Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ocak 2020

36 yazı

1 Ocak 2020, 11:08

HAYATIN HER ALANINDA İKİ YILI BİRBİRİNE EŞİT OLAN ZARARDADIR

Dünyanın gelen yılı, geçen yılından daha iyi olmalıdır.Dünyada her kurum, her kuruluş, her insan iyi, daha iyi ve en iyi olmak için, birbirleriyle yarışmalıdır. Kurumlar, kuruluşlar ve kişiler, kendileriyle daha iyi olmak için yarışmazlarsa, bulundukları yerde iyi olarak kalamazlar. Dünyanın neresinde olursa olsun,bütün ülkelerde hayatın her alanında, birbirleriyle iyilikleri özendirmede,kötülükleri önlemede, yarışma olmazsa,hayatın hiçbir alanında, göze görünür, dişe dokunur, gelişme olmaz.

*

Değişim rüzgarlarının bütün ülkeleri, altüst ettiği bir dönemde, Türkiye''deki her kurum, her kuruluş, değişime direnmeyi bir kenara bırakıp, değişimden yararlanmanın yollarını ve yöntemlerini bulmalıdır. Türkiye değişime karşı koyarak değil, değişimi yöneterek, gelişmesini öğrenmek zorundadır. Dünyanın her yerinde ülkeleri, güçlü yönetimlerden daha çok güçlü kurumları ve güçlü kuruluşlar değiştirir. Kurumsallaşan kurumların ve kuruluşların gücü, küresel hukuk ilkelerine ve küresel etik kurallarına, soruna kadar bağlı kalmalarından kaynaklanır.

*

Türkiye''nin üzerinde, karabulutlar gibi dolaşan, yerel ve küresel sorunların, üstesinden gelebilmesi için, yıldan yıla ürün, hizmet ve bilgi üretme gücüne, yeni boyutlar kazandırarak, küresel pazarlara açılması gerekir. İthalatçı Türkiye''yi, ihracatçı Türkiye''ye dönüştürecek, kurumsallaşmış kurumların ve kuruluşların sayısını, her yıl belirli bir hızda çoğaltmadan, Türkiye''nin dünya politikasındaki ağırlığını artırmak mümkün değildir. İnsanlar, kurumlar, kuruluşlar ve ülkeler ürettikleri ürünleriyle,hizmetleriyle,bilgileriyle değerlendirilirler.Ülkelerin güçleri ürettikleri ürünlerden,verdikleri hizmetlerden ve geliştirdikleri bilgilerden kaynaklanır.

*

Ülkeler dünya politikasında, üretim güçlerinin büyüklüğüyle, doğru orantılı olarak, güç ve ağırlık kazanırlar. Dünyanın hiçbir yerinde, ''el açan'' ülkelerin saygınlığı olmaz. Tarih boyunca açıkça görüldüğü gibi ''veren eller'', her zaman ''alan eller''den daha üstündür, daha güçlüdür ve daha etkilidir. Gelecek yıllar, ''el açan'' ülkelerin değil, ''el açılan'' ülkelerin yıllarıdır. Nasıl dağ etekleriyle birlikte büyürse, Türkiye de kurum ve kuruluşlarıyla birlikte büyüyecektir.

*

Türkiye derin bir kültüre, güçlü bir ekonomiye ve etkili bir yönetime, gelen yıllarını, geçen yıllarından daha başarılı kılmasını bilenlerle kavuşacaktır. Bütün kurum ve kuruluşlar, iki başlı ''Selçuk kartalı'' gibi, bir başlarıyla geçmiş yıla, bir başlarıyla da gelecek yıla bakarak, bütün güçleriyle içinde bulundukları yıla odaklanmalıdırlar. Yeni yılda her kurum ve her kuruluş, nerede durduğunu, nereye, nasıl gitmek istediğini, iyi düşünmek ve iyi planlamak zorundadır.Kurumlarda,kuruluşlarda geçen yıl araştırılır,gelen yıl değerlendirilir,gelecek yıl planlanır.

*

Kurumlarda ve kuruluşlarda, plandan önce planlama önemlidir. Geleceklerini planlamayan kurumlar ve kuruluşlar, geçmişlerinde kalırlar. Planlarla kurumlar ve kuruluşlar, geçmişlerinden yola çıkarak, geleceklerine bakarlar. Ülkelerin geçmişlerinde gelecekleri, geleceklerinde geçmişleri vardır. Geçmişle gelecek arasındaki uyum ve düzeni, değişmeden, gelişmesini bilenler sağlarlar.

*

Uzun vadeli planlar, kurumları ve kuruluşları, ülkeleriyle birlikte geleceğe taşıyan yürüyen merdivenlerdir.

*

Atların sahiplerine göre koştukları gibi, kurum ve kuruluşlar da gelecek planlarına göre büyürler.

*

Planlar ülkelerin,kurumların,kuruluşların,kişilerin gündüz gördükleri rüyalarıdır.

*

Ülkelerin gelecekleri gece ve gündüz gördükleri rüyalarla kazanılır.

*

Rüyaları olmayan toplumların gelecekleri de olmaz.

*

Gerçekleşmeyecek rüyalar görülmezler.

*

Rüyalar geleceğin yol haritalarıdır.

2 Ocak 2020, 12:27

BATI'NIN PARADİGMALARIYLA DOĞU'NUN SORUNLARI ÇÖZÜLMEZ

Dünya orta kuşağında yer alan, ülkeler için hem Yirminci, hem Yirmi birinci yüzyıllar, savaş yüzyılları olmuştur. Avrupa ülkelerinin İslam dünyasının, zengin yeraltı kaynaklarını paylaşma yarışları, Orta Doğu'da büyük göçlere yol açan, ölüm yağdıran, dehşet verici savaşlara dönüşmüştür. Sanayi Devriminden bu yana, Batı dünyası, ulaştığı zenginliği korumak için, Orta Doğu'da, savaş başta olmak üzere her yol ve yönteme başvurmuştur. Seküler Batı ekonomiyi bir araç olarak değil, bir amaç olarak görmüştür, ekonominin belirleyiciliğine inanmıştır.

*

Dünya hayatının merkezine yerleştirilen “Ekonomik” insan “Güzel” insana, “Serbest Pazar Ekonomisi", “Etik Pazar Ekonomisi"ne dönüştürülmezse, Orta Doğu'da savaşların sonu hiç gelmeyecektir. Dünya barışının en büyük güvencesi: Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, can alıcı eylemlerin, güzel yapılması değil, can alıcı güzel eylemlerin yapılmasıdır. Bu bağlamda, İslam dünyasıyla birlikte bütün dünyada, “Bilgi” devrimi gibi, köklü dönüşümlere yol açacak, bir “Paradigma” devrimine ihtiyaç vardır. Kılavuzu yalnızca ekonomi olan Seküler Batı, dünyayı savaştan savaşa sürüklemiştir, sürüklemeye devam etmektedir.

*

Paradigma devrimi, deniz dalgalarının, sahillerdeki sert kayaları, çarpa çarpa yumuşak kumlara dönüştürmelerinde olduğu gibi, uzun soluklu bir süreç olacaktır. Batı dünyasındaki “Ekonomik İnsan”ların, kaya gibi sert paradigmalarını, İslam dünyasındaki “Güzel İnsan”lar, kum gibi esnek paradigmaya dönüştüreceklerdir. Dönüşüm sürecinde, kısa dönemde kayalar, uzun dönemde dalgalar kazanır. Kayalar çarpıla çarpıla, dalgalar çarpa çarpa olgunlaşır. Her ikisi parçalanan kayalardan oluşan, sahilde buluşurlar.

*

Dalgaların yerine sahildeki kayalıklara gemiler çarparlarsa, kayalar değil gemiler parçalanırlar. Sezai Karakoç'un “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” dizesinde çok güzel vurgulandığı gibi, medeniyetler tarihinde paradigma değişmeleri, uzun ve sancılı bir süreçtir. Medeniyetlerin paradigma değiştirmelerinde, medeniyetler arasındaki savaşlardan daha çok, medeniyetler içindeki savaşlar önemlidir. Medeniyet içinden gelen çatışmaların verdiği zararı, dışardan gelen çatışmalar vermez. Her medeniyet düşmanlarından önce, dostları tarafından yıkılır. Düşmanlardan korunmak, dostlardan korunmaktan daha kolaydır.

*

İslam dünyasının sorunları, Müslümanların Hristiyanlarla savaşlarından daha çok, kendi içlerindeki iktidar savaşlarından kaynaklanmaktadır. Müslümanların Müslümanlara yaptıkları kötülükleri, Hristiyanlar Müslümanlara yapmıyor. Yeni bir "Diriliş” paradigmasının arandığı bir dönemde, İslam dünyası sorumluları, Batı dünyasında aramaktan daha çok, İslam dünyasında aramalıdır. İslam dünyasının sorunlarını çözmek için, Orta Doğu'nun birikimi yetmez, bütün dünyanın birikiminden yararlanmak gerekir. Bilginin ve bilgeliğin vatanı yoktur, nerede bulunursa oradan alınır.

*

Savaşsız bir dünya için, hem Müslüman hem Hristiyan ülkelerin kendi evlerinin önlerini kendilerinin temizlemesi, hayati önem taşımaktadır. Her ülke kendi evinin önünü temizlerse, savaşa ihtiyaç kalmaz. Barış kristal bir avizeye benzer, özen gösterilmez, sürekli temizlenmezse, ışığıyla birlikte işlevini de yitirir.

*

Anadolu'da denildiği gibi: “Savaş olmaz Allah vermezse, Allah savaş vermez, kimse barışı bozmazsa.” Barışı bozan savaşa katlanır.Savaşın bedelini savaşanlar birlikte öderler.

*

Gökyüzünden ölüm yağdıran, savaş çağından kurtulmak için,toplardan,tüfeklerden, tanklardan savaş çağının burnuna takılacak halkalar yapılmalıdır.

*

Batı'nın paradigmasıyla, Doğu'nun sorunları çözülmez,savaş çağı,barış çağına dönüşmez.

*

Batı'nın savaş paradigmasının panzehiri,Doğu'nun barış paradigmasıdır.

3 Ocak 2020, 11:33

MEDENİYET ŞAİRİ YAHYA KEMAL ŞİİRİ TARİHE TARİHİ ŞİİRE TAŞIR

Bütün insanlığın düşünce ve eylem birikimi tarihin havuzunda toplanır. Bu yüzden tarih, araştırma alanı ne olursa olsun, her bilimin dalının en büyük labaratuarıdır. Bütün bilimler tarihin büyük kütüpnanesinden yararlanır. Tarihi tekrar yazmasını ve tekrar yorumlamasını bilmeyenler, gelecek kuşaklara kalacak eserler bırakamazlar. Geçmişim derinliklerinden bakmadan, gelecekte yaşanacakları tahmin etmek mümkün değildir.Geleceği geçmişten bakanlar görürler.

*

Tarihçi Arnold Toynbee’nin İstanbul’da, “Tarih Üzerine” yaptığı iki konuşmada vurguladığı gibi, her ülkede her kuşak ülkelerinin tarihini yeniden yazmak zorundadır. Tarihin olguları değişmez, ancak olguların yorumu kuşaktan kuşağa değişir. Her kuşağın dünyaya bakışı, değişik boyutlarıyla hayatı algılayışı değiştiği için, tarihin yorumlanışı da değişir. Tarihte yapılan hataların tekrarlanmasını önlemek için, tarihin sürekli yeniden yorumlanması gerekir.

*

Yahya Kemal’in şiir ve düşünce dünyasında,sedeften bir ırmak gibi Asya’dan Avrupa’ya akan, Türk tarihinin vazgeçilmez bir yeri vardır. Yahya Kemal’e göre, Anadolu’nun bin yıllık tarihi, Türk toplumunun kimliğiyle birlikte, kişiliğini de oluşturmuştur. Türkler’in düşünce eylem dünyaları, Anadolu’nun tarih ve coğrafyasıyla yoğrulmuştur. Tarih Anadolu insanının düşünce, coğrafya da eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmıştır. Anadolu’da tarih ve coğrafya, Türklerin, önceden okunmayan kaderleri olmuştur.

*

Mehmet Akif,Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında,nasıl savaşları şiire, şiiri de savaşlara taşımışsa, Yahya Kemal de Türklerin tarihini şiire, şiiri tarihe taşımıştır. Onlar için Anadolu tarihi ve coğrafyasıyla, bitmez tükenmez bir hazine görevi yüklenmiştir. Sadettin Ökten, “ Yahya Kemal’ in Rüzgarıyla” kitabında,Yahya Kemal’in şiirlerinden yola çıkarak, Türklerin Balkanlarda, yüzyıllarca süren ilerleyişleriyle birlikte,çekilişlerini de ayrıntılı olarak ele almış, akıcı bir dille de anlatmıştır.

*

Yahya Kemal şiir yazmamış, şiirle tarih yazmıştır. Yahya Kemal Tarihin peşinden koşmamış,tarih Yahya Kemal’in peşinden koşmuştur. Yahya Kemal tarihi aramaz, Tarih Yahya Kemal’i bulur. O büyük şair olduğu kadar, yıkılışta yükselişi gören, büyük bir tarih felsefecisidir. Yahya Kemal Türklerin Balkanlar'dan,Kafkaslar'dan,Ortadoğu'dan Anadolu’ya çekildikleri bir dönemde, karamsarlığa,kötümserliğe,ümitsizliğe düşmemiştir.

*

Yahya Kemal geçmiş yüzyılların görkemini, şiirleriyle, yazılarıyla, sohbetleriyle, Yirminci yüzyıla taşımasın bilmiştir.Onun şiirlerinde Türkler’in Anadolu’daki dokuz yüzyıllık tarihlerinin, ana dinamikleri bir büyük ressamın fırçasından çıkmış tablo gibi, bütün görkemiyle gözler önüne serilir. O tabloda Türklerin, üç kıta ve iki denizde, var oluşlarının nirengi noktaları olan, Çaldıran, Mohaç, Kosova, Niğbolu, Belgrad, Budin,Mekke, Medie,Kudüs,Mısır, Tunus, Barboros ve Cezayir vardır.

*

Yahya Kemal Doğu’dan Batı’ya gien Türkler’i felsefe yapan bir millet olarak değil, fetih yapan bir millet olarak görmüştür. Ancak söz konusu olan fetih, silahlarla yapılanbir fetih değil, Mesnevi ile yapılan bir fetihtir.Yahya Kemel'in sohbetlerinde sürekli vurguladığı gibi,Türkler İstanbul'dan üç kıta ve iki denize açlırken,güçlerini omuzlarında taşıdıkları silahlarından değil,hafızalarında tuttukları,hiç unutmadıkları Kur'an'dan ve gönüllerinde taşıdıkları Mesnevi'den almışlardır.

*

Yahya Kemal’in düşünce ve eylem dünyasında, cihan vatandır,vatan cihandır. O cihanda İstanbul, Mekke kapısı Üsküdar ile,Medine kapısı Eyüp ile, Kudüs Kapısı Kadıköy ile ayrı bir yer tutar.Yahya Kemal çok sevdiği Yavuz Selim gibi, dünyayı bir sultana,bir medeniyete az,iki sultana,iki medeniyete çok görür.Onlar bütün dünyayı bir mescit gibi görmüşler,ezan okunan coğrafyaları vatan bilmişlerdir.Onların vatanları bütün kıtalarıyla,bütün denizleriyle dünyadır.

*

Yahya Kemal Paris’te aradığını İstanbul’da bulmuştur.İstanbul’u Topkapı’da Okunan Kur’an ve Ayasofya’da okunan ezan korumaktadır.

*

Kur'an ve ezan okunmaya devam ettikce, Anadolu insanı, Viyana'da duran Avrupa'daki büyük ve uzun yürüyüşünü yeniden başlatacaktır.

*

Türkler yalnız Doğu Avrupa'da değil, Batı Avrupa'da da kendilerine geniş bir ekonomik ve kültürel alan açmışlardır.

*

Büyük küçük Avrupa'nın her ülkesinde birer küçük İstanbul vardır.

*

İstanbul yeniden dünyanın medeniyetler başşehri olacaktır.

4 Ocak 2020, 13:36

MEHMET AKİF İNAN VAKFI ÖDÜLLERİ

Eğitim sevdalısı olarak tanınan Akif İnan, kurucusu olduğu eğitim sendikası tarafından, her yıl Anadolu'nun değişik şehirlerinde düzenlenen kültür ve sanat etkinlikleriyle anılır.Memur Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ve Akif İnan Vakfı Başkanı Ahmet Özer öncülüğünde, ilk defa aralarında benim de yer aldığım, Mehmet Akif İnan ödülleri verilmiştir.Vakıf zamanla gelenekselleşecek ödülleriyle, Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasına büyük katkılarda bulunacaktır.

*

İnan bir şiir sevdalısı olduğu kadar bir Urfa sevdalısıdır.Onun bir ayağı Urfa'da bir ayağı Kudüs'te, yüzü de Mekke'ye dönüktür.O şiirleriyle Kudüs'ü Anadolu insanının gündemine taşımıştır.İnan'ın anısını yaşatmak için, Hıdır Yıldırım'ın yorulma bilmez çalışmalarıyla, hazırlanan, "Mehmet Akif İnan Kitapları", Cumhuriyet dönemindeki düşünce ve sanat, hareketlerini araştıracaklara çok önemli, vazgeçilmez bir kaynak olmuştur.Yıldırım eğitimin yeri,zamanı ve yaşı yoktur diyenİnan'ın, eğitime bakışı ve katkıları konusunda,geniş katılımlı bir kitap hazırlamıştır.

*

İnan'ın şiirinde ve düşüncesinde Mekke, Medine ve Kudüs'ün neden bu kadar büyük yer tuttuğunu, Urfa'yı görmeyenler anlayamaz. Hicret yurdu Medine,şehirlerin anası Mekke ve barış şehri Kudüs gibi, Urfa da bir Peygamberler şehridir.Medeniyetlerin harman olup, bütün yeryüzüne savrulduğu bir dünyada Kutsal kültürün,Kutlu Şehirlerin ve Peygamberler tarihinin önemi, katlanarak artmaktadır.Mekke şehirlerin,İslam medeniyeti, medeniyetlerin anasıdır.Sezai Karakoç'un her yazında vurguladığı gibi,tek medeniyet vardır.O medeniyet "Hakikat Medeniyeti"dir.

*

Kutlu şehirlerin arasında yer alan Urfa, "güzel" ile "çirkin", "doğru" ile "yanlış", "haklı" ile "güçlü", "bilen" ile "bilmeyen" çatışmasının, evrensel simgeleri olan üç büyük dinin atası İbrahim Peygamber ile Nemrut'un şehridir."İbrahim" ile "Nemrut"un çatışması 'Kıyamet'e kadar devam edecektir. Kimsenin bu çatışmadan kaçması mümkün değildir. Çünkü Nemrut'suz İbrahim olunmaz. Bu yüzden dil ve gönül ustası, Mustafa Seçkin, "Nemrud'u olmayan İbrahim'e, Nemrutça bir bela gerek" demektedir.

*

"İyi" ile "kötü", "doğru" ile "yanlış" ve "haklı" ile "güçlü" çatışmasının insanlık tarihi içindeki dönüm noktalarından biri Urfa'dır. Medeniyetlerin savaşı Urfa'sız açıklanamaz. Tarih boyunca "İbrahim" ve "Nemrut"lar bir arada olmuştur. Olmaya da devam edecektir. Urfa'da olduğu gibi, "İbrahim"ler her zaman üstün gelecektir.İbrahim'ler savaş dünyasını,barış dünyasına,ateş bahçesini,gül bahçesine dönüştüreceklerdir.

*

Allah isterse, ateş dağları 'Cennet' bağlarına dönüşür . İnananların elinde "kor", "gül" olur.Urfa "Millet-i İbrahim"in "başşehri"dir. Medine ve Kudüs gibi, Şam'a Bağdat'a, Trablus'a el uzatmak da Urfa'ya düşer,Konya'ya düşer,Eskişehir'e düşer,Bursa'ya düşer,İstanbul'a düşer,Edirne'ye düşer.

*

Dünyayı kuşatan Nemrut'lara karşı verilen savaşın öncüleri şairlerdir. Onlar bütün dünyayı pasaportsuz dolaşırlar. Hiçbir güç onlara engel olamaz.

*

İnan Urfalı olduğu kadar Kudüs'lüdür,Mekke'lidir, Medine'lidir, Ankara'lıdır,İstanbul'dur.Barış ve eğitim sevdalısı,dünyanın bütün şehirleri,İnan'ın şehirleridir.

*

Filistinliler Mescid-i Aksa'nın tapusunu Akif İnan'nın şahsında, bin yıllık tarihiyle, "Osmanlı Barışı"nın mimarı olan,derin ve zengin Anadolu'ya verdiler.

*

Anadolu Osmanlı döneminde olduğu gibi,İslam coğrafyasında yüzyıllarca süren, yeni "Kudüs Barışı'nın güvencesi olacaktır.

6 Ocak 2020, 11:39

AMERİKA DÜNYAYI KANA BOĞAN EN BÜYÜK HAYDUT DEVLETTİR

Amerika’nın öncülüğünde, Batı dünyasının sürekli büyüttüğü terör korkusu, bütün dünya ya dalga dalga yayılan, İslam korkusuna dönüşmüştür. Avrupa ülkelerinin bilinç altında önemli bir yer tutan İslam korkusu, Amerika’nın Irak, Afganistan ve Suriye başta olmak üzere, bütün İslam dünyasını Filistinleştirmesiyle, dünyanın her yanında, yeni boyutlar kazanmmıştır. Batı'da İslam terörle özdeşleştirilmiştir. Bütün Müslümanlar terörist ilan edilmiştir.

*

Avrupa ve Amerika, iki milyarlık İslam dünyasının gözardı ederek, dünyayı Batı dünyasından ibaret sanıyor. Dünya deyince, onların aklına yalnızca Batı dünyası geliyor. Afrika’yı, Hindistan’ı ve Çin’i arka bahçeleri olarak görülüyorlar. Bu yüzden, durmadan körükledikleri İslam korkusunun, Batı dünyasında, çok daha büyük yıkımlara yol açacağının farkında değiller. Anadolu’da denildiği gibi: “Korkunun ecele faydası yoktur.” Batı dünyası istemese de, İslam'ın güneşi Avrupa’da yeniden doğacaktır.

*

Büyük iki Dünya Savaşıyla yakılıp yıkılan Yalta Avrupa’sı, Amerika’nın peşine takılarak, İslam dünyasını büyük bir yangın alanına çevirmiştir. Onlar ellerindeki silahlara güvenerek, İslam dünyasındaki demokratik yönetimleri, hiçbir zaman desteklemediler, Bütün yönetim sorunlarını, silahla çözmeye kalkıştılar. Batılılar elli yılı aşkın bir süredir, Filistin’deki savaşı durduramadıkları gibi, İslam ülkelerinde yeni savaşların başlatıcıları oldular.

*

İslam dünyası, coğrafya olarak Hristiyan Batı ile Budist ve Konfüçyanist Doğu’nun ortasında, büyük bir denge gücüdür. İslam düşünce dünyasının, zirvelerinden biri olan, Sezai Karakoç’un vurguladığı gibi: “İslam geçmişte imtihan vermiş bir medeniyettir. Yüz akıyla vermiştir imtihanını. Güçlü olduğu zaman insanlığı ezmemiş, ihya etmiştir. “ Dünya barışının güvencesi, Batı ile Doğu arasında uyum ve düzeni sağlayacak medeniyet, İslam medeniyetidir.

*

Dünyanın sabırsızlık ve özlemle beklediği barışı, dünya bütün insanlığı kucaklayan, İslam medeniyeti getirecektir. İslam medeniyeti olmasaydı, Avrupa Amerika’ya ulaşamayacak ve Ortaçağ’ın savaş çığlıkları arasında yok olup gidecekti. İslam Ortaçağ’da nasıl yeni bir doğuşun ateşleyicisi olmuşsa, Modern çağda da, yeni bir yenilenmenin öncüsü olacaktır. İslam dünyasında yaşanan krizler, yeni bir dünya barışının habercileridir.

*

İslam medeniyeti, Doğusu ve Batısıyla, bütün dünyayı, savaş çağından barış çağrına geçmeye çağırıyor. İslam dünyasının bilgelerinin hep tekrarladıkları gibi: “Hiçbir savaş yoktur ki, onda barış olmasın. Hiçbir barış yoktur ki, onda bir savaş olmasın.” Bütün insanlığın başta gelen görevi: Barışları desteklemek ve savaşları önlemektir.

*

Yeni yüzyılda İslam Avrupa’nın parlayan yıldızı olacaktır. “ İşgal edenler işgal edilirler” yasası, yeniden işlerlik kazanacaktır. Avrupa, Afrika ve Asya tarafından bütünüyle işgal edilecektir. Bu işgal savaşla değil, barışla yapılan bir işgal olacaktır.

*

İslamda büyük cihat barış, küçük cihat savaştır.

*

Savaşın yapamadığı dönüşümü, barış yapar.

*

Barış her kapıyı açan anahtardır

*

Savaşın iyisi barışın kötüsü olmaz.

*

Barış devletin hazinesidir.

*

Gücün kaynağı barıştır.

7 Ocak 2020, 13:40

DÜŞÜNCE VE EYLEM ŞAİRLERİN ÖLÜMSÜZ ŞİİRLERİYLE ZENGİNLEŞİR

Her insanın, aklının düşünür, gönlünün sever, gözünün okur ve kaleminin yazar hale gelmesi için, düşünce ve sanat dünyasının derinliklerinde, uzun yolculuklara çıkması gerekir. Düşünce ve sanat dünyası, kültür ve edebiyat dergilerinde, yeni yorumlar ve yeni açılımlar kazanır. Bu yüzden Anadolu insanının, düşünce ve eylem dünyasında, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri, şiirde, hikayede,romanda ve denemede çığır açan, görünmeyen üniversiteler olmuşlardır.

*

Paul Valery''nin vurguladığı gibi: “İlk mısra Allah vergisidir. Diğerleri şairin kendi çalışmasıyla yazılır.” Bütün alanlarda olduğu gibi, edebiyatta da, her edebiyatçı, ister şiir, ister hikaye,ister roman, isterse deneme yazsın, kendinden önce yazanlardan beslenir ve yazdıklarını edebiyatçılar ailesine borçludur. Yazarlar tarih içinde, geçmişten geleceğe giden, yeni katılanlarla sürekli büyüyen büyük bir kervana benzerler. Kervana katılan her yazar,yazdıklarını kendisinden önce yazanlarla, yeni açılımlar, yeni zenginlikler kazandırır.

*

Türk edebiyatında Kıyamete kadar defterleri kapanmayacak olan,binlerce güzel şair vardır. Onlar başta Yunus Emre, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt,olmak üzere, Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasına, hem renk hem tad kazandırmışlardır.Onlarla Türkiye'nin kültürel dokusu güçlenmiştir, toplumsal yapısı zenginleşmiştir. Onlar Türk dünyasının Yirminci yüzyılına, damgalarını vurmuş, önde gelen şairlerdir.

*

Soylu kervana katılan bütün şairler gibi, onlar da her yıl, bir dünyadan bir dünyaya geçme yıl dönümlerinde, değişik programlarla anılırlar. Onlar iki dünyayı altın oranda harmanlayan, bütün insanlığın baba evine ve ana vatanına dönüşte, karamsarlk bulutlarını dağıtan şiirleriyle, sürekli anılacaklardır. İnsanlığın atalarının ayrılmak zorunda kaldıkları, "Yitik Cennet"in yol haritası, ölümsüz şairlerin, ölümsüz şiirlerine gizlenmiştir. Sıradışı şairler, ölümsüzlüğü yakalayan şiirleriyle hiç unutulmayacaklar. Ve arkalarında bıraktıkları silinmeyen izlerle,Kıyamete kadar yaşayacaklar, sürekli anılacaklardır.

*

Güzel insanların oluşturduğu eşsiz kervan, önden gidenlerin katılımlarıyla, yıldan yıla büyüyerek geleceğe yürüyor. Bilgelerin uzun yürüyüşleri, yeni katılımlarla zenginleşerek, bütün dünyaya ışık saça saça hiç durmadan devam edecektir. İnsanlığın edebiyat birikimiyle birlikte, medeniyet birikimi de, büyük kervanda toplanmıştır. Her sanatçı ister farkında olsun, isterse olmasın, söz konusu eşsiz kervandan yararlanır. Onların kapıları herkese açıktır, bütün insanlık onların bilgilerinden ve bilgeliklerinden etkilenir.

*

Soylu kervanı oluşturan sanatçılar, kökleriyle alan, dallarıyla veren ağaçlara benzerler. Onlar toplumdan aldıklarından çok daha fazlasını topluma verirler. Onların meyvaları eserleridir. Bir sanaçı bir şiir yazar, o şiiri insanlık tarihi içinde milyonlarca insan okur. Onların şiirleri zaman içinde değer yitirmezler, okundukça hem değer kazanırlar hem de değer kazandırırlar.

*

Şairlerin şiirlerinin mısraları arasında, boş bırakılmış geniş alanlar vardır. Şairlerin gücü, yazdıklarından daha çok yazdırdıklarından kaynaklanır. Onların yazdıkları bir mısra okuyucularına bir deneme, bir kitap yazdırır. Bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminde, şairler yönlendiricilikle birlikte, sürükleyici bir işlev yüklenirler.

*

Nasıl en güzel inciler, en derin denizlerde bulunursa, en özgün düşünceler de, en özgür şairlerde bulunur.

*

Bilge ve bilgelik, borsa endeksleriyle değil, şairlerin mısralarıyla zenginleşir.

*

Şairlerin işi insanların beyinlerini değil, ruhlarını yıkamaktır.

*

Zaman şairlerdedir, mekan şairlere emanettir.

*

Ölürse şairler ölür, şiirler ölümlü değildir.

8 Ocak 2020, 12:27

Bu sene ilk defa verilen "AKİF İNAN ÖDÜLLERİ"inde

Bu sene ilk defa verilen "AKİF İNAN ÖDÜLLERİ"inde "KÜLTÜR SANAT VE EDEBİYAT" ödülün veren,değerli jüri üyelerine ve "MEMUR SEN" nin üst düzey yöneticilerine ve bütün eğitimci arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

8 Ocak 2020, 12:44

MEHMET AKİF İNAN ÖDÜLLERİ VE ÖDÜLE TEŞEKKÜR

Jüri Özel Ödülü Diyarbakır annelerine Başarı ve Teşvik Ödülü Milli Sporcu Meryem Elif İyin'e Çalışma Hayatı ve Emek Ödülü Hizmet-İş Sendikası'na Kültür Sanat ve Edebiyat Ödülü Ersin Nazif Gürdoğan'a Uluslararası Değer Ödülü Mabid Ali Muhammed El-Jarhi'ye Üstün Hizmet Vefa Ödülü saatçi Musa Çağıl'a verildi. ÖDÜL VERENLERE VE KUTLAYANLARA SELAMLAR Prof.Dr.HİCABİ KIRLANGIÇ,HIDIR YILDIRIM,başta olmak üzere,bütün jüri üyelerine MEMUR SEN Genel Başkanı ALİ YALÇIN'a AKİF İNAN VAKFI Başkanı AHMET ÖZER'e,"AKİF İNAN VAKFI", "KÜLTÜR SANAT VE EDEBİYAT" ödülü vermelerinden dolayı kendilerine gönülden teşekkür ederim. Dar zamanımda yardımıma koşan ÖMER FARUK ERGEZEN'e ayrıca teşekkür ederim. Böylesine "Güzel Bir İnsan" adına verilen,güzel bir ödülün, benim için, çok büyük,çok özel bir değeri vardır. Kutlayan bütün arkadaşlarıma teşekkür eder, hepsine saygılar ve sevgiler sunarım.

10 Ocak 2020, 07:42

"TÜRKÜMÜZ DÜNYAYI KARDEŞ BİLENDİR"

diyen,yetmiş iki millete bir gözle bakan Şair AKİF İNAN'ı ADAPAZARI Belediye Başkanı MUTLU IŞIKCI'nın öncülüğünde, Dr.HÜSEYİN YORULMAZ, Prof.Dr.ÖMER ASIM SAÇLI ve HIDIR YILDIRIM ile rahmetle andık.

10 Ocak 2020, 12:24

BİR ÜLKEDE BİR ÖLÜM HER ÜLKEDE BÜYÜK ÖLÜMLERE YOL AÇAR

Toros dağlarında bir kelebeğin kanat çırpmasının, havada oluşturduğu dalgalar, Alp dağlarında, bardaktan boşanırcasına yağmur yağmasına sebeb olabilir. Edward Lorenz'in hava tahminleriyle ilgili çalışmalarından esinlenerek kavramlaştırılan "Kelebek Etkisi",bir ülkedeki bir olayın, başka bir ülkede önceden bilinmeyen büyük olaylara yol açabileceğini anlatır. Bir yerdeki bir yangın, başka bir yerde büyük yangınlara, bir ölüm büyük ölümlere yol açabilir.

*

Dünyada ülkeler, kurumlar, kuruluşlar ve kişiler arasındaki ilişkilerde sebebler ve sonuçlar, her zaman birbirleriyle uyum ve denge içinde olmazlar. “Kelebek Etkisi”, dünyadaki büyük sistemle, onun alt sistemleri arasındaki ilişkilerde de geçerlidir. Çünkü birbirleriyle, iletişim ve etkileşim içinde olan alt sistemler, büyük dünya sistemini oluştururlar. Büyük sisteme odaklanmıyanlar, odaklandıkları küçük sistemlerini de yitirirler.

*

Ülkeler arasındaki sınırların önemini yitirmesi, iletişim ve etkileşimin büyük bir hız ve yoğunluk kazanması, kelebek etkilerinin dünyada yol açtıkları, kasırgaları, selleri ve ekonomik krizleri, herkesin gözlerinin önüne sermektedir. Artık Güney''de ya da Kuzey''de, dünyanın herhangi bir ülkesindeki iklim değişikliği ve ekonomik kriz, bütün ülkelerde beklenmeyen ve öngörülmeyen etkilere yol açıyor.

*

Yirminci yüzyıl siyasal ve ekonomik bağımsızlık savaşlarının verildiği bir yüzyıl olmuştur. Yirmi birinci yüzyıl ise, hem siyasal, hem de ekonomik bağımlılıkların yüzyılı olacaktır. Yeni yüzyılda, ülkelerin gücü, ekonomik bağımsızlıklardan daha çok ekonomik bağımlılıklarından kaynaklanacaktır. Bir ülke ne kadar çok ülkeden, ithalat yapar ve ne kadar çok ülkeye ihracat yaparsa, üretim gücünü de o kadar büyütecektir.

*

Ülkelerin hem siyasal, hem de ekonomik açıdan bu kadar birbirlerine bağımlı hale gelmesi, birbirleri arasındaki iletişim ve etkileşimi, geçmişte görülmedik boyutlara taşımıştır.Irak'taki, Libya'daki,Afganistan'daki Yemen'deki ve Suriye'deki bir iç savaşın, yalnızca Orta Doğu'da değil, bütün ülkelerde büyük çöküntülerin tetikleyici etkileri olmaktadır. Bütün dünyada açıkça gözlenen kelebek etkileri, her ülkeyi ekonomik ve siyasal alanlarda aldıkları ve alacakları kararlarda, çok dikkatli davranmaya zorlamaktadır.

*

Kriz dönemlerinde eski ekonomik ve kültürel yaklaşımlar, büyük ölçüde sorgulanırlar. Bu sorgulanmaların yol açtıkları kelebek etkileriyle, her alanda yeni yaklaşımlar geliştirilir.

*

Türkiye'de güçlenen bir kültürel hareket, bir edebiyat ve düşünce akımı, bütün ülkelerde büyük dönüşümlere yol açar.

*

Bir kitap bütün dünyayı değiştirecek, dinamikleri harekete geçirir.

*

Bir şiir bir ülkeyi, bir ülke bir kıtayı, yerinden oynatır.

*

Bir küçük kuruluş, büyük dönüşümleri ateşler.

11 Ocak 2020, 13:13

BAŞAKŞEHİR'DE AKİF İNAN'I ANMA TOPLANTISI

Dijitalleşen düz kare dünyada,her insan öğretmendir,bildiklerini öğretir,her insan öğrencidir,bimediklerini öğrenir.Eğitimin amacı öğretirken öğrenmektir,öğrenirken öğretmektir.Öğrenmesini öğrenmiyenler,insanların gönüllerinde uyuyan aslanları uyandıramazlar.Adına kurulan Vakıf'dan "KÜLTÜR,SANAT VE EDEBYAT" ödülünün ilkini almaktan çok memnun olduğum ve büyük mutluluk duyduğum MEHMET AKİF İNAN'a rahmet diliyorum ve sevgiyle anıyorum.

11 Ocak 2020, 22:06

Sezai Karakoç'un "MONA ROSA" şiiriyle GEYVE siyah gülleriyle

Sezai Karakoç'un "MONA ROSA" şiiriyle GEYVE siyah gülleriyle ak gülleriyle, şiir sevenlerin gönlünde ayrı bir yer tutar.Şair Kaymakam İlyas Memiş,şiir sevdalısı İlçe Eğitim müdürü Mehmet Doğan'ın öncülüğünde,Geyve'de Akif İnan vurgunu Hıdır Yıldırım'ın yönetiminde Prof.Dr.Ömer Asım Saçlı ile birlikte,"EĞİTİMDE YENİ VİZYON ARAYIŞLARI" ele aldık.Eğitimin "ÖĞRENCİLERİN GÖNLÜNDE YATAN ASLANLARI UYANDIRMAK" olduğunu vurguladık.

12 Ocak 2020, 12:43

BÜYÜK ANADOLU COĞRAFYASINDA HER ŞEHİR BİR ROMANDIR

Ekonomik savaşlardan önce, kültürel savaşların önem kazandığı bir dünyada, ülkelerden önce şehirler akla gelmektedir. Dünyada pek çok şehir, sınırları içinde yer aldığı ülkeden çok daha zengin bir tarihe, çok daha uzun bir ömre, çok daha köklü bir kültüre sahiptir. Kültürlerin tarihi, şehirlerin de tarihidir. Şehirler kültürlerin, hem bilinen, hem de bilinmeyen yüzleridir. Güzel kültürlerin, güzel şehirleri olur. Şehirler kültürlerin açık pazarlarıdır. Bir şehir bir ülkeyi, bir ülke dünyayı değiştirir.

*

Dünyanın kültürel ve ekonomik tarihinde, şehirler güzelliğin sergilendiği alanlardır. Onlar süreklilik ve bütünlük içinde, değişerek güzelleşirler, güzelleşerek değişirler. Onların zenginliği, süreklilik içinde yenilenmelerinden kaynaklanır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal’i anlattığı kitabında, onun “Bizim romanımız şarkılarımızdır” dediğini aktarır. Anadolu insanının romanı şarkılarıyla birlikte şehirleridir. OnlarTürklerin çarşılar ve camilerle donattıkları şehirleri, ömürleri boyunca anlatmışlardır.

*

Türkiye’nin edebiyatçılarının Türklerin romanı olan İstanbul başta olmak üzere, Anadolu şehirlerine ilişkin gözlem ve değerlendirmeleri, Türkleri Türk yapan şehirlerin, kültür ve tarihlerini anlatan birer romandır. Anadolu şehirlerinde bin yıllık Türk tarihinin, süreklilik içindeki dönüm noktaları, ana çizgileriyle görülür. Türk dünyasının edebiyatına şehirleri, kültürel ve ekonomik zenginlikleriyle yansımıştır.Yahya Kemal’siz bir İstanbul, Yunus’suz bir Eskişehir,Mevlana’sız bir Konya, Hacı Bayram’sız bir Ankara, Nabi’siz bir Urfa ve Mehmet Akif’siz Bir Çanakkale, düşünülemez.

*

Tanpınar hocası için,“Avrupa ile olan kültür alışverişimiz başladığı andan itibaren, hiç kimse o kadar şey borçlu olduğumuz Garp aleminin karşısında, Yahya Kemal kadar tam bir eşitlik içinde konuşmaya muvaffak olamamıştır” değerlendirmesini yapmaktadır. Yahya Kemal Türklerin İstanbul’unun, sağlam temellere, güçlü mimari eserlere dayandığını bildiği için, Avrupa’nın saldırıları karşısında, hiçbir zaman karamsarlığa düşmemiştir. Tarihin her döneminde, bir milleti millet yapan değerlerin başında, tarih kadar zengin şehirleri gelir. Bir ülkenin tarihi şehirlerinin tarihidir.

*

Yahya Kemal’den sonra, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil ve onların açtığı çığırdan gelenlerin düşünce ve sanat çalışmalarıyla, Batı ile eşitlik içinde konuşmanın yerine, üstünlükle konuşma geçmiştir. Artık Türkiye geleceğini, Yahya Kemal kuşağında olduğu gibi, Paris’te değil, İstanbul’da arıyor. Geçmişte Mesnevi okuyarak Avrupa’ya giden Türkler, gelecekte Mukaddime okuyarak, Amerika’ya gideceklerdir. Avrupa’da kendisine sağlam bir yer tutan Anadolu insanı, İstanbul’un Parisleşmesini değil, Paris’in İstanbullaşmasını tartışıyor.

*

Türkler tarihin derinliklerinde, Semerkant’tan Saraybosna’ya kadar, arkalarında simgeleri kubbeler olan, görkemli şehirler bıraka bıraka yürümüşlerdir. Yedi tepe üzerine kurulan, ortasından deniz geçen, bir yakası Avrupa, bir yakası Asya olan İstanbul, Türk şehirlerinin anasıdır.

*

Anadolu insanının dünyada benzeri olmayan romanı, bir ayağıyla Doğu’da, bir ayağıyla da Batı’da olan İstanbul’dur.

*

Türklerin hem kültür hem ekonomi merkezi olan İstanbul,Roma yüzyıllarında değil,Türk yüzyıllarında İstanbul olmuştur.

*

İstanbul Türklerin gün ışığında, gündüz gördükleri, kuşaktan kuşağa, yeni renkler kazanan rüyalarıdır.

12 Ocak 2020, 19:30

Türkler Asya'nın içlerinden Avrupa'nın içlerine doğru büyük

Türkler Asya'nın içlerinden Avrupa'nın içlerine doğru büyük ve uzun bir yolculuğa çıkmış eşsiz bir kervana benzerler. Cömert Nil,Yeşil Tuna,Derin Dicle,Zengin Fırat,Eşsiz Sakarya gibi Türk nehirleri olmuşlardır.

13 Ocak 2020, 10:48

ORHAN OKAY NECİP FAZIL'DA BİN YILLIK ANADOLU'YU GÖRMÜŞTÜR

Anadolu insanının düşünce, sanat ve eylem dünyasında, Necip Fazıl''ın göz ardı edilmesi mümkün olmayan bir etkisi vardır. Necip Fazıl, bin yıllık Anadolu tarihinin kültürel dinamiklerini, bütün boyutlarıyla, Yirminci yüzyıla taşımıştır. Cumhuriyet döneminin canlı bir aynası olmuştur. Onun bir ömür boyu devam eden, med ve cezirlerle dolu şiir dünyası, Türkiye''nin yaşadığı siyasal ve kültürel çalkantıların, entelektüel düzlemdeki tarihidir.

*

Anadolu insanının edebiyatının karakutusu olan Orhan Okay: ''Bir faninin hayatı içinde 60 yıl, adeta durup dinlenmeden yazı yazmak, hem de Necip Fazıl gibi şiir, tiyatro, hikaye, roman, deneme, fıkra; tarihi, dini, tasavvufi incelemeler; siyasi ve sosyal makalelerle çok değişik türlerde ve alanlarda yazmak; 42 yıl süreyle, hem tek başına denebilecek bir azimle dergi ve gazete çıkarmak,bir milletin kültür tarihinde nadir görülen bir hadisedir.'' diyerek, çok haklı ve çok yerinde bir değerlendirme yapmıştır.

*

Necip Fazıl Anadolu insanın yaşadığı büyük kriz dönemlerinde, öncüsü olmayan öncüdür. Eylem sevdalısı Nuri Pakdil''in vurguladığı gibi: ''Onunla sözcüklere kurşun gibi ağır, ama öldüren değil, inşa eden bir yük yüklenmiştir.'' Soğuk Savaş dönemindeki sağ ve sol çatışmalarının doruk noktasına çıktığı yıllarda, O Türkiye''de yaşanılan siyasal ve kültürel krizlerin çözümünü, Washington ve Moskova''da değil, Ankara''da, içinde yaşadığı toplumda, Anadolu''da aramıştır.

*

Tarihin her döneminde, kültür ve ekonomi arasındaki ilişkiler ile kültür ve ekonominin altın oranda harmanlanması, büyük sorunların başında gelir. Bunun için, dünyada ekonomist olmayan ekonomistlerin, büyüklerinden kabul edilen J. K. Galbraith, ''Kapitalizm''de insan insanı, Komünizm''de ise, insanı insan sömürür'' demekten kendini alamaz. Necip Fazıl da, bütün dünyaya ''Kapitalizm ve Komünizm arayıp da bulamadığı ne varsa, gelsin onu İslam''da bulsun'' çağrısında bulunur.

*

İslamın özü tasavvuftur, tasavvufun özü sohbettir, sohbetin özü şiirdir. İlk şiiri 1923''te 18 yaşında yayınlanan, 23 yaşında bütün edebiyat çevrelerinde saygı gören, 1983 yılında ölümüne kadar şiir yazan, Necip Fazıl''a göre: ''Şair Allah''ın beni ara diye ok attığı insandır.'' Necip Fazıl düşünce, sanat ve eylemi, İslam için bilir.O İslam''ın hizmetinde olduğunu ve İslamla ödüllendirildiğini hiçbir zaman ne kendisi unutmuştur ne de çevresinde yer alanları unutturmuştur.

*

Necip Fazıl Anadolu insanının şiirini Yunus''ta aradı ve Yunus''ta bulmuştur. Anadolu''nun sesi Yunus''a: ''Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan / Geleyim, izine doğru arkandan / Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,'' diye seslenir. O şiiriyle, görünmeyen dünyanın balını, görünen dünyanın peteğine taşımıştır. Dergisi Büyük Doğu, gerçeği arama yolunda, büyük rüya görenlerin ve beyaz haber verenlerin dergisidir.Bütün insanlığın, canhıraş bir telaşla aradığı gerçek şiirdedir. Gerçeği aramak, iki dünyanın üzerindeki örtüyü kaldırmaktır.

*

Gerçeğin örtüsünü kaldıran, kendini bulur, kendini bulan, Allah''ı bulur.

*

Şiirle bilinen sorulara bilinmeyen cevaplar aranır.

*

Şair arıdır şiir baldır.Şiir iman için bilinir.

*

Dünyayı şiirle silahlananlar değiştirir.

14 Ocak 2020, 12:18

ANADOLU'DA HER EVDE BİR YUNUS BİR MEVLANA KÖŞESİ VARDIR

Cumhuriyet döneminin Tek Parti yönetiminde, zengin tarihiyle bağları koparılan Anadolu insanı, gövdesi köklerinden koparılmış bir ağaç gibi, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatında beklenen gelişmeyi gösterememiştir. Tarihteki sürekliliğin ve bütünlüğün kesintiye uğraması, Türk toplumunun üretim gücünü baltalamış, Türkiye''yi Avrupa''nın en yoksul ülkesi konumuna düşürmüştür.Avrupa'ya yardım edenTürkiye, Avrupa'dan yardım alma konumuna düşmüştür.

*

Toplumlar ağaçlar gibi, süreklilik ve bütünlük içinde, dönüşerek gelişirler, gelişerek dönüşürler. Önemli kırılmaların ve darbelerin yaşandığı ülkelerde, toplumun bütün kesimlerinin üretici güçlerinde büyük çöküşler ortaya çıkar.Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, Türkiye büyük bir kültürel yıkımla ve büyük bir ekonomik çöküntüyle karşı karşıya kalmıştır.

*

Tarihiyle bağlarını yenileyen Anadolu insanı,Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, düşüşü yükselişe çevirmeyi başarmıştır. Türk toplumu İstanbul''u fetheden Anadolu insanı gibi, Türkiye''yi bütünüyle yeniden inşa etmektedir.Türkiye dünyaya Anadolu insanının bin yıllık tarihinin özü ve özeti olan İstanbul''dan açılmıştır.Yeni yüzyılda da İstanbul'dan açılacaktır.

*

Tarihin derinliklerinde, büyük yolculuklara çıkmasını bilen, Yahya Kemal,Sezai Karakoç'un değerlendirmesiyle, "Bozgunda bir fetih düşü" olmasını bilmiş, hiçbir bir zaman karamsarlığa düşmemiş, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamıştır.Yahya Kemal için, İstanbul ölümsüz bir sevgilidir ve hayat kaynağıdır,"Sade bir semtini bile" sevmeyi bir ömre değer bulur.

*

Yahya Kemal, İstanbul'un alınışını, dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olarak görmüştür. Türkler sur içine kapanmış İstanbul'u genişleterek, Eyüb'ü Medine, Üsküdar'ı Mekke toprağına çevirirmişlerdir.“Kuruluş ve Fetih Destan”nı yazan Cahit Tanyol''un benzetmesiyle Yahya Kemal, “Yakup Peygamberin oğlu Yusuf''u gömleğinin kokusundan tanıması gibi” İstanbul''u taşından ve toprağından tanır.

*

Yahya Kemal ömrü boyunca İstanbul''u karış karış dolaşmış, gezmediği ve görmediği hiçbir yer bırakmamıştır. Üsküdar'ın ve Eyüb''ün O''nun medeniyet dünyasında ayrı bir yeri vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal ile Bağlarbaşı''ndan Karacaahmet''e doğru inen yolda, “Medeniyetimiz Mesnevi ve cihad medeniyetidir” dediğini aktarır.

*

Türkler''in Doğu Roma''dan, sur içinde küçük ve yıkık bir kent olarak aldıkları İstanbul''u, alınışının üzerinden bir yüzyıl geçmeden, Avrupa''nın en büyük ve en görkemli şehiri haline getirmelerinin sırrı, Yahya Kemal''in bir cümleyle özetlediği, medeniyet anlayışında gizlidir.

*

Bin yıllık tarihinde Anadolu insanı, cihadı iman için bilmiştir. Onun için, gönüllerin kazanılması, ülkelerin kazanılmasından çok daha önemlidir. Gönülleri de, görünen silahları değil, görünmeyen silahları kuşananlar kazanırlar. Görünmeyen silahlar karşısında görünen silahlar güçlerini yitirir.

*

Anadolu insanının görünmeyen silahlarının başında Mesnevi gelir. Türkler Semerkant''tan Saraybosna''ya kadar gönül sultanlarının şiirlerini okuyarak gitmişlerdir.Türkler omuzlarında silahtan önce elleride kitap taşımışlardır. Onlar her zaman silahsız savaşı,silahlı savaştan üstün tutmuşlardır.

*

Anadolu insanı, gücünü gönül sultanlarının şiirlerinden alır. O hayatın şiirini yakalamıştır.Anadolu insanı Yunus insanıdır.O varlığa sevinmez,yokluğa yerinmez,sever sevilir.

*

Yunus insanı savaş için değil, barış için vardır.

*

Yunus insanı barışı, iman için bilir.

15 Ocak 2020, 10:19

DEFTERİ KAPANMAYAN AKİF İNAN'I ÖDÜLLERLE ANMAK

Kıyamete kadar defteri kapanmayanlardan olan edebiyat sevdalısı,medeniyet sevdalısı,eğitim sevdalısı,Akif İnan, Memur Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Akif İnan Vakfı Başkanı Ahmet Özer öncülüğünde, ölümünün yirminci yılında,adına verilen ödüllerle anıldı.

*

Hicabi Kırlangıç,Musa Kazım Arıcan,Ali Osman Kurt,Mecit Erdoğan,Mitat Sevin ve Hıdır Yıldırım'dan oluşan juri üyelerinin "Kültür,Sanat ve Edebiyat" ödülünü,bana vermelerinden,Akif İnan'nın arkadaşı ve kardeşi olarak,büyük mutluluk duydum.Sendikanın,Vakfın Yöneticilerine ve jüri üyelerine teşekkür ediyorum.

*

Bin yıllık Anadolu tarihinin özü ve özeti olan Yunus'un dediği gibi: Sevelim sevilelim.Tarihin her döneminde,sevenler sevilirler. Dünyada herkes sevdikleriyle birlikte anılırlar, sevdikleriyle birlikte sevilirler.Akif İnsan Allah sevgisini kazananların,düşünen akılları,seven gönülleri,gören gözleri ve yazan kalemleri olduğu için,Allah'ın sevgisini kazananları sevmiştir. Necip Fazıl,Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, başta olmak üzere, Allah'ın sevgisin kazanmaya çalışanların yanında olmuştur.

*

"Allah güzeldir, güzelliği sever." Cahit Zarifoğlu’nun Güzelin dostları güzel olur, güzel düşmanlarını güzelce vurur, dediği “Yedi Güzel Adam”ından biridir.Tarih boyunca güzel insanlar,güzelliği aramışlardır,güzellikte yarışmışlardır. Onlar güzellikleriyle, her gün yeniden doğmasını bilmişlerdir.Bu yüzden onlar bilgileriyle, eylemleriyle,bütün insanların gönüllerini kazanmışlardır.

*

Akif İnan bir eğitim sevdalısıdır, ömrünün eğitime adamıştır, öğretmenlere adamıştır, öğrencilere adamıştır.Onun için,öğrenmenin yeri,yaşı,zamanı olmamıştır.Hayatının her aşamasında ya öğreten olmuştur, ya öğrenen olmuştur,bildiklerini öğretmiştir,bilmediklerini öğrenmiştir. Eğitimcilerin sendikalaşma çalışmalarının öncülüğünü yapmıştır. Üyelerini sayıları milyonu aşan memurlar ve eğitimciler sendikasının kuruculuğunu yüklenmiştir. Akif İnan kurumsallaşmanın gücünü bildiği için,kurucusu olduğu sendikanın kurumsallaşması için, olağan üstü bir gayret göstermiştir.

*

Mavera’nın en çok satılan sayılarından birinde, Akif İnan’ın Esad Çoşan Hoca ile birlikte yaptığımız, “Tasavvuf Üzerine Sohbet”imiz vardır.Söz konusu sohbette Coşan Hoca tasavvufu “İnsanın Allah’ı sevmesi, Allah’ın da insanı sevmesi” olarak tanımlamıştır.Akif İnan da Yunus gibi,varlığa sevinmeyen, yokluğa yerinmeyen,seven ve sevilen bir gönül insanı, bir gönül mimarı olmuştur. O "Baykan"da bulduğu,Anadolu'da bulduğu ,hazineleri bütün arkadaşlarıyla paylaşmak için çırpınmıştır.

*

Akif İnan dünyayı söz ustası dervişlerin değiştireceğine inanmıştır.Sözün özü sohbettir, sohbetin özü şiirdir.O gerçek bir söz ve gerçek bir sohbet ustası olmuştur.Divan edebiyatının az bulunan ustalarından ve uzmanlarından biridir. “Edebiyat ve Medeniyet Üzerine” isimli kitabında vurguladığı gibi:Edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmayacağına inanmıştır,Sezai Karakoç'un "Hakikat Medeniyeti"dediği medeniyet için,elinden gelenin fazlasını yapmıştır.

*

Ana yurdu ve baba evi, İnsanlığın atalarının yitirdiği Cennet olsun.

15 Ocak 2020, 11:57

AKİF İNAN'I YİRMİ YIL ÖNCE KAYBETTİĞİMİZDE YAZILAN YAZIMIZ

Seven sevilir. İnsan sevdiğince büyüktür.Akif İnan derviş bir şairdi. Dünyayı söz ustası dervişlerin değiştireceğine inanırdı.

*

Rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun “Yedi Güzel Adam”ından biri olan Akif İnan’ı yitirdik. Zarifoğlu gibi,Akif İnan da bir şiir sevdalısıydı.

*

Dün onu büyük bir aşkla bağlı olduğu Urfa’da toprağa verdik.

*

O bir Anadolu tutkunu idi. Onulmaz hastalığını öğrendiğinde “Ondan geldik yine O’na döneceğiz” demişti.

*

Ölüm öteki dünyanın yeryüzündeki izdüşümü. Ölümü bir “düğün gecesi” gibi karşılama gönül ustalarının işi.

*

Son günlerini Ankara’da değil de, Urfa’da geçirmek istedi.

*

Anadolu’ya vurgundu. Yıllarını Anadolu’yu adım adım dolaşarak geçirdi.

*

Perşembe günkü “Haber Saati”nde Ahmet Hakan “Şiirle sendikacılığı nasıl bağdaştırıyordu” diye sordu.

*

Hakan haklı. Şair adamın aklı sendikacılıkta olmaz. Aklı sendikacılıkta olan adamdan da şair olmaz.

*

Akif İnan için sendika,iman için bilinen şiirin eyleme dönüşme yanıydı. O yakaladığı “Şiir”i Anadolu’ya taşımak için şehir, kaza, kasaba ve köy demeden bir bir dolaşıyordu.Sendika edebiyatın medenıyete dönüşmesinde, bir amaç değil,güçlü ve etkili bir araçtı.

*

O “Baykan”da bir hazine bulmuştu. Bütün dostlarını oraya götürmek için çırpınırdı.

*

Üstad “Niçin bu kadar yoruluyorsun?” diyenlere, “Ben bir hazine bulmuşum, onu dostlarımla paylaşmıyayım mı” diye cevap verirdi.

*

Bir gün önce Akra’dan Coşkun Yılmaz, Esat Coşan Hoca, “İnan’ın kendi sesinden durumunu öğrenmek istediğini” söylemişti.

*

Mavera’nın en çok satılan sayılarından birinde, Akif İnan’ın Çoşan Hoca ile birlikte yaptığımız, “Tasavvuf Üzerine Sohbet”i vardı.

*

Söz konusu sohbette Coşan Hoca tasavvufu “İnsanın Allah’ı sevmesi, Allah’ın da insanı sevmesi” olarak tanımlamıştı.

*

Seven sevilir.İnsan sevdiğince büyüktür.Akif İnan Dünyayı söz ustası dervişlerin değiştireceğine inanırdı.

*

Sözün özü sohbettir.Sohbetin özü şiirdir. Akif İnan gerçek bir söz ve sohbet ustasıydı.Divan edebiyatını çok iyi bilirdi.

*

“Edebiyat ve Medeniyet Üzerine” isimli kitabında vurguladığı gibi:Edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmayacağına inanırdı.

*

Akif inan bir gönül adamıydı.Unutulmaz bir sohbet ustasıydı. Sohbetlerinde şiir başköşeyi tutardı.

*

Bir kuşak Necip Fazıl’ı onun sohbetlerinde tanıdı.

*

“Tenha Sözler”le “Hicret” etti.

*

Yeri Cennet olsun.

*

Fatiha diliyorum.

16 Ocak 2020, 14:04

ORTADOĞU'DA SALDIRGAN SAVAŞCI ÜLKELERE YER YOKTUR

Ülkelerin iç ve dış politikadaki ağırlıkları, hatırı sayılır bir nüfus ve üretim gücüne sahip olmalarından kaynaklanır. Bunun için, ülkelerin büyük şehirleri, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın ana dinamiğini oluştururlar. Şehirler ülkelerin ekonomik gücünün olduğu kadar entellektüel gücünün de, en somut göstergeleridir. Büyük şehirleri olmayan ülkelerin, etkili iç ve dış politik güçleri olmaz.Artık güçleri silahlı sert güçlerinden değil,silahsız esnek güçlerinden geliyor.

*

Ortadoğu''nun kalbine bir bıçak gibi, saplanan İsrail benzeri saldırgan ülkeler, dünyanın ne kadar güçlü ordularına sahip olurlarsa olsunlar, uluslararası ilişkilerde sözü olan bir ülke olamazlar. Çünkü Ortadoğu'nun olduğu kadar, Avrupa'nın, Asya'nın savaşın kartalı olmaya özenen, doğal kaynak zengini küçük ya da büyük ülkeleri, barışın güvercini ve koruyucusu olan ülkelerin birliği karşısında, güç gösteremezler, varlıklarını koruyamazlar.

*

Amerika'nın Irak'ı, Rusya'nın Suriye'yi, İran'nın Yemen'i, İsrail''in Gazze''ye işgalinin arkasından açıkça ortaya çıktı ki, silah gücüyle, ülkelerin başka ülkeleri işgal etmelerivarlıklarını mümkün değildir. Ülkelerin gelecekteki en büyük güvenceleri, ordularından önce genç nüfusları girişimci kuruluşlarıdır.Yeni yüzyılda İsrail gibi, Filistinlilerle, İngiltere gibi Pakistanlılarla, Fransa gibi Cezayirlilerle, Almanya gibi Türklerle,Rusya gibi Tatarlarla, iç içe yaşayan ülkelerin, silah gücüyle başka ülkeleri işgal etmeleri düşünülemez.

*

İç ve dış politikalarını Yirminci Yüzyıl''ın en büyük ve en bulaşıcı hastalığı olan ırkçılık belirlediği ülkelere dünyanın hiçbir yanında yer yoktur. Irkçılığın anası da Nazizm''dir. Filistin topraklarını kan ve gözyaşı göllerine çeviren, dünyanın en kanlı ırkçılık hareketlerinden biri olan Siyonizm Nazizm''den geri kalmaz. Nazizm''i aratmayan Siyonizm, son iki yüzyılın en kanlı, en dehşet verici ırkçılık hareketidir. Yahudiler Almanlar''ın kendilerine uyguladıkları soykırımı Filistinliler''e uygulamışlardır.

*

İsrail gibi ırkçı, İran ve Arabistan gibi,mezhepçi politikalar izleyen ülkeler büyük bir yalnızlığa itilerek, bütün ülkeler tarafından dışlanmaktadır. Gelecek yıllarda, bütün ülkelerde, ırkçılar güçlerini yitireceklerdir.

*

MüslümanlarlaHristiyanlar,Yahudiler,Budistler,Konfüçyüstler,yüzyıllarca bir arada barış içinde yaşamışlardır.

*

Savaş yüzyılında, bütün insanlar ya inançta ya yaratılışta kardeş olduklarının bilincine varacaklardır.

*

Dünya bütün dinlere bütün ırklara yetecek büyüklüktedir. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.

*

Tarihin her döneminde, üstünlük iyilikleri özendirenlerin, kötülükleri önleyenlerin olmuştur.

*

Amerika'nın Irak'ı, İsrail''in Gazze''ye işgalinin arkasından açıkça ortaya çıktı ki, silah gücüyle, ülkelerin varlıklarını korumaları korumaları mümkün değildir. Ülkelerin gelecekteki en büyük güvenceleri, ordularından önce genç nufuslarıdır. İsrail gibi, Filistinlilerle iç içe yaşayan ve belirli bir nüfus büyüklüğüne ulaşmayan

17 Ocak 2020, 11:26

HAVAYA SUYA TOPRAĞA DOST OLMADAN İNSANA DOST OLUNMAZ

Bütün insanlığın ortak hayat kaynağı olan tabiatta, her şey yerli yerindedir, hiçbir şeyin eksikliği hissedilmediği gibi, hiçbir şeyin fazlalığı da hissedilmez. Denizleri, dağları ve ovalarıyla, tabiatın bağrında taşıdığı canlılar arasında, eşsiz bir yardımlaşma ve dayanışma vardır. Son yıllarda büyük bir gelişme gösteren Çevre mühendisliği insanların, tabiatta yol açtıkları görünen ve görünmeyen kirlenmeleri, araştıran yeni bir bilim dalıdır.

*

Termodinamik Biliminin Birinci Kanununa göre, tabiatta var olan madde ve enerji, bir yapıdan başka bir yapıya dönüşebilir, ancak hiçbir zaman yok edilemez. Bu yüzden insanların tükettikleri ürün ve hizmetlerden, geride kalanları denizlere atarak, onlardan kurtulmaları mümkün değildir. Taşı, toprağı, suyu ve havasıyla, tabiatın doğal kaynaklarına dayanılarak, yapılan her üretimin ve tüketimin bir bedeli vardır. Tabiat insanlara karşılıksız ürünler sunan,bir alışveriş merkezi değildir.

*

Doğal bilimlerin olduğu kadar, sosyal bilimlerin de odak noktasını, nimet ve külfet arasındaki ilişkilerin araştırılması ve değerlendirilmesi oluşturur. Ekonomide hiçbir nimet, külfetsiz değildir. Hayatın hiçbir alanında külfetsiz nimet, nimetsiz külfet olmaz. Nimetlerle külfetlerin arasındaki dengelerin gözetilmesinde, kayıpların önlenmesi, en büyük ekonomik kazanımdır. Her şeyin doğal olduğu bir toplumda, nimetler ile külfetler arasında eşsiz bir uyum ve düzen vardır.

*

İnsanlığın ortak hazinesi olan tabiatın doğal kaynaklarından yararlanmada, nimet ve külfet dengesini korumada, doğal ve sosyal bilimlerin kanunları, kutup yıldızları gibi, bütün toplumlara yol gösterirler. Çünkü doğal hayat gibi, ekonomik hayat da birbirleriyle, uyumlu ve düzenli bir biçimde, çalışan çarklardan oluşan, büyük bir saate benzer. Bütün insanlığın hayat kaynağı, tabiattan ihtiyacından daha fazlasını alanlar, farkında olmadan saatin çarklarına taş atarlar.

*

Tabiatın kaynakları dünyada, herkesin karnını doyuracak kadar bol, kimsenin gözünü doyuramayacak kadar da kıttır. Hiç kimse tabiatın genel geçer, doğal yasalarına meydan okumayı, aklından bile geçirmemelidir. Çevre mühendislerinin sürekli vurguladıkları gibi, tabiatın sınırlı kaynaklarıyla, insanların sınırsız istekleri karşılanamaz. Ekonomi bilmek, her gelirin bir gideri olduğunu bilmektir.Bunun için, İzzet Molla: “Kimse aç kalmaz cihanda / Bilse nimet kadrini” demektedir.

*

İnsanı bilen tabiatı bilir, tabiatı bilen hayatı bilir, hayatı bilen ekonomiyi bilir.Tabiatta kimse ekmediğini biçemez, üretmediğini tüketemez.Ekonominin doğal yasalarına savaş açılamadığı gibi,doğal yasal, doğal değerler, halk oylamasına da sunulamazlar.

*

Al Gore’un “Küresel Denge” kitabında, Kızılderili Şef Seattle’dan aktardığı gibi: “Dünya insana ait değildir, insan dünyaya aittir.Her şey bizleri birleştiren kan gibi birbiriyle bağlantılıdır. Hayat ağını insan örmedi, insan bu ağın içinde bir teldir.Ağa ne yaparsa kendine de onu yapmış sayılır.”

*

İnsanların tabiattan yaralanmada sınır tanımazlarsa,iklim değişikliği ve küresel ısınmanın, en büyük destekçisi olurlar.

17 Ocak 2020, 21:52

MEHMET AKİF İNAN VAKFI 2020 EDEBİYAT ÖDÜLLERİ

Memur Sen Genel Başkanı Ali Yalçın,Akif İnan Vakfı Başkanı Ahmet Özer,Jüri Üyeleri Prof.Dr.Hicabi Kırlangıç,Prof.Dr.Musa Kazım Arıcan, Prof.Dr.Ali Osman Kurt,Hıdır Yıldırım,Mecit Erdoğan,Mitat Sevin ve Mecit Erdoğan, kurumsallaşacak ödüllerin temelini attılar. Gelenekselleşecek "KÜLTÜR,SANAT VE EDEBİYAT" ödüllerinin ilkini almaktan büyük bir mutluluk duydum.Hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunuyorum.

18 Ocak 2020, 11:12

EKONOMİK SİYASAL KÜLTÜREL KRİZLERİN KAYNAĞI SAVURGANLIKTIR

Savurganlığın herkesin gözünü kamaştırdığı toplumlarda, şehirlerin meydanlarını alışveriş merkezleri doldurur. Savurganlığı bir düşünme, bir yaşama biçimine dönüştüren seküler insanlar, haftada en azından bir defa, alışveriş merkezlerine gitmezlerse, kendilerini hem çok yoksul, hem de çok mutsuz hissetmektedirler. Alışveriş merkezlerinde dolaşmak, vitrinlerin önünde saatlerce durmak, seküler insan için her hafta tekrarlanan bir ritüel olmuştur.

*

Bütün insanlar sürekli satın almayı özendiren, pazarlama teknikleriyle desteklenen savurganlıkla, askerlerle kuşatılmış bir kaledeki insanlar gibi, çok dar bir alana sıkıştırılmışlardır. Ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, hayatı yaşanır kılan, insanın huzur ve mutluluğunu sağlayan her şey, savurganlığın inşa ettiği kalenin dışında kalmıştır. Herkesi baştan çıkaran tüketim sarhoşluğundan ayılmadan, savurganlığın kalesinin dışına çıkmak mümkün değildir. Savurganlığın kalesi içinde, insanlar açgözlülüklerinin kurbanı olmaktadırlar.

*

Toplumun bütün kesimlerine bir bulaşıcı hastalık gibi, yayılan savurganlığı önlemek için, başta yerel yönetimler olmak üzere, her kesime büyük görevler düşmektedir. Bütün bir toplumu peşinden sürükleyen savurganlık, hayatı zorlaştırmakla kalmıyor, yol açtığı kültürel ve çevresel sorunlarla, şehirleri yaşanmaz hale getiriyor. Bir toplumda ekonomik ve kültürel sorunların anası alkollü içkiler ise, babası da savurganlıktır. Tüketim ve alkol sarhoşluğuna kapılan toplumlar, yalnızca sağlıklarını değil, ekonomik zenginliklerini de yitirmektedirler.

*

Savurganlık insanların akıllarını başlarından alırken, alkol de paralarını ceplerinden almaktadır.Savurganlığın ve alkollü içeceklerin tüketiminin yaygınlaşması, ülkelerin toplam gelirlerini artırmaktadır. Ancak bir ülkenin toplam gelirinin artması, her zaman toplumun yaşama standartlarının da artması anlamına gelmez. Dünyanın her ülkesinde, savurganlığın ve alkollü içeceklerin toplumsal maliyeti, onların ekonomik maliyetlerinden kat kat daha fazladır. Onlar toplumları çöküntüye götüren dinamiklerin başında yer alırlar.

*

Tüketim ve alkol bağımlılığının, yol açtığı ekonomik ve kültürel kayıplar, toplumları zenginlik içinde yoksulluğa sürükler.Ekonomistler ekonomik büyümenin olumlu yanlarını hesaba katmada gösterdikleri başarıyı, olumsuz yanlarını hesaba katmada göstermezler. Bunun için ekonomik büyüme hesaplamalarında, olumsuz dışşal etkiler, hesaplanması güçtür denilerek, her zaman göz ardı edilirler. Dünyanın bütün ülkelerinde, ekonomik büyümedeki görünen etkiler büyütülürken, görünmeyen etkiler küçültülürler.

*

Hayatı kolaylaştıranlar ve güzelleştirenler ekonomik büyümenin, görünen ve hesaplanan kazançlarından önce, görünmeyen ve hesaplanamayan kazançlarıdır.

*

İnsanların ihtiyaçlarından daha çok, isteklerini karşılayan ürün ve hizmetler, hayatın bir yanını yaparlarken bir yanını da yıkarlar.

*

Savurganlık insanların ellerinin emekleri ve alınlarını terlerinin karşılığından daha fazlasının, peşine düşmelerinden kaynaklanır.

*

Savurganlık ile haksız kazançlar arasında, doğru orantılı bir bağlantı vardır.

*

Savurganlık insanlığı toptan intihara sürükleyen en büyük tehdittir.

*

İnsanlığa karşı işlenmiş, savurganlıktan daha büyük toplu cinayet yoktur.

*

Savurganlıkla savaşmak bütün insanlığın en önemli görevidir.

18 Ocak 2020, 20:34

Dünyanın kaynakları sınırlıdır.Sınırlı dünyada sınırsız büyüme olmaz

Dünyanın kaynakları sınırlıdır.Sınırlı dünyada sınırsız büyüme olmaz. Tabiatta büyüme sınırsız olsa, ağaçların dallara yıldızlara ulaşır, binaların çatılarıe aya uzanır,insanların başları güneşe değer.

19 Ocak 2020, 12:28

DÜNYA KÜLTÜRLERİ ARASINDA BARIŞ KÖPRÜLERİ KURMAK

Dünya Yirminci yüzyıl gibi, Yirmi birinci yüzyıla da savaşlarla girmiştir. Geçen yüzyılda devletler sa- vaşmıştır. Gelen yüzyılda ise kültürler savaşıyor.Kültürlerin savaşında, düzenli orduların yerine, intihar saldırılarının ağırlık kazandığı, yıkım ve şiddette sınır tanımayan, ordusuz ordular geçmiştir. Dünya geçmişte benzeri olmayan, toplumun bütün kesimlerinde, büyük acılara yol açan, terör olaylarıyla sarsılıyor. Terör Yirmi birinci yüzyılın, en büyük sorunu olmaya devam etmektedir.

*

Her gün binlerce suçsuz insanın, ölmesine yol açan intihar saldırıları, kitaplı dinlerin sonuncusu İslam ile birlikte Hristi- yanlık, Yahudilik kültürünün dayandığı kaynakların, ayrıntılı olarak incelenmesini zorunlu kılıyor. Tek Allah’a ve çok pey- gambere inanan kitaplı dinlerin, birbirlerinden ayrıldığı alan- lardan daha çok, birbirleriyle birleştiği alanlarda yoğunlaşma- dan, dünyadaki savaş fırtınalarını barış rüzgarlarına çevirmek mümkün değildir. Tarihin her döneminde insanlar bilmedik- leri kültürlere düşman olmuşlardır.

*

Avrupa ve Amerika eğitim kurumlarında olduğu gibi, As- ya ve Avustralya üniversitelerinde de İslam kültürünü, kültür- ler arasındaki ortak alanları araştıran, merkezlerin sayısı hızla artmaktadır. Kültürler arasındaki çatışmaların, bütün dünyaya yayılması, başta üniversiteler olmak üzere, bütün kurum ve kuruluşları, ana kaynakları dinler olan kültürler arasındaki, ortak kaynakları araştırmaya zorlamaktadır. Bütün ülkelerin farklı kültürlerle, bir arada yaşamak zorunda olduğu, bir dünyada barış, kültürler arasında sağlam, köprüler kurularak sağlanacaktır.

*

Farklı kültürlerin yan yana yaşamadığı toplumlarda, hiçbir alanda zenginleşme ve derinleşme olmaz. Kültürler arasında- ki farklılık, her zaman güzellikte yarışmaya, hız ve yoğunluk kazandırmıştır. Birbirleriyle daha güzel olmak için yarışanlar, toplumun bütün kesimlerinde gelişmeye yol açarlar. Farklılı- ğın bütün dünyadaki evrensel simgesi ellerdir. Herkesin elin- de beş parmak vardır. Ancak hepsinin boyutları birbirinden farklıdır. Elin iş yapma gücü ve yeteneği, bilekte birleşmesini bilen, parmakların farklılıktaki birliğine dayanmaktadır.

*

Parmaklar gibi kültürler de farklılıklarıyla birlikte üretimde yarışarak, üretime yeni boyutlar kazandırırlar. Üretimde yarışmasını bilmeyenler, her alanda tüketimin en büyük destekçisi olurlar. Tek boyutlu seküler kültürün, sınırlarının dışına çıkmayı başaramayan toplumlar, tüketimlerini artırmak için, savaşlarda ölüm saçan silahlar geliştirmekten geri durmazlar. Tüketimlerini artırmak için, her yola başvuran ülkeler, sava- şan toplumlar arasında, barış köprüleri kuramazlar. Barış yalnızca kendilerini düşünenlerin işi değildir.

*

İnsan hayatının her şey olduğunu bilenler, güçlerini insanı dünyanın özeti olarak gören, kutsal kültürden alırlar. Kutsal kültürün kaynağı, fizik dünyanın ekonomi kitaplarından önce, metafizik dünyanın kutlu kitaplarıdır.

*

Farklı ülkeler ve farklı kültürler arasında, en sağlam barış köprüleri, seküler kültürün filozofları tarafından değil, kutsal kültürün peygamberleri tarafından inşa edilir.

*

Peygamberlerin sevdiklerine herkes sever. Onların sevmediklerinden kimseye fayda gelmez.

*

Barışın gelmesi beklenmez, aranılarak bulunması gerekir.

*

Savaş arayanlar savaş,barış arayanlar barış bulut.

20 Ocak 2020, 12:19

AMERİKA AMERİKALILARA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİDİR

Dünyanın "Yeni Roma İmparatorluğu" Amerika, bütün dünyadan gelen göçmenlerin kurduğu, bir göçmenler ülkesidir. Kızılderililerin dışındaki Amerikalılar, Colomb"tan sonra gelmişler. Amerika, İngilizlerin bir İngilteresi, Almanların bir Almanyası, İspanyolların bir İspanyası, İtalyanların bir İtalyası, Hollandalıların bir Hollandası, Yahudilerin bir İsraili olan, büyük bir ülkeler ülkesi, ırklar mozayiğidir.

*

Avrupalı göçmenler, Amerika"nın yerlilerine, Arapların İspanya"da, Türklerin Doğu Avrupa"da davrandıkları gibi davranmadılar. Avrupalılar Amerika"ya ellerinde güçlü silahlarla gittiler, Avrupa"nın Haçlı kültürünü Amerika"ya taşıdılar ve her sorunu silahla çözmeye çalıştılar. New York, Avrupalıların Amerika"daki Kudüsleri oldu. Onlar Kudüs"ü ele geçirmek için, her savaşı mübah gördüler.

*

Avrupa"nın ekonomik, siyasal ve kültürel tarihinde, savaşın vazgeçilmez bir yeri vardır. Avrupa"nın tarihi, savaşların tarihidir. Avrupa zenginliğinin ana kaynağı savaşlar oldu. Amerika Avrupa"nın savaş odaklı geleneğini sürdürüyor. Amerika, Vietnam, Irak ve Afganistan"a ordularıyla, cam ürünleri satan bir supermarkete, kırmızı gören bir boğa gibi girdi, herşeyi kırıp döktü. Amerika"nın yolaçtığı savaşların faturasını, bütün dünya ödüyor.

*

Amerika"da Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında kıran kırana geçen bir seçimde,Amerikanın ulusalcıları kazandı. Aslında, yalnızca Amerika"da değil, bütün Batı'da ulualcılar güç kazanıyor. Amerikan seçimleri Amerikalıları ilgilendirdiği kadar dünyadaki her ülkeyi de ilgilendirir. Amerika yüzen ve uçan ordularıyla, bütün ülkeleri etkiler. Amerika yalnızca Amerikalılara bırakılırsa, dünya Irak"a dönüşür. Bu yüzden, Amerika yalnızca Amerikalılara bırakılmamalıdır.

*

Bütün dünyada savaş rüzgarlarından daha çok barış rüzgarlarının estiği bir dönemde, Amerika"nın büyük ekonomisi ve güçlü ordusuyla değişime direnmesi mümkün değildir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, zamanı gelmiş bir değişime direnilmez. Toplumun ana kesimlerine zarar vermemek için, değişim süreci ustaca yönetilir. Çünkü, barış içinde değişmesini bilmeyen ülkeler savaş içinde değişmek zorunda kalırlar.

*

Deri değiştirmeyen yılanların yaşayamadıkları gibi, değişmesini bilmeyen ülkeler de yaşayamazlar. Ülkelerin uzun ömürlü olabilmeleri için değişim rüzgarlarına karşı sınırlarına duvurlar örmek yerine, değişimden yararlanmak için, sınırlarındaki duvarları, iki tarafın kazandığı ticaretle kaldırmaları gerekir. Duvarların olmadığı bir dünyada, sınırlarına duvar ören ülkeler, duvarların altında kalırlar.

*

Düzleşen dünya, silahlı güçlerin değil, silahsız güçlerin dünyasıdır. Vietnam ve Irak"ta başarısızlığa uğrayan Amerikan ordusunun karşısında, Sovyetler Birliği"nin Kızıl Ordusu yoktu.Amerka yine de büyük bir hezimete uğradı.Savaşla demokrasi olmaz.Savaşla güzellik olmaz.

*

Amerika "Terör Birleşik Devletleri" olmayı kesinlikle bırakmalıdır.

*

Amerika Amerikalılara, Çin Çinlilere kesinlikle bırakılamaz.

*

Kare dünyada bütün ülkeler birbirine bağımlıdır.

*

Tarihte savaşla ayaka kalan ülke yoktur.

20 Ocak 2020, 14:50

EMİN ÜSTÜN ELBİRLİĞİ FİNANSMAN YÖNTEMİNİN MİMARIDIR GİRİŞİMCİLİK BİR SERMAYE İŞİ DEĞİL,BİR SIRADIŞI YENİLİK İŞİDİR. DÜNYANIN HER YERİNDE SIRADIŞI OLMAYI BİLENLER, SIRADAN OLANLARDAN ÇOK DAHA BAŞARILI OLURLAR. ONLAR HEM GECE HEM GÜNDÜZ SIRADIŞI RÜYALAR GÖRÜRLER, İNSANLARIN GÖNLÜNDE YATAN ASLANLARI UYANDIRIRLAR

SIRADAN İNSANLAR SIRADIŞI RÜYALAR GÖREMEZLER. PARASI OLANLARDAN DAHA ÇOK RÜYASI OLANLAR GİRİŞİMCİ OLURLAR.EMİN ÜSTÜN "ELBİRLİĞİ " YÖNTEMİNİ İŞ DÜNYASINA KAZANDIRAN SIRADIŞI BİR GİRİŞiMCİDİR.YÜZBİNLERCE İNSANA BALIK TUTMASINI ÖĞRETMİŞTİR.

*

EMİN ÜSTÜN DÜŞÜNÜLMEYENİ DÜŞÜNMÜŞTÜR, GÖRÜLMEYENİ GÖRMÜŞTÜR,YAPILMAYI YAPMIŞTIR. O ARKASINDA BIRAKTIĞI KURULUŞLARIYLA DEFTERİ KIYAMETE KADAR KAPANMAYANLARIN ARASINA KATILMIŞTIR. GELECEK KUŞAKLAR ONU RAHMETLE, SAYGIYLA,SEVGİYLE ANACAKLARDIR.

21 Ocak 2020, 13:28

HAYATIN HİÇBİR ALANINDA TİLKİ STRATEJİLERİNE YER YOKTUR

İster ekonomik, ister siyasal, isterse kültürel olsun, hayatın her boyutunda, bütün kurum ve kuruluşlarda, iyi daha iyinin yolunu keser. Oysa her alanda, her kurumun, her kuruluşun, gelen yılının geçen yılından daha iyi olmasını sağlayacak stratejiler, izlemesinin önünde hiçbir engel yoktur. Kurum ve kuruluşların ulaştıkları başarı düzeylerinin kalıcı olabilmesi, iki yıllarının birbirinden farklı kılacak stratejiler geliştirmelerine bağlıdır.

*

“Kalıcı Olmak” ve “İyiden Mükemmel Şirkete” kitaplarının yazarı Jim Collins, Isiah Berlin''in, “Tilkinin bir sürü oyunu vardır, ama kirpinin bir tek büyük oyunu vardır” yargısından yola çıkarak, mükemmel şirketlerin tilki değil, kirpi stratejisi uygulamaları gerektiğini vurgular. İyi bir şikretin, mükemmel bir şirkete dönüşmesinde, kurnaz bir tilki olmaktan daha çok kararlı bir kirpi olmak önemlidir. İşletmelerin dünyasında sorunlar, yıldan yıla verimliliği artırarak çözülür.

*

Tilki hayvanlar arasında kurnazlağıyla ünlüdür, tavukların çevresinde sinsice dolaşarak, karmaşık saldırı stratejileri geliştirir ve avının üzerine atlayacağı, en uygun zamanı bekler. Tilkiler kirpilerden daha hızlıdırlar. Daha güzel görünürler ve daha yeteneklidirler. Kirpiler her zaman bir tek savunma, tilkiler ise her zaman birçok saldırı stratejisi uygularlar. Herkes tilkilerin kirpilerden daha üstün, daha güçlü olduklarını düşünür.

*

Kirpiler işlerine odaklanırlar, işlerinden başka iş düşünmezler, kendilerine yapılan saldırılara, başarıyla uyguladıkları savunma stratejisiyle karşı koyarlar. Onlar ne zaman düşmanca bir davranışla, karşı karşıya kalırlarsa, hemen içlerine kapanarak, dikenlerinin oklara benzediği ve kimsenin kolay kolay zarar veremeyeceği bir topa dönüşürler. Kirpilerin savunma stratejisi, bütün meydan okumalara, çok iyi bildikleri yalın bir yöntemle karşılık vermektir.

*

İnsanlar, kurumlar ve kuruluşlar tilkilere ve kirpilere benzerler. Tilkiler karmaşık dünyada bir çok şeyin peşindedirler. Bu yüzden tilkiler misyonsuz, vizyonsuz,değersiz ve dağınık olurlar. Kirpiler karmaşık dünyayı, bir tek misyon, bir tek vizyon,tek bir değer doğrultusunda, yalınlaştırarak algılarlar. Kirpiler yalın stratejileri, tilkilerin karmaşık stratejilerinden üstündür. Çünkü, tilkiler kurnazlık, kirpiler içtenlik stratejisine odaklanırlar.

*

Başarılı kişiler, başarılı kurumlar, başarılı kuruluşlar kirpi, başarısız kişiler, başarısız kurumlar ve başarısız kuruluşlar tilki stratejisi izlerler. Mevlana''nın “yeni şeyler söylemek”i, Yunus''un “sevelim sevilelim”i, Adam Smith''in “görünmeyen el”i ve Weber''in “protestan ahlakı”, karmaşık dünyayı algılamayı ve değerlendirmeyi kolaylaştıran, yalın kirpi stratejileridir.

*

Büyük başarılar, derin düşüncelerin yalınlaştırılmasından kaynaklanırlar. Derinliğin olmadığı yerde yalınlık olmaz.

*

Yalınlığın olduğu yerde, dağınıklığa, karmaşıklığa ve tutarsızlığa yer yoktur.

*

Bilenler yalınlaştırırlar, bilmeyenler karmaşıklaştırılar.

*

Kirpi yalınlığın, tilki karmaşıklığın simgesidir.

*

Yalınlılıkta hiç savurganlık olmaz.

21 Ocak 2020, 13:53

Dost kültürlerle düşman kültürler arasındaki silahsız yarış, hayatın her alanına canlılık kazandırır.Herkes…

Dost kültürlerle düşman kültürler arasındaki silahsız yarış, hayatın her alanına canlılık kazandırır.Herkes Necip Fazıl gibi: "Ey düşmanım sen benim ifadem hızımsın / Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın" demelidir.

22 Ocak 2020, 11:37

SEKÜLER DAVOS KÜLTÜRÜYLE EKONOMİK SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ

Kültür ve ekonomi özel ve toplumsal hayatın, birbirinden bağımsız olmayan iki ana boyutudur. İki boyutun oluşturduğu alanda, insanın istekleri ile ihtiyaçları birbirleriyle hem yarışırlar hem de çatışırlar. İnsanın her isteği, bir yanıyla ihtiyaçtır. Her ihtiyacı da bir yanıyla istektir. Bir tüketim konusunun, ne oranda ihtiyaç ve ne oranda da istek olduğunu, ekonomiden daha çok kültür belirler.

*

Hayatın herkes için, yaşanır kılınması, zorunlu temel ihtiyaçların karşılanmasına bağlıdır. Kültür ve ekonominin amacı, bütün boyutlarıyla, hayatı hem yaşanır, hem de anlamlı kılmaktır. Hayat ekonomiyle yaşanır, kültürle de anlamlı kılınır. Ekonomi kültürden ne kadar uzaklaşırsa, o kadar istekleri karşılamaya odaklanır. Kültürle bağlarını koparmayan ekonomi için, zorunlu ihtiyaçları gidermek önem ve öncelik kazanır. Hayatı isteklerden önce, zorunlu ihtiyaçları karşılıyanlar kolaylaştırır.

*

Ekonomiyi kültürden soyutlayan seküler Batı dünyası, insanların açgözlülüğünü büyüterek, sınırlı ihtiyaçların karşılanmasından daha çok, sınırsız isteklerin karşılanmasına odaklanmıştır. İhtiyaçlardan önce isteklere odaklanan ekonomi, bütün dünyayı yağmalanacak bir hazine olarak görmektedir. Dünyanın sınırlı kaynaklarıyla, sınırsız isteklerini karşılamaya çalışanların yol açtıkları krizler, insanlığa yeni bir “Nuh Tufanı” hazırlamaktadır.Amerika'dan Avusturalya'ya doğal afetler birbirini izliyor. Dünyada tufan öncesi sessizlik yaşanıyor.

*

Aşırı yoksulluk gibi, aşırı zenginlik de tufan kaynağıdır. Tarih boyunca, insanların ihtiyaçlarını değil de, isteklerini karşılamaya odaklanan toplumlar, açgözlülüklerinin bedellerini çok ağır olarak ödemişlerdir. Çünkü kimse sınırlı dünyada sınırsız isteklerini, karşılama gücüne sahip değildir. İnsanlar önü ve arkası olmayan isteklerinin peşlerine düşerlerse, tufanları kapalı Bilderberg, açık Davos toplantıları da önleyemez.

*

Seküler ekonomi, isteklerin karşılanmasını, bütün dünyaya tek mutluluk kaynağı olarak sunmuştur. Dünyada herkes, dokunduğu her şeyi, altına dönüştürecek, bir sihirli değnek peşinde koşmaktadır. Oysa bugüne kadar sonu gelmeyen isteklerin peşinde koşmak, üretmeden tüketmek, kimseyi mutlu etmemiştir. Dünyanın kaynakları insanların sınırlı ihtiyaçları karşılar, ancak sınırsız isteklerini karşılayamazlar. İhtiyaçların sonu vardır, isteklerin sonu yoktur.

*

Bir insan ne kadar çok varlığa sahipse, her gün sahip olduğu varlıklardan daha fazlasını ister. İnsanın sahip olduğu her varlık, onun hayatında bir isteğini karşılamaktan daha çok, onun yeni isteklerine kapı açar. İnsanın istekleri, doğum ile ölüm arasında, günden güne artarak devam eder. Onun gözünü topraktan başka hiçbir şey doyurmaz. Barış içinde bir dünya için, bütün ülkelerin istek odaklı ekonomi stratejilerinden, ihtiyaç odaklı ekonomi stratejilerine yönelmeleri gerekir.

*

Dünyada toprak en büyük zenginliktir.İnsanlar topraktan geldiler, yine toprağa dönecekler. Topraktan uzaklaşanlar, insanlardan uzaklaşırlar. Toprağa düşman gözüyle bakanlar, insanlara dost gözüyle bakmazlar.

*

Gökdelenlerle topraktan uzaklaşmak, insanların toprağa dönüşlerini geciktirmez.

*

Toprak kendisini sevenlere gül verirken, sevmeyenlere de diken verir.

*

Dünyada insanlar toprağa ne ekerlerse, topraktan onu biçerler.

*

Toprağı hor görenler, dünyayı güzel göremezler.

24 Ocak 2020, 14:44

ORTAKLIK DÜNYASINDA YEMEKLERDE SOFRAYA YALNIZ OTURULMAZ

Yirminci yüzyıl orduların dünyasıdır. Yirmi birinci yüzyıl ortaklıkların dünyası olacaktır. Bütün ülkelerde ortaklıklar, ekonomik yapıya, siyasal güce ve kültürel dokuya yeni işlevler kazandırıyorlar. Ürün, hizmet ve bilgi üretmek amacıyla, ortaya çıkacak kar ve zararı, paylaşmak için oluşturulan ortaklıklarla, dünyanın ordularla gidilemeyen ülkelerine gidilir. Ülkelerin bayraklarını dünyaya ortaklıklar taşır. Bunun için dünyada her yıl, milyonlarca ortaklık kuruluyor, milyonlarca ortaklık yıkılıyor.

*

Dünyanın her ülkesinde iz bırakan kalıcı ortaklıklar, kimseye haksızlık yapmadan, giderlere katılmasını, gelirleri paylaşmasını bilenlerce, onyıllar boyunca özenle inşa edilen ve sağlam hukuki temellere dayanan ortaklıklardır. Ortaklıklarda büyük sorunlar, ya çok kar ya da çok zarar edildiğinde ortaya çıkarlar. Ortaklık yapanlar risk almasını ve zarar etmesini göze almazlarsa, finansal yapılarını güçlendiremezler. Ortaklık dünyasında iki yılı, birbirine eşit olanlar zarardadır. Ortaklıklar riskleri paylaşarak, uzun ömürlü olurlar. Onlar sürekli yenilenerek güçlenirler.

*

Ortaklıkların uzun dönemde ayakta kalmalarında, gelirleri paylaşmak kadar, giderlere katılmak da önemlidir. Köklü bir yardımlaşma ve dayanışma geleneğine sahip olan Anadolu'da, sürekli vurgulandığı gibi, ortaklık paylaşmasını bilmektir.Ortaklar dünyasında her ortak, hem kendine hem de ortaklarına, “Olma keser gibi, hep bana hep bana. Ol testere gibi, bir bana bir sana” demek zorundadırlar. Ortaklıkta hem karlar hem de zararlar, kimseye haksızlık yapılmadan paylaşılır. Zararlar paylaşılmazsa, toplumun bütün kesimleri etkilenirler.

*

Ortaklıkların uzun ömürlü olmaları, ortaklık ekolojisinde yer alan kişi ve kuruluşların, kişi odaklı olmaktan daha çok, kurum odaklı bir kültür oluşturmalarına bağlıdır. Ortaklıkların yerel ve küresel düzeyde amaçları, gelirleri artırmada, giderleri azalmada, sürekli bir iyileştirme yarışı olmalıdır. Dünyanın her ülkesinde ortaklıkların güçleri, yalınlığın yol açtığı iyileştirmeden kaynaklanır. Ortaklıklarda yalınlık iyileştirmeye, iyileştirme yalınlığa ivme kazandırır.İyileştirmenin yolları yalınlık döşelidir.

*

Ortaklıklar yalınlıkla uzun ömürlü olurlar. Yalın yönetimin, yalın üretimin, yalın tüketimin olmadığı bir kuruluşta, iyileşen yönetim, iyileşen üretim, iyileşen tüketim olmaz. İyileşme yalınlığın getirdiği üretkenliği yakalamaktır. Yenilik yapmak için, değişimin getirdiği fırsatları yakalamak gerekir. Kısa dönemde değişmeyen amaçlara ulaşmak, sürekli değişen araçları yönetme gücüne dayanır. Bu bağlamda değişmeyen amaçlar, değişen araçların kamçısıdır. Araçlar ne kadar hızlı değişirse, amaçlara ulaşmak o kadar hız kazanır.

*

İnsanların hem üretici hem tüketici olduğu ortaklıklar dünyasında, insanlar yeteneklerine göre üretirler, ihtiyaçlarına göre tüketirlersemesi,dünyada hiçbir ürünün ve hiçbir hizmetin kıtlığı çekilmez.Kimse ihtiyacı olmayanı tüketmez,herkes ihtiyaçlarını karşılamak için üretir.

*

Ülkelerde ortaklıkların niteliği ve niceliği, dengeli bir ekonominin ve sağlıklı bir siyasal yönetimin, en büyük, en önemli ve en etkili güvencesidir.

*

Ortaklık dünyasında yalınlık ve iyileştirme yarışı, hem yerel hem küresel alanda, sürekli tekrarlanan uzun soluklu bir yarıştır.

*

Ortaklık sofralarının kendilerine özgü bir güçleri vardır.

*

Kazanan ortaklıklar kazandıran ortaklıklardır.

*

Ortaklıkta kazanırken yalnız kazanılmaz.

*

Ortaklar asla yalnız yemezler.

25 Ocak 2020, 13:14

EDEBİYAT DERGİLERİ DÜNYANIN DÜŞÜNCE EYLEM AKADEMİLERİDİR

Dünyada bütün ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de düşünce tarihinde, yenilenme ve yabancılaşma akımlarının öncüleri edebiyatçılar olmuştur. Edebiyat ile medeniyet arasında kendine özgü, bir iletişim ve etkileşim vardır. Medeniyet edebiyatı, edebiyat medeniyeti zenginleştirir. Türkiye'nin geleceğini kendi medeniyetlerinde arayan edebiyatçılar, Anadolu insanının, düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmışlardır.

*

Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera,Hareket,Deneme, Gelişme, Hece,Yedi İklim,Edebiyat Ortamı ve Külliye dergileri çevresinde toplanan edebiyatçılar, Batı medeniyetinin değerlerine karşı İslam medeniyetinin değerlerini savunmuşlardır. Söz konusu dergilerin aramızda olmayan öncüleri Necip Fazıl,Nurettin Topçu, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu,Erdem Bayazıt ve Akif İnan başta olmak üzere, dergilerin çevresinde halkalanan edebiyatçılar, medeniyetsiz edebiyat, edebiyatsız medeniyet olmayacağına inanmışlar, edebiyatı medeniyet, düşünceyi eylem, hayatı iman için bilmişlerdir.

*

Yunus,Mevlana, Shakespere,Hugo ve Goethe gibi, dünyanın dönüştürücü edebiyatçılarının bilgi ve bilgelik dünyaları, toplumların yüzyıllar içinde oluşan, düşünce ve eylem alanlarının ana kaynakları olurlar. Onlar edebiyatlarıyla medeniyetlerini, medeniyetleriyle edebiyatlarını bütünleştirirler. Onların edebiyatlarına yansıyan düşünceleri, bütün dünyaya yön gösteren kutup yıldızları olurlar. Cengiz Aytmatov'un dediği gibi, her yazar “kendi toplumunu” anlatır, kalıcı olanlar, “yerel olanın ötesine geçerek”, küresel değerleri yakalayanlardır.

*

Büyük edebiyatçılar kendi toplumlarının, kendi çağlarının çığlığı olurlar, çağlarındaki gelişmelerden sorumlu oldukları gerçeğini, hiçbir zaman unutmazlar. Onlar her zaman kutup yıldızları için, yolun hiçbir zaman kalabalıkların yolu olmadığını vurgularlar. Onların yolu kalabalıkların yolu değildir, her zaman kalabalıklar arasında yalnız olmasını bilirler.

*

Çığır açan edebiyatcılar, yazmanın olduğu kadar, okumanın da ustasıdırlar. Onlar bir sayfa yazmak için, kırk sayfa okumak gerektiğini çok iyi bilirler.Bazan bir cümlenin kırk cümle yazdırdığının bilincindedirler.

*

Bütün usta yazarlar, bir kuyumcu titizliğiyle, bir kelime, bir cümle, bir sayfa ve bir kitap ararlar. Onlar her yerde hem “oku”, hem de “yaz” emri var diyenlerdendir.Onların yazdıkları kadar, yazdırdıkları da önemlidir.

*

Kutup yıldızı yazarlar, yazdıklarıyla yetinmezler. Onlar her zaman, esas yazmak istediklerini yazamadıklarını düşünürler, yazdıklarıyla ölümsüzleşirler. Bunun için, yazmaya hiç ara vermezler,hem yazarlar hem yazdırırlar.

*

Kutup yıldızı olan edebiyatçılar, ömürlerini okumaya ve yazmaya adarlar. Bildiklerini ve düşündüklerini, paylaşmak için, sürekli yazarlar.

*

Edebiyatla silahlanan medeniyetler, hiçbir savaşta üstünlüklerini yitirmezler.

*

Dünyada köklü medeniyetleri olanların, zengin edebiyatları olur.

*

Edebiyatta yok olanlar, medeniyette var olmazlar.

*

Edebiyatlar medeniyetlerin silahsız kaleleridir.

26 Ocak 2020, 11:36

FİLOZOFLARIN DEĞİL PEYGAMBERLERİN YİTİK CENNETİ ARANIYOR

Dünya tarihi geçmişten geleceğe, insanlığın ortak bilgi ve bilgelik birikimiyle, sürekli yenilenen devletler ve medeniyetler tarihidir. Bütün bilgi ve bilgeliklerin, ana kaynağı olan tarih, medeniyetle devletin, devletle medeniyetin bağlarını araştırır. İbn Haldun'un Mukaddime'de ayrıntılı olarak ele aldığı gibi: “Tarih doğrusal değil, dairesel bir gelişme gösterir.” Tarihsel süreçte devletler yöneticilerden, medeniyetler devletlerden daha daha uzun ömürlü ve daha etkilidir.

*

Arnold Toynbee, insanlık tarihine, devletlerin dar vizyonundan değil, medeniyetlerin geniş vizyonundan bakmanın daha sağlıklı olacağını düşünür. Devletler medeniyetlerin bereketli topraklarında, sınırlı bir tarih aralığında, doğarlar, gelişirler ve ölürler. Samuel Huntington'dan çok daha önce Sezai Karakoç, “dünya tarihinde devletlerden daha çok medeniyetlerin savaştığını”, insanlığın gündemine taşıdı. Bir yanda tek, bir yanda iki dünya medeniyetleri vardır. Birbirleri arasındaki çatışma ve uzlaşmalar Kıyamet'e kadar devam edecektir.

*

Tek dünya medeniyetlerinin mimarları Nemrut'lar, Firavun'lar ve Neron'lardır, başkentleri Atina'dır. İki dünya medeniyetlerinin mimarları, İbrahim'ler, Musa'lar, İsa'lar ve Muhammet'lerdir, başketleri Mekke'dir. Tek dünya medeniyetlerinin merkezinde Akropol vardır, yüzleri Atina'ya dönüktür. İki dünya medeniyetlerinin merkezinde Kabe vardır, yüzleri Mekke'ye dönüktür. Tek dünya medeniyetleri yalnızca fizik dünyaya odaklanırken, iki dünya medeniyetleri hem fizik hem metafizik dünyaya odaklanırlar.

*

Tek dünya medeniyetlerinin somut değerleri, hem peygamber hem sultan olan Süleyman Peygamberin “Yıldızı”nın birinci üçgeniyle, iki dünya medeniyetlerinin soyut değerleri de ikinci üçgeniyle temsil edilir. “Süleyman Mührü”nde iki üçgenin örtüştüğü ortak alanda, iki dünyayı altın oranda harmanlayan kutsal kitaplar vardır. Dünya tarihinde Ademoğullarının, bilinen ve bilinmeyen iki dünyaya ilişkin bütün bilgileri, kutsal kitaplara düşülmüş uzun bir dipnottur. Kur'an kutsal kitapların en sonda geleni, ancak en başta olanıdır. Bütün kutsal kitapların özü ve özetidir.

*

İki dünya medeniyetleri, insanlığın bilinen bütün normatif ve pozitif değerlerinin toplamıdır. İki dünya medeniyetlerinin tek dünya medeniyetlerinin birikimlerinden yararlanmaları, onların kaynaklarıyla olan bağlarını koparmadığı gibi, özgünlüklerine de gölge düşürmez. Onlar bir devletin ya da bir milletin birikiminden değil, bütün insanlığın birikiminden beslenirler. Tarihi süreç içinde Mısır medeniyeti Babil medeniyetinden, Yunan medeniyeti Mısır medeniyetinden, İslam medeniyeti Yunan medeniyetinden, Batı medeniyeti İslam medeniyetinden yararlanmıştır.

*

Hayatla ölüm ölümle hayat, nasıl iç içeyse, simgesi “Süleyman Yıldızı” olan iki dünya medeniyetlerinde de, dünya ve ötedünya öyle iç içedir. İki dünya birbirinde ayrılmaz bir bütünün iki ayrı yüzüdür.

*

Bütün insanlığın özlediği ve hasretini çektiği, bilgin ve bilgelerin hayalini kurduğu “Dünya Cenneti” değil, Kutsal kitapların haber verdiği “Yitik Cennet”tir. Yitik Cennet aynı annenin,aynı babanın çocukları olan, bütün Ademoğullarının ana yurdudur, baba evidir.

*

İki dünya medeniyetlerinin simgesi Süleyman Peygamberin mührüdür. Mühür iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan iki üçgenden oluşan, “Süleyman Yıldızı”dır. Yıldız kutsal kitapların insanlığa bir armağanıdır.

*

İslam medeniyeti ya dünya ya ötedünya diyen tek dünya medeniyeti değil, hem dünya hem ötedünya diyen iki dünya medeniyetidir.

*

İslam medeniyeti, bütün medeniyetleri kucaklayan Ademoğulları medeniyetidir.

*

Yitik Cennet'in yol haritasını arayan Kur'an'da bulur.

*

Kur'an kutsal kitapların doğrulayıcısıdır.

27 Ocak 2020, 12:14

DÜNYANIN HİÇBİR ÜLKESİNDE SİLAH TAŞIYAN BİR YUNUS YOKTUR

Bu yazı daha önce 22.10.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

Bir roman, bir deneme, bir şiir, insanı yeryüzünden alır, gökyüzüne taşır. Güzel bir edebiyat ürünü, okuyucusunu içinde yaşanılan şiddet dünyasını unutturur, sevgi dünyasının kapılarını aralar. Hayatın içinden bir roman, iyilik peşinde koşan olumlu, kötülük peşinde koşan olumsuz insanlarıyla, okuyanın başkalarıyla birlikte, kendisini anlama sürecine, büyük katkılarda bulunur. Ebediyat ürünleriyle, yaşanan şiddet dünyasıyla, yaşanılması gereken sevgi dünyası arasında köprüler kurulur.

*

Bir roman okuyucusu, hayatın değerinin, yitirilen güzellikleri aramakla, kavranabileceğinin bilincine ulaşır. Hayatın insana yüklediği görev ve sorumlulukları, yerine getirmek için eyleme geçer. Edebiyat düşünce ile eylem arasındaki duvarları yıkmak için vardır. Eylem ustası Nuri Pakdil, hayatın önemini ve anlamını kavrasınlar diye, Dostoyevski'yi okumayanlara, "sürücü belgesi" verilmesini hiçbir zaman istememiştir. Kazalarıyla hayat söndüren sürücüler gibi, elinde silah olanlar için de sürekli Dostoyevski okumak zorunlu olmalıdır. Roman hayatın şiiridir. Şiir seven kan dökmez. Roman okuyan elini kana bulaştırmaz. İnsanı bilen hayatın değerini bilir.

*

İnsanlara bir hayatın bin hayat olduğu, en güzel edebiyatla anlatılır. Edebiyat ürünleri, şehirleri, mimari yapıları, denizleri, gölleri, nehirleri ve insanlarıyla, dünyayı güzelleştirir. Güzelliği arayanlar gerçeği bulurlar. Gerçeği bulanlar güzelliği ararlar. Anadolu insanının Sinan algısı, Süleymaniye olgusuna Yahya Kemal'in şiiriyle dönüşmüştür. Türk nehirlerinin anası Sakarya'yı, Anadolu'nun düşünce ve eylem dünyasına Necip Fazıl kazandırmıştır. Savaşın dehşetini Anadolu, Mehmet Akif'in şiirlerinde yaşamıştır.

*

Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, Mevlana'yı, Yunus'u, Shakespeare'i Goeth'yi Hacı Bektaş'ı okuyanlar, yaşadıkları dünyanın çok boyutlu, çok kültürlü, çok renkli bir dünya olduğunu görürler. Edebiyat ürünleriyle insanlar, düşünülmeyenleri düşünürler, bilinmeyenleri bilirler, algılanmayanları algılarlar. Ebediyat dünyasının içinde olmayanlar, zamanın akışının dışında kalırlar. Edebiyat'a yabancılaşanlar, insana yabancılaşırlar. İnsana yabancılaşanlar, hayata yabancılaşırlar. Hayata yabancılar için, hayat hem önemini hem anlamını yitirir.

*

İnsan hayatın anlamsızlaştığı, hiç önemsenmediği bir terör yüzyılında, barış ortamının oluşmasına katkıda bulunmak, her insanın en önemli görevidir. Silahlarla beslenen savaş kültürüne karşı edebiyatla beslenen barış kültürüne, yeni boyutlar kazandırmak için, bütün üniversiteler de barış enstitüleri kurulmalıdır. Savaşın büyüttüğü korku ve düşmanlıklar, barışın büyüttüğü sevgi ve dostluklarla yok edilmelidir. Savaşın düşmanı olmayanlar, barışın dostu olamazlar.

*

Barışın öğretmeni olmak için edebiyatın öğrencisi olmak gerekir. Edebiyat insanlığın barış birikimini, verdiği ürünlerde taşır. Savaş yüzyıllarda yitirilen barışın yol haritası dünya şairlerinin şiirlerindedir. "Barış nerededir, gören var mı" diye soranlara, verilecek güzel cevap: Yunus'un şiirlerini oku,görür ve nerede olduğunu öğrenirsin" demek olur.

*

Şiirsiz barış, barışsız şiir olmaz. Barış şiirle mayalanır. Şairler savaşı durduran sözün ustasıdırlar.

*

Sözün dervişi olmayanlar barışın velisi olamazlar.

*

Barışın yolları tanklarla değil şairlerle açılır.

*

Şiirin sultanları barışın sultanlarıdır. #roman#şiiir#deneme#Mevlana

29 Ocak 2020, 12:28

BÜTÜN DÜNYA BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜREN BİLGELER ARIYOR

Bilgelerin kitap ve konuşmalarını okuyanlar,bütün insanlığın yüzyılların içinde biriktirdiği düşünce ve eylem dünyasının öncüleriyle tanışır.Onlar Doğu'yu bildikleri kadar, Batı'yı da bilirler. S.Hüseyin Nasr o bilgelerin önde gelenlerinden biridir.Nasr Batılılarla birlikte, seküler eğitim almış Müslümanlara İslamın zengin düşünce ve sanat dünyasını anlatan, düşünürlerin başında gelir.

*

Klasik İslami eğitim yanında MIT''de fizik, Harvard''da bilim tarihi doktorası yapan Nasr, bütün ömrünü eğitime adamış, bilgiyi bilgeliğe dönüştüren bilgedir.Onun kitapları seküler kültürün ciddi bir eleştirisiyle birlikte, tasavvuf, felsefe ve bilim açısından da İslami geleneğin bütünlük ve sürekliğinin eşsiz bir savunmasıdır.

*

Nasr, Guénon, Schuon, Burchhardt ve Lings''le birlikte, Batı dünyasına bütün öğretilerin kaynağının Peygamberler olduğunu, bıkmadan usanmadan anlatmıştır.Bütün insanlık varlık sebebini, ölümden sonraki hayatın anlamını Peygamberler''de bulur. Gerçeğin değişmez bilgisi Peygamberler''dedir.İnsanlığın bilgi ve bilgelik birikimi peygamberlere düşülmüş uzun ve büyük bir dipnottur.

*

Batılı bilgelerin kitapları, Nabi Avcı, Mahmut Kanık, İlhan Kutluer, Nazife Şişman ve başka çevirmenler tarafından Türkçe''ye kazandırılmıştır.Onlar bütün çalışmalarını seküler dünyanın anlayabileceği bir dille sunarlar. Nasr''ın dışındakiler, Hıristiyanlığın, Yahudiliğin ve Budistliğin içinden geçip geldikleri için, Batılı insana zengin bir bilgi ve bilgelik dünyasının kapılarını açarlar.

*

Nasr''ın kitap ve konuşmalarını okuyanlar, diğerlerinin de düşünce ve eylem dünyalarına girer. Özellikle Nasr''ın bütün kitaplarında her birinin çalışmalarından alıntılar ve göndermeler vardır.Türkiye''de İslam''ın düşünce hazinelerine yabancılaşmış, kurtuluşu Batı''da arayan, Hrıstiyanlık ve Museviliğin temellerinden haberdar olmayan seküler çevrelerin Nasr''ın kitaplarından öğreneceği çok şey var.

*

Düşünce ve yaşama biçimiyle Batılı, ancak İslam düşüncesine bütünüyle yabancılaşmış çevreler, kendileriyle birlikte bütün bir toplumu da kaosa sürüklüyorlar.Seküler aydınlar ne Musevi, ne Hırıstiyan ne de Müslümandırlar. Sıkı sıkıya bağlandıkları on dokuzuncu yüzyıl Pozitivizminin , hiç bir dinin yerini doldurması mümkün değildir.Pozititivizm dünyayı savaş alanına dönüştüren Faşist paradigmayı armağan etmiştir.

*

Nasr modernizm adı altında bütün dünyayı sel suyu gibi işgal eden seküler değerlere karşı, geleneğin zengin düşünce ve eylem hazinelerine giden yolları göstermektedir.

*

Türkiye''deki kısır tartışmalardan kurtulmak için geleneğin hazinelerine ulaşmak gerekir.

*

Dört kutsal kitabın manası bir Elif'tedir.Onlara dayanan geleneğin güneşi asla batmaz.

*

Bütün bilgi ve bilgeliklerin kaynağı Kur'an, bütün kutsal kitapların anasıdır.

30 Ocak 2020, 11:53

GELECEĞE BİR ELDE MESNEVİ BİR ELDE MUKADDİME İLE YÜRÜMEK

Dünyanın Yirminci yüzyılına, iki elinde Adam Simith’in “Milletlerin Zenginliği”, ya da iki elinde Karl Marx’ın “Kapital”i olanlar damgasını vurmuştur.Dünyanın Batı’sında Amerika’nın öncülüğünde “Çok Pazar”, Doğu’sunda Rusyanın öncülüğünde “Tek Pazar” diyenler, dünyayı aralarında paylaşarak, yalnızca Yirminci yüzyılı değil, Yirmi birinci yüzyılı da savaş yüzyılına dönüştürmektedirler. Onlar Doğu’dan Batı’ya, bütün ülkelerde savaşlarla, dehşet verici kan ve gözyaşı gölleri oluşturarak, dünyanın her yanında, ekonomik,siyasal ve kültürel krizlere yol açmışlardır.

*

Yirminci yüzyılın sonunda, Yirmi birinci yüzyılın başında, tek başına Smith’in, tek başına Marx’ın, dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel sorunlarını çözmeye yetmediği görülmüştür. Bütün ülkelere özgürlük getireceklerini söyleyen Kapitalistler, bütün ülkelere eşitlik getireceklerini söyleyen Komünistler, bütün ülkeler savaş getirerek, bütün ülkeleri savaştan savaşa sürüklemişlerdir.Dünyada “sermaye her şeydir” diyenlerle, “sermaye hiçbir şeydir” diyenler, sermaye için her şeyi yapmışlardır.Onların sınır ve kural tanımayan,doyma bilmez açgözlülükleri, bütün dünyada kan gölleri oluşturmuştur.

*

Dünyanın her ülkesinde, savaş fırtınaları estiren, Kapitalistlerin ve Komünistlerin, yapılacak işleri, önerilecek reçeteleri, söyleyecek sözleri kalmamıştır. Artık “Dinleri Toplumların Afyonu” olarak görenlerle, “Tanrı Ölmüştür” diyenlerle, dünyadaki,ekonomik, siyasal, kültürel ve çevresel krizlerin üstesinden gelmek mümkün değildir. Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Amerika’ya, bütün ülkelerde hem Kapitalistler hem Komünistler üretim güçlerini büyütmede, gelir dengesizlerini gidermede, çevresel sorunları çözmede, savaşları önlemede, büyük başarısızlığa uğramışlardır.

*

Yeni dünyayı inşa edecek kitapların başında, “Mesnevi” ve “Mukaddime” geliyor. Geleceğin dünyasını inşa edecek mimarların, bir elinde “Mesnevi”, bir elinde “Mukaddime” olacaktır. Mesnevi’de insanlar iç dünyalarını inşa etmenin, Mukaddime dış dünyalarını inşa etmenin yol haritasını bulacaklardır. İç dünyalarını derinleştirenler, eski satanların zamanı geçti, biz yeniler satıyoruz demesini, her zaman yeni olmasını, yeni sözler söylemesini, herkesten çok iyi bilirler. Onların pazarlarında hiçbir zaman kusurlu ürünler,eski ürünler alınıp satılmaz.Mesnevi her yüzyılın dilinden konuşur,Mesnevi’den kimse usanmaz.

*

İç dünyalarını zenginleştirmeyen insanlar, dış dünyalarını zenginleştiremezler. Mukaddime’de İbn Haldun, dış dünyayı zenginleştirmenin, zamanla değişmeyen küresel yasaların ortaya koymaktadır. O Cemil Meriç’in deyişiyle, semasında tek yıldız selefleri ve halefleri olmayan çok boyutlu bir düşünürdür. Doğal hayatın yasaları gibi, toplumsal hayatın da yasaları vardır. İbni Haldun’un Tavırlar Kuramında ayrıntılı olarak anlattığı gibi, devletler de canlılara benzerler, doğarlar, büyürler, olgunlaşırlar, yaşlanırlar ve ölürler. Bu yüzden devletlerin uzun ömürlü olmak için, sürekli kendilerini yenilemeleri hayati önem taşır.

*

Doğu ülkelerinden Batı ülkelerine kadar, dünyanın bütün ülkelerinde, yeni yol göstericilere, yeni kaynaklara, yeni kitaplara ihtiyaç vardır.Yeni kitapların başında,bütün bilgilerin ve bilgeliklerin kaynağı Kur'an'dan beslenen Mesnevi ve Mukaddime vardır,

*

Dünyada kültür ve ekonomi Kapitalistlerin ve Komünistlerin tekelinde değildir. Kültürün ve ekonominin tarihi, ilk insanla başlamıştır, insanlığın tarihiyle yaşıttır, Smith’ten ve Marx’tan sonra da devam etmektedir.

*

Artık bütün dünyada, ekonomik ve kültürel pazarda, “Çok” üretici ya da “Tek” üretici olur, diyenlerin dönemi kapanmıştır. Yeni bir dönem başlamıştır. Yeni dönem pazarda, “Etik” üretici olur diyenlerin dönemidir.

31 Ocak 2020, 11:57

YAVUZ VE BARBAROS VİZYONUYLA BARIŞIN GÜVENCESİ OLMAK

Dünyadaki her ülke, hangi coğrafyada yer alırsa alsın, ya Doğu ya Batı değil, hem Doğu hem Batı demesini öğrenecektir. Dünyada Doğu da Allah’ındır, Batı’da Allah’ındır. Savaş dünyasını barış dünyasına, iki dünyayı altın oranda, harmanlayan ülkeler dönüştürecektir. Yeni dünyayı bir bütün olarak görmek, bütün ülkeler için, Shakespeare’in kavramlaştırmasıyla söylenirse, bir “Olmak ya da olmamak”, sorununa dönüşmüştür. Bütün ülkeler yok olup gitmemek için, iki dünyayı birlikte görmek zorundadırlar.

*

İster Doğu’da olsun, ister Batı’da olsun, dünyanın her yanında ülkeler, ürettikleri ürünlere, verdikleri hizmetlere, geliştirdikleri bilgilere, dünya pazarlarının kapılarını açacak, bütüncü bir vizyon arayışındadırlar. Yeni dünyada aranılan vizyon Türklerin tarihinde, eşsiz bir yer tutan Yavuz ve Barbaros vizyonunu hatırlatmaktadır. Yavuz Ülkelerin,Barbaros Denizlerin Sultanıdır. Onlar dünyayı bir bütün olarak görmüşlerdir.Yavuz Mısır’da Piri Reis’in haritası, kendisine sunulduğunda, bütün olarak gördüğü dünyayı, bir sultana çok, iki sultana az bulmuştur.

*

Barbaros’un hayatını anlatan Ekrem Reşit: “Gözlerinin önünde, kıtaları, denizleri, kıyıları, uçsuz bucaksız ovalarıyla dünyayı canlandırıyor ve Doğu’dan Batı’ya,Okyanus’un ta ötesine,Yeni Dünya’ya kadar uzanacak muhteşem bir imparatorluğun hayalini kuruyordu. Bayrağını ve inancını Yeni Dünya’ya kadar götürmeyi ve burasını yiğit insanların ülkesi haline getirmeyi düşünüyor, Hindistan’ı fethetmeyi, Çin’e el atmayı planlıyordu” diyerek, tarihin döneminde, büyük fatihlerin gece gündüz gördükleri rüya olan, muhteşem bir vizyon ortaya koymaktadır.

*

Doğu’nun ve Batı’nın iç içe olduğu bir dönemde, her ülke var olmak için, bütün kuruluşlarıyla, Barbaros’un dünyayı bir bütün olarak görme vizyonunu, benimsemek zorunda kalacaktır. Barbaros’un iki dünyayı bütünleştiren düşünce ve eylem dünyasında, iyilikler paylaşılarak büyütülür, kötülükler yardımlaşılarak azaltılır. Barbaros iktidar sarhoşluğuna kapılmamış, güç zehirlenmesine düşmemiş, tarihin gördüğü ender zirve öncülerden biridir. O koca dünyayı avuçlarının içine alarak, zengin bilgi ve bilgelik birikimiyle, derin düşünceleriyle, cesur eylemleriyle, Akdenizi bir Türk gölüne, bir barış denizine dönüştürmesini bilmiştir.

*

İngiliz Denizci Ernle Bradford’ın, “Sultanın Amirali Barbaros Hayreddin” kitabında, ayrıntılı olarak ele aldığı gibi, Osmanlı Donanmasının kurucusu, Kuzey Afrika’nın koruyucusu Barboros, Akdeniz’in dört bir kıyısında, yer alan ülkelerde ve şehirlerde, tarihten silinmez izler bırakmıştır. O Akdeniz’de korsan gemilerinin dehşet saçtığı, barışın hiç bilinmediği yüzyıllarda, Akdeniz barışının en güçlü mimarı ve en büyük güvencesi olmuştur. Barbaros arkasında bir Cezayir devleti, bir Osmanlı donanması ve yüzlerce tersane bırakmıştır. Cezayir devleti yüzyıllarca, Akdeniz’in ekonomik ve kültürel yapısının, düzenleyici gücü ve güvencesi olmuştur.

*

Türkler Asya’nın içlerinden, Avrupa’nın içlerine kadar, sürekli hareket halinde olmuşlar, ezan okunan yeri vatan, ezan okunmayan yerde ezan okumayı görev bilmişler ve Viyana’ya kadar gitmişler. Türklerin dinamizminin temelinde, dünyayı bir mescit, ulaşılacak bir kızıl elma olarak görmeleri vardır. Onlar dünyayı atalarının “Yitik Cennet”inin bir sürgün yeri görerek, dünyada bir yolcu gibi olmuşlardır. Dünyayı yaşanır kılma, hayatı kolaylaştırma yolunda, kültürel değerlerini ve ekonomik zenginliklerini, kardeş bildikleri insanlarla, paylaşmaya büyük özen göstermişlerdir.

*

Dünyada devletlerin güçlü olmalarından önce, milletlerin güçlü olmaları önem kazanmıştır. Dünyanın her ülkesinde, silahlı güçlerin önlerinde devletler, silahsız güçlerin önlerinde milletler vardır. Devletler milletleri korumak için kurulmuşlardır. Devletlerin güçlü olmaları, milletlerin güçlü olmasının göstergesi değildir. Devletler ordularıyla coğrafyaların kalelerini, milletler üreticileriyle insanların gönüllerini kazanırlar. Ülkeler üreticileriyle bayraklarını, Washington’dan Moskova’ya, Rio De Jenerio’dan Pekin’e kadar, dünyanın bütün şehirlerine taşırlar.

*

Türkler tarihleri boyunca dünyanın bütün şehirlerinde, kendilerine alan açmaya çalışmışlardır. Onlar Anadolu’daki zenginliklerini paylaşmak için, Barbaros gibi bütün dünyayı ulaşılması gereken Yitik Cennet bilmişlerdir.

*

Yeni dünyada barışın güvencesi olmada, ülkeleri kazanan silahlı güçlerden daha çok, gönülleri kazanan silahsız güçler önem kazanmıştır. Artık kültürleriyle, ekonomileriyle dünyanın, her yerinde olmayan ülkeler, barışa hiçbir katkıda bulunamazlar.

*

İnsanlar silahlı güçlerden daha çok silahsız güçlere saygı gösterirler.Barışın güvencesi ve koruyucusu olmak isteyen ülkeler, silahsız güçleriyle, dünyanın her yerinde olmalıdırlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde olmanın yolu, denizlerde savaşmaktan değil, pazarlarda yarışmaktan geçmektedir.