Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ağustos 2019

30 yazı

1 Ağustos 2019, 12:39

MİSYONLARI GÜZEL OLAN İNSANLARIN VİZYONLARI GÜZEL OLUR

======================================================= Ülkelerin olduğu kadar, dünyanın da ekonomik yapısında ve kültürel dokusunda, vazgeçilmez yer tutan kuruluşların başarısı, bir ayaklarıyla geçmişte, bir ayaklarıyla da gelecekte olmalarına bağlıdır. Dünyanın entellektüel ve finansal kaynakları, kuruluşların bütün rüyalarını gerçekleştirecek zenginliktedir. Kuruluşların gördükleri rüyaları gerçekleştirmeleri, her şeyden önce ulaşılabilir bir misyona ve uygulanabilir bir vizyona sahip olmalarına bağlıdır.

*

Bir gözüyle Amerika’ya, bir gözüyle de Çin’e bakan kuruluşların, misyonları değişmeyen amaçlarını, vizyonları değişen araçlarını gösterir. Kuruluşların varoluş kaynağı olan amaçlar, zamanla büyük değişiklik göstermezken, amaçlara ulaşmanın yolunu açan araçlar sürekli değişirler. Hangi alanda üretim yaparlarsa yapsınlar, değişen araçlarla, değişmeyen amaçlarının peşine düşen kuruluşlar, uzun ömürlü olurlar ve dünyada aranılan ürünler üretirler.

*

Kuruluşların gücü benimsenen, erdemli bir misyonu gerçekleştirmek için, el birliği yapan çalışanlarından kaynaklanır. Kuruluşlar ister ürün, ister hizmet, ister bilgi üretsinler, misyonları güzel işlerin, güzel yöntemlerle yapılması olmalıdır. Kuruluşların işleri güzel yapmaları gereklidir, ancak hiçbir zaman yeterli değildir. Kuruluşlarda işlerin güzel yapılması, güzel işlerin yapıldığı anlamına gelmez. Çünkü ekonomide güzel yapılan her iş, her zaman güzelliğin güvencesi değildir.

*

Kuruluşların misyonları güzelse, vizyonları da güzel olur. Kültürde ve ekonomide güzel kuruluşlar, güzel misyonlarıyla, güzelliklerine ve vizyonlarına uygun yöntemleri geliştirirler. Dünyada hiçbir kuruluş, erdemli bir misyona, etik dışı yollardan ulaşamaz. Kuruluşlarda misyon vizyondan değil, vizyon misyondan güç alır. Misyonsuz vizyon olmadığı gibi, vizyonsuz da misyon olmaz. Kuruluşlarda vizyon misyonun aynası olduğu kadar, misyon da vizyonun aynasıdır.

*

Kuruluşlarda misyonla vizyon, arasındaki iletişim ve etkileşim, pusulayla gemi arasındaki iletişime ve etkileşime benzer. İkisi bir arada olmazsa, istenilen amaca ulaşılamaz. Kuruluşların olduğu gibi, devletlerin de misyonları ve vizyonları vardır.Nasıl devletler siyasal sınırları aşmadan, ekonomik sınırlarını genişletemezlerse, kuruluşlar da ülkelerinin dışına çıkmadan, dünya pazarlarına açılamazlar. Özallı yıllarda bütün kuruluşlar, yerel düşünmeye ve küresel davranmaya başlamışlardır.

*

Yirmi birinci yüzyılın küyerelleşen kuruluşları, hem misyonlarda hem de vizyonlarda, köklü yeniliklerin öncüleri olacaklardır. Onlar yerel pazarlardan küresel pazarlara ulaşarak, yerel ürünler kadar, küresel ürünler de üreterek, dünyanın bütün şehirlerini, ulaşılacak “Kızıl Elma” olarak göreceklerdir. Düz kare dünyanın mimarları, korkuları ve düşmanları büyüten kuruluşlardan daha çok, ümitleri ve dostlukları güçlendiren kuruluşlar olacaktır.

*

Dünyayı kucaklayan misyona sahip olan kuruluşlar, kendilerini dünya pazarlarına taşıyacak, vizyon geliştirmekte güçlük çekmezler.

*

Dünyada kuruluşların vizyonları, misyonlarından kaynaklanır. Her kuruluşun vizyonu, misyonu kadardır.

*

Misyonu sınırlı olanın, vizyonu sınırlı olur. Misyonsuz vizyon olmaz. Misyon kuruluşun aynasıdır.

2 Ağustos 2019, 09:56

BÜTÜN KURULUŞLARDA ÖZGÜNLÜK FARKLILIKTAN KAYNAKLANIR

======================================================= Özgünlük yağmurlu günlerdeki şimşek gibi, insanların zihinlerinde bir düşünce olarak doğar ve uygulanma kanalı bulursa, bütün dünyayı aydınlatır. Özgünlüğün doğurduğu güçten yararlanmak için, farklılıkların korunarak desteklenmesi gerekir. Demokratik katılımın sınırlandırılmadığı, açık toplumlarda özgün düşünceler, hiçbir dirençle karşılaşmazlar. Bu yüzden farklılıkların korunduğu, özgürlüklerin önemsendiği kuruluşlarda, büyük değişimlere yol açacak atılımlar yapılır.

*

Kuruluşların düşünce ve eylem zenginlikleri, farklı kültürlerden insanları, bir araya getirme ustalıklarından kaynaklanır. Çoğu durumlarda kuramsal ve uygulamaya dönük bilgiler aynı insanlarda toplanmaz. Kuruluşların üretim güçleri, değişik alanların uzmanlarının elele vererek, işbirliği yaptıkları ortamlarda katlanarak artar. İster kamu, ister özel, ister gönüllü olsun, bütün kuruluşlarda iki kere iki, dört değil, bazan beş, bazan altı, bazan da yedi olur.

*

Üretimde ve yönetimde yenilik yapma gücü, farklı alanlardan gelen insanların, birlikte çalışmalarıyla yeni boyutlar kazanır. Farklı soy,renk, dil ve kültürden gelen insanların, demokratik bir ortamda, görüşlerini ve düşüncelerini açıkca ortaya koyarak, kıran kırana, enine boyuna tartıştıkları kuruluşlar, hem güçlü hem de uzun ömürlü olurlar. Kuruluşların ürettikleri ürünleri, hizmetlerin ve bilgilerin özgünlükleri, aynı çatı altında farklılıklara gösterdikleri saygıdan kaynaklanır.

*

Bilgisayar dünyasının öncülerinden bir kuruluş, bir yönetim danışmanından çalışmalarının değerlendirmesini istemiş. Danışman kuruluşu baştan sona inceledikten sonra “siz krizdesiniz” değerlendirmesini yapmış. Yöneticiler nasıl olur, biz en iyi dönemimizi yaşıyoruz dediklerinde, danışman “yukarıdan aşağıya bütün çalışanlarınız, aynı ırktan, aynı renkten ve aynı dinden, hepiniz tek tip giyiniyorsunuz ve birbirinizden farksız düşünüyorsunuz”, sizin yenilik yapmanız mümkün değildir” demiş.

*

Özgünlüğün ve yeniliğin sınırının olmadığı, bilgi dolaşımımnı büyük hız kazandığı, insanların sürekli geleceğe baktıkları kare dünyada, kuruluşların ülkelerinin sınırlarının içine çekilerek, dünya standartlarını belirleyen ürünler üretmeleri mümkün değildir. Artık hiçbir kuruluş tek kimlikli çalışanlarıyla ayakta kalamaz. Bütün kuruluşlar, çok kimlikli, çok ırklı,çok dilli insanlarla çalışmasını öğrenmek, özgünlük ve yenilik susuzluğu duyanları, çatılarının altında toplamak zorundadırlar.

*

Dünyanın her yerindeki kuruluşlarda, yüzlerce farklı ülkeden gelen uzmanlar yoksa, yüzlerce farklı dili konuşulmuyorsa, üretimde ve yönetimde, yenilik yapan, özgün çığır açıcı düşüncelerin ve eylemlerin yolu açılmaz. Kuruluşlar arıların binbir çiçekten yararlanarak bal yapmaları gibi, binbir çalışanın görüşlerinden yararlanarak,bütün boyutlarıyla hayatı değiştiren, insanlar arasında iletişimi ve etkileşimi kolaylaştıran, özgün ürünler ve özgün hizmetler geliştirirler.

*

Farklılıklardan yararlanan kuruluşlar, kendilerini farklılaştırarak, ürettikleri ürünlerle, hem yerel ve hem küresel pazarlara, büyük bir canlılık kazandırırlar.

*

Dünyayı dönüştüren kuruluşlar narlara benzerler, dışarından bakıldıklarında bir tane olalarak görülürken, içeriden bakıldıklarında bin tanedirler.

*

Kuruluşların olduğu kadar, toplumların da zenginliklerinin kaynağınde, farklılığın doğurduğu çığır açıcı yenilikle gelen özgünlük vardır.

5 Ağustos 2019, 11:12

ODAKLANAN KURULUŞLAR KEDİ GİBİ HIZLI KAPLAN GİBİ GÜÇLÜ OLUR ==========================================================

Ürün, hizmet ve bilgi alışverişinde, sınırların önemini yitirmesiyle, bütün ülkeleriyle dünya, büyük bir pazar yerine dönüşmüştür. Pazarda kuruluşların başarılı olmaları, üretim, pazarlama ve finansman başta olmak üzere, bütün yönetim alanlarında, yeni yaklaşımlar, yeni yöntemler geliştirmelerine bağlıdır. Dünyanın her ülkesinden kuruluşların, yer aldığı pazar yerinde, bir alana odaklanarak, sürekli yenilik yapmadan, bir yandan maliyetleri düşürmek, bir yandan da satışları artırmak çok zordur.

*

Yıldan yıla yeni boyutlar kazanan pazarın, her alanda toplumları dönüştüren, yenilik öncüleri olanlar, hareket etme yetenekleri yüksek, pire nitelikli hızlı kuruluşlardır. Bütün dünya kuruluşlarının birbirleriyle yarıştığı pazarda, her alanda üretim yapan büyük kuruluşlardan daha çok, bir alanda üretim yapan küçük kuruluşlar başarılı ve uzun ömürlü olmaktadırlar. Üretimde ve yönetimde pireler gibi hızlı, filler gibi güçlü olmada başarı, bir alana odaklanmaya ve hızlı davranmaya dayanıyor.

*

Dünyada New York, Londra, İstanbul, Pekin ve Tokyo başta olmak üzere, bütün şehirlerin ekonomileri, birbirlerini etkileyen ve birbirlerinden etkilenen havuzlara benzerler. Her şehirde hızlı özel kuruluşlar, havuza su taşırlarken, yavaş kamu kuruluşları havuzdan su alırlar. Şehirlerin zenginliği ve ekonomilerin canlılığı, havuzdan su alanlardan daha çok havuza su taşıyanlardan kaynaklanır. Havuzun sularından büyük küçük bütün kuruluşlar yararlanır. Havuzlar pazarlar gibi, herkese açıktır.

*

Pazarın gizemini çözen kuruluşların, üretim ve yönetim dünyalarında gizliliğe yer yoktur. Onların yenilik yapma güçleri, paylaşıma açık olan birikimleri, üreticilerle tüketicilerin katılımlarıyla, zenginleşir. Onlar baharda deri değiştiren yılanlar gibi, sürekli kendilerini yenileyerek, odaklanma ve yenilik yapma güçlerini geliştirirler. Nasıl ağaçların meyva vermeleri için, kurumaya yüz tutan dalları budanırsa, kuruluşların da gelirlerinin giderlerini karşılamaları için, ürünlerin sayıları azaltılır.

*

Ürün sayısını azaltmakta güçlük çekmeyen kuruluşlar, Al Reis’ın “Focus” kitabında, kuruluşlar dünyasından verdikleri örneklerle, ayrıntılı olarak anlattığı gibi, odaklanmasını bilirler. Onlar ürettikleri ürünlerle, arabaların haritalardan kitaplara, kalemlerden defterlere herşeyin bulunduğu torpido gözlerine benzemezler. Odaklanan kuruluşlar ana ürünleri, üzerindeki üstünlüklerini yitirmeden, düzensizliğe ve dağılmaya yol açmadan, büyümeye devam ederler.

*

Kuruluşların farklı ürünler ve hizmetler üreterek dallanmaları yerine, en başarılı oldukları ürünlerde ve hizmetlerde odaklanmaları, ömürlerini uzatmakla kalmaz, dünyadaki gelişmeler karşı hızla önlem alma yeteneklerini de geliştirir. Kuruluşların pazarda çok sayıda ürünlerle ve çok sayıda hizmetlerle değil, az sayıda ürünlerle az sayıda hizmetlerle yer alması, yenilenme ve hızlı hareket etme yeteneklerine, yeni boyutlar kazandırarak güçlendirir.

*

İki atın peşine birden düşenler, nasıl ikisini de yakalayamazlarsa, iki sıradışı ürünü üretmek isteyenler de, bir sıradışı ürün üretmekte başarılı olamazlar.

*

Kuruluşlarda rüzgarın arkadan değil, karşıdan estiği günleri aşmanın yolu, sıradan bin ürün üretmekten değil, sıradışı bir ürün üretmekten geçer. *Odaklanarak kedi gibi hızlı kaplan gibi güçlü olmasını bilen kuruluşlar, iyi şeker üretenlerin iyi çimento üretemeyeceklerini bilirler.

6 Ağustos 2019, 10:23

AĞLARLA YARDIMLAŞMASINI BİLENLER HER İŞİ KOLAYLAŞTIRIRLAR

========================================================= Görev ve sorumlulukların kesin sınırlarla belirlendiği hiyerarşik kuruluşların yerine, dünyaya açık, yönetim kademeleri azaltılmış ve esnekleştirilmiş kuruluşlar geçmektedir. Hangi alanda üretim yaparlarsa yapsınlar, dışa dönük kuruluşlar, çalışanları, tedarikçileri ve müşterileriyle, oluşturdukları yerel ve küresel ağlarla, etkinliklerini hızla arttırıyorlar. Değişik kesimler arasında oluşturulan, yardımlaşma ve dayanışma ağları, hem kişilerin hem kuruluşların, işlerini kolaylaştırmaktadırlar.

*

Kişileri ve kuruluşları başarılı kılanlar, oluşturdukları güven ağları içindeki dostlarıdır. Bu yüzden “Ne bildiğinizden daha çok, kimlerin sizi bildiği önemlidir” ilkesi, kişilerle birlikte, kuruluşlar için de geçerlidir. Kişilerin dost çevreleri, kendileriyle birlikte kuruluşlarının da gücünü büyütürler. Kuruluşlarda finansal ve entellektüel sermaye gibi, dostluk sermayesi de, ürün ve hizmet üretiminde, dünya pazarlarına açılmada, uluslararası standartları yakalamada, önemli bir yer tutmaktadır.

*

Ülkelerde oluşturulan yerel ve küresel dostluk ağları, bilgi birikimi yanında, karşılıklı sevgiye ve saygıya dayanırlar. Etik ilkeleri zorlamadan, kurulan bağlantılarla sağlanan bilgi alışverişi, her alanda etkinliği artırır. Kuruluşlar ürettikleri ürünlerin ve hizmetlerin kalitesini, “İlişki sermayesi” denilen, dostluk bağlantılarından yararlanarak geliştirirler. Yöneticilerin kararlarını kolaylaştıran bilgilerin, önemli bir bölümün kaynağı, dostlarıyla oluşturdukları, bilgilenme ve bilgilendirme ağlardır.

*

Ekonomilerinde borçalmada ve borç vermede, kuruluşların finansal sağlamlığına ilişkin doğru bilgiler, çoğu zaman dostluk ağlarından sağlanır. Kurumsal kaynaklardan sağlanan bilgiler, her zaman yeterli olmazlar. Gönüllü ağlardan sağlanan bilgiler, haksız kazanç sağlamak için değil, kimseye zarar vermemek için önemlidir. Bu yüzden dostluk ağları, etik sınırlar içinde, toplumun bütün kesimlerine yarar sağlayacak, bilgilerin ve bilgeliklerin zenginleştirildiği, öğrenme ve öğretme ortamlarıdır.

*

Kuruluşların ürettikleri ürünlerin, hem kişiler hem de toplumlar üzerinde, olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Kuruluşların başarıları kendi yararlarını gözetirken, başkalarına zarar vermemelerinden kaynaklanır. Bütün toplumları birbirine bağlayan, kişisel ve kurumsal ağlar, ekonomik ve kültürel hayatın, ana yasasını oluşturan “kazandır kazan” ilkesine dayanırlar. Yalnızca kendi yararlarını düşünen kişiler ve kuruluşlar, başkalarına verdiği zararları, kendileriyle birlikte, bütün topluma ödetirler.

*

Gönüllü ağlarda toplumsal sorumluluğun özü, kimseye zarar vermeden herkese yarar sağlamaktır. Kuruluşlar dünyasında, toplumların zararlarına olan yararların, faturası her zaman çok büyük olmuştur. Haksız kazançlar tarihin her döneminde, toplumların, ekonomik,siyasal ve kültürel yapılarında , büyük depremlere yol açmışlardır. Bu yüzden ağlarla sağlanan iletişim ve etkileşim, toplumların en büyük denetici gücünü oluşturmaktadır. Yerel ve küresel ağlarla, herkes aradığını bulmaktadır.

*

Yardımlaşma ve dayanışma ağlarıyla, kuruluşlarla birlikte kişiler de, her alanda hem ayakta, hem de hayatta kalırlar.

*

Ekonominin insan bedeni gibi gizemli yapısında, bilgi ve bilgelik alışverişi, dünya barışının güvencesidir.

*

Zengin yardımlaşma ağlarıyla, kuruluşlar güçlenirler, güçlenen kuruluşlar yardımlaşırlar.

7 Ağustos 2019, 12:32

NÜKLEER SİLAHLARLA HİROŞİMA'DA KİMYASAL SİLAHLARLA HALEP'TE BÜTÜN İNSANLIK BİNLERCE DEFA ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR

Peygamberlerin kenti Kudüs''te barış,Mitolojinin kenti Atina''da savaş vardır.Barış isteyen kutsal kültürün başkenti Kudüs ile, savaş isteyen seküler kültürün başkenti Atina, arasındaki savaş Hiroşima'dan Halep'e kadar, bütün şiddetiyle devam etmektedir. Savaş Ortadoğu'da Hiroşima'yı aratmayacak, dehşet verici boyutlara ulaşmıştır.Japonya'da Hiroşima ve Nagazaki yok edilmiştir.Ortadoğu'da bütün şehirler yerle bir edilmektedir. Batı ülkelerinin yöneticileri, Ortadoğu''da uyguladıkları toptan yok etme, savaş stratejileriyle, ''Yeni Çağların Firavunları'' olarak anılacaklardır.

*

Batı dünyasının geliştirdiği ölüm saçan tanklara ve uçaklara karşı,başta Filistinliler olmak üzere, Ortadoğulular, Cervantes''in yeldeğirmenleriyle savaşan Don Kişot''u gibi, görünseler de, uzun dönemde kesinlikle kazanacak olanlar, silahlarla savaşanlar değil, silahsız savaşanlar olacaktır. Batı ülkeleri, dünyanın hiçbir ülkesine, tanklarla ''demokrasi'', savaş uçaklarıyla''insan hakları'' ve atom bombalarıyla ''özgürlük'' götürülemeyeceğini, çok geç de olsa öğreneceklerdir.

*

Amerikalıların Vietnamlılara karşı uyguladığı ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, topyekun savaş stratejisinin,Batılıların Araplara karşı tekrarlamaya kalkmaları,Amerikalıların Vietnem'dan,Rusların Afganistan yenilgilerinden ders almadıklarını göstermektedir.Ortadoğu'da en yeni silahlarla donanmış ordularının, geleneksel silahlarla kendi ülkelerini savunan tek kişilik ordularla baş edemeyecklerini, bütün dünya görmüştür.

*

Amerika ve Rusya güçlü silahlarıyla, Irak'ı ve Suriye'yi kısa bir zamanda işgal etmişlerdir. Ancak yeni yüzyılda, bir ülke, başka bir ülkeyi işgali, kısa zamanda gerçekleşse de, hiçbir zaman uzun dönemli olmaz. Ayrıca sınırların önemini yitirdiği dünyada, ülkeleri şilahla işgal edenlerin ülkeleri, silahsız olarak işgal edilirler. Hiçbir ülkede işgalciler, uzun süre kalamazlar.

*

Bir ülkenin ordularının vurucu gücü, işgal ettiği ülkede kalmasına yetseydi, Avrupa ülkeleri, Osmanlı sonrası işgal ettikleri, Ortadoğu ülkelerinden çekilip gitmezlerdi. Bir ülkeye topla gidenler, gittikleri ülkeden tüfekle çıkarılırlar. Batı dünyası atom bombasını icat etmeyi başarmıştır. Ancak kutsal kültürün, yüzyılların içinde oluşturduğu, savaş hukunu da yerle bir etmiştir.

*

Ortadoğu ülkelerinde miyonlarca sivil suçsuz insan, hiç tereddüt edilmeden,dehşet verici boyutlarda öldürmüştür. Silahlılar her zaman haklıdır, diyenlerin silahlarıyla, bütün insanlık, her gün binlerce defa öldürülmektedir.

*

Einstein'in enerji eşittir, madde çarpı hızın karesi formülünün, ortaya çıkardığı dehşet verici enerji, savaş hukukunu ayaklar altına alarak, yerle bir etmiştir.

*

Atom bombasını hem geliştiren fizikçiler, hem de Hiroşima'ya attıran yöneticiler, dünyanın en büyük katilleri olarak anılacaklardır.

*

Irak'ta,Suriye'de,Yemen'de ve Libya'da olduğu gibi, artık şehirleri Hiroşima'ya çevirmek için, atom bombaları gerekmiyor.

*

Hiroşima 'nın üzerinden yüzyıl geçmeden, Halep de Hiroşima gibi,yerle bir olmuştur.

*

Hiroşima'yı ve Halep'i dünya hiçbir zaman unutmayacaktır.

8 Ağustos 2019, 10:48

SORUNLAR İNSANLARDAN KAYNAKLANIR ÇÖZÜMLER İNSANLARDADIR

İkibinli yılların başında,San Fransisco’dan Kuala Lumpur’a, Bursa’dan Banglahore’a kadar, dünyanın pek çok şehirinde, tarım, sanayi ve bilgi toplumları, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde, yanyana yaşamaktadırlar. Bilgi toplumlarındaki gelişmelerle, tarım ve sanayi kuruluşları yeni boyutlar kazandılar. Kuruluşlarda ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin zenginleştirilmesinde, bilgisayarlar insanların düşünen akılları, gören gözleri ve tutan elleri olmaktadırlar.

*

Yeni yüzyılda her alanda insan kaynakları, sermaye başta olmak üzere, bütün kaynaklardan çok daha önemli, çok daha büyük bir güç kazanmıştır. İster tarım, ister sanayi, ister bilgi toplumu kuruluşu olsun, bütün kuruluşlarda üretim maliyetlerinin düşürülmesinde, satışların artırılmasında, kalitenin geliştirilmesinde ve rekabet üstünlüğü kazanılmasında, çalışanlar arasındaki güçbirliği, başka kaynaklar tarafından yerine getirilmesi mümkün olmayan bir işlev yüklenmiştir.

*

Bilgisayarlarla güçlerine güç katan insanlar, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatta, geçmiş yıllarda benzeri görülmeyen, köklü dönüşümlerin sürükleyici güçleri olmaktadırlar. Dünyada her kuruluş gücünü, sahip olduğu insan kaynaklarının, düşünce ve eylem birikimlerinden almaktadır. İnsanların fiziksel güçlerinin yerine makinaların, zihinsel güçlerinin yerine de, bilgisayarların geçtiği bilgi toplumlarında, insan kaynaklarının gücünden yararlanmak, hayati bir önem kazanmıştır.

*

Kuruluşların hem ekonomik, hem kültürel hedeflerine ulaşmalarında, kuram ve uygulama arasındaki uyum ve düzen, değişik kademelerde yer alan insan kaynakları tarafından sağlanır. Kuruluşlarda ürün, hizmet ve bilgi üretimi, insanlar aracılığıyla, insanlar tarafından gerçekleştirildiği için, insanların tutumları ve davranışları, her alanda büyük önem taşımaktadır. Sorunların insanlardan kaynaklandığını, çözümlerinin de insanlarda bulunduğunu bilindiği için, bütün bilimlerden yararlanılmaktadır.

*

Kuruluşlar tarım, sanayi ve bilgi toplumları arasındaki ürün, hizmet ve bilgi akışında köprü olma görevini üstlenmektedirler. Bu yüzden kuruluşlar arasındaki işbirlirliğinin geliştirilmesi, ülkeler arasındaki işbirliğini de geliştirecektir. Üretimde çığır açan kuruluşlar, dünya barışının da en büyük güvencesi olacaklardır. Kuruluşları güçlü olan ülkelerin, ekonomileri güçlü olur. Kuruluşların güç kazanması, insan kaynaklarının başlattığı, uzun ve zorlu bir yolculuktur.

*

Kuruluşların hedeflerine ulaşmalarındaki başarıları, çıktıkları yolda karşılaştıkları engelleri aşmada, hem kurum içindeki, hem de kurum dışındaki, insan kaynaklarından yararlanmasını bilmelerine dayanır. Yoculukta insanlığın bilgi ve bilgelik birikimini değerlendirirken,birlikte öğrenirken öğretmek, öğretirken öğrenmek, büyük bir hız ve yoğunluk kazlanır. Kuruluşlar dünya kuruluşlarıyla, insanlar kuruluşlarındaki işleriyle bütünleşirler. Onlar başarının peşinden değil, başarı onların peşinden koşar.

*

İnsan kaynakları kuruluşları, kuruluşlar dünyayı değiştirirler.

*

İnsansız kuruluş, kuruluşsuz ekonomi olmaz.

*

Kuruluşlar insanlarla kuruluş olurlar.

8 Ağustos 2019, 21:10

BATI'NIN GÜNEŞİ BATARKEN DOĞU'NUN GÜNEŞİ DOĞMAKTADIR

Büyük Doğu,Diriliş,Edebiyat ve Mavera dergileri çevresinde toplanan aydınlar, Türkiye''nin ve dünyanın geleceğini Moskova ve Washington''da değil, Kudüs''te aradılar. Kudüs iki dünyanın medeniyet merkezidir. Gelecek yıllarda, dünyanın Atinalaşması değil, Kudüsleşmesi tartışılacaktır.

*

İnsanlığın geleceği, Batı''nın fizik dünya odaklı değerlerinden önce, Doğu''nun metafizik dünya odaklı değerlerinde aranacaktır.Kudüs'te Muhammed "Habibullah", İsa "Ruhullah", Musa "Kelimullah", İbrahim "Halilullah",Adem "Turabullah" diyenlerin başkentidir.Kudüs insanlığın atalarının sürgün edildiği,ana yurdu ve baba evi "YİTİK CENNET"e açılan kapısıdır.Kudüs'te savaş olursa,dünyada barış olmaz.

9 Ağustos 2019, 11:43

TATLI DİL GÜLER YÜZ ALIŞVERİŞİN GİZEMLİ ANAHTARIDIR

İstanbul’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan dünyaya, dünyadan Türkiye’ye bakmadan, ekonomik ve kültürel dönüşümleri kavramak mümkün değildir. Cumhuriyet dönemindeki hiçbir gelişme, ikibinli yılların başında büyük bir patlama gösteren, dışsatım hacmi kadar, Anadolu insanının ekonomik yapısını ve kültürel dokusunu değiştirmemiştir. Devletin kaynaklarından çok az yararlanan Anadolu girişimcileri, servetlerini sermayeye dönüştürerek, dünyaya açılmanın gücünü keşfetmişlerdir.

*

Girişimcilerin dünyasında, alışveriş kavgaya değil, sevgiye dayanır. Bir yandan dışalım, bir yandan dışsatımın doğurduğu gücün, farkına varan Anadolu kuruluşları, Tokyo’dan New York’a, Moskova’dan Kahire’ye bütün dünya şehirleri arasında mekik dokumaktadırlar. Ekonomide dışalım ve dışsatım çift yönlü bir süreçtir. Birbirleriyle alışveriş yapan ülkeler, hem alırken hem satarken kazanırlar. Bu yüzden aralarında, alışveriş olan ülkeler, sorunlarını çatışarak değil, uzlaşarak çözerler.

*

Alışverişle birbirlerine bağlanan ülkeler, hiçir zaman birbirleriyle savaşmazlar. Alışverişin yüzyıllar içinde oluşmuş, zengin bir tarihsel kültürü vardır. Alışverişte kuruluşları, başarılı kılan kültürün temelinde, güler yüzle birlikte tatlı söz vardır. Kuruluşların başarısında, ürünleri kadar kültürleri de büyük önem taşır. Kuruluşlar tedarikçilerinden, çalışanlarından ve alıcılarından oluşan büyük bir bütündür. Kuruluşların gücü büyük bütünün, birbirleri arasındaki iletişime ve etkileşime dayanır.

*

Kuruluşlarda getirisi en yüksek olan yatırım, büyük bütünün birbirleriyle ilişkilerinde, gösterdikleri sevgi ve konuştukları dildir. Alışverişte güler yüz ve tatlı dil, bir kuruluşun kapısından girenleri, er ya da geç üretilen ürünlerin ve hizmetlerin, alıcıları olmalarına yol açar. Hayatın hiçbir alanında, güler yüzle tatlı dilin elele verdiği bir tutumun ve davranışın açamayacağı hiçbir kapı yoktur. Güler yüz ve tatlı dil, dünyanın her yerinde bütün kapıları açan sihirli bir anahtardır.

*

Yerel ve küresel dış pazarlarda, kendilerine sağlam bir yer açmak isteyen kuruluşlar, üretim ve yönetim kültürlerini, tatlı dille ve güler yüzle yoğurmak zorundadırlar. Kuruluşlar fabrikalarında ürün üretirler, satış yerlerinde, ürünlerinden önce kültürlerini satarlar. Bu yüzden Anadolu’da, “Sirke satan yüzle, bal da olsa satılmaz” denilir. Dünyada bütün insanların aradığı ürünleri üretenlerin pazarlarında, asık yüzlere ve kötü sözlere yer yoktur.

*

Kuruluşlarda üretim ve yönetim, bir bilgi işi olmaktan daha çok bir bilgelik işidir. Pazarlarda insanların gönülleri, hem bilgiyle hem bilgelikle kazanılır. Bunun için bütün kuruluşların, getirisi en büyük sermayeleri, bütün insanlığın yüzyılların içinde oluşturduğu alışverişteki bilgi ve bilgelik birikimidir. Kuruluşlar bilgi birkimiyle üretimlerini, bilgelik birikimiyle yönetimlerini zenginleştirirler.Onlar bilgelikle gökyüzüne uzanırken, bilgiyle yeryüzünden uzaklaşmazlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde Çiniler gibi,“Gülümsemeyi bilmiyorsanız dükkan açmayın” denilir.

*

Dünya pazarlarında kuruluşlar, kendilerine ürünlerinden önce, kültürleriyle geniş yer açarlar. Ülkelerde ürünsüz üretim, kültürsüz yönetim, kuruluşsuz ekonomi olmaz.

11 Ağustos 2019, 11:25

BAYRAM GÜNLERİ DÜNYADA BARIŞ GÜNLERİ OLMALIDIR

Dünya savaşların dayanılmaz ağırlığı altında ezilmektedir. Yirminci yüzyılda Avrupa ülkelerini yakan, yıkan savaşlar, Yirmi birinci yüzyılda Müslüman ülkeleri yakıp, yıkmaktadır. En dehşet verici yüzleriyle ortaya çıkan, sonu gelmeyen kanlı savaşlar, bütün ülkelerde ekonomik, siyasal ve kültürel hayatı yerle bir etmektedirler.Ancak ülkelerin her alanda, birbirine bağımlı hale geldiği düz kare dünyada, savaşların kazananı,barışların kaybedeni olmayacaktır.

*

Savaş yıllarını gören Mehmet Akif''in yıllar önce söyledikleri, bugün de geçerlidir. ''Bilmiyorlar ki bu şiddetlerin olmaz hükmü / Göz yılar önce, fakat sonra kanıksar ölümü / Sanıyorlar kafa kesmekle, beyin ezmekle / Fikr-i hürriyet ölür. Hey gidi şaşkın herzele / Daha kuvvetleniyor kanla sulanmış toprak / Ekilen gövdelerin hepsi yarın fışkıracak.'' Ancak büyük küçük bütün ülkeler, çocukları öldürmekten, şehirleri bombalamaktan başka savaş bilmiyor.

*

Her yıl gelen bayram günlerinin özendirmesiyle, savaş dünyasını, barış dünyasına dönüştürecek olanlar, seküler kültürün bilginleri değil, kutsal kültürün bilgeleridir. Onlar, bütün ülkelerin içinde olduğu dünya gemisinin, kasırgalar denizinde, dev dalgalara kapıldığını, yolunu, yönünü şaşırdığını, pusulasını yitirdiğini, parçalanmasının çok yakın olduğunu, anlatmaya çalışıyorlar. Dünya onların farkında değildir. Onlara karşı dünya kördür, sağırdır ve dilsizdir.

*

Dünyanın dört bir yanından seslenen kutsal kültürün bilgelerinin sürekli vurguladıkları gibi: ''Kutsal kültür tarafından içselleştirilerek özümsemiyen seküler kültür, kutsal kültürü içselleştirerek özümser, barış kültürünü savaş kültürüne dönüştürür.'' Bütün dünyada savaş rüzgarları estiren seküler kültürün silahları, öldürdükleri insanların mezar taşlarıyla, ülkelerin arasına, görünmeyen yeni Berlin duvarları inşa ediyorlar.

*

Barış dünyasının sınır taşlarının yerine, savaş dünyasının mezar taşlarının geçtiği bir yüzyılda, bütün dünya, ''öldürmeyeceksin yaşatacaksın, zorlaştırmayacaksın kolaylaştıracaksın, ararsan bulacaksın'' diyen, kutsal kültüre dönmeli ve kutsal kitaplara dört elle sarılmalıdır. Kutsal kitaplar, insanlık tarihi boyunca yazılmış bütün kitapların anasıdır. Yazılmış ve yazılacak bütün kitaplar, kutsal kitapların ışığında, hayatı anlamlı kılmak için yazılmış ve yazılacaktır. Yeni sözler kutsal kitaplardan yola çıkılarak söylenir.

*

Kutsal kitapların zamana bağımlı olmayan ilkeleri, hayatın kumaşına renk veren, sağlamlık kazandıran ana girdilerdir. Kutsal kitaplar, Seyyid Hüseyin Nasr''ın eserlerinde sürekli vurguladığı gibi, akıl dışı değiller, ancak akıl üstüdürler. Seküler kültürün sınırlarının dışına çıkmadan, kutasal kültürü hayata taşımak, hayatı kutsal kültürle yoğurmak mümkün değildir.

*

Kutsal kitaplar, gökyüzünde yazılır, yeryüzünde okunurlar.

*

Bayram günleri meleklerin, insanlara karıştığı günlerdir.

*

Gökyüzünün kapıları, bayram günlerinde açılır.

*

Bayram dünyası, barış dünyasıdır.

*

Kötü barış, iyi savaş yoktur.

*

Barış savaştan iyidir.

12 Ağustos 2019, 11:16

BARIŞ ÇAĞLARINDA GENÇLER DEĞİL KOÇLAR KURBAN EDİLİRLER

Bilgi çağının bütün insanlık için, bir barış çağı olması beklenmektedir. Ancak beklenilenin tersine, bilgi çağı da, sanayi çağı gibi, bir savaş çağı olmuştur. Bilgi çağında ülkeler içindeki iç savaşlar,bütün ülkelerin savaştığı küresel savaşlara dönüşmüştür. Bilgi çağı insanlık tarihinin gördüğü, en kanlı savaşlar çağı olmuştur. Bilgi çağının ürünü nükleer ve kimyasal silahlarla, askerlerden daha çok, anneler, babalar ve çocuklar ölmüştür.

*

Barış çağlarınde anneler ve babalar, çocuklarından önce, savaş çağlarında ise, çocuklarından sonra ölürler. Bu yüzden, dünyada barışın koruyucusu, askerler değil, anneler ve babalardır. İnsanlık tarihi içinde, bir insanın hayatı çok önemli bir yer tutmaz. Ancak dünyada hiçbir kurumun gücü, savaşta ölen bir insanı geri getirmeye yetmez. Bunun için, dünyanın neresinde olursa olsun, bir genci öldüren, bütün anne ve babaları öldürür.

*

İnsanı öldürmenin büyük bir sanayiye dönüştüğü, insan hayatının hiç önemsenmediği bilgi çağında, Müslümanların "Kurban Bayramı", bütün dünyada barış bayramı olarak kutlanılmalıdır. Seküler dünyanın İsmailleri öldürmek için, yüzen ve uçan ordulara sahip olduğu bilgi çağında, kutsal kültürden beslenen dünya, İsmailleri yaşatmak için koç kurban eder. Koçları kurban etmesini bilmeyenler, gençleri kurban ederler. Dünyada savaş kurbanlarının sayısı, bayram kurbanlarının sayısını çoktan aşmıştır.

*

Bilgi çağının bilimsel ve teknolojik gelişmeleri, savaş yanlılarının eline nükleer silahları verirken, barış yanlılarının eline de toplumsal iletişim araçlarıyla, dünya ölçeğinde haberleşme ve yardımlaşma gücü vermiştir. Bilgi çağında savaşı savunanların şehirleri yakıp yıkan "Toptan Savaş" stratejilerine karşı, barışı savunanların insanları koruyan "Toptan Barış" stratejileri geliştirmeleri gerekmektedir. Ulaşılmayacak bilginin, görüşülmeyecek kişinin olmadığı bilgi çağında, güzel savaş, çirkin barış yoktur.

*

Hacerler seslerini duyurmak için yollara düşmezlerse, İbrahimler şehirlerin meydanlarını doldurmazlarsa, Kurban Bayramlarında koçlar değil, İsmailler kurban edilir. Bütün savaşlarda, savaşları başlatanlardan daha çok, savaşların kurbanlarının anneleri ve babaları ağlar. Bu yüzden savaşları iktidarlarını sürdürmek isteyenler başlatırlar, çocuklarını yaşatmak isteyen anne ve babalar durdururlar.

*

Her çağda savaşlar yağmur yüklü bulutlarla değil, hırs yüklü politikacılarla gelir. Savaşlar yalnızca politikacılara bırakılamayacağı gibi, yalnızca askerlere de bırakılamaz. Savaşlardan ülkelerin bütün kesimleri etkilenir. Bir savaşın hem yerel, hem küresel boyutları vardır. Bilgi çağında her savaş, bir dünya savaşıdır, hiçbir ülke savaşın dışında kalamaz.

*

Kurban Bayramı, hayat bayramıdır. Her kurbanla bir İsmail değil, binlerce İsmail hayat bulur. Bir koç kurban eden, bin İsmail"e can verir.İnsanları sevmeyenler,hayvanları severler.

*

Koçları kurban etmeyenler, koç gibi gençleri kurban ederler.

*

Her kurban hayat kurtaran, kutlu bir merhamet anıtıdır.

*

Merhamet etmeyenlere, merhamet edilmez.

*

Kurbanı sevmeyen insanı sevmez.

13 Ağustos 2019, 11:23

GELEN BAYRAMLAR GEÇEN BAYRAMLARDAN DAHA BARIŞCI DAHA İYİ DAHA GÜZEL OLMALIDIR

Dünyada gelen bayramların, geçen bayramlardan daha iyi,daha güzel,daha barışcı olması için, çalışan bir erdemliler topluluğu olursa, savaş yılları barış yıllarına dönüşürler. Onlar iyilikleri özendirme ve kötülükleri önleme yolunda, bütün insanlığa ışık tutarlar. Yollarını onların ışığında görenler, yönlerini yitirmezler. Ülkelerin erdemliler topluluğu, arasında yer alanlar, dağların zirvelerinin birbirlerini gördükleri gibi, birbirlerini görürler ve birbirleriyle tanışırlar ve konuşurlar.

*

Erdemli insanlar sürekli lav püskürten yanardağlara benzerler, kalıcı barış için durmadan, düşünce ve eylem üretirler. Onların gelen yıllarının, geçen yıllarla eşit olmaması için, bütün insanlığa kazandırdıkları yeni açılımlar, yeni silahlardan çok daha önemlidir. Dünyanın erdemliler topluluğunu oluşturanlar, eserlerinin ulaştığı her ülkede, her yıl yeniden doğarlar, onların düşünce ve eylemlerinden herkes yararlanır.

*

"Bir yıl, öteki yıla benzemez", diyen Anadolu insanının, Anadoluyu dönüştüren kültüründe, faydalı eylemi faydasız eylemden ayırarak, iki yılı birbirinden farklı kılmak, her insana yüklenmiş bir sorumluluktur. İnsanlar, kurumlar ve kuruluşlar, gelen yıllarını geçen yıllarından, daha anlamlı, daha yararlı ve daha verimli yapamıyarlarsa, dünyanın erdemlileri görevlerini yerine getirmiyorlar demektir.

*

Düzleşen dünyada ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın omurgasını, yararlı eylemleri çoğaltmada, zararlı eylemleri azaltmada yarışanlar oluştururlar. Onlar hayatın bütün boyutlarında, iyiliklerin peşinden aslanlar gibi koşarken, kötülüklerden ceylanlar gibi kaçarlar. Onların hayatları, beşikten mezara kadar devam eden, uzun soluklu bir yarıştır. İyilikte yarışmanın olmadığı toplumlarda, gelişme olmayacağını, en güzel onlar anlatırlar.

*

Yılanlar her yıl deri değiştirmezlerse, nasıl yaşayamazlarsa, ülkeler de her yıl kendilerini yenileyemezlerse, hiç bir alanda atılım yapamazlar. Erdemliler topluluğu ülkeleri yenileyen, büyük düşünce ve eylem havuzlarına, kova kova su taşırlar, havuzdaki suyun çoğalmasından da bütün ülkeler yararlanırlar. Erdemli insanların sesi, dünyanın ortak aklının sesidir, düşünce ve eyleme, yeni boyutlar kazandırmada kimse onlarla yarışamaz.

*

Erdemliler topluluğu, kesintisiz iletişim ve etkileşim içinde, birbirleriyle yardımlaşırlar ve birbirlerinin dostlarıdır. Onların arasındaki dostluklar, kurumlar arasındaki dostluklara, kurumlar arasındaki dostluklar, ülkeler arasındaki dostluklara dönüşürler.

*

Kültürler nasıl ekonomilere yön verirlerse, erdemliler topluluğu da ülkelere yön verirler. Onların ortaya koydukları bir düşünce, ve bir eylem, bütün ülkelere, bütün kuruluşlara ve bütün insanlara, yeni kapılar açar.

*

İki yıl birbirinden farklı kılacak olanlar, erdemi uçlarda aramayan erdemliler topluluğudur.

*

Dünyanın orta kuşağını oluşturan, erdemliler kötülükte birleşmezler.

*

Dört bin yılda oluşan erdemlilerin ortak aklı için yol birdir.

*

İnsanlığın tarihi Kur'an erdemli olmanın yol haritasıdır.

14 Ağustos 2019, 13:02

DEVLETLERİ VE KURULUŞLARI ARİSTO VE FARABİ YÖNETSEYDİ

Doğudan Batıya ülkelerin yönetim sorunlarına, çözüm aramada felsefe ve edebiyattan yararlanma konusunda yapılan araştırmalar giderek çoğalmaktadır. Çünkü devletlerin ve kuruluşların yönetiminde uygulanan demokratik ve otokratik kuramlar,bütün ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarında köklü dönüşümleri tetikleyicileri olmaktadır. Ülkelerdeki iktidar savaşları, dehşet verici toplu ölümlere ve şehirlerde büyük yıkımlara yol açmaktadır.

*

Bütün dünyada değişik devletlerin ve kuruluşların k imseye haksızlık yapılmadan, adil olarak yönetilebilmesi için, felsefe, sosyoloji ve psikoloji yanında edebiyattan da yararlanmanın yolları aranmaktadır. İşi ve yaşı ne olursa olsun, üç kişinin olduğu yerde her zaman bir yöneticiye ihtiyaç duyulur. Her yerde ve her alanda yöneticileri paranın değil, sözün ustaları etkiler ve yönlendirir. Hayatın şiirini yakalayan bir yönetici, doğruluktan, güzellikten ve iyilikten kolay kolay ayrılmaz.

*

Adil ve kusursuz bir yönetim, tarihin her döneminde, bir bilgelik işi olmuştur. Bu yüzden Aristo ve Platon'dan Farabi ve Gazali'ye kadar, bütün düşünürler erdemli yönetim ve erdemli yönetici sorunlarına eğilmişlerdir.Erdemli devletleri, Farabi'nin niteliklerini sıraladığı, sayıları çok az olan erdemli yöneticiler kurarlar ve yaşatırlar.Bu yüzden tarih boyunca, devletlerde ve kuruluşlarda "doğruyu arayan", "iktidarını paylaşmayı bilen" ve "çalışanlarına değer veren" yöneticilerin yerini hiçbir güç dolduramamıştır.

*

Son yıllarda yönetimde, bilgelikten yararlanma konusunda,Felsefeci Tom Morris'in "If Aristo Run General Motors: The New Soul of Business" isimli kitabı, ilginç bir çalışmadır. Artık yönetimde kusursuzlukla birlikte, bilgeliği de arama, her bilgi alanının ana çalışma alanı haline gelmiştir. Kusursuz yönetimin araştırılmadığı bir dünyada,ekonomik ve siyasal krizlerin yol açtığı savaşların üstesinden hiçbir ülke gelemez.

*

John O. Whitney ve Tina Packer'ın yazdığı, Steve Noble'ın resimlediği "Power Plays: Shakespeare Lesson's İn Leadership and Management" isimli çalışması,yönetimde edebiyattan yararlanmayı ele alan kitaplarından biridir. Bütün ülkelerdede adil hukukun üstünlüğüne dayanan , insana ve tabiata dost bir yönetimin ,yolunu açmak için, bütün alanların birbirleriyle, yardımlaşmaları zorunlu hale gelmiştir.Çok boyutlu yönetim sorunlarının üstesinden gelmek için bütün bilim dallarından yararlanmak çok büyük önem kazanmıştır.

*

Savaşların cephelerden, pazarlara taşındığı bir dünyada, Edebiyatcı ve Fizikçi C.P. Snow'un, "İki Kültür" adını verdiği kitabında, Cambridge üniversitesinden yola çıkarak,ayrıntılı olarak anlattığı gibi, bilim ve teknolojinin, bilgi ve bilgeliğin aralarındaki buzları eriterek, erdemli olduğu kadar, paylaşımcı yönetici ve liderlere sahip, devletlerin ve kuruluşların sayısını, çoğaltmaya katkıda bulunmak bütün aydınların en önemli ve en büyük görevleridir.

*

Shakespeare devletlerini ve kuruluşlarını güçlendirmek, güçlerini bilgece kullanmak, isteyen yöneticilere, insan ruhunun derinliklerine indiği oyunlarında, eşsiz hazineler sunar. Liderlerin güç kullanma, iletişim kurma yeteneğini geliştirme ve inandırıcı olma konusunda, onun oyunlarından öğrenecekleri çok önemli ipuçları vardır.

*

Üretim gücü,pazar alanı kazanma, alanında ilk sırayı alma ,her devletin ve her kuruluşun amaçlarının başında gelir.Devletlerin ve kuruluşların ulaştıkları üretim güçlerini, uzun süre koruyabilmeleri, kaynaklarıyla birlikte, elde ettikleri güçlerini, bilgece değerlendirmesini bilmelerine bağlıdır.

*

Dünyanın her yerinde devletler ve kuruluşlar ulaştıkları güçlerini ya ustaca kullanır uzun ömürlü olurlar ya da başkalarıyla paylaşmaya hiç yanaşmayarak, kısa zamanda yok olup giderler.

*

Dünyada devletler ve kuruluşlar, elde ettikleri güçleri bilgece kullanmasını bilmedikleri için, çok kısa bir zamanda "Macbeth" gibi, yok olup gittiklerine bütün dünya şahit olmaktadır.

*

Sınırsız iktidar peşinde koşmak, her devletin ve her kuruluşun ömrünü kısaltır.Devletler ve kuruluşlar da canlılar gibi doğarlar, gelişirler ve ölürler.

*

Devletlerin ve kuruluşların ömürlerini uzatmak için, bilgi kadar bilgelik de önemlidir.Bilgelik değeri olmayan bilgi, bilgi değeri olmayan bilgelik değildir.

*

Bilgi ve bilgeliği,devletlerde ve kuruluşlarda, altın oranda bilge yöneticiler harmanlar.

*

Devletler ve kuruluşlar,bilge yöneticileriyle uzun ömürlü olurlar.

15 Ağustos 2019, 11:12

YÖNETİMDE KURUMSALLAŞMAK KURALSIZLIKTAN KURTULMAKTIR

Dünyanın bütün ülkelerinde, aileler tüketimin, kuruluşlar üretimin odak noktasında yer alırlar. Aileler ve kuruluşlar, ülkelerin kültürel dokusuyla birlikte, ekonomik yapısını dönüştüren iki ana güç kaynağıdırlar. Üretim ve yönetim, kültür ve ekonomi gibi, aile ve kuruluş da birbirleriyle, iletişim ve etkileşim içinde yeni zenginlikler kazanır. Üretim gücünün zenginliği ve sürükleyiciliği, hayatın değişik alanlarında, ailelerle kuruluşların el ele vermelerine bağlıdır.

*

Aileler kültürleri, kuruluşlar ekonomileri güçlendirirler. Aileler olmadan kültürler, kuruluşlar olmadan ekonomiler, canlılıklarını koruyamazlar. Aileler ve kuruluşlar arasındaki uyum ve düzen, kültür ve ekonomi arasındaki uyum ve düzenin güvencesidir. Aile kültürün, kuruluş ekonominin aynasıdır. Kültürü zengin olan toplumların, aileleri zengin, ekonomileri güçlü, kuruluşları güçlü olur. Bütün ülkelerde aileler kültürün, kuruluşlar ekonominin omurgasını oluştururlar.

*

Dünyada aile kuruluşları denilince, hemen akla küçük kuruluşlar gelmez. Türkiye’de olduğu gibi, dünyanın pek çok ülkesinde, önde gelen kuruluşlarının temellerini aileler atmışlardır. Bunun için bütün dünyada, aile kuruluşlarının, üretimde ve yönetimde kurumsallaşmaları tartışılmaktadır. Hayvancılıkla uğraşan Habil ve tarımla uğraşan Kabil’den bu yana, aileyi güçlendiren kültür ve hayatı zenginleştiren ekonomi, hem ayrışma, hem de bütünleşme kaynağı olmuştur.

*

Köklü kültürel değerlere dayanmayan aileler ve doğal yasalarla yönetilmeyen ekonomiler, sürdürülebilir yapıya kavuşarak kurumsalaşamazlar. Kuralsızlık ailelerin olduğu kadar, kuruluşların da en büyük düşmanıdır. Kurumsallaşmada önemli olan, kültür ve ekonomiyi en uygun oranlarda harmanlamaktır.Aileler ve kuruluşlar zamanla geçerliliğini yitirmeyen, küresel hukuk, ekonomi ve etik kuralara dayanarak, kurumsallaşırlar ve geleceğe taşınırlar.

*

Ekonomi ve kültürde önemli olan, aile şirketlerinin, işlerini iyi yapması değil, iyi işleri yapmasıdır. İyi işlerin peşinde koşan aile şirketleri, hem ailelerini, hem kendilerini, her yıl daha başarılı bir konuma taşırlar. Kuralları kuralsızlık olan aileler ve kuruluşlar, saman alevi gibi parlayıp sönerler. Kazanç herşeydir diyenler, kazanç için herşeyi yaparlar. Dünyanın her ülkesinde, bütün kuruluşların başarısı,kendilerinin ne kazandıklarından daha çok, başkalarına ne kazandırdıklarından kaynaklanır.

*

Kuruluşların hem kazanan, hem de kazandıran olmaları, açıklık içinde kurumsallaşarak, kendileri için istediklerini, onları ayakta tutan alıcıları için de istemelerine bağlıdır. İster büyük ister küçük olsun, bütün kuruluşlar ortaklarından önce, alıcılarına kazandırdıklarıyla, geleceklerini güvence altına alırlar. Yirmi birinci yüzyılda kuruluşların getirisi en büyük olan sermayesi, her alanda olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmaktır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde hem yerel hem küresel kuruluşlar müşterilerinin ihtiyaçlarını gidermek için vardırlar.

*

Kuruluşlarda kurumsallaşma, ulaşılacak bir hedef değil, geleceğe doğru sürekli bir iyileşme yolculuğudur.

*

Kurumsallaşmada başarı küresel kurallar ışığında, her gün yeniden yapılanmaktan kaynaklanır.

16 Ağustos 2019, 11:07

DÜNYANIN HİÇBİR ÜLKESİNDE MEYVASI PARA OLAN AĞAÇ YOKTUR

Dünyada kuruluşlar ne üretirlerse üretsinler, başta gelen sorumlulukları, kaynaklarını en verimli olarak değerlendirmektir. Kuruluşların uzun ömürlü olmaları, ekonomik, siyasal ve kültürel çevredeki değişmelere uyum sağlamaları, önceden planladıkları yatırımlara bağlıdır.Kuruluşlar gelecekleri aksatmadan yaptıkları yatırımlarla güvence altına alırlar. Sürekli yatırım yaparak, kendilerini yenilemeyen kuruluşlar, uzun dönemde varlıklarını koruyamazlar.

*

Dünyanın hem yerel, hem de küresel pazarlararında, kuruluşlar arasındaki yarışın, büyük bir hız kazanması, iletişimdeki yeni gelişmeler,üretim ve yönetim sorunlarına yeni boyutlar kazandırmıştır. Gelirlerin artırılmasında, finansal kaynakların bulunmasında, kazançlı olarak değerlendirilmesinde, paradan para kazanmanın yerine, ürün ve hizmet üretiminden para kazanma geçmiştir. Artık kuruluşların başarısında belirleyici olan, parasal kaynaklar değil, entellektüel kaynaklardır.

*

Ekonomik alanda her kuruluşların uzun dönemde varlıklarını sürdürmeleri, gelirleri giderlerini karşılayacak, ürünleri ve hizmetleri, kaliteyi düşürmeden üretmelerine bağlıdır. Ürünlerinden ve hizmetlerinden kazanç sağlamayan kuruluşlar, finansal sorumluluklarını yerine getirmedikleri gibi, kendileriyle birlikte toplumu da yoksullaştırırlar. Dünyanın hiçbir yerinde, meyvası para olan ağaç yoktur.Kuruluşlar kaynakları üretime ve hizmete dönüştürmek için vardırlar.

*

Faizi paranın kirası olarak gören, seküler ekonomilerde olduğu gibi, para alınıp satılan bir ürün değil, zaman içinde ürün ve hizmet üretme gücü olan, bir üretim aracıdır. Entellektüel kaynaklarla birlikte, parasal kaynaklar kuruluşlarda, istenen ürünleri ve hizmetleri üretmek için elele verirlerse, dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden bütün insanlar yararlanır. Bunun için Anadolu insanının kültüründe, paranın,toprağın ve insanın boş durması iyi karşılanmaz.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, boş duran insanların bilgilerinden ve bilgeliklerinden yaralanılarak, boş duran paralarla doğal kaynaklara değer kazandıran kuruluşlar, yoksullukla birlikte savurganlığın da üstesinden gelirler. Bunun için dünyanın doğal kaynaklarını değerlendirerek, insanların doğal ihtiyaçlarını karşılamak, yerel ve küresel kuruluşların, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarının başında gelmektedir. Kuruluşlar ekonomik kazançlarından daha çok toplumsal kazançlarıyla var olurlar.

*

Kuruluşlar üretimlerinin sürdürülebilir olması, ekonomik kazançlarıyla toplumsal kazançlarını altın oranda değerlendirerek, insanlığın üretim ve yönetim birikimine katkıda bulunurlar. Kuruluşlar insanların bilgi ve bilgelik birikimlerinden yararlanarak, parasal kaynakları değerlendirirler. Parasal kaynaklar kuruluşlar aracılığıyla üretime katkıda bulunurlar, ürünlere ve hizmetlere dönüşürler.Ülkelerin güçleri, güçlü kuruluşlarından kaynaklanır.Parasal kaynaklar güçlü kuruluşlarla güç kazanırlar.

*

Güçlü kuruluşları olmayan ülkelerin,güçlü paraları olmaz.

*

Ülkelerde paranın gücü, üretimden kaynaklanır.

*

Üreten ülkeler tüketenlerden güçlüdür.

17 Ağustos 2019, 12:18

GELECEĞE YENİ YATIRIMLARLA BUGÜNDEN HAZIRLANMAK

Yeni yatırımlarla sürekli yenilenmek, kuruluşlar dünyasında ayakta kalmanın ve uzun ömürlü olmanın en büyük güvencesidir. Bunun için kuruluşlarda gelen yılların, geçen yıllardan daha iyi olması, bütün işletme fonksiyonlarında, ekonomik ve toplumsal kazançları artıracak, alanlarının açılmasına bağlıdır. Kuruluşlar bilinen ürünlerini ve aranan hizmetlerini, üretimin ve yönetimin can damarları olan, çok boyutlu yatırımlarla, geçmişten geleceğe taşırlar.

*

Üretimde ve yönetimde yaptıkları iyileştirmelerle, kuruluşlar yerel ve küresel pazarlarda, kendilerine yeni alanlar açarak, yarışma üstünlüğü kazanırlar. Yatırımlar bütün ülkelerde, kusursuzluğu arayan kuruluşların, ellerindeki en güçlü ve en etkili silahlarıdır. Yatırımlar bir yandan kuruluşların üretim güçlerini büyütürken, bir yandan da yeni üretim alanlarının doğmasına yol açarlar. Her yatırımla, ekonomik ve kültürel hayat, dönüştürücü bir canlılık kazanır.

*

Kuruluşların ürünleriyle, hizmetleriyle dünya pazarlarına açılmalarında, yatırımlarla ortaya çıkan yeni alanların kazançları, eski alanların kazançlarını kat kat aşarak, köklü dönüşümlerin tetikleyicileri olurlar. Yeni ürünlerin doğmasına yol açan yatırımlar, uzun dönemde sağladıkları kazançlarla, kuruluşların geleceklerini yol haritası olurlar. Doğru yatırımlarla sürekli geliştirilen, kusursuz ürünlerle ve eksiksiz hizmetlerle, kuruluşlar isimlerini duyurarak, ömürlerine ömür katarlar.

*

Yatırımlarla kuruluşların kaynakları,uzun dönemli olarak, arsa, bina ve makinalara bağlanırlar. Bu yüzden yatırımların, ekonomik, teknik ve finansal açıdan, ayrıntılı olarak araştırılması,her aşamanın değişik açılardan değerlendirilmesi, olumlu olumsuz, yerel ve küresel etkileri olan, çok boyutlu bir süreçtir. Bunun için gerçekleştirilen ve gerçekleştirilecek yatırımların, ekonomik ve kültürel etkileri, bütün ülkelerde her zaman tartışılma konusu olmaktadır.

*

Ekonomik hayatın her alanında kuruluşlar, rakiplerin kendilerini yatırım yaparken görmeleri için, yatırım yapmazlar. Yerel ve küresel boyutlarda ayrıntılı araştırmalar yapılmadan, yetersiz verilere dayanılarak, gerçekleştirilen yatırımlar kuruluşlarla birlikte, ülkelerin kaynaklarının, yok olup gitmesine yol açarlar. Gelecekte ortaya çıkacak zararların önlenmesi, kuruluşların yatırım yaparken, enine ve boyuna araştırarak karar vermelerine bağlıdır.

*

Ülkelerin her alanda birbirlerine bağımlı oldukları sınırsız dünyada, hangi ülkenin kuruluşları olurlarsa olsunlar, bütün kuruluşlar yenilenmekte, dünyanın önde gelen kuruluşlarıyla, yarışmaya hazır olmak zorundadırlar. Kuruluşların dönüştürücü güçleri, birbirleriyle yarışarak işbirliği yapmalarından, işbirliği yaparak yarışmalarından kaynaklanır. Pazarlarda yarışılırken yalnız yarışılmaz. Dünya pazarlarında canlılık, birbirleriyle yarışan kuruluşların dürüstlüklerine dayanır.

*

Yatırım yapmasını bilmeyen kuruluşlar, yatırım yapmasını bilenler karşısında varlıklarını koruyamazlar.

*

Yatırımlarla sürekli yenilenenler, yeni ürünleriyle altın yumurtlayan tavuklara dönüşürler.

*

Dünyada yatırımlar geçmiştir,yatırımlar gelecektir, yatırımlar amaca kilitlenmektir.

18 Ağustos 2019, 11:00

YENİLİK YAPMASINI BİLENLER HİÇBİR ZAMAN YENİLMEZLER

Dünyanın her yerinde, yenilik yapmasını bilen kuruluşlar, hayatın bütün alanlarında, köklü dönüşümlere yol açarlar. Onlar kuruluşların ana fonksiyonları olan finansmanda, üretimde ve pazarlamada sıradışı buluşlarıyla, ekonomik ve kültürel hayata sıradışı boyutlar kazandırırlar. Bütün kuruluşlarda üretimin gelişmesine, yol açan her yenilik, kültürel derinlikle ekonomik zenginliğin, elele vermesinden kaynaklanır. Yenilikçi kuruluşlar her alanda, sürükleyici bir işlev yüklenirler.

*

Kuruluşlar ellerindeki kaynakları, yeni ürünlere ve yeni hizmetlere dönüştürmeleri, hem ekonomik ve hem kültürel amaçlarını, altın oranda buluşturarak, sürekli yenilik peşinde koşmalarına bağlıdır. Nasıl yılanlar her bahar derilerini değiştirmeden yaşayamazlarsa, kuruluşlar da her yıl, yönetim ve işletme fonksiyonlarında köklü yenilikler yapmadan yaşayamazlar. Canlılar gibi, işletmeler de doğarlar, büyürler ve ölürler. İşletmelerin ömürlerini sürekli yenilik yaparak uzatırlar.

*

Üretim sürecinde yenilikçi olmanın, önemini anlatan çarpıcı örneklerinden biri, geçen yüzyılın başında motorlu araçların üretiminde yaşanmıştır. Henry Ford’un araba üretiminde yaptığı yenilik, ekonominin bütün alanlarında köklü dönüşümlerin tetikleyicisi olmuştur. Atölyede tek tek üretimden, fabrikada seri üretime geçiş, sanayi toplumunun temeli oluşturmuştur. Ford’un üretime getirdiği yenilik, Marks’ın ekonomiye getirdiği yenilikten çok daha kalıcı izler bırakmıştır.

*

Ürün ve hizmet üretiminde yenilik yapmak, bir sermaye işi olmaktan daha çok, bir yeni buluş işidir. Kuruluşlarda yenilik yapmanın en kısa ve en kolay yolu, çalışan insanların içlerinde taşıdıkları, yeniliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştıracak, başarılar kadar başarısızlıkları da ödüllendirecek ortamlardır. Bunun için Tom Peters, “Kuruluşlarda başarının sırları başarısızlıklarda gizlidir” demektedir. Her başarısızlık yapısında, bir başarının ipuçlarını taşır.

*

Küçük başarılardan daha çok, büyük başarısızlıkları özendirerek, sürekli yenilik yapan kuruluşlar, her alanda yenilik yapmanın kapılarını sonuna kadar açarlar. Kuruluşlarda peş peşe gelen yenilikler, yeni sorunlarla birlikte, daha çok yenilik yapma fırsatları getirirler. Dünya pazarlarında aranan ürünlerin ve istenen hizmetlerin, üreticileri olan kuruluşlar, sürekli yenilik fırsatlarıyla karşı karşıya gelirler.Yenilikler ürünleri üretenlerden önce, ürünlerden yararlananlardan gelir.

*

Yenilikçi kuruluşların en önemli yenilik kaynakları, dünyanın dört bir yanına dağılmış tüketicilerdir. Ürünlerin olumlu ve olumsuz yanlarını, en iyi bilenler ürünlerden en çok yararlananlardır. Onlar ellerindeki ürünlerin yararlı yanlarından önce, zararlı yanlarıyla karşılaşırlar. Bu yüzden bütün dünyada, tükeciler her alanda, kuruluşların en etkili eleştiricileridir. Yenilik yapan kuruluşlar, üretimde ve yönetimde aksayan yanları görerek, önlem almasını bilirler.

*

Yenilik kaynaklarının başında, küçük katma değerli ürünlerden,büyük katma değerli ürünlere geçmesini bilmek gelir.

*

Yenilikçi kuruluşlar ekonomik krizlerin,yenilik fırsatlarına dönüştüğünü kısa zamanda görürler.

*

En önemli yenilik yenilikçi olmaktır.Yenilik yapan kuruluşlar, hiçbir pazarda yenilmezler.

19 Ağustos 2019, 11:40

BÜTÜN KURULUŞLARDA GÜÇ TAKIM ÇALIŞMASINDAN KAYNAKLANIR

Ülkelerin üretim güçleri, yalnızca doğal zenginliklerinden kaynaklanmaz. Bunun için doğal kaynak zengini Brezilya yoksulken, doğal kaynak yoksulu Japonya zengindir. Denizlerdeki balıklar yakalanmadan yenilmezler, yeraltındaki madenler yerüstüne çıkarılmadan değerlendirilmezler. Yeraltındaki ve yerüstündeki kaynaklar kuruluşlarda, insanların yüzyılların içinde zenginleşen, üretim ve yönetim birikimleriyle, ürünlere dönüştürülerek ekonomiye kazandırılırlar.

*

Sanayi toplumlarının bilgi toplumlarına dönüşmeleriyle, kuruluşların üretim güçlerini büyütmede ağırlık, birbirleriyle elele uyum içinde çalışan, dönüştürücü takımlara kaymaktadır. Takımların temelinde kusursuzluğu, arama ve bulma yolunda, hoşgörü ve yardımlaşma vardır. Takım çalışmalarında her zaman, dürüstlük ve karşılıklı güven, en önde gelir. Bu yüzden kuruluşlarda, takım çalışmasının ortaya çıkardığı sinerji, vazgeçilmez bir yer tutar.

*

Ulaşımdaki, iletişimdeki ve yardımlaşmadaki gelişmeler, takımların gücüne güç katarak, ürünlerin ve hizmetlerin üretiminde, büyük bir çığır açmışlardır.Dünyada takım halinde, birlikte öğrenmenin öncüsü Peter Senge’nin vurguladığı gibi:”Takımın aklı takımda yer alanlerın her birinin aklından çok daha büyüktür.” Takımlar dünya pazarlarında, kuruluşların en güçlü silahlarıdır.Silikon Vadisindeki kuruluşların başarılarının temelinde, takım çalışması yatmaktadır.

*

Dünyada ekonomiden kültüre her alanda, köklü dönüşümlere yol açan bilgi toplumu kuruluşları, çok boyutlu amaçlarını, takım çalışmalarıyla gerçekleştirmişlerdir. Onlar ordulardan daha çok, futbul takımlarına benzeyen yapılarıyla, birbirleriyle paylaşmanın ve dayanışmanın, en güzel örneklerin vermişlerdir. Öncülerin dünyasında üretimi takımlar geliştirir, başarıyı kuruluşlar kazanır. Bunun için Steve Jobs “Apple bir takım oyunudur” demektedir.

*

Ekonomi kitaplarında sermaye, emek ve doğal kaynakların üzerinde önemle durulursa da, artık bütün dünyada üretim faktörlerinin başında, yardımlaşmayla kuram ve uygulama gücüne, büyük açılımlar kazandıran, takım çalışmasına yatkın, üretme susuzluğu çeken, çok kültürlü, çok renkli, çok dilli insanlar geliyor. Onlar akıl güçlerinden önce, duygu güçleriyle sürekli zenginleştirilen, bilgi ve bilgelik birikimine, yeni açılımlar kazandırmaktadırlar.

*

Bilgi toplumlarında ekonomik hayatın ilkeleri gibi, siyasal ve kültürel hayatın ilkeleri de durmadan değişmektedir. Bütün kuruluşların dünyadaki değişmelere ayak uydurmaları, karşı karşıya oldukları sorunların çözümünde, sanayi toplumunun yöntemlerindan daha çok, bilgi toplumunun yöntemlerinden yararlanmalarına bağlıdır. Kuruluşların küçük takımlarla, düşünen akılları çoğaltmadan, yapılan işleri azaltmaları mümkün değildir.

*

Kuruluşlarda takımların başarıları, görünen zenginliklerinden değil, görünmeyen zenginliklerinden kaynaklanır.

*

Güçlü takımlar sorumlulukların paylaşıldığı, futbol takımlarını örnek alan takımlardır. - Başarılı takımlarda her alanda, herkes takım için, takım herkes için bilinir.

20 Ağustos 2019, 12:02

KURUCULAR ÖLÜRLER KURULUŞLAR MARKALARIYLA YAŞARLAR

Dünya pazarlarında bütün kuruluşların, en güçlü silahları yılların içinde oluşan markalardır. Dünyada pazarlamayı bilimleştiren, Philip Kotler’in vurguladığı gibi: “Pazarlama sanatı, büyük ölçüde bir marka inşa etme ustalığıdır.” Ekonomik ve kültürel dünyada ülkelerin başarıları, ürünlerde ve hizmetlerde, yılların içinde oluşmuş markalara dayanır. Dünya pazarlarında yer tutan kuruluşların sağlamlıkları, görünen ürünlerinden daha çok, görünmeyen marka değerlerinden kaynaklanır.

*

Mercedes, Harvard, Oxford,Toyota ve THY gibi, dünyaca bilinen markaların, yıllar içinde gelişen, uzun bir tarihsel oluşum süreçleri vardır. Her kuruluşun bilinen ve aranılan markasının arkaplanında, büyük imtihanlardan geçmiş, kaliteli ve uzun ömürlü ürünler ve satış sonrası hizmetler bulunur. Dünyanın güçlü markaları, hiç değer yitirmeyen, kültür ve sanat eserleri gibi, zamana karşı direnerek, kurumların işlerini ve insanların hayatlarını kolaylaştırmasını bilenlerdir.

*

Kuruluşlarda ürünlerin yıldan yıla iyileştirilerek uzun ömürlü olmaları, bütün tüketicileri etkileyerek, daha çok tanınmalarına yol açar. Sürekli yenilenen bir ürünün, pazarlardan hiç eksik olmaması, sevilmesini sağlarken, kalitesinin de en büyük güvencesi olur. Kuruluşlarda ürünlerin ve hizmetlerin markaları gibi, kaliteleri ve güvenirlikleri de, zaman içinde inşa edilir. Dünyanın uzun ömürlü markaları, kalıcı değerlere sahip olan derin köklü markalardır.

*

Dünya markası ürünler, hizmetler ve bilgiler üreten, kuruluşlar arasındaki iyileştirme yarışı, üretimde ve yönetimde yeni gelişmelere yol açma yarışıdır. Yarış misyonda derinlikle ve vizyonda genişlikle, kuruluşların kusursuzluğu arama yolculuğuna dönüşmüştür. İster ürün, ister hizmet, ister de bilgi üretilsin, markalar kuruluşların toplumların üzerine düşen gölgeleridir. Kuruluşların geçmişten geleceğe yolculukları, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla bir bütündür.

*

Yeni yüzyılın yeni fatihleri, dünya pazarlarında kaliteli ürünlerin ve üstün hizmetlerin simgesi olan markaların arkasındaki kuruluşlardır. Reklamcı Jacques Sequela’nın dediği gibi: “Firmalar günümüzün misyonerleridir.” Onların ürünlerinin satılmadığı hiçbir ülke yoktur. Ülkeler arasındaki sınırları küresel kuruluşlar kaldırmıştır. Dünyanın her yerinde ülkeler, bayraklarından önce dünya markası olan ürünler, üreten kuruluşlarıyla tanınmaktadırlar.

*

Ülkeler arasındaki siyasal sınırları aşmakta, hiçbir sınır tanımayan küresel kuruluşlar, ürünleriyle, hizmetleriyle birlikte, kültürlerini de bütün dünya pazarlarına taşımaktadırlar. Yirmi birinci yüzyılda ülkelerin ekonomik ve kültürel güçleri, dünya pazarlarında aranan ürünler, hizmetler ve bilgiler üreten kuruluşlarından kaynaklanmaktadır. Kuruluşlarıyla dünya pazarlarında yerleri olan ülkelerin, uluslararası ilişkilerde sözleri olmaktadır.

*

Markalar silah taşımazlar, ancak hayatı hem güzelleştirmede, hem çirkinleştirmede silahlardan daha güçlüdürler.

*

Geleceğin tarihini orduların, hayatı zorlaştıran silahları değil, kuruluşların hayatı kolaylaştıran markaları yazacaktır.

*

Katılımcı dünyada tüketiciler, üreticilerin ortaklarıdır, olumsuzluklardan markalar kadar sorumludurlar.

21 Ağustos 2019, 11:32

YÖNETİMDE VE EĞİTİMDE KUSURSUZLUK ARAYIŞI

Her insan ailesi ve işi arasında, geçen ömrü boyunca, bir yandan öğreten ve öğrenen, bir yandan da yöneten ve yönetilendir. Yönetim ve eğitim, ekonomik ve kültürel hayatın, birbirini geliştiren iki ana çalışma alanıdır. Eğitim ve yönetim herkes için, ömür boyu devam eden kesintisiz bir süreçtir. Karmaşık toplumsal yapı içinde, insanlar öğretirken öğrenirler ve yönetirken yönetilirler. İnsanlar ve kuruluşlar, hayatın her alanında kusursuzluk özlemi duyarlar.

*

Kuruluşların dünya pazarlarındaki başarıları, ürettikleri ürünlerin ve hizmetlerin kalitesinde ulaştıkları kusursuzluktan kaynaklanır. Bir kuruluşu iç ve dış pazarlarda başarılı kılanlar, yönetimde eğitimde kusursuzluk peşinde koşan çalışanlarıdır. Onlar üretim, pazarlama ve finansman sorunlarının, üstesinden gelmede çok sıkıntı çekmezler. Hem yerel, hem de küresel alanda, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan, yarışma ortamına uyum sağlayan kuruluşlar, kusursuzluk yolunda olanlardır.

*

İster yerel ister küresel olsun, kuruluşlarda yöneticilerin başarısı, kusursuz bir iletişimle, çalışanlarıyla bütünleşmesine bağlıdır. Yöneticiler küresel değerlere odaklanarak, hem tam, hem yarı zamanlı çalışanlarını kuruluşlarıyla bütünleştirirler. Bütün kuruluşların yönetimde kusursuzluğu aramak, öğrenmesini öğrenmek gibi, kesintisiz devam eden bir süreçtir. Yönetimde ustalık kazananlar, değerlerin değerinin farkında olanlardır.

*

Eğitim gibi, yönetim de değerden bağımsız değildir. Sanatların en eskisi ve bilimlerin en yenisi olan yönetimi değerden soyutlayan kurum ve kuruluşlar, hiçbir alanda kusursuzluğu yakalayamayacakları gibi, uzun ömürlü olmayı da başaramazlar. Yönetim zamanla değişmeyen değerlerle,eldeki kaynaklardan eksiksiz olarak yararlanmasını başarmaktır. Başarılı yöneticilerin en büyük sermayeleri, eğitimle yeni boyutlar kazanan değişmeyen değerleridir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde kuruluşların başarıları, sürekli eğitimlerle kazanılan yetkinliklerle, gelen yılların gelirlerini, giden yılların gelirlerinden daha büyük, giderlerini de daha küçük tutabilen yöneticilerinden kaynaklanır. Hiçbir kuruluş çalışanlarıyla birlikte,alışveriş içinde olduğu kesimleri yanıltarak, gelirlerini artıramadığı gibi, giderlerini de azaltamaz. Başkalarına zarar veren kuruluşların yöneticileri, kendi kuruluşlarını daha büyük zarara verirler.

*

Kuruluşlarda iyilik peşinde koşan yöneticiler iyilik, kötülük peşinde koşan yöneticiler de, kötülükle karşılaşırlar. Küresel değerlerin kuruluşlarda çalışanlarla birlikte, alışveriş içinde olduğu bütün kuruluşların geleceğini güvence altına almaları, eğitimin vazgeçilmez bir yönetim ve bir işletme fonksiyonu haline getirilmesine bağlıdır. Küresel değerlere güç , yolunda yapılan her yatırım, bütün kurum ve kuruluşlarıyla, bir toplumun geleceğine yatırımdır.

*

Başarılı yöneticiler, oluşturdukları “açık kapı” yönetimle, iletişimdeki aksaklıkların önünü geçtikleri gibi, açıklığın gücünden de sonuna kadar yararlanırlar.

*

Sağlıklı iletişimin olduğu,kapalı kapıların olmadığı kuruluşlarda,çalışanlar hiçbir zaman kusurları uzun süre gizleyemezler.

*

Kusursuzluğu yakalayan yöneticiler, kuruluşlarıyla birlikte, göründükleri gibi olmayı başaranlardır.

22 Ağustos 2019, 11:52

NE YAPSALAR BOŞ GÖKLERDEN GELEN BİR KARAR VARDIR

Dünyanın her yerinde, ülkelerin yangın alanına dönüşmesini önlemede, en büyük sorumluluk bilge aydınlara düşmektedir. Bilge aydınlar görevlerini yerine getirmezlerse, bir ülkedeki savaş, bütün ülkelere yayılır. Julien Benda’nın, “Aydınların ihaneti” kitabında vurguladığı gibi, Avrupalı aydınların iki dünya savaşı arasında, Avrupa’da yükselen yayılmacı ve ırkçı akımlara, karşı koymadaki başarısızlıkları, bütün Avrupa’yı kan gölüne çevirmiştir.

*

Avrupalı ve Asyalı ülkeler farkının, ortadan kalktığı düz kare dünyada, İslam dünyasının yangın alanına dönüşmesinden yalnızca Avrupalı ya da Asyalı bilge aydınlar değil, kare dünyanın bütün bilge aydınları sorumludur. Bilge aydınlar kendi inançları ne olursa olsun, bütün toplumların inançlarına saygı gösterirler. İnanç haklarının olmadığı bir dünyada insan hakları olmaz. İnsan haklarının güvence altına alınması, inanç haklarının güvence altına alınmasına bağlıdır.

*

Batı dünyası, İslam dünyasındaki sorunların boyutları ne olursa olsun, seküler dayatmacılığı bir kenara bırakıp, “Herkesin inancı kendine, kimse kimsenin inancını küçümseyemez”, demesini öğrenmelidir. Avrupa’da seküler kültürün yıldızının parlaması, kutsal kültürün ışığının söndüğü anlamına gelmez. Avrupa ve Amerika, İslam dünyasına silah zoruyla, seküler din ihracından vazgeçmezse, Bağdat, Sana, Şam ve Kabil’deki savaşı, Paris, Londra, Berlin ve New York’ta taşır.

*

Bağdatlı Bilge Aydın Ali Allawi, “İslam Uygarlığının Buhranı” kitabında, “Son Küresel İslam Devleti olan Osmanlı"nın hazin parçalanışının, ardından gelen güç boşluğunun, doğurduğu ekonomik,siyasal ve kültürel krizleri anlatmaktadır. Yirminci yüzyılın sonunda, iktidarın ve seküler dünyanın büyüsüne kapılan, İslam dünyasının dayatmacı yöneticileriyle, Batıcı aydınları el ele vererek, İslam dünyasını büyük bir deprem enkazına dönüştürmüşlerdir.

*

İslam dünyası hem içeriden hem dışarıdan gelen seküler saldırılardan, çok büyük, çok derin yaralar almıştır. Sekülerleşme şoku, tarihe yabancılaşma, İslamı anlama ve uygulamada ortaya çıkan ayrılıklar, İslam dünyasında geçmişte görülmeyen bir parçalanmaya yol açmıştır. Son Büyük Halife'yi camide öldüren, İslam dünyasının ilk terörist oluşumu “Hariciler” , dünyanın her yanındaki, dehşet verici terörist eylemlerin ilham kaynağı olmuşlardır. Onların uzantıları,dehşet verici eylemleriyle, dünyanın her yanında, yalnızca camilerde değil, her yerde ölüm saçmaya devam etmektedirler.

*

İslam İspanya’dan bütünüyle, Doğu ve Kuzey Avrupa’dan kısmen çekildiği Batı dünyasına, beklenmedik bir biçimde geri dönmüştür. Aslında İslam Avrupa’yı hiç bırakmamıştır. Hristiyanlar Endülüs'te,Bosna'da olduğu gibi, Londra'da, Paris'te, Berlin'de Müslümanlarla birlikte yaşamak zorundadırlar. Sezai Karakoç'un bir dizelerinde vurguladığı gibi:"Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır",güneş batsa da, "Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır."

*

Batı dünyasının karşısında, Filistin gibi, yakılmış, yıkılmış, ancak inancını ve inancını yitirmemiş, bir İslam dünyası durmaktadır.

*

Batı dünyası Müslüman ülkeleri Filistinlileştirerek, Seküler dünyanın güvenliğini sağlayamaz.

*

Kare dünyada bir ülkede savaş olursa, dünyanın hiçbir ülkesinde barış olmaz.

23 Ağustos 2019, 11:53

GELECEĞİ OKUMADA VE ÖNGÖRMEDE STRATEJİK DÜŞÜNMEK

Kuruluşların dünya pazarlarında aranılan ürünler, hizmetler ve bilgiler üretmeleri, misyonlarına odaklanarak, vizyonları doğrultusunda, entelektüel ve finansal sermayelerini, dünya ortalamasını aşan, bir getiriyle değerlendirmesini bilmelerinden kaynaklanır. Kuruluşlar bütün canlılar gibi doğarlar, gelişirler, olgunlaşırlar ve ölürler. Uzun ömürlü kuruluşların güçleri, ürettikleri ürünlerde ve hizmetlerde, kalite üstünlüğünü korumalarına bağlıdır.

*

Yapılan çalışmalar kuruluşların, ortalama ömürlerinin kırk elli yılı, çok aşmadığını göstermektedir. Bütün dünyada birinci kuşaktan, üçüncü kuşağa geçerek, uzun ömürlü olmayı başaran, kuruluşların sayısı oldukça azdır. Yeni kurulan kuruluşların, büyük bir çoğunluğu, üçüncü kuşağa geçmeden ömrünü tamamlamaktadır. Ülkelerin çoğunda, dedelerin kurdukları, oğulların geliştirdikleri kuruluşların, önemli bir bölümünün kapılarını, torunlar kapamaktadırlar.

*

Kuruluşlarda stratejik planlama, geleceği okumanın, gelecekte olacakları öngörmenin, her yıl sürekli güncelleştirilen, ana yol haritasıdır. Geleceğin yol haritasında, önce kuruluşun geçmişinden yola çıkılarak, bulunduğu konumu ortaya konulur, gelecekte ulaşılacak hedefleri belirlenir ve belirlenen hedeflere ulaşmak için, gerekli çalışmalar yapılır. Stratejik planlarda kuruluşların geçmişlerinin araştırılması değil, geleceklerinin güvence altına alınması vardır.

*

Dünyadaki her kuruluşta, stratejik planlama sonu gelmeyen, sürekli güncelleştirilen, kesintisiz bir süreçtir. Bütün kuruluşların dünya pazarlarında giderek hızlanan yarışın, yol açtığı tehditlerin üstesinden gelmeleri ve doğurduğu fırsatlardan yararlanmaları, her alanda stratejik planlama yapmalarına, üretimde ve yönetimde yeni stratejiler geliştirmelerine bağlıdır. Stratejik planlar kuruluşların,bugünlerinden daha çok yarınlarını düşünen çalışmaları kapsar.

*

Bilgi toplumlarından değer toplumlarına, geçmenin tartışıldığı dünyada,bütün kuruluşların ana stratejisi, Çin’in maliyetlerinde, Almanya’nın kalitesinde ve Amerika’nın tasarımınde, ürün, hizmet ve bilgi üretmek olmak olmalıdırdır. Bunun için de dünyanın bütün kuruluşları, fason üretmek stratejisinden, fason ürettirme stratejisine geçmek için, uzun dönemli stratejik planlar hazırlamaktadırlar.Kuruluşların ömürleri gelecekteki gelişmeleri okuyan yol haritalarıyla uzatılır.

*

Kuruluşlar üretimde ve yönetimde, yeni stratejiler geliştirirken, geçmişteki sanayi toplumunun üretim konularından daha çok, gelecekteki bilgi toplumunun üretim konularına yoğunlaşmalıdırlar. Sözgelimi araba üretimine yatırım yapmak, büyük sermaye gerektirirken, dünyadaki yoğun rekabet yüzünden de, getiri oranları da düşüktür. Buna karşılık, eğitim,sağlık ve yazılım gibi, alanlarda sermaye ihtiyacı daha azken, gelişmeye çok açıktırlar.

*

Kuruluşlarda stratejik planlar,yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya ışık tutan,kısa dönemli değil, uzun dönemli çalışmalardır.

*

Stratejik yönetim Gary Hamel’in deyişiyle, kuruluşları geçmişten geleceğe taşıyan “kanatlı bir attır.”

*

Stratejik düşünmek aykırı sorular sorarak, sorunlara imkansız çözümler aramaktır.

24 Ağustos 2019, 12:36

BİR MABET İNŞA EDER GİBİ GELECEĞİN KURULUŞLARINI İNŞA ETMEK

Yirminci yüzyılda kazanç amaçlı kuruluşlar ve kazanç amaçsız kurumlar, dünyada çığır açan dönüşümlerin, sürükleyici güçleri olmuşlardır. Ancak dünyanın bütün ülkelerinde, ekonomik kuruluşların ve kültürel kurumların doğmaları, büyümeleri ve kurumsallaşmaları, uzun yıllar alan bir süreçtir. Nasıl ağaçlar büyümek ve gelişmek için, verimli topraklar ve uygun iklimler isterlerse, kurumlar ve kuruluşlar da gelişmek için, derin kültürel, zengin ekonomik ortam isterler.

*

Ekonomik ve kültürel düşüncenin, tarihsel kaynaklarını oluşturan, İbn Haldun’dan Adam Smith’e kadar, dünyanın önde gelen düşünürlerinin vurguladıklaı gibi, kalıcı kurumlar ve kuruluşlar, kimsenin haksızlığa uğramadığı, ticaret hukukunun geliştiği, mülkiyet haklarının ve temel özgürlüklerin, önemsendiği ülkelerde ortaya çıkarlar. Hukuklarına güvenilen ülkelerin, her alandaki üretici güçleri büyürken, kurumları ve kuruluşları, büyük atılımlar yaparlar.

*

Ekonomik ve kültürel atılımların, yeni boyutlar kazandığı, doğruluğundan kuşku duyulmayan bilgilerin, geçersiz hale geldiği bir dünya oluşmaktadır. Bütün kurumların, bütün kuruluşların, ayakta kalmak için, küresel hukuk ve ortak etik ilkeler ışığında, kendilerini sürekli yenilemeleri, büyük önem kazanmıştır. Dünyada bilinen yönetim ve üretim kuramları, rekabet stratejileri ve pazarlama yöntemleri, karşı karşıya olunan sorunları çözmeye yetmemektedir.

*

Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, her kurum ve her kuruluş, üretim ve yönetime geniş açıdan bakmasını öğrenmek, birbirleriyle yardımlaşmak zorundadır. Yirmi birinci yüzyılda, değişik alanlarda ürünler ve hizmetler üreten kurumların ve kuruluşların gelişmeleri, ekonomik kazançlara verdikleri değer kadar, kültürel kazançlara da değer vermelerine bağlıdır.Kurumlarda ve kuruluşlarda, değerlerle desteklenen dürüstlük, her zaman en başta gelen sermayedir.

*

Ülkelerin ürettikleri ürünleriyle, verdikleri hizmetleriyle, dünya pazarlarından aldıkları payların büyütülmesinde, katılımcı demokratik yapıları, hukukun üstünlüğüne dayanan yönetimleri, en büyük güç kaynaklarıdır. Katılımcı demokrasilerde ve adil yönetimlerde, hiçbir kurum ve hiçbir kuruluş, haksızlığa uğramaz ve hiçbir kuruma ve hiçbir kuruluşa haksızlık yapamaz.Ülkelerde açık yönetim, yolsuzluklarla birlikte, yoksulluğu da yok etmenin en etkili yoludur.

*

Kurumların ve kuruluşların üretim güçlerinin büyütülmesinde, devletlerin desteklerinden önce, alımları ve satımları kolaylaştıran yasalar ve özendirici bir vergi düzeni, ekonomik hayatın can damarı olan ulaşım yatırımları kadar önemlidir. Açık toplumlarda tüketicilerle birlikte üreticiler, yalnızca kamu kurumlarının değil, özel kuruluşların da en büyük denetçileridir. İki kesimin birbirini adım adım izlemesiyle, hiç kimse kendisinde haksızlık yapma gücü bulamaz.

*

Yönetim ve üretim İlkeleri, açıkca ortaya konulmayan toplumlarda, keyfi uygulamaların önüne geçmek mümkün değildir.

*

Kurum ve kuruluş inşa edemeyen bir ülkeler, hem mabet hem de medeniyet inşa edemezler.

*

Kurumları ve kuruluşları katılımcı yapıları, günışığında yönetimleri güçlendirir.

24 Ağustos 2019, 12:49

Dünya bir köy değil bir şehirdir.Küçük yerde yaşayanların dünyaları

Dünya bir köy değil bir şehirdir.Küçük yerde yaşayanların dünyaları küçük olur.Bunun Mevlana bir gün köyde kalanın kırk gün aklı başına gelmez demektedir.Düz kare dünya bir şehirdir.Her şehir bir dünyadır. Son kitabımız: "DÜNYA BİR ŞEHİRDİR"i, "GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE"nin onuncu genişletimiş, neredeyse bütünüyle yeniden yazılmış baskısı izleyecektir.

25 Ağustos 2019, 11:06

KURULUŞLARIN ÖMÜRLERİNİ ÜRÜNLERİ DEĞİL DEĞERLERİ UZATIR

Bütün ülkelerde kuruluşlar, ekonomilerin olduğu kadar, kültürlerin de omurgasını oluştururlar. Dünyadaki değişimlerin hız ve yoğunluk kazandığı dönemlerde, güvenlik görevlisinden yönetim kurulu başkanına kadar, kuruluşlarıyla bütünleşen çalışanlar, ekonomik ve siyasal krizlerin üstesinden gelerek, kuruluşlarını ayakta tutmasını başarırlar. Onlar çalışanlarıyla birlikte, toplumların bütün kesimleri tarafından, saygı ve sevgi uyandıran, değerlerle özdeşleşmesini bilirler.

*

Arie de Geus “Yaşayan Şirket”, adını verdiği kitabında, uzun ömürlü kuruluşların ortak değerlerini, ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Onlar herşeyden önce, sahip oldukları kaynakları iyi değerlendirerek, dış kaynaklardan daha çok, öz kaynaklarla çalışmayı önem verirler. Bu yüzden aşırı borçlanma tuzağına hiçbir zaman düşmezler. Onların üst düzey yöneticileri, bütün çalışanlarının paylaştığı, ortak misyona dört elle sarılarak, geçmişlerine değil, geleceklerine odaklanırlar.

*

Başlangıçta küçük olan, uzun ömürlü kuruluşlar, toplumla bütünleşen yöneticileriyle, dünyadaki değişmeleri herkesten önce görerek, kendilerini kolaylıkla yenilerler. Onlar katı ve hiyerarşik olmayan, her kademedeki çalışanına karar verme yetkisi veren, esnek yapılarıyla bilinirler. Üretim, pazarlama ve finansman gibi, ana fonksiyonlara ilişkin kararlar, çalışanların katılımıyla birlikte alınarak, ortak aklın gücünden yararlanılır.

*

Yeni yüzyılda kuruluşların ömürlerini uzatmaları, sürdürülebilir bir büyümeyle, başkalarından önce, kendileriyle sonu gelmeyecek, bir yenilenme yarışa girmelerine bağlıdır. Kuruluşların değişik fonksiyonlarında yenilik yapmak, amaçları olan misyonlarını değil, araçları olan vizyonlarını değiştirmektir. Kuruluşlarda araçları değiştiren yenilikçi düşünceler,amaçların savunucusu üst kesimlerden önce, araçların yararlanıcısı alt kesimlerden gelir.

*

Yenilik rüzgarları kuruluşların, tavanlarından daha çok tabanlarında eser.Yenilik demek, ilkesizliğe karşı ilkelerle, değersizliğe karşı değerlerle, savaşmak demektir. İlke ve değerlerinden taviz vermeden, dönüştürücü yeniliklere açık olmayan kuruluşlar, uzun ömürlü olamazlar.Değeri değersizlik, ilkesi ilkesizlik olan kuruluşların ömrünü hiçbir güç uzatamaz. Kuruluşların ömürlerini uzatmaları, bütün çalışanların katıldığı, değerlerle kusursuzluğu arama sürecidir.

*

Çalışanlar yenilikleri benimseyerek, kendileriyle birlikte kuruluşlarını dönüştürürler. Yeniliklere ayak uyduramayan kuruluşlar, verimliliklerini artırarak, sürdürülebilir gelişme sağlayamadıkları gibi, uzun ömürlü de olamazlar. Toplumlar tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine, sanayi ekonomisinden bilgi ekonomisine doğru yol aldıkça, çalışma alanları ne olursa olsun, bütün kuruluşların yeniliklere açık olmaları büyük önem taşımaktadır.

*

Kuruluşların uzun ömürlü olmalarında, değerlerle silahlanan çalışanlar, çığır açıcı işlevler yüklenirler.

*

Değerleri sağlam olan kuruluşların, ürettikleri ürünler, verdikleri hizmetler kusursuz olur.

*

Değişmeyen değerleri olmayan kuruluşların, pazarlarda aranan ürünleri olmaz.

26 Ağustos 2019, 12:39

KURULUŞLARDA ÖLÜ SERVETİ DİRİ SERMAYEYE DÖNÜŞTÜRMEK

Dünyanın her yanında, ellerindeki görünen ve görünmeyen servetleri, ürünlere ve hizmetlere dönüştürmesini bilen ülkeler, hiçbir zaman sermaye sıkıntısına düşmezler. Üretim gücünü büyütmek için, ülkelerin değişik kesimlerinin elinde, gizli ya da açık küçümsenmeyecek, servetler her yerde, her zaman vardır. Dünyada bütün ülkelerin, karşı karşıya oldukları sorunların başında, değerlendirilmeyen servetlerin, sermayeye dönüştürülerek, üretim güçlerini büyütmek gelir.

*

Sermaye Hernando De Soto’nun “Sermayenin Sırrı” adını verdiği kitabında, “Sermaye tıpkı enerji gibi uyuyan bir değerdir” demektedir. Soto serveti bir dağ gölündeki suyun, yerçekimiyle hızla aşağıya akıtılarak, sakin gölün potansiyel enerjisinin, gürül gürül akan suyun kinetik dönüştürecek, bir hidroelektrik santrala benzetmektedir. Sakin göllerdeki ya da akan nehirlerdeki sular, santrallarla ekonominin bütün alanlarının en büyük güç kaynağına dönüşürler.

*

Sermaye ekonominin en gizemli konularından biridir. Ekonomi dünyada sağ sol ayrışmasına yol açarak, Yirminci yüzyılda bütün ülkeleri kanlı iç çatışmalara sürükleyen, bir savaş alanı olmuştur. Her kıtada ülkelerin, zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını olmaları, büyük bir servete sahip olduklarını göstermektedir. Ancak ellerdeki servetlerin, üretim sürecine katılması ve ekonomiye kazandırılması için, statik yapılardan dinamik yapılara dönüştürülmesi gerekmektedir.

*

A. Çehov “Vişne Bahçesi” oyununda, varlıklı bir ailenin servetini sermayeye dönüştüremediği için, karşılaştığı büyük ekonomik yıkım anlatılır. Ailenin ev dışındaki tek varlığı, geliri olmayan bir vişne bahçesidir. Değişimin farkında olan bir aile dostu, bahçeyi parsellerek konut yapıp satmayı önerir. Vişne bahçesine ev yapmak, ailenin kapalı dünyasına çok ters gelir ve dostlarına kulak asmazlar. Ancak servet sermayeye dönüştürülmediği için, aile elindeki son serveti de yitirir.

*

Dünyadaki bütün ülkeler, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü büyüterek, Batı ve Uzak Doğu ülkeleriyle rekabet edebilecek, ekonomik ve kültürel kaynaklara sahiptirler. Onların en büyük eksiklikleri, görünen ve görünmeyen zenginliklerini, üretim gücünü büyütecek sermayeye dönüştürecek yasal yapıdan yoksun olmalarıdır. Bir toplumda ürün ve hizmet üretme kapasitesini, büyütmenin sürükleyici gücü, üretim yapmasını bilen kuruluşları, destekleyecek demokratik devlet yapısıdır.

*

Amerika’da, Almanya’da ve Japonya’da olduğu gibi, serveti sermayeye dönüştürmenin kaynağında, hukukun üstünlüğüne dayanan, mülkiyet haklarının korunmasının hayati bir önemi vardır. Ülkelerin ellerindeki statik kaynakları, dinamik kaynaklara dönüştürmenin ana dinamiği, onlardan ürün ve hizmet üretme yolunda yararlanmasını bilen kişiler ve kuruluşlardır. Onların güçleri üstünlerin hukukundan değil, hukukun üstünlüğünden gelir.

*

Hukukun bağımsız ve tarafsız olduğu toplumlarda, servetler sermayeye dönüşerek, her alanda üretimi kat kat artırırlar.

*

Dünyadaki ekonomik gelişmenin ve kültürel derinleşmenin kaynağında, adaletten ayrılmayan hukuk vardır.

*

Adil ülkelerin adil kuruluşları olur, adalet olmadan hayatın hiçbir alanında, zenginleşme olmaz.

27 Ağustos 2019, 11:40

HAYATIN HER ALANINDA BİR DÜNYADA İKİ DÜNYAYI GÖRMEK

Bir ülkenin ürün, hizmet ve bilgi üretim gücünün büyütülmesinde, kar amacı güden ya da gütmeyen bütün kuruluşların vazgeçilmez bir yerleri vardır. Kuruluşları güçlü olmayan toplumların, ekonomilerinin güçlü olması mümkün değildir. Su kaynaklarından yoksun, toprakların çoraklaşması gibi, kuruluşları olmayan ekonomiler de, üretim güçlerini yitirerek yoksullaşırlar. Bu yüzden son yüzyıllarda, özel ya da kamu bütün kuruluşlar, toplumların can damarları olmuşlardır.

*

Ürettikleri ürünlerle, geliştirdikleri hizmetlerle, zenginleştirdikleri bilgilerle, bütün toplumların sürükleyici güçleri oldukları için, kuruluşların yönetilmesi ve geliştirilmesi, bütün bilimlerin ortak araştıma alanlarından biri olmuştur. Kuruluşlarla pazarlar arasındaki ürün, para ve bilgi akışının, aksamadan devam etmesi, her toplumun ana sorunudur.Savurganlığın önlenerek, ülkelerin kaynaklarının değerlendirilmesinde, kuruluşlar büyük sorumluluk yüklenirler.

*

Her kuruluş ekonomik, siyasal ve kültürel çevredeki gelişmelere uyum sağlamak için, misyonları olan ana değerlerini koruyarak, vizyonlarını oluşturan araçları sürekli değiştirmek zorundadırlar.Giderek karmaşık bir yapı kazanan ekonomide amaçlar, büyük ölçüde değişmezken, araçlar hızla değişmektedirler.Kuruluşların yönetiminde ulaşılmak istenen hedefler, hem amaçtırlar, hem araçtırlar. Kuruluşlar amaçlarını korurken, araçlarını sürekli değiştirmek zorundadırlar.

*

Kuruluşların sorunları ya amaç ya da araç üzerinde yoğunlaşmak değil, her ikisinde de birden yoğunlaşmaktır.Başka bir deyişle, aynı resimde iki ayrı yüzü görmektir. Her yöneticinin kafasında yüzlerce resim vardır. Bunlardan bir kısmı, insanların yüzlerini oldukları gibi gösterirken, bir kısmı da olması gerektiği gibi gösterirler. İnsanlar çoğu zaman gördükleri yüzün, gerçekten gördükleri yüz olduğunu sanırlar. Çoğu zaman bir resimde, iki resim vardır. Herkes aynı resmi görmez.

*

İşletme yönetiminin gelenekselleşmiş, yüksek lisans programlarında gösterilen ve üzerinde uzun uzun tartışılan bir resim vardır. O başta Stephan Covey’in, “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” olmak üzere, pek çok kitapta önemli bir eğitim aracı olarak yer alır. Covey resimle ilk defa Harvard Üniversitesinin iş yönetimi programında karşılaşmış. Resime bakanlardan bir bölümü, güzel giyinmiş, genç bir hanım görür. Başka bir bölüm de üzgün görünen, büyük burunlu yaşlı bir kadın gördüğünü söyler.

*

İki kesim de haklıdır, bir resimde iki yüz, iki insan vardır. Bir kısım genç, bir kısım da yaşlı insanı görür.Her insanın farklı yüzleri, olabileceğini bilen bir göz, aynı resimdeki iki yüzü de görür. Tartışılan resim, özel, kamu ve gönüllü kuruluşlarıyla ve değişik boyutlarıyla bütün bir hayattır. Hayat değişik boyutlarıyla ele alınmadan, yüzeysel bir bakışla değerlendirilirse, belirgin olan yüzü görülür. Bütün boyutlarıyla hayatın kalitesini artırmak için, belirgin olanın ötesine bakmak gerekir.

*

İnsanlar gibi kuruluşlar da, başarılı olmak için, karmaşık dünyaya bir bütün olarak, değişik açılardan bakmasını öğrenmelidir.

*

Yüz yüze olunan ekonomik, siyasal ve kültürel sorunlar,karşıtların bir arada olduğu çok boyutlu sorunlardır.

*

Gelecek karşıtlar arasında yapanların değil, karşıtları uzlaştırmayı başaranların olacaktır.

28 Ağustos 2019, 11:49

HAYATTA KÜLTÜRÜN DİLİ ZENGİN EKONOMİNİN DİLİ YALINDIR

Kültürün zengin dilini öğrenmeden, ekonominin yalın dilini öğrenmek mümkün değildir. Bütün boyutlarıyla hayatı zenginleştiren ana kaynak kültürdür. Ekonomi hayatın üretime ve tüketime bakan yüzüdür. Ekonominin özü, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde giderleri azaltırken, gelirleri artırmaya çalışmaktır. Bu yüzden kültürün zenginliklerinden, süzülerek oluşan ekonomin dili yalındır.Ekonominin yalın dilini bilen,üretmesini bilir, yardımlaşmasını bilir,dayanışmasını bilir,paylaşmasını bilir.

*

Aldatanlara yer olmayan pazarların, bütün kurumlarıyla, bütün kurallarıyla yerleştiği toplumlarda, ekonomik ve toplumsal karlılık arasında büyük farklılıklar oluşmaz. Ürünleri ve hizmetleri dünya fiyatlarında üretmeyen ülkelerde, iki karlılık arasında farklar oluşmaya başlar.Kuruluşlar için kazançlı olan ürünler, toplumlar için de kazançlı olmadıkları görülür. Aradaki farklar kuruluşların, üretimdeki ve yönetimdeki yetersizliklerinden kaynaklanır.

*

Pazar ekonomilerinde ürün ve hizmet üreten kuruluşların,gelirleri giderlerini karşılamazsa, pazardan çekilmek zorunda kalırlar. Kamu kaynaklarına dayanan, devlet kuruluşlarının zararları, vergilerle karşılandığı için, gelirlerine ve giderlerine gereken özeni göstermezler. Bunun için uluslararası finans kuruluşlarında, değişik alanlardaki yatırımlar değerlendirilirken, ekonomik karlılıkları kadar, toplumsal karlılıklarına da önem verilerek, dünya fiyatları esas alınır.

*

İster özel ister kamu olsun, bütün kuruluşların ürettikleri ürünlerle ve hizmetlerle, küresel pazarlarına açılmaları, üretim maliyetlerinin dünya değerlerinin altında olmasına bağlıdır. Dünya maliyetlerinde ürün ve hizmet üretemeyen kuruluşların, yerel ve küresel pazarlarda sağlam yerleri olmaz. Bütün ülkelerin kuruluşları, dünya maliyetlerinin altında üretim yapmak için, verimliliklerini artırmaya çalışmazlarsa, varlıklarını koruyamazlar. Bu yüzden bütün kuruluşlar, iyi ekonomi okuryazarı olmalıdırlar.

*

Dünyanın bütün kuruluşları arasında, ekonominin yalın dilinin özünü, giderlerini azaltamayan büyük kamu kuruluşlarından daha çok, küçük özel kuruluşlar yakalamaktadırlar. Jeremy Rifkin “The Zero Marginal Cost Society” kitabında, dünyada başarılı olmak isteyen her kuruluşun, Ford ve Apple gibi bütün insanların, hayatının kolaylaşmasına katkıda, bulunması büyük önem taşır demektedir. Bunun için bütün kuruluşların, ekonominin yalın dilini çok iyi kavramaları gerekir.

*

Hayatı kolaylaştırmada iki yılı, birbirine eşit olmayan kuruluşlar, dünya fiyatlarının altında üretim yaparlar. Onlar kazanan ekonomiyi, kazandıran ekonomiye dönüştürerek, ekonominin yalın diline, anlamla birlikte geçerlilik kazandırırlar.Onların üretim ve tüketim dünyalarında, herkesin her ürüne sahip olması kadar, herkesin ihtiyacı olduğunda, her ürüne ulaşabilmesi de önemlidir. Ekonominin yalın dili bütün kuruluşları, hayatı hem kolaylaştırmaya, hem de güzelleştirmeye zorlamaktadır.

*

Dünya üretilen ürünlerle, hizmetlerle, bilgilerle yaşanır kılınır.

*

Dili yalın olan ekonomi, hayatın en dinamik yüzüdür.

*

Ekonomiyi canlı tutmak, insani bir sorumluluktur.

29 Ağustos 2019, 13:12

SAVAŞLAR YÜZYILINDA DÜNYADA YENİ PARADİGMA ARAYIŞLARI

Dünya orta kuşağında yer alan, İslam dünyası için hem Yirminci, hem Yirmi birinci yüzyıl, savaş yüzyılları olmuştur. Avrupa ülkelerinin İslam dünyasının, zengin yeraltı kaynaklarını paylaşma yarışları, Ortadoğu'da büyük göçlere yol açan, gökten ölüm yağdıran, dehşet verici yerel ve küresel, savaşlara dönüşmüştür.

*

Sanayi Devriminden bu yana, bütün Avrupa ülkeleri, zenginliklerine zenginlik katmak için, Ortadoğu'da savaş başta olmak üzere, her yola ve yönteme başvurmuştur. Seküler Batı ekonomi herşeydir diyerek, ekonomi için herşeyi yapmıştır. Onlar her zaman ekonmiyi bir araç olarak değil, bir amaç olarak görmüşlerdir.

*

Dünya hayatının merkezine yerleştirilen “Ekonomik” insan “Etik” insana, “Serbest” pazar ekonomisi, “EtikGüzel” pazar ekonomisine dönüştürülmezse, dünyada savaşların sonu hiçbir zaman gelmeyecektir. Dünya barışının en büyük güvencesi: Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, can alıcı eylemlerin, iyi yapılması değil, can alıcı iyi eylemlerin iyi yapılmasıdır.

*

Bu bağlamda, İslam dünyasıyla birlikte, bütün dünyada, “Sanayi” Devrimi gibi, köklü dönüşümlere yol açacak, bir “Paradigma” devrimine ihtiyaç vardır. Kılavuzu yalnızca ekonomi olan Seküler Batı dünyası,bütün ülkeleri savaştan savaşa sürüklemektedir.Savaşlarla var olan Batı dünyası savaşlarla yok olacaktır.

*

Paradigma devrimi, deniz dalgalarının, sahillerdeki sert kayaları, çarpa çarpa yumuşak kumlara dönüştürmelerinde olduğu gibi, uzun soluklu bir süreç olacaktır. Batı dünyasındaki “ekonomik insan”ların, kaya gibi sert paradigmalarını, İslam dünyasındaki “etik insan”ları, kum gibi esnek paradigmaya dönüştüreceklerdir.

*

Dönüşüm sürecinde kısa dönemde kayalar, uzun dönemde dalgalar kazanır. Kayalar çarpıla çarpıla, dalgalar çarpa çarpa olgunlaşır. Her ikisi parçalanan kayalardan oluşan sahilde buluşurlar. Irmaklar büyük uçurumlardan büyük riskler alarak düşmeden, şelaleşmezler.

*

Dalgaların yerine, sahildeki kayalıklara gemiler çarparsa, kayalar değil gemiler parçalanır. Sezai Karakoç'un “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” dizesinde çok açık seçik vurgulandığı gibi, medeniyetler tarihinde, paradigma değişmeleri, uzun ve sancılı bir süreçtir.

*

Medeniyetlerin paradigma değiştirmelerinde, medeniyetler arasındaki savaşlardan daha çok medeniyetler içindeki savaşlar önemlidir. Tarihin her döneminde görüldüğü gibi,yeni paradigma inşası,acılarla dolu uzun ince bir yoldur. *. Medeniyet içinden gelen çatışmaların verdiği zararı, dışardan gelen çatışmalar vermez. Her medeniyet düşmanlarından önce dostları tarafından yıkılır. Düşmanlardan korunmak, dostlardan korunmaktan daha kolaydır.

*

İslam dünyasının sorunları, Müslümanların Hristiyanlarla savaşlarından daha çok, kendi içlerindeki iktidar savaşlarından kaynaklanmaktadır. Müslümanların Müslümanlara yaptıkları kötülükleri, düşmanları yapmamaktadır.

*

Yeni bir "Diriliş” paradigmasının arandığı bir dönemde, İslam dünyası sorumluları, Batı dünyasında aramaktan daha çok,kendi ülkelerinde aramalıdır.Bütün Müslüman ülkeleri iç savaşlar yakıp yıkmaktadır.

*

İslam dünyasının sorunlarını çözmek için, Ortadoğu'nun birikimi gereklidir, ancak yeterli değildir.Düz kare dünyada medeniyetler, harman olmuştur. Artık bütün dünyanın birikiminden yararlanmak gerekir. Bilginin ve bilgeliğin vatanı yoktur, nerede bulunursa oradan alınır.

*

Savaşsız bir dünya için, hem Müslüman hem Hristiyan ülkelerin kendi evlerinin önlerini kendilerinin temizlemesi çok önemlidir. Her ülke kendi evinin önünü temizlerse, savaşagiden yollar bir bir kapatılı.

*

Barış kristal bir avizeye benzer, özen gösterilmez, sürekli temizlenmezse, ışığıyla birlikte işlevini de yitirir. Anadolu'da denildiği gibi: “Savaş olmaz Allah vermezse, Allah savaş vermez, kimse barışı bozmazsa.” Barış bozan savaşa katlanır.

*

Bütün dünya lanete uğramıştır. William Faulkner'ın deyişiyle, insanlık “Lanete uğramış ölümsüzlük ve ölümsüz lanet” çağında yaşıyor.O “Çağ dünyanın köhne ve felaketli rahminden doğmuş, ölüm kusan bir canavara benziyor”derken çok haklıdır.

*

Kılıçlardan savaş canavarının burnuna takılacak halkalar yapılmalıdır.

*

Dünün paradigmasıyla bugünün canavarı denetim altına alınmaz.

*

Savaş paradigmasının panzehiri, barış paradigmasıdır.

*

Paradigma bir aynadır ayna bir paradigmadır.

*

Paradigmada dünya kendisini görür.

*

Aynayı barış güzelleştirir.

30 Ağustos 2019, 11:07

ORTAKLIKLARDA İKİ KERE HER ZAMAN DÖRTTEN DAHA BÜYÜKTÜR

Avrupa’da dinlerin karşısına bilimleri çıkaran, Aydınlanma döneminden beri, bütün ülkeleri etkileyen ve her sorunun üstesinden geleceği beklenen seküler değerler, Yirminci yüzyılın sonunda çekiciliklerini büyük ölçüde yitirmişlerdir. Artık Ekonomi bilimi başta olmak üzere, hiçbir bilimin kutsal değerlerden bütünüyle bağımsız olduğu düşünülmemektedir. Üniversitelerinde ekonominin kurallarıyla, kutsal kültürün değerlerinin çatışmadığını anlatan kuramlar geliştirilmeye çalışılıyor.

*

Yirminci yüzyıl boyunca, ekonomik gelişmenin dinamikleri, kutsal değerlerde değil, seküler değerlerde aranmıştır. Ancak ülkelerin yoksulluklarını, kutsal değerlerde gören, dinleri toplumların afyonu bilen, seküler kuramlar Yirmi birinci yüzyılın başında, her alanda büyük bir başarısızlığa uğramışlardır.Kutsal değerler körlüğüne uğrayan, seküler Batı dünyası, tarih boyunca toplumları dönüştürmede, çok etkili olmuş kutsal değerleri, görmekte zorlanmaya devam etmektedir.

*

Ekonomiyi kutsal değerlerden arındıran toplumlar, finansal ve siyasal çalkantıların üstesinden gelememektedirler. Çünkü paylaşmaya dayanan ortaklık kültürü, seküler değerlerden daha çok, kutsal değerlerden beslenir. Toplumları ortaklıklar, ortaklıkları paylaşmasını bilen insanlar ayakta tutarlar.İnsanların ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerine, yeni açılımlar kazandırmada, ortaklıklar sürükleyici bir işlev yüklenirler. Dünyada ülkelerin güçleri, ortaklıkların çokluğundan kaynaklanır.

*

Sanayi toplumunun mimarı Henry Ford’un vurguladığı gibi:”Bir araya gelmek başlangıçtır. Bir arada durmak ilerlemedir.Birlikte çalışmak başarıdır.” Hakbilirlikle ve hakgözetirlikle, elele vermenin en büyük sermaye olduğu ortaklıklarda, iki kere iki, hiçbir zaman dört değildir, her zaman dörtten büyüktür, çoğu zaman da yedidir. Ekonominin hangi alanında olursa olsun, akıllarını, gönüllerini ve ellerini birleştiren ortaklar, tek başlarına ürettiklerinden, kat kat daha fazlasını üretirler.

*

Değişen ekonomik sınırların, değişmeyen siyasal sınırlardan daha çok önem kazandığı dünyada,ülkelerin güçleri yerel oldukları kadar, küresel olmayı da bilen ortaklıklardan kaynaklanır.Dünya pazarlarında ülkeler, cephelerde savaşan ordularıyla değil, kaliteli ürünler üreten ortaklıklarıyla konuşurlar. Ülkelerin küresel ortaklıklarının sayıları ne kadar çoğalırsa, savaş alanlarındaki orduların önemleri de o kadar azalır.Her ülkede ortaklıkların çoğalması,orduların azalmasına yol açar.

*

İnsanlığı geleceğe taşıyan dünya gemisinin güvenliğinden, bütün ülkelerin ortaklıkları sorumludur. Ülkeleri kurtaracak yeni bir Nuh’un Gemisi yoktur.Bunun için Yirmi birinci yüzyılda, barış dünyasının öncüleri, insanları öldürmede yarışan ordular değil, insanları yaşatmada yarışan ortaklıklar olacaktır. Dünyanın bütün ülkelerinde, toplumların üretim yapılarını ve kültürel dokularını, savaşmasını bilen ordulardan önce, üretmesini bilen ortaklıklar güçlendirmişlerdir.

*

Ordulara karşı ortaklıklar güçlerini birleştirmezlerse, dünya pazarlarından çekilmek zorunda kalırlar.

*

Dünyada ortaklıklar silah tutmayı bilen elleri değil, tırpan tutmayı bilen elleri, bir araya getirirler.

*

Ortaklıkların görünmeyen gizemli güçleri, yaşatma peşinde olmalarından kaynaklanır.

31 Ağustos 2019, 11:30

DÜNYAYI SIRTI YERE GELMEYEN GİRİŞİMCİLER DÖNÜŞTÜRÜR

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimciler, geçmişten geleceğe bakarak düşünürler. Onların ekonomik ve kültürel sorumluluklarının başında, insanların üreten eller olmalarında, gelen günlerini geçen günlerinden daha kolay ve daha güzel olmasına katkıda bulunmak gelir. Toplumların üretici güçlerine yeni boyutlar kazandırırken, girişimcilerin bir elleri geçmişte bir elleri gelecekte, gözleri bugündedir.Onlar dünü yorumlarlar, bugünü değerlendirirler,yarını planlarlar.

*

Bin yıllık tarihi boyunca, Anadolu insanının simgesi oyuncak “hacıyatmaz”, yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, alt kısmındaki kurşunun ağırlığıyla,hemen ayağa kalkar, sırtı hiçbir zaman yere gelmez. Girişimciler de Anadolu’nun oyuncakları gibi, ekonomik, siyasal ve kültürel ortam ne kadar olumsuz olursa olsun, hiçbir karamsarlığa kapılmadan, yere düştüklerinde hemen ayağa kalkmasını bilirler. Onlar bin kere de yere düşşeler,yine ayağa kalkarak, yılmadan yollarına devam ederler.

*

Girişimciler Anadolu’yu dönüştüren Horasan erenleri gibi, yalnızca akıl gözleriyle görmezler, gönül gözleriyle de görürler. Onlar ürettikleri ürünlerle, insanların gönüllerini kazanmaya, para kazanmaktan daha çok önem verirler. Onların akıl gözüyle görülmeyenlerin, gönül gözüyle görüldüğü, düşünce ve eylem dünyalarında, hiçbir zaman ümitsizliğe yer verilmez. Girişimcilik kültürü karşılaşılan her olumsuzlukta, bir olumluluk bulmasını bilenlerin kültürüdür.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde üniversitelerin, yerel yönetimlerin ve gönüllü kuruluşların tartıştıkları alanların başında, girişimcilik kültürüne yeni boyutlar kazandırmanın yol ve yöntemleri gelmektedir. Çünkü girişimcilik kültürünün zenginleştirilmesi, teknik bilimlerin olduğu kadar, sosyal bilimlerin alanlarıyla örtüşen çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Dünyanın bütün ülkelerinde,insanların üretim güçlerine, yeni açılımları girişimciler kazandırırlar.

*

Girişimcilerin gözleri uzakları görür, elleri tuttuklarını koparır. Ancak toplumlarda yenilik yapmasını bilen, risk almaktan korkmayan, insanların sayıları sınırlıdır. Bunun için bütün ülkelerde, girişimci nitelikli insanların sayılarını artırmadan, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü artırmak mümkün değildir. Doğuştan girişimci olan insanların sayılarının az olması, dünyanın bütün üniversitelerinin, girişimcilik eğitimine önem vermelerine yol açmıştır. Artık dünyada girişimcilik eğitimi vermeyen üniversite yoktur.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimcilik öğrenilmekte ve öğretilmektedir. Girişimciliği öğretmek için, girişimcilik kültürünü zenginleştirmek için, bütün dünyada büyük yatırımlar yapılmaktadır.Dünyanın her ülkesinde, insanlar girişimciler gibi, düşünülmeyenlerii düşünürlerse, üretilmeyenleri üretirlerse, ekonomik,siyasal ve kültürel alanlardaki, bütün yoksullukların üstesinden kolaylıkla gelirler. Onlar pusulayla gemiyi bir araya getirerek,denizlere açılan kaptanlar benzerler.

*

Denizlerde nasıl pususız kaptan, kaptansız gemi olmazsa,ülkelerde girişimcisiz kuruluş,kuruluşsuz ekonomi olmaz.

*

Girişimcilik para sahibi olmak değil, düşünce sahibi olmaktır, sorumluluk duymaktır.

*

Girişimciler düşünceleriyle bilinirler, eylemleriyle konuşurlar.