Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Haziran 2021

31 yazı

1 Haziran 2021, 12:26

ÜLKELER DÜNYA PAZARLARINA KUSURSUZ ÜRETİM YAPAN KURULUŞLARIYLA AÇILIRLAR

Kuruluşların olduğu kadar, ülkelerin başarısı da, dış dinamiklerden daha çok, iç dinamiklerden kaynaklanır. Dünyanın hiçbir yerinde başarı ya da başarısızlık kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bir ülke ya da kuruluşun başarısının olduğu gibi, başarısızlığının da köklü kaynakları vardır. Bütün kuruluşlarıyla birlikte, ülkeleri çökerten dinamikler, dışarıdan önce içeride aranmalıdır. Ülkeler ve kuruluşlar, korkuları ve düşmanlıkları körükleyerek, başarısızlıklarının sorumluluğunu başkalarına yükleyemezler.

*

Ülkelerin gelecekteki başarıları, ekonomik ve kültürel alanlarda, üretim yapan kuruluşlarından kaynaklanır. Su toprak için nasıl canlılık kaynağı ise, kuruluşlar da ülkelerin en önemli canlılık kaynaklarıdır. Susuz toprakların çoraklaştığı gibi, kuruluşsuz ekonomiler de yoksullaşır. Bütün toplumlarda değerlendirilemeyen zenginlik ve giderilemeyen yoksulluk, en büyük çöküntü kaynağıdır. Dünyada kuruluşlar, toplumların tasarruf yetenekleriyle, girişimci güçlerinin en somut göstergeleridir.

*

Üretim sevdalısı kuruluşların, içsel ve dışsal etkileriyle, toplumları dönüştüren çok boyutlu, gizemli bir etkileri vardır. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde kusursuzluğu arayan, kusursuzlukta yarışan, kusursuzluğun simgesi olan kuruluşlar, ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel atılımlarında, sürükleyici bir işlev yüklenirler. Ürünlerini ve hizmetlerini, yıldan yıla sürekli artıran kuruluşlar, bütün ülkelerde savaşın kartallarına karşı, barışın güvercinlerinin en önemli destekcileri olurlar.

*

Nitelik açısından olduğu kadar, nicelik açısından da kuruluşlarını sürekli geliştiren ülkeler, dünya pazarlarındaki yerlerini sağlamlaştırırken, uluslararası ilişkilerdeki ağırlıklarını da artırırlar. Siyasal sınırlardan daha çok, ekonomik sınırların belirleyici olduğu, küreden kareye dönüşen dünyada, ülkelerin güçleri cephelerde savaşan ordularından değil, pazarlarda kusursuzlukta yarışan kuruluşlarından gelir. Onlar sonu kusursuzluğa çıkan, yolun kilometre taşlarıdır.

*

Kusursuzluğun peşine düşen kuruluşlar, geliştirdikleri ürünlerle, üretimde ve yönetimde yaptıkları yeniliklerle, bayraklarını dünyanın bütün şehirlerine taşırlar. Onlar çözüm kaynağı olmayanların, sorun kaynağı olduklarını bildikleri için, gittikleri her ülkede, insanların hayatlarını kolaylaştırırlar, çalışma dünyalarını zenginleştirirler. Bütün ülkelerde kuruluşların güçleri, bulundukları ortamlarda olumlulukları çoğaltmak, olumsuzlukları azaltamak için, birbirleriyle yarışmalarından kaynaklanır.

*

Kusursuzluğu yakalama yolunda, bütün ülke kuruluşlarının yarıştığı, dünya pazarlarında, her kuruluş kurumsal ve toplumsal sorumluluk çalışmaları yapmak zorundadır. Bütün ülkelerde kuruluşların ömürleri, bütün insanlığın düşünce ve eylem birikimine yaptıkları katkılara bağlıdır. Onlar işlerini doğru yaptıkları kadar, doğru işleri yapmaya önem vermek zorundadırlar. Çalışmalarının karşılığını, hemen alan kuruluşların başarıları, iki boyuta aynı ağırlıkta değer vermelerinden gelir.

*

Ülkelerin üretim güçleri ordularla değil, dünyaya açık kuruluşlarla büyütülür.

*

Kuruluşları dünya pazarlarına, çalışanlarından daha çok müşterileri taşır.

*

Müşterilerine saygı gösterenlere, bütün dünyada saygı gösterilir.

2 Haziran 2021, 00:11

Doktora propramımda son dersimizde Doç.Dr.Deniz Tunçalp

Doktora propramımda son dersimizde Doç.Dr.Deniz Tunçalp zengin birikiminden yola çakarak,girişimciliğin ekolojisini ele aldı,Prof.Dr.Ali Osman Öncel'in ve öğrenci arkadaşlarımızın katkılarıyala, güzel bir "Beyin Fırtınası" toplantısı oldu. Öncel'in koordinatörlüğünde "KARE DÜNYA PLATFORMU"da benzer toplantılarımız devam edececek, topluluktak arkadaşlarımızın katkılarını ve konu ve konuşmacı önerilerini bekliyoruz.

2 Haziran 2021, 13:01

YENİ SÖZLER SÖYLEMEYENLER ÜRETİMDE YÖNETİMDE YENİLİK YAPAMAZLAR

Dünya pazarlarına açılarak, yönetim yaklaşımlarında ve üretim yöntemlerinde, sürekli yenilik yapan kuruluşlar, ekonomik krizlerden çok etkilenmezler. Dünyadaki gelişmelere uyum sağlayan kuruluşlar, hayatın bütün boyutlarında, köklü dönüşümlerin öncüleri olurlar. Onların güçlü olduğu ülkelerin, ekonomileri güçlü olur. Onlar dünyadaki bütün kuruluşlara, birbirleriyle giderleri azaltmada, gelirleri çoğaltmada yarışma olmadan, hiçbir alanda gelişme olmayacağını gösterirler.

*

Ortaklıklar Murat Çizakca’nın, Doğu’da ve Batı’da “İş Ortaklıkları Tarihi”, kitabında ortaya koyduğu gibi, toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarının güçlendirilmesinde, her zaman büyük işlev yüklenmişlerdir. Bunun için Anadolu’da, “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” denilir. Kuruluşların güçleriyle birlikte, ömürleri de ortakların sayılarının çokluğuyla, doğru orantılı olarak artar. Paylaşmasını bilenlerin kurduğu ortaklıklarda, daha az girdiyle, daha çok çıktı elde edilir.

*

Çok ortaklı ya da az ortaklı, tek ülkeli ya da çok ülkeli bütün kuruluşlar, kurumsallaşma çalışmalarına ağırlık vererek, yasal, ekonomik, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarına büyük özen göstermek zorundadırlar. Ortaklıklar dünyasında, ortak akıldan yararlanmak ve ortak akıla katkıda bulunmak, kurumsallaşmanın temelidir. İnsanlığın ortak aklından yararlanan kuruluşlar, sorun değil çözüm üretirler, yönetimde ve üretimde, yeni gelişmelerin sürükleyici güçleri olurlar.

*

Malezya’dan Kanada’ya, Senegal’den Norveç’e bütün ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki başarıları, dünya pazarlarında aranılan ürün, hizmet ve bilgi üreten ortaklıklarından kaynaklanır. Tasarruf kültürü ve ortaklık bilinci, ülkelerin üretim gücünü büyütmenin ana dinamiklerinin başında gelir. Yardımlaşmaya, dayanışmaya ve paylaşmaya dayanan ortaklıklar dünyasına, yeni boyutlar kazandıran ülkelerin kuruluşları, bütün krizlerin üstesinden kolaylıkla gelmesini başarırlar.

*

Ülkeler dünya pazarlarına açılan kuruluşlarıyla, dışsatımlarını büyüterek dışalımlarını karşılama yanında, krizlere karşı ekonomik ve kültürel yapılarını da güçlendirirler. Onlar dünyanın bütün ülkelerinde, hiçbir engelle karşılaşmadan, ürettikleri ürünlerle kimlik sorulmadan, istedikleri gibi dolaşırlar. Kaliteli ürün, kaliteli hizmet ve kaliteli bilgi üretmesini bilen kuruluşlar, bayrağın ürünlerle taşındığı dünyada, kendi bayraklarıyla birlikte, ülkelerinin bayraklarını da taşırlar.

*

Dünyada ülkelerin bayrakları, kaliteli yönetimde ve kaliteli üretimde, yarışmayı bilen kuruluşlarını izlerler. Onlar gittikleri her ülkenin, ekonomik yapılarına ve kültürel dokularına zenginlik katarlar. Cephelerdeki savaşların pazarlardaki yarışlara dönüştüğü, politikanın cephelerden pazarlara taşındığı, Yirmi birinci yüzyılda, dünya barışının koruyucuları, yenilenmesini bilenler yenilmez diyen, kurumsal ve toplumsal sorumluluk taşıyan, çok ortaklı çok ülkeli kuruluşlar olacaktır.

*

Ülkelerin canlılığı, ortaklık yapmasını bilenlerin, doğurduğu sinerjiden kaynaklanır. Paylaşma kültürü, sinerji doğurmasını bilenlerin elinde zenginleşir ve yeni açılımlar kazanır.

*

Ülkeler üretim yapılarıyla birlikte, tüketim kalıplarını yeniden yapılandırmazlarsa, ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin üstesinden gelemezler.

*

Dünyada ülkeler ortaklık yapmasını bilen, sorumluluklarını kusursuz olarak yerine getiren, kuruluşlarıyla güç kazanırlar.

3 Haziran 2021, 12:31

SAVAŞ ÜLKELERİNİ BARIŞ ÜLKELERİNE KENAN İLLERİNDE KAYBOLAN YUSUF'LARI BULANLAR DÖNÜŞTÜRÜRLER

Tarihe geniş zaman aralığından bakılırsa, dünyada kervanların ve kervansarayların, ülkeler arasındaki sınırları aşarak, üç kıtanın ve iki denizin şehirlerini birbirine bağladıkları görülür. Ticaret tarihin ilk çağlarından beri, ülkeler arasındaki ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesinde, vazgeçilmez bir yer tutmuştur. Dünyada sınırları ordulardan önce kervanlar aşmıştır. Onlar ülkelerden ülkelere, ürünlerle birlikte, kültürleri de taşımışlardır.

*

Dünyanın ilk dönüştürücü güçleri, ülkeler arasında hiç sınır tanımayan, hiç yorulma bilmeyen, ürün ve kültür taşıyıcıları kervanlardır. Bunun için dünyanın, bütün önemli şehirleri, kervan yollarının kavşak noktalarına kurulmuştur. Dünyada küçük büyük bütün şehirler, kervanların ayak izlerinden doğmuştur. Kervanlar yüzyıllar boyunca, toplumların hayat kaynakları olmuşlardır. Onlar Kenan illerinde, kaybolan Yusuf’ları bularak, tarihin akışını değiştirmişlerdir.

*

Kervanlar uzun nehirler gibi, geçtikleri şehirlere ekonomik canlılıkla birlikte, kültürel zenginlik kazandırırlar. Kervanlar tarihin her döneminde, doğdukları şehirler kadar, doydukları şehirlere de önem vermişlerdir. Onların vatanları ürünleri gibi, kültürlerinin ilgiyle karşılandığı şehirler olmuştur. Onlar bütün dünyayı, bir pazar olarak görmüşlerdir. Pazarların kurulduğu yerlerde, kervanlar olmuştur, kervanların olduğu yerlerde, pazarlar kurulmuştur.

*

Kervanların gelip geçtikleri ve sevip kaldıkları şehirlerde, pazarlar ve çarşılar ekonomiyi ayakta tutan ürünler, kültürü canlı tutan kitaplarla dolup taşmıştır. Onların gittikleri bütün şehirlerde, kıtlıktan ve çatışmadan daha çok, bolluk ve uzlaşma olmuştur. İslamın doğuş yüzyıllarında, Orta Doğu’yu dünyanın ekonomi ve kültür merkezine, açıklığın ve dürüstlüğün, en önemli sermaye olduğunu, kazandırmadan kazanılmayacağını bilen, kervanlar dönüştürmüşlerdir.

*

Kervanlar uzakları yakınlaştırarak, yalnızca ürünleri değil, kültürleri de kanatlandırmışlardır. Kervanlarla ülkeler arasında aşılmayan sınırlar aşılmıştır. Onlar ekonomi ve kültür elçileri oldukları kadar, barış elçileri de olmuşlardır.Tarihin her döneminde, kervanların geçtikleri şehirlerden ordular geçmemiştir. Tarih boyunca ürünlerin, düşüncelerin, barış yanlılarının, ülkelerinden önce, ilkeleri gelmiştir. Onlar her zaman, “Savaşla güzellik olmaz”, demesini bilmişlerdir.

*

Yirmi birinci yüzyılda, ülkeler arasındaki sermaye, ürün, bilgi ve teknoloji akışının, geçmişte benzeri görülmedik bir akışkanlık kazanmasıyla, kervanların yerine, tırlar, gemiler, trenler ve uçaklar geçmiştir. Artık kültürleri, düşünceleri ve ürünleri yalnızca karayolları değil, denizyolları, havayolları bütün ülkelere, bütün şehirlere taşımaktadır. Bir saç teli kadar ince bir optik kablo, yüz bin ciltlik bir kitaplığı, dünyanın her yanına, en kısa zamanda ulaştımaktadır.

*

Kuruluşlar insanlığın yüzyılların içinde oluşan, düşünce ve eylem birikimlerini, bütün dünyaya ulaştırmak için, geçmişte benzeri olmayan araçlar geliştirilmişlerdir.

*

İletişim dünyasındaki gelişmelerle, ülkeler arasındaki sınırlarla birlikte, mekan, zaman, bilgi ve bilgelik farkı da, ortadan kalkmıştır.

*

Dünyada ekonomik ve kültürel kuruluşlar, dünya barışına devletlerden daha çok katkıda bulunmaktadırlar.

4 Haziran 2021, 13:36

ORTAK DÜŞÜNCE ORTAMLARI SOSYAL MEDYADA PAYLAŞILAN GÖRÜŞLERİN DÜNYANIN BÜTÜN ÜLKELERİNDE ETKİLERİ GÖRÜLÜR

Dünyanın ortak aklını oluşturan ve günün yirmi dört saati aktif olan, sosyal medya kuruluşları, ülkelerin dillerini ve kültürlerini bütün dünyaya taşıyorlar. Türkçe bilirseniz Semerkant’tan Saraybosna’ya kadar, bir Anadolu şehrinde gezer gibi, hiç güçlük çekmeden geniş bir coğrafyada, büyük ailenin bir üyesi olarak gezersiniz. Sosyal medya kuruluşları,Türkçe bilenlere Birleşmiş Milletle üyesi olan bütün ülkelerin kapılarını açıyor. Açık kaynak düşünce paylaşım ortamlarında, Orta Asya’dan Kafkaslara, Ortadoğu’dan Balkanlara, bütün Osmanlı coğrafyasında Anadolu Türkçesi yanında, önde gelen bütün dünya dillerini kusursuz olarak, konuşulur hale gelmiştir. Vikipedide üç yüz dilden milyonlarca madde yer alıyor. Google bir yazıyı istenen dile çeviriyor.

*

Yararlananların sayılarının milyarları aştığı Facebook benzeri sosyal medya kuruluşlarının, sınır tanımayan düşünce paylaşım ortamlarıyla, hem yerel, hem küresel dünyanın, en büyük, en etkili eğitim ve öğretim kurumlarına dönüşmüşlerdir. Öğrenmesini öğrenme dünyasında, duyulanlar toplumun bütün kesimlerinde konuşulur, konuşulanlar günü gelince yazıya dökülür, yazılanlar kitaplaşarak ölümsüzlük kazanırlar.

*

Sosyal medya kuruluşları, oluşturdukları canlılığını hiç yitirmeyen, bilgi ve bilgelik paylaşım ortamlarıyla, kültürel ve ekonomik zenginleşmeye, çok büyük katkıda bulunuyorlar. Onlardan bütün dünyada insanlar, kuruluşlar ve kurumlar bedelsiz olarak yararlanıyorlar. Onların karşı konulmaz güçleri, kendilerinden bedelsiz yararlanan insanların sayılarının, günden güne artan büyüklüğünden kaynaklanır.

*

Sosyal medya kuruluşlarının ülkeler arasındaki, sınırları ortadan kaldırmalarıyla bütün dünya, herkesin hem öğrenen, hem öğreten olduğu, büyük bir açık üniversiteye dönüşmüştür. Artık dünyadaki bütün üniversiteler, büyük açık üniversitenin, en önemli öğretmenleri ve en istekli öğrencileri olmak zorundadırlar.

*

Küresel hukuk ilkelerine ve değişmez etik kurallara, dört elle sarılan sosyal medya kuruluşları, paylaştıkları düşüncelerle, yönlendirdikleri eylemlerle, dünyanın ortak aklına yeni açılımlar kazandırıyorlar. Onların dünyada ulaşamayacağı insan, gidemeyeceği yer yoktur. Onlara dünyada hiçbir ülkenin kapılarını kapatması mümkün değildir.

*

Sosyal medya kuruluşları, eğitimin ve öğretimin yerinin, zamanının ve yaşının olmadığını bütün ülkelere göstermişlerdir. Onların küresel pazarında, yılın her ayında, ayın her haftasında, haftanın her gününde, günün her saatinde, ürünler alınıyor ürünler satılıyor, hizmetler alınıyor hizmetler satılıyor, bilgiler alınıyor bilgiler satılıyor.

*

Sosyal medya kuruluşları, aynı annenin ve aynı babanın çocuklarına dil, ırk ve inanç farkı gözetmeden, açıklanacak düşüncesi olan, söylenecek sözü olan bütün insanlara, geçmişte hayal bile edilmeyen, büyük fırsatlar ve geniş imkanlar sunuyor. Artık dünyadaki bütün seçimlerinde, bütün ülkelerin seçmenleri görüşlerini açıklıyor, sosyal medyada oylarını kullanıyor.

*

Barış dünyanın mimarları, otokratik ülkelerin "Değişmeyen", demokratik ülkelerin "Değişen" kıralları değil, sosyal medya kuruluşlarının, sayıları milyarları aşan, yeni katılımlarla sürekli büyüyen, okurları ve yazarları olacaktır.

5 Haziran 2021, 13:39

KÜREDEN KAREYE DÖNÜŞEN DÜNYA DEVLETİN HUKUKUN ÜSTÜNDE DEĞİL HUKUKUN DEVLETİN ÜSTÜNDE OLDUĞU DÜNYADIR

Adil, açık, hukuka saygılı ve yaşanabilirlik standartları yüksek bir ülkede, hem devletin, hem milletin görevi, olumlulukları büyütmek, olumsuzlukları önlemektir. Devlet ve milletin en önemli işi zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır, nefret ettirmek değil sevdirmektir, çirkinleştirmek değil, güzelleştirmektir. Devletle milletin uyum ve düzen içinde olduğu, kimseye haksızlık yapılmayan, kimsenin haksızlığa uğramadığı, bir devletin simgesi terazidir.

*

Ağacın meyvasından, meyvanın ağacından bilindiği gibi, millet devletinden, devlet milletinden bilinir. Milletsiz devlet, devletsiz millet olmaz. Devlet millete hizmet etmek, millet devlete destek olmak zorundadır. Ancak devlet milletin gözünde bulunan mertekten önce, kendi gözündeki çöpü görmezse, haksızlıkları önleyemez. Dünyada devletler, milletlerine, yönetenler yönetilenlere savaş açarak ayakta kalamaz, güçlerine güç katamazlar.

*

Devletler yönetenlerle yönetilenlerin yardımlaşmalarıyla, dayanışmalarıyla uzun ömürlü olurlar. Yardımlaşma ve dayanışmada, devletin başarısı, güç kullanma yetkisini, üstünlerin hukukuna değil, hukukun üstünlüğüne dayandırmasından kaynaklanır. Bu bağlamda, devlet Yunus'un diliyle söylenirse: 'Vurana elsiz' ve 'Sövene dilsiz' olmak zorundadır. Devlet Amerika'da olduğu gibi, silahsızlara karşı, silaha başvurursa, vurana hukuk vurmaz, devlet vurursa, sövene hukuk sövmez devlet söverse, hukukun adalet terazisi, devletin güç terazisi olur.

*

Devletin milletine verdiği önem, milletin devletine duyduğu güven, bir ülkenin geleceğine yapılacak, en büyük ve en kazançlı yatırımdır. Devletle millet arasında saygı ve sevgi ortamını oluşturan yöneticiler, güçle, gerçekleştiremediklerinden kat kat fazlasını hoşgörülü yönetimleriyle gerçekleştirirler. Dünyanın hiçbir ülkesinde, insanlar tatlı dillere ve gülen yüzlere, karşı koymazlar, direnç göstermezler.

*

Amerika'dan Çin'e kadar dünyanı her ülkesinde güvenlik güçleri, yönetimlere tutulan aynalardır. Nasıl sular içinde bulundukları kabın rengini alırlarsa, güvenlik güçleri de, yöneticilerin hukuka bakışlarını yansıtırlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, devletler güvenlik güçlerinden belli olurlar. İsrail'de sık sık görüldüğü gibi, devletin yönetecilerine göre güvenlik güçleri yapılanırlar.Devletlerin otokratik mi, demokratik mi, oldukları güvenlik güçlerinden belli olur. Ülkelerde hukukun tarafsızlığını ve bağımsızlığını, güvenlik güçlerine bakılarak belirlenir.

*

Dünyanın her yanında, güçlü güvenlik güçleri olan yöneticiler, en büyüklerinden en küçüklerine kadar, bütün sorunları silahlarla çözebileceklerini sanırlar. Ancak bütün ülkelerde insanlar, omuzlarında silah taşıyan yöneticilere değil, ellerinde adaletin terazisini tutan yöneticilere saygı gösterirler.

*

Devletlerde yönetenlerle yönetilenler ayrılmaz bir bütün oluştururlar. İki kesim arasındaki yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma, hukukun üstünlüğüne dayanan, adil yönetimlerde doruk noktasına ulaşır.

6 Haziran 2021, 13:58

MÜSLÜMAN ÜLKELER DEĞİŞMEYEN YÖNETİCİLERİ DARBELERLE DEĞİL KATILIMCI DEMOKRATİK YÖNETİMLERLE DEĞİŞTİRİRLER

Sanayi odaklı küre dünyanın demokratik dili gibi, bilgi odaklı kare dünyanın da, kendine özgü bir demokratik dili vardır. Sanayi yüzyılından bilgi yüzyılına, demokrasinin dili hızla değişiyor. Küre dünyanın demokratik dili, pozitif kültürün değerleriyle inşa edilmiştir. Çokluk içinde birliği yakalayan, sınırların önemsizleştiği, kare dünyanın demokratik dili ise, kutsal kültürün değerleriyle inşa edilecektir.

*

Yirminci yüzyılın demokratik diline Hristiyan demokratlar damgalarını vurmuşlardır. Onlar kutsal kültürün değerlerini, demokratik dile çevirerek, bütün dünyada kabul görmesinin yolunu açmışlardır. Yirmi birinci yüzyılın demokratik diline, Müslüman demokratlar damgalarını vuracaklardır. Müslüman demokratlar, Mesnevi'ye ve Mukaddime'ye dayanarak yeni bir demokratik dil oluşturacaklardır. Çünkü bütün insanlığı kucaklayan, Mevlana ve İbn Haldun, demokratik kültürün dışında değil, üstündedirler.

*

Kendi dünyalarında tek başlarına birer güneş olan Mevlana'nın ve İbn Haldun''un, Yunan düşüncesinden ödünç aldıkları hiçbir şey yoktur. Yirmi birinci yüzyılda, azgınlığa dayanan Atina demokrasisini, çoğunluğa dayanan Kudüs demokrasisine dönüştürecek, Mesnevi'den ve Mukaddim'den daha kapsayıcı, daha derin ve daha zengin başka kaynak yoktur. Bütün dünyanın özlemle beklediği, yeni demokratik dilin, yol haritasını, artık Platon'nun Devlet'inde ve Aristo'nun Politika'sında bulmak mümkün değildir.

*

Demokratik kültürün dili yalındır, kutsal kültürün dili gibi, zengin değildir. Kutsal kültür demokratik kültür dışı değil, demokratik kültür üstüdür. Demokratik kültür, bardaktaki çay gibi, kutsal kültürün şekeriyle ve sütüyle, hem tatlandırılmalıdır, hem renklendirilmelidir. Çünkü kutsal kültür, toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın, doyulmayan tadı, solmayan rengidir.

*

Kutsal kültürün iki dünyayı kucaklayan zengin diliyle, demokratik kültürün diline yeni kavramlar, yeni açılımlar kazandırmadan, dünyadaki savaşların üstesinden gelmek mümkün değildir. Batı dünyası, İslam çaydaki şeker gibi, tad versin, ancak kamusal alanda, hiç görülmesin demektedir. Oysa İslam iki dünya medeniyetidir, seküler kültür gibi, iki dünyayı birbirinden ayırmaz, ikisini altın oranda harmanlar.

*

Müslümanlar tarihleri boyunca, ikisi arasında hiçbir ayrım gözetmeden, İbn Haldun gibi dünyaya, Mevlana gibi öteki dünyaya önem vermişlerdir. Kutsal kültür yalnızca özel alanı değil, hayatın bütün alanlarını kuşatan, zamanla değişmeyen değerler bütünüdür.

*

Kutsal kültürün dili, demokratik dili de içeren, dünyada kimsenın yabancı olmadığı, herkesin anladığı, küresel bir dildir.

*

Kutsal kültürün dilini bilmeyenler, bütün toplumların benimseyeceği demokratik bir dil oluşturamazlar.

7 Haziran 2021, 10:43

KARE DÜNYANIN PAZARLARINDA AÇIKLIK İÇİNDE SÜREKLİ YENİDEN YAPILANMASINI BİLENLER HİÇBİR ZAMAN YENİLMEZLER

Ekonominin olduğu kadar, kültürün ve demokrasinin de, odak noktasını pazar oluşturur. Bir ağacın meyvasınden tanındığı gibi, bir toplum da pazarından tanınır. Pazarın çok karmaşık ve oldukça duyarlı bir mekanizması vardır. Pazara yapılan her müdahale, pazarın duyarlı yapısını bozmakla kalmaz, haksızlıklara ve yolsuzluklara da yol açar. Ürünlerin fiyatlarını yöneticiler değil, üretenler ve tüketenler belirler.

*

İletişim ve ulaşım dünyasındaki gelişmeler, pazardaki sınırlamalarla birlikte, yarışmayı aksatan baskıları da ortadan kaldırmıştır. Pazarda azınlığın sesinin, çoğunluğun sesi olmadığını herkes fark etmektedir. Milyonlarca üreticileriyle ve tüketicileriyle, alıcıların ve satıcıların oluşturduğu, sağduyunun sesi, toplumun bütün kesimlerine ulaşmaktadır. Sağduyunun sesi pazarda, yanlışta birleşmeyen çoğunluğun sesidir. Çoğunluk için yol birdir.

*

Ekonomi, politika ve kültürün altın oranda harmanlanmasından oluşan ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin, üretimlerindeki gelişmeleri anlamak için, pazar mekanizmasının işleyişindeki, ayrıntıların iyi kavranılması gerekir. Pazarda çoğunluk kalitesiz ürün, hizmet ve bilgi peşinden koşmaz. Dünyanın her yerinde pazar, yeni ürün, yeni hizmet ve yeni bilgi satanlarındır. Kendilerini, ürünlerini, hizmetlerini ve bilgilerini sürekli yenileyemeyenlerin pazarda yeri olmaz.

*

Kişiler gibi, kurumlar ve kuruluşlar da, güçlü bir rakiple karşı karşıya gelmeden, hem değişemezler hem de gelişemezler. Değişmeyle birlikte, gelişmenin de ana dinamiği, gizliliğin olmadığı, güneş altında açık bir pazarda, dürüstlükte yarışmaktır. Yarışmanın olmadığı bir pazarda, satışlarda artma ve maliyetlerde düşme olmaz. Bu yüzden Anadolu insanının kültüründe, pazarlara ürün getirenler, cephelerde savaşanlarla bir tutulur.

*

Pazarın duyarlı ve karmaşık yapısı, bir insan vücuduna benzemektedir. Dışarıdan uzanan bir el, pazarın kendini savunma ve onarma düzenini altüst ederek, daha büyük sorunlara yol açar. Pazar mekanizması içinde, bir kesimin giderlerini azaltmak için, yapılan bir müdahale başka bir kesime haksız kazanç sağlar. Aşırı kar peşinde koşan üreticiler, açgözlülük yapan tüketiciler, pazarın dürüstlük ilkelerini çiğnerlerse, büyük toplumsal patlamalar yol açarlar.

*

Dünyada insanlar ve kuruluşlar, küresel hukuk kuralları ve genel geçer etik ilkeleri içinde, pazarda kazanmak için, kazandırmaya çalışırlarsa, toplumun üretim güçsüzlüğünün giderilmesine, önemli katkılarda bulunurlar. İnsanlar kendileri için istediklerini, başkaları için de isterlerse, toplumların ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerine, yeni boyutlar kazandırırlar. Dünyanın her yerinde, toplumları tüketen eller değil,üreten eller dönüştürürler.

*

Pazarda ulaşılan bolluk, yönetenlerle yönetilenleri baştan çıkararak, tüketim çılgınlığına dönüşürse, toplumların çökü- şünü hiçbir güç durduramaz.

*

Dünya tarihi boyunca, toplumlar tüketmesini bilen ellerle değil, üretmesini bilen ellerle ayakta kalmışlardır.

*

Gösteriş tüketimi insanı körleştirir. Tüketimde yalınlık olmadan, üretimde derinlik olmaz.

8 Haziran 2021, 12:27

CAHİT ZARİFOĞLU'NUN "YEDİ GÜZEL ADAM"LARINDAN OLMASINI BİLENLER GÜZELLİK YÜKLÜ BULUTLARIN ŞİİRİNİ YAKALARLAR

Edebiyatçı hayatın bütün boyutlarında, güzel olanı arayandır. Güzellikte sınır tanımayanlar, güzellik arayanların öncüleri olurlar. Çok boyutlu edebiyat dünyasının kapıları, düşünce ve eylemleriyle, güzel olmasını bilenlere açılır. Edebiyat hiç kimsenin kolaylıkla anlatamadığı, görünce herkesin anladığı, güzelliklerin peşine düşmektir. Edebiyatçı güzellik avcısıdır. Hayat güzelliktir, güzellik hayattır. Dünyanın her yanında hayatı, herkes için yaşanır kılanlar, hayatınn güzelliklerini görenlerdir, hayatın şiirini yakalayanlardur..

*

Anadolu'da bin yılda Hacı Bektaş'ın,Hacı Bayram'ın şiirleriyle, yoğurulan insanların kültüründe, güzellikte yarışmanın yeri ve zamanı yoktur. Toplumun bütün kesimleri, doğumdan ölüme kadar, güzellikte yarışmak zorundadırlar. Güzellikte yarışmanın olmadığı toplumlarda, edebiyatın hiçbir alanında, hayatın hiçbir boyutunda zenginleşme olmaz. Toplumları dönüştürenler, her alanda güzellikte yarışmasını bilenlerdir. Edebiyat dünyasının öncüleri, insanları değiştiren edebiyatın sırlarının, hayatın sınırsız güzellikleri içinde gizlendiklerini bilirler.

*

"Menziller"in şairi, Cahit Zarifoğlu şiiri gibi, kendisini hemen ele vermeyen, yorulma bilmeyen bir güzellik avcısıdır. Güzellik avcıları gece uyurken değil, gündüz uyanıkken güzel rüya görürler. Onlar güzelliğin şiirinin, rüyasız yazılamayacağını bilirler. Anadolu'yu dönüştürenlerin düşünce ve eylem dünyaları şiirle yoğrulmuştur. "Doğruluğa aşıktır doğru canlar / Doğrulukta bulur onu bulanlar" diyen Yunus gibi, hayatın şiirini yakalayanlar da "Güzelliğe aşıktır güzel olanlar / Güzellikte bulur şiiri bulanlar" demekten hiç geri durmazlar.

*

Güzelliğin şiirini yakalamak, kalabalıkların değil, kalabalıklar arasında yalnız kalmasını bilenlerin işidir. Onlar, hayatlarının her aşamasında dünyaya yalnız geldiklerini, dünyadan yalnız gideceklerini bilirler. Hayatın her alanında, her güzellik, her zaman, yalnızlığın derinliklerindedir. Kalabalıklar arasında, yalnızlığın derinliklerinde, büyük yolculuklara çıkmasını bilmeyenler, güzelliğin şiirini yakalamakta büyük güçlük çekerler. Bütün dünyada, güzelliğin şiirini bulanlar, kalabalıklardan uzak duranlardır.Güzelliğin yolu, hiçbir zaman kalabalıkların yolu olmamıştır.

*

Güzelliğin üzerinde güzellik vardır, diyenleri unutulmaz kılan, güzelliğin şiirini ararken, bıkmadan özverili ve usanmadan özgecili davranmalarından kaynaklanır. Kalabalıkta yalnız kalmasını bilenler, yalnızlıktan kurtulmakla kalmazlar, görünmeyen dünyanın güzelliklerini, görünen dünyaya yansımanın da imrenilen zirveleri olurlar. Ağaçlar, güller, güvercinler güzelliklerinin sırlarını, yalnızlığın derinliklerinde uzun yolculuklara çıkan, Sezai Karkoç gibi dünyaya "Yalnızlığın geyik gözlü köşesinen" bakanlara, ''Sigara külü kadar" yalnız olanlara açarlar.

*

Şairlerin dünyası gördükleri dünya değil, düşündükleri dünyadır. Onlar gördükleri dünyayı, düşündükleri dünyanın rengiyle boyarlar.

*

Şairler dünyada kalabalıkların baktıkları, doğal zenginliklere bakarlar, ancak hiç kimsenin görmediği güzellikleri görürler.

*

Ölümsüz şiirlerin şairleri, tarih içindeki geçmişten geleceğe giden, güzellik kervanının gizemli yolcularıdır.

*

İnsanlığın atalarının yitirdiği, Cennetin yol haritası, güzelliği arayan şairlerin şiirlerindedir.

9 Haziran 2021, 11:59

DÜNYANIN ÖZLEMİNİ ÇEKTİĞİ PAYLAŞIMCI EKONOMİNİN VE KATILIMCI YÖNETİMİN ÖZÜ MEDİNE SÖZLEŞMESİ'NDEDİR

Yüzyıllar içinde şehirlerin oluşumu ve gelişimi, ekonomik gelişmelerle birlikte, kültürel derinleşmelere dayanıyor. Bu yüzden dünyanın her yanında şehirler, bir yandan ekonomik zenginleşmenin, bir yandan kültürel derinleşmenin sürükleyici güçleri oluyor. Sanayileşmenin ortaya çıkardığı, bir örnek toplu üretime ve bir örnek toplu tüketime, paralel olarak büyüyen şehirler, Yirminci yüzyılda ekonomik, siyasal ve kültürel yapıda ortaya çıkan, en önemli dönüşümlerin başında geliyor. Şehirlerde tüketimin ve üretimin, yıldan yıla biraz daha büyümesiyle, kültürel doku ve ekonomik yapı, büyük değişikliklere uğruyor.

*

Şehirlerin bütün dünyanın, ilgisini çeken kültürel zenginlikleri, değişik alanlarda yeni gelişmelere yol açıyor ve çok boyutlu etkiler doğuruyor. Şehirler camileriyle, çarşılarıyla, çok katlı işyerleriyle, konutlarıyla, en geniş anlamıyla, bir değerler bütünü olan medeniyetlerin, görünen somut yüzlerini oluşturuyor. Kültürlerin zenginliği, şehirlerdeki uyumda ve düzende kendini gösteriyor. Şehirlerin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki canlılıkları, hayatın her boyutunda gelişmelere yol açan kutsal değerlerinden kaynaklanıyor. Zengin tarihsel geçmişe dayanmayan şehirlerin, büyük değiştirici güçleri olmuyor.

*

İstanbul’da şehirlerin oluşumundaki yapılar kolaylıkla gözlenir. Eski İstanbul’da insanlarla, ağaçlarla, kuşlarla uyum içinde kubbeler, minareler, çarşılar, medreseler, çeşmeler ve evler yer alır. Eski şehirlerde her şey, yeryüzüyle gökyüzünün bir denge içinde, buluşmasını ve el ele vermesini yansıtır. Yeni İstanbul’da, uyumun ve uzlaşmanın yerine, uyumsuzluk ve çatışma geçer. Yeni İstanbul’da göklere isyan edercesine, yükselen çok katlı binalar, doğal çevreyle savaşan bir görünüm sergiler. Birbirleriyle güzellikten daha çok, yükseklikte yarışan gökdelenler, şehirlerin bağrına saplanan hançerlere benzerler.

*

Duvarları ve demir perdeleri ortadan kalkan dünyanın erdemli şehirlerine, yeni şehirlerden önce, eski şehirler örnek oluyor. İster eski İstanbul, ister eski Buhara olsun, hiçbir bina ağaçlardan daha büyük yapılmaz. Doğal çevreyle yapılar arasında, Itri’nin tekbirinde olduğu gibi, eşsiz bir uyum ve denge yakalanır. Bunun için Le Corbusier ve Frank L. Wright, Mimar Sinan gibi, ağaçları hem doğal dünyanın, hem yapıların ana örneği olarak görürler. Ağaçlar doğal çevreyle, insanın kurduğu çevre arasında, dengenin güvencesi olurlar. İnsanlar ağaçlar gibi topraktan uzaklaşınca, canlılıklarını ve doğurganlıklarını yitirirler.

*

Sanayi toplumunun büyüklüğü özendiren değerlerine dayanan şehirler, Yirminci yüzyılda ekonomik yapılarda ve kültürel dokularda, büyük yıkımlara yol açıyorlar. Yeni yapılanmayla ortaya çıkan şehirlerde, insanlar üretmekten daha çok tüketmeye, kazanmaktan daha çok harcamaya, durmadan borçlanmaya özendiriliyorlar. Şehirlerin merkezlerinde mabetlerin yerine, alışveriş merkezleri geçiyor. Alışverişin yirmi dört saatlik bir süreç olduğunu göstermek için, şehirlerdeki saat kuleleri bir bir kaldırılıyor. Alışveriş merkezleri şehirlerin, şehirler ülkelerin simgeleri haline geliyor.

*

Savurganlıkta sınır tanımayan gösteriş kültürü, şehirlerde yeni boyutlar kazanıyor. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar şehirlerde, insanların hayatları gece ve gündüz aydınlatılan alışveriş alanlarının, yanlarında yükselen çok katlı iş merkezlerinde geçiyor. Günlük hayatta toprağa yakın, güneş ışığı altında geçen saatlerin, payları giderek azalıyor. Şehirlerde yaşama ve çalışma düzeni, sıradanlaşarak ekonomik ve kültürel hayat, çekiciliğini ve canlılığını yitiriyor.

*

Hayatın tekdüzeleşmesi, bilgelerin sağlıklı insan bedenine benzettikleri, zamanı aşan kutlu şehirlerin önemini, yeniden bütün dünyanın gündemine taşıyor. Dünyada Kutlu Şehirlerin anası, Son Peygamberin elinde, Yesrip'ten Kutlu Şehir'e dönüşen, tarihin yeni sıfır noktası Medine'dir.

*

Çokluk içinde birlik, birlik içinde çokluk olmanın, barış içinde bir arada yaşamanın ilk örneği, bütün dinlere saygı gösteren, Kutlu Şehir Medine'de verilmiştir.

*

Bütün dünyanın özlemini duyduğu, son iki yüzyıldır Atina'da aradığı, ancak bulamadığı "Toplum Sözleşmesi"inin, şah uygulaması Medine'de yapılmıştır.

*

Kömünizmin ve Kapitalizmin geçerliğini yitirdiği kare dünyada, katılımcı yönetimin ve paylaşımcı ekonominin yol haritasi, "Medine Sözleşmesi"ndedir.

10 Haziran 2021, 15:08

SEVGİLİ BİLGE EĞİTİMCİ HIDIR YILDIRIM İLE "YEDİ GÜZEL ADAM" EKSENİNDE YAPTIĞIMIZ GEÇMİŞTEN GELECEĞE IŞIK TUTAN BİR SÖYLEŞİ

============================================================ Ersin Nazif Gürdoğan, "Bir Güzel İnsan Ersin Nazif Gürdoğan" kibamızda, ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi, Mavera Dergisinin kurucularındandır ve "Yedi Güzel Adam"arasında anılır. Gürdoğan’ın akademisyenliği yanında, “Teknolojinin Ötesi”, “Kültür ve Sanayileşme”, “Görünmeyen Üniversite”, “Kirlenmenin Boyutları”, “Hicaz’dan Endülüs’e”, “Zaman’ı Aşan Şehirler” ve “Günler Akarken”,Düşünceyi Eylem İçin Bilmek", "İki Dünyanın Hesaplaşması", "Dünya Bir Şehirdir", "Her Şehir Bir Dünyadır" gibi Türkiye'nin Yirmibirinci yüzyılı aydınlatan kitaplarıyla bilinir. ============================================= HEP ŞAİRLERLE BİR ARADA OLDUNUZ,BİRLİKTE DERGİLER ÇIKARDINIZ. DÜŞÜNCE VE EYLEM DÜNYASINDA ŞİİRİN ÖNEMİ NEREDEN KAYNAKLANIYOR ? ============================================= Şiirin tarihi insanlığın tarihiyle başlar. Bilge insanlar, düşüncelerini ve eylemlerini en kısa, en güzel ve en etkili olarak şiirle anlatırlar. Bu yüzden, şiirin değişmeyen işlevi, Necip Fazıl’ın dediği gibi, Allah’ı aramaktır. Mutlak gerçeği aramaktır.

*

Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil ve onları izleyen Mavera’nın şairleri Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören başta olmak üzere, Kutsal Kaynaklardan beslenen bütün şairler, şiiri iman için bilmişlerdir.

*

Şiir güzellikleri büyütmenin, iyilikleri büyütmenin, doğrulukları büyütmenin ana yollarından biridir. Şiir düşünceyle eylem arasında köprüdür. Düşünce alanlarında tartışılanlar, eylem meydanlarında konuşulurlar.

*

Türklerin Semerkant'tan Saraybosna'ya uzanan büyük yolculuklarında, yüzyıllar içinde oluşan kültürde, edebiyat medeniyet, düşünce eylem, şiir iman için bilinir. Edebiyat insanlara, iki dünyada kurtuluşa ermenin kapılarını açarsa, kalıcı edebiyat olur, arkasında silinmez izler bırakır.

*

Edebiyat hem hem insanlar için vardır, hem toplumlar için vardır. Mevlana gibi, yeni sözler söyleyen, Yunus gibi her gün yeniden doğan edebiyatçılardan kimse usanmaz. Onlar iki dünyayı altın oranda harmanlayan, düşünce ve eylem dünyalarıyla, geçmişte geleceği, gelecekte geçmişi, insanda toplumu, toplumda insanı görürler.

*

Tarihin her döneminde bilge edebiyatçıların en başta gelen görevleri, iyilikleri büyütmek, kötülükleri önlemek olmuştur. İnsanlar birbirleriyle iyilikleri büyütme yolunda yarışırlarsa dünyayı Cennete, kötüklükleri büyütme yolunda yarışırlarsa Cehenneme dönüştürürler. ======================================= ARALARINDA YER ALDIĞINIZ,BİRLİKTE MAVERA DERGİSİNİ ÇIKARDIĞINIZ "YEDİ GÜZEL ADAM" TARTIŞMALARI İÇİN NELER SÖYLERSİNİZ ? ======================================= Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu’nun şiir kitabının adıdır. Kitap “Yedi adam biri bir gün bir kan gördü / gereğini belledi.” dizesiyle başlar. Hayatı yaşanır kılmak için, kanda can görenlerin sayılarını çoğaltmak gerekir. Bir insanın kanını dökenler, bütün insanların kanını dökerler.

*

Bir insanı yaşatarak, bütün insanları yaşatmak için, hayatın şiirini yakalamak çok büyük önem taşır. Onların ellerinde savaş dünyası barış dünyasına dönüşür. Sınırların önemini yitirdiği kare dünyada savaşların kazananı, barışların kaybedeni olmaz.

*

Yedi Güzel Adam, hayatın şiirini yakalamaya çalışan, barış dünyasının özlemini çeken, iyi savaş kötü barış yoktur diyen, yedi güzel edebiyatçıdır. Gerçekten onlar ömürlerini şiire, hikayeye, denemeye, edebiyata adamışlardır. Onlar düşünce ve eylemlerinde, edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmayacağını sürekli vurgulamışlardır.

*

Ahmet Haşim Şiiri, kelimelerin şarkısı olarak görmüştür. Nasıl şiirler kelimeleri şarkılarıysa, edebiyatlar da medeniyetlerin şarkılarıdır. Edebiyatsız medeniyetler güçlerini, medeniyetsiz edebiyatlar etkilerini yitirirler.

*

Edebiyat deyince de bütün dünyada, herkesin aklına hayatı şiirleştiren, Kutsal kitapların en sonda gelen, ancak en başta olan, hayatı bütün boyutlarıyla kucaklayan, Kur'an gelir. Kutsal kitaplar insanlara iki dünyada kurtuluşa ermenin yol haritasını verirler. Hepsinin kaynağı, "Bir" olan Allah'tır.

*

İster yanında ister karşısında olsun, bütün kitaplar Kur'an'ı anlamak ve anlatmak için yazılır ve okunur. Ademoğullarının beş bin yıllık bilgi ve bilgelik birikimleri, kutsal kitapların hepsini kapsayan ve kuşatan Kur'an'a düşülmüş büyük bir dipnottur.

*

Bütün insanlığın hedefi, kutsal kitapların şiirini yakalamaktır. Hayatın şiirini, kutsal kitapların şiirini yakalayanlar yazarlar. Bu bağlamda hayatın şiirini yakalamak, hayatın şiirini yazmak önemlidir. Yedi Güzel Adamlar, hayatın şiirini yazan insanlardır. Onların sayıları yıldan yıla katlanarak artar. Dünyada güzel insanlar olduğu için Büyük Nuh Tufan'ı kopmuyor. ============================================================= YAKINDAN TANIDIĞINIZ FETHİ GEMUHLUOĞLU SEVİLEN GÜZEL GÜZEL EDEBİYATÇILARIN, DÜŞÜN VE EYLEM DÜNYALARINDAKİ ÖNEMİ NERDEN KAYNAKLANIYOR ? ============================================================= Fethi Gemuhluoğlu Türkiye'nin, düşünce ve eylem dünyasına, yeni açılımlar kazandıran bir kuşak üzerinde, çok büyük etkiler bırakmıştır. O bütün sohbetlerinde şiire, edebiyata, tabiata, ağaçlara dost olamayanlar, insana dost olamazlar diyerek, dostluğun erişilmez örneği olmuştur.

*

Gemuhluoğlu dost zengini bir gönül insanıdır. Bütün dostluklarını Allah için yaşamıştır. Sabahattin Zaim gibi, çevresinde halkalanan insanlara, sürekli mülk zengini olmalarını değil, dost zengini olmaların öğütlemiştir.

*

Cumhuriyet döneminde gelmiş Horasan Erenlerinin, düşünce ve eylem dünyalarında önemli olan, dost olmaktır, Allah için insanları sevmektir, Allah'ın sevgisini kazanmak, Allah için insanlara yol ve yön göstermeye, ışık tutmaya çalışmaktır. Gemuhluoğlu bütün bir kuşağa ışık tutmuş, bir Anadolu bilgesi, bir Osmanlı insanıdır. =============================== GELECEĞİN GÜZEL İNSANLARI OLMAK İSTEYEN GENÇ KUŞAKLARA NELER TAVSİYE EDERSİNİZ ? =============================== Gemuhluoğlu sık sık “Oku emri var, yaz emri yok” dediği için, ömrünün son yıllarında, söz ve yazı orucu tutmuştur. Gençler için, hem oku emri vardır hem yaz emri vardır. Okumayanlar yazamazlar. Bir cümle yazmak için, kırk cümle okumak gerekir. Kırk sayfa okumadan, bir sayfa yazılmaz.

*

İletişimdeki gelişmelerle geleceğin güzel insanları, hem okumasını, hem yazmasını, hem öğrenmesini hem öğretmesini bilen, iyilikleri özendirmede, kötülükleri önlemede birbirleriyle yarışan, dünyaya yeni sözler söyleyen, her alanda yenilikler yapan kuşaklar olacaktır. =========================================== GENÇLERİN DİL BİLMELERİ KONUSUNDA NELER SÖYLERSİNİZ ? YENİ DÜNYADA GENÇLER KAÇ DİL BİLMELİLER ? =========================================== Uzaklık yakınlık, gündüz gece, merkez çevre farkının, bütünüyle ortadan kalktığı, mahalle baskısının yerine, kalite baskısının geçtiği dünyada gençler, birden çok dil bilmek zorundalar. Anadil Türkçe yanında, Müslümanların dili Arapçayı, dünyanın dili İngilizceyi, öğrenmek, geleceğin gençlerine, yeni kapılar açacaktır.

*

Geçmiş yüzyıllarda Anadolu'yu dönüştürenler, üç dili öğrenmeye büyük önem vermişlerdir. Arapça bilimin, Farsça, sanatın, Türkçe, devletin dili olmuştur. Yen kuşaklar İngilizceyi iyi bilmek, Çince'den, Rusça'dan anlamak zorundalar. İnsanların kelime dünyaları ne kadar zengin olursa, düşünce ve eylem dünyaları o kadar zengin olur.

*

Gençler Yunus gibi tüketmesini, Sinan gibi üretmesini, göründükleri gibi olmasını, oldukları gibi görünmesini başarırlarsa,iç dünyalarının derinleştirirler,dış dünyalarını zenginleştirirler.

11 Haziran 2021, 12:48

OLUŞMASI BÜYÜK HIZ KAZANAN KARE DÜNYANIN MİMARLARI ÜLKELERİN SINIRLARINI AŞMASINI BİLEN Z KUŞAKLARI OLACAKTIR

Bilinen küre dünya gitmiş, yerine kare dünya gelmiştir. Kare dünyada sosyal medya ağları, ülkeler arasındaki siyasal, ekonomik ve kültürel sınırları ortadan kaldırmıştır. Artık küre dünyanın sınırları gibi, araçları, yöntemleri, demokrasi anlayışları ve vizyonları da geçerliliklerini yitirmişlerdir. Küre dünyada temsili demokrasi istenirken, kare dünyada katılımcı demokrasi istiyor. Kare dünya özgürlükçü ve eşitlikçi dünyadır. Sosyal medyada kim in konuştuğuna bakılmaz ne konuştuğuna bakılır. İnsanların dinlerinden ve soylarında önce değerlerine önem verilir. Herkesin dini kendinedir, kimse yeni peygamber değildir.

*

Kare dünyanın bilgilenme, konuşma, tartışma haberleşme ve örgütlenme alanları, Google, Facebook ve Twitter gibi, ulusal ve uluslararası ölçekte, iletişim ve etkileşim imkanı veren sosyal medya ağlarıdır. Sosyal medya ağlarıyla, bütün dünya, kapıları olmayan bir ' Açık Öğretim Üniversitesi' ne dönüşmüştür, ulaşılmayacak bilgi, görüşülmeyecek kişi yoktur. Kare dünya, insanlık tarihinde bilinen, en demokratik, en katılımcı, en eşitlikçi en bilgili ve en özgürlükçü dünyadır.

*

Kare dünyanın gençleri, Kazakistan'dan Brezilya'ya kadar, düz bilgisayar ekranında buluştukları için, ortak bir dil, ortak bir kültür ve tek bir vatan oluşturuşlardır. Onlar ülkelerini hangi siyasi partilerin yönettiklerinden daha çok, nasıl yönettiklerine önem verirler. Kare dünyanın gençleri, kendilerini yalızca bir ülkenin değil, bütün ülkelerin vatandaşı olarak görürler. Onların ortak vatanları, pasaportsuz katıldıkları, sosyal medya ağlardır. Sosyal medyada kimseye pasaport sorulmaz ve kimseden vize istenmez.

*

Dünyanın bütün ülkelerindeki, z kuşağında açıkca gözlendiği gibi, kare dünyanın sosyal medya vatandaşları, günlük politikaya hiç ilgi göstermiyorlar. Onlar için, dünyayı yaşanır kılmanın yolu, politikacıların yöntemlerinden önce, sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarından geçer. Gençler küre dünyanın ordular gibi yapılanan hiyeraşik, siyasal toplumlarını, kare dünyanın futbol takımları gibi yapılanan, gönüllü toplumlarına dönüştürmeye çalışıyorlar.

*

Kare dünyada herkes neyi arıyorsa, onu bulur. Dünyanın bütün ülkelerinde olduğu gibi, sosyal medya ağlarında buluşan gençlerin özgürlük alanları ne kadar zengin olursa, düşünceleri ve eylemleri o kadar zengin olur. Onlar her zaman doğru olanı görürler, her yerde doğru olanda birleşirler. Çünkü gençlerin yönetmeye ve yönetilmeye çok yatkın değildirler. Gençler yöneticilerin peşinden değil, rüyalarının peşinden koşarlar. Ve rüya gücünün, para gücünden daha önemli olduğunu bilirler.

*

Kare dünyada sağ ve sol, yoksul ve zengin çatışması yoktur, gelir farkı değil, bilgi farkı vardır. Kare dünya güç para zenginliğinden değil, bilgi zenginliğinden kaynaklanır. Ve getirisi en büyük, en önemli olan kaynak bilgidir. Bilenlerle bilmeyenler bir görülmez. Bilenler için, her alanda yol birdir. Onlar hiçbir zaman yanlışta birleşmezler.

*

Kare dünya açık, gizliliğin olmadığı bir dünyadır. Dünyanın hangi ülkesinde yaşarsa yaşasın, herkes olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmak zorundadır.

*

Kare dünyada, bütün tuzakların üstünde tuzak vardır. Kimse kimseye tuzak kuramaz. Kim kime tuzak kurarsa, kurduğu tuzağa önce kendisi düşer.

*

Kare dünyanın mimarları, köşe dönme peşinde koşan, x ve y kuşakları değil, köşeleri ortadan kaldırmaya çalışan z kuşakları olacaktır.

12 Haziran 2021, 12:32

DÖNÜŞEN DÜNYADA TOPLUMLAR KATILIMCI YÖNETİMLERİYLE VE PAYLAŞIMCI EKONOMİLERİYLE AYAKTA KALIRLAR

Toplumların ekonomik ve sosyal dönüşümlerinde etkili olan dinamikler, Marx ve Weber’den bu yana, sosyal bilimlerin ana tartışma konusu olmuştur. Onlar toplumların dönüşümünü açıklamada, birbirleriyle çatışan iki görüşü savunmuşlardır. Marx ekonomik ve sosyal dönüşümlerde, dinleri toplumların önündeki en büyük engel olarak görmüştür. Weber’e göre dinler, ekonomik ve sosyal dönüşümlerin en önemli dinamikleridir.

*

Michael Albert’in “Kapitalizme Karşı Kapitalizm” kitabında ayrıntılı olarak anlattığı gibi, demir perdenin ortadan kalkmasıyla, iki kutuplu dünyayla birlikte, Komünist ve Kapitalist ekonomik yapılar da çökmüştür. Bütün dünya Marx’ın yaklaşımının yanlışlandığına, Weber’in yaklaşımının ise doğrulandığına şahit olmuştur. Artık Komünizmden önce Kapitalizm gelmeyecek, Komünizm ölmüştür, Kapitalizm de bilinen Kapitalizm değildir.

*

Dinleri toplumların afyonu olarak gören Marx’ın, görüşlerinin iktidar olduğu, baskıyla ve şiddetle uygulanmaya çalışıldığı, Moskova’nın başını çektiği Sovyetler Birliği, başarısızlığa uğramış ve savaşsız dağılmıştır. Dinleri toplumların afyonu olarak görmeyen, Weber’in saygı gördüğü Berlin, Londra ve Washington, ekonomik ve sosyal dönüşümde, daha başarılı olmuştur.

*

Moskova yerinde sayarken, Washington kan tazelemenin yollarını aramaktadır.Yirmi birinci yüzyılın başında dünyada, Marx’ın izleyicileriyle, Weber’in izleyicileri çatışmamaktadır. Yeni çatışma devletlerden daha çok, kültürler arasında yaşanmaktadır. Dünyaya açılan devletler güçlenirken, içine kapanan devletler, üretim güçlerini yitirmektedirler. Temel haklara ve özgürlüklere saygı gösteren, paylaşımcı ekonomiye ve katılımcı yönetime önem veren devletler, dünya pazarlarında aranan ürünler, hizmetler ve bilgiler üreterek, dünya pazarlarında kendilerine geniş yer açmışlardır.

*

Devletlerin, üretim güçsüzlüğünü giderecek dinamiklerin başında, kaynağını dinlerde bulan, yanlışlanamaz ortak doğrulara dayanan, paylaşımcı ekonomiler ve katılımcı yönetimler gelmektedir. Onların ekonomik, siyasal ve kültürel yapıları dönüştürme güçleri, sarsılmaz bir inançla bağlanılan, Peygamberlerden ve Kutsal Kitaplarından kaynaklanır.

*

Hayatın her alanında kutsal değerlerine, sarsılmaz bir inançla bağlananlar, birbirleriyle üretimde doğru, tüketimde ters orantılı yarışmasını, ekonomiyi ve sermayeyi kutsallaştıranlardan daha iyi bilirler. Tarih içinde iyilikleri özendiren, kötülükleri önleyen, gizemli bir ekonomi kuramı yoktur. Dünyada hiçbir ülkenin, Araplar gibi çalışarak, Almanlar gibi üretmesi mümkün değildir.

*

Hiçbir seküler ekonomi kuramı, toplumların üretimlerini artırma ve tüketimleri azaltma yolunda, dinlerin verdiği gücü veremez.

*

Dinler toplumların akıl güçleriyle birlikte, gönül güçlerini harekete geçirirler, iki dünyayı altın oranda harmanlamanın yolunu açarlar.

*

Dünyanın her ülkesinde, paylaşımcı ekonomi, katılımcı yönetim, Kutsal Kitaplara dayanılarak inşa edilir.

*

Bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikimi, Kutsal Kitapların ayrıntılı bir açıklamasıdır.

13 Haziran 2021, 13:04

SEKÜLER DÜNYANIN DIŞ ZENGİNLİKLERİNİ POSTSEKÜLER DÜNYANIN İÇ ZENGİNLİKLERİYLE DİZGİNLEMEYİ BİLGELERDEN ÖĞRENMEK

İster Batı’da, isterse Doğu’da olsun, tüketim ekonomilerinde hayatın odak noktasını, harcama yarışı oluşturuyor. Dünyada insanlar, gerçekten ihtiyaç olup olmadığına bakmadan, sürekli alışveriş peşinde koşuyorlar. Tüketim yarışı bulaşıcı bir hastalık gibi, bütün dünyaya yayılmıştır. Her şehirde ekonomik ve kültürel hayat, alışveriş merkezlerinin çevresinde yoğunlaşmaktadır. Onlar insanların ziyaret etmeden, huzur bulamadıkları yeni mabetlere dönüşmüşlerdir.

*

Tüketimi düşünme ve yaşama tarzına dönüştüren seküler ekonomilerde, insanların hayatlarını devam ettirmeye, yetecek her şeyleri vardır. Buna karşılık onları hayata bağlayan, uğruna yaşayacakları hiçbir değerleri yoktur. Tüketim ekonomilerinde insanların tükettikleri önlerinde, tüketmedikleri de arkalarındadır. Onlar hiçbir şeyin yokluğunu çekmiyorlar. Ancak onların dış dünyalarının zenginliği, iç dünyalarındaki yoksulluğu gidermeye yetmiyor. Dış dünyaları zenginleşirken, iç dünyaları yoksullaşıyor.

*

Hayatı anlamlı kılan ekonominin elle tutulan, gözle görülen ürünleri değil, kültürün elle tutulmayan gözle görülmeyen ürünleridir. Bunun için insanların tüketim ekonomilerinin, seküler değerlerini bırakıp, postseküler değerlere sarılmaları bütün dünya için hayati önem taşıyor. Huzurlu, anlamlı ve yaşamaya değer hayat, dış dünyanın zenginliklerinden daha çok, iç dünyanın derinliklerine dayanır. Hayatı yaşanır ve anlamlı kılan, ekonominin doğrularından önce kültürün doğrularıdır. Ekonomi her şeydir diyenler, ekonomi her şeyi yaparlar.

*

Hayatı anlamlı kılanlar, erdemli olmada bütün dünyayla sonu gelmez, bir yarışa girmesini bilenlerdir. Erdemli olmada yarışanlar, erdemli olmanın en güzel ve en etkili örnekleri olurlar. Ekonominin değerlerinin kültürün değerlerinden, kültürün değerlerinin ekonominin değerlerinden, öğrenecekleri çok şey vardır. Ekonominin doğal ilkeleriyle, kültürün temel ilkeleri birbirleriyle bütünleştiğinde, hayat hem anlam, hem de canlılık kazanacaktır.

*

Ekonomi kültürü insanların bilginlerin akıllarından, erdem kültürü bilgelerin gönüllerinden beslenir. Hayatı yaşanır ve anlamlı kılan iki kaynak, birbirleriyle çatışırsa, dünyada ileri boyutlara ulaşan, yoksullukların ve yolsuzlukların önüne hiçbir güç geçemez. Ekonomist Robert William Fogel, çalışmalarında “Dünyadaki manevi eşitsizliğin, artık maddi eşitsizlikten çok daha büyük boyutlara ulaştığını ve bunun çok daha önemli sorunlara yol açacağı” haber vererek, bütün ülkelerin yöneticilerini uyarmaktadır.

*

Hayatı anlamlı ve canlı kılacak ilkeleri bulmak, onları kültür ve ekonominin odak noktasına yerleştirmek yaşı, işi, ırkı ve inancı ne olursa olsun, herkesin en önemli görevidir. Hayatın canlılığı ekonominin zenginliklerinde ise, anlamı da kültürün derinliklerindedir. Kültür ve ekonomiyi, hayatı ve ölümü birbirinden ayıranlar, farkında olmadan hayatın temellerine dinamit koyarlar. Dünyayı herkes için yaşanır kılacak olan, dış maddi zenginlik değil, iç manevi zenginliktir.Manevi zenginiliğin yol haritası filozoflarda değil, peygamberlerde aranır.

*

Hayatın herkes için yaşanır kılınması, bütün insanların birbirleriyle tüketimden önce üretimde, harcamadan önce tasarrufta, almaktan önce vermekte, yarışmalarına bağlıdır.

*

Manevi yoksulluğun giderilmesi için seküler dış dünyanın zenginliklerine değil, postseküler iç dünyanın derinliklerine ihtiyaç vardır.

*

Seküler sonrası dünyada, manevi iç zenginlik farkı, maddi dış zenginlik farkından, çok daha önemlidir.

14 Haziran 2021, 14:27

YİRMİNCİ YÜZYILDA SEKÜLER KÜLTÜRÜN GÜNEŞI BATMIŞTIR YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KUTSAL KÜLTÜRÜN GÜNEŞİ DOĞMAMIŞTIR

Sorun yumağı haline gelen tekelci kuruluşlar, dünyada en çok tartışılan yapıların başında yer almaktadırlar Bütün ülkelerin karşı karşıya olduğu ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin kaynağında sekülerliğin misyonerliğini yapan kuruluşlar vardır. Onların büyük bir hız ve yoğunluk kazandırdığı, bilgi kirlenmesi her alanda etkilerini göstermektedir. Seküler kuruluşların yol açtığı bilgi karmaşası, teknolojik güç zehirlenmesi çevre kirlenmesi gibi, ulusal olmaktan çıkmış, uluslararası bir sorun haline gelmiştir.

*

Dünyadaki bütün seküler üniversitelerin ve seküler kuruluşların, başta gelen değişmez görevleri, seküler düşünmenin, üretimin, tüketimin ve yaşamanın, benimsenmesi ve benimsetilmesidir. Bu yüzden seküler üniversiteler, bilgi ve bilgelik değil, makinalaşan insanlar ve insanlaşan makinalar peşinde koşmaktadırlar. Onlar ne kadar çok bilimsel araştırma, ne kadar çok teknolojik yenilik yaparlarsa, dünyada tekelleşen kuruluşların güçlerine, o kadar çok güç katıyorlar. Ve sermaye ticaretine, paradan para kazanmaya, akıl almaz yöntemler ve açılımlar kazandırıyorlar.

*

Dünyanın her ülkesinde yaşanan, ekonomik siyasal ve kültürel krizler, Kutsal kültürle bağlarını bütünüyle koparan, görünen dünyanın dışında, görünmeyen dünya olduğunu, kabul etmeyen Seküler kültürden kaynaklanmaktadır. Bütün dünyada devletlerin denetimindeki, Seküler kuruluşlar insanların Peygamberlerle, Kutsal Kitaplarla bağlarını kopararak, sekülerleştirmek için, her yola başvurmuşlardır. Dünyada devletler üniversiteleri yanlarına alarak, sekülerleşmenin misyonerliğin yapmışlardır.

*

Kutsal kitaplara dönmeden, dünyadaki krizlerin üstesinden gelinmeyeceğini, sürekli vurgulayan aydınların sayısı, bütün dünyada yıldan yıla artmaktadır. Krizlerle boğuşan, Müslüman, Hristiyan, Konfüçyüstçü, Budist ülkelerinin ana sorunu, sekülerleşmeden gelişmektir. Bütün dünyada ekonomik gelişme, sekülerleşmeyle özdeşleştirilmiştir. Dünyada iki yüzyıl boyunca, ekonomik zenginlik ve kültürel derinlik kazanmak için, sekülerleşmenin kaçınılmaz olduğu sürekli vurgulanmıştır.

*

İki yüzyılı aşan sekülerleşme seferberliğinden sonra, geriye dönülüp bakıldığında, Afrika'da, Asya'da, Güney Amerika'da sekülerleşme, ekonomilerinin gelişmesine, kültürlerinin derinleşmesine yetmemiştir. Çünkü ekonomik gelişmede belirleyici olan, Seküler değerler değil, Kutsal değerlerdir. İnsanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden süzülerek gelen, Kutsal kültürün değerlerini göz ardı ederek, dünyadaki ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin üstesinden gelmek mümkün değildir. Bunun için Andre Malraux, "Yirmi birinci yüzyıl ya dindarların yüzyılı olacaktır, ya da hiç olmayacaktır" demektedir.

*

Dünyadaki dehşet verici savaşlar, küresel çevre ve finans krizleri, Yirmi birinci yüzyılın, bütün ülkeler için Kutsal kültüre yaslanarak, dinsizliği dinleştirmeden, kültürel derinleşme, ekonomik gelişme yüzyılı olacağını gösteriyor.

*

Dünyada ne Amerika'nın, ne Çin'in, ne Rusya'nın, ne Brüksel'in gücü, Peygamberlerin ve Kutsal Kitapların izlerini silemez, etkilerini önleyemez, mabetlerini yakıp yıkamaz.

*

Yirminci yüzyılda Seküler kültürün güneşi batmıştır. Yirmi birinci yüzyılda Kutsal kültürün güneşi doğmamıştır.

*

Doğu'dan Batı'ya bütün dünyada, doğması beklenen güneşin, doğum sancıları yaşanıyor.

15 Haziran 2021, 13:26

DÜNYADA HABİL'DEN VE KABİL'DEN BERİ YASA TANIYANLARLA YASA TANIMAYANLARIN GÜÇ ÇATIŞMASI YENİ BOYUTLAR KAZANARAK DEVAM EDİYOR

Yasa tanıyanlarla, yasa tanımayanlar arasında çatışma, insanlığın ilk yıllarından bugüne, kesintisiz devam etmektedir. Aslında bu çatışma, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, iyi ile kötünün, zaman zaman ateşli, zaman zaman da ateşsiz silahlarla, dünya ölçeğinde sürdürdükleri bir savaştır. Ademoğulları arasındaki savaş, değişik silahlarla Kıyamet'e kadar devam edecektir. Dünyada hiçbir toplumun, bu savaştan kaçması mümkün değildir. Herkes gücü ölçüsünde, bu savaşa katılmak zorundadır.

*

Habil ile Kabil Ademoğulları arasındaki savaşın, evrensel simgeleridir. Habil doğruluğu, güzelliği ve iyiliği simgelerken, Kabil yanlışlığı, çirkinliği ve kötülüğü simgeler. İnsanlığın evrensel çatışmasında, haksızlık peşinde koşanlar kötülükleri, herkesin hakkına saygı gösterenler, iyilikleri büyütürler. Sağlıklı bir toplum inşa etmek için, iyilik peşinde koşanlar, kötülük peşinde koşanlardan daha çok olmalıdır. Toplumların canlılığı, iki kesim arasındaki çatışma ve yarışmadan kaynaklanır.

*

Demokratik yönetimler, insanlık tarihi boyunca devam eden, iyiliğin güçleriyle kötülüğün güçleri arasındaki, çatışma ve yarışmaya yeni boyutlar kazandırdılar. Demokrasi deyince, herkesin aklına Atina gelir. Ancak Atina'da yalnızca özgür azınlığın seçme ve seçilme hakkı vardır. Toplumun büyük bir çoğunluğu, seçme ve seçilme hakkından yoksundur. Bugünkü anlamda, herkesin seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu, demokratik yönetimlerin tarihi çok kısadır.

*

Yönetimin tarihi, insanlığın ilk yıllarına kadar uzanırken, bugünkü anlamda demokrasinin tarihi yenidir. Geniş açıdan bakıldığında, yönetim sanatların en eskisi, bilimlerin en yenisidir. Dayatmacı yönetimlere karşı demokratik yönetimlerin geliştirilmesi, iyilik peşinde koşanların eline çok güçlü ve çok etkili olan oy silahını vermiştir. “Çoğunluk, kötülükte birleşmez” diyenler, demokratik yapı içinde, oylarıyla yönetimleri, zora başvurmadan değiştirirler.

*

Dayatmacı yönetimler asla uzun ömürlü olmazlar. Silahla iktidara gelen yönetimler, silahla iktidardan uzaklaştırırlar. Demokrasi kültürünün zenginleştirilmesi, dünyadaki bütün ülkelerin ortak sorunudur. Çünkü, bilinen yönetim biçimleri arasında demokrasi, kusurları en az olan yönetim biçimidir. Habil'in yolundan gidenlerin sayısı arttıkça, demokrasinin kusurları azalır. Demokrasi, azınlıktan önce, çoğunluğun ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılamaya öncelik verir.

*

Ülkelerin sorunları, demokrasinin alanını daraltarak değil, genişletilerek çözülür. Demokrasilerde tehlikeli olan, sınırsız demokrasiden daha çok sınırsız devlettir. Çünkü, devletin gücünü sınırlamak, milletin gücünü sınırlamaktan çok daha zordur. Dünyada ülkelere en büyük zararı, her zaman ve her yerde ayrıcalıklı, dokunulmazlık kazanan otokratik yönetimler verir.

*

Dünyanın her yerinde yönetim ve üretim sorunları, dayatmacı otokratik yönetimlerle değil, katılımcı demokratik yönetimlerle çözülür. Hastalanan bütün demokrasilerin tedavisi, her zaman daha çok demokrasiyle yapılmıştır.

*

Daha çok demokrasi, daha az demokrasiden, çok daha iyidir.

*

Ayrıcalıklı kesimlerin güçleri, demokrasiyle sınırlandırılır.

*

Kırılgan yönetimlerin ilacı, daha çok demokrasidir.

16 Haziran 2021, 13:57

DÜNYA BARIŞ MİMARI OLACAK YENİ GİRİŞİMCİLERİN VE DÖRDÜNCÜ KUŞAK ÜNİVERSİTELERİN YOLUNU GÖZLÜYOR

Başta üniversiteler olmak üzere, bütün kurumları ve bütün kuruluşların karşı karşıya olduğu ana sorun, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, verimliliğin artırılmasıdır. Üretim sürecinde, daha az girdiyle daha kısa zamanda, daha çok çıktı elde etme, bütün dünyada kuruluşların, en önemli ve en etkili sermayesi haline gelmiştir. Bunun için, üniversite ile sanayi arasında köprü olan ve teoriyle pratiğin el ele verdiği, teknoparkların sayısı her ülkede hızla artmaktadır.

*

Yenilik ve verimlilik peşinde koşan teknoloji merkezleri denilince, bütün dünyada akla, ellili yılların başında Amerika'da etkili olmaya başlayan, Silikon Vadisi gelir. Vadi dünyada düşlerin gerçeğe dönüştüğü, yenilik ve teknoloji merkezidir. Dünyanın en önemli teknoparkı olan Vadi'nin buluşları, hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin, bütün kurumlarda, bütün kuruluşlarda verimliliği, büyük oranda artırmışlardır.

*

Dünyada her ülke, Vadi'yi örnek alarak, üniversite ve sanayi bölgelerinde kurulacak teknoparkları, ekonomide verimliliği artırmanın, vazgeçilmez kuruluşları olarak görmektedir. Amerika, Japonya, İsveç, İngiltere ve Malezya gibi, ülkelerin teknoloji şirketlerinin başarıları, üniversitelerle sanayi kuruluşları arasında bir köprü olan teknoparklarından kaynaklanmaktadır.

*

Sermaye yoğun olmaktan daha çok bilgi yoğun olan teknoloji şirketleri, bütün teknoparklarda ilk sıralarda yer almaktadırlar. Dünyada sayıları yıldan yıla artan, her alanda girişimci yetiştiren dördüncü kuşak üniversitelerin başarılı teknokentleri, bütün ülkelerin üniversitelerine örnek olmaktadırlar.

*

Dördüncü kuşak üniversitelerin başarısı, kuruluşları ve girişmcilerle bütünleşmelerine dayanır .Bacon “bilgi güçtür” demiştir. Einstein “hayal gücü, bilgi gücünden daha önemlidir” demektedir.

*

Dünyadaki bütün teknoparkların beslendikleri en önemli kaynakları, hayal gücü, bilgi gücünü aşan, yenilik yapmada ve risk almada sınırları zorlayan girişimcileridir. Yenilik yapmak, yeni ürünler, yeni hizmetler, yeni bilgler üretmek, aklı hem başında hem de gönlünde olan girişimcilerin işidir.

*

Barış dünyasının Yunus gibi tüketen, Sinan gibi üreten sıradışı girişimci mimarlarını, bütün ülkelerin Dördüncü Kuşak üniversiteleri yetiştirecektir.

*

Dördüncü Kuşak üniversitelerde, eskiler alınmaz, eskiler satılmaz, yeniler alınır, yeniler satılır, yeni sözler söylenir, her gün yeniden doğulur.

17 Haziran 2021, 12:39

BİLGE AYDINLARLA BİLGİ TOPLUMLARINI DEĞER TOPLUMLARINA DÖNÜŞTÜRMEDEN KRİZLERİN ÜSTESİNDEN GELMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR

Geçen yüzyılda bütün dünya, savaş öğretilerinin hem yükselişlerine, hem de çöküşlerine şahit olmuştur. Yeni yüzyılın bir barış yüzyılı olabilmesi için, bütün ülkelerin siyasal toplumlardan, değer toplumlarına dönüşmeleri hayati önem taşır. Siyasetçilerin iktidar odaklı somut dünyalarına karşılık, bilge aydınların düşünce odaklı soyut dünyaları vardır. Soyut düşünce alanını zenginleştirmeden, somut eylem alanını yaşanır kılmak mümkün değildir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde aydınların izlemeleri gereken çok seçenek yoktur. Onlar her ülkede olduğu gibi, ya yöneticileri ya da bilgeleri izlerler. Yöneticileri izleyen aydınlar siyasallaşarak, susulacak ve konuşulacak yerleri öğrenirler. Sayıları az olan bilgelerin yolundan giden aydınlar, yalnız kalsalar da düşüncelerini, özgürce açıklamaktan geri durmazlar. Bu yüzden, onlar bütün insanlığın, sınır tanımayan sözcüleri olurlar.

*

Anadolu insanının kültüründe aydınların, en başta gelen görevleri, doğru olanın yanında yer almak, yanlış olanın da karşısında durmaktır. Değer toplumunda, bilge aydınların görevleri, yöneticilerin her yaptıklarını alkışlamak değil, yapılan hataları düzeltmek, yapılacakları önlemek için, bilgece eleştirmektir. Yapıcı eleştirinin ustası olan bilge aydınlar, hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, bütün dünyada sevgiyle ve saygıyla karşılanırlar.

*

Gabriel Marcel’den Octavio Paz’a kadar etkili aydınların 1973’de yayınladıkları “Aydınlar ve İktidar” başlıklı bildiri, ay- dınlar ve iktidar ilişkilerini üç sayfada, eksiksiz bir biçimde özetlemektedir. Onlar “Hiçbir ülke, hiçbir rejim, hiçbir sosyal grup, mutlak gerçeğin ve mutlak adaletin tek taşıyıcısı değil- dir” demektedirler. Aydınların görevi, mutlak gerçeği, mut- lak adaleti bulduklarını sananlara, teslim olmak değil, enine boyuna eleştirmektir.

*

Aydınlar dünyada değişmeyen gerçeği, adaleti doğru tartan teraziyi aramayı, hiç aksatmadan sürdürürlerse, aydın olmaya, aydın olarak anılmaya hak kazanırlar. Bunun için, ilkeli bilge aydınlar, hiçbir zaman iktidarın büyüsüne kapılmazlar. Yönetimlerin çekim alanına giren aydınların, düşünceleri çekiciliklerini yitirirler. Bu bağlamda bütün ülkelerde, yöneticilere değil, aydın yöneticilere, liderlere değil, aydın liderlere ihtiyaç vardır.

*

Bilge aydınlar düşüncelerini doğru dile getirmenin değil, doğru düşünceleri dile getirmenin derdindedirler. Dünyanın her yanında aydınların öldürüldüğü görülmüştür. Ancak aydınların savundukları düşüncelerin öldürüldükleri görülmemiştir. Bilge aydınların silahları düşünceleridir. Onların gücü, kendisini karşısındakinin yerine, karşısındakini kendi yerine koyarak, düşünmeyi bilmelerinden kaynaklanır.

*

Değer toplumlarında, yönetimler silahlarla değil, düşüncelerle dönüştürülür. Aydınlar sorunlara yönetenler gibi, tavandan bakarak değil, yönetilenler gibi tabandan bakarak, çözüm ararlar.

*

Noam Comsky’nin vurguladığı gibi: “Gerçeği söylemek ve yalanları gözler önüne sermek aydınların sorumluluğudur.”

*

Bilge aydınlar her zaman hem akıllarıyla, hem gönülleriyle, düşünmesini ve eyleme geçmesini bilirler.

18 Haziran 2021, 12:37

İSLAM MEDENİYETİ NEFRET DEĞİL SEVGİ ZORLAŞTIRMA DEĞİL KOLAYLAŞTIMA ÇATIŞMA DEĞİL UZLAŞMA MEDENİYETİDİR

Doğu'dan Batı'ya dünyanın, orta kuşağını oluşturan İslam dünyası, yüzyılların içinde oluşan, dünyayı dönüştüren, kültürel zenginliğini, büyük ölçüde yitirmiştir. İslam dünyasının kültürel yoksulluğu, ekonomik ve siyasal alanlarda da etkilerini göstermiştir. Müslüman ülkeler dünyanın, en yoksulları olma yanında, en dayatmacı yönetimlerine sahipler. İslam dünyasında, savaşlar birbirini izliyor. Her alanda dehşet verici yıkımlar yaşanıyor.

*

Müslüman ülkelerdeki iktidar çatışmaları, seçim alanlarından, savaş alanlarına taşınıyor. Irak,Suriye,Yemen başta olmak üzere, bütün iktidar savaşları, mezhep savaşlarına dönüşmüştür. Yönetimler ve mezhepler arasında nefretin doğurduğu nefret, bütün Müslüman ülkelere yayılmıştır. Doğal kaynak zengini ülkeler, tüketim ürünlerinden yatırım ürünlerine kadar, bütün ihtiyaçlarını ithal eden, yoksul ülkelere dönüşmüşlerdir.

*

İslam dünyasının kültürel derinliğiyle birlikte, üretim gücünü yitirmesinin peşinden, demokratik yönetim yoksulluğu gelmiştir. Ülkelerin kültürel, ekonomik ve demokratik zenginlikleri, birleşik kaplara benzer, kültürel düzeyleri, öteki iki alandaki düzeylerini belirler. Kültür yoksulu ülkelerin demokrasi ve ekonomi zengini olmaları mümkün değildir. Şiddetin doğurduğu şiddetin, önüne geçmek için, katılımcı demokratik kültüre öncelik verilmesi, bütün Müslüman ülkeler için, hayati önem taşımaktadır.

*

Kültürde zenginleşme olmadan, paylaşımcı ekonomide zenginleşme, paylaşımcı ekonomide zenginleşme olmadan katılımcı demokraside zenginleşme olmaz. İslam dünyasının demokratik açılımında, ekonomik gelişme, kültürel gelişmeyi izler. Kültür ekonomiye, ekonomi demokrasiye yeni açılımlar kazandırır. Kültür ekonominin, ekonomi demokrasinin temellerini oluşturur. Kültürlerini geliştiremeyen ülkeler, ekonomileriyle birlikte, demokrasilerini geliştiremezler.

*

Edebiyat, mimari, sinema ve tiyatro kültürel alanın ana sütunlarıdır. Kültürel hayatta enine boyuna tartışılan konular, erken ya da geç ekonomik ve siyasal alanda, kendilerine geniş uygulama alanları bulurlar. Kültürün öncüleri, yıllar sonrasını görürler, geleceğin dünyasını bugünün dünyasına taşırlar. Sezai Karakoç'un İslam dünyasının, dönüşümde yol haritası olan, "İslamın Dirilişi" kitabında vurguladığı gibi: "Bugün edebiyata giren yarın hayata girer."

*

Kültüre ve edebiyata, odaklanan ülkelerde, dayatmacı otokratik yönetimlerden, katılımcı demokratik yönetimlere, devlet odaklı ekonomilerden, pazar odaklı paylaşımcı ekonomilere geçiş süreci, büyük bir hız ve yoğunluk kazanır. Ekonomik büyümede, doğal kaynaklardan önce kültürel kaynaklar gelir. Değerli kültür ve edebiyat üretemeyen ülkeler, değerli ürün ve hizmet üretemezler.

*

Medeniyetlerin görevleri, zorlaştırmak değil kolaylaştırmaktır, çatıştırmak değil uzlaştırmaktır, nefret ettirmek değil sevdirmektir, tükettirmek değil ürettirmektir, çirkinleştirmek değil güzelleştirmektir.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde, meyvası sevgi olan, nefret ağacı yoktur. Nefret ağaçlarından, sevgi meyvaları toplanmaz.

19 Haziran 2021, 13:16

DÜNYANIN HER YANINDA ÜLKELERİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ AKILLI GÜÇLERİNİ GÜLER YÜZLERLE VE TATLI DİLLERLE SİLAHLANAN İNSANLAR OLUŞTURURLAR

İki kıta ve iki denizin odak noktasını, kendilerine bağışlanmış vatan olarak bilen Türklerin, güzellik ve sevgide sınır tanımayan dünyasında, düşmanlığa kesinlikle yer yoktur. Çünkü Türkler şiirleriyle yoğruldukları Yunus gibi, dünyaya kavga için değil, sevgi için geldiklerine inanırlar. Anadolu insanı, yitirilen Cennetin savaştan daha çok, barışla bulunacağını bilir. Savaş insanları, bütün dünyaya dehşet saçan ateş, barış da hayat veren güneş topluluğuna dönüştürür.

*

Her ülkenin huzur ve mutluluk içinde, yaşayabileceği bir dünya, gönül yıkanların kavgasıyla değil, gönül yapanların sevgisiyle kurulur. Sevgi bütün toplumlar için, hayat ve güç kaynağıdır. Sevginin gücü ve etkisi küreseldir, sınırları kolaylıkla aşar. Sevgi odaklı toplumlarda, insan insanın öldürülecek düşmanı değil, yardımlaşılacak dostudur. Anadolu insanının mayası sevgiyle yoğrulmuştur. Sevgisiz toplum, çorak topraklara benzer.

*

“Suyum alçaktan çekerim / Dönüp yüksekten dökerim” diyerek, üreten el olmasını bilen Anadolu insanı, yalnızca Müslüman ülkelere değil, bütün dünyaya sevginin, dostluğun ve kardeşliğin bayrağını taşımıştır. Sevgiyle silahlanmanın öncülüğünü yapan Esad Coşan’ın, “Başarı Yolunda Sevginin Gücü”, kitabında vurguladığı gibi: “Ademoğulları birbirlerinin parçasıdır, benzeridir, aynı anne babadandır”. Gören göz için, her insanın sevilebilecek bir güzelliği, saygı duyulabilecek bir özelliği mutlaka vardır.

*

Atalarının yitirdiği Cenneti arayanlar, dünyayı gelip geçici bir sürgün yeri olarak görürken, aramayanlar zenginlikleri ele geçirilecek, bir savaş alanı olarak görmektedirler. Bu yüzden, inananlar hemen ölecekmiş gibi tüketirken, inanmayanlar da hiç ölmeyecekmiş gibi tüketmenin peşindedirler. Ölümsüz çağrıya kulak verenler gönülleri, vermeyenler dünyayı fethetmeye çalışırlar. Bir kesim ölümsüzlüğü dünyada ararken, bir kesim öteki dünyada aramaktadır.

*

Türklerin düşünce ve eylem dünyasında, Anadolu’da doruk noktasına ulaşan Dergah kültürünün vazgeçilmez yeri vardır. Anadolu insanının dönüştürücü gücü, kılıcının keskinliğinden daha çok, gönlünün derinliğinden kaynaklanır. Zor ve gerçek savaş, dış dünyadan önce iç dünyayı güzelleştirmek için verilen savaştır. Anadolu’da herkes “Cümleler doğrudur, sen doğru isen/Doğruluk bulunmaz sen eğri isen” diyen, Yunus gibi düşünür.

*

Dergah kültürünün potasında eriyen Türk toplumu güzelliğe aşıktır. Tarih içinde başarıya giden yolda, Türklerin en büyük sermayesi doğruluk olmuştur. Doğruluğu sermaye edinenlerin, önünde eğilmeyecek hiçbir güç yoktur. Doğruluk açılmaz sanılan kapıları açan tek anahtardır. O anahtara sahip olan toplumların karşısında, bütün toplumlar güçlerini yitirirler. Sevgi yüklü gönüllerin önünde, bütün çirkinlikler güzelliklere dönüşür.

*

Toplumların dönüşüm sürecinde, sevgiyle silahlanmış insanlardan, daha güçlü bir silah yoktur.

*

Gönülleri kazanmasını bilmeyenler, köklü dönüşümlerin yolunu açamazlar.

*

Sevginin olduğu yerde, iki kere iki her zaman dörtten büyüktür.

20 Haziran 2021, 12:53

KÜLTÜRLER CAMİLERDE EKONOMİLER ÇARŞILARDA YENİ BOYUTLAR YENİ AÇILIMLAR YENİ ZENGİNLİKLER KAZANIR

Toplumları korkuları ve düşmanlıkları büyütenler değil, sevgileri ve dostlukları büyütenler değiştirirler. Sevgiler camilerde, dostluklar çarşılarda büyütülür. Cami ve çarşı arasında, sevgi ve dostluk alışverişinin olmadığı toplumlarda, korkuların ve düşmanlıkların önüne geçmek mümkün değildir. Geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi, camilerle çarşılar arasındaki uyumu ve dengeyi, camilerden çarşılara, çarşılarda camilere giden yolları bilenler sağlar.

*

Dünyanın her yerinde toplumları, insanların ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarını, karşılayan, üretmesini bilen girişimciler dönüştürürler. Tarih boyunca el açılan eller, el açan ellerden daha güçlü olmuşlardır. Şehirlerde nasıl bir dükkanla çarşı olmazsa, ülkelerde de bir üreten elle ekonomi olmaz. Dükkanlar çarşıya, üreten eller ekonomiye canlılık kazandırırlar. Güçlü ekonomilerin çarşıları, kovanların ballarla dolu olması gibi, üreten ellerin ürünleriyle dolu olur.

*

Üretmesini bilen toplumlar, kimseye kötülük yapmadan, herkese iyilik yapmanın coşkusunu duyarlar. Kültürlerin ve ekonomilerin tarihinde, zenginlik gibi yoksulluk da, kriz kaynağı olmuştur. Bütün ülkelerde üretime ve yönetime, yeni açılımlar kazandıranlar, insanların üretim güçlerini geliştirerek, değişik kesimleri arasındaki gelir dengesizliklerini giderirler. Onların ellerinde çorak topraklar, binbir meyvalı ağaçların yetiştiği, kimsenin yoksulluk çekmediği, bereketli topraklara dönüşürler.

*

Üreten ellerle tüketen ellerin, el ele verdikleri bereketli topraklarda, kültürler ekonomilerle, camiler çarşılarla bütünleşirler. Onların ekonomik ve kültürel dünyalarında, kazanç bir araç değil, bir amaçtır diyenlere, kesinlikle yer yoktur. Onlar her zaman ekonomik ve kültürel hayatın her alanında, katılım ve paylaşım her şeydir, katılım ve paylaşım için her şey yapılır denilir. Katılımın ve paylaşımın olmadığı yerde, hiçbir üretimin olmayacağı herkes tarafından bilinir.

*

Her yıl yeni boyutlar kazanan, giderek karmaşık bir yapıya dönüşen, ekonomik ve kültürel dünyada, üretime katılım ve tüketimde paylaşım, hayatın bütün boyutlarında, sürükleyici bir işlev kazanmıştır. Dünyanın bereketli topraklardan, yola çıkan üreten eller, geçtikleri çorak toprakları bereketlendirmektedirler. Onların oldukları her yerde, tüketen eller üreten ellere dönüşürler. Onlar çevrelerindeki kötümserlik bulutlarını dağıtarak, iyimserlik rüzgarları estirirler.

*

Üreten ellerin başarılarının temelinde, katılım ve paylaşma vardır. Onlar kültürde ve ekonomide, kazancı en büyük sermayenin dürüstlük olduğunu bilirler. Çarşılarda dürüst olmayanlar, hiçbir zaman başarılı olamazlar. Müşterilerini aldatanlar, müşterisi oldukları satıcılar tarafından aldatılırlar. Bunun için çarşılarda her şey, kimsenin kimseyi aldatmaması için, gün ışığında herkesin gözleri önünde alınır satılır. Çarşıların gizemi insanların dürüst olmalarından kaynaklanır.

*

Çarşılarda binlerce üretici, yüzbinlerce tüketiciyle buluşarak, hem ekonomiye hem kültüre katkıda bulunur.

*

Çarşılar ürünlerle birlikte, doğrulukların, iyiliklerin, güzelliklerin alınıp satıldığı çekim merkezleridir.

*

Çarşıların yolları bütün ülkelerde, güler yüzlerle bulunur, kapıları tatlı dillerle açılır.

21 Haziran 2021, 12:53

GELECEĞİN BARIŞ DÜNYASI YUNUS GİBİ BİR DİZEYLE BİN DİZE YAZDIRAN SIRADIŞI BİLGE ŞAİRLERLE İNŞA EDİLECEKTİR

Her insanın, aklının düşünür, gönlünün sever, gözünün okur ve kaleminin yazar hale gelebilmesi için, düşünce ve sanat dünyasının derinliklerinde uzun yolculuklara çıkması gerekir. Düşünce ve sanat dünyası, kültür ve edebiyat dergilerinde, yeni yorumlar ve yeni açılımlar kazanır. Bu yüzden dünyada, Büyük Doğu, Diriliş , Edebiyat, Mavera, Yedi İklim ve Hece ve benzeri dergiler, bütün ülkelerin şiirde, hikayede, romanda ve denemede çığır açan, açık üniversiteleri olurlar.

*

Paul Valery'nin vurguladığı gibi: "İlk dize Allah vergisidir. Diğerleri şairin kendi çalışmasıyla yazılır." Bütün alanlarda olduğu gibi, edebiyatta da, her edebiyatçı, ister şiir, ister hikaye, ister roman, ister deneme yazsın, kendinden önce yazanlardan beslenir ve yazdıklarını edebiyatçılar ailesine borçludur. Yazarlar, tarih içinde, geçmişten geleceğe giden, yeni katılanlarla sürekli büyüyen büyük ve soylu bir kervana benzerler.

*

Güzel insanların oluşturduğu eşsiz kervan, önden gidenlerin katılımlarıyla, yıldan yıla büyüyerek geleceğe yürür. Bilgelerin uzun yürüyüşleri, yeni katılımlarla zenginleşerek, bütün dünyaya ışık saça saça kıyamete kadar devam edecektir. İnsanlığın edebiyat birikimiyle birlikte, medeniyet birikimi de, bu büyük kervanda toplanmıştır. Her sanatçı ister farkında olsun, ister olmasın, söz konusu eşsiz kervandan yararlanır. Onların kapıları herkese açıktır, bütün insanlık onlardan etkilenir.

*

Eşsiz kervanı oluşturan sanatçılar, kökleriyle alan dallarıyla veren ağaçlara benzerler. Onlar toplumlardan aldıklarından çok daha fazlasını toplumlara verirler. Onların meyvaları eserleridir. Bir bilge şair, bir şiir yazar, o şiiri, insanlık tarihi içinde milyonlarca insan okur. Onların şiirleri zaman içinde değer yitirmezler, okundukça hem değer kazanırlar hem de değer kazandırırlar. Bir dizeyle bin dize yazdıran Yunus'tan, Yunus gibi yazmak isteyen Cahit Zarifoğlu'na kadar, bilge şairlerin insanlığın düşünce ve eylem dünyalarında, vazgeçilmez bir yerleri vardır.

*

Şairlerin şiirlerinin dizeleri arasında boş bırakılmış sayfalar vardır. Şairlerin güçleri, yazdıklarından daha çok yazdırdıklarından kaynaklanır. Onların yazdıkları bir şiir okuyucularına bin şiir,bin deneme, bin kitap yazdırır. Bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikminde, Mevlana gibi, Hafız gibi, Shakespere gibi, Goethe gibi, Rimbaud gibi şairler, yönlendiricilikle birlikte, sürükleyici bir işlev yüklenirler. Toplumların düşünce ve eylem dünyalarına, yeni açılımlar kazandırırlar.

*

Dünyada nasıl en güzel inciler, en derin denizlerde bulunursa, en doğurgan düşünceler, bir dizesiyle bin dize yazdıran, gebe bırakan sözün ustası, sıradışı şairlerde bulunur. Bu yüzden şiirleriyle, dönemini etkileyen Baudlaire, "Sürekli şair ol düz yazıda bile" demektedir.

*

Bilge şairler ne bir kelime eksik, ne bir kelime fazla, hiçbir zaman sözü gereğinden fazla uzatmazlar. Onlar her zaman önce söz vardır, bir söz bin kitaba bedeldir, demesini bilirler.

22 Haziran 2021, 13:34

DÜNYAYI YAŞANIR KILMAK İSTEYENLER İÇİN BÜTÜN KUTSAL KİTAPLAR BİTMEZ TÜKENMEZ BİLGİ VE BİLGELİK HAZİNELERİDİR

İnsanın kendisini bilmesinden daha önemli bilgi, kendisini yenmesinden daha büyük başarı yoktur. Bilgi kazanmak için okumak, başarı kazanmak için yapmak gerekir. İnsan okuduğu kadar düşünür ve yaptığı kadar bilir. Okumayan insan düşünmez, yapmayan insan bilmez. Okuyan insan düşünür, yapan insan bilir. Düşüncesiz eylem, eylemsiz düşünce zenginleşmez. Bu yüzden, hem düşüncenin, hem eylemin hayat kaynağı, iki dünyayı birden okumasını bilmektir.

*

Önce yazmak değil, okumak vardır. Kırk satır okumadan bir satır, kırk sayfa okumadan bir sayfa ve kırk kitap okumadan bir kitap yazılmaz. Az olan ve öz olan sözün ustası, Anadolu insanının günlük hayatında, ekmek ve su gibi, kalemin, defterin ve kitabın doldurulmaz bir yeri vardır. Bütün insanlığın düşünce eylem birikiminin ana kaynağı olan "Son Kutsal Kitap", bütün insanlığa seslenerek, “Oku” buyruğuyla başlar. Tabiat gibi, kitaplar da sırlarını okumasını bilenlere açarlar.

*

Güzeller güzelini, doğrular doğrusunu, iyiler iyisini bulmak için, dünyada herkesin ya okuyan, ya yazan, ya da okuyanı ve yazanı seven olması gerekir. Dünyada okunmaya değer kitapları okumayanlar, arkalarında yazılmaya değer eserler bırakamadıkları gibi, bilinmeye değer eylemler de yapamazlar. Okumanın yeri, yaşı ve zamanı yoktur. Her insan işi, yaşı ve inancı, ne olursa olsun, beşikten mezara kadar okumak zorundadır. Kutsal Kitapların herkese açık üniversitelerinde eğitim süreklidir. Onlar hiçbir zaman kendilerinden mezun olunamayan, bütün insanlığın ortak üniversiteleridir.

*

Aynı annenin ve aynı babanın çocukları olan insanların bilinen beş bin yıllık tarihi, Kutsal Kitaplarla aydınlığa kavuşmuştur. Onlar Allah'ın bütünüyle bilinmesi ve bütünüyle anlatılması mümkün olmayan, bilgi ve bilgelik hazinelerinin, yeryüzüne düşen ışıklarıdır. Onlar bütün sözlerin özü ve bütün eylemlerin özetidir. Hayatın özünü kavramada, dünyayı yaşanır kılmada, "Kutsal Kitap"ları sürekli okumak, sürekli yorumlamak hayati önem taşır.

*

Kutsal Kitapların sonuncusu Kur'an bütün evrenin gizemli hazinesidir. Hazinenin anahtarları, iki dünyayı altın oranda harmanlamasını bilenlere verilmiştir. Okuma özürlü toplumlarda, hayatın hiçbir alanında, tekrar tekrar yorumlanan kitaplar yazılmaz. Tarih boyunca yazılanların hepsi, kutsal kitapların, bütün insanlığa verdikleri haberleri, anlamak ve anlatmak için yazılmıştır.

*

En son gelen, aslında en başta olan Kur'an, bütün insanlığın kültürel, siyasal ekonomik bilgi ve bilgelik, birikiminin ana kaynağıdır.

*

Dünyadaki denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa, Allah'ın bilgilerini ve bilgeliklerini anlatmaya hiçbir zaman yetmez.

*

İnsanların hem okumaları, hem yazmaları için, dünya bir gündür. O gün, dün ve yarın değil bugündür.

23 Haziran 2021, 13:30

TABİATIN VE PAZARIN ÇOK DUYARLI DOĞAL EKOLOJİK DENGESİNİ BOZANLAR BÜTÜN DÜNYADA BÜYÜK EKONOMİK KRİZLERE YOL AÇARLAR

Amerika'da, New York ve belirli sayıdaki büyük şehir dışında, Londra gibi, bütün şehiri kapsayan yeraltı ve yerüstü toplu taşıma sitemleri yoktur. Nasıl Hollanda bisikletlerin ülkesiyse, Amerika da arabaların ülkesidir. Hollanda'da her yetişkine bir bisiklet düştüğü gibi, Amerika''da hemen hemen her yetişkine bir araba düşer. Amerika''da arabalar bir örümcek ağı gibi genişleyen karayollarını, karayolları da arabaların sayısını büyütür.

*

Amerikan ekonomisinde arabaların çevresinde oluşan, karayolu ağıyla genişleyen, odak noktasında petrol olan, her Amerikalı için, büyük önem taşıyan, bir ekosistem vardır. Söz konusu ekosistemde, petrol kuyularıyla, boru hatlarıyla, rafinerileriyle, motorlu araçlarıyla, araba sanayleriyle, satış istasyonlarıyla birbirlerini etkiliyen, oldukça hassas bir denge vardır. Dünyada ekosistemler her zaman, parçalarının toplamından çok daha, büyük bir güce sahiptirler.

*

Ekosistemler çoğu zaman, tabiatta canların çevresinde oluşurlar. Canlıların dünyasında geçerli olan ilkeler, ekonomik dünyada da geçerlidir. Ancak doğal dengelerden ekonomik dengelere geçilince, ekosistemler değişmelere çok daha duyarlı hale gelirler. Ekosistemin halkalarından birindeki küçük bir değişme, olumlu etkilere yol açacağı gibi, olumsuz etkilere de yol açar. Küçük bir kıvılcım, bütün bir ekosistemi yangın alanına çevirir.

*

Yetmişli yılların ilk yarısında, İslam dünyasının İsrail'in kayıtsız ve şartsız destekleyici Amerika'ya, petrol ambargosu uygulamasıyla, odak noktasında petrol olan ekosistem büyük bir kriz yaşamıştır. Arabaların benzin bulmakta zorlandığı Amerika'da, ekonomik yapıdaki bütün dengeler altüst olmuştur. Arabaların ülkesinde motorlu araçların yakıtsız kalması, Amerikalıların ekonomik, siyasal ve kültürel hayatında, köklü değişikliklere yol açmıştır.

*

Odak noktasını petrolün oluşturduğu büyük ekosistemin, Amerikaların iç politikalarında olduğu kadar, dış politikalarında da vazgeçilmez bir yeri vardır. Bu yüzden Amerika'nın, dışındaki petrol kaynakları, Amerikan ekonomisinin yumuşak karnını oluşturmaktadır. Çünkü petrol amborgosu sırasında, benzin fiyatları katlanarak artmış ve bu fiyat artışları, ekonominin bütün sektörlerine yansımıştır. Petrol tedarikindeki güçlükler, enflasyon ve işsizlik oranlarını da büyük ölçüde büyütmüşlerdir.

*

Amerika'da, petrol kaynaklarına yönelen bir tehdit, doğrudan Amerika'ya yönelmiş bir tehdit olarak görülmektedir. Bu yüzden Amerika, Venezuella'dan Irak'a kadar, petrol üreten her ülkeyi denetim altına almak istemektedir. Amerika'nın derdi, petrol üreten ülkelerin, demokratik yönetimlere kavuşması değil, ekonomisinin petrole kavuşmasıdır.

*

Amerika'nın Irak''ta olduğu gibi, silahta petrol kaynaklarını denetmeye kalkışması, petrol ürünlerinin fiyatlarının düşmesine değil, yükselmesine yol açmıştır.

*

Tabiattaki ekosistemin dengesini altüst edenler, ekonomilerin oluşturdukları ekosistemlerdeki, uyum ve düzeni korumakta büyük güçlük çekerler.

*

Tabiat insan yapısı olmayan, çok karmaşık, çok duyarlı doğal bir ekosistemdir. Tabiatla savaşanların başından, Nuh Tufanları eksik olmaz.

24 Haziran 2021, 12:52

DÜNYADA HER ALANDA HERKESE AÇIK SÜREKLİ EĞİTİM MERKEZLERİNİ GELİŞTİRMEYEN ÜNİVERSİTELER GELİŞEMEZLER

İkibinli yıllarda ülkeler arasındaki, siyasal sınırların önemini yitirmesiyle, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan küreselleşme, ekonomiden politikaya, sağlıktan eğitime her alanda, köklü dönüşümlere yol açmıştır. Ekonomik, siyasal, teknik ve kültürel boyutlarıyla, gittikçe karmaşık bir yapı kazanan küreselleşme süreci, bütün kurum ve kuruluşları, yeniden yapılanmaya zorlamaktadır.

*

Eğitimde fırsat eşitliği sağlama, gelir dağılımındaki eşitsizlikleri giderme, küresel değerlerle yerel değerlerin, birbirini dışlamadan uyum ve düzen içinde öğretme yolunda, yeni stratejiler geliştirmede, üniversiteler gereken adımları atamamıştır. Bütün dünyada küreselleşme sürecinin, temellerini sarstığı kurumların ve kuruluşların başında, üniversiteler gelmektedir. Üniversiteler küreselleşme sürecine ayak uydurmazlarsa, siyasal kuruluşlar küreselleşerek yeniden yapılanamazlar.

*

Küreselleşme ve eğitim bütün dünyada, tartışılan konuların başında gelmektedir.Eğitimin yönetimdeki, denetimdeki ve finansmanındaki son gelişmeler, Meksika’dan Malezya’ya, Norveç’ten Avusturalya’ya, Amerika’dan Polonya’ya kadar bütün dünyadan, eğitimcilerin ana araştırma konularını oluşturmaktadır. Araştırmalarda kuram ve uygulama el ele, birbirine yeni bakışlar kazandırarak, eğitim dünyasını zenginleştirmektedirler.

*

Küreselleşen dünyada, bütün ülkelerdeki üniversiteler, yeni rakipleri olan, sürekli eğitim ve düşünce kuruluşlarının, büyük bir meydan okumasıyla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Kesintisiz eğitim ve araştırma kuruluşları, esnek yapıları, kaynak sağlamadaki ustalıklarıyla, üniversiteleri zorlamaktadırlar. Ömür boyu eğitimin, büyük önem kazandığı küresel toplumda, kendilerini yenilemesini başaramayan üniversiteler, ağırlıklarını yitirmektedirler.

*

Hayat boyu eğitimin önem kazandığı bir dönemde, dünyadaki değişmelere ayak uyduramayan hantal üniversitelerin, uzun dönemde varlıklarını korumaları güçleşmektedir. Siyasal sınırların önemini, yitirdiği bir dünyada, her alanda herkese açık, ömür boyu eğitim, üniversitelerden daha çok, sayıları günden güne artan, Coresera gibi, Han Akademi gibi, sürekli eğitim kuruluşlarının işidir. Onlar küçük, ancak esnek yapılarıyla, ister kuramsal, isterse uygulamalı olsun, eğitime üniversitelerden daha çok katkıda bulunmaktadırlar.

*

Üniversite dünyasının, küreselleşme sürecine, uyum sağlayabilmesi için, geniş katılımlı, paylaşımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü, esnek bir eğitim paradigmasına ihtiyacı vardır. Savaş dünyasının barış dünyasına dönüşmesi, ülkelerin gelecekteki başarıları, bugünden açık ve sürekli eğitime, yaptıkları yatırımlara bağlıdır. Eğitimin yaygınlaştırılması ve demokratikleştirilmesi, dünya barışının en büyük güvencesi olacaktır. Eğitim seviyesi yüksek olan ülkeler, birbirleriyle savaşmazlar.

*

Ülkeler arasındaki sınırlarla birlikte bilgi, zaman, teknoloji ve coğrafya farkının önemini yitirmesiyle, açık üniversitelere olan talep, bütün dünyada hızla artmaktadır.

*

Hayatın zorlukların üstesinden gelmede, insanların elindeki en güçlü, en önemli, en etkili sermaye eğitimdir.

*

İnsanlar arasında paylaşarak kazanma, kazanarak paylaş-ma süreci eğitimle süreklilik kazanır.

25 Haziran 2021, 12:12

ALLAH'IN YARDIMI HER ZAMAN İYİ İŞLER YAPMAK VE İYİLİKTE YARIŞMAK İÇİN ORTAKLIK YAPANLARIN YANINDA OLUR

Avrupa’da dinlerin karşısına bilimleri çıkaran, Rönesans döneminden beri, bütün ülkeleri etkileyen ve her sorunun üstesinden geleceği beklenen Seküler değerler, Yirminci yüzyılın sonunda çekiciliklerini büyük ölçüde yitirmişlerdir. Artık Ekonomi bilimi başta olmak üzere, hiçbir bilimin Kutsal değerlerden bütünüyle bağımsız olduğu düşünülmemektedir. Dünya üniversitelerinde ekonominin kurallarıyla, Kutsal kültürün değerlerinin çatışmadığını, anlatan kuramlar geliştirilmeye çalışılmaktadır.

*

Yirminci yüzyıl boyunca, ekonomik gelişmenin dinamikleri, Kutsal değerlerde değil, Seküler değerlerde aranmıştır. Ancak ülkelerin yoksulluklarını, Kutsal değerlerde gören, dinleri toplumların afyonu bilen, Seküler kuramlar Yirmi birinci yüzyılın başında, her alanda büyük bir başarısızlığa uğramışlardır. Kutsal değerler körlüğüne uğrayan, Seküler Batı dünyası, tarih boyunca toplumları dönüştürmede, çok etkili olmuş Kutsal değerleri, görmekte zorlanmaya devam etmektedir.

*

Ekonomiyi Kutsal değerlerden arındıran toplumlar, sürekli finansal ve siyasal çalkantılarla karşı karşıya kalmışlardır. Çünkü paylaşmaya dayanan ortaklık kültürü, Seküler değerlerden daha çok, Kutsal değerlerden beslenir. Toplumları ortaklıklar, ortaklıkları paylaşmasını bilen insanlar ayakta tutar. İnsanların ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerine, yeni açılımlar kazandırmada, ortaklıklar sürükleyici bir işlev yüklenirler. Dünyada ülkelerin güçleri, ortaklıklarla yeni boyutlar kazanır.

*

Sanayi toplumunun mimarı Henry Ford’un vurguladığı gibi:”Bir araya gelmek başlangıçtır. Bir arada durmak ilerlemedir.Birlikte çalışmak başarıdır.” Hakbilirlikle ve hakgözetirlikle, el ele vermenin en büyük sermaye olduğu ortaklıklarda, iki kere iki, hiçbir zaman dört değildir. Ekonominin hangi alanında olursa olsun, akıllarını, gönüllerini ve ellerini birleştiren ortaklar, tek başlarına ürettiklerinden, kat kat daha fazlasını üretirler. Ortaklıkta güç birlikte çalışmaktan kaynaklanır. İnsanlık tarihinin ilk ortaklığı,ilk iki insanın kurduğu ailedir.Ortaklıkların tarihi, insanlığın tarihiyle yaşıttır.

*

Değişen ekonomik sınırların, değişmeyen siyasal sınırlardan, daha çok önem kazandığı dünyada, ülkelerin güçleri yerel oldukları kadar, küresel olmayı da bilen ortaklıklara dayanır. Dünya pazarlarında ülkeler, cephelerde savaşan ordularıyla değil, kaliteli ürünler üreten ortaklıklarıyla konuşurlar. Ülkelerin küresel ortaklıklarının sayıları ne kadar çoğalırsa, savaş alanlarındaki orduların önemleri de o kadar azalır. Her ülkede ortaklıkların çoğalması,orduların azalmasına yol açar.

*

İnsanlığı geleceğe taşıyan dünya gemisinin güvenliğinden, bütün ülkelerin ortaklıkları sorumludur. Ülkeleri kurtaracak yeni bir Nuh’un Gemisi yoktur.Bunun için Yirmi birinci yüzyılda, barış dünyasının öncüleri, insanları öldürmede yarışan ordular değil, insanları yaşatmada yarışan ortaklıklar olacaktır. Dünyanın bütün ülkelerinde, toplumların üretim yapılarını ve kültürel dokularını, savaşmasını bilen ordulardan önce, yaşatmasını bilen ortaklıklar güçlendirmişlerdir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde ortaklıkların görünmeyen güçleri, öldürmeyi değil, yaşatmayı düşünmelerinden kaynaklanır.

*

Savaşlara karşı ortaklıklar güçlerini birleştirmezlerse, hepsi dünya pazarlarından çekilmek zorunda kalırlar.

*

Ortaklıklar insanları öldürmeyi bilen ellerin değil, insanları yaşatmayı bilen ellerin takım oyunudur.

26 Haziran 2021, 11:53

ÜÇ GÜNLÜK DÜNYAYI YAŞANIR KILMAK İÇİN HER GİRİŞİMCİ DÜNÜ YORUMLAR BÜGÜNÜ DEĞERLENDİRİR YARINI TASARLAR

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimciler, geçmişten geleceğe bakarak düşünürler. Onların ekonomik ve kültürel sorumluluklarının başında, insanların üreten eller olmalarında, gelen günlerini geçen günlerinden daha güvenli ve daha güzel olmasına katkıda bulunmak gelir. Toplumların üretici güçlerine, yeni boyutlar kazandırırken, girişimcilerin bir elleri geçmişte, bir elleri gelecekte, gözleri bugündedir. İster ürün, ister hizmet, ister bilgi üretsin her girişimci, hayatı kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için, dünü yorumlar, bugünü değerlendirir, yarını tasarlar.

*

Bin yıllık tarihi boyunca, Anadolu insanının simgesi oyuncak “Hacıyatmaz”, yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, alt kısmındaki kurşunun ağırlığıyla, hemen ayağa kalkar, sırtı hiçbir zaman yere gelmez. Girişimciler de Anadolu’nun oyuncakları gibi, ekonomik, siyasal ve kültürel ortam, ne kadar olumsuz olursa olsun, hiçbir karamsarlığa kapılmadan yere düştüklerinde, hemen ayağa kalkmasını bilirler. Onlar bin kere yere düşşeler, yine ayağa kalkarak, yılmadan yollarına devam ederler.

*

Girişimciler Anadolu’yu dönüştüren Horasan erenleri gibi, yalnızca akıl gözleriyle görmezler, gönül gözleriyle de görürler. Onlar ürettikleri ürünlerle, insanların gönüllerini kazanmaya, para kazanmaktan daha çok önem verirler. Onların akıl gözüyle görülmeyenlerin, gönül gözüyle görüldüğü, düşünce ve eylem dünyalarında, kesinlikle ümitsizliğe yer yoktur. Girişimcilik kültürü karşılaşılan her olumsuzlukta, bir olumluluk bulmasını bilenlerin kültürüdür.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, insanların üretim güçlerine, yeni açılımları girişimciler kazandırırlar. Bu yüzden bütün ülkelerde üniversitelerin, yerel yönetimlerin ve gönüllü kuruluşların, tartıştıkları alanların başında, girişimcilik kültürüne yeni boyutlar kazandırmanın yolları ve yöntemleri gelmektedir. Çünkü girişimcilik kültürünün zenginleştirilmesi, teknik bilimlerin olduğu kadar, sosyal bilimlerin alanlarıyla da örtüşen, çok geniş bir alanı kapsamaktadır.

*

Girişimcilerin gözleri uzakları görür, elleri tuttuklarını koparır. Ancak toplumlarda yenilik yapmasını bilen, risk almaktan korkmayan, insanların sayıları sınırlıdır. Bunun için bütün dünyada, girişimci nitelikli insanların sayılarını artırmadan, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü artırmak mümkün değildir. Doğuştan girişimci olan insanların sayılarının az olması, üniversitelerin girişimcilik eğitimine önem vermelerine yol açmıştır. Artık dünyada girişimcilik eğitimi vermeyen üniversite yoktur.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimcilik öğrenilmekte ve öğretilmektedir. Girişimciliği öğretmek için, girişimcilik kültürünü zenginleştirmek için, bütün dünyada büyük yatırımlar yapılmaktadır. Dünyanın her ülkesinde, insanlar girişimciler gibi, düşünülmeyenlerii düşünürlerse, üretilmeyenleri üretirlerse, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki, bütün yoksullukların üstesinden kolaylıkla gelirler. Onlar pusulayla gemiyi, bir araya getirerek, denizlere açılan kaptanlar benzerler.

*

Denizlerde nasıl pusulasız kaptan, kaptansız gemi olmazsa,ülkelerde girişimcisiz kuruluş,kuruluşsuz ekonomi olmaz.

*

Ülkelerde girişimcilik sermaye sahibi olmak değil, yenilik sahibi olmaktır, yeni ürün sahibi olmaktır.

*

Gece gündüz rüya gören girişimciler ,düşünceleriyle bilinirler, eylemleriyle görünürler.

28 Haziran 2021, 12:40

Sevgili Prof.Dr.Ali Arslan'a ve Değerli Hümeyra Geçgin'e Teşekkürler

Sevgili Prof.Dr.Ali Arslan'a ve Değerli Hümeyra Geçgin'e Teşekkürler. Onların bu çalışmasını, Başarılı Akif İnan Uzmanı Hıdır Yıldırım'ın "Bir Güzel İnsan Ersin Nazif Gürdoğan" izledi. Düşünceler yazıla yazıla yeni açılımlar kazanırlar.Hepsine teşekkürler.

28 Haziran 2021, 12:56

KAPİTALİZMİN VE KOMÜNİZMİN YERİNİ ALAN EKONOMİZMİN ÇEKİM ALANININ DIŞINA ÇIKMAK BİLGE İNSANLARIN İŞİDİR

İster demokratik, ister otokratik olsun, dünyada her ülke Komünizmin ve Kapitalizmin yerini alan Ekonomizmin kurumlarına, Ekonomizmin kurallarına dört elle sarılıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde insanlar, her yıl tüketimlerini belirli bir hızda artırmak için, birbirleriyle kıran kırana yarışıyorlar. Ekonomizmde amaç insanların sınırlı ihtiyaçlarını karşılamak değil, sınırsız isteklerini kamçılamaktır. Amaç insanların sonu gelmeyen isteklerinin peşine düşmelerini hızlandırmak olunca, finansal ve kültürel krizler birbirini izliyor, kaynaklar uzun ömürlü ürünler ve hizmetler üretmekten, kısa ömürlü ürünler ve hizmetler üretmeye kayıyor. Sorun ihtiyaçları değil, istekleri karşılama olunca, yapay ihtiyaçlar üretme peşine düşülünce, krizler akıl almaz boyutlar kazanıyor.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun bütün kurumlar, bütün kuruluşlar Ekonomizmin, “İhtiyaçlar Sınırsızdır” ve “Büyüme Sonsuzdur” varsayımlarına, değişmez gerçekler gözüyle bakıyorlar. Ekonomizmin sınırlı dünyada, sonsuz büyümenin peşine düşmesi, insanları kültürel olarak yoksullaştırırken, çevreyi akıl almaz boyutlarda kirletiyor. İnsanlar sonu gelmez tüketim yarışı içinde, bütün kültürel zenginliklerini bir bir yitiriyorlar. Bütün ülkeler yıldan yıla tüketimlerini artırmazlarsa, hem ekonomik, hem siyasal güçlerini yitirecekleri kokusu çekiyorlar. Bu yüzden ülkeler, acımasızca devam eden bu yarış içinde, “Koşulmazsa bile, ayakta durmak için, yürümek gerekir” demek zorunda kalıyorlar. Böylesine anlamsız, böylesine temelsiz varsayımları, değişmez yasalarmış gibi kabul etmenin bedeli, yere düşmemeye çalışırken yıkılmak oluyor.

*

Ekonomizme geniş açıdan bakılırsa, dayanıklı tüketim ürünlerinde yapılan yeniliklerin ve küçük değişikliklerin, aslında satışları artırmaktan öte bir işlevlerinin olmadığını kolaylıkla görülür. Ülkelerin eleştirel düşünmesini bilen, önde gelen bilgeleri ve bilginleri, Ekonomizmin ne kadar zayıf ve köksüz temeller üzerine inşa edildiğinin biliyorlar. Bu yüzden oluşmakta olan ekonomik yapıyı dönüştürmede, atılması gereken ilk adımın, “Ekonom her şeydir” diyen insanların sayılarının azaltılması, “Ekonomi bir şeydir” diyen insanların sayılarını çoğaltılması yolunda araştırmalar yapıyorlar. Bunun için bütün dünyada, ekonomik yapıları ve kültürel dokuları, açıklık içinde yenileyerek, yeniden yapılandırma çalışmaları artıyor. Çünkü sınırlı dünyada sınırsız tüketim peşine düşerek, açgözlülüğü dizginlemek, gösteriş harcamalarını önlemek mümkün değildir.

*

İnsanların ihtiyaçları değil, istekleri sınırsızdır, hayatı yaşanır kılan, zorunlu ihtiyaçları karşılamadan, Ekonomizmin yol açtığı krizlerin önüne geçilmez. Hayatın hiçbir alanında büyüme sonsuz olmadığı gibi, ihtiyaçlar da sınırsız değildir. İnsanlar çevrelerine bakarlarsa, gerekli görülen yüzlerce ürünün, kriz dönemlerinde hiçbir işe yaramadıklarını görürler. Onların bir çoğu yaşanan hayatın dışına atılırsa, çok şey kaybedilmediği kolaylıkla anlaşılır. Biraz araştırılırsa gerekliymiş gibi görülen, ihtiyaçların çoğunun çevre baskısından kaynaklandığını herkes kabul eder. İnsanlar sahip oldukları pek çok şeyi elden çıkarırlarsa, yaşama düzenleri hiç aksamadığı gibi, büyük ölçüde kolaylaşır. Ekonomide hem tüketim hem üretim, insanların hayatını zorlaştırmak için değil, kolaylaştırmak için yapılır.

*

Gösteriş harcamalarının ve ileri boyutlara ulaşan savurganlık yarışının dışına çıkmak, yalnızca bütün insanlar için değil, bütün kurumlar için, bütün kuruluşlar için, bütün dünya için hayati önem taşıyor.

*

Dünyanın her ülkesinde insanların, Ekonomizmin çekim alanının dışına çıkmaları, alınlarının terlerinin, ellerinin emeklerinin, gözlerinin nurlarının karşılığından daha fazlasını, tüketmeye özenmemelerine bağlıdır.

*

İnsanların iç dünyalarının derinliklerine inerek, hep birlikte bütün ülkelerde pazarlamacıların, en son bilimsel gelişmelerden yararlanarak, geliştirdikleri pazarlama yöntemlerini, etkisiz hale getirmektir.

*

Bütün dünyada insanların ilk yapmaları gereken, pazarlamacıların duyurularına ve uyarılarına ilgisiz kalmaktır. Ekonomizm bütün sorunların üstesinden gelmesini bilir, ancak çoğunluğun ilgisiz kalmasının üstesinden hiçbir zaman gelemez.

29 Haziran 2021, 12:29

DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ ÜLKELERİN SEKÜLERLEŞMESİ DEĞİL DEMOKRATİKLEŞMESİDİR

Siyasal sınırları önemsizleştiren küreselleşmenin hız ve yoğunluk kazanmasıyla, kemikleşen seküler değerler, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın, tek belirleyicisi olmuşlardır. Ekonomik büyüme, tüketimi artırma adına, kutsal değerler, bir bir özel ve kamusal hayattan, sökülüp atılmıştır. Bunun sonucu, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, bütün dünyada etik değerler, büyük bir erozyona uğramıştır. Batı’dan Doğu’ya her ülkede, kutsal değerlerin yerine, seküler değerler geçmiştir.

*

Dünyada bütün ülkelerin, barış içinde bir arada yaşamasının, güvencesi olması için, sekülerleşme yeni bir din olarak benimsenmiştir. Ancak yalnızca Yirminci yüzyılda değil, Yirmi birinci yüzyılda da, savaşlar birbirini izliyor. Filistin'de, Çeçenistan'da ve Keşmir’de devam eden savaşlara, Afganistan'nın, Irak'ın ve Suriye’nin işgali eklenmiştir. Bir salgın hastalık gibi, bütün dünyaya yayılan, terör eylemlerinin sonu gelmiyor. Savaşlar yeni savaşlara yol açmaktadır.

*

Sekülerleşme adına Batı’dan, bütün dünyaya ihraç edilen, tüketim kültürünün yol açtığı açgözlülük, haksızlıklarla birlikte yolsuzlukları da, büyüterek ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin ateşleyicisi olmuştur. Zahmetsiz ve aşırı kazançların özendirilmesiyle, bir kenara itilen beslenme, korunma ve barınma ihtiyaçlarının aksaması, her ülkede etkilerini gösteren, sosyal patlamalara yol açmaktadır.

*

Dünyada milyarca insan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Yirminci yüzyılda kitaplı dinlerin bağlıları, hem kendi içlerinde, hem de aralarında savaştılar. Yirmi birinci yüzyılda ise, dinlerden daha çok kutsal kültüre inananlarla, seküler kültüre bağlananlar hesaplaşmaktadır. Nasıl Mekke savaşsız barışla dönüştürülmüşse, yeni yüzyılda dünya da, barışla kan dökülmeden dönüştürülmelidir. Artık dünyada hiçbir ülkeye, silah gücüyle kutsal ya da seküler kültürün değerlerini, kabul ettirmek mümkün değildir.

*

Dünyayı savaşla değil, barışla dönüştürmek gerekir. Bunun için de her şeyden önce, seküler değerlere karşı kutsal değerlerin savunulmasında, aynı kaynaklara dayanan kitaplı dinler arasında yardımlaşma ve dayanışma hayati önem taşımaktadır. Kendinden ve inançlarından emin olanlar, başka inançlara saygıda kusur etmezler. Kendi değerlerini bilenler için, değersiz değer yoktur. Herkesin inancı ve değeri kendinedir. Kimse kimseye inancını ve değerini zorla kabul ettiremez.

*

Seküler değerlerin dünyayı dört bir yanından kuşatarak, bunalımdan bunalıma sürüklediği bir dönemde, İbrahimi dinler geçmişte olduğu gibi, farklı yanlarını değil, ortak yanlarını öne çıkararak, savaşsız bir dünya için işbirliği yapmalıdırlar. Çünkü her alanda ileri boyutlara ulaşan sorunların, kaynağında kutsal değil, seküler kültür vardır. Batı ülkeleri sekülerliğin, misyonerliğine soyunarak, dünyaya sekülerlik ihraç etmekten vazgeçmelidir.

*

Kutsal kültürün ışığı, İlk Peygamberden Son Peygambere kadar, sönmeden taşınmıştır.

*

Yitirilen Cennetin anahtarları, seküler kültürde değil, kutsal kültürdedir.

*

İslamsız Yahudilik ve Hristiyanlık bütünlüğünü ve saflığını yitirir.

30 Haziran 2021, 12:53

ÜLKELERİNDEN ÖNCE İLKELERİYLE TANINAN KÜRESEL KURULUŞLARA BÜTÜN ÜLKELERİN KAPILARI AÇILIR

Dünyaya açılmış küresel kuruluşlardan, ülke sınırlarını aşmayan yerel kuruluşlara kadar bütün insanlar, hayatlarını dört yanından kuşatan, kuruluşlar dünyasında yaşamaktadırlar. Ülkelerin ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerinin büyütülmesinde, ister kamu, ister özel, ister gönüllü olsun, bütün kuruluşların, vazgeçilmez bir yerleri vardır. Bu yüzden İnsanların büyük bir çoğunluğu, ömürlerinin önemli bir bölümünü, evlerinden daha çok, kuruluşlarda geçirmektedirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde ürünler, hizmetler ve bilgiler, ister büyük ister küçük olsunlar kuruluşlarda üretilirler. Üretim sürecinde üreten ellerin elinde, sermaye kolaylaştırıcı bir işlev yüklenir. Alın terinden önce akıl teri döken eller, üretimde sürükleyici güçlerin, başında yer alırlar. Sermayenin önemi üretici gücünü, değerlendirmesini bilen ellerden kaynaklanır. Kazanmasını ve kazandırmasını bilen girişimciler, herkes için hayatı kolaylaştırırlar.

*

Kuruluşları uzun ömürlü kılanlar, üretimde ve yönetimde yenilik yapmanın, coşkusunu duyan, üretici insan kaynaklarıdır. Onlar giderleri azaltarak, gelirleri çoğaltarak kuruluşlarıyla birlikte, toplumların da üretici güçlerine yeni açılımlar kazandırırlar. Onların elinde sermaye üretime dönüşerek, paradan para kazanma yolunda değil, ürün ve hizmet üretiminden para kazanma yolunda değerlendirilir. Onlar toplumların gerçek ihtiyaçlarını karşılamanın peşindedirler.

*

Ülkeler arasındaki uzaklık ve yakınlık farkının, ortadan kalktığı bir dünyada, hem yerel hem küresel olmasını bilen kuruluşlar için, bulundukları ülkeler kadar, sermayelerini değerlendirdikleri ülkeler de önem kazanmıştır. Yirmi birinci yüzyılda kuruluşların, ülkelerinden önce ilkeleri belirleyicidir. Dünyanın her yanında kuruluşlar ülkeleriyle değil, ilkeleriyle uzun ömürlü olurlar. Kuruluşların güçleri ürünleriyle birlikte, ilkeleriyle de sınırları aşmalarını bilmelerine dayanır.

*

Ürünleri kadar ilkeleri de güçlü olmayan kuruluşların ellerinde, sermayeler güneş altında, karların erimeleri gibi erirler. Sermayeleri etik ve hukuk ilkelerini çiğnemeden değerlendiren kuruluşların, dünyanın her ülkesinde saygınlıkları olur. Girişimciler hangi milletten olurlarsa olsunlar, kuruluşlar hangi ülkede faaliyet gösterirlerse göstersinler, başarıları etik ve kültür ilkelerine bağlılıkları yanında, hukukun ve ekonominin kurallarına gösterdikleri bağlılıklarından kaynaklanır.

*

İlkeleri ilkesizlik kuralları kuralsızlık olan kuruluşlar, hiçbir alanda başarılı olamayacakları gibi, her ülkede de yasal engellerle karşılaşırlar. Bunun için dünyada kuruluşlar, ülkeleriyle değil ilkeleriyle değerlendirilirler. Kuruluşlarda ürünler değerlerini yitirirler, ilkeler geçerliliklerini hiçbir zaman yitirmezler. Bu yüzden ilkesiz kuruluşların, yalnızca kendi ülkelerine değil, bütün ülkelere zararları dokunur. Kuruluşlar dünya pazarlarındaki yerlerini, ülkelerinden önce ilkeleriyle korurlar.

*

Ülkelerde kuruluşlar yerli ve yabancı olmalarından daha çok, etik ilkelere saygılı olmalarıyla güç kazanırlar.

*

Kuruluşların güçleri ürünlerinden önce ilkelerinde gizlidir. Güzel kuruluşların güzel ilkeleri olur.

*

Etik ve hukuk ilkeleri gibi, güzelliğin, doğruluğun ve iyiliğin ilkeleri de küreseldir.