya medeniyetleri vardır. Birbirleri arasındaki çatışma ve uzlaşmalar Kıyamet'e kadar devam edecektir.

*

Tek dünya medeniyetlerinin mimarları Nemrut'lar, Firavun'lar ve Neron'lardır, başkentleri Atina'dır. İki dünya medeniyetlerinin mimarları, İbrahim'ler, Musa'lar, İsa'lar ve Muhammet'lerdir, başketleri Mekke'dir. Tek dünya medeniyetlerinin merkezinde Akropol vardır, yüzleri Atina'ya dönüktür. İki dünya medeniyetlerinin merkezinde Kabe vardır, yüzleri Mekke'ye dönüktür. Tek dünya medeniyetleri yalnızca fizik dünyaya odaklanırken, iki dünya medeniyetleri hem fizik hem metafizik dünyaya odaklanırlar.

*

Tek dünya medeniyetlerinin somut değerleri, hem peygamber hem sultan olan Süleyman Peygamberin “Yıldızı”nın birinci üçgeniyle, iki dünya medeniyetlerinin soyut değerleri de ikinci üçgeniyle temsil edilir. “Süleyman Mührü”nde iki üçgenin örtüştüğü ortak alanda, iki dünyayı altın oranda harmanlayan kutsal kitaplar vardır. Dünya tarihinde Ademoğullarının, bilinen ve bilinmeyen iki dünyaya ilişkin bütün bilgileri, kutsal kitaplara düşülmüş uzun bir dipnottur. Kur'an kutsal kitapların en sonda geleni, ancak en başta olanıdır. Bütün kutsal kitapların özü ve özetidir.

*

İki dünya medeniyetleri, insanlığın bilinen bütün normatif ve pozitif değerlerinin toplamıdır. İki dünya medeniyetlerinin tek dünya medeniyetlerinin birikimlerinden yararlanmaları, onların kaynaklarıyla olan bağlarını koparmadığı gibi, özgünlüklerine de gölge düşürmez. Onlar bir devletin ya da bir milletin birikiminden değil, bütün insanlığın birikiminden beslenirler. Tarihi süreç içinde Mısır medeniyeti Babil medeniyetinden, Yunan medeniyeti Mısır medeniyetinden, İslam medeniyeti Yunan medeniyetinden, Batı medeniyeti İslam medeniyetinden yararlanmıştır.

*

Hayatla ölüm ölümle hayat, nasıl iç içeyse, simgesi “Süleyman Yıldızı” olan iki dünya medeniyetlerinde de, dünya ve ötedünya öyle iç içedir. İki dünya birbirinde ayrılmaz bir bütünün iki ayrı yüzüdür.

*

Bütün insanlığın özlediği ve hasretini çektiği, bilgin ve bilgelerin hayalini kurduğu “Dünya Cenneti” değil, Kutsal kitapların haber verdiği “Yitik Cennet”tir.

*

İki dünya medeniyetlerinin simgesi Süleyman Peygamberin mührüdür. Mühür iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan iki üçgenden oluşan, “Süleyman Yıldızı”dır. Yıldız kutsal kitapların insanlığa bir armağanıdır.

*

İslam medeniyeti ya dünya ya ötedünya diyen tek dünya medeniyeti değil, hem dünya hem ötedünya diyen iki dünya medeniyetidir.

*

İslam medeniyeti, bütün medeniyetleri kucaklayan Ademoğulları medeniyetidir.

*

Yitik Cennet'in yol haritasını arayan Kur'an'da bulur.

*

Kur'an kutsal kitapların doğrulayıcısıdır.

1 Haziran 2017, 18:43

YUNUS'UN ŞİİRİ İKİ DÜNYA MEDENİYETİNİN ŞİİRİDİR

============================================== Şiir kelimelerle düşünceleri duygulara, duyguları düşüncelere dönüştürme ustalığıdır. Yağmur yüklü bulutlar gibi, düşünce yüklü duyguları anlatmada, hangi dilden yararlanıldığından daha çok, hangi gerçeğin dile getirildiği önemlidir. Güzel olan dil değil, yakalanan gerçektir. Gerçek olan ölümsüzdür, ölümsüz olan gerçektir. Gerçeğin şiirini yakalayan, hayatın şiirini yakalar. Her hayat bir yok oluş değil, bir var oluş öyküsüdür.

*

Yunus''un şiiri hayatın şiiridir, hayatı yaşanır kılmak için, hayatın içindeki ölümsüz hayatı şiirleştirir. Sınırsız zenginliklerle dolu ölümsüz hayatı, Aziz Mahmut Hüdai ''Sen çıkarsan aradan / Kalır seni yaradan'' dizeleriyle özetler. Onların şiirlerindeki derinlik yalınlıktan kaynaklanır, ne bir kelime eksik, ne bir kelime fazladır. Onlar kalemleriyle değil, gönülleriyle yazarlar. Onlar dilleriyle değil, gözleriyle konuşurlar. Onların dili, hayatın dilidir.

*

Necip Fazıl''ın ''Yunus Emre Hassasiyeti'' başlıklı konuşmasında vurguladığı gibi: ''Ölmezlik çapının adamları, dünyanın her yerinde aynı kanuna bağlıdır. Kendi asliyeti içinde milli ve bu asliyete erişme nisbetinde beşeri.'' Hayatlar hayatını bulan, şiirler şiirini yakalayan Yunus, yalnızca ''Bizim Yunus'' değil, aynı zamanda ''Onların Yunusu'', bütün ''Dünyanın Yunusu''dur.

*

Yunus''un şiirlerinin okunduğu ve konuşulduğu yerde, yalnızca dinleyenler değil, dağlarıyla, taşlarıyla, ovalarıyla ve denizleriyle dünya ve herkes susar. Onun şiirlerinin oluşturduğu büyük çekim alanı içinde, konuşulur gibi susulur, susulur gibi konuşulur. Üzümün üzüme baka baka olgunlaştığı gibi, insanlar da, ölümsüz şiirleri okuya okuya, dinleye dinleye olgunlaşırlar.

*

Sezai Karakoç''un ''Yunus Emre'' kitabında anlattığı gibi, ''Bir yandan Mevlana''nın ışık felsefesi, bir yandan Hacı Bektaş''ın arı insan ocakları, baştanbaşa Anadolu''yu yenilerken başlarında Yunus olmak üzere, gelen büyük şiir ustaları, bütün insanlığı, buldukları eşsiz ustaları, bütün insanlığı, buldukları eşsiz hazineyi paylaşmaya, ölümsüz hayatın şiirini yakalamaya davet ederler. Onların şiiri, bütün insanlığın şiiridir. Onların çağrısı, bütün insanlığa çağrıdır.

*

Yunus''un sesi, Anadolu''nun sesi olduğu kadar ölümsüzlüğü arayan dünyanın da sesidir. Onun sesine kulak verenler, hayatın şiirini yakaladıkları gibi, iki dünyada da kurtuluşa ererler. Onların peşinden gidenler ''Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan / Geleyim izine doğru arkandan'' diye seslenirler.

*

Bütün insanlığın, bütün insanlığa yaşanır bir dünya armağan edebilmesi için, herkesin Yunus''un şiir dünyasında yok olmayı, göze alması gerekir.

*

İnsan Yunus''ta ölüp, Yunus''ta dirilmeli, yeni bir kimliğe bürünmelidir.

*

Yunus''un şiiri insanın var oluşunun şiiridir.

*

Sevmeyince sevgili bulunmaz.

*

Sevmeyen sevilmez.

2 Haziran 2017, 16:11

NASREDDİN HOCA'DAN LİDERLİK VE BİLGELİK DERSLERİ

================================================== Pozitivist paradigmanın çöktüğü ve geleneksel düşüncenin hayatın merkezine yeniden yerleştiği bir dünyada, bilgelik ve liderlik, büyük önem kazanmaktadır. Kuruluşlarda lider ve yönetici arasındaki farkları anlatmada ve liderliğin dönüştürücü gücünü ortaya koymada, hayatın içinden fıkralar, kitaplardan daha öğretici olurlar. Bazan bir davranışın gücünü göstermede, bir fıkranın etkisi, bir kitabın etkisini çok aşar ve çok daha kalıcı olur.

*

İnsanlar kuru bilgilerle doldurulmuş kitapları değil, şiir ve hikayelerle zenginleştirilmiş kitapları daha çok sever. Bu yüzden, öğrenme ve öğretmede sanatçı özellikleri ağır basan hocalar, çok daha başarılı oldukları gibi, çok daha da sevilirler. Derslerinde fıkra anlatmayı sevmeyen, şiirlerle düşüncelerini desteklemeyen hocaları dinlemekten, öğrenciler hiç hoşlanmazlar.

*

Anadolu insanının yüzyılların içinden süzülüp gelen zengin kültüründe fıkra deyince, akla hemen büyük bilge ve büyük düşünür Nasrettin Hoca gelir. Tasavvuf dünyasının zenginliklerinden de yararlanmasını bilen Peter Hawkins, “Nasreddin Hoca''nın Liderlik Rehberi” isimli kitabıyla, onun bilgelik ürünü fıkralarını, kurumsal öğrenme, değişim yönetimi ve kurum kültürü alanlarına ustalıkla taşımıştır.

*

Kurum ve kuruluşların başarısında, liderler vazgeçilmez bir işlev yüklenirler. Çünkü, liderlerin en başta gelen sorumlulukları, işi iyi yapmak ile iyi işi yapmak arasında seçim yapmalarıdır. Bunun için de, zengin bir bilgi ve bilgelik birikimine sahip olmaları gerekir. Dostlar liderlik yaparken görsün, diyenler, lider değil, yönetici olurlar. Her lider aynı zamanda bir yöneticidir. Ancak her yönetici aynı zamanda bir lider değildir.

*

Hoca düşüncelerini kısa hikayelerle anlatan bir bilge ve bir fıkra ustasıdır. Onun dilden dile, ülkeden ülkeye anlatılan fıkraları küresel bir etkiye sahiptir. Bu yüzden, Hoca''nın fıkraları, bütün dünya dillerine uyarlanmıştır.

*

Hoca'nın anavatanı Anadolu''dur, Eskişehir ve Akşehir''de onun adına her yıl, günlerce süren şenlikler yapılır, yarışmalar düzenlenir ve göllere maya çalınır.

*

Tom Peters''in “Mükemmellik Arayışı” kitabında da vurguladığı gibi, kuruluşlarda kusursuzluğu yakalamak için, başarısız olmaktan korkmamak gerekir. Başarılı olmanın sırrı, başarısızlıktır.

*

Damdan düşmeyenler, bir daha damdan düşmemek için gerekli tedbirleri alamazlar. Başarıların kaynağında başarısızlıklar vardır.

*

Her kuruluş, her çalışanına en azından üç kere başarısız olma hakkı tanımalıdır.Başarısızlıklar da ödüllendirilmelidir.

*

Herkesin kendi yol haritasına sahip olduğu bir dünyanın dengesi, düşünce ve kültür farklılıklarının korunmasıyla sağlanır.

*

Herkesin görüşüne saygılı olanın, görüşüne saygı gösterilir.

*

Geçmişin başarısızlıkları geleceğin başarıları olur

*

Bir alandaki başarısızlık başka alanda başarıdır.

2 Haziran 2017, 17:26

ADEMOĞULLARININ HİÇ BİTMEYEN İKTİDAR SAVAŞLARI

================================================ Seküler kültür bütün insanlığı kuşatan, dünya ölçeğinde, küresel bir üst kimlik tanımadığı ve tanımlamadığı için, dünyadaki bütün çatışmaların ana kaynağı olmaktadır. Berlin Duvarı''nın yıkılmasından sonra, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan küreselleşmeyle, ülkeler sürekli “biz” ve “onlar” diyen alt kimliklere bölünüyor. Dünya yeniden yapılanırken, her kimlik başka bir kimliğe, kendi değerlerini kabul ettirmek için, savaşı göze almaktadır.

*

İnsanlık tarihi kadar eski olan kültürlerin yarışını, medeniyetler savaşına dönüştüren, seküler kültür, bütün dünyayı, büyük bir yangın alanına çevirdi. Bir küresel savaşta, sınırlı sayıda ülkelerin elinde olan, nükleer başlıklı füzeler, bütün dünya şehirlerini, Hiroşima gibi, yok edebilirler. İskender, büyük bir üniversitenin öğrenci sayısı kadar bir orduyla, dünyayı fethe çıkmıştı. Yeni yüzyılda, her uçak gemisi, denizlerde dolaşan, savaşmaya hazır bir İskender ordusudur.

*

Türk Henkel Yayınları arasında yer alan, Amartya Sen''in “Kimlik ve Şiddet” ve K. Antony Appiah''ın “Kosmopolitizm” isimli kitapları, savaş dünyasını, barış dünyasına dönüştürmek için, gerekli ekonomik ve kültürel temelleri tartışıyor Sen Bangladeş''te, Appiah Gana''da Müslümanlarla iç içe yaşayan Hindu ve Hristiyan kültürlerden geldikleri için, “benim kültürüm bana, senin kültürün sana” demenin, önemini ve değerini çok iyi biliyorlar.

*

Büyük insanlık ailesine bakıldığında, insanlığın ataları Adem ve Havva''nın çocukları arasında, bütün dinlerin, bütün soyların, bütün kimliklerin temsilcileri vardır. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, herkesin soyu ilk insana çıkar. Çünkü Sezai Karakoç''un “Yazılar” kitabında vurguladığı gibi: Kutsal kültür “insanları iç içe dairelerden ibaret görür. Birinci ve en büyük daire, insanlık dairesidir. İnsanlar bir tek asıldan gelmişlerdir ve aralarındaki dil ve gelenek farklılıkları bir varlık çeşitliğinden gelmektedir”.

*

Kutsal kültürde, hiçbir soy, hiçbir renk ve hiçbir insan birbirinden ayrı ve birbirinden üstün tutulmaz. Kutsal kitapların çağrısını kabul edenler ve kabul etmesi beklenenler olarak ikiye ayrılan insanlar, ya inanışta ya da yaratılışta kardeştirler. Onların ana vatanları, doğdukları ya da doydukları ülkeler değil, atalarının yitirdikleri Cennet''tir. Bütün insanların ana vatanlarına dönebilmeleri için, savaşın değil, barışın peşinden koşmaları gerekir.

*

Büyük roman ustası Leo Tolstoy, vatanseverliğin savaşseverliğe dönüştüğü bir dünyada, “savaşı yok etmek istiyorsanız, vatanseverliği yok edin” demektedir.

*

Vatanseverlik hiçbir kimliğin başka bir kimliğe değerlerini ve inançlarını savaşla kabul ettirme hakkı vermez.Tarih boyunca iyi savaş kötü barış olmamıştır.

*

Dayatmacılığa ve dayatmacılara karşı, bütün insanlar, inançları ne kadar farklı olursa olsun, hep birlikte silahsız bir savaş vermelidirler.

*

Dünya Adem ile Havva''nın bütün çocuklarının birinci ana vatanları değil, ikinci vatanlarıdır ve hepsine yetecek büyüklük ve zenginliktedir.

*

Yitirilen ana ve asıl vatan Cennet savaşla değil, barışla bulunur.

*

Savaşın yolları Cennete değil,Cehennem'e çıkar.

*

Cehennem'e giden büytün yollar savaş döşelidir.

*

Bir insanı öldüren bütün insanları öldürür.

2 Haziran 2017, 17:50

TÜRKLERE KALE ESTERGON DAĞ BALKAN NEHİR TUNA'DIR

================================================== Asya''nın en Batı''sı Anadolu ile Avrupa''nın en Doğu''su Rumeli Osmanlı Devleti''nin iki ana kaynağını oluşturur. İki kıtanın bir araya gelmesinin doğurduğu, ekonomik, siyasal ve kültürel güçle, Türkler tarihlerinin, en büyük, en güçlü ve en uzun ömürlü devletlerini kurmuşlardır. Rumeli, büyümesi dört yüzyıl, küçülmesi de iki yüzyıl süren Osmanlıların dünyadaki gelişmeleri izleyen gözleri ve koklayan burunları olmuştur.

*

Türkler altı yüzyıllık Osmanlı Devleti''nin özü ve özeti olan İstanbul''dan, üç kıta ve iki denizdeki varlıklarını güvence altına almışlardır. Şam, Bağdat, Beyrut, İstanbul''un Asya''daki Sofya, Belgrad ve Budapeşte Avrupa''daki dost yüzleridir. Sarı Saltuk''un Belgrad''ı, Gül Baba''nın Budin''i, İstanbul''un, Merzifonlu''nun Viyana''sına açılan kapılarıdır. Estergon Kalesi, Avusturya, Macaristan ve Slovenya''nın denetildiği Rumeli Hisarı''dır.

*

Estergon Kalesi İstanbul için, Viyana''ya giden yolda, Tuna kıyısındaki duraktır, aralarında yalnızca Bratislava vardır. Türkler için, türkülere konu olan Estergon Kalesi, Berlin, Paris ve Londra''yı izleme kulesi olmuş ve iki yüzyıla yakın bir süre ellerinde tutmayı başarmışlardır.Türklerin nehirlerinin başında Tuna,kalelerinin başında da Estergon gelir.Estergon kalesi Türklrin elinde "Musa'nın Asası" olmuştur.

*

Estergon Kalesi''nden Tuna''nın akışını izleyen Türkler, Sakarya''yı düşünürler, Necip Fazıl gibi: “Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu / Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?/ Nerde kardeşlerin cömert Nil, Yeşil Tuna/ Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?” diye sormaktan kendilerini alamazlar. Viyana önlerinden ve Estergon Kalesi''nden 1683''de Anadolu''ya dönen akıncılar, 1983''de “Türk Viyana”ya döndüler.

*

Geçen yüzyıllarda Tuna''yı geçerek, “dev gibi orduları” yenen akıncıların ortadan kaldıramadığı sınırları, Yirmibirinci Yüzyıl''da, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, kusursuzluğun bayrağını taşıyan girişimciler kaldırdı. Dünyanın her ülkesinde ve dünyanın her kentinde, ülkelerinin bayraklarını taşıyan orduların yerlerine kusursuzluğun bayraklarını taşıyan girişimciler geçtiler.

*

Muhteşem Kanuni''nin Budin Kalesi''nin bayrağındaki “Gaziler meskenidir beyim burda gayr olmaz / Burada zulm eyleyenin akibeti hayr olmaz” mısralarıyla özetlediği, erdemli devlet, erdemli yönetici ilkeleri, erdemli şirket, erdemli girişimciler için de geçerlidir. Osmanlı Devleti gibi, uzun ömürlü kurum ve kuruluşların temellerini atmak isteyen girişimciler, zalim olmaktansa, mazlum olmayı yeğlemesini bilmelidirler.

*

Estergon Kalesi''nin Türk bölgesini Anadolu''dan gelen girişimciler yenilemektedirler.

*

Türkler Estergon''dan almaktan daha çok Estergon''a vermek için tekrar gelmişlerdir.

*

Erdemli girişimciler alan el olmanın değil, veren el olmanın ustasıdırlar.

*

Estergon Viyana başı duraktır.

3 Haziran 2017, 11:18

BÜTÜN DÜNYADA ORUÇ AYI SAVAŞSIZ BARIŞ OLMALIDIR

================================================== Dünya yeni bir oruç ayını, sonu gelmeyen savaşlarla dökülen, kan ve gözyaşlarıyla karşıladı. Seksenli yılların sonunda Soğuk Savaş''ın önemini yitirmesiyle, Amerika ile Rusya arasındaki silahlanma yarışı ve çatışma sona erdi. Kapalı Rus ekonomisinin, üretim gücünü büyütmede başarısızlığa uğraması, Amerika''yı, dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü haline getirdi. Artık dünyada hiçbir ülke, yeni bir Kore ve Vietnam savaşı, beklemiyordu.

*

Ülkelerin barış içinde savaşsız bir dünya özlemi, beklenilenin tam tersi bir sonuç verdi. Önce Balkanlar''da, ardından Kafkaslar''da, sonra da Orta Doğu''da savaşlar birbirini izledi, her yerde büyük kan ve gözyaşı gölleri oluştu. Irak ve Afganistan''da, ne oruç ayları, ne de bayramlar, savaşların hızını kesmesini yetti. Irak''ta, Filistin''de, Suriye''de, savaşlar oruç ayında da hızını hiç kesmeden devam ediyor. İslam dünyasında oruç ayı, savaş ayına dönüştü.

*

Müslümanlar ve Hristiyanlar ile Yahudiler arasında düşmanlığın yeni değil, yüzyıllardan beri var ve kaçınılmaz olduğu ileri sürülüyor. Oysa Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler İslam''ın ilk yıllarından Osmanlı Devleti''nin son yıllarına kadar barış içinde yanyana yaşamışlardır. Osmanlı Devleti''nin küçülmesiyle, Türkler Filistin, Irak, Suriye ve Lübnan''dan çekilmeselerdi, Orta Doğu''da böylesine büyük savaşlar patlak vermezdi. Tarihte Müslümanlar, her zaman barışın güvencesi olmuşlardır.

*

Müslümanlar bütün insanlığın anne ve babasının Havva ve Adem olduğuna inandıkları için, dininden ve etkin kökeninden dolayı hiç kimseyi küçümsememişlerdir. Onlar son tahlilde, bütün insanların Adem''in çocukları olduğundan kuşku duymadıkları için, dinler ve etnik kökenler arasındaki farklılıkları, bir çatışma kaynağı olarak görmemişlerdir. Onlar için, insanların etnik kökenleri değil, ilkeleri önemlidir.

*

Bütün savaşlar ilkesizlikten kaynaklanır. İlkesizliğin ilke olduğu bir dünyada, hiçbir güç savaşların önüne geçemez. Oruç ayı, iftarları, sahurları, teravihleri ve hep birlikte kutlanan bayramıyla, bir ilkeler yumağıdır. Bu ay, orucun ilkeleri çerçevesinde, iyiliklerin kat kat ödüllendirildiği bir aydır. Bu ayda, yardımlaşma ve dayanışma eylemleri, doruk noktasına ulaşır.

*

Dayanışma ve yardımlaşmanın özendirildiği bir toplumda, herkes birbiriyle savaşmaktan daha çok işbirliği yapmak için yarışır. Tarihin her döneminde, savaşanlar değil, işbirliği yapanlar güçlü olmuşlardır.

*

Irak''ta, Filistin''de, Afganistan''da, Cezayir''de ve diğer Müslüman ülkelerde, oruç ayının ilkeleri unutulduğu için, Müslümanlar ülkelerini gelen yabancılardan önce, kendi aralarında savaşıyor.

*

Müslümanların Müslümanlara verdiği zararın yanında Yahudi ve Hristiyanların verdikleri zarar çok küçük kalır. Çoğu kez, Müslümanın düşmanı Müslüman olmuştur.

*

Son yıllarda, Müslümanlar Müslümanların dinde kardeşleri olmaları gerekirken, iktidar savaşında rakipleri konumuna düşmüşlerdir.

*

Orucun ilkeleri gözardı edilirse, Habil ve Kabil gibi, kardeşler birbirlerine düşman olurlar.

*

Oruç tutanlar hiçbir zaman birbirleriyle savaşmazlar.

*

Oruçlu olmak ilkesizliğe kaı olmaktır.

*

Oruç ayı savaş değil barış ayıdır.

*

Kan dökenin kanı dökülür.

3 Haziran 2017, 18:02

Çevre kirlenmesi bir aysberge benzer.Su altında kalan

Çevre kirlenmesi bir aysberge benzer.Su altında kalan görünmeyen kısmı kültür kirlenmesidir.Çevre kirlenmesi kültür kirlenmesinin toprak,hava ve sulardaki yansımasıdır. Kültürün kirlendiği,insanın kirlendiği bir dünyada kirlenmemiş bir alan bulmak mümkün değildir."KİRLENMENİN BOYUTLARI" kitabımızda kirlenme aysbergi enine boyuna tartışılmıştır.

4 Haziran 2017, 11:16

ORUÇ AYINDA BİR GÖZ AĞLARKEN BİR GÖZ GÜLMEZ

================================================= Her yılın bir ayı, oruç ayıdır. Oruç ayı sonu bayram olan aydır. Oruç ayında ekilenler, bayram gününde biçilir. Bu yüzden, oruç ayı yardımlaşmanın, dayanışmanın, paylaşmanın doruk noktasına çıktığı aydır. Oruç ayında, bilgiler, hizmetler, ürünler paylaşılır. Bayram günlerinde kapılar, gönüller, sofralar herkese açılır. Bayramlarda, karşılık beklemeden verenlere, karşılıksız verilir.

*

Bayramla bütünleşen oruç günlerinde, iki kere iki dört değil, on dörttür. Çünkü, oruç ayında paylaşılanlar, büyük bir hızla çoğalır, zenginleşir, yeni boyutlar kazanırlar. Oruç ayı, bereket ayıdır. Oruç ayı, rahmet ayıdır. Oruç ayında gökyüzünün rahmet ve bereket kapıları, sonuna kadar açılır. Yağmurun toprağı canlandırdığı gibi, oruç ayı ekonomiyi canlandırır.

*

Oruç ayı paradan para kazanılan sanal ekonomi ayı değil, ürün ve hizmet üretiminden para kazanılan reel ekonomi ayıdır. Oruç ayında ekonomik hayat, insanların gözlerinden daha çok karınlarını doyurmaya odaklanır. Bütün boyutlarıyla ekonomik hayat, oruç ayında, diğer aylarda görülmeyen, bir büyüklüğe ulaşır. Şehirler, kimseyi dışlamayan, geniş bir sofraya dönüşürler.

*

Anadolu insanı, dünyada oruca ve oruçluya saygı gösterilen şehirleri vatanı olarak görür. Bunun için, bütün bir Türkiye, yerel yönetimleriyle, gönüllü kuruluşlarıyla, oruç tutulan her yerde, herkese açık iftar ve bayram sofraları düzenliyor. Çünkü, Anadolu''da denildiği gibi: “Bir göz ağlarken, diğer göz gülmez”. Bir insanı güldüren, bütün insanlığı güldürür, bir insanı ağlatan bütün insanlığı ağlatır.

*

Oruç ayı, Anadolu insanının, üretim gücünü büyütürken, değerlerini korumaya gösterdiği özenin, göze görünür, en güzel ve en etkili göstergesidir. Türk toplumu sekülerleşmeden, veren el olma yolunda, önemli adımlar atmıştır. Türk dünyası, üreten el olmadan, Türkiye''nin ve dünyanın dönüşmeyeceğini biliyor. Bu yüzden, Anadolu insanı, her gün oruçlu gibi tüketirken, her gün bayram gibi üretmeye çalışıyor.

*

Anadolu insanı, orucu, bayramı iman için bildiği gibi, üretimi, tüketimi de iman için bilir. Petrol denizinin üzerinde, yoksulluk çeken İslam dünyasını, yoksulluğun demir kafesinden, Anadolu insanı çekip çıkaracaktır. Dünyada üretmeden, tüketilmez, veren el olüanlar, üreten el olanlardır.

*

Üreten el olmanın coşkusunu duymayanlar, veren el olmanın coşkusunu duyamazlar.

*

Oruçlu günler veren el olmanın coşkusunun doruk noktasına çıktığı günlerdir.

*

Oruç tutanlar, birbirleriyle savaşmazlar.

*

0ruç günlerinde savaş yapılmaz.

*

Oruç barışın aynasıdır.

4 Haziran 2017, 13:02

NUH'UN GEMİSİNİNİ KAÇIRAN DÜNYA TUFANA KOŞUYOR

================================================== Doğu"dan Batı"ya dünya bütün kıtalarıyla, ikinci bir "Nuh Tufanı"na doğru gidiyor. Birinci Nuh Tufanı, bütün insanlığın yok olmasına yol açtı, küçük bir topluluk sağ kalabildi. İkinci Nuh Tufanı"ndan geriye de, olduğu gibi görünmeyen algı toplumları değil, göründüğü gibi olan olgu toplumları kalacak. Doğu"su ve Batı"sıyla, bütün dünya, büyük bir yol ayrımına geldi. Dünya ya Nuh"un Gemisi"ne yetişecek, ya da tufanda yok olacaktır

*

Dünyanın geldiği yeni dönüm noktasında, başta Müslüman ülkeler olmak üzere, bütün ülkeler, ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarında, köklü değişiklikler yapmak zorundalar. Yirminci Yüzyıl"da ülkelerin üretim güçlerini büyüten olgular, Yirmi birinci Yüzyıl"da, ülkeleri yanıltan algılara dönüştüler. Hayatın her alanında, olguların yerine algılar geçti. Ülkeler, kurumlar, kuruluşlar ve kişiler olgulardan önce algılara odaklandılar.

*

Algı toplumu, kurumları, kuruluşları ve insanlarıyla, olduklarından çok daha büyük, çok daha güçlü ve çok daha etkili olmak ister. Algı toplumunun ekonomisi sanal ekonomi, politikası sanal politika, kültürü sanal kültürdür. Toplumdaki etkinliğini yitirmemek için, hiçbir kurum, hiçbir kuruluş, hiçbir kişi olduğu gibi görünmek istemez. Toplumda her şey algılar üzerine inşa edilmiştir. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Her şeyin içi boştur.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, bir algı toplumuna, dışarıdan bakıldığında görünenler ile içeriden bakıldığında görünenler arasında büyük farklılıklar vardır. Amerika"da yaşayan bir Afrika"- lı, gündüz işinde bir beyazdır, gece evinde ise bir siyahtır. Algı toplumunda herkes büyük bir çifte standartla, karşı karşıyadır. Algı toplumunun insanları gibi, kurumları da, ikiyüzlüdür. Kimse, nerede beyaz, nerede siyah algılanacağını kestiremez.

*

Olgu toplumu, algı toplumu gibi insanları, kurumları ve kuruluşları geceleri kaplanlara, gündüzleri de kedilere benzemeye özendirmez. Algı toplumunun ikiyüzlü olmasına karşı olgu toplumu tek yüzlüdür. Olgu toplumunda her kurum, her kuruluş ve her insan, göründüğü gibi olmaya büyük özen gösterir. Her kurum, her kuruluş ve her insan, olduğu gibi görünmeyi, en büyük görev, en önemli sorumluluk ve en etkili değeri bilir.

*

Dünya ikiyüzlü algı toplumundan, tek yüzlü olgu toplumuna dönüşme yolunda önemli adımlar atmazsa, sağlam bir kültürel doku, adil bir siyasal düzen ve zengin bir ekonomik yapı inşa edilemez. Sağlam kültürel doku, adil siyasal düzen ve zengin ekonominin odak noktası algı toplumunun değerleri değil, olgu toplumunun değerleri vardır.

*

Olgu toplumu kendisi gibi olmaya, algı toplumu başkası gibi görünmeye önem verir.

*

İki dünyada insanın nasıl göründüğüne değil, nasıl olduğuna bakılır,

*

Belirleyici olan görünmekten önce olmaktır.

*

Algı unutulur olgu unutulmaz.

*

Olguya meydan okunmaz.

*

Nuh'un tufanı bir olgudur.

*

Gemiye binen kurtulur.

5 Haziran 2017, 17:11

DAHA ÇOK MİLLET DAHA AZ DEVLET DİYEN ÜLKE OLMAK

================================================== Adil, şeffaf, erdemli ve yaşanabilirlik standartları yüksek bir ülkede, hem devletin, hem milletin görevi, olumlulukları büyütmek, olumsuzlukları önlemektir. Devlet ve milletin en önemli işi zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak, nefret ettirmek değil sevdirmektir. Devlet ile milletin uyum ve düzen içinde olduğu, kimseye haksızlık yapılmayan, kimsenin haksızlığa uğramadığı, bir devletin simgesi terazidir.

*

Ağacın meyvasından, meyvanın ağacından bilindiği gibi, millet devletinden, devlet milletinden bilinir. Milletsiz devlet, devletsiz millet olmaz. Devlet millete hizmet etmek, millet devlete destek olmak zorundadır. Ancak, devlet milletin gözünde bulunan mertekten önce, kendi gözünde yer alan çöpü görmelidir. Dünyada hiçbir devlet milletine meydan okuyarak ayakta kalamaz.

*

Devlet milletin, millet devletin yardımlaşma ve dayanışmalarıyla uzun ömürlü olur. Yardımlaşma ve dayanışmada, devletin başarısı, güç kullanma yetkisini kusursuz bir biçimde, uygulamasından kaynaklanır. Bu bağlamda, devlet Yunus'un diliyle söylenirse: 'Vurana elsiz' ve 'Sövene dilsiz' olmalıdır. Devlet silahsızlara karşı, güce başvurursa, gücünün denetimini elinden kaçırır.

*

Devletin milletine verdiği önem, milletin devletine duyduğu güven, bir ülkenin geleceğine yapılacak, en büyük ve en kazançlı yatırımdır. Devlet ile millet arasında saygı ve sevgi ortamını oluşturan yöneticiler, güçle, gerçekleştiremediklerinden kat kat fazlasını hoşgörülü yönetimleriyle gerçekleştirir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, tatlı dil ve güler yüzle, dönüştürülmeyecek meydan yoktur.

*

Dünyada her ülkede güvenlik güçleri, devlete tutulan aynadır. Nasıl sular içinde bulundukları kabın rengini alırlarsa, güvenlik güçleri de, bağlı oldukları devletin yüzünü yansıtır. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir devlet güvenlik güçlerinden belli olur. Devletlerine göre güvenlik güçleri, göstericilere karşı, orantılı ya da orantısız güç kullanır. Demokrasilerin kalitesini, ülkelerin güvenlik güçleri belirler.

*

Ellerinde silah olanlar, en büyüklerinden en küçüklerine kadar bütün sorunları, güçle çözebileceklerini sanır. Ancak insanlar, omuzlarında silah taşıyanlara değil, ellerinde çiçek tutanlara saygı gösterir. Bir ülkede insanlar, koktuklarıyla değil, sevdikleriyle işbirliği yapar.

*

Millet ile devlet ayrılmaz bir bütün oluşturdukları için yardımlaşmazlar, yardımlaştıkları için, bir bütünün iki yüzünü oluşturur. İki kesim arasındaki yardımlaşma, adil yönetimlerde doruk noktasına ulaşır.

*

Devlet suçluları cezalandırmaktan önce önlemek için vardır.

*

Katılımcı millet olmadan paylaşımcı devlet olmaz.

*

Başarılı devlet meydanda görünmeyen devlettir.

*

Millet devlet için değil devlet millet için vardır

*

Devletlerin gücü milletlerinden kaynaklanır.

*

Milletin başarısı üretici gücüne dayanır.

*

Üretim adil yönetimde zenginleşir.

5 Haziran 2017, 17:42

MEHMET ZAHİD KOTKU CUMHURİYET DÖNEMİNDE YUNUS GİBİ YAŞAMAYI SİNAN GİBİ İNŞA ETMEYİ ÖZENDİREN GÖNÜL MİMARLARININ BAŞINDA GELİR

=================================================== Bu Ülke Gazetesi Haber Müdürü Celal Baygeldi, Kotku’yu yakından tanıyanların görüşlerini sevenleriyle paylaşmak için aldı. ================================================== Prof.Dr.NAZİF GÜRDOĞAN: ======================== O mükemmel bir gönül yapıcıydı. Ben kendisini 1968 yılının yaz aylarında tanıma mutluluğuna erdim.Hiç unutmadığım şey ise onu görür görmez nasıl etkilendiğimdir. Gördüğümde kalabalık sayılacak bir grup içindeydi. İlk bakışta insana çok çarpıcı gelen yanları vardı. Alışageldiğimiz hocalardan biri değildi. Kolay anlatılmayan çekicilikleri bulunduğu yeri sarardı. Bu yüzden kalabalık içinde hemen seçilirlerdi.

*

Güçlü bir hafızaya sahip olduklarını ikinci defa karşılaştığınızda hemen anlardınız. İslamın hayata geçirilmesi için gerekli tutum ve davranışları, basit formüller halinde verirlerdi. İnsana güven ve huzur veren bir görünümleri vardı. Onun yanındayken içinizde bahar şenliklerinin başladığını, bütün sıkıntıların bu şenlikler içinde kaybolup gittiğini hissederdiniz.

*

Mehmet Zahid Kotku, Anadolu insanının varlıklarını, kültürlerini koruma ve bir araya getirme yolunda büyük rüyalar gören bir aydınlar ordusunun yönlendiricisi ve yol göstericisiydi. Günlük hayat içinde, dış çizgileriyle sıradan insanlar gibi yaşayan, herkesin karşılaştığı sorunlarla karşılaşan, ancak tutum ve davranışlarıyla büyük ruh ve gönül zenginliği sergileyen görülmeyen üniversiteydi.

*

Bugün elli yaşın üzerindeki nesilden, İslamın ölçü ve değerlerine bağlı olanlar; onun engin bilgi ve sevgisinin çevresinde, belirli bir iç zenginlik kazanmış ilk üniversite kuşağındandırlar.

*

Erdem Beyazıt’ın deyişiyle “O mükemmel bir gönül yapıcıydı. Köprüleri atan değil köprüleri kuran kişiydi.” Beraber çalıştığı herkes, düşünce ve inançları ne olursa olsun onunla bağlarını koparmaz, o da elinden geldiğince hepsinin yardımına koşmaya çalışırdı.

*

Kotku İskenderpaşa’da pazar günleri ikindi ila akşam namazları arasında Gümüşhaneli’nin derleyip kitaplaştırdığı Ramuz’dan hadisler okur ve açıklardı. Peygamberlerin yolunu anlama ve sevme bakımından büyük önem taşıyan bu sohbetleri kalabalık bir dinleyici topluluğu İskenderpaşa Camii’sinde hiç kıpırdamadan coşkuyla saatlerce dinlerdi. Ankara’ya gelişlerinde damatları Esat Coşan Hoca’nın evinde kalırlar ve her akşam değişik bir evde sohbet yaparlardı. Sohbetler akşam namazında başlayıp gece geç saatlere kadar devam ederdi. Bu sohbetlere üniversite, iş ve politika çevrelerinden çok sayıda aydın, büyük bir ilgiyle devam ederdi. Sohbetler sırasında herkes birbirini daha yakından tanıyarak karşılıklı gönül bağlarını pekiştirirdi.

*

Hocaefendi sık sık “insanın canını istediği her şeyi yemesi ve giymesi de israftan sayılmıştır.” derdi. Çünkü dünya çıkar sağlamak gösteriş yapmak için bir yarış alanı değildir. Bir şeyi satın alırken, giyerken ve içerken kime ve niçin nasıl hizmet edildiğini bilmek zorunludur. Çoğu zaman insan kendi eliyle kendi can damarını keserde farkına bile varmaz.

*

Gümüş Motor’un kurulmasına öncülük etti. Kotku kendi kültürümüze sahip olmak ve Batının pazarı olmaktan kurtulmak için, temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir sanayileşmenin, ekonomik ve siyasi bağımsızlığın elde edilmesinde önemli bir güç olduğuna inanıyordu.

*

Üreten el olma sevdalısı Kotku, Türkiye’nin sanayileşme tarihinde çok önemli bir girişim olan Gümüş Motor fabrikasının kurulmasında öncü olmuştur. Erbakan Hoca’nın gerçekleştirdiği bu önemli proje Kotku’nun sohbetlerinde oluştu.

*

Kotku sık sık “insanın canını istediği her şeyi yemesi ve giymesi de israftan sayılmıştır.” derdi. Çünkü dünya çıkar sağlamak gösteriş yapmak için bir yarış alanı değildir. Bir şeyi satın alırken, giyerken ve içerken kime ve niçin nasıl hizmet edildiğini bilmek zorunludur. Çoğu zaman insan kendi eliyle kendi can damarını keserde farkına bile varmaz.

*

Dünyadaki bütün kırizler israftan kaynaklanır.İsrafta iyilik,iyilikte israf yoktur. Geleceğin dünyasını üretmediklerini tüketmeyenler inşa edecektir. ALİ RIZA TEMEL: =============== ‘Bir çok yeniliğin öncüsüydü’ Ben kendisini 1965’de ilk defa gördüm. İstanbul seyahatimiz vardı. İskenderpaşa’ya yolumuz düştü. 1967’de imam hatipten mezun olunca Turgutlu’da vaizlik yapmaya başladım. Hocaefendiyi ben şahsen 1965 yılında gördüm ama görmeden önce elimde olan yararlandığım bir kitap vardı. Bu Tezkiretü’l Evliya’idi. Bu kitabın tercümesini M.Z.K. yapıyordu. Elbette ben bu MZK’nin Mehmet Zahid Kotku olduğunu bilmiyordum. Ben o kitaptan vaazlarımda sürekli istifade ettim. Meğer MZK Mehmet Zahid Kotku’imiş. Yani Hocaefendiyi daha evvel gıyaben tanıyormuşuz.

*

1976 yılında Haseki Eğitim Merkezi’ne ilk başladığımızda tevafuk Necati Coşan Amcamız vardı. Hocaefendinin dünürü. Esad Coşan Hocaefendi’nin babası. Aynı apartmanda komşu olduk Necati Amcayla. Şimdi biz o apartmanda olmamız sebebiyle İskenderpaşa ile de tanışmış olduk. Ben vaiz olduğum için bizi tanıyan kişilerde vardı. Hocaefendi’ye beni ‘bu vaizdir, istifade edilir’ diye tanıttılar. Ben Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi’nin müsadesiyle İskenderpaşa Camii’nde kandil geceleri vaaz etmeye başladım. Hatta bazı vaazlarımızın ardından kendi memnuniyetini de bizzat ifade etmiştir. Hatta kitaplarında da bu mevcuttur. Hocaefendi’yi 1976 yılından itibaren tam manasıyla tanımaya başladık.O zamanlar İskenderpaşa Camii İstanbul’un kalbiydi. Yani Ersin Nazif Gürdoğan’ın tabiriyle burası “Görünmeyen Üniversiteydi.”.

*

İstanbul’un bütün entellektüelleri burada toplanırdı. Bu hem bir tanışmaya vesile olur hem de orası bir okul gibi insanları yetiştirirdi. Hocaefendi Allah rahmet eylesin bir Osmanlı beyfendisiydi. Şekliyle,tebessümüyle müstesna bir insandı. Hocaefendi o dönemde derdi olan her kesimden insanın sığınabileceği bir limandı.

*

Amerika’dan bir turist gelmiş. Hocaefendi merhumu duymuş görüşmek istiyor. Evet görüşecek ama alt yapı yok. Hocaefendi ona baktı gördü. Bunu bizim Hacı Muzaffer’e götürün dedi. Muzaffer Ozak biraz daha özgürlükçüydü. Onunla biraz görüşsün diye buyurdu. Bu bir kademedir. Tarikatlarda çeşitlilik vardır. Bu bir zenginliktir.

*

Vefatından üç sene önce rahatsızlanmaya başladı. O dönemde pazar sohbetlerini genellikle bendeniz yapardım. Vefat ettiği sene hacca gitmişti. Hacca gitmeden evvel yaptığı konuşma ise bir veda konuşması gibiydi. Hacdan döndükten kısa bir süre sonra 1980 13 Kasım’da vefat etti. Son sözlerinden birisi ise “İş yok dervişlikte şeyhte iş Allah’ın rızasını kazanmata” idi.

*

Tabi Hocaefendi bir okuldur. Dönemine ve sonraki dönemlere iz bırakan bir insandır. Birçok camii imamı vardır ama herkes de ciddi manada imam sayılmaz. Hatta hiç unutmam ben Brüksel’de bulunurken Dünya İslam Birliği Rabıta Genel Sekreteri gelmişti.

*

Oradaki görevlilere hocalara konuşma yaparken bir misal verdi. İstanbul’a uğramış Hocaefendi’yi görmüş. Size bir hoca örneği vereyim. Hoca nasıl olur? İskenderpaşa’daki Mehmet Efendi gibi olur. Çünkü cemaati var. Yani söz geçirebildiği önderlik yapabildiği insanlar var. Prof.Dr.CEVAT AKŞİT: ==================== ‘Hocaefendi herkesi hoşgörüyle dinlerdi’ İstanbul’a ilk geldiğim sene gurbetten bir çocuğum. Sirkeci’de bir hemşerimizin yanına gittik. Fırında işçi olarak çalışıyorum. 15 gün un çuvallarının arasında yattım. İlkokula beni kayıt ettiren öğretmenim İstanbul’a nakil olmuş. O öğretmenimi buldum. İmam Hatip okuluna götürdü beni. Müdür almam dedi. Şimdi köye de geri dönemiyorum. Sokaklarda bir süre gezindim durdum. Sonra müdür yardımcısı müdürden gizlice beni kayıt ettirdi okula.

*

Bir ay sonra İsmail Karaçam beni müezzin oraya yanına aldı. Caminin evine aldı. Orada emekli binbaşı vardı. Ethem Binbaşı. Ethem Binbaşı Hocaefendi’ye gidip gelirmiş sürekli. 1956 sonunda Ethem Binbaşı götürdü beni Zahid Kotku Hocaefendi’ye. Zeyrek Yokuşu başında Ümmü Gülsüm Camii’ne. İmamdı Hocaefendi o zaman.

*

İstanbul’da Fatih Müftülüğü’nde müezzinlik imtahanı açıldı. O imtahanda bana Fatih Camii geldi. Müftü rahmetli Kamil Küçük çağardı beni yanına. Oğlum dedi senin hakkın yendi Zeyrek’te yokuşun başında bir mescit var dedi. Orası yıkılacak ama yıkılıncaya kadar orada kal hem orada güzel bir hoca var dedi. Ben biliyordum orada kimin olduğunu. Bu defa yalnız ve müezzin olarak gittim. Namazdan sonra elini öptüm. Tuttu elimi ve “sağda solda dolaşıp durma, seni bana emanet ettiler.” dedi.

*

Benim babam yoktu. Onun da oğlu yoktu. Beni evlat edindi. Müezzinliğin ötesinde. Yemem, içmem, çamaşırlarım her şeyimi karşıladı. Bende onların pazar işlerini görüyorum, misafirlere hizmet ediyorum. Hocaefendi’nin çok misafiri olurdu. Ben onun misafirsiz sofraya oturduğunu zannetmiyorum. Akşama kadar gelen gidenle meşguldü. Ailesiyle ancak gece görüşebiliyordu. Ben de okula gidiyordum, okuldan sonra hemen camiye geliyordum. Hocaefendi hattatdı. Beni yazı dersine başlattı. İki sene müezzin olarak Hocaefendi’yle kaldım.

*

Tasavvufa bakışı Yanında bulunan insanların aldıkları notları incelediğimizde onun bu konudaki görüşlerini çok net görebiliriz. Tasavvufla ilgili bilgilerinde yer aldığı bu notlarda mürşit, şeyh nasıl olmalı sorusunu önce şeriat alimi olacak şeklinde yanıtlıyor. Şeriat alimi olmak yetmez güzellikler o kişide huy haline gelmelidir. Tasavvuf ilme dayalıdır.

*

Hocaefendi’nin sistemi bu. Yanlız Hocaefendi’nin değil, bozulmamış tarikatlarda hep bu şekildedir. Önce şer’i ilimlerin uygulanması gelir. Şeriat bütün mümin olanların yapması gereken kuralların bütünüdür. İşte sünnet kısmı tarikattır, tasavvuftur.

*

Hocaefendi “Biz Avrupalılara neden paramızı veriyoruz? Neden motoru, otobüsü biz yapmıyoruz?” derdi. Ben hukuk okuyordum. Bana bir kere neden ilahiyata gitmedin demedi. Her sahada İslama hizmet bilincindeydi çünkü. Kendisi de teknik okulda okumuştu zaten. Hocaefendi’nin cemaati hep okumuş insanlardı. Bu halktan kimse yoktu demek değil. Doçentler, hakimler, komutanlar gelirdi. Bir de hamal vardı. İbrahim Efendi doçentin yanına otururdu. Cemaat kaynaşmıştı. Kibir, gurur yoktu. Dedikodu asla meclislerde yapılmazdı. Dini konular konuşulurdu. Yada memleket meseleleri konuşulurdu.

*

Hiçbir cemaatin aleyhine konuştuğunu görmedim. Hatta aleyhinde konuşulduğunda dahi birşey demezdi. Ben sormuştum “Efendim bu kişinin sözlerine sizin cevabınızı soruyorlar ne dersiniz?” diye. “Sorma, bende söylemiyem.” diye cevap verdi bana. Cemaatte bunun üzerine Hocaefendiyi taklit ediyordu.

*

Prof.Dr.SABAHATTİN ZAİM: ========================= ’Daima güler yüzlü ve şefkatliydi’ Abdülaziz Bekkine Hazretleri vefat etti, yerine Bursa’dan Mehmet Zahid Kotku Hazretlerine intikal etmiş oldu. Sonra da mekan olarak Zeyrek’ten İskender Paşa Camiine geçildi. Osman Çataklı tarafından camiye bir de meşruta yapıldı. Türkiye’nin çeşitli meseleleri orada masaya yatırılır, bu meseleler müdavimler arasında tartışılırdı. İstanbul ve Ankara’nın çeşitli kalburüstü, inançlı, münevverleri, hocaları ve inanmış iş adamları orada olduğu gibi üniversite hocaları da oradaydı.

*

Prof. Dr. Nazif Gürdoğan buraya “gönmeyen üniversite” adını vermiştir. Hocaefendi hayatım beni en fazla etkileyen insan olmuştur. Daima güler yüzlü şefkatli ve hoş sohbetti. Çocuklara karşı son derece müşfik ve mültefitti. Nitekim birgün oğlu Abdülhalim’i sünnet vesilesiyle oraya götürmüş, çocuk da elini öpmek için Hocaefendi’nin yanına gitmişti. O sırada cemaatten biri gelenlere şeker ikram ediyordu. Tam Abdülhalim’e şeker vereceği sırada Hocaefendi adamı durdurmuş yanına kadar giderek çocuğa şekeri bizzat kendisi ikram etmişti. Çocuklara olan alaka ve şefkati bu kadar belirgindi. Mehmet Zahid Kotku Hazretleri 1897’de Bursa’da doğmuştur.

*

6 Kasım 1980 yılında birlikte olduğumuz son haccından İstanbul’a döndü. Dönüşünden bir hafta sonra 13 Kasım 1980’de (5 Muharrem 1401) Perşembe günü dualar, Yasinler,tesbih ve tehliller arasında ahirete irtihal eyledi.

*

Profesör olmak üzere 1964’te Almanya’ya gitmiştim. Ben oradayken Hocaefendi Necmettin Bey’le beraber Almanya’ya geldi. Patent alma görüşmeleri için Hatz Motor Fabrikası’nı ziyaret etmek üzere randevu aldık. Skoda’nın kalitesi iyi olmadığı için bir Alman firması tercih edilmişti.

*

Hatz motorları dünyaca meşhurdu. Grafting’de oturuyordum. Beraberce arabayla Münih’e doğru yola çıktık. Benim niyetim bir Woksvagen alıp Türkiye’ye öyle dönmekti. Yeni terfi ettiğim için gelir durumum buna müsaitti. Hocaefendi’yle birlikte arabada seyir halindeyken yanımızdan Mercedes marka bir otomobil geçti.

*

Aramızda hiçbir konuşma geçmediği halde Hocaefendi arabayı görünce birden “Güzel bir araba… İnşallah sen de böyle bir Mercedes’cik alırsın.” diye temennide bulundu. Gel zaman git zaman Woksvagen’dan vazgeçtim, Onun yerine bir Mercedes almaya karar verdim. 1964’te memleketime dönerken almış olduğum o otomobili de yanımda getirdim.

*

Hocaefendinin her vefat yıl dönümünde bu hatıramı dile getirir “Mercedes otomobilimi bana Hocaefendi aldırdı.” diye anlatırdım. O otomobil hala durur. Hayatımda aldığım ilk ve tek arabadır. Başka bir araba almadım. Zaten uzun bir süreden beri araba kullanmıyorum.

6 Haziran 2017, 11:48

EDEBİYATTA SAĞDA SOLDA DEĞİL ÖNDE OLAN ÖNEMLİDİR

================================================== Kavga etmeden konuşamayan ülkelerde, demokratik kültür zenginleşerek, yeni boyutlar kazanmaz. Türkiye gibi, hem çuvaldızı hem de iğneyi başkalarına batıran ülkelerin meclislerinden kavga eksik olmaz. Dünyanın her ülkesinde, meclisler ülkelerine tutulmuş aynalardır. Siyasi parti temsilcilerinin birbirlerini sürekli horladıkları bir ülkenin üniversitelerinde, öğrenciler kimseyi ne dinlerler ne de dinletirler.

*

İstanbul ve Ankara''daki öğrenci eylemleri, herkesin aklına, bütün dünya üniversitelerinde yol açtıkları kitle gösterileriyle, ülkeleri sarsan 68 Kuşağı''nı getirdi. Bu kuşak, önce Amerika''da başlayan, sonra Avrupa''ya sıçrayan, ardından da, bütün dünyaya yayılan öğrenci baş kaldırmaları sırasında, üniversitelerde öğrenciydi. Fransa''yı büyük bir yangın alanına çeviren öğrenci eylemleri, Türkiye''dekilere yol gösterici oldu.

*

Öğrenciler, “Başkaldırıyorum öyleyse varım” diyen, başkaldırı edebiyatının öncüsü Albert Camus''ya özenerek, boykut ve işgal eylemleriyle var olduklarını gösterdiler. Onlar baskı ve şiddetle dünyayı değiştireceklerini sanıyorlardı. O yıllarda dünya, Batı ve Doğu Almanya gibi, iki büyük ülkeler topluluğuna bölünmüştü. Bir yanda Amerika''nın başını çektiği Batı Bloku ülkeleri, diğer yanda Rusya''nın liderliğini yaptığı Varşova Paktı ülkeleri vardı. Bloklar varlıklarını soğuk savaşa borçluydular.

*

Altmışlı yıllarda Doğu ve Batı blokları birbirlerini emperyalist olmakla suçluyorlardı. Kapitalist ve Komünist ülkeler, gerçek demokratik ve başarılı ekonomik yönetimin kendilerinden olduğunu ileri süren, büyük bir soğuk savaşın iki cephesiydiler. Aynı yıllarda Amerika, Irak''ta olduğu gibi, Vietnam''da milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan, dehşet verici bir savaşın tarafıydı. Rusya Prag Baharı''nı yok etmek için, Çekoslovakya''yı işgal etmişti. Soğuk savaş sıcak savaşlara dönüşmüştü.

*

Altmışlı yıllar, ister Doğu''da, isterse Batı''da olsun, bütün ülkelerin en çalkantılı yıllarıydı. O yıllarda soğuk savaş her alanda bütün şiddetiyle devam ediyordu. “Gerçekçi ol, imkansızı iste” diyerek, yola çıkan 68 kuşağı, bütün dünyayı değiştireceğine inanıyordu. Aynı yıllarda sağ ve sol çatışmaları, Türkiye''de de doruk noktasına ulaşmıştı. Aynı merkezlerden yönetilen öğrenci kavgalarıyla, Türkiye''de yüzlerce genç hayatını yitirdi ve binlercesinin de geleceği yok edildi.

*

Türkiye''de 68 kuşağının içinde başka bir 68 kuşağı vardı. Onlar Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergilerinin çevresinde toplandılar. O kuşak hiçbir zaman sağ ve sol çatışmalarının içinde yer almadığı gibi, hiçbir yerde de baskı ve şiddete baş vurmadı.

*

Edebiyatın 68 kuşağı, Türkiye''nin geleceğini Amerika ve Rusya''da aramadı. Bu yüzden, onlar seksen sonrası Türkiye''sinin temellerinin atılmasında, en büyük entellektüel kaynağı oluşturarak,büyük bir dönüşümün habercisi oldular.

*

Soğuk savaş sonrasında sağ ve sol vizyonlar çatışma kaynağı olmaktan çıktılar.

*

Sağ ve sol vizyonların yerine yerel ve küresel vizyonlar geçti.

*

Küresel vizyonda hiçbir alanda ilkesizliğe yer yoktur.

*

Yerelleşmeden küresel vizyon kazanılmaz.

*

Küreselleşenler yerelleşmesini bilenlerdir.

*

Pergel stratejisiyle küreselleşilir.

6 Haziran 2017, 13:33

İYİLİK KALICI KÖTÜLÜK GECİCİDİR.İYİLİK ÖNÜNDE YA DA SONUNDA KAZANIR.AYDININ GÖREVİ İYİLİKLERİ ÖZENDİRMEK KÖTÜLÜKLERİ ÖNLEMEK İÇİN EYLEM YAPMAKTIR.NURİ PAKDİL "EYLEM YAPIYORUM ÖYLEYSE VARIM" DEMESİNİ BİLENDİR

Bu yazı daha önce 06.05.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

6 Haziran 2017, 23:46

ORTADOĞU KENDİ DEMOKRATİK KÜLTÜRÜNÜ İNŞA ETMELİ

Bu yazı daha önce 21.04.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================== Sanayi odaklı küre dünyanın demokratik dili gibi, bilgi odaklı kare dünyanın da, kendine özgü bir demokratik dili vardır. Sanayi yüzyılından bilgi yüzyılına, demokrasinin dili hızla değişiyor. Küre dünyanın demokratik dilinde, pozitif kültürün kavramları öne çıkıyordu. Kare dünyanın demokratik dilinde ise, kutsal kültürün kavramları öne çıkıyor.

*

Yirminci yüzyılın demokratik diline Hristiyan demokratlar damgalarını vurdular. Onlar kutsal kültürün değerlerini, demokratik dile çevirerek, bütün dünyada kabul görmesinin yolunu açtılar. Yirmibirinci yüzyılın demokratik diline, Müslüman demokratlar damgalarını vuracaklar. Müslüman demokratlar, Mesnevi ve Mukaddime ile yeni bir demokratik dil oluşturacaklar.

*

Kendi dünyalarında tek başlarına birer güneş olan Mevlana ve İbn Haldun''un, Yunan düşüncesinden ödünç aldıkları hiçbir şey yoktur. Yirmibirinci yüzyılda, azgınlığa dayanan Atina demokrasisini, çoğunluğa dayanan Kudüs demokrasisine dönüştürecek, Mesnevi ve Mukaddime''den daha hayatın içinde, başka kaynak yoktur. Dünyanın beklediği yeni demokratik dil, onlarla inşa edilecektir.

*

Demokratik kültürün dili yalındır, kutsal kültürün dili gibi, zengin değildir. Kutsal kültür demokratik kültür dışı değil, demokratik kültür üstüdür. Demokratik kültür, bardaktaki çay gibi, kutsal kültürün şekeri ve sütüyle, hem tatlandırılmalı, hem de renklendirilmelidir. Çünkü, kutsal kültür, toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın, eşsiz tadı, doyumsuz rengidir.

*

Kutsal kültürün iki dünyayı kucaklayan zengin diliyle, demokratik kültürün diline yeni kavramlar, yeni açılımlar kazandırmadan, dünyadaki savaşların önünü almak mümkün değildir. Batı dünyası, İslam çaydaki şeker gibi, tad versin, ama kamusal alanda, hiç görülmesin istiyor. Ancak İslam iki dünya medeniyetidir, seküler kültür gibi, iki dünyayı birbirinden ayırmaz.

*

Müslümanlar tarihleri boyunca, İbn Haldun gibi dünyaya, Mevlana gibi de, öteki dünyaya önem vermişler. Kutsal kültür, yalnızca özel alanı değil, hayatın bütün alanlarını kuşatan, bütün bir değerler manzumesine sahiptir.

*

Kutsal kültürün dili, demokratik dili içeren, dünyada herkesin anlayabileceği, küresel bir dildir.

*

Kutsal kültürün dilini bilmeyenler, sağlıklı bir demokratik dil oluşturamazlar.

*

Demokrasinin yalın dili, kutsalın zengin dilinden beslenir.

*

Kutsal kültürün meşalesini kimse söndüremez.

9 Haziran 2017, 16:32

DÜNYADA ORTADOĞU'DA İYİ SAVAŞ KÖTÜ BARIŞ YOKTUR

================================================== Yirminci yüzyıl hem Batı, hem de İslam dünyası için savaş yüzyılı oldu. Avrupa bir yandan kendi içinde, bir yandan da işgal ettiği İslam ülkeleriyle savaştı. İki büyük "Dünya Savaşı" Avrupalı sömürge imparatorluklarının sonu oldu. Fransızlar Cezayir'den, İngilizler Hint kıtasından çekilmek zorunda kaldılar. Yüzyılın sonunda Avrupa'lılar Asya ve Afrika'dan bütünüyle çekildi.

*

Yirmibirinci yüzyılın başında, Avrupa'nın birbiriyle savaşan ülkeleri, uzun bir süreç sonunda da olsa, uluslararası bir birlik şemsiyesi altında birleşmeyi başardı. Aslında Avrupa'yı Alman ve Rus yayılmacılığına karşı Amerika korudu. İngiltere'den bağımsız Amerika'nın kuruluşu, Avrupa'nın kurtuluşu oldu. Ayrıca "Amerika Birleşik Devletleri" aynı zamanda "Avrupa Birleşik Devletleri"nin modeli de oldu.

*

Yirmibirinci yüzyılda özellikle Avrupa ve Amerika'da artık savaş olmayacak sanılıyordu. Avrupa ve Amerika'da sınırların bütünüyle ortadan kalktığı bir dönemde, dünya kendini yeniden onbinlerce masum insanın öldüğü yeni bir savaşın içinde buldu. İletişimdeki gelişmeler dünyayı "Tek ülke"ye dönüştürmüştü. Artık silaha "Uluslararası Hukuk"la karşı konulacaktı. Ancak olmadı. Bir saldırıya yine silahla cevap verildi.

*

New York'a "11 Eylül 2001"de yapılan intihar saldırısı bir savaş değil, çok planlı bir biçimde işlenmiş toplu bir cinayetti. Bu saldırı, bir ülkenin savaş şartlarında yaptığı bir karşı koymadan daha çok toplu bir yoketme eylemiydi. Bütün dünya bu saldırıyı böyle yorumladı. Çünkü saldırının arkasında açıkça görülen bir devlet ya da devletler topluluğu yoktu. Ancak Amerika'nın "Şahin" politikasını benimsemiş yöneticileri, saldırıyı bir savaş sebebi saydı.

*

Amerika'nın saldırıyı bir savaş sebebi olarak görmesi, Batı dünyasının Afganistan'a savaş açmasına yol açtı. Oysa saldırı uluslararası bir cinayetti. Böyle bir cinayetin cezası da silahlı dünya ordularıyla değil, uluslararası mahkemelerle verilmeliydi. Uluslararası hukukun yerine, uluslararası ordular geçerse, bütün uluslar büyük zarar görür. Afganistan'da da savaşa taraf olan büyük ya da küçük bütün ülkeler zarar gördü. İntihar saldırısının bedelini başta Amerika olmak üzere, bütün ülkeler çok pahalı ödedi.

*

Dünyanın önde gelen bilgin ve bilgeleri, barışın dışarıda değil içeride aranması gerektiğinin üzerinde önemle dururlar. Çünkü savaş demek, ölüm demektir. Günahsız insanların öldürülmesi de, bütün insanlığın öldürülmesidir.Irak'ta,Suriye'de, Afganistan'da Yemen'de ve Filistin'de askerlerden daha çok çocuklar ölüyor.

*

Benjamin Franklin'in dediği gibi: "Hiçbir zaman iyi bir savaş ve hiçbir zaman da kötü bir barış olmamıştır." Artık bütün dünyada herkes yorulma bilmez bir barışçı olmak zorundadır. Yoksa dünyanın savaştan kurtulması mümkün değildir.

*

Silahlanmaya yapılan yatırımlardan daha fazlası silahsızlanmaya yapılmalıdır.

*

Savaş isteyenlerle barış isteyenler hiçbir zaman bir olmazlar.

*

Uzun barış dönemlerinin eşsiz mimarları büyük bilgelerdir.

*

Tarihin her döneminde bilgelerin görevi uyarıcı olmaktır.

*

Her bilge insanlığın yolunu aydınlatan bir kandildir.

*

Bilgelerin ışık saçan kandilleri hiç sönmez.

*

Bilgelerin pazarında barış alınır barış satılır.

*

Bilgeler pazarında barışı barışla tartarlar.

*

Bilgelerin terazisinde savaşa yer yoktur.

9 Haziran 2017, 17:00

MEDİNE DEMOKRASİSİNDE GİZLİLİĞE KESİNLİKLE YER YOK

================================================== Dünyada bilgi ve bilgeliğin vatanı olmadığı gibi, yönetim ve demokrasinin de vatanı yoktur. Onların küresel kaynakları, kurumları ve kuralları vardır. Onlar dünyayı vatan olarak gören bir yolcu benzeri, ülkeler arasında durmadan gelirler giderler. Kendilerine saygı ve sevgi gösterilen ülkelerde uzun süre kalırlar, o ülkeleri kendilerine vatan edinirler. Bunun için, demokratik birikimde Türkiye, oldukça zengin bir tarihe sahiptir.

*

Azerbaycan'dan Özbekistan'a, Irak'tan Mısır'a,Türk ve İslam dünyası için, Yirmibirinci yüzyıl, Türkiye'yi izleyen demokrasi yüzyılı olacaktır. AB üyesi olma yolunda olan Türkiye, Türk ve İslam dünyasında demokrasiye ebelik, Müslüman Demokratlara da öncülük yapacaktır. Bütün dünyada, “Atina Odaklı Demokrasi” den daha çok “Medine Odaklı Demokrasi” tartışılacak, dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel güç merkezi Amerika'dan Asya'ya kayacaktır.

*

Düşünce ve eylem dünyasının kutup yıldızı İbn Haldun'un, ele alınmadık hiçbir alan bırakmadığı Mukaddime, Medine odaklı demokrasi kadar, Medine odaklı ekonominin de ana kaynağıdır. İbn Haldun, devletin gücünün sınırlarını ve sınırlama yöntemlerini, ekonomide mülkiyet haklarının önemini, fiyatını pazarda oluşumunu, sermaye birikiminde vergi oranlarının etkisini, Adam Smith ve Karl Marx'tan çok daha önce, ayrıntılı olarak ele alınır ve tartışılır.

*

Ekonomideki fiyat düzeniyle demokrasideki seçim düzeni, her iki alandaki kural ve kurumların, genel geçer ilke ve yöntemlerine oluşturur. Vatandaş olmanın temel haklarına sahip seçmenler, siyasal partiler, birlikler, meslek odaları, sendikalar, özel, kamu ve gönüllü kuruluşlar, fiyat ve seçim düzeninin hem oyun kurucuları, hem de oyuncularıdır. Seçmenler ve seçimler, birbirini tamamlayan iki düzenin, en büyük en önemli güvencesidirler.

*

Demokratik yönetim ve ekonomik başarı, dünya da hiçbir ülkenin tekelinde değildir. Özgürlük ve eşitliğe önem veren, farklılığa saygılı, birlikte yaşamayı bilen her ülke, ekonomik ve demokratik birikime katkıda bulunur. Yetişkinler, seçmen olmanın görev ve sorumluluklarını yerine getirerek, hem fiyat, hem de seçim düzenini dengeli bir biçimde işletirler. Onların en önemli, en güçlü ve en etkili silahları paraları ve oylarıdır.

*

Fiyat düzeninin ustası olan seçmenler, seçim düzeninin de ustası olmayı başarırlar. Paralarıyla ekonomiyi, oylarıyla hükümeti yönlendiren seçmenler, politika ile ekonomiyi altın oranda kaynaştırırlar. Onların anayasası: “Arz ve Talep Yasası” , ana yöntemi de: “Fayda Maliyet Analizi”'dir. Seçmenlerin sağduyusu “Büyük Sayılar Yasası” na dayanır, yanlışta birleşmez.

*

Bütün dünyada demokrasinin yolu şiddetin değil, seçimin yoludur. Seçmesini bilen seçilmesini bilir.

*

Erdemli seçmenlerin seçtikleri seçilmişler erdemli olur.

*

Demokrasi erdemli yöneticileri seçme yöntemidir.

*

Demokrasilerde çoğunluk yanlışta birleşmez.

*

Çoğunluğun sesi sağduyunun sesidir.

10 Haziran 2017, 21:45

ORTADOĞU'DA KUTSAL İLE SEKÜLER MEDENİYETLERİN GÜÇ SAVAŞI

=========================================================== Dünyanın hiçbir yerinde toplumlar bulundukları yerde durmazlar. Toplumlar da ırmaklar gibi akarlar. Tarih içinde Necip Fazıl'ın “Sakarya Türküsü” şiirinde vurguladığı gibi: “Her şey akar.” Medeniyetler, kültürler, ülkeler, değerler. Oluklar çift birinden kutsal medeniyetler akar, birinden seküler medeniyetler.

*

Geçmişten geleceğe doğru olan bu akışta, medeniyetler, birbirleriyle hem yarışırlar, hem de savaşırlar. Dünyadaki ekonomik, siyasal ve kültürel canlılık, medeniyetlerin birbirleriyle savaşmasından daha çok yarışmasından kaynaklanır.

*

Dünyada her şeyin karşıtlarıyla bir arada bulunması gibi, medeniyetler de karşıtlarıyla bir arada bulunur. Nasıl gündüz geceye ihtiyaç duyarsa, kutsal kültürden beslenen medeniyetler de seküler kültürden beslenen medeniyetlere ihtiyaç duyar. Dünya medeniyetlerin binbir çiçek açan bahçesidir.

*

Farklı medeniyetlerin bir arada bulunmadığı toplumlarda, hayatın hiçbir alanında zenginleşme olmaz. Medeniyetler birbirleriyle yarışarak dönüşürler, dönüşerek yarışırlar. Kapılarını dünyaya kapatan medeniyetlerin, insanlık tarihinde kalıcı izler bırakmaları mümkün değildir.

*

Ondokuz ve Yirminci yüzyıllarda, kutsal kültüre yaslanan İslam medeniyeti, süküler kültüre yaslanan Batı medeniyeti karşısındaki üstünlüğünü, büyük ölçüde yitirdi. İbn Haldun'un, “Mağluplar galipleri taklit ederler”, değişim yasası uyarınca, mağluplar galipleri taklit etti.

*

Osmanlı Devleti'nin en büyük mirasçısı Türkiye, Ortadoğu'nun geleceğini, İslam medeniyetinin değerlerinden daha çok Batı medeniyetinin değerlerinde aradı. Türkiye'de bütün yatırımlar, Doğu medeniyetinin bereketli topraklarına değil, Batı medeniyetinin çorak topraklarına yapıldı. İki medeniyet birbirine düşman ilan edildi.

*

Ortadoğu ve dünyadaki büyük savaşlar, Doğululaşmaktan daha çok Batılılaşmaya verilen önem ve ağırlıktan kaynaklanıyor. Ortadoğu'da son iki yüzyılda, iki medeniyet her alanda kıran kırana savaşıyor. Seküler Batı medeniyeti, bir gül bahçesine düşen göktaşı gibi, kutsal kaynaklara dayanan Doğu medeniyetinin bütün değerlerini yerle bir etti.

*

Batı'nın estirdiği teknoloji odaklı seküler fırtına, bütün dünyada çok etkili oldu. Dünyanın her ülkesinde köklü dönüşümlere yol açtı. Bütün dünya Batı'nın seküler kültürüne dört elle sarıldı. Ancak Batı'da “Tanrı öldü” diyenler, hem Doğu'ya, hem de Batı'ya yalnızca savaş getirdi.

*

Dünyada medeniyetler neyi arıyorlarsa, toplumlar da medeniyetlerin aradığını bulurlar. Her medeniyetin kendine özgü bir sosyolojisi ve kendine özgü bir edebiyatı vardır. Bir medeniyetin sosyolojisi olanları ele alırken, bir medeniyetin edebiyatı olması gerekenleri ele alır.

*

Batı'nın seküler medeniyetinin bir bulaşıcı hastalık gibi, bütün dünyaya yayılmasıyla, dünyada olanlarla olması gerekenler arasında aşılmaz dağların olduğu ortaya çıktı. Bütün dünyanın el ele vererek, olanla olması gereken arasında yükselen dağları aşması gerekir.

*

Seküler Batı medeniyetinde kutsal kültür adına ne varsa hepsi Doğu medeniyetinden ithal edilmiştir. Batı'nın seküler medeniyetinin temelinde, yakıp yıktığı Bağdat ve Şam vardır. Şam ve Bağdat olmasaydı, Kurtuba ve Gırnata olmazdı. Gırnata ve Kurtuba olmasaydı, Paris, Londra, Berlin olmazdı.

*

Doğu ile Batı'nın harman olduğu Ortadoğu'da, devletler değil medeniyetler savaşıyor. Ortadoğu'daki savaşın sorumluları devletlerden önce medeniyetlerdir.

*

Ortadoğu'da Batı medeniyeti öldü. Doğu medeniyetinin doğum sancıları yaşanıyor

*

Doğu medeniyetinin inşasında en büyük sorumluluk Ortadoğu'ya düşüyor.

*

İslam en sonda gelen ancak en başta olan medeniyettir.

11 Haziran 2017, 08:02

HER ŞEYİN KAYIT EDİLDİĞİ KARE DÜNYANIN YENİ KUŞAKLARI

===================================================== Bilinen küre dünya gitti, yerine kare dünya geldi. Sosyal medya ağları, ülkeler arasındaki siyasal, ekonomik ve kültürel sınırları ortadan kaldırdı. Kare dünyada, küre dünyanın sınırları gibi, araçları, yöntemleri, demokrasi anlayışları ve vizyonları da geçerliliklerini yitirdiler. Küre dünyada temsili demokrasi yeterliydi. Kare dünya katılımcı demokrasi istiyor. Kare dünya özgür dünyadır, herkesin dini kendinedir.

*

Kare dünyanın bilgilenme, konuşma, tartışma haberleşme ve örgütlenme alanları, Google, Facebook ve Twitter gibi, ulusal ve uluslararası ölçekte, iletişim ve etkileşim imkanı veren sosyal medya ağlarıdır. Sosyal medya ağlarıyla, bütün dünyaya, kapıları olmayan bir ' Açık Öğretim Üniversitesi' ne dönüştü. Kare dünya, insanlık tarihinde, bilinen, en demokratik, en katılımcı, en eşitlikçi en bilgili ve en özgürlükçü dünyadır.

*

Kare dünyanın gençleri, Kazakistan'dan Brezilya'ya kadar, düz bilgisayar ekranında buluştukları için, ortak bir dil, ortak bir kültür ve tek bir vatan oluşturdular. Onlar ülkelerini hangi siyasi partilerin yönettiklerinden daha çok, nasıl yönettiklerine önem verirler. Kare dünyanın gençleri, kendilerini yanlızca bir ülkenin değil, bütün ülkelerin vatandaşı olarak görürler. Onların ortak vatanları, pasaportsuz katıldıkları, sosyal medya ağlarıdır.

*

Türkiye'deki Twitter gençlerinde de, açıkça gözlendiği gibi, kare dünyanın sosyal medya vatandaşları, günlük politikaya hiç ilgi göstermiyorlar. Onlar için, dünyayı yaşanır kılmanın yolu, politikacıların yöntemlerinden önce, sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarından geçer. Gençler küre dünyanın hiyeraşik, siyasal toplumunu, kare dünyanın hiyeraşik olmayan, gönüllü toplumuna dönüştürmeye çalışıyorlar.

*

Kare dünyada herkes neyi arıyorsa, onu bulur. Bütün ülkelerde görüldüğü gibi, sosyal medya ağlarında buluşan gençlerin özgürlük alanları genişletirilse, güzel olanı görürler, ve güzel olanda birleşirler. Çünkü gençlerin iktidar olma istekleri yoktur. Onlar iktidarların ardından değil, rüyalarının peşinden koşarlar. Kare dünyada sağ ve sol, yoksul ve zengin çatışması yoktur, gelir farkı değil, bilgi farkı belirleyicidir.

*

Kare dünya şeffaf bir dünyadır, toplumun hangi kesiminden olursa olsun, herkes olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmak zorundadır. Kare dünyada iki yüzlülüğe kesinlikle yer yoktur.

*

Kare dünyada şehirler rant kaynaklar değil, hayat kaynaklarıdır. Şehirleri para basan makinalar olarak görenler, rantlarını büyütmek için herşeyi mübahlaştırırlar.

*

Şehirlerde, insanlarla birlikte, ağaçlar, güvercinler ve çiçekler de vardır. Yaşanabilir şehirlerin aynası ağaçlardır.

*

Bir insanı koruyanın bütün insanlığı koruduğu gibi, bir ağacı koruyan bütün ağaçları korur.

*

Gençler ve ağaçlar kare dünyanın yeni mimarlarıdır.

*

Kare dünya tabiatla iç içe yaşana yeşil dünyadır.

*

Yeşil iki dünya da doğallığın simgesidir.

12 Haziran 2017, 23:52

"Zamanla nasıl değişiyor insan

"Zamanla nasıl değişiyor insan Hangi resmime baksam ben değilim Benim mi Allah'ım bu yüz Ya gözler etrafında mor halkalar Neden düşman görünürsünüz Yıllar yılı dost bildiğim aynalar" CAHİT SITKI'YA RAHMET DİLEĞİYLE

13 Haziran 2017, 00:16

ORTADOĞU'DA PETROLDEN GELEN SAVAŞA GİDİYOR

================================================== Dünyada devletlerin cephelerde değil, medeniyetlerin pazarlarda savaştığı bir dönemde, Ortadoğu ülkeleri birbirleriyle savaşıyor. Irak'ta, Suriye'de, Yemen'de Araplar Arapları öldürüyor. Arap dünyasının en büyük ülkesi Mısır'da, demokrasi baharından sonra, seçilmişlerin yazının gelmesi beklenirken, atanmışların kışı geldi. İsrail işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında, kan dökmeye devam ederken, savaş coğrafyası Ortadoğu'da, İran ve Suudi Arabistan, kadim Arap şehirlerini yakıp yıkıyor.

*

Düz dünyada hiçbir ülke ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan kendi kendine yeterli olmadığı gibi, karşılıklı olarak da birbirlerine bağımlıdır. Ancak Avrupa devletleri gibi, birbirleri arasındaki sınırları kaldırmaları gereken Ortadoğu ülkeleri, bırakın aradaki sınırları kaldırmayı, kanla yeniden çizmenin peşindeler. Oysa Ortadoğu, bütün insanlığı, kutsal bilgi ve bilgelik hazinelerini paylaşarak, atalarının yitirdikleri, Cennet'i “Bereketli Hilal” olarak nitelendirilen bölgenin, insanlık düşünce ve eylem tarihi içinde vazgeçilmez bir yeri vardır.

*

Ortadoğu'nun iktidar bağımlısı, demokrasi düşmanı dayatmacı yönetimleri, iktidarlarını sürdürmek için, Amerika ve Rusya'yı bölgeye çekerek, bütün ülkleri “Üçüncü Dünya Savaşı”nın eşiğine getirdiler. Ortadoğu'nun bir ülkesinde çatışma olursa, dünyanın hiçbir ülkesinde uzlaşma olmaz. Çünkü, dünyanın hiçbir bölgesi, ekonomik, politik ve kültürel açıdan Ortadoğu bölgesi kadar önemli ve canalıcı değildir. Bunun için, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle Orta Doğu ve Batı'nın sürekli savaşları oldu.

*

İki kutuplu dünyanın çok kutuplu dünyaya dönüşme sancılarının, Asya, Avrupa, Afrika'nın buluşma bölgesi Ortadoğu'da yaşanması, dünyanın yaşadığı medeniyetler savaşının köklerinin ne kadar derin ve ne kadar çok boyutlu olduğu gösterir. Ülkeler ister Müslüman isterse Hristiyan olsunlar, kutsal kültür denildiğinde, akla yalnızca Ortadoğu gelir. Ortadoğu iki bin yıldan beri Hristiyan ve Müslümanların birlikte yaşadıkları, dinlerin doğduğu, kutsal kültürün anavatanıdır. Ortadoğu'da kılıçla uyuyanlar, kılıçla uyandırılırlar.

*

Dünya genelinde ve Ortadoğu özelinde, kökleri çok derinlerde olan büyük bir medeniyet krizi yaşanıyor. Dünya ya Ortadoğu'da akan kanı durdurmak için, Peygamberler ülkesi Ortadoğu'nun kutsal kitaplarına dönecek ya da bütün dünya büyük bir savaşa sürüklenecektir. Nükleer silahların da yer alacağı, topyekun bir savaş, bilinen dünyanın sonu olacağı için, bütün ülkelerin Ortadoğu'da akan kanı durdurmaktan başka seçenekleri yoktur. Bir atom bombası New York'u haritadan siler. Manhattan'ın ve Tel Aviv'in gökdelenlerinin, gelecek kuşaklara iletecek bir mesajları yoktur. Ancak Aksa Mescidi'nin, Ayasofya'nın Köln ve Milano Katedrallerinin Süleymaniye ve Selimiye'nin mesajlarına gönül verenler, Kıyamet'e kadar var olacaklardır. Bütün insanlık onların mirascılarıdır. Onların değerleri bütün insanlığın hazineleridir. Herkesin yararlanmasına açıktır.

*

Ademoğullarını Doğu'da ve Batı'da, Peygamberler ve onlara verilen kutsal kitaplardan başka, bir arada tutacak hiçbir güç yoktur.

*

Yalnızca kendini düşünen Batı, ekonomik üstünlüğünü yitirirken, Doğu kültürel gücünü ekonomik güce dönüştürüyor.

*

“On Emir” Batı'da “geçerli”, Doğu'da “geçersiz” değildir.

*

Üçüncü Dünya Savaşı'nda her kent bir Hiroşima olur.

*

Yeni Ortadoğu'da savaş savaşla önlenmez.

*

Barış Yeni Ortadoğu'dan gelir.

13 Haziran 2017, 13:33

ORTADOĞU ATİNA DEĞİL MEDİNE DEMOKRASİSİ İSTİYOR

================================================== Avrupa'da büyük dönüşümlere yol açan Aydınlanma döneminin, bütün dünyaya ödettiği en büyük fatura, din ile dünyayı birbirinden kesin sınırlarla ayırmak olmuştur. Din ile dünya arasında aşılması zor tehlikeli mayınlar döşenmesi, Avrupa'da laikliği yeni bir dine dönüştürdü. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayat, kutsal değerlerden bütünüyle arındırılarak, dünya dinden, din dünyadan koparıldı. İki dünya arasındaki iletişim ve etkileşim kanalları dinamitlendi.

*

Ortadoğu'da din ile dünya, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde olan, bir madeni paranın iki yüzü gibi, birbirlerinden ayrılmaz bir bütündür. Her dünyayla ilgili bir düşünce ve eylemin, mutlaka dinle ilgili bir boyutu, her dinle ilgili bir düşünce ve eylemin de mutlaka dünyayla ilgili bir boyutu vardır. İslam'da hristiyanlık'ta olduğu gibi, din ile dünyayı birbirinden ayırmaya kalkışmak, iki dünyayı birden ateşe vermek, iki dünyayı birden yerle bir etmektir.

*

Batı'nın Cezayir'den Afganistan'a, hiç tanımadığı, tanımak için hiç gayret göstermediği İslam dünyasına, silahla laiklik ihraç etmeye çalışması, İslam dünyasını kan denizine çevirdi. Batı dünyası İslam dünyasını, İslam dünyası Batı dünyasını anlamak istemiyor. İki dünya birbirine sağır, dilsiz ve kördür. İslam dünyasında yokluğu duyulan, özlemi çekilen, laiklik değil demokrasidir. Batı ülkeleri, başta Filistin olmak üzere, Müslüman ülkelerdeki demokratik hareketleri destekleselerdi, Ortadoğu böylesine dayatmacı devletlerle dolup taşmazdı.

*

Bütün dünya, dinle bağlarını koparan laikliğin çorak topraklarından önce, dinle hiç kavgası olmayan demokrasinin, bereketli topraklarına yatırım yapmalıdır. Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık kitaplı büyük dinlerin anavatanı Ortadoğu, zengin geçmişinden yola çıkarak, savaşsız bir dünyanın, demokratik bir geleceğin, kaynaklarının Kudüs'te olduğunu, bütün dünyaya anlatmak zorundadır. Ortadoğu toprakları, bütün insanlığın bilgelik kaynaklarını oluşturan bereketli topraklardır. Dünyada bilgelik adına ne varsa hepsi Ortadoğu kökenlidir.

*

Yirmibirinci yüzyılda, artık her ülke en azından, İngiltere kadar demokrat olmak zorundadır. Gece ve gündüz farkının olmadığı, her ülkenin olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmaktan başka bir alternatifinin olmadığı bir dünyada, Müslüman demokrat, Hristiyan demokrat, Yahudi demokrat olmaktan önce demokrat olmak önemlidir.Herkesin dini kendinedir.Dinlerde zorlama yoktur.

*

Yirmibirinci yüzyılda, bütün ülkelerin ortak paydası, “din ve dünya”yı birbirin koparan, dini ülkelerin afyonu olarak gören bir laiklik değildir. Dünyanın yeni ortak paydası, “senin dinin sana benim dinim bana” diyen, din ile dünyayı birbirinden koparmadan, uyum ve denge içinde tutan, paylaşımcı demokrasidir.

*

Demokrasi, laiklik gibi dinin yerini alan yeni bir dünya dini değildir. Demokrasi temel hak ve özgürlükleri savunan, çoğunluk neye önem veriyorsa, ona saygı gösteren yönetimdir.

*

Dünyada çoğunluğun sesi sağduyunun sesidir. Sağduyu, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayıran insanın sesidir.Sağduyu yanlışta birleşmez.

*

Demokrasi eşittir özgürlük artı eşitlik çarpı sağduyunun karesidir.

*

Ekonomi ve politika demokrasiye düşülen iki uzun dipnottur.

*

Demokraside kimse çoğunluğa meydan okuyamaz.

*

Etki tepki yasası demokraside de geçerlidir.

*

Demokratik etki tepkiyle ölçülür.

*

Hiçbir etki tepkisiz kalmaz.

*

Doğru gelirse yanlış gider.

*

Doğrusuz yanlış olmaz

*

İyisiz kötü olmaz.

14 Haziran 2017, 19:27

SİYASAL TOPLUMLAR SİVİL TOPLUMLARA DÖNÜŞMEKTEDİR

=================================================== Seküler kültür yüzyılında, Müslüman ülkeler, savaş kuşağında yer alıyor. Batı dünyasının iktidar alanını genişletme yarışı, dehşet verici savaşlar yanında büyük bir siyasal kirlenmeye de yol açtı. Savaşlarla yönetimde karmaşa, iktidar yarışıyla da, siyasal kirlenme, büyük bir hız ve yoğunluk kazandı. Hem ulusal, hem de uluslararası alanda, güç kazanma yarışları, sıcak savaşlara dönüşerek, bütün hızıyla devam ediyor.

*

Seküler dünyanın tüketim ekonomileri, başta petrol olmak üzere ana hammaddelerini İslam dünyasından karşılamaktadır. Söz konusu hammaddelerin Batı dünyasına akmasında ortaya çıkabilecek bir darboğaz, “sınırsız tüketim rüyası”nın, herkesin gözünü kamaştıran büyüsünü bozar. Bu yüzden hiçbir ülke, tüketim ve iktidar sarhoşluğunun yol açtığı, ekonomik ve siyasal kirlenmeyi görmek istemiyor.

*

Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Türkler''in Avrupa''dan çekilmesi ve Osmanlı Devleti''nin küçülmesiyle, Batı''nın seküler değerlerinin beslediği tüketim kültürü, çağdaşlaşma adı altında, bütün dünyayı işgal etti. “Amerikan Yaşama Tarzı”na dört elle sarılan ülkeler, Batılılar gibi yaşamakla kalmadılar, onlar gibi düşünmeye çalışarak, ekonomik ve siyasal kirlenmeye yeni boyutlar kazandırdılar.

*

Petrol zengini Müslüman ülkelerin hiç sorgulamadan, Amerika''nın tüketim ürünleriyle birlikte seküler değerlerini de benimsemeleriyle, Batı ülkeleri küresel ölçekte güç kazanıyor. Artık İslam dünyası, hem iğneyi hem de çuvaldızı Batı dünyasına batırmayı bırakmalı kendisine bakmalıdır.

*

Körfez devletleri başta olmak üzere, bütün Müslüman ülkeler, siyasal kirlenmeye yol açan, devletleriyle milletleri arasındaki kan uyuşmazlığını gidermelidir.Milletinin desteğini almayan devletler uzun ömürlü olmaz.

*

Müslüman ülkelerdeki siyasal kirlenmenin ana kaynağı olan, milletsizleştirilmiş devletin yerine gücünü kendi toplumunun değerlerinden alan, sivil toplum kuruluşlarının geçmesi gerekir.

*

Siyasal partiler iktidar yarışını, güç savaşına dönüştürmemek için, partilerinin doğrularından önce milletin doğrularına sarılmalıdır. Devletlerin kısa dönemlidir,milletlerin doğruları uzun dönemlidir.

*

Hiçbir siyasi parti, iktidar olmak için, etik dışı yollara başvurmamalıdır.Yalnızca Batı ülkeleri değil, Müslüman ülkeler de, seküler kültürün değerlerinin gönüllü misyonerliğini bırakmalıdır.

*

Hiçbir güç, toplumun çoğunluğunun benimsediği değerlerin, siyasal alanda temsil edilmesini önleyemez. Toplumun çoğunluğunun yolu,yanlışta birleşmeyen sağduyunun yolu,sivil toplumun yoludur.

*

Kutsal kültürün siyasal hayata getirdiği normlar, yüzyılların içinde oluşmuş, köklü bir birikime dayanır.Kutsal kültür insanlığın tarihiyle yaşıttır.Sivil toplum kutsal kültürden beslenir, veren el toplumudur.

*

Siyasal ve ekonomik kirlenmenin önüne geçmek için, her alanda siyasal kuruluşlar kadar gönüllü sivil toplum kuruluşları da görev almalı ve sorumluluk yüklenmelidir.

*

Bütün dünyada siyasal kuruluşlar kadar gönüllü sivil kuruluşlar da önem kazanmıştır.

*

Dünyada ağırlık siyasal kuruluşlardan sivil toplum kuruluşlarına geçmiştir.

*

Sivil toplumda konuşanlardan daha çok susanlar önemlidir.

*

Sivil toplum hizmetleriyle konuşan toplumdur.

*

Sivil toplumda hizmette sınır ve sinir yoktur.

*

Hizmette yetmiş iki millete bir gözle bakılır.

*

Namluya kurşun değil sevgi sürülür.

*

Son bulmayan sürekli bir arayıştır.

*

Meleksi toplumdur sivil toplum.

14 Haziran 2017, 21:00

KÖRFEZ'İN ÇAĞDAŞ BABİL KULELERİ BİR BİR YIKILACAKTIR

================================================== İnsanlığın tarihi boyunca, ürün, hizmet ve bilgi üretmenin gizemli ve karmaşık bir dili olmuştur. Üretimin tarihi, insanlığın tarihiyle başlar. İnsanların olduğu yerde pazar, pazarın olduğu yerde de üretim vardır. Üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri bilen, pazarın olduğu kadar hayatın dilini de bilir. Hayatı üretmesini bilenler yaşanır kılar.

*

Dünyanın her ülkesinde toplumun bütün kesimleri iyilikleri özendirir, kötülükleri önlemeye çalışırlarsa, insanların üretim gücü yeni boyutlar kazanır. Pazarda günün aydınlığında, insanlar ne kadar özgür olurlarsa, üretim güçleri de o kadar büyük olur. Üretimin dili, insanlığın ortak dilidir. Babil Kulesi''nde olduğu gibi, ortak dillerini yitirenler, birbirleriyle savaşır.

*

Kutsal kitaplarda Babil Kulesi''nin öyküsü anlatılır. Ademoğluları tarihlerinin bir döneminde, ortak bir dil konuşuyorlardı. Ortak dil, onlara öylesine bir güç verdi ki, büyük bir grura kapılarak, imkansızı gerçekleştirmenin peşine düştüler. Onlar, kendilerini Cennet''e ulaştıracak bir kule yapmaya kalkıştılar. Göklere meydan okurcasına Babil Kulesi''nin inşasına başladılar.

*

Göklere meydan okuyanlar, gücünn üzerinde güç olduğunu görmedikleri için, ortak dillerini yitirdiler. Allah onların ortak dillerini öylesine bir farklılaştırdı ki, hiç kimse birbirinin ne dediğini ve ne yaptığını anlayamaz oldu. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, insanlık hala birbirini anlayamıyor. Çağdaş dünya, bir olan ana dilini yitirdi.

*

İnsanlığın ana dilini unutan Batı dünyası, başta New York olmak üzere, bütün şehirlerini, göklere isyan edercesine yükselen göndelenlerle donattı. Gökdelenler, çağdaş dünyanın yeni Babil kuleleridir. Bütün dünya şehirleri New York''u izliyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, her şehir, Babil Kulelelerinin daha yükseğini yapmak için, birbiriyle, kıran kırana yarışıyor.

*

Batı dünyasının insanlığa bıraktığı iki büyük mirasın, biri yeni Babil Kuleleri ise, diğeri de atom bombasıdır. Gökdelenler üretim coşkusunu, nükleer silahlar da hayatın anlamını dinamitlediler. Hayatın anlamını yitiren insanlık, üretim peşinde değil,Körfezin petrol zengini ülkeleri gibi rant peşinde koşuyor.

*

Atom bombasının denemesine katılan General Thomas Farrell, patlamanın yol açtığı “korkunç görültü”, sanki “Kıyamet gününün habercisiydi” diyerek, kendilerini Allah''ın gücünü denemeye kalkışmış zavallılar gibi hissettiklerini söylüyor.

*

Veren el olma coşkusu, hayatın anlamını,yakalamanın evrensel dilidir, onu yitiren herşeyini yitirir.Dolar herşeydir diyen,dolar için herşeyi yapan Körfez ülkelerinin çağdaş Babil kulerinin yerle bir olacağı günler çok uzak değildir.

*

En yüksek Babil kulesini inşa etmek için savaşanlar,döktükleri kanların oluşturduğu denizde boğulacaklardır.

*

Petrol dolarlarıyla ayakta kalan duran kırallıkların ömürlerinin uzun olması mümkün değildir.

*

Mısır asasıyla imkansızları gerçekleştiren Musa Peygamberin ülkesidir..

*

Musa'nın asası karşısında Babil Kuleleri büyüsünü yitirir.

*

Ebabil kuşlarına karşı uçak ve tanklarla savaşılmaz.

*

Körfez'de nice zengin toplumlar yok olmuştur.

15 Haziran 2017, 22:02

ENTELLEKTÜEL SERMAYE FİNANSAL SERMAYEDEN ÖNEMLİDİR

====================================================== Sanayi devrimi gibi, bilgi devrimi de, toplumların kültürel dokusuyla birlikte ekonomik yapısını da değiştirdi. Nasıl sanayi devrimiyle tarım işletmeleri yok olmadıysa, bilgi devrimiyle de, sanayi işletmeleri yok olmayacaktır. Sanayileşmeyle tarım işletmelerinde, sabanların yerini pulluklar ve atların yerini de traktörler aldı. Bilgi devrimiyle de, sanayide elle çalışan tezgahların yerine bilgisayarlarla çalışan tezgahlar geçti.

*

Bilgi toplumunda para bile, elden ele dolaşan somut bir nesne olmaktan çıktı, bilgisayar ortamında el değiştiren soyut bir nesneye dönüştü. Bilgi devrimiyle, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan değişimi gözlemek için, sermayenin izini sürmek yeterlidir. Bilginin ağırlık kazandığı ekonomilerde, bütün kuruluşlar hem fiziksel, hem de entellektüel varlıklara yatırım yapmak zorundadır. Ancak yeni yüzyılda rekabet gücü, entellektüel sermayeyle kazanılacaktır.

*

Ülkelerin üretim güçsüzlüğü, fiziksel sermaye yoksulluğundan daha çok entellektüel sermaye yoksulluğundan kaynaklanır. Entellektüel sermayeye yapılan yatırımlarla, fiziksel süreçler bilgisayar ortamına taşınarak, üretim konusunda, bir taraftan maliyetler düşürülürken, bir taraftan da toplam kalite de geliştirilir. Geçen yüzyılın çokkatlı binalarını yeniden yapmak gerekseydi, kimse tuğla ve çimentodan yararlanmayı düşünmezdi.

*

Sanayi işletmelerinde mavi yakalıların yaptıkları işler, bilgisayar destekli makinalarda, insan eli değmeden, hem tasarlanılıyor, hem de üretiliyor. Pek çok kurum ve kuruluşta, fiziksel üretim akışıyla, bilgi akışı, birbirinden büyük ölçüde ayrılmıştır. Sanayi kuruluşlarının görünen ürünlerinin önüne bilgi üreten kuruluşların görünmeyen yazılım ürünleri geçmiştir.

*

Yorulma bilmeyen, akıl almaz boyutlarda hızlı çalışan bilgisayarlar, mekanik tekrarlarsa dayanan ve büyük ölçüde yorucu olan işlemlerden insanları kurtardılar. Artık üretim süreçlerinde yer alanların fiziksel güçlerinden daha çok entellektüel güçleri önem kazanmaktadır.

*

Bilgi toplumunda, sanayi toplumunda olduğu gibi, finansal sermaye değil, entellektüel sermaye ödüllendirilmektedir. Düşünce ve yenilikte, başaran büyük payı alır. Fiziksel sermaye bir deniz ise, entellektüel sermaye bir okyonustur.

*

Finansal sermayenin getirisi, fiziksel üretimle sınırlandırılırken, entellektüel sermayenin değerlendirilmesinde, fiziksel değerlerin vazgeçilmez bir yeri yoktur.

*

Bilgi ve bilgeliğin kazandığı yeni boyutlarla, entellektüel sermaye dünyayı, kapısız ve duvarsız bir çarşıya dönüştürdü.

*

Entellektüel sermayeye önem vermeyenler, finansal sermayelerini değerlendiremezler.

*

Entellektüel sermaye elektriğe benzer, görülmez, aydınlatır ve yol gösterir.

*

Düşünce gücü, makina gücünden daha önemlidir.

15 Haziran 2017, 22:22

YOKSULLUK SEKÜLER DEĞİL KUTSAL DEĞERLERLE ÖNLENİR

====================================================== Türkiye''de yüzyıllardan beri laikleşme, çağdaşlaşma, batılılaşma ve sekülerleşme gibi, zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılan yol haritalarıyla, toplumun üretim gücünü büyütme stratejileri tartışılıyor. Çünkü tarihin her döneminde, çağlarına adını veren ve çağlarının önünde giden devletler, bilgi, hizmet ve ürün üretmesini bilen, üretim gücü büyük toplumlar olmuştur. Üretim gücünün kaynağında da, seküler değerler değil, kutsal değerler vardır.

*

Kültür, sanata, politika, ekonomi ve teknik gelişmelere yön veren ve yeni boyutlar kazandıran kaynakların başında, kutsal kitaplar gelir. Dünyanın, bilimsel ve teknolojik birikimi, insanlıkla yaşıt olan, kutsal kitapların, yüzyıllar boyunca tekrar tekrar yorumlanarak, yeni açılımlar kazandırılmasından oluşmaktadır. Fransa ve Türkiye başta olmak üzere, son yüzyıllarda bütün ülkelerde, çok sancılı bir sekülerleşme süreci yaşanmıştır.

*

Avrupa ülkelerinde, Hristiyanlık içindeki savaşlara bir çözüm bulmak amacıyla, iki dünyayı birbirinden ayıran sekülerleşme süreci, kısa zamanda bütün dünyayı etkisi altına alan, bir siyasal yapıya dönüşmüştür. Marx dinler arasında hiçbir fark gözetmeden, bütün dinleri, toplumların üretim güçlerini dinamitleyen bir tehdit olarak görmüştür. Sekülerleşmenin hiçbir taviz vermeden, en katı uygulama örneği, Sovyetler Birliği döneminde, Rusya''da verilmiştir.

*

Türkiye''de de, Cumhuriyet''in tek parti yönetimi yıllarında, sekülerliğin baskı ve şiddette Rusya''yı aratmayan ve Türk toplumun üretim gücünü tahrip eden, acılarla dolu bir uygulaması yapılmıştır. Anadolu''nun bin yıllık tarihinde, Türklerin içselleştirerek, bütün dünyaya taşıdıkları kutsal değerleri, Cumhuriyet döneminde, ekonomik, siyasal ve kültürel yapıdan, tek tek sökülüp atılmıştır. Cumhuriyet''in temellerinin oluşturan bütün kurumlar ve yasal altyapı Fransa''dan ithal edilmiştir.

*

“Serbest Pazar Ekonomisi”nin “Etik Pazar Ekonomisi”ne, “Temsili Demokrasi”nin “Katılımcı Demokrasi”ye dönüştüğü, Yirmibirinci yüzyılın başında, bütün insanlığın, kutsal kitapların içinden süzülüp gelen evrensel hukuk ve ahlak ilkelerine, her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Hem demokratik mekanizmanın, hem de pazar mekanizmasının, en büyük ve en etkili güvencesi, kutsal kitapların değerleriyle yoğrulmuş dürüst insanlardır.Dürüstlük getirisi en büyük olan entelektüel sermayedir.

*

Normatif değerlerle, pozitif değerler birbirlerinden aşılmaz duvarlarla ayrılmış iki ayrı dünya değildir. Seküler bakışın iddia ettiğinin tam tersine, iki dünya birbirini tamamlayan, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde olan bir bütünün iki ayrı yüzüdür. Onları birbirinden ayırmaya kalkanlar, iki dünyayı birden yitirirler. Hayatı zenginleştirenler, iki dünyayı birlikte değerlendirmesini bilenlerdir.

*

İslam dünyasında olduğu kadar bütün dünyada da barışın güvencesi, bir insanı öldürmekle bütün insanlığı öldürmeyi bir tutan, kutsal kültürün kutlu değerledidir.

*

Canalıcı olan iki dünyanın birbirinden ayrılması değil, birbiriyle bütünleştirilmesidir.

*

Kutsalı olmayana herşey mübahtır.

16 Haziran 2017, 22:27

YENİ GİRİŞİMCİLER 4.KUŞAK ÜNİVERSİTELERDEN ÇIKACAKTIR

====================================================== Başta üniversiteler olmak üzere, bütün kurum ve kuruluşların karşı karşıya olduğu ana sorun, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, verimliliğin artırılmasıdır. Üretim sürecinde, daha az girdi ile daha kısa zamanda, daha çok çıktı elde etme, bütün dünyada işletmelerin, en önemli ve en etkili sermayesi haline geldi. Bunun için, üniversite ile sanayi arasında köprü olan ve teoriyle pratiğin el ele verdiği, teknoparkların sayısı her ülkede hızla artmaktadır.

*

Yenilik ve verimlilik peşinde koşan teknoloji merkezleri denilince, bütün dünyada akla, ellili yılların başında Amerika'da etkili olmaya başlayan, Silikon Vadisi gelir. Bu köşede sık sık söz edildiği gibi, Vadi dünyada düşlerin gerçeğe dönüştüğü, yenilik ve teknoloji merkezidir. Dünyanın en önemli teknoparkı olan Vadi'nin buluşları, hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin, bütün işletmelerde verimliliği, büyük ölçüde artırmışlardır.

*

Dünyada her ülke, Vadi'yi örnek alarak, üniversite ve sanayi bölgelerinde kurulacak teknoparkları, ekonomide verimliliği artırmanın, vazgeçilmez kuruluşları olarak görmektedir. Amerika, Japonya, İsveç, İngiltere ve Malezya gibi, ülkelerin teknoloji şirketlerinin başarıları, üniversitelerle sanayi kuruluşları arasında bir köprü olan teknoparklarından kaynaklanmaktadır.

*

Teknoparkların çalışmaları, genellikle sekiz alanda yoğunlaşır: _________________________________________________ 1• Üniversitelerde yapılan teorik araştırmaları pratik alana taşımada yardımcı olmak. 2• Değişik üretim konularında verimliliği artıracak çalışmalara öncülük yapmak. 3• Teknoloji şirketlerinin buluşlarına destek olmak ve onları dünya pazarlarına açmak. 4• Yeni kurulan işletmelerin, finansman, üretim, pazarlama ve insan kaynakları sorunlarına çözüm üretmek.

*

5• Üniversiteler ile sanayi bölgeleri arasında köprü olmak ve iş birliğini geliştirmek.

*

6• Sanayi kuruluşlarında yenilikci uygulamaların yolunu açmak ve özendirmek.

*

7• İşletmelerin öğrenen kuruluşlar olmaları için, üniversitelerle birlikte sürekli eğitim programları düzenlemek.

*

8• Ülkedeki işletmelere uluslarası pazarlarda rekabet üstünlüğü kazandırmak. -------------------------------------------------------------------------------------------------------

*

Sermaye yoğun olmaktan daha çok bilgi yoğun olan teknoloji şirketleri, bütün teknoparklarda ilk sıralarda yer almaktadırlar.Dünyada girişimci yetiştiren dördüncü kuşak üniversitelerin başarılı teknokentlerini,bütün ülkelerin üniversitelerine örnek olmaktadır.

*

Dördüncü kuşak üniversitelerin başarısı, sanayi ve girişmcilerle bütünleşmelerine bağlıdır.Bacon “bilgi güçtür” demişti. Einstein, “hayal gücü, bilgi gücünden daha önemlidir” demektedir.

*

Dünyadaki bütün teknoparkların beslendikleri en önemli kaynakları, hayal gücü, bilgi gücünü aşan, yenilik yapmada ve risk almada sınırları zorlayan girişimcileridir.

*

Yenilik yapmak,yeni ürünler,yeni hizmetler,yeni bilgler üretmek,aklı hem başında hem de gönlünde olan girişimcilerin işidir.

*

Türkiye'nin Steve Jobs'ları, Michael Dell'leri Dödüncü Kuşak üniversitelerden çıkacaktır.

*

Dördüncü Kuşak üniversitelerde yeniler alınır yeniler satılır.

*

Sanatsı bilimin bilimsi sanatın öncüleri yeni girişimcilerdir.

*

Girimcilerin elinde teknoloji Musa'nın Asasına dönüşür.

*

Girişimci demek üreten el olmak demektir.

16 Haziran 2017, 23:06

AHLAKLI DÜŞMAN AHLAKSIZ DOSTTAN DAHA AZ ZARARLIDIR

=================================================== İnsan ailenin, aile toplumun temel taşıdır. İnsansız aile, ailesiz toplum olmaz. Aile insandan, toplum aileden daha karmaşık ve daha güçlü bir yapıya sahiptir. Çünkü, hayatın değişik boyutlarında, bütün her zaman, parçalarının toplamından daha büyüktür. Bütünün gücü, ekonomik ve siyasal yapıda, evrensel hukuk ve ahlak ilkelerine dayanmasından kaynaklanır. Bunun için, insan aileye, aile topluma uyum sağlamak zorundadır.

*

Aile olmasaydı insanı, toplum olmasaydı aileyi bir arada tutmak mümkün olmazdı. Bu yüzden, insanın aile, ailenin toplum karşısında yerini belirleyen ahlak kuralları, bütün bilimlerin ana tartışma konusu olmuştur. İnsan ve ailenin özgürlüğü, evrensel ahlak ve hukuk kurallarıyla sınırlandırılır. Bu genel kabul gören kurallar da, kutsal kitaplardan beslenirler ve peygamberlerle en güzel örnekleri verildiği için de; çok etkili olurlar. Cumhuriyet döneminde ahlak deyince akla, “Güneşi bir an bile sönmeyen sonsuzluğun yolcularız” ve “Davamız İslam ahlakına dayanan bir cemiyet düzeni kurmaktır” diyen Nurettin Topçu gelir. Hayat ahlakla, bir yandan yaşanır kılınırken, diğer yandan da zenginleştirilir. Çünkü hayat hukuktan daha çok ahlaka dayanır.

*

Topçu'nun vurguladığı gibi: “Hukukun alanı dar, ahlakın alanı geniştir” ve “hukuk daraltılmış ahlaktır”. Toplumun bütün kesimlerince benimsenen ahlak kuralları, insanlar arasında güzellikleri özendirir ve çirkinlikleri de önler. Tasavvuf dünyasının öncüleri, güzel ahlakı, “güler yüz, tatlı söz, iyilik yapmak ve kötülükten kaçmak” olarak tanımlar.

*

İster ekonomik, ister siyasal, isterse kültürel olsun, hayatın hiçbir alanı, ahlaki değerlerden bağımsız değildir. Ahlaksız ekonomi, politika ve kültür olmadığı gibi, ekonomisiz, politikasız ve kültürsüz ahlak da olmaz. Her alandaki zenginlikleriyle hayat ahlaktır, değişik boyutlarıyla ahlak da hayattır.

*

Bütün peygamberler, hayat ile ahlakın, birbirinden ayrılmaz bir bütün olduklarını göstermek için, hayatlarını ortaya koymuşlardır.

*

Hayatı zenginleştirmede güler yüz ve tatlı sözün açamayacağı hiçbir kapı yoktur.

*

Güler yüzlü ve tatlı sözlü insanlar, toplumda düşmanlıkların değil, dostlukların sürükleyici gücü olur.

*

Güler yüz ve tatlı söz, iki renkli ve iki uçlu kalem gibi, hem aklın, hem de gönlün destanını yazar.

*

Tarihin her döneminde, toplumların sevgisini, silahları güçlü önderlerden daha çok ahlakı güzel liderler kazanmıştır.

*

Toplumlar ordularıyla değil, güzel ahlaklı insanlarıyla uzun ömürlü olurlar.

*

Güzel ahlaklı insan yağmura benzer bulunduğu yeri canlandırır.

*

Güzel ahlakın güneşi hiçbir zaman batmaz.

*

Güzel hayat ahlak hayat güzel ahlaktır.

*

Ahlakı güzel olanın hayatı güzel olur.

17 Haziran 2017, 11:50

EĞİTİM ÜNİVERSİTE DUVARLARININ DIŞINA TAŞMIŞTIR BÜTÜN DÜNYA BÜYÜK BİR ÜNİVERSİTEDİR

========================================================== Üniversitenin sonu gelmiştir.Eğitim düzeyi ne olursa olsun, internet herkese sınırsız öğrenme kapıları açmıştır. Üniversite bilgi kazanma yeri olmaktan çıkmış,bilgilerin toplandığı,dağıtıldığı,değerlendirildiği yer olmuştur.

*

Dünya büyük bir üniversiteye dönüşmüştür. İnternet Tokyo'dan Los Angeles'e kadar bütün kentleri eve taşımıştır. Artık herkes bir sınıf haline gelmiş evde yaşıyor. Hiç kimse bilgisini zenginleştirmek için, sınıflara kapanmak zorunda değildir. İnternette ulaşılamayacak bilgi ya da kişi yoktur.

*

İnternetten bilgi almada kimseye üniversiteye giriş sınavında aldığı puan sorulmuyor. İnternet dünyanın en demokratik eğitim kurumudur. Öğrenmek isteyen herkes, istediği zamanda, bulunduğu yerden, internete ulaşabilir. İnternet mesafe, zaman ve bilgi farkını yok etmiştir.

*

İnternetin dili büyük ölçüde İngilizcedir. İnternetten yararlanabilmek için öncelikle İngilizce bilmek gerekiyor. Öğrenmenin kapılarını aralamada üniversite değil, İngilizce gereklidir.

*

Günümüzde İngilizce bilmek, bir üniversite bitirmekten çok daha önemli hale gelmiştir.Herkes ana dilinin yanında en azından bir iki dil bilmek zorundadır. Ana dilini iyi bilmeyenler ikinci dili öğrenmekte zorlanır.

*

Bütün kurum ve kuruluşlar, işe aldıkları kişilerin diplomalarından daha çok, bilgi, birikim ve becerileriyle birlikte, uyum ve düzen içinde çalışma yeteneklerine bakıyor.

*

İngilizce üniversitede değil, konuşulan, değerlendirilen ve yararlanılan yerde öğrenilir. Konuşulmayan dil öğrenilmez. Bu bağlamda İngilizce İngiliz ve Amerikalıların değil, dünyanın, daha doğrusu ondan yararlanmasını bilenlerin dilidir.

*

İngilizce internetin olduğu kadar, ticaretin de dilidir. İster Çin'den ithalat, isterse de Arjantin'e ihracat yapılsın, haberleşme dili İngilizce'dir. Ana dili yanında ikinci dil olarak, İngilizce bilene, bütün ülkelerin kapısı açılır.

*

Silikon Vadisi'nin başarılı şirketlerinden birinin mezunlar gününde yaptığı konuşmada "Çok geç kaldınız. Kafanıza çok şey dolduruldu. Siz onlara bakıp herşeyi bildiğinizi sanıyorsunuz. Artık on dokuz yaşında değilsiniz" dedirmemek için üniversite yıllarının çok iyi değerlendirilmesi çok büyük önem taşıyor.

*

Üniversiteyi yarıda bırakan Bill Gates, üretim gücünü büyütmede Abdurrahman bin Avf gibi, paradan para değil,bilgiden ve çarşıdan para kazananlardandır.Bilgi en büyük sermayedir. Bilgi kazanmak için,üniversitenin duvarlarının dışına çıkmak,çarşıların yolunu öğrenmek gerekir.

*

Girişimciliğin de üniversitesi yoktur.Dünyanın yeni fatihleri olan girişimcilerin üniversitesi, büyük bir çarşıya dönüşen bütün dünyadır.

*

Girişimcilerin başarısının sırrı, insana hizmet etmenin verdiği coşkudadır. Üreten el olmanın çoskusunu duymayanlar,üretim gücün büyütemezler.

*

Dünyanın her yerinde, gelen günü, geçen günden daha üretgen kılanlar, kendileriyle birlikte toplumlarını da zenginleştirirler.

*

Üniversite çarşıya taşındı. Çarşının yolunu bilmeyenler, üniversitenin yolunu da bulamazlar.

*

Çarşı dünyanın en büyük "Açık Üniversitesi"dir. Çatısı altında öğretilmeyen konu yoktur.

*

İnsanı başarılı kılan öğreniminden önce değerleridir.

*

Değeri değersizlik olanların değeri olmaz.

*

Pusulasız gemi gemisiz pusula işe yaramaz.

*

Değer pusula çarşı gemidir.

17 Haziran 2017, 15:18

İNSAN KAYNAKLARI KURULUŞLARIN CAN DAMARLARDIR

================================================== Tarım, sanayi ve bilgi işletmelerinin, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde olduğu, bir ekonomik yapı ve kültürel dokuda, kuruluşların insan kaynakları, sermaye kaynaklarından çok daha önemlidir. Bu yüzden, iki Amerikalı iktisatçı, Gary Becker ve Theodore Shultz, insan sermayesinin, kuruluşlarda verimliliğin artışına etkilerini araştıran çalışmalarıyla, Nobel Ödülü kazanmışlardır.

*

Bütün kuruluşların birbirlerinin hem müşterisi, hem de tedarikçisi olduğu bir dünyada, insan kaynaklarının belirleyici gücü, yıldan yıla artmaktadır. Çünkü, işletmelerin müşterileri ve tedarikçileri arasındaki eşgüdüm ve işbirliği insanlık kaynaklarıyla kurulan köprülerle sağlanır. Kuruluşlar arasındaki karşılıklı saygı ve güven ortamını doğal kaynaklar değil, insan kaynakları oluşturur.

*

İnsan kaynakları yoksul olan kuruluşlar, doğal kaynakları zengin olsa da, ürün ve hizmet üretmede, büyük bir başarısızlığa uğrarlar. Kuruluşlar için geçerli olan, ülkeler için de geçerlidir. Libya, Cezayir, Irak ve Körfez Emirlikleri gibi ülkelerin çok zengin doğal kaynaklara sahip olmaları,onların yoksulluğun kapalı dairesinin dışına çıkarak, güçlü bir ekonomik yapı oluşturmalarına yetmemiştir. Doğal kaynak yoksulu Japonya da, zengin insan kaynaklarıyla, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmayı başarmıştır.

*

Don Cohen ve Laurence Prusak''ın “Kavrayamadığımız Zenginlik” isimli kitaplarında Henry Ford''un “Nasıl oluyor da, bir çift el satın aldığım her seferinde, onlarla birlikte hep bir de insan geliyor” diye, yakındığı, çalışanların, kuruluşların en büyük “sosyal sermaye”leri olduklarını ayrıntılı bir biçimde anlatıyor. Artık faaliyet alanı ne olursa olsun, bütün kurum ve kuruluşların merkezinde makinaların değil insanların olduğu, kimsenin gözünden kaçmıyor.

*

Yeni yüzyılda, insan kaynakları yöneticilerinin, ister özel, ister kamu, isterse gönüllü olsun, ürün, hizmet ve bilgi üreten bütün kuruluşların, üst yönetimlerinde, vazgeçilmez bir yerleri olacaktır. Bu yüzden, kuruluşların hepsinde “Personel Müdürlük”lerinin yerlerine, “İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcılık”ları geçmektedir.

*

Bütün kuruluşlara rekabet üstünlüğü kazandıracak olanlar, entellektüel sermayelerini en yakından tanıyan insan kaynakları yöneticileridir. Bundan böyle, işletmelerin CEO''ları, üretim, finansman ve pazarlamadan sorumlu yöneticilerinin arasından değil, insan kaynakları yöneticilerinin arasından çıkacaktır.

*

Nasıl ordularda bir asker bir savaşı kazanırsa, kuruluşlarda da, bir insan bir işletmeyi dünya pazarlarına taşır. Bunun için, Japon işletmeleri, insan kaynaklarını, en stratejik varlıkları olarak görmektedir.

*

İşletmelerin üretmesini bilen çalışanları olursa, müşterileri Brezilya''dan gelirler.

*

Bir işletme, bir zincir gibi, en zayıf halkası kadar değil, en güçlü çalışanı kadar güçlüdür.

*

İnsanların değeri ne tükettiklerine bakılarak değil,ne ürettiklerine bakılarak bulunur.

*

Kuruluşlarda varlığı üretime katkıda bulunmayanların,yokluğu üretim düzeyini düşürmez.

*

Kuruluşlar finans kaynaklarından daha çok insan kaynaklarıyla müşterilerinin gönüllerini kazanır.

*

Bütün kurum ve kuruluşları sadık müşterileri ayakta tutar.

*

Müşterisi olmayan kuruluşların geleceği de olmaz.

18 Haziran 2017, 00:03

İSLAM MEDENİYETİ NEFRET DEĞİL SEVGİ MEDENİYETİDİR

================================================= Türkiye'den Pakistan'a, Suriye'den Afganistan'a İslam dünyası, yüzyılların içinde oluşan, kültürel zenginliğini büyük ölçüde yitirdi. İslam dünyasının kültürel yoksulluğu, ekonomik ve siyasal alanlarda da etkilerini gösterdi. Müslüman ülkeler, dünyanın en yoksulları olma yanında, en dayatmacı yönetimlerine sahipler. İslam dünyasında, savaş içinde savaş yaşanıyor.

*

Müslüman ülkelerdeki iktidar çatışmaları, seçim alanlarından, savaş alanlarına taşındı. Irak başta olmak üzere, bütün iktidar savaşları, mezhep savaşlarına dönüştü. Mezhepler arasındaki nefretin doğurduğu nefret, bütün Müslüman ülkelere yayıldı. Doğal kaynak zengini ülkeler, tüketim ürünlerinden yatırım ürünlerine kadar, bütün ihtiyaçlarını ithal eden, yoksul ülkelere dönüştüler.

*

İslam dünyasının kültürel derinliğiyle birlikte üretim gücünü yitirmesinin peşinden, demokrasi yoksulluğu geldi. Ülkelerin kültürel, ekonomik ve demokratik zenginlikleri, birleşik kaplara benzer, kültürel düzeyleri, öteki iki alandaki düzeylerini belirler. Kültür yoksulu ülkelerin demokrasi ve ekonomi zengini olmaları mümkün değildir. Şiddetin doğurduğu şiddetin, önüne geçmek için, kültüre öncelik verilmelidir.

*

Kültürde zenginleşme olmadan, ekonomide zenginleşme, ekonomide zenginleşme olmadan demokraside zenginleşme olmaz. İslam dünyasının demokratik açılımında, ekonomik gelişme, kültürel gelişmeyi izler. Kültür ekonomiye, ekonomi demokrasiye yeni açılımlar zanadırır. Kültür ekonominin, ekonomi demokrasinin temellerini oluşturur. Kültürlerini geliştiremeyen ülkeler, ekonomileriyle birlikte demokrasilerini geliştiremezler.

*

Edebiyat, mimari, sinema ve tiyatro kültürel alanın ana sütunlarıdır. Kültürel hayatta enine boyuna tartışılan konular, erken ya da geç ekonomik ve siyasal alanda, kendilerine geniş uygulama alanı bulurlar. Kültürün öncüleri, yıllar sonrasını görürler, geleceğin dünyasını bugünün dünyasına taşırlar. Sezai Karakoç'un Türkiye'nin dönüşüm stratejisi olan, "İslamın Dirilişi" kitabında vurguladığı gibi: Bugün edebiyata giren yarın hayata girer.

*

Kültüre odaklanan ülkelerde, dayatmacı yönetimlerden demokratik yönetimlere, devlet odaklı ekonomiden, pazar odaklı ekonomilere geçiş süreci, büyük bir hız ve yoğunluk kazanır. Ekonomik büyümede, doğal kaynaklardan önce kültürel kaynaklar gelir. Değerli kültür üretemeyen ülkeler, değerli ürün üretemezler.

*

Medenyetlerin görevi, zorlaştırmak değil kolaylaştırmak, nefret ettirmek değil sevdirmek, tükettirmek değil ürettirmektir.

*

Nefret bahçelerinden, sevgi çiçekleri derilmez.

*

Savaş olan ülkeye barış,sevgiyle götürülür.

*

Sevgi ağacı, kültürün bahçesinde büyür.

*

Sevgi barışın nefret savaşın evidir.

18 Haziran 2017, 11:55

Sanatsı Bilimi ve Bilimsi Sanatı altın oranda harmanlamak

Sanatsı Bilimi ve Bilimsi Sanatı altın oranda harmanlamak isteyen öğrencilerin tercihleri MALTEPE ÜNİVERSİTESİ olsun. Maltepe "Hem Bilim Hem Sanat" diyenlerin,Bilimi Sanattan Sanatı Bilimden ayırmayanların üniversitesidir.

18 Haziran 2017, 22:54

SAVURGANLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİNİN DIŞINA ÇIKMAK

============================================== Savurganlığın herkesin gözünü kamaştırdığı toplumlarda, şehirlerin odak noktasını alışveriş merkezleri oluşturmaktadır. Savurganlığı bir yaşama ve düşünme biçimine dönüştüren seküler insan, haftada en azından bir defa alışveriş merkezlerine gitmezse, kendisini hem çok yoksul hem de çok mutsuz hissetmektedir. Bunun için, alışveriş merkezlerinde dolaşmak ve vitrinlerin önünde saatlerce durmak seküler insanın, her hafta tekrarladığı bir ibadeti haline gelmiştir.

*

Bütün insanlık, sürekli satın almayı özendiren pazarlama teknikleriyle desteklenen savurganlıkla, ateş çemberiyle kuşatılmış bir akrep gibi, çok dar bir alana sıkıştırılmıştır. Ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, hayatı yaşanır kılan, insanın huzur ve mutluluğunu sağlayan herşey, savurganlığın oluşturduğu ateş çemberinin dışında yer almaktadır. Herkesi baştan çıkaran tüketim sarhoşluğundan ayılmadan, savurganlığın ateş çemberinin dışına çıkmak mümkün değildir.

*

Savurganlık oluşturduğu ateş çemberiyle, insanlığı toptan intihara sürüklemektedir.Anneler,babalar ve çocuklar günleriyle, toplumunların bütün kesimlerine bir bulaşıcı hastalık gibi yayılan savurganlığı önlemek için,her kesime büyük görevler düşmektedir. Bütün bir toplumu peşinden sürükleyen savurganlık, hayatı zorlaştırmakla kalmıyor, yol açtığı kültürel ve çevresel sorunlarla şehirleri yaşanmaz hale getiriyor.

*

Bir toplumda ekonomik ve kültürel sorunların anası alkollü içkiler ise, babası da savurganlıktır. Tüketim ve alkol sarhoşluğuna kapılan toplumlar, yalnızca sağlıklarını değil, ekonomik zenginliklerini de yitirirler. Biri insanın aklını başından, diğeri de, parasını cebinden alır.

*

Savurganlığın ve alkollü içeceklerin tüketimin yaygınlaşması, ülkelerin GSMH''sini artırır. Bir ülkenin toplam milli gelirinin artması, her zaman toplumun yaşama standartlarının da artması anlamına gelmez. Çünkü savurganlık ve alkollü içeceklerin toplumsal maliyeti, onların ekonomik maliyetlerinden kat kat daha fazladır.

*

Tüketim ve alkol sarhoşluğunun yol açtığı trafik kazalarıyla artan kaynak israfı, toplumları zenginlik içinde yoksulluğa sürükler. Hayatı kolaylaştıranlar, toplumsal maliyetleri değil, yararları büyüten ürün ve hizmetlerdir.

*

İnsanın sağlığını sarsan, toplumdaki gelir dengesizliklerini büyüten, insanların ihtiyaçlarından daha çok isteklerini karşılayan ürün ve hizmetler, hayatın bir yanını yaparken, başka bir yanını da yıkar.

*

Savurganlık insanın elinin emeği ve alın terinin karşılığından daha fazlasının peşine düşmesinden kaynaklanır.

*

Savurganlıkla haksız kazançlar arasında doğru orantılı bir bağıntı vardır.

*

Savurganlık insanlığı toptan intihara sürükleyen en büyük tehdittir.

*

Anne ve baba sevgisi savurganlık aracı olmamalıdır.

*

Sevgi göstermenin binbir yolu ve yöntemi vardır.

*

Savurganlığa dağlar dayanmaz.

20 Haziran 2017, 11:41

SAVURGANLIKTA İYİLİK İYİLİKTE SAVURGANLIK OLMAZ

================================================ Dünyadan aya bakıldığında, nasıl küçük bir küre olarak görülürse, aynı şekilde, aydan dünyaya bakılırsa, dünya da küçük bir küre olarak görülür. Dünyada yaşayanlar, algılamakta güçlük çekseler de, sınırsız gibi görülen dünya, sınırlı kaynaklara sahiptir. Bu yüzden, savaşsız bir dünya ve adil bir ekonomik yapı için, dünyada yaşayanların, ellerindeki kaynakları, en verimli bir biçimde değerlendirmesini öğrenmeleri gerekir.

*

Sınırlı bir dünyanın kaynaklarının, insanların sınırsız isteklerini karşılaması mümkün değildir. Kaynakları bilinen bir dünyada, hem üreticiler, hem de tüketiciler olarak, insanlar istedikleri ürünleri üretme ve istedikleri ürünleri de tüketme hakkına sahip değildir. Üretim ve tüketimde, doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin sınırlarını, genel etik ve değişmez hukuk ilkeleri belirler. Ekonomi gibi, bütün sosyal bilimlerin kaynağı, etik ve hukuktur.

*

Dünyanın her yerinde geçerli ana ve değişmez etik ve hukuk ilkesi: “Hayatın bütün boyutlarında, iyilikleri özendirmek ve büyütmek, kötülükleri önlemek ve küçültmektir.” Bütün sosyal bilimlerin belirleyici değeri olan bu ilke, tabiatın değişmez ilke ve yasaları kadar geçerli ve evrenseldir. İyiliklerin peşinden koşmak ve kötülüklerden kaçmak, büyük dinler tarafından benimsenen, ana ortak değer ve ana ortak paydadır.

*

Evrensel etik ve hukukun çizdiği ana çerçeve içinde, insanların iyilikte, doğrulukta ve paylaşmada yarışmaları, toplumun üretim gücünü hem büyütür, hem de yeni boyutlar kazandırır. Tarihin her döneminde, özel ve kamusal boyutlarıyla, bütün bir hayat, her gün yeniden başlayan, uzun soluklu bir yarışma ve paylaşma alanı olmuştur. Ellerindeki kaynakları, paylaşmasını bilenler zenginleşirler, bilmeyenler yoksullaşmaktan kurtulamaz.

*

Dünyanın her yerinde, yardımlaşmasını bilmeyenler, yardımlaşmasını bilenler tarafından paylaşılır. Paylaşmasını bilmek bir ekonomi sorunu olduğu kadar, bir etik ve bir hukuk sorunudur.Dünyanın neresinde oluşa olsun,insanlar açlıktan ölüyorlarsa,ölümlerden bütün insanlık sorumludur.

*

Akdeniz tarihcisi F.Braudel''in vurguladığı gibi: “Ekonomi''yi kültür, politika ve değerlerden soyutlamak mümkün değildir.” Ekonomi''nin tarihi, Adam Smith ile değil, bütün insanlığın atası Adem Peygamber ile başlar, odak noktasında, üreten ve tüketen insan vardır.

*

Doğrulukta, paylaşmada, dayanışmada savurganlık, savurganlıkta doğruluk, paylaşma, dayanışma olmaz.

*

Dünyanın her yerinde ihtiyacından daha fazlasını tüketmek savurganlıktır.

*

Dünyadaki bütün kötülüklerin anası savurganlık babası da açgözlülüktür.

*

"Azıcık olsun benim olsun" değil "Çok olsun hepimizin olsun" denilmelidir.

*

İlke "Azıcık aşım dertsiz başım" daha çok "Çok aşım dik başım" olmalıdır.

*

Bütün dünyada aylaşanlar paylaşmayanlardan çok daha üstündür.

*

Az olan bir çok olan bin kişinin olur.

*

Çok olandan herkes yararlanır.

20 Haziran 2017, 12:46

İyilikleri özendirme ve kötülükleri önlemede bilgi ve bilgelikten

İyilikleri özendirme ve kötülükleri önlemede bilgi ve bilgelikten daha güçlü,daha etkili ve daha büyük silah yoktur.İnsan sırtında doğrulukları çoğaltma kötülükleri azaltma yükü taşıyorsa üstesinden gelir.Allah kimseye taşıyacağından daha fazla yük yüklemez.

21 Haziran 2017, 17:30

ORUÇ AYI BİR GECEDİR O GECE BU ALTIN GECEDİR

============================================= İslam dünyasını Batı dünyasından ayıran farklılıkların başında oruç ayı gelir. Oruç ayında gökyüzünün kapıları inananlara sonuna kadar açılır. Oruç tutanlar arasında çatışma değil, yardımlaşma vardır. Japonya''dan Arjantin''e kadar dünyanın neresinde olursa olsunlar, oruç tutanlar birbirleriyle kardeştirler. Onlar günde üç öğün yemeği, iki öğüne indirerek, yılda bir ay da olsa, basit ve yalın yaşamanın, evrensel bir örneğini verirler.

*

Oruç ile inananlar, fiziksel ve ruhsal sağlıklarını güvence altına alırlar. Oruç tutan sağlık bulur. Oruç bütün boyutlarıyla hayatın şiiridir. Şiirsiz bir toplum gibi, oruçsuz bir toplum da ruhsuz bir toplumdur. Yalın yaşama sanatı olan orucun, az yeme, az uyuma ve az konuşma olmak üzere üç yüzü vardır. Orucun üç yüzü, sağlığı korumanın üç şartıdır. Oruç tutan, hem düşünce hem de eylem dünyasını zenginleştirir.

*

Oruç ayı içinde gizlediği, Türk toplumunun düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandıran Sezai Karakoç''un “Altın Gece” dediği, bin aydan daha değerli, bin aydan daha verimli “Kadir Gecesi” ile, inanan insanın dünyasındaki bütün ümitsizlik bulutlarını dağıtmaktadır. Oruç ayı ümitsizlik ayı değildir. Oruç tutanlar hiçbir zaman ümitsizliğe düşmezler. Onlar Allah''ın gücünün üstünde güç olmadığını bilirler, Allah için, tuttukları orucun ödülünü yalnızca Allah''tan beklerler.

*

Oruç ayı bir gecedir, o da Kadir Gecesi''dir. Kadir Gecesi''nin hangi gecede olduğunun kesin olarak bilinmemesi, onun değerini bin kat daha artırmaktadır. Nasıl Kadir Gecesi oruç ayında gizli ise, hayatın dinamizmi de, o gecenin bilinmezliğinde gizlidir. İnanan herkes oruç ayındaki her geceyi Kadir Gecesi, yıldaki her ayı da oruç ayı bilir ve hayatını ona göre düzenler. O Allah''ı görmese de Allah onu görmektedir.

*

Kadir Gecesi''ni yakalayan ayı, ayı yakalayan yılı, yılı yakalayan ömrünü güzelleştirir. Kadir Gecesi''ni aramak, güzelliği aramaktır. Kadir Gecesi oruç ayında, güzellik Kadir Gecesi''nde bulunur.

*

Kadir Gecesi arayışın simgesidir. Arayan herkes onu bulur. Onu bulanlar, aramasını bilenlerdir.

*

Allah''ın kendisini gördüğünü bilenin yolunda, açılmayacak kapı yoktur.

*

Cennet''in kapıları iyilik peşinde koşanlara açılır.

*

Cennet arayışı Kıyamet''e kadar sürecektir.

*

Allah herşeyi biliyor diyene korku yoktur.

*

Allah her şeyi görür her şeyi duyar.

*

Bütün dünya bir altın gecedir.

*

Altın gece bu gecedir.

22 Haziran 2017, 11:31

GİRİŞİMCİLER GÖZLERLE GÖRÜLMEYENİ GÖRÜR AKILLARLA DÜŞÜNÜLMEYENİ DÜŞÜNÜR

============================================= Türkiye'nin elindeki kaynakları ürün, hizmet ve bilgiye dönüştürme yolunda, köklü değişiklikler yapmadan, bölgesinde olduğu kadar dünyada da saygın bir konum kazanması mümkün değildir. Uluslararası ilişkilerde ülkelerin ağırlıkları, dünya pazarlarındaki paylarından kaynaklanır. Ülkeleri dünya pazarlarına, üretim gücünü artırmada, yenilik yapmasını ve risk almasını bilen girişimciler taşır.

*

Türkiye'nin üretim güçsüzlüğünün giderilmesi, ekonomik, siyasal ve kültürel faaliyetlerde toplam kalite yönetimi yanında dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen girişimcilere bağlıdır. Bunun bilincinde olan Üniversiteler, lisans ve lisans üstü programlarında çok boyutlu "girişimcilik" derslerine yer ve önem vermektedir.

*

"Girişimcilik" derslerine İşletme Bölümüleriyle birlikte diğer bölümlerin öğrencileri de büyük ilgi gösteriyor. Derslerde ulusal ve uluslararası girişimci profilleriyle birlikte girişimcilerin başarılarının sırları, yeni iş konuları geliştirme, üretim, pazarlama ve finansman boyutlarıyla iş planlarının hazırlanması ele alınıyor.

*

Yıllardan beri ihmal edilen reel sektörün sorunlarına ağırlık vermeden ,Türkiye'de "Girişimcilik ve Girişim Kültürü"ne yeni boyutlar kazandırmak ve dünya pazarlarına açılmak mümkün değildir.Dünyanın her ülkesinde ekonominin omurgası reel sektördür. Onun zayıf olduğu bir ülkede, diğer sektörlerin güçlü olması beklenemez.

*

Bir girişimciyi başarılı kılan onun "özgüveni, vizyonu, kendini planlama güdüsü, hayata yapışan tırnakları, doğal dünya vatandaşlığı ve yaratmak için sonsuz öğrenme güdüsü"dür. Ekmeğini taştan çıkaran Anadolu insanı,yolu açılırsa, yalnızca Londra'yı değil, Washington başta olmak üzere, bütün dünya başkentlerini ürettiği ürün ve hizmetlerle İstanbul'u fetheder gibi fetheder.

*

Anadolu'nun bütün dünyaya taşınması gereken zengin bir girişim kültürü vardır. Günümüzde Amerika ve Avrupa'nın girişim uzmanlarının bütün dünyaya başarılı olmanın sırları olarak ihraç ettikleri değerler Yunus'un değerleridir.

*

Ahiliğin dürüstlük, açıklık, müşteri tatmini, üretici sorumluluğu, kaliteye öncelik, paylaşma sinerjisi, yenilik yapma yeteneği ve risk alma ustalığı gibi değerleri, yüzyıllarca Anadolu topraklarında, iş hayatının tartışmasız uygulanan ilkeleri olmuştur.

*

Üretim gücü gönlü, alnı, kapısı ve sofrası açık girişimcilerle büyütülür.

*

Yunus kültürü tüketen el kültürü değil üreten el kültürüdür.

*

Anadolu kültüründe kazandırarak kazananlar girişmcidir.

*

Girişimcilik iki günü birbirinden daha verimli kılmaktır.

22 Haziran 2017, 17:19

HER KİTAP KENDİSİNİ KENDİSİNDEN ÖNCE YAZILAN KİTAPLARA BORÇLUDUR OKUNMADAN YAZILMAZ

============================================ İnsanın kendisini bilmesinden daha önemli bilgi, kendisini yenmesinden daha büyük zafer yoktur. Bilgi kazanmak için okumak, zafer kazanmak için yapmak gerekir. İnsan okuduğu kadar düşünür ve yaptığı kadar bilir. Okumayan insan düşünmez, yapmayan insan bilmez. Okuyan insan düşünür, yapan insan bilir. Düşüncesiz bilgi, bilgisiz düşünce zenginleşmez. Bu yüzden, hem düşüncenin, hem de bilginin hayat kaynağı, okumasını bilmektir. * * * Önce yazmak değil, okumak vardır. Kırk satır okumadan bir satır, kırk sayfa okumadan bir sayfa ve kırk kitap okumadan bir kitap yazılmaz. Az olan ve öz olan sözün ustası, Anadolu insanının günlük hayatında, ekmek ve su gibi, kalemin, defterin ve kitabın doldurulmaz bir yeri vardır. Bütün insanlığın düşünce eylem birikiminin ana kaynağı olan kutsal kitap, “Oku” buyruğuyla başlar. Tabiat gibi, insan da sırlarını okumasını bilenlere açar. * * * Güzeller güzelini, doğrular doğrusunu, iyiler iyisini bulmak için, dünyada herkesin ya okuyan, ya yazan, ya da okuyan ve yazanı seven olması gerekir. Dünyada, okunmaya değer kitapları okumayanlar, arkalarında yazılmaya değer eserler bırakamadıkları gibi, bilinmeye değer eylemler de yapamazlar. Okumanın yeri, yaşı ve zamanı yoktur. Her insan işi, yaşı ve inancı, ne olursa olsun, beşikten mezara kadar okumak zorundadır. Tabiatın açık üniversitesinde eğitim süreklidir. * * * Ömür Ceylan, “Önce Aşk Vardı” kitabında, Anadolu insanının bin yıllık kültürünü şiirin aynasında değerlendirir ve şiirin aynasından yansıtır. Şiir sözün özü ve kitabın özetidir. Hayatın şiirini yakalamak için, dünyayı yaşanır kılacak kitabı okumak gerekir. Evrenin özü dünya, dünyanın özü kitap ve kitabın özü de şiirdir. Şiir kitabın, kitap dünyanın, dünya evrenin gizemli hazinesidir. Hazinenin anahtarları, hayatı okumasını bilenlere verilmiştir. * * * Okuma ve yazma özürlü toplumlarda, hayatın hiçbir alanında, tekrar tekrar yorumlanan kitaplar yazılmaz. Tarih boyunca yazılanların hepsi, kutsal kitapların, bütün insanlığa getirdikleri haberleri anlamak ve anlatmak için yazılmıştır.

*

Kutsal kitapların sonuncusu en son gelmiş olmakla birlikte, aslında ilk gelendir. Bütün insanlığın kültürel, bilimsel,teknolojik birikimi, kutsal kitapların yorumlanmalarıdır. * * * İki dünyanın özü bütün yazılanları okuyup, özümseyip ve unuttuktan sonra geriye kalan şiirdir. Hayatın şiirini yakalayanlar, bütün insanlığa ölümsüzlüğün ışığını taşır. * * * Hem Okumak hem de yazmak için dünya bir gündür. O gün bugündür.

*

Bugünü değerlendirmek için dün araştırılır yarın planlanır. * * * Yazılacak en önemli kitap ölümsüzlüğü arayan insandır.

*

Şiirle geçmiş ve gelecek bugüne taşınır.

23 Haziran 2017, 22:12

TABİATIN DENGESİNİ BOZAN DOĞAL AFETLERE DAVETİYE ÇIKARIR

=========================================================== Amerika''da, New York ve belirli sayıdaki büyük şehir dışında, Londra gibi, bütün şehiri kapsayan yeraltı ve yerüstü toplu taşıma sitemleri yoktur. Nasıl Hollanda bisikletlerin ülkesiyse, Amerika da arabaların ülkesidir. Hollanda''da her yetişkine bir bisiklet düştüğü gibi, Amerika''da da hemen hemen her yetişkine bir araba düşer. Amerika''da arabalar bir örümcek ağı gibi genişleyen karayollarını, karayolları da arabaların sayısını büyütür. * * * Amerikan ekonomisinde arabaların çevresinde oluşan, karayolu ağıyla genişleyen ve odak noktasında petrol olan, her Amerikalı için, büyük önem taşıyan, bir ekosistem vardır. Söz konusu ekosistemde, petrol kuyuları, boru hatları, rafineriler, motorlu araçlar, araba sanayi ve benzin satış istasyonlarıyla, birbirlerini etkiliyen, oldukça hassas bir denge vardır. Ekosistemler, her zaman parçalarının toplamından daha çok daha büyük bir güce sahiptirler. * * * Ekosistemler genellikle tabiatta canlılar ve onların çevresinde oluşurlar. Canlıların dünyasında geçerli olan ilkeler, ekonomik dünyada da geçerlidir. Ancak doğal dengelerden ekonomik dengelere geçilince, ekosistemler değişmelere çok daha duyarlı hale gelirler. Ekosistemin halkalarından birindeki küçük bir değişme, olumlu etkilere yol açabileceği gibi, olumsuz etkilere de yol açabilir. Küçük bir kıvılcım, bütün bir ekosistemi yangın alanına çevirir. * * * Yetmişli yılların ilk yarısında, İslam dünyasının İsrail''in kayıtsız ve şartsız destekleyici Amerika''ya, petrol ambargosu uygulamasıyla, odak noktasında petrol olan ekosistem büyük bir kriz yaşamıştı. Arabaların benzin bulmakta zorlandığı Amerika''da, ekonomik yapıdaki bütün dengeler altüst oldu. Arabaların ülkesinde motorlu araçların yakıtsız kalması, Amerikalıların ekonomik, siyasal ve kültürel hayatında köklü değişikliklere yol açtı. * * * Odak noktasını petrolün oluşturduğu büyük ekosistemin, Amerikaların iç politikalarında olduğu kadar dış politikalarında da vazgeçilmez biryeri vardır. Bu yüzden, Amerika''nın dışındaki petrol kaynakları, Amerikan ekonomisinin yumuşak karnını oluşturmaktadır. Çünkü petrol amborgosu sırasında benzin fiyatları katlanarak artmış ve bu fiyat artışları, ekonominin bütün sektörlerine yansımıştır. Petrol tedarikindeki güçlükler, enflasyon ve işsizlik oranlarını da büyük ölçüde büyütmüşlerdir. * * * Amerika''da, petrol kaynaklarına yönelen bir tehdit, doğrudan Amerika''ya yönelmiş bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bu yüzden, Amerika Venezuella''dan Irak''a kadar petrol üreten her ülkeyi denetim altına almak istemektedir. Amerika''nın derdi, petrol üreten ülkelerin demokratik yönetimlere kavuşması değil, ekonomisinin petrole kavuşmasıdır. * * * Amerika''nın Irak''ta olduğu gibi, silahta petrol kaynaklarını denetmeye kalkışması, petrol ürünlerinin fiyatlarının düşmesine değil, yükselmesine yol açmıştır. * * * Tabiattaki ekosistemin dengesini altüst edenler, ekonomilerin oluşturdukları ekosistemlerdeki uyum ve düzeni koruyamazlar. * * * Tabiat son derece karmaşık, bir ekosistemdir. * * * Tabiatla savaşan, kendisiyle savaşır.

23 Haziran 2017, 22:31

İSTANBUL DUBAİ GİBİ GÖKDELEN ORMANI OLMASIN

============================================= Tarihin her döneminde kentler,ekonomik,siyasal dönüşümlerinlokomotifi oldular.Kültürler kentleri dönüştürürken, kentler de kentler de kültürleri dönüştürdüler. Dünyanın neresine giderse gidilsin, her kültürün bir kenti, her kültürün bir kenti olduğu görülür. Dünyanın bir ucundan bakılınca, diğer ucunun görülmesi, bütün kentlerin birbirine benzemesine yol açtı.

*

Seküler kültürle yoğrulan yirminci yüzyılda, dünyanın bina ve eğlenci kenti, Las Vegas, dünya kent kültürünün değişmez örneğini oluşturdu. Gökyüzüne başkaldırırcasına yükselen binalar ve kumarhaneler Amerika''dan bütün dünyaya ihraç edildi. Odak noktasını çok yıldızlı otellerin oluşturduğu eğlence merkezleri, bütün dünyada ekonomik ve kültüren gelişmişliğin değişmez göstergeleri haline geldiler.

*

Dubai, Frankfurt, Şangay ve Hong Kong dünyanın Amerika dışındaki Las Vegas''larıdır. Las Vegas ve Singapur un petrol dalarıyla harmanlanmasından doğan Dubai Arap Dünyasının küresel finans ve eğlence başkentidir.Dubai''de konuşulan dil Arapça''dan önce dolardır. Dubai''nin Cebel Ali limanı, Hamburg ve Rotterdam ile yazışarak fiziksel ve finansal alt yapıya sahiptir.

*

Dubai sıfırlana vergileri, sınırsız vize kolaylıkları, yabancı sermayeye sonuna kadar açılan kapıları, ithalat ve ihracat imkanlarının dünyanın en büyük serbest bölgelerinden biridir.Dubai''de bir bankada hesabı olanın, hem oturma, hem çalışma izni olur. Dubai''de bir evi olan, Dubaili sayılır. Çağdaş piramitleri ve alışveriş ve eğlence alanlarıya, dubai Arapların Las Vegas''ıdır.

*

Eyfel Kulesi inşa edilirken 300 kişi çalışmıştı Dubai''nin Kulelerini inşa etmek için ise bir milyonu aşkın insan çalıştı ve çalışıyor.Zahmetsiz kazanılan petrol dolarlarıyla, milyonlarca insanın alın teri ve elinin emeği karşılığı inşa edilen gökdelenler, Dünyanın yeni Babil kuleleridir.Dubai''de bütün dünya dillerinin konuşulduğu Babil kentidir. Ancak, Dubai''nin dili paranın evrensel dilidir.

*

Dubai herşeyin alınıp satıldığı dünyanın en önemli açık pazarıdır.Ancak Çin''de olduğu gibi Dubai''de de, herşey bir kere tüketilmek için tasarlanır ve üretilir. Amerika''nın Hollywood''u Hindistan''da "Bollywood"a Arap dünyasında''da Dollywood''a dönüşmüştür.

*

Dubai''nin güah şehri, yasasızlığın yasa olduğu uluslar arası sularda inşa edilmiş ve inşa edilmeye devam ediliyor.

*

Kültürel dönüşümün olmadığı yerlerde kentsel dönüşüm olmaz.

*

Kentsel dönüşüm kültürel dönüşümü izler.

*

Kültür öksürürse kent yatağa düşer

*

Dubai olmak iyi olmak değildir.

24 Haziran 2017, 11:14

BÜTÜN FACEBOOK ARKADAŞLARIMIZIN BAYRAMLARININ HİÇ KAN DÖKÜLMEYEN BAYRAMLAR OLMASI DİLEĞİYLE KUTLUYORUM

Bayramlarda kandan elbiseler giymemek için, bütün dünya aydınlarının,Adem Turabullah,İbrahim Halilillah,Musa Kelimullah,İsa Ruhullah,Muhammed Habibullah diyerek,insanlık tarihini yeniden yazmaları ve yeniden yorumlamaları gerekir.Allah önünde her varı yok görmeden,çokluk içindeki birliği görmek mümkün değildir.

*

Dünya barışının kaynağı Mesnevi'dedir.Tevhid'in önemini ve anlamını kavrayanlar,çokluk içinde birlik olmasını bilenler,sorunların insandan kaynaklandığını,çözümün insanda olduğunu bilir."Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürür.Bir insanı dirilten bütün insanlığı diriltir."

*

İslam'ın gücü Müslümanlardan gelmez,Müslümanların gücü İslam'dan gelir.İslam'ın dinamizmi Allah'ın son kutsal kitabı Kur'an'dan kaynaklanır.Kur'an'nın koruyucusu insanlar değil Allah'tır.Kur'an ezeli ve ebedidir

*

Kur'an Kutsal Kitaplar İçinde en sonda gelen,ancak en başta olan Kitap'tır. Bütün insanlığın geçmişlerinin geleceklerinin yol haritası Kur'an'dadır.Kur'an Allah'ın bitmez tükenmez sınırsız hazinesidir.Devletler ölür Kur'an ölmez.

25 Haziran 2017, 15:17

BAYRAM GÜNLERİNDE HEM İĞNEYİ HEM ÇUVALDIZI BAŞKALARINA DEĞİL KENDİNE BATIRMASINI BİLMEK

================================================== Bayram günleri paylaşma günleridir. Bayramlarda paylaşma doruk noktasına ulaşır. Bayramlarla kişisel mutluluklar, toplumsal mutluluklara dönüşür. Bayram günlerinde paylaşma kültürü zenginleşir, yeni boyutlar kazanır. Ve gökyüzü ile yeryüzü arasındaki "tozlu zaman perdesi" sonuna kadar açılır, gökyüzünü meleklerin kanat, yeryüzünü de insanların ayak sesleri doldurur. Gidenler ile kalanlar, bayram saatinde camilerde buluşur.

*

Dünyada bulunanlarla, bulunmayanların camilerde buluştukları bayram günleri, paylaşma günleri oldukları kadar özeleştiri de günleridir. Bayram günlerinde hem zorluklar paylaşılır, hem de kolaylıkklar. Zorluklarla kolaylıkların paylaşılması, barışa giden yolları genişletirken, savaşa giden yolları daraltır. Özeleştiri yapmasını bilenler, bütün günleri bayram günlerine dönüştürerek, barışa yol açan eylemleri özendirir, savaşa yol açan eylemleri de önler.

*

Yirmi birinci yüzyıl, İslam dünyası için bir barış yüzyılı değil, bir savaş yüzyılı oldu. İslam dünyası özeleştiri kültürünü zenginleştiremediği için, iç savaş kültürüne yeni boyutlar kazandırdı. Yeni bir Oruç Bayramı"nda, Irak"ta, Suriye"de, Afganistan"da, Pakistan"da ve Mısır"da binlerce insan hayatını yitiriyor. Her Müslüman ülkede, her gün yüzlerce suçsuz insan, intihar saldırılarıyla öldürülerek, bütün insanlık öldürülüyor.

*

Mehmet Akif"in "Şark" şiirinde anlattığı, bugünün İslam dünyasıdır: "Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, tersiz alınlar, işlemez kollar, kaynamaz kanlar, düşünmeyen başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar, yanmış ormanlar, ekinsiz tarlalar, kirli yüzler, secdesiz başlar." Ve en dehşet verici olanı: ''Gaza" namiyle dindaş öldüren biçare dindaşlar." Birbirini öldüren, savaşlardan yorgun düşmüş, doğal kaynaklarını değerlendiremeyen, bir İslam dünyası.

*

İnsanlık tarihinin olguları değişmez. Ancak, her kuşak, kendi çağından bakarak, eleştirel bir gözle ve sorgulayıcı bir dille tarihi yeniden yazmak ve yeniden yorumlamak zorundadır. Sınırların önemini yitirdiği, kare dünyada, medeniyetler içi savaşlar bitti. Artık devletler değil, medeniyetler savaşacak derken. Yirmi birinci yüzyılda, Müslüman ülkeler, birbirleriyle ve kendi içlerinde savaşıyor.

*

Bir Ramazan,bir Oruç Bayramı gününde, Türkiye başta olmak üzere, bütün İslam dünyası, savaşların sorumluluğunu, İslam dünyasının dışında değil, içinde aramalıdır. Bunun için de, Müslüman ülkeler özeleştiriye önem vermelidir. İslam dünyası hem iğneyi, hem de çuvaldızı başkalarına batırarak, bugünün sorunlarına sağlıklı çözümler bulmaz.

*

Tarihin her döneminde, tek tek akılların toplamı olan ortak aklın, tek tek akılların, her birinden daha üstün olduğu görülmüştür. Ortak akıl özeleştiriyle zenginleşir. Eleştirel aklın olmadığı yerde, ortak akıl olmaz.

*

Eleştiri iki boyutludur, bir boyutu içe, bir boyutu dışa dönüktür.

*

İç eleştiri yapmayanın dış eleştirisine kimse kulak asmaz.

*

Kimsenin eleştirisi herkesin eleştirisinden üstün değildir.

*

Sürekil başkalarını eleştirenler sürekli yanılır.

*

Eleştirinin olmadığı yerde gelişme olmaz.

*

Güçlü olan eleştiriden korkmaz.

*

Eleştiri yenilenme kaynağıdır.

25 Haziran 2017, 16:01

ORTADOĞU'YU PARÇALAYAN İNGİLTERE PARÇALANIYOR

=============================================== Avrupa Birliği dağılmadı.Osmanlı Devletini dağıtan İngiltere dağıldı.İngiltere,İskoçya,Galler,Kuzey İrlanda'dan oluşan Birleşik Krallık'tan,önce İskoçya,ardından Kuzey İrlanda referandumla ayrılacak,Avrupa Birliği'ne katılacak. Avrupa Birliği,"İngiliz Milletler Sistemi"nin değil, Osmanlı Millet Sistemi"nin Yirmibirinci Yüzyıldaki versiyonudur.Dağıtan dağıtılır.

26 Haziran 2017, 22:10

AVRUPA İSLAM DÜŞMANLIĞINI BIRAKMAZSA İŞGAL EDİLİR

================================================== Amerika’nın öncülüğünde, Batı dünyasının sürekli büyüttüğü terör korkusu, bütün dünya ya dalga dalga yayılan, İslam korkusuna dönüştü. Avrupa ülkelerinin bilinç altında önemli bir yer tutan İslam korkusu, Amerika’nın Irak, Afganistan ve Suriye başta olmak üzere, bütün İslam dünyasını Filistinleştirmesiyle, dünyanın her yanında, yeni boyutlar kazandı. Batı'da İslam terörle özdeşleştirildi.

*

Avrupa ve Amerika, iki milyarlık İslam dünyasının gözardı ederek, dünyayı Batı dünyasından ibaret sanıyor. Dünya deyince, onların aklına yalnızca Batı dünyası geliyor. Afrika’yı, Hindistan’ı ve Çin’i arka bahçeleri olarak görülüyorlar. Bu yüzden, durmadan körükledikleri İslam korkusunun, Batı dünyasında, çok daha büyük yıkımlara yol açacağının farkında değiller. Anadolu’da denildiği gibi: “Korkunun ecele faydası yoktur.” Batı dünyası istemese de, İslam'ın güneşi Avrupa’da yeniden doğacaktır.

*

Büyük iki Dünya Savaşıyla yakılıp yıkılan Yalta Avrupa’sı, Amerika’nın peşine takılarak, İslam dünyasını büyük bir yangın alanına çevirdi. Onlar ellerindeki silahlara güvenerek, İslam dünyasındaki demokratik yönetimleri, hiçbir zaman desteklemediler, Bütün yönetim sorunlarını, silahla çözmeye kalkıştılar. Batılılar elli yılı aşkın bir süredir, Filistin’deki savaşı durduramadıkları gibi, İslam ülkelerinde yeni savaşların başlatıcıları oldular.

*

İslam dünyası, coğrafya olarak Hristiyan Batı ile Budist ve Konfüçyanist Doğu’nun ortasında, büyük bir denge gücüdür. İslam düşünce dünyasının “Yedi Güzel Adam”’ından biri olan Sezai Karakoç’un vurguladığı gibi: “İslam geçmişte imtihan vermiş bir medeniyettir. Yüz akıyla vermiştir imtihanını. Güçlü olduğu zaman insanlığı ezmemiş, ihya etmiştir. “ Dünya barışının güvencesi, Batı ile Doğu arasında uyum ve düzeni sağlayacak medeniyet, İslam medeniyetidir.

*

Dünyanın sabırsızlık ve özlemle beklediği barışı, dünya bütün insanlığı kucaklayan, İslam medeniyeti getirecektir. İslam medeniyeti olmasaydı, Avrupa Amerika’ya ulaşamayacak ve Ortaçağ’ın savaş çığlıkları arasında yok olup gidecekti. İslam Ortaçağ’da nasıl yeni bir doğuşun ateşleyicisi olmuşsa, Modern çağda da, yeni bir yenilenmenin öncüsü olacaktır. İslam dünyasında yaşanan krizler, yeni bir dünya barışının habercileridir.

*

İslam medeniyeti, Doğusu ve Batısıyla, bütün dünyayı, savaş çağından barış çağrına geçmeye çağırıyor. İslam dünyasının bilgelerinin hep tekrarladıkları gibi: “Hiçbir savaş yoktur ki, onda barış olmasın. Hiçbir barış yoktur ki, onda bir savaş olmasın.” Bütün insanlığın başta gelen görevi: Barışı desteklemek ve savaşları önlemektir.

*

Yeni yüzyılda İslam Avrupa’nın parlayan yıldızı olacaktır. “ Fethedenler fethedilirler” yasası, yeniden işlerlik kazanacak. Avrupa, Afrika ve Asya tarafından bütünüyle fethedilecektir. Bu fetih savaşla değil, barışla yapılan bir fetih olacaktır.

*

İslamda büyük cihat barış, küçük cihat savaştır.

*

Savaşın yapamadığı dönüşümü barış yapar.

*

Barış dünyada her kapıyı açan anahtardır

*

Savaşın iyisi barışın kötüsü olmaz.

27 Haziran 2017, 17:13

DÜNYADA MEDENİYET ADINA NE VARSA ORTADOĞULUDUR

================================================== Paul Valery, Yunan düşünürlerinin, Roma İmparatorlarının ve Hristiyan azizlerinin sevgi ve saygı gördüğü, her coğrafyayı, dünyanın neresinde yer alırsa alsın, Avrupa olarak görür. Benzer bir değerlendirme Ortadoğu için de yapılabilir. Hangi kıtada bulunursa bulunsun, bir ülkede İbn Sina, Mevlana, İbn Rüşd ve İbn Haldun sevgi ve saygıyla karşılanıyorsa, o ülke bir Ortadoğu ülkesidir. Çünkü, Ortadoğu, bir coğrafyadan daha çok bir kültürün, bir medeniyetin adıdır.Dünyada medeniyet adına ne varsa hepsi Ortadoğu'dan ithal edilmiştir,hepsi Ortadoğu kaynaklıdır.Ortadoğu medeniyetlerin anavatanıdır.

27 Haziran 2017, 17:29

DÜNYADA SAVAŞIN KAZANANI BARIŞIN KAYBEDENİ OLMAZ

================================================== Bırakınız barışsınlar bırakınız savaşmasınlar.Dünyada savaşın kazanı,barışın kaybedeni yoktur.Dünyanın hiçbir yerinde faydalı savaş zararlı barış olmaz. Başlangıçta savaş değil, barış vardı. Ademoğulları cennetlerini barışla yitirdiler, yitirdikleri cennetlerini de barışla bulacaklar. İçinden ırmaklar akan cennetleri bulma sürecinde, bir insanın hayatını kurtaranlar, bütün insanlığın hayatını kurtarırlar. Savaş hayatı zorlaştırırken, barış kolaylaştırır. Savaşta ölüm, barışta hayat vardır. Kimyasal silahlar yüzyılında, savaşın iyisi, barışın kötüsü görülmez.

28 Haziran 2017, 17:24

GÜL YETİŞTİRENLERİN PAZARINDA GÜL ALINIR GÜL SATILIR

================================================== Dünyanın her ülkesinde, edebiyat dünyasının zirveleri, gül yetiştiren bahçıvanlardır. Onlar Anadolu bilgelerinin dediği gibi: 'Ademoğulları duyun, görün ve izleyin bizi, bahçe biziz, gül bizdedir' derler. Edebiyatçılığı bahçıvanlıktan, bahçıvanlığı edebiyatçılıktan ayırmayanların, düşünce ve eylem dünyalarında, gül sevgidir, sevgi güldür. Sevgi de gül gibi özenle büyütülür.

*

Gül dostlarının elinde dünya, bir barış alanına dönüşürken, gül düşmanlarının elinde bir savaş alanına dönüşür. Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, gül yetiştiren bahçıvanlar, barış dünyasının en önemli ve en etkili güvenceleridir. Binbir renkli çiçeğin açtığı gül bahçesinin bahçıvanları, insanlığa ' güneş biziz, ışık bizdedir' diye seslenirler. Onların ışığı hiçbir zaman sönmez.

*

'Gül Yetiştiren Adam' denilince, akla hayatını gül yetiştirmeye adamış Rasim Özdenören gelir. Özdenören, adıyla bütünleşen romanı gibi, öykü ve denemeleriyle de Anadolu insanının edebiyatında kendisine geniş bir yer açmıştır. O 'Ruhun Malzemeleri' ile gül yetiştirecek bahçıvanlara, bir 'Roman Okuma Kılavuzu' yazmış, hayatı romanın, romanı hayatın içine çekmiştir.

*

Özdenören'in öykü ve denemelerini okuyanlar, görünen ve görünmeyen dünyanın derinliklerinde, uzun yolculuklara çıkar. O her insanın acılarını, sevinçlerini, açmazlarını kaygılarını ve özlemlerini , varoluşun bahçesinde yetişen, her biri kendine özgü, eşsiz bir gül olarak yansıtır.

*

Özdenören için, edebiyatın amacı edebiyat değil, insanlığın bahçesinde, gül yetiştirmek, insanda büyük resmi görmektir. Türkiye'de olduğu kadar, bütün dünyada, gül yetiştirme zamanıdır.

*

Sezai Karakoç Gül Muştusu şiirinde: 'Bahar gelmiş gülü zorlamada / Bulutların içinde gülün özü döğülmede / Sonra bir yağmurla/ Ufak bir esintiyle/ Dökülecek bahçelerin üstüne' diyerek bereketli bir gül yağmurunun haberini vermektedir.

*

Yalnızca bahçelerin üstüne değil, ülkelerin ve şehirlerin üstüne gül yetiştiren adamların, insanları dönüştüren gülleri dökülecektir.

*

İstanbul'da, Londra'da Sao Paola'da New York 'ta gül yetiştiren adamlar yeni bir gül zamanının geldiğini haber veriyor.

*

Bütün dünyada insanlar gül fidanından bahçeler, gül yaprağından evler, gül kokan şehirler ve gül yetiştiren kurumlar istiyor.

*

Kare dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın bütün kademelerinde, gül yetiştiren adamlar bekliyor.

*

Dünyada yöneticiler gül yetiştiren adamlar olmalıdır. Gülleri sevmeyenler dikenlerine katlanamazlar.

*

Gül yetiştiren adamlar, insanların rüyalarının sınırlarına ulaşmalarını kolaylaştırırlar.

*

İnsanlar hayatlarının rüyalarını güllerle yakalar.

*

Anadolu'da görülen rüya gerçekleşir.

*

Dünya rüyalarla güzelleşir.

28 Haziran 2017, 17:43

======================================================

====================================================== ŞEHİRLER MEDENİYETLERİN AÇIK ÜNİVERSİTELERİDİR ====================================================== Kültürler ekonomilerin aynalardır.Kültürel derinliği olmayan toplumların zengin şehirleri olmaz.Şehirler kültürlerin ve ekonomilerin altın oranda harmanlandığı kamusal alanlardır.Şehirler görünmeyen görünen camilerde,dergahlarda,köprülerde,çarşılarda ve pazarlarda yansıtır. Kutsal kültürden beslenenlerin elinde teknoloji Musa'nın Asası olur. ====================================================== MEHMET KAMİL BERSE'NİN GENEL YAYIN YÖNETMENİ OLDUĞU "ŞEHİR ve KÜLTÜR" DERGİSİNİN SON SAYISINDAKİ YAZIMIZ ======================================================

28 Haziran 2017, 22:51

KUŞLAR GİBİ DAYANIŞMAYANLAR HAYATI ZORLAŞTIRIRLAR

================================================== Ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla hayat, bir kervana benzer. Bütün boyutlarda hayatın canlılığını koruyabilmesi, kervanın hareket halinde olmasına bağlıdır. Hayatın ritmini, zamanın ruhunu yakalayan toplumlar, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde üstünlük sağlamasını bilen toplumlardır.

*

Üretmesini bilmeyen toplumlar, üretim yetenekleriyle birlikte hareket kabiliyetlerini de yitirirler. Çünkü üretimin olmadığı bir toplumda hareket, hareketin olmadığı toplumda da kurumsallaşma olmaz.

*

Kuşlar da insanlar gibi, bir coğrafyadan başka coğrafyaya, bir iklimden başka iklime sürekli hareket halindedirler. Kuşların hareket kabiliyeti, ülkeleri aşarken birlikte uçmalarından kaynaklanır. Kuş grubu V şeklinde uçarken yardımlaşma ve dayanışma doruk noktasındadır.

*

Kuşların uçarken oluşturdukları V harfi, uçuş hızlarıyla birlikte uçuşa dayanma güçlerini de büyük ölçüde arttırır. Göçmen kuşların dünyanın iklim değişmelerine sağladıkları uyum ve başarı, birlikte uçmada gösterdikleri ustalıktan kaynaklanır.

*

Kuşların uçma yöntemlerine ilişkin yapılan araştırmalar, onların bir V harfi oluşturarak uçarken, hızlarını büyük ölçüde artırdıklarını ortaya koymuştur. Önde uçan her kuşun kanatlarını çırpmasıyla oluşan hava akımı, arkasından gelen kuşların, yalnızca uçuşlarını kolaylaştırmakla kalmaz aynı zamanda onların hızlarına da hız katar.

*

Kuşların gücü, birlikte uçmaları ve uçuşta gerçekleştirdikleri uyum ve düzene dayanır. Onlar uçuşlarında "Birlikten güç doğar" ilkesini uygular.

*

Bir kuş birlikten ayrılırak, tek başına uçmaya kalkarsa, uçuş hızıyla birlikte gücünü de uzun süre koruyamaz. Tek başına uçan kuş, birlikte uçan kuşlara göre daha az yol alır.

*

Birlikten ayrılan kuş, hiçbir zaman istediği yere ulaşamaz. Birliğin gücünden yararlanmak için, birlikten ayrılmamak gerekir. Bunun için Anadolu'da "Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar" denilir.

*

Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatta, birlikte çalışmasını bilenler, hiçbir alanda üstünlüklerini yitirmezler. Kuşların V harfi şeklinde uçabilmeleri için, içlerinden birinin uçuşa öncülük etmesi gerekir.

*

Birliğe öncülük yapmak, daha çok yorulma yanında, daha çok da risk alma demektir. Birliğin başarısı ve geleceği, yeri ve zamanı gelince, öncülüğün getirdiği iktidarın paylaşılmasına bağlıdır.

*

Uçuşa öncülük eden kuş, yorulunca birliğin en arkasına geçerek, görevini hemen arkasındaki kuşa bırakır. Onlar paylaşılmayan öncülüğün, uzun ömürlü olmayacağını belirler.

*

Paylaşılmayan iktidar kalıcı olmaz. Hayatın her boyutunda başarılı olabilmek için, hem zorlukların, hem de kolaylıkların paylaşılması gerekir.

*

Bir zorluğun peşinden bir kolaylık gelir. Zorluklara katlanmasını bilmeyenler, kolaylıklardan yararlanmasını da bilemezler.

*

İster ekonomik, ister siyasal, isterse de kültürel olsun, her birliğin gücü ve ömrü, külfetleriyle birlikte nimetlerinin de adil bir biçimde paylaşılmasına bağlıdır.

*

Bir alanda oluşturulan birliğin ömrünü, karlardan daha çok zararların paylaşılmasında gösterilen yardımlaşma ve dayanışma belirler.

*

Kuşların uçuşlarında olduğu gibi, hareketten birlik, birlikten de güç doğar.

*

Birlikte harekette uyum ve düzen vardır.

*

Doğumdan ölüme hayat yolda olmaktır.

*

Yolda olan kavgayla vakit kaybetmez.

29 Haziran 2017, 11:53

ESKİ DÜNYANIN ÇÖZÜMLERİ YENİ DÜNYANIN SORUNLARIDIR

================================================== Sürekli dönüşen ve dönüştüren dünyanın, dönüştürücü gücü olmak için, kuruluşlar, kurumlar ve ülkeler gelecek vizyonlarını, durmadan yenilemek zorundalar. Dünyanın dönüşüm hızından daha düşük bir hızla dönüşen ülkeler, dönüştüren ülkeler değil, dönüştürülen ülkeler olurlar. Yeni Türkiye'nin, dünyanın dönüştürücü güçlerinden biri olması, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücüne, yeni boyutlar kazandırmasına bağlıdır.

*

Yeni Türkiye'nin dünya ülkeleri arasındaki yeri, ilk sıralara kamu kuruluşlarıyla değil, özel kuruluşlarla taşınır. Küreden kareye dönüşen dünyada, en güçlü devlet, nufüsuna göre, en küçük parlementosu, en az parlementeri ve bakanlarının sayısı çok az olan devlettir. Yeni Türkiye'nin yeni vizyonunda, üretim gücü düşük, risk almaktan kaçınan, çok hiyerarşik, çok bürokratik, kurum ve kuruluşlara yer yoktur.

*

Yeni Türkiye, “temsili” demokrasiden “katılımcı” demokrasiye, “siyasal” toplumdan “sivil” topluma, “kapalı yerel” ekonomiden, “açık küresel” ekonomiye, “tek kültürlü” ülkeden “çok kültürlü” ülkeye dönüşmeye direnenlerin Türkiye'si değil, dönüşmeyi yönetenlerin Türkiyesi'dir. Türkiye dönüşmeyen misyonuyla, dönüşen vizyonunu ne kadar hızlı dönüştürürse, ekonomik, siyasal ve kültürel gücünü de o kadar hızlı büyütür.

*

Yeni Türkiye'nin yeni vizyonu, ya dönüşmek, ya dönüşmemek değil, hem dönüşmek hem dönüşmemek olmalıdır. “Türkiye 1453'ten bu yana özenle inşa ettiği misyonu, yeni 2053 vizyonuyla, İstanbul'dan, Brüksel'e, Moskova'ya, Washington'da, Yeni Delhi'ye, Pekin'e Tokya'ya taşımalıdır. Uzaklık yakınlık farkının olmadığı kare dünyada, pergelin sabit ayağının Türkiye'de olabilmesi için, diğer ayağın bütün ülkeleri, bir bir dolaşması gerekir.

*

Yeni dünya, ister kültürel, ister siyasal, ister ekonomik olsun, her alanda ülkelerin mükemmellikte yarıştıkları bir dünyadır. Mükemmelliğin pasaport taşımadığı yeni dünyada, kusursuzluğun peşinde koşmayan ülkeler, ülkelerarası ilişkilerde önlenemeyen kusurların tetikleyicisi olurlar. Tom Peters'in kuruluşlar için önerdiği “mükemmel arayış” stratejisi, üretim güçsüzlüğü gidermek isteyen ülkeler için de geçerlidir.

*

Küre dünyanın “Serbest Pazar Ekonomisi”, kare dünyada “Kusursuz Pazar Ekonomisi”ne dönüştü. Artık ülkeler arasında ekonomik bağımsızlıktan daha çok ekonomik bağımlılık önemlidir. Her ülke elindeki kaynakların değerlendirilmesinden sorumludur. Ülkeler birbirleriyle ortaklık yapmak zorundadır.

*

Yeni Türkiye küre dünyada uyuyacak, kare dünya'da uyanacaktır. Kare dünyanın üzümü küre dünyanın erik dalında yenilecektir. Artık yalnızca "ateş yanmayan yerden duman çıkmaz"denilmez. Her zaman duman çıkan yerde ateş olmaz.

*

Ateş yanan yerden duman çıkmaz. Duman çıkan yerde ateş yanmaz.

*

Küre dünyanın çamları kare dünyanın bardaklarıdır.

*

Yeni dünya hayatı, kolaylaştıranların dünyasıdır.

*

Gösteriş tüketimi cinayettir.

29 Haziran 2017, 12:19

ŞEHİRLERİ YÖNETEMEYENLER GELECEĞİ YÖNETEMEZLER

================================================== Şehirleşmenin hız ve yoğunluk kazanması, Türkiye'nin ve dünyanın ekonomik, sosyal ve siyasal yapısında ortaya çıkan en önemli dönüşümlerden biridir.

*

Şehirlerin büyümesiyle siyasal ve kültürel hayat köklü değişiklere uğramıştır.Günümüzde şehirler, ekonomik olduğu kadar kültürel gelişmenin de simgesi haline gelmişlerdir.

*

Şehirlerin yönetimiyle ülkelerin yönetimi arasında doğru orantılı bir ilişki vardır.Demokratik yönetimin yerleşmesinde yerel yönetimler çok önemli bir fonksiyon yüklenirler.Şehirler demokratik kültürün beşiğidirler.

*

Şehir yönetiminde başarıyla uygulanan demokratik ilke ve yöntemler, kolaylıkla ülke yönetimine de yansıtılır.Yerel yönetimler, demokrasinin olduğu kadar ülkelerin geleceği açısından da büyük önem taşır.

*

Yerel yönetimlerdeki başarıyla merkezi yönetimlerdeki başarı perçinlenir.Türkiye'de İstanbul yönetimindeki başarı, Ankara'daki merkezi yönetime de yansır.Şehirlerin yönetiminde başarılı olanlar devletin yönetiminde de başarılı olur.

*

Anadolu insanının girişim ve üretim gücünü üreten el olmasını bilen mühendisler büyütecektir. Mühendis girişimci başkanların yönetiminde, Anadolu şehirleri, Türkiye'nin üretim merkezleri haline geleceklerdir.

*

Anadolu insanının dış pazarlara açılması, üretilen ürün ve hizmet hacminin büyümesi, şehir yönetiminin önemini giderek artıyor. Yerel yöneticilerin, şehirde yaşayanlar tarafından doğrudan seçilmesi, katılımcı demokrasinin başarıyla uygulandığı alanların başında gelir.

*

Bugün belediye başkanlarını seçen şehirler, yarın valilerini, hakimlerini, savcılarını ve emniyet müdürlerini de seçecektir. Anadolu'da yaşayan, Türk ve İslam dünyasının bir mozaiği olan insanlar, belediye başkanları gibi, valilerini de seçebilselerdi, Türkiye böylesine büyük terör sorunuyla karşı karşıya gelmezdi.

*

Türkiye'deki yerel yönetimler, büyükşehir yaklaşımıyle, çok partili demokratik dönemde yeni bir sürece girdi.

*

Yeni süreçte yerel yönetimlerin başarısı merkezi yapıdan uzaklaşmaya bağlı olarak artacaktır.

*

Belediye Başkanlarının başarısı, Türkiye'de yüzyılı aşkın bir merkezi ve yerinden yönetim tartışmalarına da son verecektir.

*

Ankara'nın Anadolu'ya değil, Anadolu'nun Ankara yön vermesi, "Derin Devlet" yerine "Derin Millet"in geçmesinin yolunu da açacaktır.

*

Millet devlet için değil,devlet millet için vardır.Millet güçlü olursa devlet de güçlü olur.

*

Devlet baba millet anadır.Ana sefkati olmazsa baba ciddiyeti etkili olmaz.

*

Devlet ne kadar az olursa millet o kadar çok olur.

*

Üreten eller tüketen ellerden üstündür.

*

Devlet milletin gören gözüdür.

*

Millet devletin üreten elidir.

*

Milletsiz devlet olmaz.

*

Devletsiz millet olmaz.

30 Haziran 2017, 19:05

ORTADOĞUYU PARÇALAYANLAR BİR BİR PARÇALANACAKLAR

========================================================= Eskiden savaşlar yalnızca birbirleriyle savaşan ülkeleri yakar yıkardı. Şimdi savaşlar birbirleriyle savaşsın savaşmasın, bütün ülkeleri yakıp yıkıyor. Rusya’nın Afganistan’ı, Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinden bu yana, İslam dünyasında milyonlarca insan hayatını kaybetti.

*

Kendini yenilemekte geç kalan son büyük Müslüman devlet Osmanlı’nın, Anadolu’ya çekilmesinden sonra, İslam dünyası paramparça oldu. İran ve Irak savaşında olduğu gibi, Ortadoğu ülkeleri savaşlarda, bir birlerine en büyük zararı verdi. Petrolden gelen savaşa gitti.

*

İslam medeniyeti, dünyanın yaşayan en köklü, en güçlü medeniyetlerinin başında gelen, iki dünya medeniyetidir. İslam tarihinin dinamikleri kavranılmadan dünya tarihinin dinamikleri kavranılmaz. Müslüman ülkeler, Endonezya’dan Endülüs’e kadar, dünyanın doğal kaynaklarının toplandığı, bereketli orta kuşağı oluşturur.

*

Ortadoğu dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel “adalet terazisi”dir. İster Rusya, ister Amerika, ister İngiltere olsun, Ortadoğu’da savaşan, başını arı kovanına sokar, savaşı kendi ülkesine taşır. Ortadoğu’da silahla yaşanmaz.Ortadoğu'da silah kullananlar silahla helak olurlar.

*

Yirmibirinci Yüzyıl’ın başında, yalnızca Ortadoğu değil, bütün dünya zembereğinden boşalmış, mekanik bir saat gibi, akrep ve yelkovanı çılgınca dönüyor, kriz üstüne kriz, savaş üstüne savaş üretiyor. Dünyada krizler, savaşları, savaşlar krizleri tetikliyor. Ne dünya Ortadoğu’yu anlıyor, ne de Ortadoğu dünyayı.

*

Dünya Ortadoğu’ya, Ortadoğu da dünyaya uyum sağlamakta, ayak uydurmakta zorlanıyor. Sınav soruları çalışılmayan yerlerden geldi diye, hem dünya, hem de Ortadoğu, “adalet terazisi”ne, gereken özeni göstermiyor.Adaletin çiğnendiği bir dünyada hiçbir kurum ayakta kalamaz.

*

Yunan ve Roma‘dan beslenen Batı dünyasının, “Bırakınız yaksınlar, bırakınız yıksınlar” ya da “Bırakınız ölsünler, bırakınız öldürsünler” diyen paradigmasıyla, ne dünyaya, ne de Ortadoğu’ya barış getirilir. Bu bağlamda, seküler Batı dünyasının, Ortadoğu’nun kutsal kültürüne, yakıp yıktığı kutlu kentlerine, her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var.

*

Metafizik dünyaya bütünüyle kapalı seküler Batı’nın, tarihte silinmez izler bırakan, iki Amerika yağmalamasını, Ortadoğu’da tekrarlaması mümkün değildir. İslam medeniyeti, en sonda gelen, ancak en başta olan, yaşayan bir medeniyettir. Ortadoğu savaştan ne kadar etkilenirse, etkilendiğinden çok daha fazla etkiler.

*

Seküler Batı dünyasının metafizik temel kaynaklarının, ne kadar yüzeysel olduğu Ortadoğu’da açıkca görüldü. Batı dünyasının son yüzyılda, Ortadoğu’nun petrolleriyle ulaştığı zenginlik, güneş karşısındaki kar gibi eriyor. Göklere isyan edercesine yükselen gökdelenler, büyük alışveriş merkezleri, şehirleri işgal eden fabrikalar, Çin karşısınad tek tek boşalıyor.

*

Batı’da finansal krizleri, kültürel krizleri izliyor. Avrupa ülkeleri işgal ettikleri, Ortadoğu ülkeleri tarafından işgal ediliyor. Her Batı ülkesinde, yen ibir Ortadoğu inşa ediliyor.

*

«“Adalet terazi”si, Pisagor‘un ters çana benzeyen altı delik ancak içindeki su dökülmeyen, “adalet kupası”na benzer. Aç gözlülük yapılır da, su sınır çizgisini aşarsa, kupadaki suyun tamamı dökülür.

*

Batı Ortadoğu’da yol açtığı göç dalgalarına sınırlarını kapamada, sınırları aşarsa, kupada suyun tamamının yitirilmesi gibi bütün sınırlarını bir bir yitirir.İngiltere Pakistanlaşır, Fransa Cezayirleşir, Almanya Türkiyeleşir, Rusya Suriyeleşir.

*

Yirminci Yüzyıl’ın Hitler’i gibi, nerede durulacağını bilmeyen Yirmibirinci yüzyılın Hitler’leri, Ortadoğu’da milyonlarca insanı, ükelerinden, şehirlerinden, evlerinden ve işyerlerinden kopardılar.

*

Nasıl çürüyen bir dişteki ağrı, bütün bedene yayılırsa, sınırların birbirine karıştığı dünyada, bir ülkenin savaşı da, bütün dünyaya yayılır.

*

Batı Ortadoğu’ya petrole giderken evindeki arabayı Çin’den alacaktır.

*

Ortadoğu’nun canalıcı sorunları Batı’nın getirdiği çözümlerdir.

*

Adaletin terazisini parçalayan, ülkesini parçalar.