Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ağustos 2020

40 yazı

1 Ağustos 2020, 14:15

DÜNYA İSMAİL'LERDEN DAHA ÇOK KOÇLARIN KURBAN EDİLDİĞİ KURBAN BAYRAMLARININ ÖZLEMİNİ ÇEKİYOR

Bilgi çağının bütün insanlık için, bir barış çağı olması beklenirken, bilgi çağı da, sanayi çağı gibi, bir savaş çağı olmuştur. Bilgi çağında ülkeler içindeki iç savaşlar,bütün ülkelerin savaştığı küresel savaşlara dönüşmüştür. Bilgi çağı insanlık tarihinin gördüğü, en kanlı iç savaşlar çağı olmuştur. Bilgi çağının ürünü kimyasal silahlarla, askerlerden daha çok, anneler, babalar ve çocuklar ölmüştür.

*

Barış çağlarınde anneler ve babalar, çocuklarından önce, savaş çağlarında ise, çocuklarından sonra ölürler. Bu yüzden, dünyada barışın koruyucusu, askerler değil, anneler ve babalardır. İnsanlık tarihi içinde, bir insanın hayatı çok önemli bir yer tutmaz. Ancak dünyada hiçbir kurumun gücü, savaşta ölen bir insanı geri getirmeye yetmez. Bunun için, dünyanın neresinde olursa olsun, bir genci öldüren, bütün anne ve babaları öldürür.

*

İnsanı öldürmenin büyük bir sanayiye dönüştüğü, insan hayatının hiç önemsenmediği bilgi çağında, Müslümanların "Kurban Bayramı", bütün dünyada barış bayramı olarak kutlanılmalıdır. Seküler dünyanın İsmail'leri öldürmek için, yüzen ve uçan ordulara sahip olduğu bilgi çağında, kutsal kültürden beslenen dünya, İsmail'leri yaşatmak için koç kurban eder. Koçları kurban etmesini bilmeyenler, gençleri kurban ederler. Dünyada savaş kurbanlarının sayısı, bayram kurbanlarının sayısıyla yarışnmaktadır.

*

Bilgi çağının bilimsel ve teknolojik gelişmeleri, savaş yanlılarının ellerine nükleer silahları verirken, barış yanlılarının ellerine toplumsal iletişim araçlarıyla, dünya ölçeğinde haberleşme ve yardımlaşma gücü vermiştir. Bilgi çağında savaşı savunanların şehirleri yakıp yıkan "Toptan Savaş" stratejilerine karşı, barışı savunanların insanları koruyan "Toptan Barış" stratejileri geliştirmeleri gerekmektedir. Ulaşılmayacak bilginin, görüşülmeyecek kişinin, olmadığı bilgi çağında, güzel savaş, çirkin barış yoktur.

*

Hacerler seslerini duyurmak için yollara düşmezlerse, İbrahimler şehirlerin meydanlarını doldurmazlarsa, Kurban Bayramlarında koçlar değil, İsmailler kurban edilir. Bütün savaşlarda en çok anneler ve babalar ağlar. Savaşları yöneticiler başlatırlar, yönetilenler durdururlar.

*

Savaşlardan ülkelerin bütün kesimleri etkilenir. Bir savaşın hem yerel, hem küresel boyutları vardır. Bilgi çağında her savaş, bir dünya savaşıdır. Hiçbir ülke savaşın dışında kalamaz, her ülke savaştan zarar görür.

*

Kurban Bayramı, hayat bayramıdır. Her kurbanla bir İsmail değil, binlerce İsmail hayat bulur. Bir koç kurban eden, bin İsmail'e can verir. İnsanları sevmeyenler,hayvanları severler.

*

Kurban bayramlarında bir kurban bin hayat kurtarır.Koçları kurban etmeyenler, koç gibi gençleri kurban ederler.

3 Ağustos 2020, 12:48

ŞAİRLER HEM GEÇMİŞ HEM GELECEK YÜZYILLARI YAŞADIKLARI YÜZYILA TAŞIRLAR

Çarşılarında doğruluk alınan, dürüstlük satılan şehirler, medeniyetlerin yüzleri, şiirleri karamsarlıkla başlayıp, ümitsizlikle bitmeyen şairler sözcüleridir. Nasıl bulutlar yağmurların habercileriyse, şairler de güzelliklerin habercileridir. Anadolu’nun şiir dünyasında, şiirin ulaşılmaz zirveleri olmasaydı, bugün bütün dünyayı kucaklayan, bir Semerkant, bir Eskişehir, bir Bursa, bir Konya, bir İstanbul, bir Saraybosna olmazdı. Şairler yarınların habercileridir.

*

Kusursuz bütün, değerli parçalardan oluşur. Sağlam parça olmadan, sağlıklı bütün olmaz. Parçada kaybolmamak, bütündeki yerini güvenceye almak için, şairler bilim ve sanattan yararlanırlar. Bilimdeki gelişmeleri yansıtmayan şiir temelsiz, sanattaki yenilikleri izlemeyen şiir derinliksiz olur. Hayatın her boyutunda var olan şiir, sanatı bilimle, bilimi de sanatla harmanlayan şiirdir. Şairler bir edebiyatçı oldukları kadar, aynı zamanda bir düşünür olmak zorundadırlar.

*

Dünyanın her yerinde düşünür şairlerin şehirleri, gönüllerinde taşıdıkları şiirleridir. Onlar hem şehirleri, hem de gönülleri şiirleriyle fethederler. Anadolu’nun sesi olan şairler, gönüllerle birlikte şehirleri de fethetmesini bilen şairlerdir. Yunus gibi şairler doğdukları şehirlerde olduğu kadar, sevildikleri şehirlerde de anılırlar. Onların düşünceye düşünce katan, hayata canlılık kazandıran kitapları, dünyanın her yerinde konuşulur. Edebiyatçılar kitaplarıyla yaşadıkları gibi, şehirleriyle de yaşarlar.

*

Arayış içinde, sorgulayıcı ruh, Sezai Karakoç’un dizeleriyle tekrarlanırsa: Kafka’yı kemirmiş, Camus’u tedirgin etmiş, Heidegger’i düşündürmüş, Kierkegaard’ı bunaltmış, Schopenhauer’ı öfkelendirmiş, Nietzche’yi savaşçı yapmış ve Faulkner’ı sarhoş etmiştir. Derin metafizik bunalımlar yaşayan edebiyatçılar, bildikleriyle, bildirilenlerle yetinmeyip, daha fazlasını bilmek istemişlerdir. Onlar iki dünya arasındaki uyum ve düzenin, yorulma bilmeyen mimarları olmuşlardır.

*

Cahit Zarifoğlu: “Sanat insanın sesidir. Bu sesin ebediliğe perçinlenmesidir. Sanatçı ise, bu işin ustası. O kendi sesini duyururken, aslında yalnız kendi sesini duyurmuş olmuyor, bütün insanlığa özellikle kendi toplumuna da sözcülük etmiş oluyor” demektedir. Sanat ve edebiyat aynı zamanda, ölümsüz ruhun sesidir. Ölümsüz sanat, ruhun ölümsüzlüğünü yakalayan sanattır. Bu bağlamda “Ruh biziz ölümsüzlük bizdedir” diyen şiir, bütün sanatların anasıdır.

*

Şairlerin şairliği, değişik çiçeklerden yararlanarak, yalnızca kendi ballarını yapan arılar gibi olmalarından kaynaklanır. Şiirin gücü, insanda gizli olan, gizemli birikimi açığa çıkarmasında yatar. Şiir iki dünyayı bütünleştiren, iki dünyadan haberler veren, kıyıları olmayan bir denizdir. Denizin derinliklerine inmeden, şiirin zirvelerine ulaşılamaz. Düşünce denizlerinden, eylem dağlarına, uzun ve yorucu yolculuklara çıkmayanlar, ölümsüzlüğün şiirini yakalayamazlar.

*

Dünyanın dönüştürücü şairleri, insanlara görmediklerini gösteren, düşünmediklerini düşündüren, yapmadıklarını yap- tıran şairlerdir.

*

Şair dünya ise, İstanbul şiirdir. Şair İstanbul ise, Süleymaniye şiirdir. Şehirler medeniyetlerin, şiirler kelimelerin bestesidir.

*

Şiir zamanın aynası, şair yarının habercisi olmak zorundadır. Ölümsüzlük zamanın ruhunu yansıtan şiirle yakalanır.

*

İnsanların gönüllerdeki şiiri bulan şairler, şiirleriyle insanların gönüllerinde vazgeçilmez bir yer tutarlar.

4 Ağustos 2020, 12:21

DÜNYADA HER CAMİ BİR AYASOFYA HER AYASOFYA AÇIK BİR MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ OLMALIDIR

Dünyanın her yerinde üniversitelerin ana görevi, gençlerin bilgilerini zenginleştirmek, gönüllerini genişletmek ve onlara bir medeniyet bilinci kazandırmaktır. İster üniversite öncesinde, isterse üniversite sonrasında olsun, eğitimin değişik alanlarına yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır. Türkiye'nin geleceğinin geçmişinden, daha üretici kılınması sürecinde, eğitimin sağladığı katma değer yanında, diğer alanların katma değeri çok düşük kalır.Türkiyede her cami Ayasofya gibi, açık bir medeniyet üniversitesi olmalıdır.

*

Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, gençlerin tutum ve davranışlarını belirleyen bilgiler ve bilgelikler, zaman ve mekana bağlı olmadan, isteyen herkese, özgür bir ortamda, karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde aktarılmalıdır. Eğitim zaman zaman öğretenlerin öğrenci, zaman zaman da öğrencilerin öğretici olduğu, hayat boyu devam eden kesintisiz bir öğrenme sürecidir. Bu öğrenme sürecinde, camilerin vazgeçilmez bir yeri vardır. Her cami Ayasofya'yı örnek alarak, toplumun odak noktasında yer alan, çok fakülteli bir açık üniversite olmayı bilmelidir.

*

Tarih boyunca eğitimde ana yöntem, yüz yüze bilgi alışverişine dayanan sohbet olmuştur. Herkese her zaman açık, sohbet mekanlarının başında camiler gelir. Türkiye'de girişimcilik kültürüne yeni boyutlar kazandırabilmek için, geçmişte olduğu gibi, bütün camilerin, açık bir üniversiteye dönüştürülmeleri gerekir. Eğitimle insanın gönlünde yatan aslanlar uyandırılır. Elbette yalnızca eğitimle girişimci olunmaz. Ancak, girişimcilerin büyük çoğunluğu, eğitimlilerin arasından çıkar.Eğitim uzun dönemde getirisi en büyük olan kültürel sermayedir.

*

Öğrenmesini bilenler, yoksul düşmedikleri gibi, kendileriyle birlikte çevrelerini de değiştirirler. Çünkü eğitimsizliğin üstesinden gelenler, tüketimde değil, üretimde işbirliği yaparlar. Üretimde işbirliği yapanlar, karşılaşılan sorunlara birlikte çözüm bulmasını ve paylaşmasını bilirler. Onlar en ümitsiz durumlarda bile, ümitlerini yitirmeyerek, karşılarına çıkan engelleri aşmanın, yöntemlerini her zaman her yerde geliştirirler. Öğrenmesini öğrenenler, aradıkları kaynakları bulurlar, buldukları kaynakları değerlendirirler.

*

Eğitimli insanlar doğru düşünürler, doğru düşünenler eğitimlidirler. Eğitimliler yanlışta birleşmezler.Dünyada doğru düşünmek, doğruyu aramak, doğrulukta yarışmak, herkesin görevidir.

*

Doğru düşünenlerin azınlıkta olduğu bir toplumlarda, iyilikler özendirilmez, kötülükler önlenmez. Ve hayatın hiçbir alanında gelişme olmaz.

*

Cami ve çarşı arasındaki uyum ve düzen eğitimle sağlanır. Camisiz kültür, çarşısız ekonomi zenginleşmez.

5 Ağustos 2020, 12:08

SOHBET MEDENİYETİNDE BİLGİLER BİLGELİKLERE DÜŞÜNCELER EYLEMLERE DÖNÜŞTÜRÜLÜR

Sohbet ustalarının oluşturduğu manyetik alan içinde, daha önce hiç görüşmemiş olan insanlar, kısa zamanda, birbirlerinin kardeşleri olduklarının bilincine varırlar. Onlar nerede olurlarsa olsunlar, çevrelerinde, gizemli bir çekim alanı oluştururlar. Onların çevrelerindeki sevgi zincirleri, suya atılan taşların oluşturdukları halkalar gibi, genişleyen dalgalar halinde yayılır. Sohbetle dostluk zincirlerinin halkaları birbirlerine bağlanır. Sohbet gönülden gönüle köprü kurma usatalığıdır.

*

Anadolu insanının medeniyeti bir sohbet medeniyetidir. Sohbet halkalarında,bilgiler bilgeliklere,bilgelikler bilgilere, düşünceler eylemlere, eylemler düşüncelere dönüşür. Tarih üzerine sohbet etmek, edebiyat üzerine sohbet etmek, mimari üzerine sohbet etmek ve musiki üzerine sohbet etmek, bir medeniyeti medeniyet yapan değerlerin hayata kazandırılmasıdır. Sezai Karakoç''un vurguladığı gibi: “Hayat düşünce üretir, düşünceden hayat doğar. Bu, bir yaradılış mucizesidir.” Hayat sohbetle, sohbet hayatla zenginleşir.

*

Sohbet medeniyetinin, sohbet ustalarının sohbetlerinde, susarak konuşulur, konuşarak susulur. Onlar en küçük bir iyiliğin ve en küçük bir kötülüğün karşılıksız kalmayacağını bildikleri için, eylemleriyle konuşurlar. Görünen dünyayı, görünmeyen dünyanın sohbet alanı gören, sohbet medeniyetinde, düşüncesiz eylemin gücü, eylemsiz düşüncenin etkisi olmaz. Sohbet medeniyetinde düşünce ekenler, eylem biçerler, eylem biçenler düşünce ekerler. Düşünce ve eylem, bilgi ve bilgelik gibi, sohbetin birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılmayan ayrı iki yüzüdür.

*

Cahit Zarifoğlu “Yaşamak” isimli kitabında,Anadolu Bilgesi ve Sohbet Ustası Fethi Gemuhluoğlu'nun katılanlara büyük sorumluluklar yükleyen, doyumsuz sohbetlerini çok çarpıcı bir dille anlatır. Zarifoğlu Gemuhluoğlu ile bir sohbetin ardından, “iki üç saat süren sohbetlerinden sonra, gafletimizin derinliklerinden çıkarıp, kalbimizin ve omuzlarımızın üzerine koyduğu sorumluluğumuzun tahammül edilmez ağırlığı ve hüznü içerisinde evlerimize dağılırdık” diyerek, nasıl bir sorumluluk yüklenildiğinin dehşetini duyar.

*

Gökkubbenin altından sohbet ustaları, hiçbir zaman eksik olmaz. Allah gökkubbenin altını hiçbir zaman boş bırakmaz. Görünmeyen bir üniversite benzeyen Allah dostları güneş gibi, bir şehirde batarlarsa, başka bir şehirde doğarlar. Aslında gönül dünyasının eşşiz mimarları ölmez, onların sohbet halkaları kuşaktan kuşağa genişleyerek devam eder. Çünkü sohbet medeniyetinde, konuşanlar ölür, konuşulanlar ölmez. Konuşulanlar dilden dile, gönülden gönüle aktarıla aktarıla ölümsüzleşir.

*

Sohbet medeniyetinde insanlar, öğrenmesini kitaplardan daha çok, sohbetlerden öğrenir. Kitaplar okuyanlara bilgi kazandırırken, sohbetler dinleyenlere bilgelik kazandırır.

*

Sohbet medeniyetlerin rüyalarının şiiridir. Edebiyat rüyaların medeniyete dönüşmesidir. Rüyasız medeniyet, şiirsiz edebiyat olmaz.

*

Hayatı zenginleştiren düşünce ve eylem, bilgiden önce bilgelikle yeni boyutlar kazanır.

*

Sohbette insanlar arasında, iletişim ve etkileşim, doruk noktasına ulaşır.

6 Ağustos 2020, 12:27

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA DOYULAN ÜLKE DOĞULAN ÜLKEDEN ÇOK DAHA ÖNEMLİDİR

Yirminci yüzyıl dünyada savaş yüzyılı olduğu kadar, göç yüzyılı olmuştur. Dünyada pek çok ülke arasında, büyük göç hareketleri yaşanmıştır. Balkan ülkelerindeki Türkler Anadolu’ya göç ederlerken, Avrupalılar Amerika’ya göç etmişlerdir. Nasıl Türkiye’de bir Bosna, bir Arnavutluk, bir Kırım varsa, Amerika’da bir İngiltere, bir Almanya, bir İtalya vardır. Avustralya’dan Arjantin’e kadar, her ülke bir göçmenler ülkesidir.

*

Dünyada göç ve göç kültürü denilince, hemen akla ilk Müslümanların Mekke’den Medine’ye göçleri gelir. Hicretin Müslümanların tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Hicretle ilk Müslümanlar Mekke’deki etkisiz pasif konumlarından, Medine’deki etkili aktif konumlarına yükselmişlerdir. Tarihteki pek çok örnekte açıkça gözlendiği gibi, göçler toplumların gizil güçlerinin, açığa çıkarılmasının en önemli aracı olmuşlardır. Göçte güç vardır, göç edenler güçsüz düşmezler.

*

Türkler tarihleri boyunca göçlerle iç içe yaşamışlar, sürekli bir coğrafyadan bir coğrafyaya göç etmişlerdir. Türklerin devlet kurmadaki başarıları, kendilerini savunmadaki ustalıkları, ordu millete dönüşmeleri, göç kültürüyle yoğrulmalarından kaynaklanır. Göç etmesini bilen toplumlar, Türkler gibi, ellerindeki kaynakları heder etmeden, değerlendirmesini bilirler. Nasıl akan sular kir tutmazlarsa, göç eden toplumlar üretmesini bilirler.Üretenler hiçbir zaman yoksul düşmezler.

*

Göç kültürü güç kültürüdür. Göç etmesini başaran güçlü olmasını başarır. Göç etmede en büyük risk, hiç risk almamaktır. Doğduğu coğrafyalardan ayrılmayı göze alamayanlar, başka coğrafyalara giden yolları açamazlar. Bunun için Türkler, bayraklarının dalgalandığı coğrafyayı vatan, dünyanın her yerinde bayraklarını dalgalandırmayı görev bilmişlerdir. Orta Asya’dan Küçük Asya’ya göç eden Türkler, her zaman hareketin olduğu yerde, bereketin olduğuna inanmışlardır.

*

Türklerin büyük göçlerin yaşandığı, göçlerle dolu bin yıllık tarihleri boyunca, vatanları yanlarında taşıdıkları bayrakları olmuştur. Bayrakların gücü devletlerinden, devletlerin gücü toplumlarından, toplumların gücü birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışmadan kaynaklanır. İbn Haldun’un Mukaddime’de, büyük bir gözlem gücüyle ortaya koyduğu gibi, göçebe toplumlar paylaşmada, iş bölümü ve iş birliği yapmada, yerleşik toplumlardan çok daha başarılı olmuşlardır.

*

Yirminci yüzyılın ilk yarısında Anadolu’ya çekilen Türkler, ikinci yarısında Avrupa’ya açılarak, Türkiye’nin ekonomik, siyasal ve kültürel yapısını değiştirmişlerdir.

*

Yirmi birinci yüzyılın başında Batı'dan yardım alann Türkiye, aynı yüzyılın sonunda, Batı'ya yardım eden Türkiye’ye dönüşmüştür.

*

On yedinci ordularıyla Viyana’ya giden Türkler, Yirmi birinci yüzyılda girişimcileriyle,dünyanın her şehirine gidiyorlar.

*

Siyasal sınırların önemini yitirdiği dünyanın yeni fatihleri, üreten eller olmasını bilen girişimcilerdir.

*

Girişimcilerin ellerinde yer altındaki kaynaklar,yer üstündeki ürünlere dönüşürler.

7 Ağustos 2020, 13:32

DÜNYADA HİÇ KİMSE HİROŞİMA'DA JAPONLARIN ÖLDÜĞÜ GİBİ ÖLMESİN HİÇ KİMSE JAPONLARIN GÖRDÜĞÜNÜ GÖRMESİN

Dünyada ilk defa atom bombası, 75 yıl önce Ağustos ayında, Amerikalılar tarafından, Japonya'nın Hiroşima şehrine atılmıştır. Hiroşima'nın ardından, üç gün sonra ikinci atom bombası Nagasaki''ye atılıyor. Japonya'nın iki kentinin haritadan silinmesi ve 140 bin sivil Japon'un ölmesiyle, Japonya kayıtsız ve şartsız Amerika'ya teslim olmuştur. İki atom bombası Japonya'yı ve savaşı bitirmiştir.

*

Büyük düşünür ve şair Sezai Karakoç'un “Kutsal At” şiirinde Cezayirliler için söyledikleri, Bosnalılar, Filistinliler,Afganlılar, Iraklılar,Suriyeliler,Lübnanlılar ve daha çok Japonlar için geçerlidir. Gerçekten dünyada kimse Hiroşima'da ve Nagasaki'de, Japonların gördüklerini görmemiştir. Dünyanın hiçbir yerinde, kimse Japonların Hiroşima'da ve Nagasaki'de, öldükleri gibi ölmemiştir. Japonya'ya atılan atom bombaları insanlık tarihinde bir dönüm noktası olmuştur.

*

Einstein'in ünlü maddenin enerjiye dönüşme formülünü keşfetmesinden sonra, onun kışkırtmasıyla,Amerika dünyanın önde gelen fizikçilerini bir araya toplamış ve iki şehirin yok oluşunun yolunu açmıştır. Ekibin yöneticisi Robert Oppenheimer, atom bombalarının atılmasının sonuçlarını gördükten sonra, “Ben ölümün kendisi, dünyaların yok edicisi oldum” diyerek, büyük pişmanlık duymuştur. Fizikçilerin sınırsız enerji elde etme hırsı, iki şehiri nerdeyse haritadan silmiştir.

*

New Mexico çölünde, 1945 yılında, atom bombasının denemesine katılan fizikçiler ve generaller, bombanın patlamasıyla birlikte oluşan büyük bir gürültü ve ışıktan dehşete kapılırlar. Onlar farkında olmadan, dünyayı yok edecek, büyük bir enerjiyi ortaya çıkarmanın sorumluluğunu yüklenmişlerdir. Ünlü fizikçiler, Kıyamet'ten bir sahne olan, iki büyük kentin yok oluşunun öncüleri oldular.

*

Bütün insanlığın geleceğini tehdit eden dehşet verici nükleer silahlarla, dünya yeni bir çağa, bir atom çağına girmiştir. Büyük dinlerin ortaya çıktığı, beş bin yıllık insanlık birikiminin, seküler Batı kültürünün geliştirdiği silahlarla, kısa zamanda toz ve duman bulutuna çevrilip, yok olup gitmemesi için, bütün aydınlara büyük sorumluluklar düşmektedir. Hiroşima ile başlayan korku çağı, umut çağına dönüştürülmelidir.Dünya Hiroşima'dan gereken dersi almamıştır. Küçük Hiroşima'lar birbirini izlemektedir.

*

Korku çağını, umut çağına dönüştürmede, Harvard Felsefecisi A.N. Whitehead''in vurguladığı gibi: “Yeni bir bakış açısı, yeni bir bilim ve teknolojiden çok daha önemlidir.” Yirmi birinci yüzyılın bir barış yüzyılı olabilmesi için, dünyanın yeni silahlardan daha çok yeni düşüncelere, yeni bakışlara, yeni yaklaşımlara, yeni paradigmalara ihtiyacı vardır.

*

W. Faulkner, Oxford Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada, insanlığı atom bombalarının değil bitmeyen tükenmeyen şavaşların tehdit ettiğini vurgulamıştır.

*

Dünyayı nükleer silahlardan önce Kıyamet günü yoksa, her gün Kıyamet günü olmalı, diyen seküler paradigma tehdit ediyor.

*

Dünyada toplu ölümlere, toplu göçlere yol açan savaşlar,birbirini izliyor,milyonlarca insan göçmen kamplarında yaşıyor.

*

Yeni Hiroşima'lar olmaması için,Hiroşima yeni paradigma arayışlarının miladi olmalıdır.

7 Ağustos 2020, 17:47

SEZAİ KARAKOÇ'UN "KUTSAL AT" ŞİİRİNDEN ALTI DİZE

-------------------------------------------------------------------------------- "CEZAYİR'DE ATLARIN / GÖRDÜĞÜNÜ KİMSE GÖRMEDİ / KİMSE BU ÖLÜMLERLE / CEZAYİR'Lİ GİBİ / VE CEZAYİR'Lİ KADAR / ÖLMEDİ"

8 Ağustos 2020, 13:05

TURAN DÜNYASININ DOĞU TÜRKİSTAN'I ÇİN'NİN KALİFORNİYA'SIDIR

Büyük Türkistan Asya'nın olduğu kadar, dünyanın her yeri gören, her yerden görülen kubbesidir. Çünkü kültürlerin harman olduğu Turan coğrafyası, Rus, Çin ve Hint toplumlarının düğüm noktasıdır. Afrika, Avrupa ve Asya üçgeninde, Türkiye dışında Doğu Türkistan kadar stratejik öneme sahip başka bir ülke yoktur.Dünyada Büyük Türkistan kubbe, Doğu Türkistan minaredir. Bu yüzden Osmanlı coğrafyası gibi, Turan coğrafyası onlarca ülkeye bölünmüştür.

*

Haritalarda Büyük Türkistan'ın yerinde Doğu Türkistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kuzey Afganistan olmak üzere yedi ülke görülür. Ancak Doğu Türkistan, 1949'da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edilmiştir. Doğu Türkistan'daki "Sinkiang Uygur Özerk Yönetim"i, işgalden altı yıl sonra kurulmuştur ve büyük baskı altındadır.Ancak yeni düz kare dünyada, demokrasi düşmanı dayatmacı,tek parti yönetimlerine yer yoktur.Doğu Türkistan ve Tibet er ya da geç bağımsız olacaktır.

*

Doğu Türkistan'da bağımsızlık için direnen güçlerin,Çin'i baskı altınada tutmak için, bütün ülkeler tarafından desteklendiğini biliniyor. Bu yüzden dünyadaki Doğu Türkistanlıların çalışmaları, bütün ülkeler tarafından izleniyor.Doğu Türkistan'a bağımsızlık yolunu, silahlı sert güçler değil, silahsız esnek ve akıllı güçler açacaktır.Kare dünyada yararlı silahlı savaş, zararlı silahsız barış yoktur. Tayvan gibi Honng Kong da Çin'den ayrılacaktır.Hong Kong'un demokrasi savaşı,Doğu Türkistan'nın demokratik bağımsızlık savaşının yolunu açacaktır.

*

"Doğu Türkistan Cumhuriyeti"nin son yöneticisi,"Unutulan Vatan:Doğu Türkistan" kitabının yazarı, İsa Yusuf Alptekin Türkiye'ye sığınmak zorunda kalmıştır.Türkiye masa tenisi diplomasisiyle, başlayan gelişmeler sonucu, Batı ülkeleriyle birlikte 1970 yılında Çin'i tanımıştır. Çin'le Türkiye'nin diplomatik bağları çok yeni olsa da, iki bin yıllık bir tarihi geçmişi vardır. Uzaydan görülen tek insan yapısı olarak bilinen, binlerce kilometrelik "Çin Seddi"nin, Türkler'e karşı yapıldığını, bütün dünya bilir.

*

Geçmişte Çinlilere kendilerini savunmak için, büyük duvarlar yaptıran Türkler, Doğu Türkistan'daki Uygurların temel hak ve özgürlüklerini dünya gündemine getirmeye çalışıyor.Asya'nın kalbindeki Anadolu'nun sorunlarını, uluslararası platformlara taşıyan Türkiye, Avrupa'daki Türkler'in kültürel haklarını savunmada ve ihtiyaçlarını karşılamada, önemli adımlar atıyor. Avrupa'da elli milyon Müslüman ve on milyon Türk yaşıyor. Türkler bin yıldan beri Avrupa topraklarındalar.

*

Asya ile Avrupa'yı yakından tanıyan Mehmet Öğütçü, "Geleceğimiz Asya'da mı?" isimli kitabında, Avrupa ve Asya ekseninde Türkiye'nin önüne çıkan tehdit ve fırsatları ele alıyor. Üç kıtanın yükselen yıldızı Türkiye'dir.Türkiye Asya ile Avrupa arasında köprü ülke değil, merkez ülkedir.Türkiye Asya'nın en Doğusunda Avrupa'nın en Batısındadır.Hem bir Avrupa hem de bir Asya ülkesidir.

*

Türkiye'nin gücü, Asya'nın en Batı'sı, Avrupa'nın da en Doğu'su olmasında gizlidir. Türkiye Türk Cumhuriyetlerini Avrupa'ya, Avrupa'yı Asya'ya açacak ana ülkedir. Türkiye'nin Avrupa'daki ağırlığı kendinden önce, temsil ettiği Türk Cumhuriyetlerinden ve İslam dünyasından kaynaklanmaktadır. Doğu Türkistan'ın dünyada, ayrı bir yeri ve önemi vardır. Çünkü "Uygur Özerk Bölgesi", geleceğin büyük üretim gücü Çin'in içinde, ancak Çin'den ayrı bir güç odağıdır.

*

Doğu Türkistan zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarıyla, yalnızca Çin'in değil, bütün Asya'nın Kaliforniya'sıdır. Türk dünyası üç kıta ve iki denizin merkezinde, Amerika ve Çin arasında en büyük dengeleyici güçtür.

*

Çin ve Doğu Türkistan arasındaki çatışma 1757'den beri devam etmektedir. Abdülhamit 1866'da kurulan bağımsız devlete, el uzatmış ve yeni kurulan devleti, yalnız bırakmamıştır.

*

Turan dünyasında Doğu Türkistan Anadolu, Anadolu Doğu Türkistan'dır.Türkler dünyayı bir hilal gibi kuşatmışlardır.

*

Doğu'dan Batı'ya akan Türk ırmağı, Doğu Türkistan'dan doğar.

*

Asya'nın Avrupa'ya yürüyüşü Doğu Türkistan'dan başlar.

*

Doğu'dan Batı'ya yürüyüşte, bütün dünya Turan'dır.

*

Kare dünya her ülkenin,yeri olan dünyadır.

10 Ağustos 2020, 14:08

SAVAŞ DÜNYASINI BARIŞ DÜNYASINA SEVGİYLE SİLAHLANARAK ÜRETMESİNİ BİLENLER DÖNÜŞTÜRÜR

Anadolu'nun bin yıllık tarihinde, omuzlarında kitap taşıyanların düşünce ve eylem dünyalarında, bir insanı öldürmekle bütün insanlığı öldürmek arasında fark gözetilmez. Yunus'un şiirleriyle yoğurulan Anadolu insanı, dünyayı Cehennm'e dönüştürmek için değil, Cennet'e dönüştürmek için var olduğuna inanır. Onun çok boyutlu sevgi dünyasında, savaşın iyisi barışın kötüsü yoktur, iyilik arayan iyilik, kötülük arayan kötülük bulur.

*

“Sebeb Ey” diyen, Erdem Bayazıt'ın kavramlarıyla söylenirse: Anadolu insanının "Sevelim sevilelim" diyen, sevgi dünyası “Hint Okyanusu gibi derin"dir. O Ferhat'a dağı deldiren Şirin, Yahya Kemal'e "Süleymaniye'de Bayram Sabahı''nı yazdıran Sinan'dır. Onun alnının coğrafyası, Anadolu gibi zengindir.O zorlaştırmaya değil kolaylaştırmaya, nefret ettirmeye değil sevdirmeye, çirkinleştirmeye değil güzelleştirmeye çalışır.

*

Dost dost diye, kan kardeşlerinden önce, yol kardeşlerine sarılan,Anadolu insanına,yol ve yön gösteren kutup yıldızlarının başında,ben savaş için değil, barış için geldim diyen Yunus gelir. Anadolu'da insanlar varlığa sevinilmezler, yokluğa yerinilmezler, dünyayı gelip geçici bir oyalanma alanı olarak görürler. Bunun için Eskişehir'in Yunus'u, Anadolu insanının özü ve özetidir.

*

Yunus Anadolu insanının seven gönlü, düşünen aklı ve konuşan dilidir. Onun dünyasında düşmanlığa yer yoktur.Yunus ömrünü dostlarını sevmeye ve sevdirmeye adamıştır. Onun yolunda dostluk iman için bilinir. Allah için dost olunur. Allah'ın sevdikleri sevilir. Allah sevdiklerini hiçbir zaman yalnız bırakmaz.Onun verdiğini kimse alamaz, vermediğini kimse veremez.

*

Dost olmasını bilenler, Mecnun'a Allah'ı bulduran Leyla'nın peşine düşerler. Anadolu insanını Leyla'sı,Ezanı üç kıtaya taşımasını, üç kıtada okumasını bilen Türkler'in, Doğu'dan Batı'ya sürekli, yer değiştiren kızıl elmasıdır. Düz kare dünyada kızıl elma Roma'dan Washington'a gitmiştir, Moskova'ya gitmiştir,Pekin'e gitmiştir.

*

Yunus görünen dünyada üretimekle, görünmeyen dünyada vermekle yol alınır diyerek, gerçek bilgeliğin, sevgiyle kazanılabileceğini, şiirlerinde sürekli vurgulamıştır. Onun pazarında sevgi alınır, sevgi satılır, sevgiden terazi tutulur, sevgi sevgiyle tartılır ve dünya sevgiyle yaşanır kılınır.

*

Yunus savaşların birbirini izlediği dünyada, barışa giden yolun, açgözlülükten değil tokgözlülükten, tüketmekten değil üretmekten, almaktan değil vermekten geçtiğini,bütün şiirlerinde büyük bir ustalıkla anlatmıştır.

*

Anadolu insanının kültüründe, sevgiyle silahlanarak, üretmenin coşkusunu kazanmanın, hayati bir önemi vardır.

*

Kare dünyada kızıl elmaların yolları, her alanda kusursuz üretim yapmasını bilenlere açılır.

11 Ağustos 2020, 13:36

BÜTÜN KRİZLER İHTİYAÇLAR SINIRSIZDIR BÜYÜME SONSUZDUR DİYENLERDEN KAYNAKLANIR

Yıldan yıla daha karmaşık, daha birbirine bağımlı, bir ekonomik yapı kazanan dünyanın, karşı karşıya olduğu sorunların başında, sonu gelmez sınırsız ihtiyaçlardan kaynaklanan, aşırı gösteriş tüketimi gelmektedir. Hem Kuzey'in zengin, hem de Güney'in yoksul ülkelerinde insanlar, teknolojik yeniliklerle durmadan büyütülen, ihtiyaçların baskısı altında ezilmektedir. Toplumların bütün kesimleri devletler gibi, sürekli yeni boyutlar kazanan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, durmadan borçlanmaktadırlar.

*

Ekonomi'den sosyoloji'ye bütün bilimlerin uzmanları, insanlığı tehdit eden, küresel iklim değişiklerine hiç kulak asmadan, Kuzey ülkelerinin gösteriş tüketimlerini karşılamak için, dünya ölçeğinde yarışmaktadır. Metafizik dünyayla bağlarını koparan yalnızca fizik dünyaya odaklanan seküler insan, Geothe'nin ünlü Faust'u gibi, sınırsız isteklerini karşılamak için, ruhunu teknolojik yeniliklere satmıştır. Bilimsel araştırmalarla,sürekli kan tazeleyen aşırı tüketim, dünyayı krizden krize sürüklemektedir.

*

İhtiyaçların yapısı ve aralarındaki hiyerarşi konusunda, Gazali'den Maslow'a kadar pek çok düşünür, farklı açılardan bakarak, ilginç değerlendirmeler yapmıştır. Belirli aralıklarla tekrarlanan ve etkilerini dünya ölçeğinde gösteren krizler, bir bulaşıcı hastalık gibi, bütün dünyaya yayılan, İngiltere'den Amerika'ya kadar, çok sayıda ülkenin ekonomisini yatağa düşüren, gereksiz tüketimden, silahlanmadan ve savaşlardan kaynaklanmaktadır.

*

Başta Amerika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere, bütün ülkeler tüketimi dizginlemek,silahlanmayı sınırlamak,savaşları önlemek yerine, sınırlı dünyada gerçekleştirilmesi, hiçbir zaman söz konusu olmayan, sonsuz büyümenin peşinden koşmaktadırlar. Batı dünyası, dünyanın doğal kaynaklarını sorumsuzca tüketmeye devam ederse, Afrika'da,Asya'da ve Latin Amerika'da, açlıkla savaşan insanların, sayıları katlanarak artacaktır.Asya ve Afrika Avrupa'yı,Latin Amerika ve Çin Amerika'yı işgal edecektir.

*

İnsanlar aşırı, gereksiz ve yararsız tüketimin kamçılayıcıları olan, küresel kuruluşların elinde, satın al denileni satın alan, tüket denileni tüketen bir robota dönüştürülmüşlerdir.Tüketim kültüründe, yaşı ve mesleği ne olursa olsun, her insanın değeri, ürettiği ürünlerle değil, tükettiği ürünlerle belirlenmektedir.

*

Aşırı tüketimi özendiren ortamda, bütün insanlar lonesco'nun gergedanları gibi yığınlar ya da Kafka'nın hamam böcekleri gibi, tek tek gerçek hayata yabancılaşmaktadır. Gereksiz tüketimle, gösteriş harcamalarıyla,ölü yatırımlarla, doğal kaynaklarla birlikte, insanlar da tüketiliyor.

*

Bütün insanlığın istediği, yaşanabilir bir dünyayı inşa edecekler, yapay ihtiyaçları büyüterek, kazançlarını katlayarak artıran, çokuluslu ve küresel sermayeyle beslenen, kar amaçlı kuruluşlar olmayacaktır.

*

Gösteriş tüketimi ve savaş yüzyılında, insanlık yaşanabilir dünyanın yolunu ve yönünü gösteren pusulayı yitirmiştir. Ekseni kayan dünyada, en ağır bedeli, Müslüman ülkeler ödemektedir.

*

Yaşanabilir dünyanın mimarları, tüketim sarhoşu olmayan, üretmeden tüketmeyen, Yunus'lar, Mevlana'lar, Hacı Bektaş'lar,Hacı Bayram'lar olacaktır.

12 Ağustos 2020, 12:40

SİYONİST YAHUDİLER İÇİN KUTSAL ÜLKE AMERİKA'DIR KUTSAL ŞEHİR NEW YORK'TUR

İnsanların vizyon kazanmalarında, dünyada kendilerini bir yolcu gibi görmeleri ve bir yolcu gibi yaşamaları büyük önem taşır. Çünkü vizyon bugüne değil, geleceğe bakma ve geleceği öngörme yeteneğidir. Geleceği ise, sınırların dışına çıkarak düşünmesini bilenler görürler. Sınırlarının dışına çıkmayan ülkeler sınırlarını, kuruluşlar güçlerini korumakta güçlük çekerler. Sınırsız dünyada sınırlar ve güçler, sınırların dışına çıkılarak korunurlar.

*

Siyasal sınırların çok önemsendiği ülkelerde,kuruluşların sınırları aşarak, ekonomik sınırlarının genişletmesi çok zordur.Türkiye gibi, göç içinde yoğrulmuş, yüzyıllar boyunca sınırları hem büyümüş, hem küçülmüş ülkelerden çıkan kuruluşlar,"Başka yerde şubemiz yok" anlayışını kolaylıkla yıkarlar ve bütün dünyaya açılırlar.

*

Sınırları aşmasını bilme söz konusu olduğunda akla Müslümanlar ve Hristiyanlardan önce, Yahudiler gelir. Yahudiler, Amerika'ya Hristiyanlarla birlikte göç etmeye başladılar. Yahudiler New York'a Hollanda kolonisi olduğu dönemde yerleştiler. Amerika'nın kurumlarında ve kuruluşlarında, kendilerine sağlam yer edindiler.

*

New York'un Hollanda Eyalet Valisi Peter Stuyvesant döneminde Yahudiler şehirde büyük yatırımlar yaptılar. Yirmi birinci yüzyılda dünyanın, en büyük Yahudi şehiri New York'tur. Bu yüzden Yahudi karşıtların için, New York'un adı, "Jew York"tur. New York'ta Tel Aviv'den, daha çok Yahudi yaşar.

*

Henry Ford Yahudileri anlattığı kitabında, "Müslümanlar için Mekke, Katolikler için Roma ne ise, Yahudiler için de New York odur" demekten kendini alamaz.Siyonist Yahudiler için Amerika İsrail'den daha önemlidir. Onların başşehirleri Tel Aviv değil, New York'tur. Amerika olmazsa, İsrail olmaz.

*

Siyonist Yahudi kuruluşlar Tevrat'ta sözü edilen, "Vaad Edilmiş Topraklar" olarak, "Filistin"den daha çok "Amerika"yı görürler. Onlar New York'a "Yeni Kudüs" gözüyle bakarlar. Çünkü Yahudiler, "bal" ve "süt" dolu vadileri, Kudüs'te değil, New York'ta bulmuşlardır.

*

İsrail Filistin'de Arap denizinin ortasında,varlığını korumasını New York'a borçludur. Yahudiler "Kudüs Filistin'den değil, Amerika'dan, New York'tan savunulur," derler. New York Siyonist Yahudilerin Yirmi birinci yüzyıldaki Kudüs'ü olmuştur.

*

Savaş içinde İsrail ekonomisinin canlılığını koruması, Tel Aviv'in New York'tan beslenmesinden kaynaklanır. İsrail artık tekstil, gıda ve kıymetli taş işlemeciliği gibi "eski" ekonomiye değil, "yeni" ekonomiye yatırım yapıyor.

*

Silikon Vadi'si şirketlerinin Hindistan ve Çin'de olduğu gibi, İsrail'de de büyük yatırımları vardır.İsrail'in ileri teknoloji şirketleri, "Tel Aviv" borsasına değil, "Nasdag" borsasına bağlıdır.

*

Sınırsızlaşan dünyada, siyasal sınırlarının arkasına çekilen, hiçbir ülke, hiçbir kuruluş, dünya pazarlarında kendine yer açamaz, gücünü koruyamaz.

*

Yirmi birinci yüzyılda güç savaşları, Amerika ve Çin arasında olduğu gibi,kuruluşlar arasında pazarlarda veriliyor.

13 Ağustos 2020, 11:58

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA TÜRKİYE'SİZ AVRUPA AVRUPA'SIZ TÜRKİYE EKONOMİK VE KÜLTÜREL GÜCÜNÜ KORUYAMAZ

Anadolu Balkanları, Balkanlar Osmanlıyı, Osmanlı Avrupa'yı bugünlere taşımıştır. Ömrünü Osmanlı tarihine adayan Halil İnalcık'ın her fırsatta vurguladığı gibi, Avrupa ülkelerinin kültürlerini, dillerini, sınırlarını ve varlıklarını korunmasının güvencesi, üç kıtada yüzyıllarca söz sahibi olan Osmanlı Devleti olmuştur.A vrupa'nın geleceğini,Avrupa'nın pek çok ülkesinden daha büyük olan Avrupa'da yaşayan Türkler belirleyeceklerdir.

*

Ardında Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul'da yoğunlaşan, yüzyılların birikimi kültürle yoğrulan Anadolu'yu bırakan, Osmanlı devletinin Avrupa tarihi içinde vazgeçilmez bir yeri vardır. Balkanlar, Osmanlıların Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde bir köprü işlevi görmüştür. Asya ile Avrupa'nın ekonomik, siyasal ve kültürel alışverişinde Balkanlar stratejik bir öneme sahiptir.

*

Balkanlar farklı kültürlerin, farklı ırkların, farklı dillerin birbirleriyle hem yarıştığı, hem de çatıştığı bir coğrafya olmuştur. Balkanlar'da barış olmazsa, Avrupa'da da barış olmaz. Anadolu'nun olduğu kadar Avrupa'nın da geleceğini Balkanlara bağlıdır.Bosna Balkanların Anadolu'su,Saraybosna Balkanlarda Bursa'sıdır.

*

Balkanlar'ın tarihi misyonunu ve stratejik konumunu en güzel ve en kusursuz olarak köprüler anlatır. Nasıl Vişegrad'taki Drina, Mostar'daki Mostar ve Üsküp'teki Taşköprü iki kültürü, iki dili, iki ırkı birbirine bağlarsa, Balkanlar da Doğu ile Batı'yı, geçmiş ile geleceği birbirine bağlar.

*

Balkanlar'da köprüler ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın olduğu kadar savaşsız bir dünyanın da simgesidir. Köprülerin var olduğu bir coğrafyada, kimse barıştan ümidini kesmez. Köprüler, Anadolu ile Balkanlar arasında kültürel bağların geliştirilmesinde İvo Andriç'te beş yüzyıllık birlikte yaşanılan bir tarihe dönüşmüştür.

*

Anadolu'suz Balkanlar, Balkanlar'sız Anadolu, Avrupa'da bütün ülkelere güven ve ümit veren, bir barış ortamı oluşturamaz. Balkanlar'da edebiyat medeniyete,medeniyet edebiyata dönüşür. Balkanlar Anadolu'nun Avrupa'daki devamıdır.Balkanlarda edebiyat ve medeniyet altın oranda harmanlanmıştır.Avrupa Rönesansı İtalya'da değil,Müslüman İspanya'da başlamıştır.

*

Doğu ve Batı Avrupa'daki AnadoluSelanik, Üsküp, Saraybosna, Şumnu, Gümülcüne ve İşkodra ile Berlin, Kopenhag, Amsterdam, Brüksel, Viyana, Paris ve Amsterdam arasında ekonomik ve kültürel köprüler kurarsa, Osmanlı devletinin özgürlük odaklı, çok kültürlü yönetimini güncelleştirmeye çalışan Avrupa Birliği'nin en büyük ve en önemli güvencelerinden biri olur.

*

Osmanlılar yüzyıllarca Avrupa ülkelerinin tarihinin belirleyicisi olmuşlardır. Yirminci yüzyılın başında İstanbul'a çekilen Anadolu insanı, aynı yüzyılın ikinci yarısında insangücü olarak Batı Avrupa ülkelerine açılmıştır. Osmanlılar Doğu Avrupa'ya gitmişlerdir.

*

Osmanlı'nın mirası üzerine Türkiye'yi kuran Anadolu insanı, Balkanlar'ı aşarak Fransa'ya, İngiltere'ye, Avusturya'ya ve Almanya'ya gitmiştir. Avrupa Birliği ile Doğu ve Batı Avrupa'daki Türkler, aynı şemsiye altında buluşacaklar.

*

Geçmişte Osmanlı'nın ulusüstü yönetiminde toplanan Balkan Cumhuriyetleri, Yirmi birinci yüzyılda Avrupa Birliği'nin çatısı altında toplanacaktır.Yunanistan bir Balkan bir Balkan ülkesidir.

*

Türkiye Osmanlı'nın boş bıraktığı yeri doldurduğu ölçüde, Türk ve İslam dünyasının Avrupa'daki temsilcisi olacaktır.

*

Avrupa yeniden çok kültürlülüğün vatanı olmaya adaydır.

*

Almanya'da bir Türkiye,Fransa'da bir Cezayir vardır.

*

Türkiye'siz Avrupa birliğini koruyamaz.

13 Ağustos 2020, 17:38

İYİLİK PAZARINDA İYİLİK ALINIR İYİLİK SATILIR. İYİLİKTEN TERZİ TUTULUR İYİLİK İYİLİKLE TARTILIR. İYİLİKTE YARIŞMANIN OLMADIĞI TOPLUMLARDA

HAYATIN HİÇBİR ALANINDA GELİŞME OLMAZ. DÜNYADA İYİLİKTE YARIŞANLAR, İYİLİKLERİ ÖZENDİRİRLER,KÖTÜLÜKLERİ ÖNLERLER.

14 Ağustos 2020, 12:19

AMERİKA'DAN ÇİN'E DÜNYADA ERDEMLİ DEVLET ERDEMLİ YÖNETİCİ ERDEMLİ TOPLUM KITLIĞI ÇEKİLİYOR

Doğudan Batıya devletlerin yönetim sorunlarına, çözüm aramada Felsefeden ve Edebiyattan yararlanma konusunda yapılan araştırmalar giderek çoğalmaktadır. Çünkü devletlerin ve kuruluşların yönetiminde uygulanan, demokratik ve otokratik kuramlar, bütün ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarında köklü dönüşümlerin tetikleyicileri olmaktadırlar. Ülkelerdeki iktidar savaşları, dehşet verici toplu ölümlere ve şehirlerde büyük yıkımlara yol açmaktadır.

*

Bütün dünyada değişik devletlerin ve kuruluşların kimseye haksızlık yapılmadan, adil olarak yönetilebilmesi için, Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji yanında, Edebiyattan yararlanmanın yolları aranmaktadır. İşi ve yaşı ne olursa olsun, üç kişinin olduğu yerde, her zaman bir yöneticiye ihtiyaç duyulur. Her yerde ve her alanda yöneticileri, paranın değil, sözün ustaları etkiler ve yönlendirir. Hayatın şiirini yakalayan bir yönetici, doğruluktan, güzellikten ve iyilikten ayrılmamaya büyük özen gösterir.

*

Adil ve kusursuz bir yönetim, tarihin her döneminde, bir bilgelik işi olmuştur. Bu yüzden Aristo'dan ve Platon'dan Farabi'ye ve Gazali'ye kadar, bütün düşünürler erdemli yönetim ve erdemli yönetici sorunlarına eğilmişlerdir.Erdemli devletleri, Farabi'nin niteliklerini sıraladığı, sayıları çok az olan erdemli yöneticiler kurarlar ve yaşatırlar.Bu yüzden tarih boyunca, devletlerde ve kuruluşlarda "doğruyu arayan", "iktidarını paylaşmayı bilen" ve "çalışanlarına değer veren", yöneticilerin yerini hiçbir güç dolduramamıştır.

*

Son yıllarda yönetimde, bilgelikten yararlanma konusunda,Felsefeci Tom Morris'in,Türkçeye çevrilen, "If Aristo Run General Motors: The New Soul of Business" isimli kitabı, ilginç bir çalışmadır. Artık yönetimde kusursuzlukla birlikte, bilgeliği arama, her bilgi alanının ana çalışma alanı haline gelmiştir. Kusursuz yönetimin araştırılmadığı bir dünyada, ekonomik ve siyasal krizlerin yol açtığı savaşların üstesinden hiçbir ülke gelemez.

*

John O. Whitney ve Tina Packer'ın yazdığı, Steve Noble'ın resimlediği,Türkçe'ye kazandırılan "Power Plays: Shakespeare Lesson's İn Leadership and Management" isimli çalışması, yönetimde edebiyattan yararlanmayı ele alan kitaplarından biridir. Ülkelerde adil, hukukun üstünlüğüne dayanan , insana ve tabiata dost bir yönetimin ,yolunu açmak için, bütün alanların birbirleriyle, yardımlaşmaları zorunlu hale gelmiştir. Çok boyutlu yönetim sorunlarının üstesinden gelmek için, bütün bilim dallarından yararlanmak, çok büyük önem kazanmıştır.

*

Savaşların cephelerden, pazarlara taşındığı bir dünyada, Edebiyatcı ve Fizikçi C.P. Snow'un, "İki Kültür" adını verdiği kitabında, Cambridge üniversitesinden yola çıkarak,ayrıntılı olarak anlattığı gibi, bilim ve teknolojinin, bilgi ve bilgeliğin aralarındaki buzları eriterek, erdemli olduğu kadar, paylaşımcı yönetici ve liderlere sahip, devletlerin ve kuruluşların sayısını, çoğaltmaya katkıda bulunmak, bütün aydınların en önemli ve en büyük görevleridir.

*

Shakespeare devletlerini ve kuruluşlarını güçlendirmek, güçlerini bilgece kullanmak, isteyen yöneticilere, insan ruhunun derinliklerine indiği oyunlarında, eşsiz hazineler sunar. Liderlerin güç kullanma, iletişim kurma yeteneğini, geliştirme ve inandırıcı olma konusunda, onun oyunlarından öğrenecekleri çok önemli ipuçları vardır.

*

Üretim gücü,pazar alanı kazanma, alanında ilk sırayı alma ,her devletin ve her kuruluşun amaçlarının başında gelir.Devletlerin ve kuruluşların ulaştıkları üretim güçlerini, uzun süre koruyabilmeleri, kaynaklarıyla birlikte, elde ettikleri güçlerini, bilgece değerlendirmesini bilmelerine bağlıdır.

*

Dünyanın her yerinde devletler ve kuruluşlar ulaştıkları güçlerini ya ustaca kullanır uzun ömürlü olurlar ya da başkalarıyla paylaşmaya hiç yanaşmayarak, kısa zamanda yok olup giderler.

*

Dünyada devletler ve kuruluşlar, elde ettikleri güçleri bilgece kullanmasını bilmedikleri için, çok kısa bir zamanda "Macbeth" gibi, yok olup gittiklerine, bütün dünya şahit olmaktadır.

*

Sınırsız iktidar peşinde koşmak, her devletin ve her kuruluşun ömrünü kısaltır.Devletler ve kuruluşlar da canlılar gibi doğarlar, gelişirler ve ölürler.

*

Devletlerin ve kuruluşların ömürlerini uzatmak için, bilgi kadar bilgelik önemlidir.Bilgelik değeri olmayan bilgi, bilgi değeri olmayan bilgelik değildir.

*

Bilgi ve bilgeliği,devletlerde ve kuruluşlarda, altın oranda bilge yöneticiler harmanlar.

*

Devletler ve kuruluşlar,bilge yöneticileriyle uzun ömürlü olurlar

15 Ağustos 2020, 05:58

Candan Karaca,Emine Savaş,Şakir Kurtulmuş,Ulvi Alptekin, Mücahid Kocabaş'ın katkılarıyla, Kabe Toprağı

Candan Karaca,Emine Savaş,Şakir Kurtulmuş,Ulvi Alptekin, Mücahid Kocabaş'ın katkılarıyla, Kabe Toprağı Üsküdar'da, H Kitap'ta üç değerli müzisyenin mini konseri eşilğinde,iyilik alınan iyilik satılan,iyilikten terazi tutulan,iyiliği iyilikte tartan,Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasını konuştuk,değerli katılımcılara kitaplarımızı imzaladık. "İYİLİK AKADEMİSİ" kuran Ersin Karaca'ya teşekkürler.

15 Ağustos 2020, 12:38

ONUNCU BASKISI YAPILAN "GÖRÜNMEYEN ÜNİVESİTE", ÖZAL'DAN ERBAKAN'A ÇEVRESİNDE, TÜRKİYE'Yİ DÖNÜŞTÜRENLERİN HALKALANDIĞI,TOPLU İĞNE

ÜRETİLMEYEN DÖNEMLERDE "GÜMÜŞ MOTOR FABRİKASI"NI KURANLARIN ÇOK BOYUTLU ÖYKÜSÜDÜR.

15 Ağustos 2020, 13:27

DÜNYADA MEDENİYET ADINA NE VARSA HEPSİNİN ANAVATANI DOĞU AKDENİZ'DİR

Asya ile Avrupa arasında tarihin ilk dönemlerinden beri yoğun düşünce ve kültür alışverişi olmuştur. Medeniyet ırmağı Bekir Karlığa'nın ,"Doğu'dan Batı'ya Akan Nehir" belgeselinde,bütün ayrıntılarıyla ortaya koyduğu gibi, Asya'dan Avrupa'ya akmıştır. Medeniyetin kutsal boyutu söz konusu olduğunda, tarihçi Henri Pirenne'nin dediği gibi: Dünyada "Medeniyet olarak ne varsa, hepsi Akdenizlidir." Doğu Akdeniz kutsal kültürün tek ve değişmez kaynağı bütün peygamberlerin anavatanıdır.

*

Anadolu'da Nemrut'un ateşini gül bahçesine dönüştüren İbrahim Peygamber,Mekke'yle,Kudüs'le, başta Avrupa olmak üzere, bütün kıtalar arasında Kıyamet'e kadar varlığını koruyacak yıkılmaz köprüler kurmuştur. Bu köprülerden bütün peygamberler geçer, hepsinin yolu sonunda, Son Peygamber'e çıkar. Bütün insanlığın atası Adem Peygamberle başlayan, brahimPeygamberle, Musa Peygamberlr ve İsa Peygamberle devam eden kutsal gelenek, Son Peygamber Muhammed'le tamamlanmıştır.

*

Babil, Mısır, Yunan ve Roma gibi, bilinen bütün kültürlerin kaynağından kutsal kitaplar vardır. Ancak onlar zamanla kültürlerinin metafizik kutsal boyutunu yitirerek, seküler fizik bir yapıya dönüşmüşlerdir.Medeniyetlerin tarihi bütün insanlığın ataları olan Adem ile Havva ile başlar.Onlar bir buğday tanesi karşılığında, yitirdikleri Cennet'e yeniden dönmek için, bir imtihan yeri olan dünyaya gönderilmişlerdir.Onların çocukları, Kıyamet kopmadan,dünyayı barış dünyasına dönüştürmek zorundadırlar.

*

Düşünce ve sanatta çığır açan Sezai Karakoç, medeniyetin serüvenini aşağıdaki cümlelerle çok öz ve çok güzel olarak özetler. "Medeniyet temelde tektir ve medeniyet meşalesi ilk insandan bugüne elden ele taşınarak gelmiştir. Dallara ayrılmış, varyasyonları olmuştur. Kimi zaman ekseninden sapmış, mecrasından çıkmış, bozulmuş, yozlaşmıştır. Meşale sönmeye yüz tutmuş zaman zaman. Ama Allah tekrar parlatmış ve yükseltmiş meşalesini. Kıyamete kadar bu böyle sürecektir." Ademoğulları sürekli gözlenmektedirler.

*

Temelde tek olan 'medeniyet'in iki ana boyutu vardır. Biri kutsal kitaplardan beslenen normatif, aşkın boyut, biri de metafiziğe kapalı, fizik dünyaya dönük seküler, pozitif boyutudur. Normatif alan kutsal kitaplardan, pozitif alan Yunan ve Roma'dan beslenir. Bugün bütün ülkeleri etkisine alan Batı dünyası 'medeniyet'in aşkın kutsal boyutunu, seküler boyut içinde, eritip yok etmiştir.

*

Yirmi birinci Yüzyılın bütün dünya için, yaşanır kılınması, medeniyetin metafizik boyutunun ağırlık kazanmasına bağlıdır. Medeniyetin aşkın boyunutun temsilcileri Museviler, Hristiyanlar ve Müslümanlar'dır. İslam dini İbrahim'i dinlerin en sonda gelen,ancak en başta olanıdır. İslamsız İbrahimi dinler, süreklilikle birlikte bütünlüklerini de yitirirler.

*

Avrupalılar'ın yeni yeni keşfetmeye başladıkları gibi, Batı kültürünün ana kaynaklarından biri İslamdır.

*

Avrupa'nın Rönesans kültürü, Yunan'dan ve Roma'dan önce İbrahimi dinlere dayanır.

*

Barışın güvencesi İbrahimi dinler, İslamla süreklilik,bütünlük ve anlam kazanırlar.

*

Müslüman ülkeler arasına bir ülke ağlarsa, dünyada hiçbir ülke gülemez.

16 Ağustos 2020, 15:12

KORONA SONRASI DÜNYADA EĞİTİM SEVİYELERİNİ BÜYÜTEMEYEN ÜLKELER ÜRETİM SEVİYELERİNİ BÜYÜTEMEZLER

Dünyanın bütün ülkelerinde, üniversiteler toplumlarının eğitim ve kültür dünyasına katkıda bulunan kurumların başında gelirler. Ülkelerin gelecekteki başarıları, bugünden eğitime yaptıkları yatırımlardan kaynaklanır. Eğitime yapılan yatırımlar, uzun dönemde getirisi, en büyük olan yatırımlardır. Dünyanın hiçbir yerinde eğitim seviyesi küçük, üretim seviyesi büyük ülke yoktur. Ekonomiyi geliştirmede eğitim sermayesi, finansal sermayeden daha önemlidir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, üretim gücünü büyütmek bir sermaye işi değildir. Bu gerçeğin bilincinde olan bütün kurum ve kuruluşlar,kaynaklarını toplumunun eğitim ve kültür seviyesini artırma yolunda değerlendirmektedirler.Bunun için küresel kuruluşlar, kriz dönemlerini sarsıntısız atlatmak için, eğitime daha çok yatırım yapıyorar.

*

Uzaklık ve yakınlık farkının, ortadan kalktığı bir dünyada, ülkeler arasındaki sınırlar gibi, eğitim kurumları arasındaki sınırlar önemini büyük ölçüde yitirmiştir. İletişimdeki ve etkileşimdeki gelişmelerle, dünya kapısız, duvarsız, çatısız herkesin yararlandığı "Açık Üniversite"ye dönüşmüştür.

*

Dünyada "Sağcı"lar ve "Solcu"lar,"Yoksul"lar ve "Zengin"ler değil, dünyadaki gelişmelere ayak uyduranlarla, ayak uyduramayanlar savaşıyor. Bu savaşta belirleyicilik, ülkelerin silahlı güçlerinden, silahsız güçlerine kaymıştır.Ülkelerin esnek gücünü oluşturan silahsız güçlerinin başında, bilgiyi bilgeliğe dönüştüren bilgeler, yetiştiren üniversiteler gelir.

*

Bütün dünyada üniversitelerin görevi eğitim seviyesini yükselterek,üretim güçsüzlüğünün üstesinden gelmektir. Dünyanın bütün ülkelerinde mesleksizlik ve işsizlik eğitim seviyesinin düşüklüğünden kaynaklanır.Bunun için bütün ülkeler,kaynaklarının önemli bir kısmını, ilk okuldan üniversiteye eğitime ayırmaktadır.

*

Anadolu insanı için eğitim söz konusu olduğu zaman akan sular durur.Anadolu'da kalem tutan eller her zaman saygıyla ve sevgiyle karşılanır. Alın teriyle,göz nuruyla,el emeğiyle üreten insanlara büyük önem verilir. El açan insanlar değil,el açılan insanlar olmaya özendiren eğitimin, yeri,yaşı ve zamanı olmaz, beşikten mezara kadar devam eder.

*

Anadolu'da bir insan için, elinin emeğine dayanmaktan, daha erdemli bir iş yoktur. Bunun için, Osmanlı sultanları bile, "Hazine"ye bel bağlamamışlar, ellerinin emeğiyle geçinmek için her biri bir meslek sahibi olmaya önem vermişlerdir.

*

Abdülhamit usta bir marangozdur. Yıldız Sarayı'na örnek bir atölye kurmuştur. Anadolu kültürüde hiç kimse, karşılıksız başkalarından birşey istemeyi aklından bile geçirmez. Çünkü "yardım alan, emir de alır" yasasını herkes bilir.

*

Dünyanın hiçbir yerinde yardım isteyenlerin saygınlığı olmaz. Bu yüzden, Özal iktidar olur olmaz, "Batı''dan yardım değil, ticarette ortaklık istiyoruz" demiştir.

*

Yönetim ve üretim kültürünün temellerini, öğrenmek herkesin görevidir. Bunun için, yüksek lisans yapmaya gerek yoktur. Salgın hastalık döneminde evler birer okula dönüşmüştür.

*

İnternet bütün bilgi kaynaklarını eve taşımıştır. İnternette öğrenmenin sınırı yoktur. Günün her saatinde internetten yararlanılabilir.

*

Genel kültürün kazanılmasında, temel eğitim kurumlarının yerine,uzaktan eğitim geçmiştir. Oluşmakta olan dünyada, her ev hem bir işyeri ,hem de bir okul olmuştur.

*

Korona zoruyla bütün kurumlar, bütün kuruluşlar, geri dönüşü olmayan, uzaktan eğitime ve uzaktan yönetime geçmiştir.

*

Ülkelerin üretim güçsüzlüğünün üstesinden, iş arayan eğitimli gençler değil,iş kuran girişimci gençler gelir.

*

Gönüllerinde girişimci yatan gençler için, eğitimin kapıları sonuna kadar açılmıştır.

*

Korona sonrası dünyada, eğitim ve yönetim, korona öncesi gibi olmayacaktır.

17 Ağustos 2020, 13:14

SAVAŞ YÜZYILINDA DEVLETLERİN SİLAHLI GÜÇLERİNİ EDEBİYATÇILARIN SİLAHSIZ GÜÇLERİYLE DURDURMAK

Kültürlerin harman olduğu bir dönemde, savaşların sonu gelecek derken, başta Müslüman ülkeler olmak üzere, bütün dünyada savaşların, biri bitmeden biri başlamaktadır. Toplumlar kutsal kültürden uzaklaştıkça, savaşlar hız ve yoğunluk kazanıyor. Bütün dünya, savaş nöbetine tutulmuştur. Savaşların dünyayı sarstığı bir yüzyılda, barışın yolunu, kutsal kültürün aydınlığını, yüzlerinde taşıyan edebiyatçılar açacaktır.

*

Savaşsız bir dünyanın kapılarının anahtarları, politikacıların değil, edebiyatçıların elindedir. Onlar insanları kutsal kültürün derinliklerinde, büyük ve uzun yolculuklara çıkararak, bir kişiyi ölümsüzlüğün sınırlarına taşımakla, bütün insanlığı savaşlardan kurtarma arasında fark olmadığını bilirler. Onların tuttuğu ışıkta, düşünce eylemin, eylem düşüncenin yolunu açarak, hayat bütün boyutlarıyla, hem zenginleşir hem de yaşanır kılınır.

*

Seküler kültürün insanın bilgi ve bilgelik dünyasını, çok dar bir alana sıkıştırarak, çok boyutlu düşünce üretme ve eylem yapma yeteneğini, bütünüyle yok etmiştir. Kültür ve ekonomi dünyasının, böylesine çoraklaştığı bir dönemde, alınlarında kutsal kültürün, ölümsüz güneşi parlayan aydınlara, büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Onlar eserleriyle insanların arasından bakarak, toplumların geleceklerini görürler. Aydınlar ülkelerin geleceğinin habercileridir.

*

“Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm / Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm” diyen Erdem Bayazıt’ın kitabı, “Sebeb Ey”in, ilk şiiri “Birazdan Gün Doğacak”, aydın sorumluluğunu göğsünde kurşun gibi taşıyan, Nuri Pakdil’e ithaf edilmiştir. Bayazıt şiirinde, ömrünü Anadolu’nun, Ortadoğu’nun, Kafkasların ve Balkanlar’ın üstüne bir karabasan gibi çöken, yabancılaşmayla, savaşmaya adayan Pakdil’in, düşünce ve eylem dünyasını anlatır.

*

Yazdıklarıyla olduğu kadar tavırlarıyla da bir kuşak üzerinde silinmez izler bırakan, Pakdil’in düşünce ve eylemi, Ankara’nın beton yapıları, arasında bir çiçek gibi açmıştır. Onun alnı, yabancılaşmaya karşı en soylu isyandır. Onunla “Gürültü susar, ses donar, sevgi tohumu patlar.” Çünkü Pakdil, Bayazıt’ın en güzel biçimde vurguladığı gibi: “Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.” O çoğu kez eylem yapar gibi düşünür, düşünür gibi eylem yapar.

*

Pakdil’in şiir dünyasında geleceğe ümitle bakılır. Onun şiiri düşüncesinden, düşüncesini de şiirinden ayılmaz bir bütündür. Bayazıt şiirin son bölümünde, onun zengin düşünce dünyasını: “Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler / Yemyeşil bir rüzgâr eser yıldızlar arasından / Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü / Çatlayacak yalanın çelik kabuğu / Sizin bahçenizde büyüyecek aşkın ve inancın güneş yüzlü çocuğu” dizeleriyle anlatır.

*

Yabancılaşmaya karşı verilecek savaşta, edebiyatla yeni derinlikler kazanan, kültürden daha etkili, daha dönüştürücü, daha vurucu, bir güç yoktur.

*

Dünyada kutsal kültürün güneşi, bilgi yığınları arasında bilgeliği yok eden, Batı’da batmıştır, Doğu’dan doğacaktır.

*

Seküler kültürün çelikten sert çemberi, kutsal kültürün ipekten, yumuşak kılıcıyla parçalanacaktır.

18 Ağustos 2020, 12:07

HER GÜN YENİDEN DOĞMAYANLAR YENİ SÖZLER SÖYLEMEYENLER YENİLİK YAPAMAZLAR KALICI İZLER BIRAKAMAZLAR

Dünyanın her yerinde, yenilik yapmasını bilen kuruluşlar, hayatın bütün alanlarında, köklü dönüşümlere yol açarlar. Onlar kuruluşların ana fonksiyonları olan finansmanda, üretimde ve pazarlamada sıradışı buluşlarıyla, ekonomik ve kültürel hayata sıradışı boyutlar kazandırırlar. Bütün kuruluşlarda üretimin gelişmesine, yol açan her yenilik, kültürel derinlikle ekonomik zenginliğin, el ele vermesinden kaynaklanır. Yenilikçi kuruluşlar her alanda, sürükleyici bir görev yüklenirler.

*

Kuruluşlar ellerindeki kaynakları, yeni ürünlere ve yeni hizmetlere dönüştürmeleri, hem ekonomik, hem kültürel amaçlarını, altın oranda buluşturarak, sürekli yenilik peşinde koşmalarına bağlıdır. Nasıl yılanlar her bahar derilerini değiştirmeden yaşayamazlarsa, kuruluşlar da her yıl, yönetim ve işletme fonksiyonlarında köklü yenilikler yapmadan yaşayamazlar. Canlılar gibi, işletmeler de doğarlar, büyürler ve ölürler. İşletmelerin ömürlerini sürekli yenilik yaparak uzatırlar.

*

Üretim sürecinde yenilikçi olmanın, önemini anlatan çarpıcı örneklerinden biri, geçen yüzyılın başında motorlu araçların üretiminde yaşanmıştır. Henry Ford’un araba üretiminde yaptığı yenilik, ekonominin bütün alanlarında köklü dönüşümlerin tetikleyicisi olmuştur. Atölyede tek tek üretimden, fabrikada seri üretime geçiş, sanayi toplumunun temeli oluşturmuştur. Ford’un üretime getirdiği yenilik, Marks’ın ekonomiye ve yönetime getirdiği yenilikten çok daha kalıcı izler bırakmıştır.

*

Ürün ve hizmet üretiminde yenilik yapmak, bir sermaye işi olmaktan daha çok, bir yeni buluş işidir. Kuruluşlarda yenilik yapmanın en kısa ve en kolay yolu, çalışan insanların içlerinde taşıdıkları, yeniliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştıracak, başarılar kadar başarısızlıkları da ödüllendirecek ortamlardır. Bunun için Tom Peters, “Kuruluşlarda başarının sırları başarısızlıklarda gizlidir” demektedir. Her başarısızlık yapısında, bir başarının ipuçlarını taşır.Yenilikler başarsızlıklarda gizlidir.

*

Küçük başarılardan daha çok, büyük başarısızlıkları özendirerek, sürekli yenilik yapan kuruluşlar, her alanda yenilik yapmanın kapılarını sonuna kadar açarlar. Kuruluşlarda peş peşe gelen yenilikler, yeni sorunlarla birlikte, daha çok yenilik yapma fırsatları getirirler. Dünya pazarlarında aranan ürünlerin ve istenen hizmetlerin, üreticileri olan kuruluşlar, sürekli yenilik fırsatlarıyla karşı karşıya gelirler.Yenilikler ürünleri üretenlerden önce, ürünlerden yararlananlardan gelir.Yenilik yapmak öğrenmesini öğrenmektir.

*

Yenilikçi kuruluşların en önemli yenilik kaynakları, dünyanın dört bir yanına dağılmış tüketicilerdir. Ürünlerin olumlu ve olumsuz yanlarını, en iyi bilenler ürünlerden en çok yararlananlardır. Onlar ellerindeki ürünlerin yararlı yanlarından önce, zararlı yanlarıyla karşılaşırlar. Bu yüzden bütün dünyada, tükeciler her alanda, kuruluşların en etkili eleştiricileridir. Yenilik yapan kuruluşlar, üretimde ve yönetimde aksayan yanları görerek, önlem almasını bilirler.

*

Yenilik kaynaklarının başında, küçük katma değerli ürünlerden,büyük katma değerli ürünlere geçmesini bilmek gelir.

*

Yenilikçi kuruluşlar ekonomik krizlerin,yenilik fırsatlarına dönüştüğünü kısa zamanda görürler.

*

En önemli yenilik yenilikçi olmaktır.Yenilik yapan kuruluşlar, hiçbir pazarda yenilmezler.

*

Yenilik yapmasını bilenler,her gün yeniden doğarlar,her zaman yeni sözler söylerler.

18 Ağustos 2020, 17:28

Atıf Bedir'in derinlikli kitabının adıyla söylenirse:"DİRENİŞ HATTINDA BİR DEVRİMCİ" olan, eylem sevdalısı…

Atıf Bedir'in derinlikli kitabının adıyla söylenirse:"DİRENİŞ HATTINDA BİR DEVRİMCİ" olan, eylem sevdalısı NURİ PAKDİL'e, rahmet olması ve rahmet okunması dileğiyle.On parmağında yirmi marifet olan Recep Garip'e teşekkürler.

19 Ağustos 2020, 13:32

ÜLKELERİN BÜYÜK RÜYALARININ OLMASI BÜYÜK COĞRAFYALARININ OLMASINDAN ÇOK DAHA ÖNEMLİDİR

Ülkelerin siyasal sınırları dış politikaları, ekonomik sınırları ise, iç politikalarıyla çizilir. Ülkelerin dış politikalarında, devletin askeri gücü etkiliyken, iç politikalarında milletin üretim gücü etkilidir. Her ülkenin üretim gücü, siyasal sınırlardan daha çok ekonomik sınırlara dayanır. Siyasal sınırlar istenildiği zaman, istenildiği kadar genişletilemez. Buna karşılık, ülkelerin ekonomik sınırlarını sürekli değişir.

*

Üretim gücünün büyütülmesi, çift yönlü bir süreçtir. Bir ülke, başka bir ülkenin üretim gücüne katkı yapmadan, kendi üretim gücüne katkı yapamaz. Her ülke için iyi olmayan bir üretim, hiçbir ülke için iyi olmaz. Dünya barışının güvencesi, siyasal sınırların silahlı güçleri değil, ekonomik sınırların silahsız güçleridir. Silahsız güçlerin başında, bütün ülkelere bir gözle bakan, ürün, hizmet ve bilgi üretmenin öncüsü ve ustası kurumlar ve kuruluşlar gelir.

*

Uzaklık ve yakınlık farkının ortadan kalktığı, Yirmi birinci yüzyılda, üretim gücüne yeni boyutlar, kazandırmak için yarışmayan ülkeler, tüketim kültürüne yeni boyutlar kazandırmak için yarışırlar. Bunun için tarihin her döneminde, üreten eller tüketen ellerden üstün görülmüştür. İster ürün, ister hizmet, isterse bilgi üretimi olsun, üretim sürecinde girdiler alınır, çıktılar verilir. Üretim süreci, bir alış ve veriş süreci olmaktan daha çok, bir veriş ve alış sürecidir. Üretimde verenler alırlar, alanlar verirler.

*

Veriş ve alışın olduğu yerde, savaş değil barış vardır. Savaş ortamında kazançlar tek yönlüyken, barış ortamında kazançlar çift yönlüdür. Kazandıranlar kazanırlar, kazananlar kazandırırlar. Kazandırma ve kazanma sürecinde, en önemli, en güçlü ve en etkili sermaye dürüstlüktür. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde en güzel meyvalar, dürüstlüğün ağacında yetişir. Üretim dünyasında meyvası para olan ağaç yoktur. Bunun için, Anadolu''da ''Para sokaktan toplanılmaz'' denilir. Para akıl terinin,gönül derinliğinin ve üretme gücünün ödülüdür.

*

Bir ülkenin siyasal sınırları dışında yaşayan soydaşları, o ülkenin diasporasını oluştururlar. Diasporalar, ülkelerin siyasal sınırlarını aşmada, ekonomik sınırlarını genişletmede, önemli görevler yüklenirler. Onlar ülkeler arasında ekonomik, siyasal ve kültürel köprüler kurarlar. Anadolu insanı, doğduğu şehirler kadar doyduğu şehirlere önem verir. Kare dünyanın ekonomisinde, uzaklık yakınlık farkı gibi, gece gündüz farkı yoktur. Bir şehirde olan her şehirde olur.

*

Yirminci yüzyılın başında ''Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan'' diyen Ziya Gökalp'ın rüyası, aynı yüzyılın sonunda gerçekleşmştir. Artık Turan ne Asya'dır Türklere, ne Avrupa'dır. Turan, büyük çarşıya dönüşen, kare düz dünyadır.Dünyanında her yerinde olamayan ülkeler, dünyanın bir yerinde olamazlar.

*

Dünya ülkeleri, Turan ülkeleridir. Kore'de, Macaristan'da ve Finlandiya'da olmak için, kare dünyanın her köşesinde olmak gerekir. Düz dünyada ülkeler, rüyalarıyla büyürler.Rüyaları büyümeyen ülkelerin, coğrafyaları küçülür.

*

Yirmi birinci yüzyılda insanın, toprağın, suyun ve paranın boş kalması istenmez. Ülke kaynaklarını değerlendirmede, ordu milletlerin yerine, girişimci milletler geçmiştir.

*

Dünyada toprak büyüklüğü değil, rüya büyüklüğü önemlidir.

*

Yeni yüzyıl ordulardan önce girişimcilerin dünyasıdır.

*

Girişimciler yeni yüzyılın, yeni simyacılarıdır.

20 Ağustos 2020, 12:02

Gelen günde geçen günden daha fazla tüketme yarışı

Gelen günde geçen günden daha fazla tüketme yarışı, bütün ülkeleri ekonomik,siyasal ve kültürel krizlere sürüklüyor. Krizsiz dünyanın anahtarı,Yunus gibi tüketmek,Sinan gibi üretmektir.Teşekkürler Değerli Umut Elkatmış ve Sevgili Ersin Karaca.

20 Ağustos 2020, 12:14

"GÜNLER AKARKEN" ZAMANIN RİTMİNİ YAKALAYANLAR, ZAMANIN RİTMİNİ YAKALAYANLAR, ARKALARINDA KALICI İZLER BIRAKIRLAR, KIYAMETE KADAR

DEFTERLERİ KAPANMAYANLARDAN OLURLAR. "GÜNLER AKARKEN" ŞİİR TADINDA DENEMLERDEN OLUŞUYOR.

20 Ağustos 2020, 12:29

DÜNYADAKİ EKONOMİK KRİZLER TEFECİLİĞİ KURUMSALLAŞTIRAN NEW YORK'UN VE FRANKFURT'UN BANKALARINDAN KAYNAKLANIR

Frankfurt hem coğrafik, hem ekonomik açıdan, Avrupa’nın kavşak noktasında yer alır. Main dünyanın en büyük havaalanlarından biridir. Yeni piramitler şehiri olan Main’e, Almanya’nın Mainhattan’ı denilir. Frankfurt Main Havaalanından büyük Alvrupa şehirlerine, uçak ve tren bağlantıları vardır. Bilgisayarlar, trenler, uçaklar şehirler arasındaki sınırları, bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Geleceğin ulaşım aracı uçaklar olacaktır. Dünyada hava limanı olmayan şehir, telefonu olmayan insan kalmamıştır.

*

Gelecek yıllarda dünyadaki havaalanlarının sayısı katlanarak artacaktır. Frankfurt Almanya’da ulaşımının, olduğu kadar paranın da merkezidir. Frankfurt’ta yüzlerce banka ve finansal kuruluş vardır. Bu yüzden Avrupa’da Frankfurt’un bir adı da Bankfurt’tur. Frankfurt Almanya’nın New York’udur. New York dünyanın, Frankfurt Avrupa’nın finans merkezidir. Frankfurt Almanya’nın, kağıt para alınan, kağıt para satılan, paradan para kazanılan Wall Street’idir.

*

İsa Peygamber para tacirleri olan, tefecileri yanından kovmuştur. Ancak Hristiyanlar bankacıları kendilerine benzetememişler, bankacılar Hristiyanları kendilerine benzetmişlerdir. Dünyada tefeciliğin ustaları Yahudilerdir, Ortaçağ şehirlerinde tefeciliğin öncüsü Yahudiler olmuştur. Tarihte sermaye hareketleri hiçbir zaman sınır tanımamıştır. “Alım satım da faiz gibidir” diyenler, para alıp para satmayı, akıl almaz boyutlara ulaştırarak, dünyayı krizden krize sürüklemektedirler.

*

Yahudilerin bir dine dönüştürdükleri para ticaretini, Ahmet Haşim “Cami ve Havra” yazısında, Paris’te yeni bir havra yapımına ilişkin, “Bir havra daha yapılmış, bunun ne ehemmiyeti var? Kökleri her taraftan dünyayı saran, bütün bankalar birer havra olduktan sonra” diyen, Parislilerden yola çıkarak anlatmaktadır. Para ticareti yapan bankalar, dünyada Batı yayılmacılığının akıncı güçleridir. Paradan para kazanan çokuluslu Batı bankaları, bütün dünyayı dört bir yanından kuşatmışlardır.

*

Savaş yıllarında Almanya kadar enflasyonun yıkıcı etkilerini gören başka bir ülke olmamıştır. Frankfurt’ta büyük şirketlerin bankaları yok, büyük bankaların şirketleri vardır. Üretim güçsüzlüğünün üstesinden para ticareti yapan ülkeler değil, ürün ticareti yapan ülkeler gelir. Tarihin her döneminde para ticareti yıkıcı olmuştur. Paranın işlevi ekonomik, siyasal ve kültürel hayatı canlı tutmaktır. Para alınıp satılmak için değil, ürün ve hizmetlerin alınıp satılmasını kolaylaştırmak için vardır.

*

Dünyada ayda çok büyük oranlarda faiz ödeme sözü vererek, büyük paralar toplayan tefeci “Ponzi Finans Fonları” kadar, ölçüsüz getirilere, dehşet verici krizlere ve haksız kazançlara yol açan, başka bir ticaret yoktur. Asya’da Avrupa’da bütün ülkeler, büyük krizlere ve enflasyona yol açan finans kuruluşlarıyla, savaşacakları yerde, hangi köy senin, hangi köy benim olacak, diye birbirleriyle savaşmaktadırlar. Dünya barışına giden yolu, sanal para ticareti değil, reel ürün ticareti açacaktır.

*

Para ticaret kaynağı olduğunda değil, üretim kaynağı olduğunda, reel üretime katkıda bulunur.

*

Dünyada para kazanmak her şeydir diyenler, para kazanmak için her şeyi yaparlar.

*

Para ticaretinden para kazananlar, Cenneti Cehenneme dönüştürürler.

20 Ağustos 2020, 19:54

"Mal da yalan, mülk de yalan" denilen Yunus Kültüründe

"Mal da yalan, mülk de yalan" denilen Yunus Kültüründe iyilikler özendirilir,kötülükler önlenir.Ersin Karaca'nın "İyilik Akademisi"inde,"Kabe Toprağı,Harem Bölgesi" Üsküdar'ı ele aldık.Yasin Karaca kamerasıyla, konuşmayı görüntüledi.Yunus'un iyilik dünyasında, hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz.

21 Ağustos 2020, 12:11

YEREL DÜNYADAN KÜRESEL DÜNYAYA YETKİNLİK YOLCULUĞUNDA HER GÜN YENİDEN DOĞMASINI BİLENLER BAŞARILI OLURLAR

Anadolu insanı için dünya dün, bugün, yarın olmak üzere üç gündür. Akıp giden hayatın yaşanır kılınması, dünyanın sınırlı kaynaklarının, yararlı ve verimli olarak değerlendirilmesine bağlıdır. Bugüne dünden gelen insan, yarına bugünden gidecektir. İnsanın dünden yarına giden yolculuğu, fırsatlarla ve tehditlerle doludur. Kültürünün değerleri ve ekonominin ilkeleri ışığında yarına bakanlar, fırsatları ödüle dönüştürürler.

*

Zamanın ruhunu yakalamada, bugün dünle yarın arasında köprüdür. Bugünün bir ayağı dünde, bir ayağı yarındadır. Geçmişten geleceğe yolculukta dün yerelliği, yarın da küreselliği simgeler. Yerel olunmadan küresel olunmaz. Lokalden globale ya da yerelden küresele yolculuk, her gün yenilenmeyi gerektiren bir süreçtir. Kültürel dokunun ve ekonomik yapının, kazandığı yeni boyutlarla, yerelden küresele geçiş, uzun soluklu bir yürüyüştür. Küreselleşmek demek, sürekli arayış içinde olmak demektir.

*

Lokalleşmeye karşı glokalleşme ya da yerelleşmeye karşı küyerelleşme, bütün dünyada tartışılan sorunların başında gelmektedir. Denizleriyle, dağlarıyla, ovalarıyla, yeraltı zenginlikleriyle, bütün ülkelerin ana kaynağı olan dünya tektir ve ortaktır. Her ülke kendi yerel değerlerinden yola çıkarak, bütün ülkelerin yararlanacağı, küresel değerlere ulaşmalıdır. Sanayiye dayanan ekonominin güneşinin batmasıyla, bilgisayara dayanan ekonominin güneşi doğmuştur. Yeni bir dünyanın temelleri atılmaktadır.

*

Odak noktasında internetin yer aldığı, bir günde üç vardiya, yirmi dört saat çalışılan yeni ekonomi, her ülkeye bulunmaz fırsatlarla ve yıkıcı tehditlerle gelmektedir. İnsanlar nasıl başka bir dünden, başka bir yarına geçiyorlarsa, ülkeler eski yerel ekonomik yapıdan, yeni küresel ekonomik yapıya geçmektedirler. Ülkeler arasında, bilgilerin, hizmetlerin ve ürünlerin akışı hızlandıkça, dünyadaki sınırlardan daha çok, her gün yeniden doğmasını bilen, insanlar ve kuruluşlar önem kazanmaktadır.

*

Dünyaya odaklanan insanlarıyla, yerel değerlerini küyerelleştiremeyen ülkeler, başka ülkelerin küreselleşen yerel değerlerini benimsemekten başka çıkar yol bulamazlar. Bütün ülkelerin paylaştığı tek bir küreye karşı, dünyaya açılmayı başaran her ülkenin kendine özgü, glokal ya da küyerel değerleri vardır. İletişim ve etkileşim teknolojisindeki gelişmelerle, dünya ölçeğinde yaygınlık kazanan glokal ürünler, glokal hizmetler ve glokal bilgiler, ülkelerin yeni güç ve zenginlik kaynağı olacaklardır.

*

Glokalleşme ya da küyerelleşme, ülkelerin başka ülkelerde bulunmayan, ekonomik ve kültürel zenginliklerini yerel pazarlardan, küresel pazarlara taşımaktır. Küresel pazarların kapıları, yerel pazarların kapılarını açan anahtarlarla açılır. Yerel pazarlarda vazgeçilmez yerleri olmayanların, küresel pazarlarda doldurulamaz yerleri olmaz. Yetkinliğe yetkinlik arama çoskusunu yitirmeden, yetkinlikten yetkinliğe koşmakla ulaşılır. Yeni dünyanın kapıları, yetkinliği arayanlara açılır.

*

Pergel gibi sabit ayakları yerelde olanlar, değişken ayaklarıyla, bütün dünyayı dolaşmasını bilirler.

*

Ekonomik ve kültürel alanda, yetkin olmasını bilenlere, hiçbir ülkede anavatanı sorulmaz.

*

Dünyada yetkinlikte yarışanlar, kimseyi usandırmadan, her gün yeniden doğarlar

22 Ağustos 2020, 12:11

UZAKLIK YAKINLIK FARKININ KALKTIĞI SINIRSIZ DÜZ KARE DÜNYADA BATI DOĞU’NUN İFADESİDİR HIZIDIR

Batı dünyası için Goethe ne kadar önemli ise, Doğu dünyası için Mevlana o kadar önemlidir. Doğu Batı’yı yok saymaz, Batı’nın köklerine inerek, Doğu’daki Batı’yı bulur. Dünyadaki her şehirde, bir Doğu, bir Batı vardır. Batı’yı arayan Batı’yı, Doğu’yu arayan Doğu’yu bulur. Doğu’nun ve Batı’nın, birbirine karıştığı kare dünyada, Doğulu ya da Batılı olmak belirleyici değildir.Yeni dünyada belirleyici olan, her ikisinin, köklerini oluşturan ortak kaynaklardır.

*

Tarihleri boyunca Doğu’dan Batı’ya giden Türkler, iki yüzyıldan beri, Doğu’daki Batı’yı, Batı’daki Doğu’yu aramaktadırlar. Yüzyıllar alan arayışta, Doğu’nun ve Batı’nın ağaçlarının, köklerinden daha çok dallarına odaklanılmıştır. Türkiye’deki ağaçlar, Doğu’daki ve Batı’daki ağaçlarla aynıdır, aralarında fark yoktur. Ancak Paris’te meyva veren ağaçlar, Ankara’da meyva vermezler. Ankara’nın ağaçları Anadolu’daki köklerinden beslenmelidir.

*

Doğu ve Batı ağacının köklerinde hem Mevlana’yı hem Goethe’yi buluşturanlar, kutsal kültürün değerleridir. Öncüler Kudüs gibi, hem Doğulu hem de Batılıdır. Onların bütün insanlığı kucaklayan, düşünce ve eylem dünyalarında, ya Doğu ya da Batı yoktur, hem Doğu hem Batı vardır. Nasıl akıl gönülden, gönül akıldan ayrılmazsa, Batı Doğu’dan, Doğu Batı’dan ayrılmaz. Doğu çember üzerindeki bir nokta gibi, hem baştadır hem sondadır.

*

Dünya Doğu ve Batı arasındaki farkı bir kenara bırakıp, Doğu Batı’dır, Batı Doğu’dur derse, Doğu’nun ve Batı’nın köklerindeki birliği ve bütünlüğü görür, bilir ve olur. Doğu ve Batı Goethe’nin ve Mevlana’nın divanlarındaki eşsiz şiirlere benzerler. Onlar hem bilinir hem bilinmez oldukları gibi, hem susarlar hem konuşurlar. Onların hem gizli hem açık, hem susan hem konuşan, çağrılarına kulak verenler, birbirleriyle savaşmazlar.Onlar suçsuz bir insanı öldürmenin, bütün insanlığı öldürmek olduğunu bilirler.

*

Kim yalnızca Doğu, kim yalnızca Batı derse, hem Doğu’yu hem de Batı’yı yitirdiği gibi, bütün dünyayı kan gölüne dönüştürür. Savaşlar yüzyılında hem Doğu hem Batı, insanlık ağacının dalları için savaşmayı bırakıp, ağacın köklerine dönmezlerse, ağacın uğruna savaşılacak hiçbir dalı kalmayacaktır. Savaşlarda ağacın yalnızca dalları değil, gövdesi büyük yaralar almıştır. Ağaca zarar verenler, zararın kendilerine katlanarak, döndüğünü görmemektedirler.

*

Doğu ve Batı bir dünyada, iki ayrı dünyadır. Onlar bir olduklarını unuturlar ve birbirleriyle savaşırlarsa, karşısındakinden önce kendilerini yok ederler. Dünyada Doğu ve Batı bir aradadır. Doğu Batı’yı bilene Doğu’dur, Batı Doğu’yu bilene Batı’dır. Dünyanın hiçbir yerinde, Doğu’suz Batı, Batı’sız Doğu olmaz.

*

Doğu’yu öldürmeyen Batı’nın, Doğu’yu güçlü kıldığı gibi, Batı’yı öldürmeyen Doğu Batı’yı güçlü kılar. Batı Doğu’ya Doğu Batı’ya, gündüzün geceye muhtaç olduğu gibi muhtaçtır.

*

Yeni bir senteze ulaşmak için, tez ve antitez bir aradadır.

*

Herkesin kendi Doğu’su, kendi Batı’sı vardır.

*

Sorun insandandır, çözüm insandadır.

23 Ağustos 2020, 12:37

DÜNYANIN BÜTÜN ŞEHİRLERİNDE ESKİŞEHİR'İN EŞSİZ HAZİNELERİNİN BAŞINDA YER ALAN YUNUS'UN BAYRAĞINI DALGALANDIRMAK

Bin yıllık tarih içinde, Türklerin rüzgarı Asya’dan Avrupa’ya doğru esmiştir. Eskişehir yöresinde kurulan, kısa zamanda Bursa’yı, kendisine başşehir yapan Osmanlıların tarihi, Türk yüzyıllarının en parlak dönemidir. O dönemde Anadolu insanı, Çanakkale ve İstanbul boğazlarından, Balkanlara açılmıştır. Türkler Avrupa topraklarında nereye gitmişlerse, gittikleri yere yerleşmişler ve kültürlerini taşımışlardır.

*

Türklerin Anadolu’dan Balkanlara yürüyüşünde, Eskişehir’in kültür hazinelerinin vazgeçilmez bir yeri vardır. Eskişehir’in kültür hazinelerinin başında Yunus Emre, Seyit Gazi ve Nasrettin Hoca gelir. Onlar Anadolu insanının Avrupa’ya açılmasında, yanlarında taşıdıkları vatanları olmuştur. Türkler Asya’dan Avrupa’ya, Yunus’un şiirlerini okuyarak, Seyit Gazi’nin kahramanlıklarını dinleyerek, Nasrettin Hoca’nın fıkralarından ders alarak gitmişlerdir.

*

Anadolu insanı bin yıllık tarihinin Osmanlı döneminde, Viyana’ya Süleyman Çelebi’yi okuyarak gitmiştir, Cumhuriyet döneminde Brüksel’e Sezai Karakoç’u okuyarak gidecektir. Türkler tarihlerinin her döneminde, Yunus Emre gönüllü, Seyit Gazi görünümlü ve Nasrettin Hoca gülüşlü olmuşlardır. Bunun için Semerkant’tan, Saraybosna’ya kadar Eskişehir gibi, her şehirin, bir Yunus Emre’si, bir Seyit Gazi’si ve bir Nasrettin Hoca’sı vardır.

*

Türkiye’nin Brüksel’de kendisine bir yer açmasıyla, Anadolu insanının Osmanlılar döneminde Viyana’da duran, Cumhuriyet döneminde insan kaynakları göçüyle, yeniden başlayan bin yıllık yürüyüşü, yapısal bir dönüşüm geçirerek devam edecektir. Brüksel’de yer alan Türkiye’ye, yalnızca Belçika’nın değil, bütün Avrupa ülkelerinin başşehirlerinin kapıları sonuna kadar açılacaktır.

*

Avrupa’da yaşayan her yedi kişiden biri Müslümandır. Anadolu’nun her yedi kişisinden biri, Avrupa’da yaşamaktadır. Brüksel ekonomik büyüklükte, dünyanın ilk yirmisinde yer alan Türkiye’ye, her alanda yeni atılımlar yapmak için, yeni fırsatlar sunmaktadır. Türkiye’deki bütün kurumlar ve kuruluşlar, Kopenhag ve Maastricht kriterleri ışığında, yeniden yapılanarak, ürettikleri ürünlerle ve hizmetlerle, Avrupa’nın pazarlarıyla birlikte, dünya pazarlarında kendilerine geniş yer açacaklardır.

*

Brüksel’de yeri olmayan ülkelerin, uluslararası ilişkilerde söyleyecek sözleri olmaz. Brüksel’de ister yer alsın, isterse yer almasın ülkelerin güçleri, kuruluşlarının yerli bilgiler, yerli ürünler, yerli hizmetler üretmekten daha çok, dünya bilgileri, dünya ürünleri, dünya hizmetleri üretmelerinden kaynaklanır.

*

İstanbul’dan başlayan, İtalya’nın Kuzeyinden Fransa’nın Güneyine kadar uzanan eksen, ürünleriyle, hizmetleriyle, bilgileriyle, küyerelleşen kuruluşların coğrafyasıdır. Onların dünyası, kavga dünyası değil, sevgi dünyasıdır, kapılarını bütün insanlara açmışlardır.

*

Dünyanın geleceğini, hem yerel hem küresel ürünler üreten, küyerel kuruluşlar belirleyecektir.

*

Küyerel kuruluşlar, Mevlana’nın pergeline bezerler, bütün şehirlere ulaşmasını bilirler.

*

Sürekli yenilenen küyerel kuruluşlardan, herkes yararlanır, kimse usanmaz.

24 Ağustos 2020, 11:53

KİMSENİN KİMSEYİ GÖRMEDİĞİ YUVARLAK KÜRE DÜNYA GİTTİ. HERKESİN HERKESİ GÖRDÜĞÜ DÜZ KARE DÜNYA GELDİ. GİZLİLİĞİN OLMADIĞI KARE DÜNYADA HERKES DÜRÜST, "OLDUĞU GİBİ GÖRÜNMEK, GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMAK" ZORUNDADIR

Bu yazı daha önce 06.05.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

24 Ağustos 2020, 12:02

DOĞAL GAZ BORU HATLARI TÜRKİYE VE RUSYA ARASINDAKİ BARIŞIN EN BÜYÜK GÜVENCESİDİR

İstanbul Türklerin Avrupa’ya, Kazan Rusların Asya’ya açılma kapısı olmuştur. Avrasya ekseninde Türkiye ve Rusya, iki vazgeçilmez ülkedir. Türkiye’nin Avrupa’ya, Rusya’nın Asya’ya genişlemesinde, Karadeniz en büyük rekabet alanını oluşturmuştur. Türkler ve Ruslar Karadeniz çevresinde güç kazanmak için, yüzyıllar boyunca birbirleriyle, hem yarışmışlar hem savaşmışlar. Karadeniz Osmanlı yüzyıllarında, bir “Türk Gölü”ne dönüşmüştür.

*

Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla, Berlin Duvarının yıkılmasıyla, Karadeniz kapalı bir deniz olmaktan çıkmış, bütün dünyaya açık bir deniz haline gelmiştir. Karadeniz Avrasya eksenindeki, ülkelerin şehirlerini, boğazlarla ve nehirlerle, birbirlerine bağlayan, en önemli iç denizdir. İstanbul kıtalar arasında, başının üstünde Karadeniz’i, ayaklarının altında Akdeniz’i alarak, Karadeniz şehirlerinin olduğu kadar, Akdeniz şehirlerinin güvenliğini sağlayan gözetleme kulesidir.

*

Türkiye, Rusya, Ukrayna, Kırım, Romanya, Bulgaristan ve Gürcistan Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerdir. Ancak Karadeniz’in kıyı ülkelerini aşan, stratejik ve kültürel etkinlik coğrafyası vardır. Bu yüzden kara, deniz ve hava güvenlik ve denetim stratejilerinde, Karadeniz Akdeniz kadar önemli bir yer tutar. Türkiye ve Rusya, Avrasya’da anahtarı, Karadeniz olan iki kilit ülkedir. İki ülke arasındaki ortak yatırımlar, barışın en güçlü koruyucuları olacaklardır.

*

Türkiye’nin öncülüğünde Rusya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Azerbaycan, Arnavutluk, Gürcistan, Sırbistan ve Moldova arasında gerçekleştirilen, “Karadeniz Ekonomik İş Birliği” kuruluşu, öncülük yapacağı ortak yatırımlarla, şehirlere büyük bir canlılık kazandıracaktır. Doğal gaz ve petrol boru hatları, bölge ülkeleri arasındaki, siyasal sınırları ortadan kaldırmıştır. Geçen yüzyılın ülkeleri, birbirine bağlayan demiryolları yerine, yeni yüzyılda boru hatları geçmiştir.

*

Kültürel işbirliğinin olduğu ülkelerde ekonomik işbirliği, ekonomik işbirliğinin olduğu ülkelerde kültürel işbirliği olur. Avrasya barışının en büyük güvencesi boru hatlarıdır. Ülkeler arasındaki ilişkilerde, kültür ekonominin yolunu aydınlatır. Ekonomi kültürün peşinden gider. Nasıl ayçiçeği yüzünü hep güneşe çevirirse, ekonomi yüzünü hep kültüre çevirir. Ekonominin gözü sürekli kültürün üzerindedir. Kültür ekonomiyle birlikte, politikanın ortak vicdanını oluşturur.

*

Vicdan ekonomide adaletin terazisidir. Terazi sağlıklı kültürün, dengeli ekonominin, barışçı politikanın simgesidir. Bunun için kirli mülkiyete savaş açan Nuri Pakdil, “Türkiye’deki insan vicdanlı olabilirse, Rusya’daki insan da vicdanlı olabilir, Çin’deki, İsveç’teki de, Cezayir’deki de, Kamboçya’daki de” demektedir. Vicdan insanın özü ve özetidir. İnsanı insan yapan değerleridir. Dünyada bütün insanların saygı duyduğu, sevgiyle bağlandığı değerler, dünya barışını en güçlü koruyucularıdır.

*

Vicdan dünyada insanları birbirine bağlayan ana değerdir.

*

İnsanlığın ortak aklı, bütün vicdanların toplamıdır.

*

Dünyanın ortak vicdanı, yanlışta birleşmez.

25 Ağustos 2020, 13:19

DEMOKRASİ DÜŞMANLIĞINDA AMERİKA VE AVRUPA RUSYA'DAN VE ÇİN'DEN GERİ KALMAZ

İslam dünyasının olduğu kadar, Batı dünyasının da geçen yüzyıllarda, döşenmiş düşmanlık mayınlardan arındırılmasında, dünyadaki demokratik yönetimlere büyük görevler düşmektedir. Doğu’dan Batı’ya bütün ülkelerde, katılımcı demokrasi kültürünü zenginleştirmek, yeni boyutlar kazandırmak, Veysel’in deyişiyle: Gece ve gündüz gidilmesi gereken, uzun ve ince bir yoldur. Batı dünyası İslam dünyasında doğmakta olan, demokrasi hareketleri desteklenmezse, kandan elbiseler giyer.

*

Demokrasinin patentinin kendisinde olduğunu iddia eden, demokrasi misyoneri Washington ve Brüksel, Müslüman ülkelerdeki demokratik yönetimlerin, her zaman karşısında yer almıştır. Onlar Filistin’de seçimlerle iktidara gelen, yönetimleri desteklenmedikleri gibi, dünya kamuoyuna “terörist” ilan edilerek, ellerini ve kollarnı bağlamışlardır. Washington ve Brüksel, “Ortadoğu’da tamamen özgür bir seçime güvenmiyor ve bundan kaygı duyuyorum, çünkü dini partiler çok önemli bir üstünlüğe sahipler” diyen, Bernard Lewis gibi düşünüyor.

*

Amerika’nın ve Avrupa'nın Müslüman ülkelerdeki demokrasi düşmanlığı, Arap dünyasında İslam düşmanlığına dönüşmüştür. Batı’da İslam düşmanlığı, demokrasi düşmanlığını, demokrasi düşmanlığı İslam düşmanlığını doğurmuş, demokratik yönetimlerin önünü kesmek için, her yol mubah görülmüştür. Brüksel Washington’nun peşine takılarak, Ankara’dan Karaçi’ye kadar, Müslüman ülkelerdeki bütün darbeleri desteklemiştir. Seçilmiş başbakanların idam edilmesine, İslam’dan korkan “Endişeli Batı” adına onaylamıştır.

*

Washington’un ve Brüksel'in demokrasi düşmanlığı, Arap dünyasında esen, güçlü demokratik yönetim rüzgarları, sırasında yine kendini göstermiştir. Kahire’de demokratik yönetim yörüngesinden çıkarılmıştır. Şam’da çok partili yönetime geçme istekleri, kanlı bir iç savaşa dönüşmüştür. Demokrasi misyonerliği adına, Bağdat’ı işgal eden Washington, Ortadoğu’yu Filistinleştirmiştir. Libya’da demokratik yönetim, Cezayir’de olduğu gibi, evinde öldürülmüştür. Dünyada Avrupa önceki Amerika’dır, Amerika sonraki Avrupa’dır.

*

İslam dünyası çifte standartlı Batı dünyasının, önüne çıkardığı bütün engelleri bir bir aşarak, kendi demokrasisini kendisi inşa etmek zorundadır. Endonezya’dan Fas’a İslam dünyası, çok boyutlu bir demokrasi sınavından geçiyor. Müslüman ülkeler, ya çok köklü olan istişare geleneklerinden yola çıkarak, Batı’nın seküler kültürünün üstünde, yeni bir demokrasi dili oluşturacaklar, ya da değişik isimler altında devam eden, iktidar savaşlarında, kan dökmeye devam edecekler.

*

İslam dünyasında, demokrasinin bütün kurum ve kurallarının, sağlıklı bir altyapısının olması, toplumun bütün kesimlerince kabul görmesi için, gerekli tarihsel, kuramsal ve yönetimsel araştırmalar yapılmasına yetmemiştir. Tarihin her döneminde yönetimlerin başarısı, küresel hukuk ilkelerine, her yerde geçerli etik değerlere, bağlılıktan ve saygıdan kaynaklanır.

*

“Batı dünyası için kötü olan, İslam dünyası için iyidir,” diyen Washington ve Brüksel, İslam dünyasındaki demokratik gelişmeleri dinamitlemiştir. İkiyüzlü Batı dünyası, yalnızca kendine demokrattır.

*

Müslüman ülkeler "Çoğunluk yanlışta birleşmez" diyerek, Medine'nin Katılımcı Demokrasi kültürünü geliştirerek güncelleştirmeliler.

*

Ortadoğu’da demokrasilerin en büyük düşmanı, demokrasi soykırımcısı Washington’dur,Brüksel'dir,Moskova'dır,Pekin'dir.

*

Washington ve Brüksel dünyada, “Demokrasilerin Deli Dumrulları” olmuşlardır.

*

Demokrasi düşmanlığında, Batı ülkeleri Ortaoğu’da, birbirleriyle yarışmaktadır.

*

Medine'nin "Paylaşımcı Demokrasi"nin, Atina'dan alacağı hiçbir şey yoktur.

26 Ağustos 2020, 12:11

DÜNYA BARIŞINA GİDEN YOLU KONYA'DAN UFUKLARIN ÖTESİNE BAKAN YENİ İBN ARABİ'LER YENİ KONEVİ'LER AÇAR

Washington’un öncülüğünü yaptığı Batı dünyası, New York’ta Dünya Ticaret Merkezine yapılan, intihar saldırısından beri büyük bir korkuya kapılmıştır. O günden sonra, yüzen orduların sahibi Washington, orantısız güç kullanarak, dünyanın dört bir yanında, dehşet kasırgaları estirmektedir. Şiddet rüzgarları eken Washington, terör fırtınaları biçiyor. Doğu’nun ve Batı’nın önemini yitirdiği, düz kare dünyada, terör domino taşı etkisiyle, bütün ülkelere yayılmaktadır.

*

Washington hem dünyada, hem Avrupa ülkelerinde, Komünist ya da Faşist bir yönetimin, ortaya çıkmaması için, büyük gayret göstermiştir. Avrupa’da Faşist yönetimlerin yükselişini durdurma gerekçesiyle Washington, Londra’nın ve Paris’in yanında yer alarak, Berlin’in Yeni Roma olmasını önlerken, kendisi Yeni Roma olmuştur. Yeni Roma İmparatorluğu, New York’a yapılan saldırıdan sonra, Ortadoğu’yu kan denizine dönüştüren, Seküler Faşizmi doğurmuştur.

*

Amerika yağmurdan kaçarken, doluya tutulmuştur. Dört elle sarıldığı Sekülerlik Faşizmini, bütün dünyaya ihraç etmiştir. Terörü önlemek bahanesiyle, dünyanın en büyük, en güçlü savaş makinası Pentagon’un, uçak gemileri Basra körfezine yerleşmiştir. Washington’un Bağdat’ı işgali, İslam dünyasının ekonomik yapısını ve kültürel dokusunu altüst etmiştir. Pentagon camdan heykele indirilen bir balyoz gibi, bütün Arap dünyasını paramparça etmiştir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun ister Müslüman ister Hristiyan, hiçbir ülkede zorla Sekülerlik olmaz. Amerika Yirmi birinci yüzyılda, Abbasilerin başkenti Bağdat’a, Sekülerlik ihraç etmeye çalışırken, Washington’a Almanların başkenti Berlin’den, Yirminci yüzyılın Faşizmini ithal etmiştir. Avrupa’nın ırkçılığı, Hristiyan Avrupa ülkelerini yerle bir etmiştir. Amerika’nın Sekülercilik adı altında sürdürdüğü İslam düşmanlığı, Amerika’nın bütün şehirlerini darmaduman edecektir.

*

Avrupa’yı ırkçı Faşist yönetimlerden, demokratik Washington kurtarmıştır. Siyonist İsrail’in peşine takılan, ırkçı Amerika’yı Dergah kültürüyle yoğurulan, İslam dünyasının özü ve özeti olan Konya kurtaracaktır. Geçmişte Avrupa’ya İbn Arabi’yi okuyarak giden Türkler, yeni yüzyılda Amerika’ya Sadreddin Konevi’yi okuyarak gideceklerdir. Düz kare dünyada silaha ve şiddete, kesinlikle yer yoktur. Yeni dünyanın fatihleri, güzel haber verenler, yeni ufuk açanlar olacaktır.

*

Doğusuyla ve Batısıyla, bütün dünyanın savaşlarla yakılıp yıkıldığı, herkesin gelecekten ümidini kestiği, büyük bir karamsarlığa düştüğü dönemde, insanlığa ufuk ötesini gören yeni bir ufuk kazandıracak kitapların başında Fütuhat gelir. Bunun için dünyada, Fütuhat her kitaplığa, her eve girmiştir. İbn Arabi yedi yüzyıllık kusursuz bir pusuladır. Yedi iklim dört bucakta din, ırk, renk, yaş farkı gözetmeden, herkese yol göstermiştir. Fütuhat iki dünyayı birden kazanmanın yol haritasıdır.

*

Fütuhat metafizik dünyanın incilerini, fizik dünyanın sahillerine saçan kıyısız bir okyanustur.

*

Yorulmadan, usanmadan yeni ufuklar açan İbn Arabi, yeni ufukların sultanıdır.

*

Ötelerin ötesi, ufukların ötesini görenlerle, gözler önüne serilir.

27 Ağustos 2020, 12:36

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILIN ORTASINDA AVRUPA YENİ ORTADOĞU OLACAKTIR

İnsanlığın bilinen beş bin yıllık medeniyet tarihi içinde, Habil’den ve Kabil’den bu yana, iki ana akımın sürekli bir hesaplaşma içinde oldukları görülür. Bir yanda Habil’in yolundan gidenler, bir yanda Kabil’in yolundan gidenler vardır. Habil’in izleyicilerinin inşa ettikleri medeniyetler, kutsal kaynaklardan beslenirken, Kabil’in izleyicilerinin inşa ettikleri medeniyetler, seküler kaynaklardan beslenirler. Medeniyetler tarihinde Habil uzlaşmanın, Kabil çatışmanın simgesidir.

*

Medeniyetlerin harman olduğu Avrupa’da, Ademoğullarıyla, insanlığın gündemine giren ana akım medeniyetler, kendi aralarında hesaplaştıkları gibi, kendi içlerinde de hesaplaşmaya devam etmektedirler. Ortadoğu’da hem aynı medeniyetler içinde, hem de medeniyetler arasında kanlı bir savaş yaşanmaktadır. Seküler medeniyetlerin misyonerliğini yapan Batı, Ortadoğu’yu ateş çemberiyle kuşatmıştır. Avrupa Ortadoğu’ya, Ortadoğu Avrupa’ya taşınmıştır. Avrupa büyük bir Ortadoğu’ya dönüşmüştür.

*

Kutsal kitapların vatanı, Ortadoğu’nun bir ülkesinde savaş olursa, Batı’nın hiçbir ülkesinde barış olmaz. Ortadoğu’nun kutlu şehirlerinin kapıları, Cennete açıldıkları gibi, Cehenneme de açılırlar. Ortadoğulular sevdiklerine Cennet, sevmediklerine Cehennem kesilirler. Ortadoğu’da savaş çığırtkanlığı yapan Avrupa ülkeleri, hiçbir Batı ülkesinde barışın bekçiliğini yapamazlar. Irak,Yemen,Libya ve Suriye Cehennem olursa, ne Avrupa, ne Amerika Cennet olur. Ortadoğu’ya savaş eken ülkeler, ülkelerinde barış biçemezler, savaşı ülkelerine taşırlar.

*

Kabil’in kartalları gecenin karanlığında uçarken, Habil’in güvercinleri gündüzün aydınlığında uçarlar. Tarihin her döneminde, Habil’in güvercinleri, Kabil’in kartallarından daha güçlü olmuşlardır. Ortadoğu’nun tarihi, bütün insanlığın tarihidir. Ortadoğu “Adem Turabullah”, “İbrahim Habibullah”, “Musa Kelimullah”, “İsa Ruhullah”, “Muhammed Habibullah” diyerek, Doğu dünyasından Batı dünyasına, bütün insanlığı kucaklar. Ademoğullarının tarih içindeki, bilgi ve bilgelik birikimleri, Ortadoğu’nun kutsal kitaplarının, bol dipnotlu uzun bir yorumudur.

*

Ortadoğu’da tarih yeniden yazılıyor. Ortadoğu seküler Kabil medeniyetinin, arka bahçesi olmaktan çıkmış, kutsal Habil medeniyetinin ön bahçesi olmuştur. Ortadoğu Orta çağlarda, ana akım dünya medeniyetinin, nasıl öznesi olmuşsa, yeniden aynı işlevi yüklenmeye adaydır. Ortadoğu’daki savaş, Ortadoğu’nun demokrasiye isyanı değil, Ortadoğu’nun dayatmaya isyanıdır. Ortadoğu Batı’nın iki yüzlülüğüne karşı, Kabil’de, Bağdat’ta, Şam’da, Kahire’de yürüttüğü savaşı, Paris’e, Moskova’ya, Londra’ya, New York’a taşımıştır. Artık dünyada her ülke bir Ortadoğu’dur.

*

Ortadoğu’nun yeni kuşakları, kendi medeniyet tarihleriyle birlikte, dünya medeniyet tarihini yeniden yazmak, yeniden yorumlamak zorundadırlar. Dünyada dar açıdan, uluscu gözle yazılan yerel tarihler değil, geniş açıdan, uluslar üstü gözle yazılan küresel tarihler önemlidir. Geçmişin ayrıştırıcı tarihlerinin yerini, geleceğin bütünleştirici tarihleri almalıdır. İnsanlık tarihi bölünmez bir bütündür.

*

Yitirilen Cennet yalnız bulunmaz. Bütün devletlerin atalarının yitirdiği Cenneti, dünyada bulmaları için, savaş isteyenlerin karşısında, barış isteyenlerin yanında yer almaları, hayati önem taşımaktadır.

*

Devletsiz barış, barışsız devlet olmaz. Adalet devletin vicdanıdır. Medeniyet adalete dayanır.

*

İnsanlık tarihinin güç savaşlarında, eline kan bulaşmamış, hiçbir devlet yoktur.

*

Dünyanın her yanında, adaletin adil devleti, bütün devletlerin üstündedir.

28 Ağustos 2020, 13:08

SAVAŞ YÜZYILINDA YUNUS'LA MEVLANA'YLA,İBN ARABİ'YLE ANADOLU'DAN BÜTÜN ÜLKLERE ZEYTİN DALI UZATMAK

Endonezya’dan Fas’a kadar geniş bir coğrafyaya yayılan İslam ülkeleri, dünyanın orta kuşağını oluştururlar. Müslüman ülkeler Kuzeyin yüksek gelirli ülkeleriyle, Güneyin düşük gelirli ülkeleri arasında, en büyük ve en etkili denge gücüdürler. İslam dünyasında savaş olursa, dünyada barış olmaz. Dünyadaki savaşları durdurmak isteyen ülkeler, Müslüman ülkelerdeki barış çalışmalarını ve katılımcı demokrasi hareketlerini desteklemek zorundadırlar. Çünkü kare dünyada, uzlaşma getiren savaş, çatışma getiren barış olmaz.

*

Karaçi'yi, Kabil'i, Taşkent'i, Tahran’ı, Riyad’ı, Bağdat’ı, Şam’ı, Beyrut'u, Kahire’yi, Trablus'u,Rabat'ı ve Jakarta’yı Anadolu'da Yunus'la, Mevlana'yla,İbn Arabi'yle buluşturmak, savaş dünyasının, barış dünyasına dönüşmesinin yolunu açmaktır. Dört yanındaki ülkelerle sınırlarını esneterek, ekonomik bağlantılarını zenginleştiren,erenler ülkesi Anadolu, dünya barışının başka ülkeler tarafından, yeri doldurulması mümkün olmayan, en güçlü güvencesi olacaktır. Ortadoğu’da Araplarsız savaş, Türklersiz barış olmaz. Yeni dünyada yol savaş isteyenlerin değil, barış isteyenlerin yoludur.

*

Müslüman ülkelerdeki savaşların, sivillere yönelik intihar saldırılarının kaynağında, Batı dünyası vardır. Batı ülkeleri İslam dünyasındaki, demokrasi düşmanı dayatmacı yönetimleri destekleyerek, hem İslam dünyasına, hem demokrasiye en büyük kötülüğü yapmışlardır. Batılılar bağımsızlık savaşlarıyla, terörist eylemleri arasındaki, sınırları birbirine karıştırmışlardır. Batılıların başka açık kapı bırakmayan, baskı politikalarına karşı, cevap olan intihar saldırılarıyla, bütün İslam dünyası kan gölüne dönüşmüştür.

*

Babil'den, Mısır’dan Endülüs’e kadar, bütün insanlığın ortak mirası olan, bilimsel ve teknolojik birikimiyle, Asya’nın el koydukları doğal kaynaklarını değerlendirerek, Batı dünyası son iki yüzyılda, tarihte benzeri olmayan, büyük bir zenginliğe kavuşmuştur. Zengin Kuzey ülkeleri ulaştıklarını üretim gücünü, Mısırlıların Nil’in sularından yararlanarak, ulaştıkları üretim güçlerini, piramitleri inşa ederek, yok etmeleri gibi, Batılılar da ulaştıkları zenginlikleri, dünya savaşlarında yok etmişlerdir. Savaşla gelen, savaşla gitmiştir.

*

Doğu'dan Batı'ya bütün dünya el ele vererek, önce Ortadoğu’da, ardından,Avrupa'da,Asya'da, Afrika'da,Güney Amerika'da yarar odaklı dış politikadan, etik odaklı dış politikaya geçişin yolunu açmalıdır. Son yüzyıllardaki savaşlarda, milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Savaşlarda tarafların kayıplarının toplamı, kazançlarının toplamından kat kat fazla olmuştur. Dünya insanlık tarihinde, savaşların kaybedenleri kadar, kazananları da büyük bedeller ödemişlerdir.Yeni dünyada savaşlar, iki ülkeyle değil, bütün ülkelerle yapılmaktadır.

*

Anadolu’nun yol gösteren kutup yıldızları, savaşın değil, barışın sultanlarıdır. Onların işi savaşı önlemek, barışı özendirmektir. Savaş isteyen devletler, savaşın bedelini, kendileriyle birlikte, bütün dünyaya ödetirler. Devletler barışa hizmet ederek büyürler. Kare dünyanın büyük devletleri, savaştan önce, barışa hizmet eden devletlerdir.

*

Oluşmakta olan dünyada, ülkelerin hem dış politikalarında, hem iç politikalarında savaş peşinde koşan yöneticiler değil, barış peşinde koşan yöneticiler güçlü olurlar. Güçlü yöneticiler, sorunları çatışmayla değil, uzlaşmayla çözerler.

*

Yirmi birinci yüzyılın, en güçlü devletleri, en az savaş, en çok barış yapan, devletler olacaktır.

28 Ağustos 2020, 17:25

Ömrünü Türklerin Altay dağlarından, Alp dağlarına kadar uzanan geniş çoğrafyada yüzyılların içinde…

Ömrünü Türklerin Altay dağlarından, Alp dağlarına kadar uzanan geniş çoğrafyada yüzyılların içinde zenginleştirdikleri kültüre ve sanata adamış, kültür ve sanat sevdalısı Sevgili Dr.Metin Eriş Ağabeyin teşvikleriyle ortaya çıkan kitapçık.

29 Ağustos 2020, 12:40

İSTANBUL'DA DOĞU'YU VE BATI'YI ALTIN ORANDA HARMANLAMAK

Dervişlikle silahlanmış Anadolu insanı, iki yüzyıla yakın bir zamandan beri, Avrupa’dan gelen yabancılaşma rüzgarlarının etkisindedir. Türklerin Avrupa coğrafyasından, Asya coğrafyasına çekilmelerinde, hem içeriden hem de dışarıdan estirilen, yabancılaşma rüzgarlarının çok büyük etkisi olmuştur. Cumhuriyetin kuruluş yılları boyunca, Anadolu’yu aydınlatacak güneşin, Asya’dan değil, Avrupa’dan doğacağı vurgulanmıştır.

*

Yirminci yüzyılda ortaya çıkan, bilimsel ve teknolojik gelişmeler, büyük ölçüde Batı’dan kaynaklanmıştır. Dünyadaki değişmelere uyum sağlamak için, her ülkenin ekonomik ve kültürel yeniliklere, kapılarını açması gerekir. İster Doğu’da, isterse Batı’da olsun, hiçbir ülke, dünya ekonomisindeki gelişmelere sırtını dönemez. Ancak insanın gönlünü, aydınlatan ışık, Batı’dan değil Doğu’dan gelir. Doğu kutsal, Batı seküler kültürün yurdudur. Dünyada İstanbul kutsal, Paris da seküler kültüre açılan kapıdır.

*

“İnsan ya Tanrı’dan yanadır, ya da Tanrı’ya karşıdır” diyen Nuri Pakdil, Anadolu insanını, tarihine, kültürüne ve edebiyatına yabancılaştıran, Paris’ten Batılılaşma rüzgarlarına karşı, İstanbul’dan estirilecek Doğululaşma rüzgarlarıyla karşı durmayı, kişilikli bir aydın sorumluluğu olarak görmektedir. İstanbul’un doğasında barış, Paris’in doğasında savaş vardır. Paris savaş her şeyin anasıdır derken, İstanbul barış her şeyin babasıdır demektedir. Tarihin her döneminde, barış önemli olmuştur.

*

Kutsal kültürün yeni başşehiri İstanbul’dan, bütün ülkelerin başşehirlerine, büyük ve uzun yürüyüşler düzenleyen Pakdil’in arayışı, insanlığın umut arayışıdır. Eylemsiz geçen günü, gün saymayan ve okumayı en büyük eylem gören, Pakdil’in edebiyat dünyası, umutsuzluk dünyası değildir. Onun bulunduğu her yerde, duvarları kitaplardan bir “Kalem Kalesi” inşa edilir. Söz konusu görkemli kale, statik olmaktan daha çok, dinamik bir kaledir, her gün yıkılır, her gün yeniden yapılır.

*

Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Yedi İklim ve Hece dergileri, Anadolu’da şiddet fırtınaları estiren, Sol ve Sağ yabancılaşma akımlarına karşı koruyan bir “Medeniyet Kalesi'' olmuşlardır. Osman Sarı Nuri Pakdil'den yola çıkarak, “Sanki bir sonsuzluk bestesi / Sözleri Nuri Pakdil'in” ve “Yankılanır kulaklarda / Bu çağda her kelimesi”, bu edebiyat kalelerinin demektedir. Edebiyat kaleleri insanları medeniyetlerin yıkılmaz kalesi İstanbul’a çağırırlar. Ve Anadolu şehirlerinin özeti İstanbul’da, bütün gemileri yakmaya davet ederler. İnsanlar sevdiklerinden vazgeçmedikce, yitirilen Cenneti bulamazlar.

*

İstanbul’da kutsal kültür ve tarih, insanı adım adım izleyen, ak saçlı bir bilgedir. Orada insan, sürekli izlendiğini ve sürekli gözlendiğini bilir. İstanbul’un kutlu toprağında, en küçük iyilik gibi, en küçük kötülük de karşılıksız kalmaz. Aslında yalnızca İstanbul’da değil, bütün dünyada, Pakdil’in vurguladığı gibi: “Sürekli olarak bir gözcünün, bir denetiçinin bakışları” insanın üzerindedir. Kimsenin meleklerin kapsama alanının dışına çıkması mümkün değildir.İki dünyada hiçbir iyilik, hiçbir kötülük karşılıksız kalmaz.

*

Dünya büyük İstanbul, İstanbul küçük dünyadır. Dünyada gerçeği arayanlar, iki dünyayı birden kucaklayan, İstanbul’da bulurlar. İstanbul'u bilenler Doğu'yu ve Batı'yı, Avrupa'yı ve Asya'yı, altın oranda harmanlamasını bilirler.

*

Neruda’nın “Dünyanın burnu geleceği kokusunu alır” sözüne benzetilerek söylenirse: “İstanbul’un burnu barışın kokusunu alır.”

*

İstanbul Mekke kapısıdır, Medine kapısıdır, Kudüs kapısıdır, İstanbul el uzatırsa, dünyanın hiçbir yerinde savaş olmaz.

*

İstanbul’u sevmek, insanı sevmektir, hayatı sevmektir, iyiliği sevmektir, doğruluğu sevmektir, barışı sevmektir.

30 Ağustos 2020, 11:40

İSTANBUL HEM DOĞU'DUR HEM BATI'DIR,HEM ASYA'DIR HEM AVRUPA'DIR,ÜSKÜDAR'YLA KABE TOPRAĞIDIR, EYÜP'ÜYLE MEDİNE TOPRAĞIDIR,KADKÖY'ÜYLE

KUDÜS'E AÇILAN KAPIDIR.ÜÇÜNCÜ ROMA İSTANBUL'U SEVMEK,BİRİNCİ VE İKİNCİ ROMA'YA DÜŞMAN OLMAK DEMEK DEĞİLDİR.

31 Ağustos 2020, 12:24

GİZLİLİĞİN OLMADIĞI GÜNEŞİN HİÇ BATMADIĞI KARE DÜNYADA TUZAK KURANLAR TUZAĞA DÜŞERLER

Bu yazı daha önce 21.03.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Küre yuvarlak dünyanın, düz kare dünyaya dönüşmesiyle, ülkeler arasında uzak komşu ve yakın komşu farkıyla birlikte, aydınlık ve karanlık farkının olmadığı, yeni bir küresel yapılanma ortaya çıkmıştır. Güneşin hiç batmadığı, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın hiçbir alanında, gizliliğin olmadığı kare dünyada, hiçbir ülkenin hiçbir ülkeye, hiçbir kurumun hiçbir kuruma, hiçbir kuruluşun hiçbir kuruluşa, hiçbir insanın hiçbir insana, tuzak kurması mümkün değildir.

*

Yapılanmakta olan kare dünyada, birbirlerine tuzak kurmaya kalkan ülkeler, birbirlerine tuzak kurmaya kalkan kurumlar, birbirlerine tuzak kurmaya kalkan kuruluşlar, birbirine tuzak kurmaya kalkan insanlar, kurdukları tuzaklara ilk önce kendileri düşerler. Kare dünya tarafların birlikte kaybettikleri çatışmaların dünyası değil, birlikte kazandıkları uzlaşmaların dünyasıdır. Küre dünyanın kurumları ve kuralları, yetersiz kaldığı için, bütün dünyada, kurumlarıyla, kurallarıyla, kare dünya tartışılmaktadır.

*

Küre dünyanın kurumları ve kuralları yerleşmiştir, bütün ülkelerde bilinmektedir ve bütün ülkelerde uygulanmaktadır. Ancak küre dünyanın kurumlarıyla, kuruluşlarıyla, kare dünyanın karşı karşıya olduğu, ekonomik ve kültürel sorunları çözmek mümkün değildir. Bu yüzden bütün ülkelerde, kare dünyanın getirdikleri fırsatları değerlendirmek, yol açtığı tehditleri gidermek, üniversite dünyasının gündemindeki, araştırma konularının başında gelmektedir. Küre dünyada insanların makinalaşmaları tartışılırken, kare dünyada makinaların insanlaşması tartışılmaktadır.

*

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde, dünyadaki ana eğilimleri araştıran uzmanların, çalışmalarında ayrıntılı olarak ortaya koydukları gibi, küre dünyanın ekonomisinde ve kültüründe, değişmez sanılan kurallar hızla değişmektedir. Küre dünyada Batı ülkeleri, geliştirdikler silahlarla, Asya ve Afrika ülkelerinin kaynaklarını yağmalamışlardır. İspanyollar Amerika’nın, İngilizler Hindistan’nın, Fransızlar Cezayir’in, zenginliklerini ülkelerine taşımışlardır. Küre dünya savaşarak gelişenlerin, kare dünya uzlaşarak gelişenlerin dünyasıdır.

*

Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarıyla, kadın çocuk, genç yaşlı demeden bir günde, yüzbinlerce insanın hayatını yitirmesinden sonra, küre dünyada hiçbir ülke, geliştirilen nükleer silahları, savaş alanlarında denemeye cesaret edememiştir. Küre dünyanın nükleer silaha sahip başşehirleri, başta Washington ve Moskova olmak üzere, Londra, Paris, Yeni Delhi, Karaçi, uluslararası sorunlarını, ellerindeki atom başlıklı füzeleri, ateşleyerek çözmeye kalkışmamıştır. Barışla yeni zenginlikler kazanan, kare dünyada taraflara büyük bedeller ödeten savaşlara yer yoktur.

*

Küre dünyanın altın madenleri, petrol kuyuları, nükleer silahları, kare dünyada güç kaynakları olmaktan çıkmıştır. Kare dünyanın yenilik merkezleri Silikon Vadilerinde, akıllı ürünler geliştirme gücü, silisyum yataklarından değil, yenilikçi insan kaynaklarından beslenmektedir. Kare dünyada ister ekonomik, ister kültürel olsun, hiçbir savaşın, dünyayı toptan intihara götüren, nükleer silahlarla kazanılması mümkün değildir. Artık nükleer başlıklı füzeler, yalnızca dayatmacı ülkelerin, devlet törenlerinde görülmektedir. Barışa dayanan kare dünyada, başarının sırrı, daha çok barıştadır.

*

Silahlı savaşlarla küre dünyanın zenginliklerine ulaşılır, kare dünyanın zenginliklerine ulaşılmaz.

*

Kare dünya silahlarla savaşanların dünyası değil, yeniliklerle yarışanların dünyasıdır.

*

Kare dünyada tuzak kuranlar, kurdukları tuzaklara, önce kendileri düşerler.

31 Ağustos 2020, 12:24

GİZLİLİĞİN OLMADIĞI KARE DÜNYADA TUZAK KURANLAR TUZAĞA DÜŞERLER

Bu yazı daha önce 21.03.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Küre yuvarlak dünyanın, düz kare dünyaya dönüşmesiyle, ülkeler arasında uzak komşu ve yakın komşu farkıyla birlikte, aydınlık ve karanlık farkının olmadığı, yeni bir küresel yapılanma ortaya çıkmıştır. Güneşin hiç batmadığı, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın hiçbir alanında, gizliliğin olmadığı kare dünyada, hiçbir ülkenin hiçbir ülkeye, hiçbir kurumun hiçbir kuruma, hiçbir kuruluşun hiçbir kuruluşa, hiçbir insanın hiçbir insana, tuzak kurması mümkün değildir.

*

Yapılanmakta olan kare dünyada, birbirlerine tuzak kurmaya kalkan ülkeler, birbirlerine tuzak kurmaya kalkan kurumlar, birbirlerine tuzak kurmaya kalkan kuruluşlar, birbirine tuzak kurmaya kalkan insanlar, kurdukları tuzaklara ilk önce kendileri düşerler. Kare dünya tarafların birlikte kaybettikleri çatışmaların dünyası değil, birlikte kazandıkları uzlaşmaların dünyasıdır. Küre dünyanın kurumları ve kuralları, yetersiz kaldığı için, bütün dünyada, kurumlarıyla, kurallarıyla, kare dünya tartışılmaktadır.

*

Küre dünyanın kurumları ve kuralları yerleşmiştir, bütün ülkelerde bilinmektedir ve bütün ülkelerde uygulanmaktadır. Ancak küre dünyanın kurumlarıyla, kuruluşlarıyla, kare dünyanın karşı karşıya olduğu, ekonomik ve kültürel sorunları çözmek mümkün değildir. Bu yüzden bütün ülkelerde, kare dünyanın getirdikleri fırsatları değerlendirmek, yol açtığı tehditleri gidermek, üniversite dünyasının gündemindeki, araştırma konularının başında gelmektedir. Küre dünyada insanların makinalaşmaları tartışılırken, kare dünyada makinaların insanlaşması tartışılmaktadır.

*

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde, dünyadaki ana eğilimleri araştıran uzmanların, çalışmalarında ayrıntılı olarak ortaya koydukları gibi, küre dünyanın ekonomisinde ve kültüründe, değişmez sanılan kurallar hızla değişmektedir. Küre dünyada Batı ülkeleri, geliştirdikler silahlarla, Asya ve Afrika ülkelerinin kaynaklarını yağmalamışlardır. İspanyollar Amerika’nın, İngilizler Hindistan’nın, Fransızlar Cezayir’in, zenginliklerini ülkelerine taşımışlardır. Küre dünya savaşarak gelişenlerin, kare dünya uzlaşarak gelişenlerin dünyasıdır.

*

Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarıyla, kadın çocuk, genç yaşlı demeden bir günde, yüzbinlerce insanın hayatını yitirmesinden sonra, küre dünyada hiçbir ülke, geliştirilen nükleer silahları, savaş alanlarında denemeye cesaret edememiştir. Küre dünyanın nükleer silaha sahip başşehirleri, başta Washington ve Moskova olmak üzere, Londra, Paris, Yeni Delhi, Karaçi, uluslararası sorunlarını, ellerindeki atom başlıklı füzeleri, ateşleyerek çözmeye kalkışmamıştır. Barışla yeni zenginlikler kazanan, kare dünyada taraflara büyük bedeller ödeten savaşlara yer yoktur.

*

Küre dünyanın altın madenleri, petrol kuyuları, nükleer silahları, kare dünyada güç kaynakları olmaktan çıkmıştır. Kare dünyanın yenilik merkezleri Silikon Vadilerinde, akıllı ürünler geliştirme gücü, silisyum yataklarından değil, yenilikçi insan kaynaklarından beslenmektedir. Kare dünyada ister ekonomik, ister kültürel olsun, hiçbir savaşın, dünyayı toptan intihara götüren, nükleer silahlarla kazanılması mümkün değildir. Artık nükleer başlıklı füzeler, yalnızca dayatmacı ülkelerin, devlet törenlerinde görülmektedir. Barışa dayanan kare dünyada, başarının sırrı, daha çok barıştadır.

*

Silahlı savaşlarla küre dünyanın zenginliklerine ulaşılır, kare dünyanın zenginliklerine ulaşılmaz.

*

Kare dünya silahlarla savaşanların dünyası değil, yeniliklerle yarışanların dünyasıdır.

*

Kare dünyada tuzak kuranlar, kurdukları tuzaklara, önce kendileri düşerler.