Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ağustos 2017

33 yazı

1 Ağustos 2017, 00:17

İSLAM DÜNYASINDA SAVAŞ OLURSA DÜNYADA BARIŞ OLMAZ

===================================================== Sezai Karakoç'un "İSLAMIN DİRİLİŞİ" kitabı Müslüman Ülkeler arasında kültürel,siyasal,ekonomik işbirliğine gitmenin öz ve özet yol haritasıdır.İslam dünyası savaşların sorumluluğunu başkalarına yüklemeden önce kendi içinde aramalıdır.Birlik oluşturmasını bilmeyenler,birlik oluştumasını bilenler karşısında birliklerini koruyamazlar.BİRLİKTEN GÜÇ DOĞAR.Bir olan diri olur.Kanuni'nin vurguladığı gibi:"Saltanat dedikleri şey ancak bir cihan kavgasıdır./ Dünyada birlik gibi mutluluk ve talih yoktur."

3 Ağustos 2017, 01:30

AYDIN GÜNLÜK POLİTİKANIN DIŞINDA DEĞİL ÜSTÜNDE OLMALIDIR

========================================================= Dünyanın her ülkesinde aydınlar, yüzyılların içinden süzülüp gelen, insanlığın ortak aklına, yeni açılımlar kazandırır. Sağlıklı bir kültürel dokunun ve zengin bir ekonomik yapının kaynağında, insanlığın bilimsel ve teknolojik biriminden beslenen ortak akıl vardır. İnsanlığın ortak aklı, en çalkantılı dönemlerde bile, kusurlarında direnmez. Dünyada çoğunluğun izlediği akıl, kusursuzluğu arayan insanların sağduyusudur.

*

Gizliliğin olmadığı kare dünyada, kusursuzluğu arayan aydınlar, kusursuzluğa giden, uzun ve ince bir yolun, kutup yıldızları olur. Kutup yıldızının bütün insanlığa sürekli Kuzey kutbunu göstermesi gibi, aydınlarda düşünce ve eylemleriyle, bütün dünyaya sağduyunun odak noktasını gösterir. Aydınların ülkeleri değil, ilkeleri önemlidir. Can alıcı ve önemli olan bir ülkenin değil, dünyanın aydını olmaktır ve dünyayı vizesiz dolaşmaktır.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün ülkelerde, aydın ve politika ilişkisi, pervane ve ateş ilişkisine benzer. Ateşi seven pervane ateşe yaklaşırsa, ışığını parlatır ve etkinliğini artırır. Ancak, pervanenin ateşin alevleri arasında kalma tehlikesi artar ve yanma riskiyle karşı karşıya kalır. Ateşten kaçan pervane, ateşin çevresinden uzaklaşırsa, ışığının parlaklığı görülmez ve sesi duyulmaz. Soğukta kalan pervane, üşüme ve donma sorunuyla yüz yüze gelir.

*

Pervaneye benzeyen aydınlar da, politikanın içinde yer alırsa, etkinliklerini yitirir, politikanın dışında kalırlarsa, unutulur. Bunun için, aydınların kendilerini konumlandırırken, politikanın içinde ya da dışında değil, politikanın üstünde olmaya, büyük özen göstermeleri çok önem taşır. Etkili aydın, kültür ile politikayı, altın oranda harmanlamasını bilen aydındır. Politika aydını sığlaştırırken, kültür derinleştirir. Kültürsüz politika, politikasız kültür olmaz.

*

Aydınların düşünce ve eylem dünyalarında, kültür kalıcı, politika geçicidir. Güçlü politikacılar, arkalarına dönüp bir bakarlarsa izlerinin, kendilerinden önce gelen etkili aydınların, izleriyle birbirine karıştığını görür. Bilgiyi bilgeliğe dönüştüren her aydın, düşüncelerini yazıya döker, insanlığın ortak aklının ölçüsü, sağduyunun da sözcüsü olur. Etkili aydınlar, yazdıkları kadar yazdırdıklarıyla da, kusursuzluğa giden yolda çığır açıcı olur.

*

Batı"da dünya savaşları sonrasında ekonomiye damgasını vuran Keynes"in vurguladığı gibi: "Zor olan yeni fikirler bulmak değil, eski fikirlerden kurtulmaktır." Aydınlar için, "yaz" emrinden önce "oku" emri vardır. Söz"ün kaynağı hiçbir zaman kurumaz. Dünyayı okumasını bilenlere, tarihin her döneminde yeni sözler söyleme alanı sonuna kadar açıktır. Dünyayı yeni sözler söylemesini bilenler değiştirir.

*

Bilinmeyen bahçelerin görülmemiş gülleri, yeni sözlerin toprağında açar.

*

Güneş altında söylenmedik pek çok söz vardır.

*

Her kuşak kendi öyküsünü anlatmalıdır.

*

Öyküsü olmayan kuşağın aydını olmaz.

*

Aydın söyleyecek sözü olandır.

*

Aydın yeni sözler peşindedir.

3 Ağustos 2017, 14:59

"Bilmeyen ne bilsin bizi / Bilenlere selam olsun." Facebook arkadaşlıkları dostluğu dönüştürme ortamı…

"Bilmeyen ne bilsin bizi / Bilenlere selam olsun." Facebook arkadaşlıkları dostluğu dönüştürme ortamı sunuyor.Adem beyi tanımaktan çok mutluyum.İletişimin olmadığı yerde etkileşim olmaz.Sınırların önemini yitirdiği düz kare dünyada insanların başarısında, adres ve telefon defterlerinin zenginliği sahip oldukları en büyük sermayedir.Anadolu'da denildiği gibi:"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır." Facebook'ta da bir paylaşımın kırk boyutu vardır.Düşünceler paylaşılmadan, yeni açılımlar,yeni boyutlar,yeni bakışlar kazanmaz.Paylaşılan görüşler zenginleşir,zenginleşen görüşler paylaşılır.Ekonomik,siyasal ve kültürel boyutlarıyla hayat paylaşılarak yaşanır kılınır.

4 Ağustos 2017, 00:37

HER CAMİ BİR AÇIK ÖĞRETİM ÜNİVERSİTESİ OLMALIDIR

================================================== Dünyanın her yerinde üniversitelerin ana görevi, gençlerin bilgilerini zenginleştirmek, gönüllerini genişletmek ve onlara bir medeniyet bilinci kazandırmaktır. İster üniversite öncesinde, isterse üniversite sonrasında olsun, eğitimin değişik alanlarına yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır. Türkiye''nin geleceğinin geçmişinden daha üretici kılınması sürecinde, eğitimin sağladığı katma değer yanında diğer alanların katma değeri çok düşük kalır.

*

Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, gençlerin tutum ve davranışlarını belirleyen bilgiler, zaman ve mekana bağlı olmadan, isteyen herkese, özgür bir ortamda, karşılıklı bilgi alışverişiyle aktarılmalıdır. Eğitim, zaman zaman öğretenlerin öğrenci, zaman zaman da öğrencilerin öğretici olduğu, hayat boyu devam eden kesintisiz bir öğrenme sürecidir. Bu öğrenme sürecinde, camilerin vazgeçilmez bir yeri vardır. Her cami, toplumun odak noktasında yer alan bir açık üniversitedir.

*

Tarih boyunca, eğitimde ana yöntem, yüz yüze bilgi alışverişine dayanan sohbet olmuştur. Herkese, her zaman açık, sohbet mekanlarının başında camiler gelir. Türkiye''de girişimcilik kültürüne yeni boyutlar kazandırabilmek için, geçmişte olduğu gibi, bütün camilerin, açık bir üniversiteye dönüştürülmeleri gerekir. Eğitimle, insanın gönlünde yatan aslanlar uyandırılır. Elbette, yalnızca eğitimle girişimci olunmaz. Ancak, girişimcilerin büyük çoğunluğu, eğitimlilerin arasından çıkar.

*

Öğrenmesini bilenler, yoksul düşmedikleri gibi, kendileriyle birlikte çevrelerini de değiştirir. Çünkü eğitimsizliğin üstesinden gelenler, tüketimde değil, üretimde işbirliği yapar. Üretimde işbirliği yapanlar da, karşılaşılan sorunlara çözüm bulmasını bilir. Onlar en ümitsiz durumlarda bile, ümitlerini yitirmeyerek, karşılarına çıkan engelleri aşmanın yöntemlerini geliştirir. Öğrenmesini öğrenenler, aradıkları kaynakları bulurlar, buldukları kaynakları değerlendirirler.

*

Eğitimli insanlar doğru düşünür, doğru düşünenler eğitimlidir. Eğitimliler çoğu zaman yanlışta birleşmezler.

*

Bir toplumda doğru düşünmek ve doğruyu aramak herkesin görevidir.

*

Doğru düşünenlerin azınlıkta olduğu bir toplumda, gelişme olmaz. Yuvarlanan taş yosun tutmaz, öğrenen insan çaresiz kalmaz.

*

Cami ve çarşı arasındaki uyum ve düzen eğitimle sağlanır.

*

Camisiz kültür, çarşısız ekonomi zenginleşmez.

*

Üreten eller tüketen ellerden üstündür.

*

Üretmesini bilenler yoksul düşmez.

*

Üretmeden tüketilmez.

*

Alın teri kutludur.

4 Ağustos 2017, 23:46

DÜNYA İKİ DÜNYALI İKİ GÖZLÜ İKİ KOLLU İKİ AYAKLI EKONOMİ İSTİYOR

=========================================================== Kusursuz politika olmadığı gibi, kusursuz ekonomi de yoktur. Ancak en başarılı ekonomi, en az ekonomi olan ekonomidir, en güçlü politika da, en az politika olan politikadır. Ekonomisiz politika, politikasız ekonomi olmaz. Terörist eylemler, dehşet saçan savaşlar, evlerinden yurtlarından olan sığınmacılar, finansal krizler, yasa dışı ticaret, küresel ısınma, dünyada hem politikacıların, hem de ekonomistlerin uykularını kaçırıyor. Dünya geçmişte olduğu gibi, “tek kollu” ekonomistler değil, “iki kollu”,"iki gözlü" ve “iki dünyalı” ekonomistler istiyor.

*

Yerel ve küresel sorunların üstesinden gelmede, ekonomiyi düzenleyen Pazar mekanizmasının kuralları ve politikayı denetleyen Demokratik mekanizmanın ilkeleri, büyük bir fonksiyon yüklenir. Buna karşılık, hem ekonominin kuralları, hem de politikanın ilkeleri kutsal değildir. Pazarda üretilen her ürün, seçimle gelen her politikacı, toplumun bütünü tarafından benimsenmez. Ekonomik kurallar ve siyasal ilkelerden çok daha önemli, kutsal değerler vardır. Ekonomi ve politika binbir yüzlü hayatın yalnızca iki yüzüdür.

*

Hayatını ekonomiye adayanlar, kendilerini politikaya verenler için, bütün krizler, ekonomik kurallar ve siyasal ilkelere, tam iman etmemekten kaynaklanır. Harvard Üniversitesi'nden Harvey Cox'un vurguladığı gibi: "Onlar iki dünyalı ekonomi ve politika pazarını, tek dünyaya dönüştürerek kutsallaştırdılar." Tek dünyalı ekonomi ve politikada, ne olup bittiğini anlamak isteyenlerin, kare dünyanın televizyon kanallarını izlemeleri ve gazetelerini okumaları yeter.

*

Bankalar ve borsalar tek dünyalı seküler çağın göz kamaştırıcı görkemli tapınaklarıdır. İki dünyalı kültür hiyerarşisinin tepe noktasında, kutsal değerler yer alıyordu. Tek dünyalı kültür hiyerarşisinin tepe noktasını ise, finansal değerler tutuyor. İnsanlık tarihi boyunca, ekonomi ve politika, her zaman büyük önem taşıdı. Ancak tarihin hiçbir döneminde, ekonomi böylesine kutsallaştırılmadı. Karl Polanyi “Büyük Dönüşüm” isimli kitabında, ekonominin putlaştırılma sürecini, yalın bir dille ayrıntılı olarak anlatır.

*

Dünyadaki ekonomik doku ve siyasal yapı, toplumların parasal kazançlarından önce, kutsal değerlerini güvence altına almalıdır. Dünyanın her ülkesinde ekonomistler ve politikacılar, toplumun bütün kesimlerinin hayatlarını zorlaştırmak için değil kolaylaştırmak,korkutmak için değil sevdirmek için vardır. Toplumsal hayatın önemli iki yüzü olan, ekonomik ve siyasal alandaki oyun kuruculardan, insanların bekledikleri, dünyanın her yanında, iyiliklerin sonuna kadar özendirilmesi, kötülüklerin de ortadan kaldırılmasıdır.

*

Pazarın odak noktasında, kendi eline geçenler kadar başkasının eline geçmeyenlere de önem veren, kutsal değerlere saygılı, “iki dünyalı insan” olmalıdır. Pazarın kuralları, esnetilmesi söz konusu olmayan, kutsal kurallar değildir. Ekonomi de, politika da, hayatı yaşanır kılmanın önemli araçlarıdır. Ancak ikisinin elinde de sihirli değnek yoktur.

*

Pazar mekanizması, toplumda gelirlerden önce, doğrulukları maksimize etmeli giderlerden önce de, yanlışlıkları minimize etmelidir.

*

Türkiye'de İstanbul'da Taksim, Ankara'da Kızılay neyse, Anadolu'da her şehir meydanı o değildir.

*

Dünyadaki yolsuzlukların, haksızlıkların üstesinden tek dünyalı ekonomi ve politikayla gelinmez.

*

İki dünyayla uyumlu saat ayarı kutsal değerlerle yapılır.

*

Kutsal değerler unutulursa ekonomik kazançlar artmaz.

*

Tek dünyalılar tek dünya için her şeyi yaparlar.

*

Krizler iki dünyalı ekonomistlerle önlenir.

*

Tek dünyalılar iki dünyayı da yitirirler.

5 Ağustos 2017, 23:56

SOHBET MEDENİYETİNDE BİLGİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜRÜLÜR

=================================================== Sohbet ustalarının oluşturduğu manyetik alan içinde, daha önce hiç görüşmemiş olan insanlar, kısa zamanda, birbirlerinin kardeşleri olduklarının bilincine varır. Onlar nerede olurlarsa olsunlar, çevrelerinde, gizemli bir çekim alanı oluşturur. Onların çevrelerindeki sevgi zincirleri, suya atılan taşların oluşturdukları halkalar gibi, genişleyen dalgalar halinde yayılır. Sohbetle dostluk zincirlerinin halkaları birbirlerine bağlanır. Sohbet gönülden gönüle köprü kurma sanatıdır.

*

Anadolu insanının medeniyeti bir sohbet medeniyetidir. Sohbet halkalarında düşünceler eylemlere, eylemler düşüncelere dönüşür. Tarih üzerine sohbet etmek, edebiyat üzerine sohbet etmek, mimari üzerine sohbet etmek ve musiki üzerine sohbet etmek, bir medeniyeti medeniyet yapan değerlerin hayata kazandırılmasıdır. Sezai Karakoç''un vurguladığı gibi: “Hayat düşünce üretir, düşünceden hayat doğar. Bu, bir yaradılış mucizesidir.” Hayat sohbetle, sohbet hayatla zenginleşir.

*

Sohbet medeniyetinin, sohbet ustalarının sohbetlerinde, susarak konuşulur, konuşarak susulur. Onlar, en küçük bir iyiliğin ve en küçük bir kötülüğün karşılıksız kalmayacağını bildikleri için, eylemleriyle konuşur. Görünen dünyayı, görünmeyen dünyanın sohbet alanı gören, sohbet medeniyetinde, düşüncesiz eylemin gücü, eylemsiz düşüncenin etkisi olmaz. Sohbet medeniyetinde düşünce ekenler, eylem biçer, eylem biçenler düşünce eker. Düşünce ve eylem, sohbetin birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılmayan ayrı iki yüzüdür.

*

Cahit Zarifoğlu “Yaşamak” isimli kitabında,Anadolu Bilgesi ve Sohbet Ustası Fethi Gemuhluoğlu''nun katılanlara büyük sorumluluklar yükleyen, doyumsuz sohbetlerini çok çarpıcı bir dille anlatır. Zarifoğlu, Gemuhluoğlu ile bir sohbetin ardından, “iki üç saat süren sohbetlerinden sonra, gafletimizin derinliklerinden çıkarıp, kalbimizin ve omuzlarımızın üzerine koyduğu sorumluluğumuzun tahammül edilmez ağırlığı ve hüznü içerisinde evlerimize dağılırdık” diyerek, nasıl bir sorumluluk yüklenildiğinin dehşetini duyar.

*

Gökkubbenin altından sohbet ustaları, hiçbir zaman eksik olmaz. Allah gökkubbenin altını hiçbir zaman boş bırakmaz.Görünmeyen bir üniversite benzeyen Allah dostları güneş gibi, bir şehirde batarlarsa, başka bir şehirde doğar. Aslında gönül dünyasının eşşiz mimarları ölmez, onların sohbet halkaları kuşaktan kuşağa genişleyerek devam eder. Çünkü sohbet medeniyetinde, konuşanlar ölür, konuşulanlar ölmez. Konuşulanlar dilden dile, gönülden gönüle aktarıla aktarıla ölümsüzleşir.

*

Sohbet medeniyetinde insanlar öğrenmesini kitaplardan daha çok sohbetlerden öğrenir. Kitaplar okuyanlara bilgi kazandırırken, sohbetler dinleyenlere bilgelik kazandırır.

*

Sohbet medeniyetlerin uyanıkken görülen rüyaları,edebiyat da rüyaların şiire dönüşmesidir.Rüyasız medeniyet,şiirsiz edebiyat olmaz.

*

Hayatı zenginleştiren düşünce ve eylem, bilgiden önce bilgelikte yeni boyutlar kazanır.

*

Sohbette insanlar arasında iletişim ve etkileşim doruk noktasına ulaşır.

*

Sohbet medeniyetin rüyası,edebiyatın şiiridir.

*

Sohbet hem bilgi hem bilgelik kaynağıdır.

*

Sohbet sürekli yeni sözler söylemektir.

6 Ağustos 2017, 17:48

Her yazıyı dikkatle okuyan ve dikkate değer katkılarda bulunan Sevgili Bahri Tekin'i tanımak bana büyük bir…

Her yazıyı dikkatle okuyan ve dikkate değer katkılarda bulunan Sevgili Bahri Tekin'i tanımak bana büyük bir güç verdi.Yazarların en sevdikleri okuyucu,en çok katkıda bulunan ve görüşlerini içtenlikle yazmasını bilen okuyucudur.Teşekkürler Değerli Tekin.Görüşler enine boyuna tartışılmadan yeni açılımlar kazanmaz.Facebook arkadaş çevremizi sürekli genişlettiği için çalışanlarına teşekkür ediyoruz.

6 Ağustos 2017, 18:42

ORTADOĞU'DAN YENİ STEVE JOBS'LAR ÇIKARMAYA BAKMAK

==================================================== Amerika''dan Çin ve Hindistan''a kadar dünyanın önde gelen ekonomik güçleri, bütçelerinde eğitime büyük kaynak ayırıyor. Dünyanın her ülkesinde, eğitim katma değeri ve getirisi en yüksek olan sermayedir. Ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki üretim güçleri, kaynaklarını düşük katma değerli ürünlerin üretiminden, yüksek katma değerli ürünlerin üretimine aktarmasını bilen, eğitimli kesimlerine dayanır.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün ülkelerde, insanlar kaynaklarını en verimli bir biçimde değerlendirme ustalıklarını, eğitimle kazanır ve uygulamayla da geliştirir. Eğitim kurumlarının işlevlerinin başında, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimini, kuşaktan kuşağa aktararak, uygulamaya yeni boyutlar kazandırmaları gelir. Hayatta karşılığı olmayan, bilgi ve bilgeliği kimse benimsemez.

*

Yirmibirinci yüzyılda Türkiye'de ve bütün Ortadoğu ülkelerinde tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde, katma değeri yüksek ürünler üretmek, çok büyük önem kazandı. Hangi sektörde olursa olsun, katma değeri yüksek ürün üretenler, katma değeri düşük ürün üretenlerden daha çok kazanır. Dünyanın her yerinde, katma değeri yüksek ürün üretmek, bir sermaye işi değil, bir eğitim işidir. Eğitimli olanlar, el açanlar değil, el açılanlar olur.

*

Eğitim düzeyi düşük toplumların, katma değeri yüksek ürünler üretmeleri mümkün değildir. Ülkelerin, dolayısıyle dünyanın eğitim düzeyini yüksetmek, yalnızca Ortadoğu'nun değil, bütün dünyanın sorunudur. Bu yüzden, bütün ülkeler, eğitime büyük kaynak ayırıyor. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde, eğitim düzeyi yüksek, buna karşılık üretim ve gelir düzeyi düşük, yoksul hiçbir ülke yoktur.

*

Amerika''da yetişkin nüfusun yüzde kırkı üniversite eğitimi almıştır. Ortadoğu'da üniversite eğitimi alanlar, yetişkin nufusun yüzde onunu bulmaz.Ortadoğu'nin Amerika''nın eğitim düzeyini yakalayabilmesi için, her kentte bir üniversite yanında, her kazada da içinde güçlü bir teknoparkı olan,bir teknik üniversiteye ihtiyacı vardır.Bütün bir Ortadoğu kentleri mesleksizliğin üstesinden gelecek teknik üniversitelerle desteklenmelidir.Mesleksizlik eğitimsizlikten kaynaklanır.Ortadoğu'da meslek meselesi en hayati meseledir.

*

Katma değeri yüksek ürünler üretecek olanlar, çevrelerini küçük bir “Silikon Vadisi”ne dönüştüren, teknik üniversitelerden yetişir.

*

Mühendisler yeni dünyanın simyacılarıdır.Dünyayı değiştirecek Yeni Steve Jobs''lar onların aralarından çıkacaktır.

*

Jobs Suriyeli bir baba ve Malatya'dan göç etmiş Ermeni aileden gelen bir annenin oğludur.

*

Amerika bir göçmenler ülkesidir.Kızılderililer dışında herkes Amerika dışından gelmiştir.

*

İçine kapanan toplumlar üretici güçlerini yitirir.Göçte güç vardır.

*

İbn Haldun paylaşma, savunma ustası göçmenlere hayrandır.

*

Ortadoğu kültürü bir hicret,bir göç ve ticaret kültürüdür.

*

Ticaret yapmasını bilen toplumlar üretmesini de bilirler.

*

Paylaşıldıkca azalmayan bilgi, en önemli sermayedir.

*

Bilgiyi büyütenler, dünyayı her alanda zenginleştirir.

*

Üretmek yerleşiklerden daha çok göçmenlerin işidir.

*

Yeni fatihler göçmenlerin arasından çıkacaktır

*

Göçün hep gizemli bir dinamizmi olmuştur.

7 Ağustos 2017, 01:17

ATOM BOMBASI DÜNYADA SAVAŞ HUKUKUNU YOK ETTİ

================================================ Eski çağlarda, Mısırlılar, tarımsal üretimde, Mısır''ın hayat kaynağı, büyük Nil nehrinin sularından yararlanmayı öğrendiklerinde, geçmişte benzeri görülmedik bir başarı sağlamışlardı. Ancak onlar elde ettikleri büyük üretimle, toplumun yaşama standartlarını geliştirerek, hayatı bütün kesimleri için yaşanır kılma yolunda değerlendirmedi. Eski Mısırlılar elde ettikleri zenginlikleri, yüzbinlerce insanın hayatı pahasına piramitlerin inşasında kullanarak, eşsiz bir savurganlık örneği verdiler.

*

Yeni çağlarda Batılılar, Endülüs'ün düşünce, Afrika ve Asya'nın zengin hammadde kaynaklarına yaslanarak, Avrupa Rönesansı''nın temellerini attılar. Batı dünyası, başkalarının kaynaklarıyla gerçekleştirdiği sanayileşme sürecinde, ürün, hizmet ve bilgi üretimini büyük boyutlara ulaştırdı. Onlar da, eski Mısırlılar gibi, ulaşılan zenginliği, yoksulluğu gidermekten daha çok dünyayı yok edecek silahların geliştirilmesinde tükettiler.

*

Kudüs''te barış, Atina''da savaş vardır.Barış isteyen kutsal kültürün başkenti Kudüs ile savaş isteyen seküler kültürün başkenti Atina arasındaki savaş Hiroşima'dan Halep'e kadar bütün şiddetiyle devam ediyor.Savaş Ortadoğu'da Hiroşima'yı aratmayacak, dehşet verici boyutlara ulaşmıştır.Japonya'da Hiroşima ve Nagazaki yok edilmişti.Ortadoğu'da bütün şehirler yerle bir edildi. Batı ülkelerinin yöneticileri, Orta Doğu''da uyguladıkları toptan yok etme, savaş stratejileriyle, ''yeni çağların firavunları'' olarak anılacaklardır.

*

Batı dünyasının geliştirdiği ölüm saçan tank ve uçaklara karşı Ortadoğulular, Cervantes''in yeldeğirmenleriyle savaşan Don Kişot''u gibi görünseler de, uzun dönemde kesinlikle kazanacak olanlar, ezenler değil, ezilenler olacaktır. Batı ülkeleri, dünyanın hiçbir ülkesine, tanklarla ''demokrasi'', savaş uçaklarıyla''insan hakları'' ve atom bombalarıyla ''özgürlük'' götürülemeyeceğini çok geç de olsa öğreneceklerdir.

*

Amerikalıların Vietnamlılara karşı uyguladığı ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla topyekun savaş stratejisinin,Batılıların Araplara karşı tekrarlamaya kalkmaları,Amerikalıların Vietnem'dan,Rusların Afganistan yenilgilerinden ders almadıklarını göstermektedir.Ortadoğu'da en yeni silahlarla donanmış ordularının, geleneksel silahlarla kendi ülkelerini savunan küçük ekiplerle baş edemeyeceğini bütün dünya gördü.

*

Amerika ve Rusya gibi güçlü silahlara sahip olan ülkeler, Irak ve Suriye gibi, bir çok ülkeyi kısa bir zamanda işgal edebilir ve ettiler. Ancak yeni yüzyılda, bir ülkenin, başka bir ülkeyi işgali, Irak,Suriye ve Afganistan işgalinde olduğu gibi, kısa zamanda gerçekleşse bile, orada uzun süre kalması mümkün değildir.

*

Bir ülkenin ordularının vurucu gücü, işgal ettiği ülkede kalmasına yetseydi, Avrupa ülkeleri, Osmanlı sonrası işgal ettikleri, Orta Doğu ülkelerinden, çekilip gitmezlerdi. Bir ülkeye topla gidenler, gittikleri ülkeden tüfekle çıkarılır.

*

Orduların gücü, silahlarından değil, ahlaklarından kaynaklanır. Bir ordu bir ülkeye silahıyla gitse bile, o ülkede ahlakıyla kalır.

*

Batı dünyası atom bombasını icat etmeyi başardı. Ancak savaş ahlakını yitirdi.

*

Ahlakı ahlaksızlık olanların silahlarıyla, bütün insanlık, her gün binlerce defa öldürülüyor.

*

Einstein'in enerji eşittir madde çarpı hızın karesi formülü, savaş hukukunu ayaklar altına aldı.

*

Ahlakın çöktüğü hukukun çiğnendiği bir dünyada, hiçbir devlet ayakta kalamaz.

*

Bir ülkenin bir ülkeye atom bombası atması,bütün dünyayı Hiroşima'ya çevirir.

*

Hiroşima yetmiş bir sene önce yerle bir olmuştu.

*

Hiroşima'yı Japonlarla birlikte dünya unutmadı.

7 Ağustos 2017, 19:02

AMERİKA KENDİLERİNİ UYANDIRACAK YENİ BAYRAK'LAR BEKLİYOR

========================================================== Amerika Birleşik Devletleri, Türklerin Osmanlı Devleti gibi, çok kültürlü, bütün dinlere özgürlük tanıyan, çok milletli bir devletler topluluğudur. Her eyalette bütün kültürler, kendilerine özgür bir yaşama alanı bulur. Washington Amerika''nın politika, New York ekonomi merkezidir. Amerika''nın siyasi yapısı, şemsiye devlet konumundaki merkezi yönetim ve kendi iç işlerinde büyük ölçüde özerk, eyalet yönetimlerinden oluşur.

*

Bir Amerika değil, birden çok Amerika vardır. Protestanların, Katoliklerin, Müslümanların, Ortodoksların ve Yahudilerin Amerikaları birbirlerinden ayrıdır. Herkesin Amerikası, başkalarının Amerikalarıyla denetilir. Amerika''nın gücü, bütün Amerikaların örtüştüğü, benim ''Yeni Roma'' isimli kitabımda, anlatmaya çalıştığım, ortak odakta yoğunlaşır. Amerika Yeni Fatihlerini bekleyen bir ''Çağdaş Roma İmparatorluğu''dur.

*

Türklerin Amerika''daki uçbeylerinden, Tosun Bekir Bayraktaroğlu, ''Amerika''da Bir Türk'' başlığı altında, hatıralarını kitaplaştırdı. Türkiye, Amerika''da protesto rüzgarları estiren, sıradışılığın zirvesi, ''Tosun Baba''yı, Türk Edebiyatını Amerika''ya taşıyan ve kitaba güzel bir sunuş yazan Talat Halman''ın ''Amerika''yı Şaşırtan Türk'' yazısıyla tanıdı. Kısa soyadıyla Bayrak, Amerika''yı sarsan, yeni bir sanat akımının öncüsüdür.

*

Bayrak''ın arkadaşlarıyla birlikte geliştirdiği protesto eylemlerine, eleştirmenler ''Şok Sanatı'' adını verirler. Sanatını anlatırken Bayrak, ''İnsanlar uykuda, rüyalarını, hayallerini hakikat zannediyorlar. Güzel dedikleri, rahat kuş tüyü bir yatak gibi, onları daha derin uyutuyor. Amma bu uykularında tekme tokat etraflarını kırıp, döküp parçalıyor. Onları uyandırmak için gözlerine, kulaklarına, burunlarına, bu görmek istedikleri şeylerle hücum ediyorum'' diyor.

*

New York''taki Riverside Müzesi''nde ''Bir Arabanın Ölümü'' isimli ''Kaza Heykeli'' sergisi çok ses getirir. Sanat Eleştirmeni Grace Glueck, The New York Times''da ''Türk Lokumu'' başlıklı bir yazı yazar. Okuyucularını, ''Riverside Müzesi''nin önündeki parkta içinden bağırsaklar sarkan, kan akan parçalanmış bir otomobil görürseniz, polise haber vereceğinize, müzeye girip İstanbul doğumlu Türk Sanatkarı Tosun Bayrak''ın karanlık odasında diğer korkunç eserlerini görün'' diye uyarır.

*

Protesto ustası Bayrak, bir Konya yolculuğu sırasında tanıştığı Münevver Ayaşlı''nın önerisiyle, kendini Muzaffer Özak Hoca''nın yanında bulur. Özak Hoca, ''gönlünü, evini, sofranı Amerikalı dostlarına aç, en güzel şekilde ağırla, yapman gereken yalnızca davet etmektir'' diyerek, Bayrak''ı Amerika halifesi olarak görevlendirir.

*

Bayrak ve tanınmış bir heykeltıraş olan eşi Jean Hanım''ın özverili, hayatı hem kolaylaştıran, hem de güzelleştiren çalışmalarıyla, New York''taki Dergah, Chicago, San Francisco, Los Angeles, Toronto, Santiago, Buenos Aires ve San Paolo kollarıyla, büyük bir kültür ve sanat akademisine dönüşür.

*

Dünyaya barışı, ''bağrı taş'' olanlarla ''gözü dolu yaş'' olanlar getirecektir. Onlar ''ele geleni'' yemedikleri gibi ''dile geleni''de hemen söylemez,zamanı gelince söyler.

*

Gönül mimarları için iyilik konuşulacak bir eylem değil,yapılacak bir eylemdir.

*

İnsanlar iyiliklerin peşinden koşmazlarsa,kötülük insanların peşinden koşar.

*

Dünyada iyilikleri özendirmeyenler kötülükleri önleyemezler.

*

İnsanlar kendileri iyi olurlarsa,bütün insanları iyi görürler.

*

İyilik arayanlar iyilik kötülük arayanlar kötülük bulurlar.

*

İnsan aradığını bilmezse, bulduğunu anlayamaz.

*

Bilen bulur, bulan olur.

*

''Bil, bul, ol''

7 Ağustos 2017, 19:06

Değerli Selçuk ile iki yıldan bu yana iletişim ve etkileşim içinde olmak arkadaşlığımıza güç…

Değerli Selçuk ile iki yıldan bu yana iletişim ve etkileşim içinde olmak arkadaşlığımıza güç katıyor.İletişimin ve etkileşimin olmadığı bir dünyada hiçbir alanda zenginleşme olmaz.Teşekkürler Sevgili Selçuk.Teşekkürler Facebook.

8 Ağustos 2017, 11:18

DÜNYADA BATI'NIN GÜNEŞİ BATTI DOĞU'NUN GÜNEŞİ İSE DOĞMADI

========================================================== Mavera''nın kurucuları ve çevresinde toplanan aydınlar, Türkiye''nin ve dünyanın geleceğini Moskova ve Washington''da değil, Kudüs''te aradılar. Kudüs iki dünyanın medeniyet başkentidir. Gelecek yıllarda, dünyanın Atinalaşması değil, Kudüsleşmesi tartışılacaktır. İnsanlığın geleceği, Batı''nın fizik dünya odaklı değerlerinden önce, Doğu''nun metafizik dünya odaklı değerlerinde aranacaktır. — Nazif Gürdoğan ile birlikte.

9 Ağustos 2017, 01:07

BÜTÜN SAVAŞLAR ÜRETMEDEN TÜKETENLERDEN KAYNAKLANIR

======================================================= Yıldan yıla, daha karmaşık ve daha sorunlu bir ekonomik yapı kazanan dünyanın, karşı karşıya olduğu sorunların başında, sonu gelmez ihtiyaçlardan kaynaklanan, aşırı tüketim gelmektedir. Hem Kuzey'in zengin, hem de Güney'in yoksul ülkelerinde insanlar, teknolojik yeniliklerle durmadan büyütülen ihtiyaçların baskısı altında ezilmektedir. Toplumların bütün kesimleri, sürekli yeni boyutlar kazanan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, gecelerini gündüzlerine katmaktadır.

*

Ekonomi'den sosyoloji'ye bütün bilimlerin uzmanları, insanlığı tehdit eden, küresel iklim değişiklerine hiç kulak asmadan, Kuzey ülkelerinin gösteriş tüketimlerini karşılamak için, dünya ölçeğinde yarışmaktadır. Metafizik dünyayla bağlarını koparan yalnızca fizik dünyaya odaklanan seküler insan, Geothe'nin ünlü Faust'u gibi, sınırsız isteklerini karşılamak için, ruhunu teknolojik yeniliklere sattı. Bilimsel araştırmalarla kan tazeleyen aşırı tüketim, dünyayı krizden krize sürüklemektedir.

*

İhtiyaçların yapısı ve aralarındaki hiyerarşi konusunda, Gazali'den Maslow'a kadar pek çok düşünür, farklı açılardan bakarak, ilginç değerlendirmeler yapmıştır. Belirli aralıklarla tekrarlanan ve etkilerini dünya ölçeğinde gösteren krizler, bir bulaşıcı hastalık gibi, bütün dünyaya yayılan, Yunanistan'dan İrlanda'ya kadar çok sayıda ülkenin ekonomisini yatağa düşüren, aşırı ve ölçüsüz tüketimden kaynaklanmaktadır.

*

Başta Amerika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere, bütün ülkeler ölçüsüz ve aşırı tüketimi dizginlemek yerine, sınırlı dünyada gerçekleştirilmesi, hiçbir zaman sözkonusu olmayan ütopik bir bolluğun peşinden koşmaktadırlar. Batı dünyası, dünyanın doğal kaynaklarını sorumsuz bir biçimde tüketmeye devam ederse, Asya ve Latin Amerika'da da açlıkla savaşan yeni Somali'ler birbirini izleyecektir.

*

İnsanlar aşırı tüketimin kamçılayıcıları olan küresel kuruluşlar elinde, satın al denileni satın alan, ve tüket denileni tüketen bir robota dönüştürüldüler. Yaşı ve mesleği ne olursa olsun, her insanın değeri, tükettiği ürünlerle belirleniyor.

*

Aşırı tüketim ortamında, bütün insanlar, lonesco'nun gergedanları gibi yığınlar ya da kafka'nın hamam böcekleri gibi, tek tek gerçek hayata yabancılaşmaktadır. Aşırı tüketimin elinde, tabiatla birlikte insan da tüketiliyor.

*

Bütün insanlığın istediği, yaşanabilir bir dünyayı inşa edecekler, aşırı tüketimle kazançlarını katlayarak artıran, çokuluslu ve küresel sermayeyle beslenen, kar amaçlı kuruluşla olmayacaktır.

*

Aşırı tüketim yüzyılında, insanlık yaşanabilir dünyanın yolunu ve yönünü gösteren pusulayı yitirdi. Ekseni kayan dünyada en ağır bedeli, en yoksul ülkeler ödüyor.

*

Yaşanabilir dünyanın mimarları, aşırı tüketim sarhoşu olmayan gönül zenginleri olacaktır.

*

Tüketimde eşitliği, Amerika'da Anadolu olmasını bilenler sağlayacaktır.

*

Biri üretir, biri tüketirse, Kıyamet çoktan kopmuş demektir.

*

Aşırı tüketimin olduğu yerde, kriz eksik olma

10 Ağustos 2017, 15:48

Ağaçlar gibi dünyadan aldıklarından daha fazlasını dünyaya vermeyenler,yol açtıkları küresel ısınmayla,doğal…

Ağaçlar gibi dünyadan aldıklarından daha fazlasını dünyaya vermeyenler,yol açtıkları küresel ısınmayla,doğal afetlere davetiye çıkarırlar.Kim dünyadan ihtiyacından daha fazlasını alırsa,farkında olmadan bütün insanlığın sonunu giden yolu kısaltır.Dünya bedava karşılıksız ürünler dağıtan büyük bir alışveriş merkezi değildir.Kimse alnını terinden,gözünün nurundan,elinin emeğinden daha fazlasına özenmesin.Açgözlülülerin gözünü yalnızca mezar doyurur. Paylaşımınız için teşekkürler Sevgili Adnan Metin.

10 Ağustos 2017, 16:10

Cahit Zarifoğlu ile Sarıkamış'ta askerken yaptığım ve GELİŞME

Cahit Zarifoğlu ile Sarıkamış'ta askerken yaptığım ve GELİŞME dergisinde yayınlanan konuşmadan can alıcı bir alıntı.Zarifoğlu'nun konuşmada vurguladığı gibi:Edebiyatcının görevi okuyucunun katına inmek değil,okuyucunun elinden tutup kendi katına yükseltmektir. Edebiyatcının en önemli işi güzelliği aramak ve bulduğu güzelliği paylaşmaktır. Paylaşılmayan görüşler yeni açılımlar,yeni boyutlar ve yeni yorumlar kazanmaz ve tartışılmaz. Tekrar teşekkürler Değerli Adnan Metin.

10 Ağustos 2017, 16:46

"TARAKLI TERMAL"i bir "SU TERAPİ" ve "SEVGİ TERAPİ" merkezine

"TARAKLI TERMAL"i bir "SU TERAPİ" ve "SEVGİ TERAPİ" merkezine dönşütüren,doyma bilmez bir araştırıcı ve öğrenmesini öğrenme sevdalısı Süleyman Tunç iş dünyasıyla öğrenmesin öğrenmeyi altın oranda harmanlamasını bilen bir Anadolu girişimcisidir.Taraklı Geyve ile Göynük arasında hem Akşemseddin hem de Sezai Karakoç sevenlere Tunç yeni bir dünyanın derinliklerine yolculuk yapma imkanı sağlıyor.

10 Ağustos 2017, 16:47

"TARAKLI TERMAL"i bir "SU TERAPİ" ve "SEVGİ TERAPİ" merkezine

Bu yazı daha önce 10.08.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

"TARAKLI TERMAL"i bir "SU TERAPİ" ve "SEVGİ TERAPİ" merkezine dönşütüren,doyma bilmez bir araştırıcı ve öğrenmesini öğrenme sevdalısı Süleyman Tunç iş dünyasıyla öğrenmesin öğrenmeyi altın oranda harmanlamasını bilen bir Anadolu girişimcisidir.Taraklı Geyve ile Göynük arasında hem Akşemseddin hem de Sezai Karakoç sevenlere Tunç yeni bir dünyanın derinliklerine yolculuk yapma imkanı sağlıyor.

10 Ağustos 2017, 17:48

DÜNYAYI SEVGİYLE SİLAHLANMASINI BİLENLER DÖNÜŞTÜRÜR

===================================================== Anadolu''nun bin yıllık tarihinde, omuzlarında silahtan daha çok kitap taşıyanların yolunda, bir insanı öldürmekle bütün insanlığı öldürmek arasında bir fark yoktur. Yunus''un şiirleriyle yoğrulan Anadolu insanı, dünyayı Cehennem''e dönüştürmek için değil, Cennet''e dönüştürmek için var olduğuna inanır. Onun çok boyutlu dostluk ve sevgi dünyasında, olumsuzluğa, ümitsizliğe ve inançsızlığa yer yoktur.

*

“Sebeb Ey” diyen, Erdem Bayazıt''ın kavramlarıyla söylenirse, Anadolu insanının dostluk dünyası “Hint Okyanusu gibi derin”dir. O Ferhat''a dağı deldiren Şirin, Yahya Kemal''e Süleymaniye''de Bayram Sabahı''nı yazdıran Sinan''dır. Onun alnının coğrafyası, Anadolu gibi zengindir. O sevdiklerine Cennet, sevmediklerine Cehennem''dir.

*

Dost dost diye, kan kardeşlerinden önce, yol kardeşlerine sarılan, Anadolu insanına,yol ve yön gösteren kutup yıldızı,ben savaş için değil,barış için geldim diyen Yunus'tur.Anadoluda varlığa sevinilmez yokluğa yerinilmez.Eskişehir'in Yunus'u Anadolu insanının simgesidir.

*

Yunus Anadolu insanının seven gönlü, düşünen aklı ve konuşan dilidir. Onun dünyasında düşmanlığa yer yoktur.Yunus ömrünü dostlarını sevmeye ve sevdirmeye adamıştır. Onun yolunda dostluk iman için bilinir. Allah için dost olunur. Allah''ın sevdikleri sevilir.

*

Dost olmasını bilenler, Mecnun''a Allah''ı bulduran Leyla''nın peşine düşer.Anadolu insanını Leyla''sı,Ezanı üç kıtaya taşımasını ve üç kıtada okumasını bilen Türkler''in büyük devleti Osmanlı''dır.Türklerin düşünce ve dünyalarında baskı ve şiddete yer yoktur.

*

Yunus görünen dünyada dostlarla, görünmeyen dünyada da aşkla yol alınır diyerek, gerçek dostluğun, sevgiyle kazanılabileceğini şiirlerinde sürekli vurgulamıştır. Onun dostluk pazarında sevgi alınır, sevgi satılır, sevgiden terazi tutulur, sevgi sevgiyle tartılır ve dünya sevgiyle yaşanır kılınır.

*

Yunus savaşların birbirini izlediği dünyada, barışa giden yolun nefretten değil sevgiden,zorlaştırmaktan değil kolaylaştırmaktan geçtiğini, şiirlerinde büyük bir ustalıkla herkese anlatmıştır.

*

Anadolu insanının bin yıllık tarihinde, açıkça görüldüğü gibi, sevme coşkusu, gönülden gönüle, gözden göze, yüzden yüze, sohbetle aktarılır. Bu yüzden, Anadolu insanının kültüründe sohbetin ayrı bir yeri ve önemi vardır.

*

Anadolu insanı eşsiz bir sohbet ustasıdır.O nerede olursa olsun, çevresinde geniş sohbet halkaları oluşur.Sohbet düşüncenin, sevgi eylemin şiiridir.

*

Sohbetin olmadığı yerde düşünce, sevginin olmadığı yerde de, eylem olmaz.

*

Sohbet sevginin, selam sözün, düşünce eylemin habercisidir.

*

Anadolu güzel haberler veren, güzel insanların ülkesidir.

12 Ağustos 2017, 00:15

SINIRLARININ DIŞINA ÇIKMAYANLAR SINIRLARINI KORUYAMAZLAR

======================================================== Vizyon kazanabilme biraz da insanın kendisini dünyada bir yolcu gibi, görmesine bağlıdır. Çünkü vizyon geleceği öngörebilme yeteneğidir. Geleceği ise, sınırların dışına çıkarak düşünmesini bilenler görür.Sınırlarının dışına çıkmayan ülkeler,sınırlarını korumakta güçlük çeker.Sınırsız dünyada sınırlar sınırların dışına çıkılarak korunur.

*

Sınırların kutlu bilindiği bir ülkede sınırları aşmak mümkün değildir. Türkiye gibi, göç içinde yoğrulmuş, yüzyıllar boyunca sınırları hem büyümüş hem küçülmüş bir ülkede son sınırların kutlu kılınması, Türk toplumunun dünyadaki trendlere ayak uydurma yeteneğini bütünüyle yok etmiştir.

*

Sınırları aşmasını bilme sözkonusu olduğunda akla Müslümanlar ve Hristiyanlardan önce Yahudiler gelir. Yahudiler, Amerika'ya Hristiyanlarla birlikte göç etmeye başladılar. Yahudiler New York'a Hollanda kolonisi olduğu dönemde yerleştiler.Amerika'nın kurum ve kuruluşlarında kendilerine sağlam yer edindiler.

*

New York'un Hollanda Eyalet Valisi Peter Stuyvesant döneminde Yahudiler kente büyük yatırım yaptılar. Günümüzde dünyanın en büyük Yahudi şehri New York'tur. Bu yüzden Yahudi karşıtları bu kente "Jew York" derler.New York'ta Tel Aviv'den daha çok Yahudi yaşar.

*

Henry Ford,"Beynelmilel Yahudi" isimli kitabında "Müslümanlar için Mekke, Katolikler için Roma ne ise, Yahudiler için de New York odur" demekten kendini alamaz.Yahudiler için Amerika İsrail'den daha önemlidir.Onlar için Tel Aviv New York'tan savunulur.

*

Yahudi aydınlar Tevrat'ta sözü edilen "Vaad Edilmiş Topraklar" olarak "Filistin"den daha çok "Amerika"yı görürler. Onlar New York'a "Yeni Kudüs" diye bakarlar. Çünkü "bal" ve "süt" dolu vadileri Kudüs'te değil, New York'ta bulmuşlardır.

*

İsrail Filistin'de Arap denizinin ortasında canlı kalmasını New York'a borçludur. Yahudiler "Kudüs Filistin'den değil, Amerika'da New York'tan savunulur," diyorlar.New York Yahudilerin Yirmi birinci yüzyıldaki Kudüs'ü olmuştur.

*

Savaş içinde İsrail ekonomisinin canlılığını koruması Tel Aviv'in New York'tan savunulmasından kaynaklanıyor. İsrail artık tekstil, gıda ve kıymetli taş işlemeciliği gibi "eski" ekonomiye değil, "yeni" ekonomiye yatırım yapıyor.

*

Silikon Vadi'si şirketlerinin Hindistan ve Vietnam'da olduğu gibi, İsrail'de de büyük yatırımları vardır.

*

İsrail'in ileri teknoloji şirketleri "Tel Aviv" değil, "Nasdag" borsasına bağlıdır.

*

Globalleşen dünyada sınırlarının arkasına çekilen hiçbir ülke yeni yüzyılda varlığını koruyamaz.

*

Bir ülkenin sınırlarını koruyabilmesi için dünyanın her ülkesinde kuruluşlarıyla olması gerekir.

*

Dünya yeryüzünden gökyüzüne değil gökyüzünden yeryüzüne bakanlara kapılarını açar.

*

Dünyanın her ülkesinde olmayan devletler bir ülkede olamazlar.

*

Gökyüzü yeryüzünü gündüzün geceyi içinde taşıdığı gibi taşır.

*

Yeryüzünün kapılarını gökyüzünün anahtarları açar.

12 Ağustos 2017, 13:08

SHAKESPEARE OLSAYDI DÜNYAYI NASIL YÖNETİRDİ

============================================= İktidar ve yönetim sorunlarına çözüm aramada felsefe ve edebiyattan yararlanma konusunda yapılan araştırmalar giderek çoğalıyor. Çünkü değişik kurum ve kuruluşların yönetiminde uygulanan yöntem ve yaklaşımlar, toplumların ekonomik ve sosyal yapısında köklü dönüşümlere yol açıyor.

*

Bütün dünyada değişik kurum ve kuruluşların mükemmel bir biçimde yönetilebilmesi için, felsefe, sosyoloji ve psikoloji yanında edebiyattan da yararlanmanın yolları aranıyor. Çünkü işi ve yaşı ne olursa olsun bir toplumda herkes bir ölçüde yöneticidir. Yöneticileri paranın değil, sözün ustaları değiştirir. Şiiri yakalayan bir yönetici, doğruluktan, güzellikten ve iyilikten kolay kolay kopamaz.

*

Adil ve kusursuz bir yönetim tarihin her döneminde bir bilgelik işi olmuştur. Bu yüzden Aristo ve Platon'dan Farabi ve Gazali'ye kadar bütün düşünürler erdemli yönetim ve yönetici sorunlarına eğilmişlerdir. Kuruluşlarda "doğruyu arayan", "iktidarını paylaşmayı bilen" ve "çalışanlarına değer veren" yöneticilerin yerini hiçbir güç dolduramaz.

*

Bu alanda Tom Morris'in "If Aristotle Run General Motors: The New Soul of Business" isimli kitabı öncü bir çalışmadır. Artık yönetimde kusursuzlukla birlikte bilgeliği de arama her bilgi alanının ana uğraşı alanı haline gelmiştir.

*

John O. Whitney ve Tina Packer'ın yazdığı, Steve Noble'ın resimlediği "Power Plays: Shakespeare Lesson's İn Leadership and Management" isimli çalışması,yönetimde edebiyattan yararlanmayı ele alan kitapların en önemlilerinden biridir. Sağlıklı, insan ve tabiata dost bir yönetimin yolunu açmak için bütün alanların birbirleriyle yardımlaşmaları zorunludur.

*

Savaşların cephelerden pazarlara taşındığı bir dünyada başarılı romancı ve fizikçi C.P. Snow'un birbirinden kopuk "The Two Cultures"ı, yani bilim ve teknolojinin,bilgi ve bilgeliğin aralarındaki buzları eriterek, erdemli olduğu kadar paylaşımcı yönetici ve liderlere sahip kurum ve kuruluşların sayısını çoğaltma yolunda el ele vermeleri gerekir.

*

Shakespeare, örgütlerini güçlendirmek ve güçlerini bilgece kullanmak isteyen yöneticilere, insan ruhunun derinliklerine indiği oyunlarında eşsiz hazineler sunar. Liderlerin güç kullanma, iletişim kurma yeteneğini geliştirme ve inandırıcı olma konusunda onun oyunlarından öğreneceği çok önemli ipuçları vardır.

*

Whitnay ve Packar böyle bir kitap yazmak için bulunmaz bir ikili. Birincisi Colombia Üniversitesi'nin İşletme Fakültesi'nde uygulamayla bağını koparmamış bir akademisyen, ikincisi de bir tiyatro şirketinin kurucu ve yöneticisi. Biri kurum ve kuruluşlar, diğeri de Shakespeare'in oyunları üzerinde uzmandır.

*

Üretim gücü,pazar alanı kazanma ve alanında ilk sırayı alma her kurum ve kuruluşun amaçlarının başında gelir.Kuruluşların ulaştıkları gücü uzun süre koruyabilmeleri, kaynaklarıyla birlikte, elde ettikleri iktidarı, yöneticilerinin bilgece kullanmasını bilmelerine bağlıdır.

*

Dünyanın her yerinde kurum ve kuruluşlar ulaştıkları güçlerini ya ustaca kullanır uzun ömürlü olurlar ya da başkalarıyla paylaşmaya hiç yanaşmayarak, kısa zamanda yok olup giderler.

*

Dünyanın her ülkesinde siyasi, ticari ve gönüllü pek çok kurum ve kuruluşun elde ettiği gücü bilgece kullanmasını bilmediği için, çok kısa bir zamanda "Macbeth" gibi, yok olup gittiğine her yıl bütün dünya şahit olmaktadır.

*

Liderler yeri ve zamanı gelince, güçlerini örgütlerinin değişik yönetim kademelerinde çalışanlarla paylaşmasını başaramazlarsa, daha güçlü kurum ve kuruluşlar tarafından paylaşılır.

*

Sınırsız iktidar beklentisi her kurum ve kuruluşun ömrünü kısaltır.

*

Kuruluşların ömrünü uzatmak için bilgi kadar bilgelik de önemlidir.

*

Bilgelik değeri olmayan bilgi, bilgi değeri olmayan bilgelik değildir.

*

Kuruluşlarda liderlik bilgi ve bilgeliği altın oranda harmanlamaktır.

*

Dünyada edebiyat bilgi ve bilgelik el ele vererek zenginleşir.

*

Edebiyat bilgi ve bilgeliğin örtüştüğü ortak alandır.

*

Bilgi bilgeliğe bilgelik bilgiye değer kazandırır.

12 Ağustos 2017, 19:13

Anadolu'da denildiği gibi:"Arı kovanın dışına çıkmazsa bal yapamaz."Bu yüzden Türkler Mevlana'nın pergel…

Anadolu'da denildiği gibi:"Arı kovanın dışına çıkmazsa bal yapamaz."Bu yüzden Türkler Mevlana'nın pergel benzetmesinde olduğu gibi, sabit ayaklarını Küçük Asya'da tutarak,değişken ayaklarıyla bütün dünyayı dolaşmışlardır.Hareketin olmadığı yerde bereket olmaz.İşleyen demir pas tutmaz.

13 Ağustos 2017, 01:25

YENİ YÜZYILDA TÜRKİYE'SİZ AVRUPA AVRUPA'SIZ TÜRKİYE OLMAZ DRİNA MOSTAR TAŞKÖPRÜ TÜRKLERİN BALKANLARDAKİ ROMANIDIR

========================================================== Anadolu Balkanlar'ı, Balkanlar Osmanlı'yı, Osmanlı da Avrupa'yı bugünlere taşımıştır. Ömrünü Osmanlı tarihine adayan Halil İnalcık'ın her fırsatta vurguladığı gibi, Avrupa ülkelerinin kültürlerini, dillerini, sınırlarını ve varlıklarını korunmasının güvencesi, üç kıtada yüzyıllarca söz sahibi olan Osmanlı Devleti olmuştur.

*

Ardında Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul'da yoğunlaşan, yüzyılların birikimi kültürle yoğrulan Anadolu'yu bırakan, Osmanlı devletinin Avrupa tarihi içinde vazgeçilmez bir yeri vardır. Balkanlar, Osmanlıların Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde bir köprü işlevi görmüştür. Asya ile Avrupa'nın ekonomik, siyasal ve kültürel alışverişinde Balkanlar stratejik bir öneme sahiptir.

*

Balkanlar farklı kültürlerin, farklı ırkların, farklı dillerin birbirleriyle hem yarıştığı, hem de çatıştığı bir coğrafya olmuştur. Balkanlar'da barış olmazsa, Avrupa'da da barış olmaz. Anadolu'nun olduğu kadar Avrupa'nın da geleceğini Balkanlar belirleyecektir.Bosna Balkanların Anadolu'su,Saraybosna Balkanlarda Bursa'sıdır.

*

Balkanlar'ın tarihi misyonunu ve stratejik konumunu en güzel ve en kusursuz bir biçimde köprüler anlatır. Nasıl Vişegrad'taki Drina, Mostar'daki Mostar ve Üsküp'teki Taşköprü iki kültürü, iki dili, iki ırkı birbirine bağlarsa, Balkanlar da Doğu ile Batı'yı, geçmiş ile geleceği birbirine bağlar.

*

Balkanlar'da köprüler ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın olduğu kadar savaşsız bir dünyanın da simgesidir. Köprülerin var olduğu bir coğrafyada, kimse barıştan ümidini kesmez. Köprüler, Anadolu ile Balkanlar arasında kültürel bağların geliştirilmesinde İvo Andriç'te beş yüzyıllık birlikte yaşanılan bir tarihe dönüşmüştür.

*

Anadolu'suz Balkanlar, Balkanlar'sız Anadolu, Avrupa'da bütün ülkelere güven ve ümit veren bir barış ortamı oluşturamaz. Balkanlar'da edebiyat medeniyete,medeniyet edebiyata dönüşür. Balkanlar Anadolu'nun Avrupa'daki devamıdır.Balkanlarda edebiyat ve medeniyet altın oranda harmanlanmıştır.

*

Doğu ve Batı Avrupa'daki Anadolu, Üsküp, Saraybosna, Şumnu, Gümülcüne ve İşkodra ile Berlin, Kopenhag, Amsterdam, Brüksel, Viyana, Paris ve Londra arasında ekonomik ve kültürel köprüler kurarsa, Osmanlı devletinin özgürlük odaklı, çok kültürlü yönetimini güncelleştirmeye çalışan Avrupa Birliği'nin en büyük ve en önemli güvencelerinden biri olur.

*

Osmanlılar yüzyıllarca Avrupa ülkelerinin tarihinin belirleyicisi olmuşlardır. Yirminci yüzyılın başında İstanbul'a çekilen Anadolu insanı, aynı yüzyılın ikinci yarısında insangücü olarak Batı Avrupa ülkelerine açılmıştır. Osmanlılar Doğu Avrupa'ya gitmişlerdi.

*

Osmanlı'nın mirası üzerine Türkiye'yi kuran Anadolu insanı, Balkanlar'ı aşarak Fransa, İngiltere, Avusturya ve Almanya'ya gitmiştir. Avrupa Birliği ile Doğu ve Batı Avrupa'daki Türkler, aynı şemsiye altında buluşacaklar.

*

Geçmişte Osmanlı'nın ulusüstü yönetiminde toplanan Balkan Cumhuriyetleri, Yirmi birinci yüzyılda Avrupa Birliği'nin çatısı altında toplanacaktır.

*

Türkiye Osmanlı'nın boş bıraktığı yeri doldurduğu ölçüde, Türk ve İslam dünyasının Avrupa'daki temsilcisi olacaktır.

*

Avrupa yeniden çok kültürlülüğün vatanı olmaya adaydır.

*

Almanya'da bir Türkiye,Fransa'da bir Cezayir vardır.

*

Endülüs İspanya'dır İspanya Endülüs'tür.

*

Endülüs Avrupa'nın ana temel taşıdır.

*

Endülüs hem Doğu hem Batı'dır.

13 Ağustos 2017, 22:28

DÜNYAYI DUYGUYU DÜŞÜNCEYE DÖNÜŞTÜREN ŞAİRLER DEĞİŞTİRİR

=========================================================== Bütün yönleriyle, dünyayı bir bütün olarak algılayabilmek için, denizlere ulaşmada engel tanımayan, bir nehir gibi olmak gerekir. Dağ doruklarından doğan nehirler, en az zahmetle, en çok yolu aşarak, denizlere ulaşır. Seyhun''a, Sakarya''ya, Fırat''a, Dicle''ye, Tuna''ya, Nil''e, Mississippi''ye ve Amozan''a dünyada hiçbir ülke yabancı gelmez. Bütün ülkeler gibi, bütün denizler nehirlerindir. Denizler, nehirlerin anavatanlarıdır.

*

Nehirler yollarına çıkan engelleri aşamazlarsa, anavatanlarına ulaşamazlar. Bir nehir yoluna çıkan büyük bir dağı aşamazsa, kendisine daha az direnç gösteren çevresinden dolaşarak, denize ulaşacak yolu mutlaka bulur. Dağdan denize uzanan nehir yatağı, önüne çıkan engelleri aşmasını bilen suyun, kendisini sürekli yenileyen hayat çizgisidir. Nehirlerin denizi aradıkları gibi, bilge şairler de, hayatı güzelleştiren gerçeği arar.

*

Bilge şairler şiirleriyle gerçeğin güzelliğini, güzelliğin gerçeğini, Yunus''un söyleşiyle dile getirmesini bilirler.Onların bilgeliklerle dolu şiiri, Necip Fazıl''ın Anadolu insanının simgesi olarak gördüğü, “Sakarya”nın, zamanla değişmeyen gerçekleri arama “Türküsü”dür.Erdem Bayazıt'ın kavramlarıyla tekrarlanırsa,onların başının “üstünde gökyüzü”, ayaklarının altında “yeryüzü”, büyük bir arayış içinde olan insanlığa “Derviş Burcundan” bakar.

*

Duyguyu düşünceye dönüştüren şairlerin bir yüzleri Batı''ya, bir yüzleri de Doğu''ya dönüktür, bütün yönler arkalarında, önlerinde ise, yaşayan şehirlerin anası Mekke vardır.Ekonomik, siyasal ve kültürel hayat da, dağlardan denizlere giden nehirlere benzer. Ulaşılması gereken deniz uzak, yollar da engellerle doludur.

*

Yoldaki engelleri aşmak, yeni yollar açmak ve nehirin yatağını değiştirmek için, dünyaları cebinde taşıyan, hayat sağ elimde, ölüm sol elimde, “Yeryüzü tarlam benim/Muştu sunmaktır işim” diyen, Bayazıt gibi, derin gönüllü, gökten yere seslenen bilge şairlere ihtiyaç vardır.

*

“İsmail''le kurbanım/İbrahim''le Hac''tayım/Süleyman''a tercüman/Yunus''la ummanda” olan bilge şairler, nehirlerin yatakları nasıl değiştirilirse, tarihin akışını da, öyle değiştirirler. Nehirlerin denizlerden dağlara doğru akmadığı gibi, tarih de, gelecekten geçmişe doğru akmaz.

*

Gürül gürül akan nehirlerin önünde, hiçbir engelin duramadığı gibi, şiirleriyle gürül gürül akan bilge şairlerin önünde de, hiçbir güç duramaz.

*

Kıyılarında Yunus Emre''lerin dolaştığı Sakarya''ların, başları dağlarda, ayakları denizlerde, gözleri insanlardadır.

*

Nehirlerin akışını dağlar, tarihin akışını bilge şairler değiştirir.

*

Bilge şairler “Mekke bakışlı” ve “Medine gülüşlü”dürler.

*

Onların denizi, ümitsizlik denizi değildir.

15 Ağustos 2017, 17:37

DÜNYADA MEDENİYET ADINA NE VARSA KUR'AN'DAN KAYNAKLANIR

========================================================= Asya ile Avrupa arasında tarihin ilk dönemlerinden beri yoğun düşünce ve kültür alışverişi olmuştur. Medeniyet değerlerinin Asya'dan Avrupa'ya gittiği dönemler olduğu gibi, Avrupa'dan Asya'ya geldiği dönemler de olmuştur. Medeniyetin kutsal boyutu söz konusu olduğunda, tarihçi Henri Pirenne'nin dediği gibi: "Medeniyet olarak ne varsa, hepsi Akdenizlidir." Çünkü Doğu Akdeniz kutsal kültürün tek ve değişmez kaynağı bütün peygamberlerin anavatanıdır.

*

Anadolu'da Nemrut'un ateşini gül bahçesine dönüştüren İbrahim Peygamber, Asya'yla başta Avrupa olmak üzere bütün kıtalar arasında Kıyamet'e kadar varlığını koruyacak yıkılmaz köprüler kurmuştur. Bu köprülerden bütün peygamberler geçer ve hepsinin yolu sonunda Son Peygamber'e çıkar. Bütün insanlığın atası Hz. Adem'le başlayan, Hz.İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa'yla devam eden kutsal gelenek, Hz. Muhammed'le tamamlanmıştır.

*

Babil, Mısır, Yunan ve Roma gibi, bilinen bütün kültürlerin kaynağından kutsal kitaplar vardır. Ancak onlar zamanla kültürlerinin metafizik boyutunu yitirerek, politeist bir yapıya dönüşmüşlerdir. Çünkü medeniyetin tarihi bütün insanlığın ataları olan Adem ile Havva ile başlar.Onlar bir buğday tanesi karşılığında yitirdikleri Cennet'e yeniden dönmek için dünyaya gönderilmişlerdir.

*

Düşünce ve sanatta çığır açan Sezai Karakoç, medeniyetin serüvenini aşağıdaki cümlelerle çok öz ve çok güzel bir biçimde özetler. "Medeniyet temelde tektir ve medeniyet meşalesi ilk insandan bugüne elden ele taşınarak gelmiştir. Dallara ayrılmış, varyasyonları olmuştur. Kimi zaman ekseninden sapmış, mecrasından çıkmış, bozulmuş, yozlaşmıştır. Meşale sönmeye yüz tutmuş zaman zaman. Ama Allah tekrar parlatmış ve yükseltmiş meşalesini. Kıyamete kadar bu böyle sürecektir." Dünya ve "Yitik Cennet" kutsal kitaplarla anlam kazanır.

*

Temelde tek olan 'medeniyet'in iki ana boyutu vardır. Biri kutsal kitaplardan beslenen normatif, aşkın boyut, diğeri de metafiziğe kapalı, fizik dünyaya dönük seküler, pozitif boyuttur. Normatif olan kutsal kitaplardan, poziti alan da Yunan ve Roma'dan beslenir. Bugün bütün ülkeleri etkisine alan Batı dünyası 'medeniyet'in aşkın boyutunu, seküler boyut içinde eritip yok etmiştir.

*

Yirmibirinci Yüzyıl'ın Batı'yla birlikte bütün dünya için yaşanır kılınabilmesi, medeniyet'in metafizik boyutunun ağırlık kazanmasına bağlıdır. Medeniyet'in aşkın boyunutun temsilcisi de Museviler, Hristiyanlar ve Müslümanlar'dır. İslam dini İbrahim'i dinlerin en sonda gelip,ancak en başta olanıdır. İslam'sız İbrahimi dinler süreklilikle birlikte bütünlüklerini de yitirir.

*

Avrupalılar'ın yeni yeni keşfetmeye başladıkları gibi, Batı kültürünün ana kaynaklarından biri İslam'dır.

*

Avrupa kültürü Yunan ve Roma yanında İbrahimi dinlere dayanır.

*

Medeniyetin zengin metafizik boyutu kutsal kitaplardan beslenir.

*

Ademoğulları inananları ve inanmayanlarıyla iki ana millettir.

*

İnanan büyük çoğunluk Habiloğullarının başkenti Kudüs'tür

*

İnanmayan küçük azınlık Kabiloğullarının başkenti Atina'dır.

*

İbrahim Milleti her zaman savaş karşıtı barış yanlısıdır.

*

Nemrut Milleti ise barış karşıtı savaş yanlısı olmuştur.

*

Dünya barışı için insanlık kutsal kültüre dönmelidir.

*

Seküler Batı dünyayı kan denizine dönüştürmüştür.

15 Ağustos 2017, 18:20

YENİ BASKISI YAPILAN "HİCAZ'DAN ENDÜLÜS'E" KİTABIMIZDAN ELHAMRA SARAYINI ANLATAN BİR SAYFA

================================================= "Gırnata'nın en eski mahallelerinden biri olan Elbeycin'de dolaşırken kendinizi Bursa'da ya da Cidde'de bir Müslüman mahallede bulursunuz. Endülüs'te dolaşırken, bunca yıkıma rağmen kendinizi Müslüman bir ülkede sanırsınız.

*

Paris'te ve Londra'da dolaşırken hiçbir şey bize yakın değildir. Ama Gırnata'da herşey size gülümser. Yahya Kemal Gırnata'yı, bir kere görüldükten sonra sürekli hatırlanacak şehir olarak nitelendiriyor.

*

Gırnata, Endülüs kentlerinin alnı karlı dağlara kadar yükselen beyaz duvaklı gelini.İspanya'nın neresine giderseniz gidin, en güzel yapıların müslümanların egemenliği döneminde yapılmış olduğunu görürsünüz.

*

Elhamra'nın güzelliği önünde nefesi kesilmeyecek hiç kimse olamaz. Eğitim düzeyi ne olursa olsun herkes onun karşısında adeta büyülenir.

*

İspanya, gerçekten Hıristiyan ve Müslüman kültürlerinin birbiriyle çatıştığı, savaştığı ve hesaplaştığı coğrafya olmuş. Her iki kültür birbiri üzerinde yapıcı ve yıkıcı etkiler yapmış.

*

Türklerin Balkanlar'da beş yüzyıl süren hesaplaşmasını, Araplar İspanya'da 781 yıl sürdürmüşler. Sonunda her ikisi de çekilmek zorunda kalmış. Araplar Kuzey Afrika'ya, Türkler Anadolu'ya çekilmişler.

*

Kültürde üstünlüğünü gösteremeyen bir medeniyetin, ekonomide başa güreşmesi mümkün değildir.

*

Elhamra, adını üzerine güneşin son ışıkları düşerken aldığı "nar" renginden almış.

*

İslam bir su uygarlığı.. Endülüs'te rengarenk gülleri, havuzları ve tatlı sesli fıskiyeleriyle bahçeler başlı başına bir dünya.

*

Ve gül, su ve havuzun böylesine ayrılmaz bir bütün oluşturduğu bir kültür Avrupa'da başka bir ülkede görülemez.

*

Fransız Fizikçi Piere Curie: "Endülüs'ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyorduk", diyerek Hıristiyanlar adına hayıflanmaktadır.

*

Kurtuba Camisi bir uygarlıkla birlikte koskoca bir Endülüs'ün gömüldüğü devasa bir anıt gibidir.

*

Elhamra'yı gezerken hüzünle doluyorum. Hüzün güzel yol göstericilerdendir.

*

Hüzün merhametin kardeşidir. Hüzünlenmeyende merhamet yoktur.

*

Müslümanların ne kadar derin, ne kadar ince, ne kadar duygulu bir hayata sahip oldukları Elhamra'nın her köşesinde açıkça gözleniyor.

*

İspanyol Müslümanların hepsi pırıl pırıl, İspanya'nın Endülüs dönemine özlem ve sevgiyle bakıyorlar.

*

İspanyol Müslümanlar, beş yüz yıl süren bir baskı ve korku döneminden sonra Avrupa için yeni bir umut olarak doğuyor.

*

Batı gibi "kutsal kültür"den arınmış bir dünyanın varlığını yüzyıllarca sürdürmesi mümkün değildir.

15 Ağustos 2017, 22:55

Fred Dallmayr'ın vurguladığı gibi:Dünyada insanlar ya Kudüs vatandaşı ya da Atina vatandaşıdır.Amerika'nın…

Fred Dallmayr'ın vurguladığı gibi:Dünyada insanlar ya Kudüs vatandaşı ya da Atina vatandaşıdır.Amerika'nın öncülüğünde Batı dünyası bütün ülkeleri silah zoruyla Atina vatandaşı olmaya zorluyor.Bunun için dünyada ve Ortadoğu'da savaş içinde savaşlar birbirini izliyor.

16 Ağustos 2017, 11:31

DÜNYADA EĞİTİM SEVİYESİ DÜŞÜK HİÇBİR ZENGİN ÜLKE OLMAZ

========================================================= Sabahattin Zaim Üniversitesinin kurucusu, İlim Yayma Cemiyeti bir sivil toplum kuruluşu olarak, Anadolu insanının eğitim ve kültür dünyasına katkıda bulunan kurumların başında gelir. Bir ülkenin gelecekteki başarısı, bugünden eğitime yaptığı yatırımlara bağlıdır. Dünyanın hiçbir yerinde eğitim seviyesi düşük, ancak üretim gücü yüksek bir toplum yoktur.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, üretim gücünü büyütmek bir sermaye işi değildir. Bu gerçeğin bilincinde olan bütün kurum ve kuruluşlar,kaynaklarını Türk toplumunun eğitim ve kültür seviyesini artırma yolunda değerlendirmelidir.Uzun dönemde eğitime yapılan yatırımdan daha yüksek getirili bir yatırım yoktur.

*

Uzaklık ve yakınlık farkının ortadan kalktığı bir dünyada ülkeler arasındaki sınırlar gibi, eğitim kurumları arasındaki sınırlar da önemini büyük ölçüde yitirmiştir. İletişim ve etkileşim teknolojisindeki son yıllarda ortaya çıkan gelişmelerle, dünya kapısız ve duvarsız bir "açık üniversite"ye dönüşmüştür.

*

Dünyada "Sağcı"lar ve "Solcu"lar,"Yoksul"lar ve "Zengin"ler değil, dünyadaki gelişmelere ayak uyduranlarla, ayak uyduramayanlar savaşıyor. Bu savaşta belirleyicilik,büyük ölçüde ülkelerin silahlı güçlerinden silahsız güçlerine kaymıştır.Ülkelerin esnek gücünü oluşturan silahsız güçlerinin başında,bilgiyi bilgeliğe dönüştüren bilgeler yetiştiren üniversiteler gelir.

*

Bütün dünyada üniversitelerin görevi eğitim seviyesini yükselterek, üretim güçsüzlüğünün üstesinden gelmektir.Dünyanın bütün ülkelerinde mesleksizlik ve işsizlik eğitim seviyesinin düşüklüğünden kaynaklanır.Bunun için bütün ülkeler kaynaklarının önemli bir kısmını ilk okuldan üniversiteye eğitime ayırmaktadır.

*

Anadolu insanı için eğitim söz konusu olduğu zaman akan sular durur.Bu yüzden Anadolu'da kalem tutan eller her zaman saygı ve sevgiyle karşılanır.Alın teri,göz nuru,el emeğiyle beslenen girişim, akıl ve üretim gücüne büyük önem verilir.El açan insanlar olmaya değil,el açılan insanlar olmaya büyük özen gösterilir.

*

Anadolu'da bir insan için, elinin emeğine dayanmaktan daha erdemli bir iş yoktur. Bunun için, Osmanlı sultanları bile, "Hazine"ye bel bağlamazlar, ellerinin emeğiyle geçinmek için her biri bir meslek sahibi olmaya da çalışmıştır.

*

Abdülhamit usta bir marangozdu. Yıldız Sarayı''na örnek bir atölye kurmuştur. Anadolu kültürüde hiç kimse,karşılıksız başkalarından birşey istemeyi aklından bile geçirmez. Çünkü "yardım alan, emir de alır". Dünyanın hiçbir yerinde yardım isteyenlerin saygınlığı olmaz. Bu yüzden, Özal iktidar olur olmaz, "Batı''dan yardım değil, ticarette ortaklık istiyoruz" demiştir.

*

Ekonomi ve üretim kültürünün temellerini öğrenmek herkesin görevidir. Bunun için,doktora artık okula yapmaya gerek yoktur. Şehirler gibi, evler de birer okula dönüşmüştür. İnternet bütün bilgi kaynaklarını eve taşımıştır. İnternette öğrenmenin sınırı yok. Günün her saatinde internetten yararlanılabilir.

*

Genel kültürün kazanılmasında temel eğitim kurumlarının yerine internet geçiyor. Bilgi toplumunda her aile bir işyeri olduğu kadar, aynı zamanda da bir okul olmak zorundadır. Eğitim ve ekonominin odak noktasında bundan böyle aile olacaktır.

*

Üniversitelerde öğrenciler ödevlerini kütüphanelerden daha çok internetten yararlanarak hazırlıyor. Bütün öğrenciler çalışmalarını bilgisayarla yazıyor. Okulların bir çoğunda sınırsız internet bağlantısı var. Öğrenciler ders dışı saatlerini bilgisayar odasında geçiriyor.

*

Türkiye'deki bütün sivil toplum kuruluşları kaynaklarını lisans ve lisans sonrası eğitime kaydırmak zorundadırlar. Hiç kimsenin kaynakları sınırsız değildir. Ancak herkesin elindeki kaynakları verimli bir biçimde değerlendirmesi gerekir.

*

Üniversitelerde bütün yetitişen başarılı girişimci öğrenciler Türkiye'nin kültür ve ekonomisine yeni boyutlar kazandıracaklardır.

*

Ülkelerin üretim güçsüzlüğünün üstesinden iş arayan gençler değil,iş kuran gelir.

*

Anadolu'da denildiği gibi:"Her insanın gönlünde bir arslan yatar."

*

Eğitim insanların gönlünde yatan aslanları uyandırmaktır.

17 Ağustos 2017, 12:18

DÜNYADA İYİ DOĞAL AFET OLMADIĞI GİBİ İYİ SAVAŞ DA YOKTUR

======================================================= Ölümden sonra dirilişi yok sayan, ölüm karşısında, susan seküler kültür, ölümü hayatın dışına atmak için, elinden geleni arkasına bırakmıyor. Seküler kültürle yoğrulan yaşama biçiminde, ölümler aile ortamından hastane ortamına taşındı. İnsanların ölüm yokmuş gibi yaşamaları için, mezarlıklar dünyanın her yerinde, yerleşim alanlarının dışında, kimsenin görmediği alanlarda, kendilerine yer bulabiliyor.

*

Kültürden, sanattan ve hayattan ölümün izlerinin silinmeye çalışılması, hayatın anlamıyla birlikte yaşanırlığını da yok ediyor. Oysa ölüm hayatın, hayat ölümün birbirinden ayrılmaz iki ayrı yüzüdür. Ölüm hayatın değişmeyen gerçeğidir. Ölümü güzelleştiremeyenler, hayatı güzelleştiremez. Nerede ve nasıl geleceği bilinmeyen ölümü güzelleştirmek için, herkesin her yerde, ölümü beklemesi gerekir.

*

Bütün dünyada savaşlar,kasırgalar depremler,ölümün bütün ülkelerde, hayatın ayrılmaz bir yüzü olduğunu gösterir. Bir anda yerde bir olan şehirler, enkaz altından günler sonra sağ olarak kurtarılanlar ve doğal afetlar ve savaşlarla ellerindeki zenginlikleri yitirenler,bütün dünyanın dikkatlerini üzerlerine çeker. Çünkü doğal afetler,savaşlar gibi, kısa zamanda ölümü bütün dünyanın gündemine taşır.

*

Doğal afetler etkilerini gösterdikleri ülkelerle birlikte başka ülkeleri de sarsar. Afetlerde ve savaşlarda ölenler, yaşayanlara ölümün çok uzaklarda olmadığını hatırlatır. Bir insanın kurtarılmasının, bütün insanlığın kurtarılmasına eşdeğer olduğunun bilincine savaşlarla birlikte doğal afetlerle varılır. Bunun için, dünyanın neresinde bir doğal afet olursa, bütün ülkelerin yardım kuruluşları, ölümden bir insanı kurtarmak için yarışır.

*

Doğal afetlerde can kayıplarına karşı gösterilen duyarlılık, savaşlardaki yaşlı, kadın ve çocuk ölümlerine karşı da gösterilir. Düzenli orduların savaşlarının yerine, dağınık,küçük terör gruplarının intihar saldırılarının geçtiği bir dünyada, bir insanın hayatının kurtarılması, bütün insanlığın geleceği için, çok büyük önem taşır. Dünyadaki her ülke, deprem enkazından canı kurtarır gibi, terör estiren çatışmalardan insan kurtarmak için, bütün gücüyle yarışmalıdır.

*

Dünyada her gün savaşlarda, doğal afetlerde ve trafik kazalarında binlerce insan hayatını yitirmektedir. İnsan hayatının ne kadar önemli olduğunu ve onun yerini hiçbir varlığın dolduramayacağını anlamak ve anlatmak için, bütün insanlık seküler kültürün değerlerinden önce kutsal kültürün değerlerine sarılmalıdır.

*

Ölümü hayatın dışına atan seküler kültürde, ölümün anlamlı kılınması ve doğallığını koruması mümkün değildir.

*

Kutsal kültürde nokta kadar iyiliğin ve nokta kadar kötülüğün hesabı mutlaka sorulacağına inanılır.

*

Bir insanı öldürenler bütün insanlığı öldürürler.Bir insanı kurtaranlar bütün insanlığı kurtarırlar.

*

İyi doğal afet olmadığı gibi iyi savaş da yoktur.

*

En güzel ölüm doğal ölümdür.

*

Öldüren öldürülür.

18 Ağustos 2017, 11:45

TERÖRÜ BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜREN BİLGELER ÖNLER

================================================== Ülkeler arasındaki uzaklık ve yakınlık farkının, önemini yitirdiği bir dünyada, ordularıyla Amerika'nın Irak'ı, Rusya'nın Suriye'yi işgale kalkışması,terörün bir salgın hastalık gibi bütün dünyaya yayılmasına yol açtı.Şam ve Bağdat'ın ortasına bomba yüklü bir uçak gibi düşen Rusya ve Amerika savaşı Müslüman ülkelerin başkentlerinden Avrupa ülkelerinin başkentlerine taşıdı.

*

Terör Camus'nün ve Veba romanında anlattığı,öldürücü bir hastalık gibi her gün yüzlerce insanın hayatını karartıyor. Amerika, Rusya ve İsrail'in orantısız güce başvurmaları, direniş hareketlerine, terörden başka çıkış yolu bırakmadı. Ortadoğu'yu işgal etmeye kalkışanlar, terörle dört bir tarafından kuşatıldılar. Dünya Türklerin Ergenekon'dan çıkışlarında buldukları yol gibi, terör kuşatmasından bir çıkış yolu bulmak zorundadır. Terör dünyayı tehdit eden bir koleradır,bir vebadır.

*

Terör kuşatması altındaki dünya, ateş çemberi içindeki akrep gibi, ya bir çıkış yolu bulacak, ya da kendi kendini yok edecektir. Dünyada derin bilgi ve köklü bilgelik adına ne varsa, hepsi terörün oluşturduğu ateş çemberinin dışında kalmıştır. Dünyayı terör kuşatmasından, terörün ateş çemberinden insanlığın büyük bilgeleri kurtaracaktır. Dağların zirveleri nasıl bir birlerini görür ve bilirlerse, dünyanın gelmiş geçmiş büyük bilgeleri de birbirlerini sever ve sayarlar.

*

Görünmeyen dünyanın bilgeleri ne kadar büyükse, görünen dünyanın bilgeleri de o kadar büyüktür. Her iki dünyanın büyükleri ise, hepsinden büyüktür. “İkiliği bir yana bıraktım gördüm ki, her iki dünya da birdir” diyenler,bilgiyi bilgeliğe dönüştüren büyük bilgelerdir.Terörden kurtulmanın yolları ve yöntemleri onların güncelliğini hiç yitirmeyen kitaplarında ayrıntılı olarak tartışılmıştır.

*

Güvenlik Konseyi'nin beş üyesi arasındaki soğuk savaşın, Ortadoğu'da sıcak savaşa dönüşmesi, direniş hareketlerine intihar saldırıları gibi, hiçbir dinde yeri olmayan, ölüm saçan, dehşet verici yeni yöntemler kazandırmıştır. Avrupa'nın yabancısı olmadığı, Ortadoğu'da süreklilik kazanan intihar saldırıları, Doğusu ve Batısıyla, bütün bir dünyayı, bir anlam ve bir değer krizine sürüklemiştir.

*

Birbirini izleyen ekonomik, siyasal ve kültürel krizler ve intihar saldırılarıyla, sarsılan dünya; doğmuş ve doğacak, bütün Ademoğullarına kardeşlik bilinci kazandıracak, bir saygı, bir sevgi, bir barış devrimi bekliyor.

*

Beklenilen devrim, “Yeni sözler söyleme,her gün yeniden doğma” devrimidir. Aydınlanma döneminden bu yana, bütün dünyada sürekli tekrarlanan sözler, tedavülden kaldırılan paralar gibi, bütünüyle geçerliliğini yitirmiştir.

*

Bilgelerin kitapları,tarih içinde bulanmadan donmadan akan Kutsal kitapların,yeniden yorumlanması,yeni açılımlar kazanması,yeni boyutlarla zenginleştirilmesidir.

*

İnsanlığın ataları Adem ile Havva'nın yitirdikleri Cennet'in yol haritası kutsal kitaplardadır.

*

Kutsal kitaplar ölümsüzlük denizini oluşturan,sahilleri olmayan bilgi ve bilgelik kaynağıdır.

*

Kur'an bütün kutsal kitapların en sonda geleni,ancak en başta olanıdır.

*

Kutsal kitaplarda ele alınmamış ve tartışılmamış bir konu yoktur.

*

Barış ve adalet el ele birlikte yürür ve iç içe birlikte inşa edilir.

*

Savaşın kartallarını üstesinden barışın güvercinleri gelir.

*

Dünya ırmakların denizi araması gibi barışı aramalıdır.

*

Dünyada terör savaşla değil barışla önlenir.

*

Kan dökenler teröre yataklık yapar.

*

Hayat tekrar yaşanmaz.

*

Bir hayat bin hayattır. kanı dökülür. Terörün bütün dünyayı saran ateşini Kutsal Kitaplar söndürür.

*

*

Mevlana “gebe bırakan söz”ün en büyük ustasıdır.

*

Terörün ateş çemberini Mesnevi parçalar.

*

Mesnevi keramet değil feragat kitabıdır.

18 Ağustos 2017, 22:57

İbn Haldun'un vurguladığı gibi:"Mağluplar galipleri taklit ederler."

İbn Haldun'un vurguladığı gibi:"Mağluplar galipleri taklit ederler." Ancak hiçbir taklit aslının yerini tutmadığı gibi,coğunluk tarafından da benimsenmez.Yapılması gereken Mevlana'nın benzetmesiyle, bir pergel gibi,sabit ayağı kendi kültüründe tutarak,değişen ayağıyla bütün kültürleri dolaşmak ve aşmaktır.Bunun yönetim bilimlerinde karşılığı glokalleşmektir.Yani,lokal düşünüp,global davranmaktır.Yeni dünya glokalleşleşenlerin dünyasıdır.Yani,lokal düşünüp,global davranmasını bilmektir.

19 Ağustos 2017, 10:08

KIZIL ELMA BÜYÜKLÜĞÜ TOPRAK BÜYÜKLÜĞÜNDEN DAHA ÖNEMLİDİR

=========================================================== Ülkelerin siyasal sınırları dış politikaları, ekonomik sınırları ise, iç politikalarıyla çizilir. Ülkelerin dış politikalarında, devletin askeri gücü etkiliyken, iç politikalarında milletin üretim gücü etkilidir. Her ülkenin üretim gücü, siyasal sınırlardan daha çok ekonomik sınırlara dayanır. Siyasal sınırlar istenildiği zaman, istenildiği kadar genişletilemez. Buna karşılık, bir ülkenin ekonomik sınırlarında sınır yoktur, sürekli değişir.

*

Üretim gücünün büyütülmesi, çift yönlü bir süreçtir. Bir ülke, başka bir ülkenin üretim gücüne katkı yapmadan, kendi üretim gücüne katkı yapamaz. Her ülke için iyi olmayan bir üretim, hiçbir ülke için iyi olmaz. Dünya barışının güvencesi, siyasal sınırların silahlı güçleri değil, ekonomik sınırların silahsız güçleridir. Silahsız güçlerin başında, bütün ülkelere bir gözle bakan, ürün, hizmet ve bilgi üretmenin öncüsü ve ustası kurum ve kuruluşlar gelir.

*

Uzaklık ve yakınlık farkının ortadan kalktığı Yirmi birinci yüzyılda, üretim gücüne yeni boyutlar kazandırmak için yarışmayan ülkeler, tüketim kültürüne yeni boyutlar kazandırmak için yarışır. Bunun için, tarihin her döneminde, üreten eller tüketen ellerden üstün görülmüştür. İster ürün, ister hizmet, isterse bilgi üretimi olsun, üretim sürecinde girdiler alınır, çıktılar verilir. Üretim süreci, bir alış ve veriş süreci olmaktan daha çok bir veriş ve alış sürecidir. Üretimde verenler alırlar, alanlar verirler.

*

Veriş ve alışın olduğu yerde savaş değil, barış vardır. Savaş ortamında kazançlar tek yönlüyken, barış ortamında kazançlar çift yönlüdür. Kazandıranlar kazanır, kazananlar kazandırır. Kazandırma ve kazanma sürecinde, en önemli, en güçlü ve en etkili sermaye dürüstlüktür. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde en güzel meyvalar, dürüstlüğün ağacında yetişir. Üretim dünyasında meyvası para olan ağaç yoktur. Bunun için, Anadolu''da ''Para sokaktan toplanılmaz'' denilir. Para akıl terinin ve el gücünün ödülüdür.

*

Bir ülkenin siyasal sınırları dışında yaşayan soydaşları, o ülkenin diasporasını oluşturur. Diasporalar, ülkelerin siyasal sınırlarını aşmada, ekonomik sınırlarını genişletmede, önemli bir görev yüklenir. Onlar ülkeler arasında ekonomik, siyasal ve kültürel köprüler kurar. Anadolu insanı, doğduğu şehirler kadar doyduğu şehirlere de önem verir. Kare dünyanın ekonomisinde, uzaklık yakınlık farkı gibi, gece gündüz farkı da yoktur. Bir şehirde olan her şehirde olur.

*

Yirminci yüzyılın başında ''Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan'' diyen Ziya Gökalp'ın rüyası, aynı yüzyılın sonunda gerçekleşti. Artık Turan ne Asya'dır Türklere, ne Avrupa. Turan, büyük çarşıya dönüşen, kare düz dünyadır.

*

Dünya ülkeleri, Turan ülkeleridir. Kore, Macaristan ve Finlandiya'da olmak için, kare dünyanın her köşesinde olmak gerekir. Ay büyümezse küçülür.

*

Sınırsız kare dünyada, aynı anne ve babanın çocukları birbirlerine üstünlük taslamadan, herkes birbirine saygı ve sevgi göstermek zorundadır.

*

Yirmi birinci yüzyılda insan, toprak, su ve para boş durması istenmez.

*

Yeni yüzyılda ordu milletlerin yerine girişimci milletler geçmiştir.

*

Dünyada toprak büyüklüğü değil hedef büyüklüğü önemlidir.

*

Yeni yüzyıl ordulardan önce girişimcilerin dünyasıdır.

*

Yeni yüzyılın yeni fatihleri simyacı girişimcilerdir.

20 Ağustos 2017, 22:30

DÜNYADA EN İYİ ANAYASA EN ÇOK MİLLET DİYEN ANAYASADIR

===================================================== Batı''nın seküler kültürü içinde yeni boyutlar kazandırılan, bugünkü “Çoğulcu Demokrasi” ve “Pazar Ekonomisi”nin, bütün dünyada üç yüzyılı bulmayan bir tarihi vardır. Onların temelleri, bir ölçüde Aydınlanma döneminde tartışıldıkları için, kutsal kitapların kavramlarından daha çok değerlerine dayanır. Bu yüzden, hem demokratik yönetimin, hem de pazar ekonomisinin hukuki ve ekonomik yapısı dünya ölçeğinde kabul görmüştür.

*

“Sovyetler Birliği”nin dağılmasıyla, demokratik kültürle ekonomik kültür arasındaki yardımlaşma ve dayanışmanın, sanıldığından çok daha büyük olduğu ortaya çıktı. Dayatmacı yönetimlerden, demokratik yönetimlere geçemeyen ülkelerin, ürün, hizmet ve bilgi üretim güçlerini büyütmede, büyük bir başarısızlığa uğradıkları görüldü.

*

Dünyadaki ve Türkiye''deki ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin kaynağında, demokrasi ve pazar mekanizmasının kurum ve kurallarına meydan okuyan, dayatmacı güç odakları vardır. Onların, demokrasi ve pazarın işleyişine yaptıkları her müdahale, dünyanın kültürel, ekonomik ve siyasal yapısında büyük ve onulmaz yaralar açmaktadır.

*

Güç odaklarını ve dayatmacı yapıları tasfiye edemeyen yönetimlerin elinde, demokratik mekanizma gibi, pazar mekanizması da işlemez hale gelmektedir. Kaynakların pazar güçlerinden daha çok devlet güçleri tarafından dağıtılması, ülkelerin gelir ve giderlerinde büyük dengesizliklere yol açmaktadır.

*

Doğu ülkelerinin kurum ve kuruluşları, üretimden önce tüketimde Batı ülkeleriyle yarışarak,ülkelerini görülmedik biçimde yoksullaştırdılar.Dünyanın her yerinde, dayatmacı güç odakları, toplumun üretim gücünü büyütmenin değil, kaynaklarını paylaşmanın peşindedir.

*

Demokratik mekanizmanın işlemediği ülkelerde pazar mekanizması da işlerlik kazanamaz.Dünyadaki demokratik yapının dışındaki dayatmacı güçler, demokratik mekanizmayla birlikte pazar mekanızmasının işleyişini büyük ölçüde aksatmaktadır.

*

Türkiye de “daha az devlet, daha çok millet” diyerek, en kısa zamanda “devletci anayasa”yı “milletci anayasa”ya dönüştürmelidir. En iyi anayasa “en az devlet” ve “en çok millet” diyen anayasadır.

*

Anayasa toplumun güvencesi olmalıdır.“Çoğulcu Demokrasi” ve “Pazar Ekonomisi”, bütün kurum ve kurallarıyla, hukukun üstünlüğü savunan anayasaya dayanmalıdır.

*

Anayasa gücünü milletten, devlet de gücünü anayasadan almalıdır.

*

Hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu ülkelerin milleti güçlüdür.

*

Bütün güçlü yönetimler hukukun üstün olduğu yönetimlerdir.

*

Hukukun üstün olmadığı ülkede üstünlerin hukuku olur.

*

Devletin gücü hukuku düzenleyen anayasadan gelir.

*

Hukuku devlet uygular güvencesi devlettir,

*

Adaleti sağlamak devletin görevidir.

*

Adil devlette millet üretici olur.

21 Ağustos 2017, 10:43

Değerli Akademisyen Doç.Dr

Değerli Akademisyen Doç.Dr. Ali Türkmenoğlu ile hayatta ya öğrenen ya da öğreten olmanın,düşünce ve eylem dünyasına kazandırdığı yeni açılımları birlikte düşünce alışverişinde bulunarak gördük.Dünyada hem kişisel hem de kurumsal alanda,Yunus gibi,her an yeni olmasını bilenler, Peter Senge'nin "Beşinci Disiplin" kitabında ayrıntılı olarak anlattığı gibi öğrenmesini öğrenenlerdir.Facebook arkadaşlarından öğrenmesin öğrenmek isteyenlere geniş bir alan açıyor.Teşekkürler Türkmenoğlu, teşekkürler Facebook çalışanları.