Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Mayıs 2018

18 yazı

2 Mayıs 2018, 15:49

AVRUPA VE AMERİKA KENTLERİ YENİ SARI SALTUKLAR BEKLİYOR

======================================================== Amerika Irak'ta, Fransa Libya'da, Rusya Suriye'de, doğal kaynak zengini İslam dünyasının, ekonomik, siyasal, kültürel dengelerini altüst ederek, Avrupa'yı Ortadoğulaştırdı. Avrupa savaşan Doğu ve Batı'nın “Yeni Filistin”idir. Batı dünyasının çözüm kaynağı olmasını beklediği silahlı güçleri, Ortadoğu'da sorunları büyüten çözümsüzlük kaynağı oldu. Geçen yüzyılın askeri yöntemleriyle, gelen yüzyılın siyasal sorunlarının çözülemeyeceği, savaşan dünyada Doğu ve Batı tarafından açıkça görüldü.

*

Savaşlarla düşünme gücünü yitiren Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri, sınırlara rastgele döşenmiş mayınlara dönüştüler. Onları nerede, nasıl tepki verecekleri belli olmayan, çözümsüzlük peşinde koşan, yeteneksiz ve yetersiz yöneticileriyle, sorunları daha da derinleştirdiler. Ortadoğu'ya uçak gemilerinden barış ihraç etmeye kalkışan Amerika, Ortadoğu'dan dünyaya savaş ithal etti. Amerika'nın kendine barışı Ortadoğu'da savaş oldu. Batı'nın tek beden barış ve demokrasisi, Ortadoğu ülkelerinin farklı bedenlerine uymadı. “Tek beden herkese uymaz.”

*

Savaşan Ortadoğu ve Filistinleşen Avrupa'da barışın mimarları, Yirmibirinci yüzyılın Sarı Saltuk'ları olacaktır. Ortadoğu'nun ekonomik, Avrupa'nın da kültürel bir “Sarı Saltuk” misyonuna ihtiyacı vardır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Almanya, İngiltere, Amerika ve Rusya'nın harabeye çevirdiği Avrupa, nasıl “Marshall Planı” ile yeniden inşa edildiyse, “Sarı Saltuk Yeni Barış Misyonu”yla, oluşturulacak bir “İbn Haldun” yatırım fonu da, altyapı ve sanayisi tahrip edilen İslam dünyasını yeniden inşa etmelidir. Ortadoğu Anka kuşu gibi, küllerinden yeniden doğmasını başarmalıdır.

*

Sarı Saltuk Amadolu, Balkanlar ve Kırım'da yaşamıştır. Selçuklular döneminde, onun öncülüğünde Türkler, 1260'lı yıllarda hiç savaşmadan Anadolu'dan Balkanlara geçerek, Dobruca bölgesine yerleşmişler. Değişik kaynaklarda Sarı Saltuk'un Japonya'dan Portekiz'e hiçbir ayrım gözetmeden, bir barış ve sevgi misyonuyla, herkesin yardımına koştuğu anlatılmaktadır. Bilgi ve bilgeliğiyle, büyük çekim merkezleri oluşturan Sarı Saltuk'un, bulunduğu ülkelerin hepsinde, adına inşa edilmiş onlarca türbe ve makam vardır.

*

Sarı Saltuk'un misyonu savaş değil barıştır. Onun işi hayatı zorlaştırmak değil kolaylaştırmaktır. Anadolu'da onun geleneğini yaşatanların başında Barak Baba, Tapduk Emre ve Yunus gelir. Nasıl Sarı Saltuk Balkan şehirlerini sevgiyle dönüştürdüyse, Yunus da Anadolu şehirlerini sevgiyle dönüştürdü. Onlar çevrelerinde oluşturdukları barış havzalarıyla, şehirlerin değil, gönüllerin fatihi oldu. Onlar bellerinde kılıç değil, ellerinde gül taşıdı. Onların medeniyeti gül medeniyetidir.

*

Sarı Saltuk Balkanlar'da Yunus Anadolu'da, gül bahçesi türbe ve makamlarıyla, barışın mimarı oldu. Onların yüklendiği yeni barış misyonu: Öldürmek değil yaşatmaktır, sınır kapılarını kapatmak değil sonuna kadar açmaktır, ayrımcılık yapmak değil birleştirici olmaktır.

*

Ülkeler savaşa, nerede durulması gerektiği bilen, barış tutkunu erdemli liderler tarafından değil, nerede durulması gerektiğini bilmeyen, iktidar tutkunu erdemsiz yöneticiler tarafından sürüklenir.

*

Erdemli liderlerin elinde kömür elmasa dönüşürken, erdemsiz yöneticilerin elinde elmas kömüre dönüşür.

*

Dünyada “Yeni Sarı Saltuk Misyonu” bütün savaşları barışa dönüştürmektir.

*

Ülkeleri doğal kaynak kıtlığı değil, erdemli insan kıtlığı yıkar.

*

Sarı Saltuk tek başına bir “Barış Üniversitesi”dir.

9 Mayıs 2018, 11:53

FAİZ EKONOMİNİN TEMELİNE KONULMUŞ BİR DİNAMİTTİR

Bu yazı daha önce 03.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================= Seküler Batı dünyasının, para ticaretiyle inşa ettiği finansal zenginliğin kaynakları bir bir dinamitlenmektedir. Bankalar, sigorta şirketleri ve yatırım fonları, öz sermayelerini kat kat aşan borçlarının altında ezilmişlerdir. Çok katlı büyük binalar, alışveriş merkezleri ve geniş fabrika binaları tek tek boşalmaktadır. Faizin yol açtığı finansal çöküntünün etkileri, her alanda görülmektedir.

*

Amerika''nın, yüksek riskli yatırım fonlarıyla bütün dünyadan topladığı ve ekonomisi hızla büyüyen ülkelere dağıttığı finansal kaynaklar, dolaşımdaki hız ve yoğunluklarını yitirmişlerdir. Çünkü türev finansal ürün pazarlarında, zincirleme birbirini büyüterek, bir gökdelen gibi, göklere isyan edercesine yükselen işlemleri durmuştur. Büyük ölçüde kırılgan olan yapı çökmüştür. Emme ve basma pompa gibi çalışan New York''un para makinası yakıtsız kalmıştır.

*

Yeni yüzyılda Müslüman iktisatçıların görev ve sorumlulukları artıyor.Ürün ticaretinden daha çok para ticaretine odaklanan seküler Batı ekonomisi, kutsal kültürün ekonomiye getirdiği ilkelerle denetilmezse, dünyada ekonomik ve kültürel krizlerin önünü, hiçbir ülke, hiçbir uluslararası kuruluş alamaz. Kutsal kültüre bütünüyle kapalı seküler kültür, dünyadaki ekonomik dengesizlikleri giderme, silahlanma yarışını önleme ve uluslararası barışı sağlama gücüne sahip değildir.

*

Dünya barışına giden yolu açmak, Müslüman aydınlara düşüyor. Sınırların önemini yitirdiği bir dünyada ürün, sermaye ve bilgi dolaşımının, kutsal kültürden kaynaklanan evrensel ilkelerle denetilmesi, büyük önem kazanmıştır. Bu ilkelerin başında, paradan para kazanmaya giden bütün yolları kapatan faiz yasağı gelmektedir.

*

Faiz tarih boyunca ekonominin temeline konulan bir dinamit olarak görülmüştür. Bu yüzden, yalnızca İslam''da değil, bütün kitaplı dinlerde, para ticaretine karşı çıkılmıştır.Para alınıp satılan bir ticari ürün değil,ticareti kolaylaştıran bir araçtır.

*

Her bilim gibi, ekonominin bir normatif bir de pozitif alanı vardır. Seküler kültür ekonominin normatif alanını yok sayarak, bütün insanlığın faiz yasağı gibi, ortak ekonomik ilkelerini, bütünüyle yürürlükten kaldırmıştır.

*

Yalnızca kazanç peşinde koşan finansal sermaye, daha çok kazanmak için, faize dayalı yüzlerce karmaşık finansman yöntemi geliştirmiştir.

*

Kutsal kültürün fiziği, kimyası ve matematiği yoktur. Ancak kutsal kültüre dayanan ekonomi, sosyoloji ve tarih vardır.

*

Kutsal kültür ekonominin temeli olan paraya değil paranın ticaretine karşıdır.

*

Sağlam para ekonominin temelidir.

9 Mayıs 2018, 11:55

EKONOMİ PARADİGMASINDAN EKOLOJİ PRADİGMASINA GEÇMEK

Bu yazı daha önce 08.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ekonomizm yüzyılında, dünyanın geleceğini küresel tüketiciler belirleyecektir. Onlar toplu taşıma araçlarını, kağıt ve plastik ambalaj malzemeleriyle satılmayan ürün ve hizmetleri tercih ederek, dünya ölçeğinde büyük bir hız ve yoğunluk kazanan Ekonomizm''in hayat kaynaklarını kurutabilirler. Aslında dünyanın her yanındaki tüketicilerin, pahalı ambalaj malzemeleriyle satılan ürünlerden uzak durmaları, yaşanılan hayatı zenginleştirerek, yeni açılımlar kazandırır.

*

Dünyanın her ülkesinde tüketiciler, hiç ölmeyecek gibi tüketmek yerine hemen ölecek gibi tüketseler, dünyadaki tüketim çılgınlığı böylesine iler iboyutlara ulaşmazdı. Ölümcül hastalıklara yakalanan insanlar, ömürlerinin geri kalan kısımlarını avm''larde değil, gönüllü hizmetlerde geçirmek isterler. Onlar her günlerini, son günleri gibi, öğrenme ve öğretme alanlarında değerlendirmeyi, herkesten çok daha iyi bilirler.

*

Tüketim çılgınlığı, ister Doğu''da, isterse Batı''da olsun, bütün ülkelerde Ekonomizm''in değirmenine su taşıyan en büyük ve en etkili kaynaktır. Çünkü Ekonomizm''de, Benjamin Franklin''in dediği gibi: “Bir insan ne kadar fazla şeye sahipse, o kadar daha fazla şey ister. Para bir boşluğu doldurmak yerine yeni bir boşluk doğurur.” Tüketim de para gibi, bir ihtiyacı gidermekten daha çok yeni bir ihtiyacın kapılarını açar.

*

Ele geçirilen zenginliği büyütmek için Ekonomizm, hiçbir ilke ve hiçbir sınır tanımamaktır. Ekonomizm hayatın yaşanırlığını yok etmekle kalmıyor, bütün insanları, bedelsiz ürünler dağıtan büyük bir avm gibi gördüğü, tabiatın kaynaklarını yağmalamaya davet ediyor. Ekonomizm''in dünya ölçeğinde güç kazanan misyonerlerinin elinde, insan ve tabiat arasındaki dostluk, düşmanlığa dönüşmüştür. Artık ülkeler sınırlardan daha çok petrol için savaşıyorlar.

*

Ekonomizm''in yangına körükle gitmesi, tüketim çılgınlığına akıl almaz boyutlar kazandırdı. Tüketim çılgınlığının estirdiği gösteriş fırtınası içinde göz gözü görmüyor. Hem üretim, hem de tüketim çalışmalarında, gösteriş harcamaları, büyük yatırımlara dönüşüyor. Açgözlü insanlar, tokgözlü insanları ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın dışına atıyorlar. Tüketim çılgınlığında yarışma, her alanda yarışanların sayısını azaltarak, kaynakların sınırlı ellerde toplanmasına yol açıyor.

*

Ekonomizm Amerika''da başlayan tüketim çılgınlığını, bir bulaşıcı hastalık gibi, bütün dünyaya taşımıştır. Ekonomizm yüzyılında, her ülke küçük bir Amerika''dır. Tokyo yakınlarındaki Disneyland, Vatikan''dan daha çok ziyaretçi çekmektedir. Neredeyse, her gün, dünyanın bir yerinde yeni bir McDonald''s restoranı açılmaktadır.

*

“Dünya Çevre Haftası”nda, bütün ülkeler, tüketim çılgınlığına savaş açarak, insanları koruyacak, kültür ve ekonomi stratejileri geliştirmek için, işbirliği yapmalıdırlar.

*

Soğuk Savaş sonrasında Kapitalizm ve Komünizm öldü, Ekonomizm doğdu.

*

Ekonomizm Ekolojizm''e dönüşmelidir.

9 Mayıs 2018, 11:56

İSLAM HEM DÜNYA HEM DE ÖTEKİ DÜNYA MEDENİYETİDİR

Bu yazı daha önce 05.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================== Dünya tarihi geçmişten geleceğe, insanlığın ortak bilgi ve bilgelik birikimiyle, sürekli yenilenen devletler ve medeniyetler tarihidir. Bütün bilgi ve bilgeliklerin, ana kaynağı olan tarih, medeniyetle devletin, devletle medeniyetin bağlarını araştırır. İbn Haldun'un Mukaddime'de ayrıntılı olarak ele aldığı gibi: “Tarih doğrusal değil, dairesel bir gelişme gösterir.” Tarihsel süreçte devletler yöneticilerden, medeniyetler devletlerden daha daha uzun ömürlü ve daha etkilidir.

*

Arnold Toynbee, insanlık tarihine, devletlerin dar vizyonundan değil, medeniyetlerin geniş vizyonundan bakmanın daha sağlıklı olacağını düşünür. Devletler medeniyetlerin bereketli topraklarında, sınırlı bir tarih aralığında, doğarlar, gelişirler ve ölürler. Samuel Huntington'dan çok daha önce Sezai Karakoç, “dünya tarihinde devletlerden daha çok medeniyetlerin savaştığını”, insanlığın gündemine taşıdı. Bir yanda tek, bir yanda iki dünya medeniyetleri vardır. Birbirleri arasındaki çatışma ve uzlaşmalar Kıyamet'e kadar devam edecektir.

*

Tek dünya medeniyetlerinin mimarları Nemrut'lar, Firavun'lar ve Neron'lardır, başkentleri Atina'dır. İki dünya medeniyetlerinin mimarları, İbrahim'ler, Musa'lar, İsa'lar ve Muhammet'lerdir, başketleri Mekke'dir. Tek dünya medeniyetlerinin merkezinde Akropol vardır, yüzleri Atina'ya dönüktür. İki dünya medeniyetlerinin merkezinde Kabe vardır, yüzleri Mekke'ye dönüktür. Tek dünya medeniyetleri yalnızca fizik dünyaya odaklanırken, iki dünya medeniyetleri hem fizik hem metafizik dünyaya odaklanırlar.

*

Tek dünya medeniyetlerinin somut değerleri, hem peygamber hem sultan olan Süleyman Peygamberin “Yıldızı”nın birinci üçgeniyle, iki dünya medeniyetlerinin soyut değerleri de ikinci üçgeniyle temsil edilir. “Süleyman Mührü”nde iki üçgenin örtüştüğü ortak alanda, iki dünyayı altın oranda harmanlayan kutsal kitaplar vardır. Dünya tarihinde Ademoğullarının, bilinen ve bilinmeyen iki dünyaya ilişkin bütün bilgileri, kutsal kitaplara düşülmüş uzun bir dipnottur. Kur'an kutsal kitapların en sonda geleni, ancak en başta olanıdır. Bütün kutsal kitapların özü ve özetidir.

*

İki dünya medeniyetleri, insanlığın bilinen bütün normatif ve pozitif değerlerinin toplamıdır. İki dünya medeniyetlerinin tek dünya medeniyetlerinin birikimlerinden yararlanmaları, onların kaynaklarıyla olan bağlarını koparmadığı gibi, özgünlüklerine de gölge düşürmez. Onlar bir devletin ya da bir milletin birikiminden değil, bütün insanlığın birikiminden beslenirler. Tarihi süreç içinde Mısır medeniyeti Babil medeniyetinden, Yunan medeniyeti Mısır medeniyetinden, İslam medeniyeti Yunan medeniyetinden, Batı medeniyeti İslam medeniyetinden yararlanmıştır.

*

Hayatla ölüm ölümle hayat, nasıl iç içeyse, simgesi “Süleyman Yıldızı” olan iki dünya medeniyetlerinde de, dünya ve ötedünya öyle iç içedir. İki dünya birbirinde ayrılmaz bir bütünün iki ayrı yüzüdür.

*

Bütün insanlığın özlediği ve hasretini çektiği, bilgin ve bilgelerin hayalini kurduğu “Dünya Cenneti” değil, Kutsal kitapların haber verdiği “Yitik Cennet”tir.

*

İki dünya medeniyetlerinin simgesi Süleyman Peygamberin mührüdür. Mühür iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan iki üçgenden oluşan, “Süleyman Yıldızı”dır. Yıldız kutsal kitapların insanlığa bir armağanıdır.

*

İslam medeniyeti ya dünya ya ötedünya diyen tek dünya medeniyeti değil, hem dünya hem ötedünya diyen iki dünya medeniyetidir.

*

İslam medeniyeti, bütün medeniyetleri kucaklayan Ademoğulları medeniyetidir.

*

Yitik Cennet'in yol haritasını arayan Kur'an'da bulur.

*

Kur'an kutsal kitapların doğrulayıcısıdır. İİ

9 Mayıs 2018, 12:05

EDEBİYATLAR MEDENİYETLERİN SÖNMEYEN MEŞALELERİDİR

Bu yazı daha önce 09.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

===================================================== Yirmibirinci yüzyılın başında, dünya artık Doğu, Batı, Güney ve Kuzey ülkeleri olarak sınıflandırılmıyor. Dünyada merkez ülkelerle çevre ülkeler arasındaki fark da büyük ölçüde ortardan kalktı. Bilginin, bilgisayarın ve iletişimin zaman ve mesafeyi öldürmesi, çevre ülkelerini merkeze taşıdı. Büyük ya da küçük, dünyadaki her ülke, hem merkez, hem de çevre ülkedir. Çin ve Hindistan, sınırsız dünyanın atölyesi haline geldiler. * * * İletişim araçlarındaki inanılmaz gelişmelerin, akılalmaz boyutlar kazanması, hayatın her alanındaki, bilgi, hizmet ve ürün üretim ve tüketim çalışmalarını demokratikleştirdi. Oluşan demokratik ortamda, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, herkes bir ürün, bir hizmet ve bir bilginin hem üreticisi hem de tüketicisi olabilir. Yeni yüzyılda, bütün insanlar bir kitabın okuyucusu, bir televizyon dizisinin izleyicisi ve bir radyo programının dinleyicisi olabilir. * * * Sınırlı dünyanın sınırsız dünyaya ve yavaş dünyanın hızlı dünyaya dönüşmesi, ölümsüz edebiyat eserlerini de demokratikleştirdi. İsteyen herkes, Mevlana''nın, Shakespeare''nin, Goethe''nin kitaplarını kendi dilinden okuyabilir, filmlerini izleyebilir ve radyoya uyarlamalarını dinleyebilir. Yeni yüzyılda Mesnevi yalnızca bağrında doğduğu ülkeyi değil, dünyanın her ülkesini etkilemekle kalmıyor, kültürü yeniden yoğuruyor. Onun erdem sofrası, bütün insanlığa açıldı. * * * Sınırlı dünyada bir kitap bir milyon hayattı, sınırsız dünyada ise, bir kitap bir milyar hayattır. Yirminci yüzyılda savaşların oluşturamadığı barış ortamını, Yirmibirinci yüzyılda kitaplar oluşturacaktır. Yeni yüzyılda, duvarsız ve kapısız açık bir sınıfa dönüşen dünyanın fatihleri ölümsüz eserler veren edebiyat ustaları olacaktır. Bunun için, Anadolu''da Yunus''un bir şiiri, Sinan''ın bir kubbesi ve Fuzuli''nin bir kasidesi, Çin''den ve Hint''ten üstün görülmüştür. * * * Türkiye''nin geçmişin görkemli yüzyıllarını, yeni yüzyıla taşıyabilmesi için, edebiyatın her alanında zamanın ritmini yakalayan eserler veren sanatçıların yanında olması gerekir. Her edebiyat eseri, bağrından doğduğu toplumu anlatır. Bir edebiyat eserini anlamada, anlattığı toplumu anlamak önemlidir. Bunun için, edebiyat eserleri, geçmişte söylenenleri, yaşadıkları toplumdan yola çıkarak, yeni bir dil, yeni bir söylem ve yeni bir yorumla, söylenmemiş bir biçimde, yeniden söylemek zorundadırlar. Edebiyatta güneş altında söylenmemiş bir söz yoktur. * * * Ölümsüz edebiyat eserleri, yalnızca kendi ülkelerinin insanlarına değil, bütün insanlığa kurtuluş yolunu gösteren kutup yıldızları olurlar. İnsanlık tarihinin bütünlüğüyle birlikte sürekliliği de edebiyat eserleriyle sağlanır. Edebiyatlar medeniyetlere tutulmuş aynalardır. Edebiyatçıları olmayan toplumların medeniyetleri olmaz. Toplumlar hayatın “Sırat Köprüsü”nden, yöneticilerden daha çok edebiyatçıların değerleriyle geçerler. * * * Kuşaktan kuşağa kalan, en büyük, en kalıcı ve en değerli miras, edebiyatın ölümsüz eserleridir. Edebiyat medeniyetin habercisidir. Edebiyat medeniyet, medeniyet edebiyat kaynağıdır. * * * Zengin edebiyatı olmayan toplumların kalıcı medeniyetleri olmaz. * * * Edebiyatlar medeniyetlerin ışığını hiç yitirmeyen meşaleleridir. * * * Edebiyatsız medeniyet medeniyetsiz edebiyat çok etkisiz olur. * * * Medeniyet değerleri edebiyatla geleceğe taşınır.

14 Mayıs 2018, 10:47

YEDİNİN İNSANI ŞAŞIRTAN YEDİ GİZEMLİ İLKESİ VARDIR

Bu yazı daha önce 13.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================== Yedi rakamının insanı büyüleyen, gizemli bir yanı vardır. İnsanlar yedi rakamlı sayıları ezberlemekte güçlük çekmezler. Bu yüzden, bütün ülkelerde telefon numaraları, genellikle yedi rakamlıdır. İsimler kolay ezberlensinler diye, kuruluşların yönetim kurulları çoğu defa yedi kişiden oluşur. Haftanın günleri yedidir, bittiği yerde yeniden başlar, sonsuza kadar devam eder. Yedi sonsuzluğun simgesidir.

*

Dünyanın yedi harika kenti, yedi harika mimarı eseri, yedi harika kitabı, yedi harika şiiri vardır. Büyük mutluluklar yedi gün, yedi gece kutlanır. Bunun için, Cahit Zarifoğlu, çok sevilen şiirlerinin yer aldığı kitabına, “Yedi Güzel Adam” ismini vermiştir. Onun yedi güzel insanla, Mavera dergisinin yedi kurucusunu anlattığı genel kabul görmüş bir metafordur. Anadolu insanı, yedinin erdemine ve aşağıda sıralanan yedi ilkenin önemine inanır.

*

1.Adalet dairesinin her alandaki başarının ana kaynağı olduğunu düşünmek, adaletten uzaklaştıran, bütün düşünce ve eylemlerden, uzak durmaya büyük özen göstermek.

*

2.Her alanda dayatmacılığa karşı çıkmak, kesinlikle dayatmacıların yanında yer almamak, dayatmacılığın ne kadar yıkıcı olduğunu görmek.

*

3.Herkesin gittiği kolay yolları değil, kimsenin gitmeye cesaret edemediği zor yolları seçmek.

*

4.İyilikleri özendirmeyi, kötülükleri önlemeyi, en önemli görev, en büyük sorumluluk bilmek, doğru bilinen yolda tek başına yürümek.

*

5.Tüketen el olmak için değil, üreten el olmak için yarışmak, üretmek için yarışmayanların, tüketmek için yarıştıklarının farkında olmak.

*

6.Kimseyi usandırmamak için, her gün yeniden doğmak, açıklık içinde yeniden yapılanmak.

*

7.Varlığa sevinmeden, yokluğa yerinmeden, insanların neye sahip olduklarına değil, ne olduklarına bakmak.

*

İnsanlar sözkonusu yedi ilkeyle silahlanırlarsa, dünya doğusu ve batısıyla bütün insanlık için yaşanır hale geldiği kadar, herkes için hem kolaylaşır hem de güzelleşir. Dünyanın bütün yedi güzellikleri, güzel olmayı bilen, güzel insanlar için vardır. Dünyanın her alandaki yedi harika eserlerine, yeni harika yedi eserler eklemek için, herkesin yedinin yedi ilkesini kuşanarak, değişmesini öğrenmesi gerekir.

*

Değişmeden değişmek, bulanmadan akmak, tüketmeden üretmek, yıkmadan yapmak, erdemlerin erdemidir.

*

Her değişmeyende bir değişen, her değişende bir değişmeyen vardır.

*

En büyük erdem vererek, vermesini öğrenmek ve öğretmektir.

*

İki dünyada merhamet edenlere, merhamet edilir.

*

Erdemde yok olmadan, erdemli olunmaz.

14 Mayıs 2018, 10:54

ENSAR VAKFINDA DEĞERLİ HİKAYECİ ALİ HAYDAR HAKSAL İLE SAVAŞ TULGAR'IN YÖNETİMİNDE "EĞİTİM DÜNYASINDA YENİ GELİŞMELER VE EĞİTİMDE EDEBİYATIN YERİNİ VE ÖNEMİNİ

EĞİTİMCİ ARKADAŞLARIMIZIN KATKILARIYLA TARTIŞTIK:

14 Mayıs 2018, 10:56

EDEBİYATLAR MEDENİYETLERİN SÖNMEYEN MEŞALELERİDİR

Bu yazı daha önce 09.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

===================================================== Yirmibirinci yüzyılın başında, dünya artık Doğu, Batı, Güney ve Kuzey ülkeleri olarak sınıflandırılmıyor. Dünyada merkez ülkelerle çevre ülkeler arasındaki fark da büyük ölçüde ortardan kalktı. Bilginin, bilgisayarın ve iletişimin zaman ve mesafeyi öldürmesi, çevre ülkelerini merkeze taşıdı. Büyük ya da küçük, dünyadaki her ülke, hem merkez, hem de çevre ülkedir. Çin ve Hindistan, sınırsız dünyanın atölyesi haline geldiler. * * * İletişim araçlarındaki inanılmaz gelişmelerin, akılalmaz boyutlar kazanması, hayatın her alanındaki, bilgi, hizmet ve ürün üretim ve tüketim çalışmalarını demokratikleştirdi. Oluşan demokratik ortamda, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, herkes bir ürün, bir hizmet ve bir bilginin hem üreticisi hem de tüketicisi olabilir. Yeni yüzyılda, bütün insanlar bir kitabın okuyucusu, bir televizyon dizisinin izleyicisi ve bir radyo programının dinleyicisi olabilir. * * * Sınırlı dünyanın sınırsız dünyaya ve yavaş dünyanın hızlı dünyaya dönüşmesi, ölümsüz edebiyat eserlerini de demokratikleştirdi. İsteyen herkes, Mevlana''nın, Shakespeare''nin, Goethe''nin kitaplarını kendi dilinden okuyabilir, filmlerini izleyebilir ve radyoya uyarlamalarını dinleyebilir. Yeni yüzyılda Mesnevi yalnızca bağrında doğduğu ülkeyi değil, dünyanın her ülkesini etkilemekle kalmıyor, kültürü yeniden yoğuruyor. Onun erdem sofrası, bütün insanlığa açıldı. * * * Sınırlı dünyada bir kitap bir milyon hayattı, sınırsız dünyada ise, bir kitap bir milyar hayattır. Yirminci yüzyılda savaşların oluşturamadığı barış ortamını, Yirmibirinci yüzyılda kitaplar oluşturacaktır. Yeni yüzyılda, duvarsız ve kapısız açık bir sınıfa dönüşen dünyanın fatihleri ölümsüz eserler veren edebiyat ustaları olacaktır. Bunun için, Anadolu''da Yunus''un bir şiiri, Sinan''ın bir kubbesi ve Fuzuli''nin bir kasidesi, Çin''den ve Hint''ten üstün görülmüştür. * * * Türkiye''nin geçmişin görkemli yüzyıllarını, yeni yüzyıla taşıyabilmesi için, edebiyatın her alanında zamanın ritmini yakalayan eserler veren sanatçıların yanında olması gerekir. Her edebiyat eseri, bağrından doğduğu toplumu anlatır. Bir edebiyat eserini anlamada, anlattığı toplumu anlamak önemlidir. Bunun için, edebiyat eserleri, geçmişte söylenenleri, yaşadıkları toplumdan yola çıkarak, yeni bir dil, yeni bir söylem ve yeni bir yorumla, söylenmemiş bir biçimde, yeniden söylemek zorundadırlar. Edebiyatta güneş altında söylenmemiş bir söz yoktur. * * * Ölümsüz edebiyat eserleri, yalnızca kendi ülkelerinin insanlarına değil, bütün insanlığa kurtuluş yolunu gösteren kutup yıldızları olurlar. İnsanlık tarihinin bütünlüğüyle birlikte sürekliliği de edebiyat eserleriyle sağlanır. Edebiyatlar medeniyetlere tutulmuş aynalardır. Edebiyatçıları olmayan toplumların medeniyetleri olmaz. Toplumlar hayatın “Sırat Köprüsü”nden, yöneticilerden daha çok edebiyatçıların değerleriyle geçerler. * * * Kuşaktan kuşağa kalan, en büyük, en kalıcı ve en değerli miras, edebiyatın ölümsüz eserleridir. Edebiyat medeniyetin habercisidir. Edebiyat medeniyet, medeniyet edebiyat kaynağıdır. * * * Zengin edebiyatı olmayan toplumların kalıcı medeniyetleri olmaz. * * * Edebiyatlar medeniyetlerin ışığını hiç yitirmeyen meşaleleridir. * * * Edebiyatsız medeniyet medeniyetsiz edebiyat çok etkisiz olur. * * * Medeniyet değerleri edebiyatla geleceğe taşınır.

14 Mayıs 2018, 11:05

GİRİŞİMCİLER ŞAİRLER SANATCILAR DÜNYANIN BARIŞ ELÇİLERİDİR

Bu yazı daha önce 14.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

========================================================= Almatı, Aladağlar'ın eteğinde dağ ile ovanın altın oranda buluştuğu bir Orta Asya şehri. On yıl önce gördüğüm Almatı'yla bugünkü Almatı arasında büyük fark var. Eskiden bırakın çarşıları, devlet mağazaları dışında dükkan bile yoktu, şimdi her taraf irili ufaklı binlerce iş yeriyle dolup taşıyor. Kazakistan nüfusu doğal kaynakları ve yetişmiş insan gücüyle Türk Cumhuriyetleri arasında vazgeçilmez bir yer tutuyor.

*

Almatı ile Ankara gerçekten kardeş iki şehir, ikisi de ülkelerinin kültür ve sanatını yansıtmıyor. Son yıllarda nasıl Kocatepe Camisi Ankara'nın silüetini değiştirmişse, on yılda Almatı'ya yapılan kubbeli camiler de şehrin görünüşünü büyük ölçüde değiştirmiştir. Artık Almatı da Bursa ve Buhara gibi bir şehir olma yolundadır.

*

Anadolu'nun ana kaynağı Orta Asya olduğu için, Türkiye Büyük Türkistan'ı oluşturan Türk Cumhuriyetlerine özellikle Özal döneminde ayrı bir önem verdi. Özal'ın önemli projelerinden biri de "Türk Dünyasının Barış Gönüllüleri"ni oluşturmaktı. Onun yarım kalan projesini, Anadolu'nun bütün dünyayı büyük bir çarşı olarak gören,yerel düşünen,ancak küresel davranmasını bilen girişimcileri gerçekleştirdi.

*

Utah Üniversitesi öğretim üyelerinden Hakan Yavuz üç ay kadar Özbekistan'da kaldı. Türkiye'ye döndüğünde çok çarpıcı bir değerlendirme yapmıştı. Yavuz Özbekistan'da Türkiye'ye ilişkin üç farklı dünyanın simgesiyle karşılaşmış.Bunlar :Yazarlar,girişimciler ve sanatçılar.

*

Dünyada kimse onlara kimlik ve vize sormuyor. Özbekistan ya da İpek Yolu üzerine tespih taneleri gibi dizilmiş Türk Cumhuriyetleri'nden hangisine giderseniz gidin,Türk şirketlerinin ürünleri , Anadolu'nun sesi ve yüzü olan yazarların ve sanatcıların eserleriyle karşılaşırsınız.

*

Ülkelerar asındaki uzaklık ve yakınlık farkının ortadan kalktığı yeni dünyanın fatihleri sanatcılar,yazarlar ve girişmcilerdir.Yazarlar eserleri,sanatcılar sesleri,girişimciler ürünleriyle, insanların gönüllerini fethederler.Onlar yeni dünyanın hem fatihleri hem de barış elçileridir,bütün dünyayı pasaportsuz dolaşırlar.

*

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, tarih boyunca Türkler'in Doğu'dan Batı'ya olan göçü, yeni bir yön ve yapı kazanmış. Avrupa'da kendine sağlam bir yer tutan Anadolu insanı, uluslararası standartlarda ürettiği ürün, bilgi ve hizmetlerle kopup geldiği topraklara dönüyor.

*

Avrupa ve Asya'yı bir hilal gibi kuşatan Türk toplumları yirmibirinci yüzyılda Amerika'da buluşacak. Dünyayı bir hilal gibi kuşatan Türk hilalinin yıldızı Anadolu olacak.

*

Bugünü anlamak için geçmişi bütün ayrıntılarıyla iyi bilmek gerekir. Türk toplumu bugüne dünden geldi, yarına da bugünden gidecek.

*

Dün bugün ve yarını bir bütün olarak ele almadan Türk ve İslam dünyasının Batı kültürüyle hesaplaşması mümkün değildir. Habil ve Kabil'le başlayan ve Kıyamet'e kadar devam edecektir. Dünyada bu tarihi kültürel hesaplaşmadan hiçbir ülke kaçamaz.

*

Ülkelerde daha çok kültürlerin yarıştığı bir dünyada ,Türkiye ürettiği ürün, hizmet ve bilgilerle, Türk Cumhuriyetleri'nde kendisine sağlam bir yer tutarsa, Avrupa Birliği'nin saygın ve güçlü bir üyesi de olur.

*

Asya'da kendisine sağlam bir yer açan Türkiye'ye bütün dünyanın kapıları sonuna kadar açılır.

16 Mayıs 2018, 12:47

İSRAİL ORTA DOĞU'DA PATLAMAYA HAZIR BİR BOMBADIR

================================================ Ülkelerin iç ve dış politikadaki ağırlıkları, hatırı sayılır bir nüfus ve üretim gücüne sahip olmalarından kaynaklanır. Bunun için, ülkelerin büyük şehirleri, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın ana dinamiğini oluştururlar. Şehirler ülkelerin ekonomik gücünün olduğu kadar entellektüel gücünün de, en somut göstergeleridir. Büyük şehirleri olmayan ülkelerin, etkili iç ve dış politik güçleri olmaz.

*

Orta Doğu''nun kalbine bir bıçak gibi, saplanan İsrail, dünyanın ne kadar büyük ordusuna sahip olursa olsun, uluslararası ilişkilerde sözü olan bir ülke olamaz. Çünkü Tevrat bir ırkın kutsal kitabı olduğu gibi, Yahudilik de Yakupoğulları''nın dinidir. Müslümanlık ve Hristiyanlık evrenseldir, her soy ve her renkten insanın katılımına açıktır. Yahudilerde ise, anne önemlidir. Annesi Yahudi olmayan Yahudi olamaz.

*

Yahudilerin milliyetçileri Siyonistler, mavi Nil ile yeşil Fırat arasında güçlü İsrail devletinin rüyası görmektedirler. Ancak ikibin yılda, bütün dünyaya dağılmış Yahudilerin onbeş milyonluk bir nufusa ulaşmaları, onların Kıyamet''e kadar büyük devlet olmalarının mümkün olamayacağını göstermektedir. Zaten İsrail Filistin topraklarındaki varlığını, Amerika''nın kayıtsız şartsız desteğiyle sürdürmektedir. Çünkü Amerika''da İsrail''den daha çok Yahudi yaşamaktadır.

*

İsrail''in Filistinli silahsız göstericilere silahlı saldırısının arkasından açıkça ortaya çıktı ki, silah gücüyle, ülkelerin varlıklarını korumalarının dönemi kapanmıştır. Ülkelerin gelecekteki en büyük güvenceleri, ordularından önce genç nufuslarıdır. İsrail gibi, Filistinlilerle iç içe yaşayan ve belirli bir nüfus büyüklüğüne ulaşmayan ülkelerin, silah gücüyle varlıklarını korumaları mümkün değildir. İsrail''in en büyük tehdit sınırları içinde yaşayan Filistinlilerdir.

*

İsrail iç ve dış politikasını Yahudi geleneği değil, Yirminci Yüzyıl''ın en büyük ve en bulaşıcı hastalığı olan ırkçılık belirliyor. Irkçılığın anası da Nazizm''dir. Filistin topraklarını kan ve gözyaşı göllerine çeviren, dünyanın en kanlı ırkçılık hareketlerinden biri olan Siyonizm''dir. Nazizm''i aratmayan Siyonizm, son iki yüzyılın en kanlı, en dehşet verici ırkçılık hareketidir. Yahudiler Almanlar''ın kendilerine uyguladıkları soykırımın çok daha büyüğünü Filistinliler''e uygulamaktadırlar.

*

İsrail izlediği ırkçı politikalar yüzünden büyük bir yalnızlığa itilerek, bütün ülkeler tarafından dışlanmaktadır. Bunun için, Batı ülkelerinden Yahudiler''in İsrail''e göçü büyük ölçüde durmuştur. Gelecek yıllarda, Yahudiler İsrail''de, nufustaki çoğunluklarını yitireceklerdir. Ayrıca dünyada Yahudi diasporasını aratmayacak, bir Filistin diasporası da oluşmuştur.

*

Müslümanlarla Yahudiler yüzyıllarca bir arada yaşamışlardır. Ancak hiçbir zaman İslam dünyasında bir Yahudi karşıtlığı olmamıştır.

*

Siyonizm, bütün dünyayı karşısına almıştır.

*

İsrail kendi bindiği dalı kesmektedir.

*

İsrail'in geleceği karanlıktır.

21 Mayıs 2018, 12:16

BİLGİ BİLGELİĞE BİLGELERLE DERGAHLARDA DÖNÜŞÜR

================================================ Bilgi ve bilgelik kazandıran eğitim kurumlarının başında dergahlar gelir. Onlar insanların düşünce ve eylem dünyalarına zenginlik kazandırırken, akılların başlarda olması kadar gönüllerde de olmasına önem verirler. Öğrenmesini öğrenmenin iç dünyaya dönük yüzünü Dergah kültürü oluşturur.

*

Bilgi dünyasında aklı başında olanlar, bilgelik dünyasında ise aklı gönlünde olanlar yol gösterici olurlar. Bilgi dünyasını zenginleştirmeyenler, bilgelik dünyasının derinliklerine inemezler.Anadou insanını bilgi ve bilgelik dünyası İspanya'dan gelen İbn Arabi ve Orta Asya'dan gelen Mevlana'nın Konya'da Yunus ile buluşmasıyla büyük bir derinlik ve eşsiz bir zenginlik kazanmıştır.

*

Her çağda bir açık üniversite olan Dergahlarda öğretirken öğrenenlere, öğrenirken öğretenlere, iki dünyanın kapıları birden açılır. Onlar herkesin okuduğu kitapları okurlar, ancak düşünülmeyenleri düşünürler, bilinmeyenleri bilirler, görülmeyenleri görürler, okunmayanlarıı okurlar. Dergahlarda insanların gönüllerinde uyuyan arslanlar bir bir uyandırılır.

*

Görünen dünyada akılla büyütülen zenginlik, gönülle tüketilmezse, toplumun bütün kesimlerini yoldan çıkaran bir gösterişe dönüşür. Ürün, hizmet ve bilgi üretim gücünü büyütmek ve genişleyen ekonomiyi korumak için, akıl gücünden önce gönül gücüne ihtiyaç vardır.İç dünyalarını zenginleştirmesini bilmeyenler,dış dünyada ulaştıklarızenginlikleri koruyamazlar.

*

Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasında, gönül sultanlarının vazgeçilmez bir yeri vardır. Bilgi yığınları arasında kaybolan bilgeliği onlar gün yüzüne çıkarırlar.

*

Dünyada bilgelik bilgiyi gündüzün geceyi içinde taşıdığı gibi taşır.

*

Bilgiyi bilgeliğe bilgide kaybolmayanbilgeler dönüştürür.

23 Mayıs 2018, 13:03

KARE DÜNYADA YA DOĞU YA BATI YOK HEM DOĞU HEM BATI VARDIR

========================================================== Toplumların kültürel dokusunda iz bırakan dönüşümlerin öncülüğünü, sözün gücünü bilenlerin çevresinde odaklanan düşünce hareketleri yaparlar. Hayatı dönüştüren düşüncenin tohumları, onların elinde meyva veren ağaçlara dönüşürler. Sözün ustalarının elinde tohumlar ağaç, ağaçlar orman olurlar. Bütün boyutlarıyla dar bir çevrede, tartışılıp benimsenmeyen bir düşünce, geniş bir çevre tarafından benimsenmez.

*

Avrupa'dan esen rüzgarlarla Doğu'nun Batı'ya öykünmesi, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda büyük bir yoksullaşmaya yol açtı. Doğu'nun kutsal değerlerinin, Batı'nın seküler değerlerini yargılayıp içselleştirmesi gerekirken, süreç tam tersine döndü. Bütün dünyada kutsal alan, seküler alanın işgaline uğradı. Bilimin her alanında belirleyicilik, kutsal değerlerden, seküler değerlere geçerek, bilginin hiyerarşisi bütünüyle altüst oldu.

*

Anadolu insanının düşünce ve sanat dünyasına yeni açıımlar ve yeni boyutlar kazandıran Sezai Karakoç'un “Masal” isimli şiirinde, geçerliliğini her zaman koruyan simgesel bir dille anlattığı gibi: Doğu'nun bilgi hikmete dayanan değişmeyen değerleri karşısında Batı'nın bilim ve teknolojiye dayanan değerleri, güneşin yanındaki ay gibi, aydınlatma ve değiştirme güçlerini yitireceklerdir. Metafizik alanda, fizik alanının model ve yöntemlerinin uygulanması mümkün değildir.

*

Metafizik alanın değerleri, fizik alanın değerlerinden bağımsızdır. Fizik alanın değerleriyle metafizik alanın değerleri yargılanılamaz.Fizik değerler metafizik değerleri değil, metafizik değerler fizik değerleri geçersiz kılarlar. Doğu'nun kaynaklarına dayanan Batı'nın öncülüğünü yaptığı aydınlanma hareketiyle, bilimler, küçük bir azınlığın yönlendirmesiyle, kutsal değerlerden bütünüyle arındırılmıştır. Batı dünyasının, bütün insanlığa yaptığı en büyük kötülük, kutsal değerlere karşı seküler değerleri yeni bir din, yeni bir inanç olarak benimsemesi ve misyonerliğini yapmasıdır.

*

Sekülerleşme insanların kutsal alanla bağlarını kopararak, onları yalnız kalabalıklara dönüştürmüştür. Metafizik dünyanın kapılarını kapatarak insanların fizik dünyaya tutsak edilmesi, onların özgürlükleriyle birlikte doğurganlıklarını da yok etmiştir. Sekülerleşmenin misyonerliğini yapanlar, onun özgürlük düşmanı tutsakları olmuşlardır.

*

Bilim ve teknolojinin verilerini, bütüncü bir dünya görüşü içinde, yerli yerine oturtamayan seküler insanın elinde, herşey bir ateş topuna dönüşmektedir. Seküler kültürün, kutsal kültürün yerini doldurması mümkün değildir.

*

Doğu ve Batı'yı bilenler, kutsal kültürü, seküler kültürün bir dipnotu olmaktan kurtaracaklardır.

*

Batı'dan bir Doğu çıkmaz, Doğu'dan bin Batı çıkar.

*

Batı Doğu'yu değil, Doğu Batı'yı yapısında taşır.

*

Dünyada hiçbir silah ruhu öldüremez.

*

Bedenler ölür,canlar ölmez.

23 Mayıs 2018, 13:22

DOĞU BATI FARKI OLMAYAN DÜZ KARE DÜNYADA KİLİT ÜLKELER

======================================================== Dünyada siyasi sınırlarla birlikte, ekonomik ve kültürel sınırlar da, önemlerini yitirdiler. Bütün ülkeler, her alanda birbirlerine bağımlı hale geldiler. Dünyanın düzleşmesiyle, Amerika dışında oluşan kümelenmelerle, yeni güç odakları doğru. Artık dünyada ekonomik güç denilince, akla Amerika ve Avrupa yanında, Müslüman Ülkeler Çin, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri geliyor. Çok odaklı bir dünya var.

*

Çok kutuplu dünyada, ülkeler ürettikleri ürünlerin katma değerleri ve üretim güçlerine göre, üç ana gruba ayrılırlar. Ülkelerin oluşturduğu güç üçgeninin üst kısmında bilgi, tabanında tarım, ortasında da sanayi ülkeleri yer alır. Dünya ülkeleri sıralamasında, bilgi ülkeleri en zengin, tarım ülkeleri en yoksul ülkelerdir. Türkiye benzeri, birinci gruba yakın ülkeler, dünyanın kilit ülkelerini oluştururlar.

*

Soğuk Savaş sonrasında, dünyanın büyük bir hız kazanan düzleşmesinden en çok yararlananlar, bilgi ülkeleri oldular. Tarım ülkeleri ise, dünyanın düzleşmesinden yeterince yararlanamadılar. Çünkü düzleşen dünyada, tedarik zincirlerinin yönetiminde, başkalarına iş verenler, başkalarının işini yapanlardan daha çok kazanırlar. İki grup arasında yer alan sanayi ülkeleri, bir köprü işlevi yüklenerek, düzleşen dünyanın yeni güç odağı olacaklar.

*

Brezilya, rusya, Malezya, Türkiye, Endonezya ve Meksika hem Amerika ve Avrupa gibi bilgi ülkelerinin, hem de Çin ve Hindistan gibi, tarım ülkelerinin özelliklerini taşırlar. Ara grubu oluşturan ülkeler Çin ve Hindistan''dan daha çok Amerika ve Avrupa''ya yakındırlar. Ancak onların her birinin birer bilgi ülkesi olabilmeleri için, almaları gereken oldukça uzun ve ince bir yol vardır.

*

Dünya ülkeleri arasında üçlü grubu anlamak için, Japonya''dan Kanada''ya, Arjantin''den Mısır''a kadar, en azından uçakla hava sahalarından geçmek gerekir. Çünkü Saint Augustine''nin vurguladığı gibi: ''Dünya bir kitaptır. Hiç yolculuk yapmayanlar, onun sürekli yalnızca bir sayfasını okurlar.'' Dünyanın nasıl düzleştiğini ve dünyadaki dengelerin nasıl değiştiğini anlamak için, dünyayı baştan sona gezmek ve görmek büyük önem taşır.

*

Amerika, Avrupa ve Çin olmak üzere üç ana odaklı dünyada, Amerika bütün dünyada güç yitirirken, Çin bütün dünyada güç kazanıyor. Türkiye''nin peşinden sürükleyeceği ülkelerle, yapacağı tercih, Amerika ile eşit ekonomik güce sahip Avrupa''nın yıldızını parlatacak ve Çin''in Avrupa ile olan ekonomik bağlarını güçlendirecektir.

*

Türkiye''nin kısa zamanda bilgi ülkesi özellikleri kazanabilmesi için, Avrupa''ya, Avrupa''nın da dünya gücü olmak için, Türkiye''ye ihtiyacı vardır. Çünkü bilgi ülkesi olmak, güçlü ülke olmaya yetmez.

*

Yeni güç odakları bilgi ülkelerinin değil, sanayi ülkelerinin çevresinde oluşacaktır.

*

Düzleşen dünyada, bilgi ülkelerinden daha çok değişmesini bilen ülkeler ayakta kalırlar.

*

Düz kare dünyanın güçlüleri, dönüşerek dönüştürmesini bilen ülkelerdir.

23 Mayıs 2018, 14:30

EDEBİYATI MEDENİYET DÜŞÜNCEYİ EYLEM İÇİN BİLMEK

=============================================== Nasıl bahçesiz gül, gülsüz bahçe olmazsa, düşüncesiz eylem, eylemsiz düşüncede olmaz. Bu yüzden, iki dünyayı bir bütünün iki ayrı yüzü olarak gören Anadolu''da, “güneş biziz hayat bizdedir.”, “bahçe biziz gül bizdedir”, “arı biziz bal bizdedir” ve “düşünce biziz eylem bizdedir” denilir. Hayatın yaşanır kılınmasında, düşünce eylemden, eylem düşünceden ayrılmaz. Çünkü, düşünceyi eylem, eylemi düşünce ayakta tutar.

*

Düşünce eylemin, eylem düşüncenin habercisidir. Sıradışı 68 kuşağında, düşünce ve eylem denilince, akla düşüncesini eylemiyle, eylemini düşüncesiyle, uyum ve denge içinde tutmasını bilen, Nuri Pakdil gelir. İz Yayıncılık''tan yeni yayınlanan kitabım, “İki Dünyanın Hesaplaşması”nda, “Düşünceyi Eyleme Dönüştürmek” başklıklı yazıda, hem düşüncenin, hem de eylemin, büyük ustası ve eşsiz öncüsü Pakdil''i anlattım.

*

Pakdil''in düşünce ve eylem dünyasında, yazı sözden, söz yazıdan ayrılmaz, yazının söze, sözün yazıya eşdeğer, bir gücü vardır. Yazı düşünceyse, eylem sözdür. Bunun için, Pakdil yazılarında, sözün yazıyla bağlanmasını sürekli vurgular. Çünkü Anadolu''da hep tekrarlandığı gibi, “konuşulan unutulur, yazılan unutulmaz.” Bütün dillerde, sözün uçuculuğu yanında yazının kalıcılığını vurgulayan, özdeyişler bulunur.

*

Anadolu insanının yazı ve söz geleneğine yeni boyutlar kazandırmada, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergilerinin ayrı bir yerleri vardır. Adı geçen dergilerin kurucuları ve yazarları, söz ve yazıyı iman için bildiklerinden, Türkiye''nin geleceğini, mitoloji kahramanlarının vatanı Atina''da değil, peygamberlerin vatanı Kudüs''te aramışlardır. Onlar Anadolu''da kültürün en başarılı taşıyıcıları olmuşlardır.

*

Pakdil''in çok sevdiği Necip Fazıl, Anadolu insanın düşünce ve eylem dünyasında bir dönüm noktasıdır. Her üniversitede bir “Necip Fazıl Araştırma Merkezi” ve her kitaplıkta da bir Büyük Doğu, bir Diriliş, bir Edebiyat ve bir Mavera yazarları köşesi olmalıdır. Geçmiş ile gelecek düşünce ile eylem ve yazı ile söz arasındaki yıkılmaz köprüler, edebiyat ve sanatın ustalarıyla inşa edilir. Düşünce ve eylem dünyasının sırları yazı ve sözün akademileri olan dergilerde gizlidir.

*

Edebiyat dergileri meyvalarını gelecekte veren ağaçlara benzerler. Onların kökleri geçmişte, dalları gelecektedir. Onlara bakanlar, hem geçmişi, hem de geleceği görürler. Düşünce ve eylemin coşkusunu duyanlar, onlarla birlikte doğru düşünme ve doğruyu arama yolculuklarına çıkarlar.Edebiyat güzel olmak ve güzelliği aramaktır diyenler, güzelliğin yol haritası olurlar.

*

Edebiyatla doğru düşünce, güzel eyleme dönüşür.

*

Doğru düşünce olmadan güzel eylem olmaz.

*

Güzel olanlar doğruluğu savunurlar.

*

Güzel olan doğrudur.

*

Doğru güzeldir.

24 Mayıs 2018, 11:23

EDEBİYATCILAR YORULMA BİLMEZ GÜL YETİŞTİREN BAHÇIVANLARDIR

=========================================================== Anadolu insanının düşünce tarihinde, yenilenme ve yabancılaşma akımlarının öncüleri edebiyatçılar olmuştur. Edebiyat ile medeniyet arasında kendine özgü, bir iletişim ve etkileşim vardır. Medeniyet edebiyatı, edebiyat medeniyeti zenginleştirir. Türkiye'nin geleceğini kendi medeniyetlerinde arayan edebiyatçılar, Anadolu insanının, düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmışlardır.

*

Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri çevresinde toplanan edebiyatçılar, Batı medeniyetinin değerlerine karşı İslam medeniyetinin değerlerini savunmuşlardır. Söz konusu dergilerin öncüleri olan, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve onları izleyen sanatçılar, medeniyetsiz edebiyat, edebiyatsız medeniyet olmayacağına inanmışlar ve edebiyatı medeniyet için bilmişlerdir.

*

Edebiyat sevdalısı Mehmet Nezir Eryarsoy, edebiyatı medeniyet için bilenlerden, Rasim Özdenören'in, hayatını, sanatını ve eserlerini, “Gül Yetiştiren Adam” isimli çalışmasında ele alarak, Türkiye'nin, dönüştürücü edebiyatçılarının düşünce ve eylem dünyalarını, büyük ölçüde aydınlatıyor. Rasim Özdenören, hayatını sanatıyla, sanatını hayatıyla bütünleştirmiştir. Denemeleriyle, hikayeleriyle, Anadolu insanına yol gösteren bir kutup yıldızı olmuştur.

*

Türk dünyasının büyük edebiyatçısı Cengiz Aytmatov'un dediği gibi, her yazar “kendi toplumunu” anlatır, kalıcı olanlar, “ulusal olanın ötesine geçerek”, evrensel değerleri yakalayanlardır. Özdenören de, edebiyatçının, kendi toplumunun, kendi çağının “türküsünü söylediğini”, bunu yaparken, çağındaki gelişmelerden sorumlu olduğu gerçeğini, unutmaması gerektiğini vurgular. O kutup yıldızları için, yolun hiçbir zaman kalabalıkların yolu olmadığının bilincindedir.

*

Çığır açan edebiyatcılar, yazmanın olduğu kadar okumanın da ustasıdırlar. Onlar bir sayfa yazmak için, kırk sayfa okumak gerektiğini çok iyi bilirler. Bazan bir cümle kırk cümle yazdırır. Bu yüzden, usta yazarlar, bir kuyumcu titizliğiyle, bir kelime, bir cümle, bir sayfa ve bir kitap ararlar. Özdenören hem “oku”, hem de “yaz” emri var diyenlerdendir. Ben kendi payıma, pek çok kitabı, Pakdil ve Özdenören'in tavsiyeleriyle okudum.

*

Özdenören, her usta yazar gibi, yazdıklarıyla yetinmez. O her zaman, esas yazmak istediklerini yazamadığını düşünür. Bunun için, yazmaya hiç ara vermedi. Ömrünü okumaya ve yazmaya adadı. Bildiklerini ve düşündüklerini, paylaşmak için, sürekli yazmaktadır. Eryarsoy, Özdenören ile birlikte çevresini de anlatarak, onun denemeleri, hikayeleri ve düşünceleriyle, Türk edebiyatında, kendisine geniş ve sağlam bir yer açtığını kanıtlıyor.

*

Edebiyatla silahlanan bir medeniyet, hiçbir savaşta üstünlüğünü yitirmez.

*

Köklü medeniyeti olan toplumların, edebiyatları zengin olur.

*

Edebiyatı zengin olanların, medeniyetleri güçlü olur.

25 Mayıs 2018, 15:57

NECİP FAZIL "DURUN KALABALIKLAR BU CADDE ÇIKMAZ" DİYENDİR

Bu yazı daha önce 13.01.2018 tarihinde de yayımlanmıştı.

======================================================== Anadolu insanının düşünce, sanat ve eylem dünyasında, Necip Fazıl''ın gözardı edilmesi mümkün olmayan bir etkisi vardır. Necip Fazıl, bin yıllık Anadolu tarihinin kültürel dinamiklerini, bütün boyutlarıyla, Yirminci yüzyıla taşımıştır. Cumhuriyet döneminin canlı bir aynası olmuştur. Onun bir ömür boyu devam eden, med ve cezirlerle dolu şiir dünyası, Türkiye''nin yaşadığı siyasal ve kültürel çalkantıların, entelektüel düzlemdeki tarihidir.

*

Anadolu insanının edebiyatının kara kutusu olan Orhan Okay: ''Bir faninin hayatı içinde 60 yıl, adeta durup dinlenmeden yazı yazmak, hem de Necip Fazıl gibi şiir, tiyatro, hikaye, roman, deneme, fıkra; tarihi, dini, tasavvufi incelemeler; siyasi ve sosyal makalelerle çok değişik türlerde ve alanlarda yazmak; 42 yıl süreyle, hem tek başına denebilecek bir azimle dergi ve gazete çıkarmak, bir milletin kültür tarihinde nadir görülen bir hadisedir.'' diyerek, çok haklı ve çok yerinde bir değerlendirme yapmıştır.

*

Necip Fazıl Anadolu insanın yaşadığı büyük kriz dönemlerinde, öncüsü olmayan öncüdür. Eylem sevdalısı Nuri Pakdil: ''Onunla sözcüklere kurşun gibi ağır, ama öldüren değil, inşa eden bir yük yüklendi.''demektedir Soğuk Savaş dönemindeki sağ ve sol çatışmalarının doruk noktasına çıktığı yıllarda, O Türkiye''de yaşanılan siyasal ve kültürel krizlerin çözümünü, Washington ve Moskova''da değil, Ankara''da, içinde yaşadığı toplumda, Anadolu''da aramıştır, bulmuştur,olmuştur.

*

Tarihin her döneminde, kültür ve ekonomi arasındaki ilişkiler ile kültür ve ekonominin altın oranda harmanlanması, büyük sorunların başında gelir. Bunun için, dünyada ekonomist olmayan ekonomistlerin, büyüklerinden kabul edilen J. K. Galbraith, ''Kapitalizm''de insan insanı, Komünizm''de ise, insanı insan sömürür'' demekten kendini alamaz. Necip Fazıl da, bütün dünyaya ''Kapitalizm ve Komünizm arayıp da bulamadığı ne varsa, gelsin onu İslam''da bulsun'' çağrısında bulunur.

*

İslamın özü tasavvuftur, tasavvufun özü sohbettir, sohbetin özü şiirdir. İlk şiiri 1923''te 18 yaşında yayınlanan, 23 yaşında bütün edebiyat çevrelerinde saygı gören, 1983 yılında ölümüne kadar şiir yazan, Necip Fazıl''a göre: ''Şair Allah''ın beni ara diye ok attığı insandır.'' Necip Fazıl düşünce, sanat ve eylemi, İslam için bilir. O İslam''ın hizmetinde olduğunu ve islam ile ödüllendirildiğini hiçbir zaman ne unutmuştur ne de çevresinde yer alanları unutturmuştur.

*

Necip Fazıl Anadolu insanının şiirini Yunus''ta aramış ve Yunus''ta bulmuştur. Anadolu''nun sesi Yunus''a: ''Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan / Geleyim, izine doğru arkandan / Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,'' diye seslenir. O şiiriyle, görünmeyen dünyanın balını, görünen dünyanın peteğine taşımıştır. Dergisi Büyük Doğu, gerçeği arama yolunda, büyük rüya görenlerin ve beyaz haber verenlerin dergisidir.

*

Bütün insanlığın, canhıraş bir telaşla aradığı gerçek şiirdedir. Gerçeği aramak, iki dünyanın üzerindeki örtüyü kaldırmaktır.

*

Gerçeğin örtüsünü kaldıran, kendini bulur, kendini bulan, Allah''ı bulur.

*

Şiirle bilinen sorulara bilinmeyen cevaplar aranır.

*

Şair arıdır şiir baldır.Arısız bal balsız arı olmaz.

*

Şiir iman için bilinir ve iman için yazılır.

*

Dünyayı söz ustası şairler değiştirir.

*

Şiir bilgelikle silahlanmaktır

29 Mayıs 2018, 15:57

ORUÇ AYINDA GÖZLER DEĞİL KARINLAR DOYURULUR

Bu yazı daha önce 28.05.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

============================================== Sağlıklı toplum, bütün kesimlerin, en varlıklılar gibi değil, en yoksullar gibi yaşamaya özendiği toplumdur. Böyle bir toplumda insanlar, tüketen bir el olmaktan daha çok, üreten bir el olmak için, kendi kendileriyle, büyük bir yarışa girer. Oruç ayı, üretimde doğru, tüketimde ters orantılı yarışın doruk noktasına çıktığı aydır. Oruç ayında, bütün bir toplumda, insanların gözlerinin değil, karınlarının doyurulmasına öncelik verilir.

*

Serbest pazar ekonomisi, insanların gözlerinin doyurulmasına, etik pazar ekonomisi ise, insanların karınlarının doyurulmasına odaklanır. Oruç günlerinde, oruç tutsun ya da tutmasın, herkes, karın ve göz açlığı arasında aşılmaz duvarlar olduğunun bilincine varır. İki açlığın arasındaki farkı vurgulamak için, Anadolu''da “Toklar açları, açlar tokları anlamaz” denilir. Toklar hiç aç yok, diye düşünürler. Açlar ise, hiç doymayacaklarını sanır.

*

Serbest pazar ekonomisinin gözü doymaz insanını, etik pazar ekonomisinin gönlü zengin insanına dönüştürmek için, orucun toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel yapısındaki etkileri, ayrıntılı olarak araştırılmalıdır. Toplumların üretim gücünün büyütülmesinde, can alıcı olan, üretimde eşitliğin sağlanması değil, tüketimde eşitliğin sağlanmasıdır. Bu bağlamda, orucun toplum yapısında vazgeçilmez bir yeri vardır.

*

Oruç günleri, insanların tüketme tutkusunu, üretme coşkusuna dönüştürür. Bu yüzden, gönül dünyasının öncüleri, yılın her ayının, oruç ayı olabilmesi için, haftanın iki gününde, oruçlu olmaya büyük önem verirler. Oruç insanları tüketim ikliminden alır, üretim iklimine taşır. Tüketim ikliminde “al tüket” ilkesi, üretim ikliminde ise “üret ver” ilkesi geçerlidir. Dünya üretmesini bilenlerin elinde yaşanır kılınır.

*

Anadolu insanının kültüründe, insana hizmet, Allah''a hizmettir. İnsana hizmetin olduğu yerde akan sular durur. İnsana hizmet etmek için de, yok olan değerlerin değil, kalıcı eserlerin, peşine düşülür. Çünkü Allah''a hizmeti, her kazancın üstünde gören, Necip Fazıl''ın vurguladığı gibi: “Dev gibi eserler meydana getirmek için, karıncalar gibi çalışmak gerekir.”

*

İnsanlar nereden geldiklerini unutmazlarsa, nereye gideceklerini de unutmazlar. Oruçla insan topraktan geldiğini, yine toprağa döneceğinin bilincine varır.

*

Topraktan başka hiçbir şeyin gözünü doyurmadığı insanın, gözünü yalnız oruç doyurur. Oruç insanların gözünü doyurmakla kalmaz, gönüllerini de doyurur.

*

Gönül gözü kapalı olanın, akıl gözü açık olmaz.

*

İnsan için zor olan, bakmak değil, görmektir.

*

Oruç insanın gören gözüdür. R

29 Mayıs 2018, 16:24

FATİH DÜNYADA ÇAĞ KAPATAN ÇAĞ AÇAN SULTANDIR

============================================== Türklerin Asya'dan Avrupa'ya yürüyüşlerinde, Fatih'in bütün Müslüman devletlerin “Kızıl Elma”sı olan İstanbul'u alması, dünya tarihinde köklü dönüşümlere yol açtı. İstanbul'un Türklerin eline geçmesiyle, Roma İmparatorluğu ömrünü tamamladı, “Ortaçağ” sona erdi, “Yakınçağ” başladı. Doyma bilmez bilgi ve bilgelik arayıcısı olan Fatih, dünyanın ilk ve tek “çağ açan” ve “çağ kapayan” sultanıdır.

*

Türkler, Yahya Kemal'in, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! / Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. / Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul ! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diyerek, anlattığı İstanbul'u, sur içine sıkışmış harap bir şehir devleti olarak teslim aldılar. İstanbul Roma İmparatorluğu'nun ömrünü uzatmak için, Konstantin tarafından “İkinci Roma” olarak kuruldu. “Birinci Roma”nın kısa işgali sırasında en büyük yıkımı yaşadı, yeniden inşa edilemedi. Konstantiniyye Türklerin elinde İstanbul oldu.

*

Avrupa'nın Asya ve Afrika'ya yürüyüşü, İslam'ın doğuşuyla durdu. İslam'ın ilk yıllarında, Araplar Irak, Suriye, Filistin, Türkistan, Anadolu, Mısır, Kuzey Afrika ve İspanya'ya uzanarak, Türklere İstanbul'dan sonra Viyana'nın da kapılarını açtılar. İslam'ın ilk yıllarındaki mucizevi gelişme, Osmanlı'nın ilk yıllarında da görülür. Üç sultan: Fatih, Yavuz, Kanuni, Üç başkent: Bursa, Edirne, İstanbul, “Cihan Devleti” Osmanlı'nın mimarlarıdır.

*

Osmanlı Devleti'nin uzun ömürlü olmasının kaynağında, derin bir tarih bilinci, zengin bir düşünce birikimi ve eşsiz bir eylem gücü vardır. Fatih medeniyetlerin harman olduğu İstanbul'da, yeni bir medeniyetin temellerini attı. O Ayasofya'nın kubbesindeki haçı hilale dönüştürmekle yetinmedi, Roma'dan kalan harabelerin üzerine Fatih medreselerini ve camisini inşa etti. “Ilımlı, yalın, özentisiz” bilinen Sultan, her eyleminde medeniyeti iman için bildiğini vurguladı.

*

Fatih “Bendeki bu sevinci görürsünüz, Konstantiniyye fethine sevinir sanman, Akşemseddin benim zamanımda olduğunu sevünürün” demekten mutluluk duyar. Cahit Tanyol'un “Fetih Destanı”nda vurguladığı gibi: Osmanlı Devleti'nde, “Düşünceyi, yeni bir dünya ve devlet görüşünü Akşemseddin, eylem ve yaşantıyı da Fatih temsil etmektedir.” Bir devlet yöneticisi, düşüncenin dervişi eylemin velisi olmazsa, tarihte kendisine sağlam bir yer açamaz.

*

Osmanlı toplumunun temellerinde, devletin sultanlarından daha çok tasavvufun sultanları vardır. Edebali”siz, Emir Sultan'sız, Hacı Bayram'sız, Akşemseddin'siz, Hacı Bektaş'sız bir Anadolu'da; üç kıta ve iki denizde söz sahibi olan, bir Osmanlı Devleti olmazdı. Türkler, Sinan ile şehirleri, Yunus ile gönülleri fethettiler.

*

Düşünce eyleme eylem düşünceye yeni boyutlar kazandırır.

*

Düşüncesiz eylem etkisiz, eylemsiz düşünce güçsüz olur.

*

Yakınçağı açan Fatih düşüncenin dervişi eylemin velisidir.

*

Dünyada “Kişiler 'keramet'le değil, 'feragat'le veli olurlar.”

*

Fatih İstanbul'u fethetmez İstanbul Fatih'i fetheder.

*

İstanbul'da Eyüp Medine Üsküdar Mekke toprağıdır.

*

Kadıköy İstanbul'un Kudüs toprağıdır.

*

Kadıköy Kudüs'e açılan kapıdır.