=============================================== YEDİ GÜZEL ADAM VE MAVERA DERGİSİ'NİN KURULUŞU =============================================== Kuruluş yıllarında uzun zamandır tanışık olan ve o sıralarda hepsi Ankara da memuriyette bulunan, bir grup arkadaş kendi aralarında şöyle konuşurlar: Bir dergimiz olsa, hem de profesyonel bir dergi. Yazılara telif ücreti ödense. Bir de yayınevimiz olsa, kendi kitaplarımızı bassak. Gönül dergi kurmak, yayınevi kurmak ister, ama ne mesai ile çalışan bu memurların ayıracak vakitleri ne de sermaye yapacak paraları vardır.
*
Mavera için fikrİ ön hazırlık yapan bu arkadaş grubu şu yedi kişidir: Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Akif İnan, Nazif Gürdoğan, Bahri Zengin ve Hasan Seyithanoğlu. Cahit Zarifoğlu nun Yedi Güzel Adam isimli şiir kitabında bahsettiği yedi güzel adamın, Mavera'nın kurucuları olduğundan bahsedilmektedir.
*
Rasim Özdenören, TRT' de bu konuyla ilgili şöyle bir açıklama yapmıştır: Cahit Zarifoğlu nun şiir kitabının adı Yedi Güzel Adam. Bundan mülhem olarak, bizim bu ekibimize bizim tarafımızdan değil dışarıdan yakıştırıldı. Muhtelif isimler söylendi. Bunun biri ya da ikisi günün şartlarına göre değişen isimler olarak anıldı. Diğerleri de tabiri caizse demirbaş isimler olarak anıldı.
*
Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Alaeddin Özdenören, Akif İnan ve benim adım demirbaş olarak anıldı. Bunlara ilave olarak Nazif Gürdoğan Mavera dergisinin çıkmasında ve hemen akabinde Akabe kitapevinin kurulmasında katkıları olmuştu.
*
Akif İnan'ın Cahit Zarifoğlu ile yaptığı bir konuşmada, Zarifoğlu'ndan kitaplarına koyduğu ilgi çekici isimleri açıklamasını istemiştir. Zarifoğlu Yedi Güzel Adam'ı şöyle anlatır: Şiir kitaplarımın isimlerine sırayla bakarak gerçekten özel bir serüvene tanık olmak mümkün. İşaret Çocukları bir bakıma işaret edilen, gösterilen, seçilen çocuklardır. Bunlarda bir takım manevi yetenekler vardır. Bunlar büyürler ve Güzel Adamlar olurlar.
*
Yedi Güzel Adam başlıklı kitap ve içinde yer alan şiirler, bu güzel adamları anlatır. Fakat bunlar adeta dünyevi, maddi bir mücadele içindedirler. Evet bir mücadele içindedirler. Soylu bir davanın kavgasını yaparlar. İçlerindeki soyluluk, manevi güç bu kitapta daha çok irilik, adale kuvveti, şecaat şeklinde belirginleşir. Öfkeli adamdır, bunlar.
*
İri gövdelerine, rüzgarlı başlarına rağmen ipince bir yürekleri vardır. Hassastırlar. Aşık olurlar. Sevgilileri, bu anlatılan atmosfer içinde biraz belirsizdir. İyi gören gözler, bu şiirleri okuduğunda sevgilinin zaman zaman bir kadın, zaman zamansa manevi bir özellik olduğunu görür. Davadır sevilen. Uğruna mücadele edilen şey İslami bir öz.
*
Bu insanlar dev midir? Yatak görmemiş gövde midir? Bir yara açar boyunlarında, Kolkola durup bağırdıklarında. Yar kurbanın olam. Dağlar önüme durmuş ki dağlanam. Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden. Durdular ite çakala karşı yarin kapısında.
*
Derginin kurulma hikayesinin devamını Erdem Beyazıt şöyle anlatır: Nasıl edelim, nasıl olur derken bir gün bir fırsat zuhur etmiş. Ben Maraş' taydım. Bizim Bünyan Halıcısı Saim Altunbaş, halıcılığı bırakıp traktör romorku imalatına başlamış. Saim Bey in Bayındır sokakta bir dükkanı vardı. Kzılay' da bazen vakit dara düştüğü zaman oraya gidip namaz kılardık. Saim Bey işte bu dükkanı, bizimkilere isterlerse kullanabileceklerini söylemiş.
*
Cahit durur mu? Kendine has gözü karalığıyla hemen koşmuş AKABE KİTAP VE YAYINEVİ diye bir levha yazdırmış. Bir çivi bulundu ya gerisi kolay. Dört nal on beş çivi bir at nasıl olsa bulunur. Derken herkes seferber olmuş, kimi hanımının bileziklerini, kimi maaşını, kimi emekli sandığından aldıkları borç paraları koymuşlar. Bu arada Belediyeye ait Zafer Çarşısında 8 mertekarelik bir kitapçı dükkanının devren kiralık olduğunu duymuşlar.
*
Gözü kara Cahit koşmuş, on dakikada anlaşmış, taksitlerle ödenmek üzere hava parasına. Senet sepet bono borç derken bir anda iki dükkan çıkmış meydana. Daha önceki bir gelişimde Cahit benden bir dilekçe almıştı Ankara Valiliğine hitaben. Mavera, aylık edebiyat dergisini çıkarıyoruz, bilgilerinize arz ederiz mealinde.
*
Dilekçenin altına Bayındır Sokak 30/C Kızılay/ Ankara adresini yazıp vermişler Vilayete. Ben bir dahaki gelişimde Mavera' nın ilk sayısı çıkmış, AKABE 1 ve AKABE 2 adlı kitapçı dükkanlarını açılmış buldum.
*
O sıralarda serbest çalışıyor olmasından dolayı, derginin yazı işleri sorumluluğu Erdem Beyazıt' a yüklenir. Maraş ta oturan Erdem Beyazıt, arkadaşlarının emrivaki yaparak, kendisi için Ankara'dan ev tutmaları üzerine Ankara ya taşınır.
*
Bu arada Mavera nın ilk sayısı 1976 yılının Aralık ayında yayımlanmıştır. Rasim Özdenören, kendisiyle yaptığımız görüşmede Mavera 'nın yayım hayatına atılmasının arka planını ve dergideki iş bölümünü şu şekilde anlatmıştır: Derginin kuruluşunda 1976 yılında buna teşebbüs eden birinci dereceden Cahit le bizdik.
*
Arkasından diğer arkadaşlara açtığımızda onlar da tabiri caizse odun kırıcının hık deyicisi olarak işin içine girdiler. Erdem Bey in mesela rahmetlinin derginin kuruluşuyla ilgili hiçbir şeyi yok. Dergi kurulmuş olarak, derginin üstüne geldi. Tabi para toplanacak, o aralar Nazif Gürdoğan sürekli bizim yanımızda duruyordu. Nazif in paraca büyük bir katkısı oldu. Onun İzmir'de bir kooperatifi var onun elden çıkarmak istiyordu, derginin böyle oluşu da Nazif in eline bir bahane verdi. Oradaki hisseyi sattı tamamını buraya tahsis etti.
*
Akif zaten her teşebbüse olur diyen, motive eden birisi. Ama kendisinin çok fazla bir katkısı yok. O dergilere baktığın zaman, geçmiş şiirleri vardı, onlar yayınlandı. Yine benim zorumla şu şiirleri tahlil et dedim, öyle bir iki tane de şiir tahlili yaptı, ondan ibaret oldu.
*
Cahit in son kısımda bir iki haberleri olurdu. Cahit in orada sempatik bir üslubu vardı. Oralar öyle sürükleyici oldu. Fakat derginin daha ilk çıkma teşebbüsleri esnasında benim Cahit in ne yapacağına ne yapmayacağına kesinlikle bir güvenim yoktu.
*
Bu işe başlıyoruz ama benim kafamdan geçirdiğim şey bu iş eninde sonunda benim üzerimde kalır. Bana yük olur. Onun için arkadaşlara hep şunu söylüyordum: En az altı aylık yazımız hazır olsun. Ondan sonra ilk sayımızı çıkaralım. Ben kendi yazılarımı hazırladım. Altı aylık olmasa bile 4-5 aylığını hazır hale getirdim. Diğerlerinin de aşağı yukarı projesini yaptım.
*
Cahit e sorduğumda Cahit te bir şey yok. Akif 'e sorduk, Akif yazılar nerde? Ya olur falan diyor, ama olacağı bir şey yok. Erdem'e haber gönderiyoruz, Erdem zaten zor yazan birisi. Erdem den de haber yok. Velhasıl altı aylık yazı hazır olsun diyen adamdan başka altı aylık yazı hazırlayan ikinci bir kimse yok.
*
Cahit biraz da havai birisiydi o tarihte. Mesela matbaa ile ilgili konuşmalara gidiyoruz fakat bir bakıyorum ki Cahit benden önce adamlarla pazarlık yapıyor. İşte şurası şöyle olsun, burası böyle olsun. Bazen hoşuma gider bazen hoşuma gitmeyen şeyler oluyor. Fakat o konuştuktan sonra bizim konuşmamızda lüzumsuz oluyor. Pazarlığı bozma gibi bir anlam taşıyor.
*
Diyelim ki matbaadan çıktık dağıtıcıya gidiyoruz, dağıtıcı ile konuşacağız. Cahit uzun boylu ve çevik. Yürüyüşü de böyle çevik. Matbaadan çıkıyoruz ben ona yerlerini söylemişim filanca yerde dağıtımcılar var, görüşme yapalım, dergi elimizde yük olarak kalmasın. Seri adımlarla oraya doğru yürüyor, ben onun ardasından ıkına sıkına koşarak oraya yetişiyorum.
*
Cahit bir bakıyorum ki pazarlığa tutuşmuş. Ya Cahit sen bu işleri böyle yapıyorsun ama, adamlara karşı bizim teminatımız ne? Ne alınacak ne verilecek? Ya mühim değil dergi çıktıktan sonra bunların hepsi olur. Peki ya para? Bütün dünyada şu anda insanlar ellerindeki paralarını bize doğru uzatmışlar tutuyorlar. Birisi gelsin de bu parayı elimizden alsın diyorlar. Biz gidip işte o paraları o adamların elinden alacağız diyor.
*
Peki Cahit öyle olsun, biz gidip alalım diyoruz. Fakat ortada Cahit' in telaşından ve benim endişemden başka da bir şey yok. Nazif İzmir den getirttiği parayı bırakmış, o ortada yok. Kimse ortalarda yok velhasıl.
*
Cahit le ikimiz ortadayız. Cahit' inde böyle bir telaşesi var. Derginin ilanını yaptık, şu tarihte çıkacak diye. Abone istedik muhtelif yerlerden. Cahit' i o tarihte çok tanıyan kimse yok. Aboneler bana geliyor. Ben pantolonumun sağ cebini derginin kasası haline getirmişim. Sol cebimde de kendi şahsi param var. Bu ikisini birbirine karıştırmamaya çalışıyorum.
*
Ceketimin sağ tarafı abone adresleriyle dolu. Velhasıl elbisemin sağ cepleri dergiye tahsis edildi, sol cepleri de benim kendi şahsıma tahsis edildi. Benim düzenim kendime göredir. Anahtarlarım bir yerdedir, mendilim bir başka, tarak bir başka cebimde, bozuk para bir başka cebimdedir, cüzdanım bir başka cebimdedir, hariçten gelen bir şeyler olursa onlarda ayrı ayrı yerlerdedir. Elimi attığımda bulacağım şeyleri orada bulmalıyım ben.
*
Elbisemin veya gövdemin yarısını dergiye tahsis edince bizim düzenimiz de bozuldu. Birinci sayı öylece çıktı. Bir uçtan aboneler, abone paraları bana geliyor. Satılan paraları bana gönderiyorlar, ben alıyorum. Bir iki arkadaş Ankara da bu işin dağıtımıyla uğraşıyor. Taşrada bu işin dağıtımıyla uğraşılıyor. Dört beş ay böyle devam etti.
*
Bir baktım ki Cahit işin bu tarafına çok hevesle uğraşıyor. Bu alma verme abone okuyucularla ilgi kurma, mektuplar yazma Mesela İstanbul Kadıköy den biri mektup yazıyor, bir yazı göndermiş. Onu hemen devreye soktu. Sen şiiri ne zaman olsa yazarsın. Kadıköy de bizim dağıtımımız yok. Bu işi sen üstlen diye ve sonradan bütün İstanbul dağıtımını üstlendi o çocuk.
*
Dergiden ekmek de yedi epeyce, dergiye yük olmadı, abone yaptı, sattı. Bu şekilde dergiden epey ekmek yiyen insan var. Velhasıl 3-5 ay Bu şekilde devam edince Cahit dedim dergi böyle iki başlı olmuyor. Sen bu işlere hevesli görünüyorsun. Bu koşuşturma işleri sen de kalsın.
*
Bende ki aboneler, toplanan abone paraları bunlar. Bunları sana vereyim. Bunlarla da ilgili gereğini yap. Derginin kağıt, matbaa, koşuşturma işiyle, dağıtımıyla sen meşgul ol. Bir de böyle mektuplar falan da yazıyorsun bunu da gel bir düzene bindirelim.
*
Dergiye epey muhtelif yazılar gönderiliyor. Bu yazılar da bana geliyordu. Bu yazıları da dedim ben sana bırakayım. Sen bunlara dergide cevap ver. Biz vaktiyle Yeni İstiklal gazetesi vardı. Biz orada gönderilen yazılara, şiirlere cevap veriyorduk, değerlendiriyorduk. Onlardan da örnekler gösterdim kendisine. Bu değerlendirmelerden sen de yaparsın dedim. Cahit o işi de çok sevdi. Hem sevdi hem benimsedi hem de çok güzel üstesinden geldi.
*
Böyle zaman zaman kızara, azarlayarak, mektup gönderenleri yerine göre, hatta pişman ederek, yerine göre pohpohlayarak böyle kendine göre bir üslup tuttu. Başarılı olduğundan. Dergi o yazılar yazıldığı sıralarda, dergi sondan başa doğru okunurdu.
*
Cahit o işleri benimsedi. Derginin tanıtımını, satışı, pazarlaması, insanlarla münasebetler halkla ilişkiler kısmı Cahit in üzerindeydi. Ama derginin diğer gövdesi, tümü benim üzerimdeydi. Yazıların seçilmesi, sipariş verilmesi, o ayın konusu ne olacak, ağırlıklı konular ne olacak özel sayı hazırlayacaksak kimlerle münasebet kurulacak kimlerden yazı istenecek ne yapacağız ne edeceğiz, onların tümü de benim üzerimdeydi. Zaman zaman gına gelirdi. Yorulurdum, usanırdım.
*
Etraftan yardım edecek hiç kimse yoktu. Derginin tahsis işi de benim sorumluluğumdaydı. O dergiler a sından z sine benim gözden geçirmemle çıkmış şeyler. Onların hepsini ben gözden geçiriyorum. Müdahale edilecek yerlere müdahale ediyoruz. Çıkartacak, eklenecek Tabi kendim yapmıyorum. Bunu yazı sahibine söylüyoruz.
*
Velhasılı kelam diğerlerinin, bunu söylemek biraz yadırgatıcı gelebilir ama, Cahit de dahil olmak üzere onların tamamı benim asistanım pozisyonundaydı. Ben onlara şunları şunları yapın diyordum ama, bunu hiçbir zaman biz öne çıkartmadık. Kendimizi de öne çıkartmadık bu yapıp etmelerimizi de öne çıkartmadık.
*
Biz sürekli arka planda kaldık ama derginin, o günlerini hatırlayanlar bilirler,derginin yazıhanesi bizim evdi. İlgiyle karşılanan dergi, sadece Zafer pasajındaki kitapçılarda satılmaya başlamıştır.
*
Derginin dağıtım, pazarlama, muhasebe, abone işlerini Cahit Zarifoğlu; yazıların derlenmesi, sıralanması, matbaaya verilmesi ve düzeltme işlerini de Rasim Özdenören üstlenmiştir. Dergiye uğrayan dostlar da yapılması gereken işler için koşturulmuştur.
*
Zamanla baştan beri akıllarda olan kitabevi kurma fikri Zafer Pasajı' nda bir kitapçı dükkanı kiralanarak gerçekleştirilmiştir. Cahit Zarifoğlu' nun projelerinden biri, Mavera yazarlarının kendi kalemleri ile geçinebilmesini sağlamaktır. Bunun için jeneriğe telif ücreti ödenir ibaresi konulmuştur. Lakin masraflarını zor karşılayan derginin esas yazı kadrosu dahil hiçbir zaman telif ücreti alamamıştır. Buna karşılık dergiye dışarıdan yollanan yazı ve şiirler için şartlar zorlanarak telif ücreti ödenmeye çalışılmıştır
*
Diriliş, Edebiyat, Büyük Doğu tek isimlerin önderliğinde çıkan dergilerdi. Necip Fazıl'ın parası olduğu zaman Büyük Doğu çıkar. Necip fazıl parayı tükettiği anda Büyük Doğu tatile girer. Diriliş dergisi de aşağı yukarı böyleydi, döneminde asıl büyük çıkışı yaptı ama ilk sayısı 1960 yılında çıktı ama o 6 yıllık durgunluk dönemi de tekrar kapandı. Akılda tutulması güç diyebileceğimiz sıklıklarla açıldı kapandı. Öyle bir yayın macerası oldu.
*
Gene Edebiyat dergisi de aynı şekilde, Nuri Pakdil dergiyi çıkartmaya hazır hale geldiğinde arkadaşlar yarın dergiyi çıkartıyoruz, herkes yazısını getirsin derdi. Kendisinin yazısı hazır biz de o bir gece de ne hazırlayabilirsek canımızı dişimize takıp tabiri caizse hazırlamaya çalışırdık, o dergide öyle çıkıyordu. Bundan dolayı Mavera çıkarken bazı ilkeler belirledik.
*
Bunları topluca yazmadık ama derginin muhtelif yazıları arasında zaman zaman bildirdik. Birinci ilkemiz bu dergi her ayın birinde mutlaka okuyucusunun elinde olacak. Aboneyse de piyasa okuyucusu ise de dergi ayın birinde kitapçılara dağıtılmış olacak. Abonelerin eline geçmiş olacak.
*
Dolayısıyla derginin abonelerin eline ayın birinde geçmesi için birkaç gün öncesinden postalamamız gerekiyor o günün şartlarında. Fakat o süre içinde dergiyi elimizde tutardık, ayın birinde Ankara da dağıtımını yaptırırdık. Bunun gönüllü elemanları vardı. İstanbul 'a bir gün öncesinden gönderirdik. Fakat oradaki ilgili elemanlar da biliyordu ayın birinde piyasaya çıkacağını.
*
Velhasıl Anadolu 'nun muhtelif yerlerine önceden gönderirdik fakat tembih ederdik ayın birinden önce mutlaka elinizde saklayın, mutlaka ayın birinde çıksın, ikinci gününe de sarkmasın diye. Yayınlandığı süre boyunca da bu ilkesine riayet etti. Çok darda kaldığımızda bile dergiyi sayfa çıkarttığımız olmuştur ama dedik ki biz madem bu işe böyle gönül koyduk, bu ilkemizden sapmamamız gerekiyor. da olsa, dergiyi çıkarttık.
*
Paramızın olduğu olmadığı, yazımızın olduğu olmadığı dönemlerin hiç birinde durmaksızın dergiyi okuyucunun elinde görmek istedik. Diğer bir ilke o dergiler çıkartan kişiye bağlıydı, onların canı isteyince çıkıyordu. Onları kınamak istemiyorum. Onların durumunu içten ve yakından bilen birisi sıfatıyla söylüyorum.
*
Paraları olmamıştır, konjöktür uygun düşmemiştir muhtelif yenilebilen nesnel veya öznel bizim bilebildiğimiz veya bilemediğimiz çeşitli nedenlerden dolayı aksaklıklar oldu, aralar verildi. Fakat o bir kişiye bağlı olmanın sakıncası olarak ben şahsen yorumluyordum. Dolayısıyla dedik ki biz kurucu olarak şu arkadaşlar ki kurucu olarak isimler de yayınlanmadı, bu da gene kamuoyunun bir yakıştırması olarak ortaya çıktı. Her ne kadar benim adım geçti, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Alaeddin Özdenören, Nazif Gürdoğan, Akif İnan' ın isimleri geçti sonra başka isimler eklendi, bunlara bazı isimler çıkartıldı, konjöktüre göre yer değiştirmiş oldu.
*
Bu kurucular da olmak üzere biz derginin yazarı olarak bir işlev üstlendik. Dergi bizim elimizde çıkmış olmasın. Ben hastalandım zaman gözümü bu dünyaya kapattığım zaman bu dergi kapanmasın, paramız olmadığı zaman dergi tatile girmiş olmasın.
*
Dolayısıyla biz bunu kişilere bağlı olmaktan çıkaralım, bu herkesin dergisi olsun. Herkes bu dergiyi kendinin dergisi olarak benimsesin dedik.
*
Dergiler genelde şairler ve yazarlar mezarlığı haline geliyordu. Dergi yöneticileri kendilerine gönderilen yazılardan hoşlarına gideni yayımlıyordu. Mavera nın böyle olmaması için, şıpsevdi gibi görüne kimse ağzıyla kuş tutsa bile yer vermeyelim dedik. Bunun için ilk gönderilen yazıları şiirleri hemen yayınlamıyorduk.
*
Devamının gelmesini bekliyorduk. İstediğimiz kalitede belirli bir sayıda ürün gelene kadar bekliyorduk. Mavera mezarlık olamadı bilakis yazar yetişmesine büyük katkıda bulundu. TEŞEKKÜRLER ŞERİFE NİHAL ZEYBEK,ÇALIŞMANIZIN KİTAPLAŞMASINI VE DEVAMININ GELMESİNİ DİLİYORUZ