Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Mayıs 2022

33 yazı

1 Mayıs 2022, 11:39

ÜLKELER GEÇMİŞTEN GELECEĞE BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜREN BİLGE İNSANLARLA TAŞINIRLAR

İki binli yılların ilk yarısında, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de tarım, sanayi ve bilgi toplumları, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde, yan yana yaşamaktadırlar. Tarım ve sanayi kesimleri, bilgi toplumunda yeni boyutlar kazanmıştır. Her kesimde ekonomik verimlilik, büyük bir hızla artmaktadır. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde bilgisayarlar, insanların çalışma hızlarını artırmada, yürüyen ayakları ve tutan elleri olmaktadırlar.

*

Bilgisayarlarla güçlerine güç katan insanlar, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasına yerleşmişlerdir. Ekonomik verimlilikte insan kaynakları, sermayenin ve doğal kaynakların önüne geçmiştir. Çalışma alanı ne olursa olsun, her kuruluşta üretim maliyetlerinin düşürülmesinde, satışların artırılmasında, kalitenin geliştirilmesinde ve rekabet üstünlüğü kazanılmasında, çalışanlar arasındaki yardımlaşma ve dayanışma büyük önem kazanmıştır.

*

Kuruluşlarda insan kaynakları, başka kaynaklar tarafından yerine getirilmesi mümkün olmayan, yeni bir işlev yüklenmişlerdir. Artık dünyada her kuruluş gücünü, insan kaynaklarının, bilgi ve bilgelik birikimlerinden almaktadır. İnsanların fiziksel güçlerinin yerine makinaların, zihinsel güçlerinin yerine bilgisayarların geçtiği iki binli yıllarda, insan kaynaklarını değerlendirmenin, her yerde aynı sonuçları veren, değişmeyen hazır formülleri yoktur.

*

Kuruluşların kusursuzluk arayışlarında, karşılarına çıkan sorunların insanlardan kaynaklandığını, çözümlerinin insanlarda bulunduğunu bilerek, verimliliği artırmada, Sosyoloji ve Psikoloji başta olmak üzere, konusu insan olan bütün bilimlerden yararlanmak, yol gösterici olacaktır. Bütün kuruluşlarda ürün, hizmet ve bilgi üretimi, insanlar aracılığıyla, insanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Üretimin artırılmasında insanların, tutumları ve davranışları belirleyicik kazanmıştır.

*

Dünyada ilk sıralarda yer almak isteyen kuruluşların, hem ekonomik, hem kültürel hedeflerine ulaşmada, ekonomi ve kültür arasındaki altın oran, değişik kademelerde yer alan, insan kaynakları tarafından yakalanır. Her yerde kuruluşlar tarım, sanayi ve bilgi toplumları arasında ürün, hizmet ve bilgi akışında köprü olma görevini yüklenirler. Kuruluşlar arasındaki iş birliğini geliştirmeden, ülkeler arasındaki çatışmalar önlenemez. Küresel kuruluşlar ülkelerinin yeni barış elçileridir.

*

Yeni ürün, yeni hizmet ve yeni bilgi üretiminde, çığır açan kuruluşlar, dünya barışının da en büyük güvencesi olurlar. Kuruluşları etkisiz olan toplumların, ekonomileri güçsüz olur. Kuruluşlarda verimlilik artışı, insan kaynaklarının başlattığı, uzun soluklu bir yolculuktur. Başarı ulaşılacak hedeften değil, bir öğrenme süreci olan yolculuktan kaynaklanır. Kuruluşlarda insanlar, yaptıkları işlerle, bütünleşmesini bilirlerse, onlar verimliliğin değil, verimlilik onların peşinden koşar.

*

İnsan kaynakları kuruluşları, kuruluşlar dünyayı değiştirirler.

*

Dünyada insansız kuruluş, kuruluşsuz ekonomi olmaz.

*

Kuruluşlar ekonomide, insanlarla çığır açıcı olurlar.

2 Mayıs 2022, 11:55

DÜNYADA KOMÜNİZM DE KAPİTALİZM DE ÖLDÜ YENİ DÜNYADA SAĞCILAR SOLCULAR YOK İNSANLAR VAR

Eşitlikten yola çıkan Sosyalizm Komünizm''e dönüştü ve öldü. Özgürlükten yola çıkan Kapitalizm de Emperyalizm''e dönüştü ve öldü. Komünizm''in sonu geldi. Kapitalizm''in de sonu geldi. Büyük Buhran sonrasında, ünlü iktisatcı J.M. Keynes ''Kapitalizm bir başarı değildir, zeki değildir, güzel değildir, adil değildir, erdemli değildir, üstelik kendisinden beklenenleri de yerine getirmez'' demek zorunda kaldı.

*

Ekonomik sorunlar ve farklı çözüm yolları, A. Smith ve K. Marks''dan önce de vardı, sonra da var olacaktır. Ekonomi yalnızca ekonomik hayatı dönüştüren işletmelerden ve kurallardan ibaret değildir. Kültürel, ekonomik ve siyasal kurumların ve kuruluşların arkaplanında, insanların tutumları, davranışları, beklentileri ve değerleri vardır. İnsanın olduğu yerde ekonomi vardır. Ekonominin tarihi insanla başlar. Bütün yönleriyle insanı bilenler, değişik boyutlarıyla ekonomiyi bilirler.

*

İnsanı ve ekonomiyi bilmek söz konusu olduğunda, akla gelen isimlerin başında, bütün dünyada sevgiyle ve saygıyla anılan Mevlana gelir. Kitaptaki söz gibi, hem konuşan, hem de susan insanı, Mevlana hayatın ağacı olduğu kadar, meyvası olarak da görür. Nasıl ağaç meyvasından bilinir, meyva ağacına göre olursa, insan da ekonomisinden bilinir, ekonomi insanına göre olur. Ekonomi rengini ve tadını insandan alır.

*

Ne Doğulu, ne de Batılı, yalnızca dünyalı olan Mevlana, sürekli yeni olan, hem akıllara, hem de gönüllere seslenen Mesnevi''sinde insanı gemiye, ekonomiyi de denize benzetir. Tarihin her döneminde gemiyi yüzdüren de, batıran da denizdir. Nasıl gemisiz deniz, denizsiz gemi olmazsa, insansız ekonomi, ekonomisiz insan olmaz. Ekonomi Komünizm''de ve Kapitalizm'' de olduğu gibi, amaç değil, araçtır. Hayatın odak noktasında ekonomi değil, insan vardır.

*

Kazanç herşeydir diyenler, 1929 ve 2008 ekonomik bunalımlarına yol açtılar. Paradan para kazananlar, bütün bir dünyayı, büyük bir ''Las Vegas''a çevirdiler. Paradan para kazanmayı tek amaç edinenler, baş tacı edindikleri para ticaretinin tetiklediği büyük borç patlamasının altında kaldılar. Yalnızca kazançlarını büyütmeye çalışanlar, kazançlarını büyütmek için, herşeyi yaptılar. Açgözlü insanların, doyma bilmez para açlığı, bütün insanlığın yeni bir ''Nuh''un Gemisi'' arayışına, büyük bir hız ve yoğunluk kazandırdı.

*

Yirmi birinci yüzyılda dünya denizlerinde, açzgözlülüğü baştacı edinenlerin gemilerinin yerine, tok gözlülüğü baştacı edinenlerin gemileri geçmezse bütün savaştan savaşa sürüklenir. Bütün dünya, gözleri doyurmayı amaçlayan tüketime değil, karınları doyuran üretime odaklanmalıdır. Her biri bir ''Titanic'' gururuyla yola çıkan gemileri, fırtınalı denizlerin buzdağları bekliyor.

*

İnsanlar dünyadaki kaynakların değerlerini bilirlerse, hiçbir şeyin kıtlığı çekilmez, herkesin karnı doyar, kimse kimseye el açmak zorunda kalmaz.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, sağlıklı ekonomiler, faizsiz üretime, alkolsuz topluma ve kumarsız hayata dayanırlar.

*

Sürdürülebilir ekonominin simgesi terazidir. Ekonomilerde başarının habercisi doğru tartan terazidir.

3 Mayıs 2022, 13:28

DÜNYADA AYDINLAR POLİTİKANIN DIŞINDAN DAHA ÇOK ÜSTÜNDE OLURLARSA ETKİLİ OLURLAR

Dünyanın her ülkesinde aydınlar, yüzyılların içinden süzülüp gelen, insanlığın ortak aklına, yeni açılımlar kazandırırlar. Sağlıklı bir kültürel dokunun ve zengin bir ekonomik yapının kaynağında, insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden beslenen, yüzyılların ortak aklı vardır. İnsanlığın ortak aklı, en çalkantılı dönemlerde bile, hatalarda direnmez. Dünyada çoğunluğun izlediği akıl, kusursuzluğu arayan insanların sağduyusudur. Dünyanın her yanında, sağduyu için yol birdir. Sağduyu yanlışta birleşmez.

*

Gizliliğin olmadığı kare düz dünyada, kusursuzluğu arayan aydınlar, kusursuzluğa giden, uzun ve ince bir yolun, kutup yıldızları olurlar. Kutup yıldızının bütün insanlığa sürekli Kuzey kutbunu göstermesi gibi, aydınlarda düşünce ve eylemleriyle, bütün dünyaya sağduyunun odak noktasını gösterirler. Aydınların ülkeleri değil, ilkeleri önemlidir. Can alıcı ve çok önemli olan, bir ülkenin değil, bütün dünyanın aydını olmaktır ve eserleriyle kare dünyayı vizesiz dolaşmaktır.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün ülkelerde, aydın ve politika ilişkisi, pervane ve ateş ilişkisine benzetilmiştir. Ateşi seven pervane ateşe yaklaşırsa, ışığını parlatır ve etkinliğini artırır. Ancak, pervanenin ateşin alevleri arasında kalma tehlikesi artar ve yanma riskiyle karşı karşıya kalır. Ateşten kaçan pervane, ateşin çevresinden uzaklaşırsa, ışığının parlaklığı görülmez ve sesi duyulmaz. Soğukta kalan pervane, üşüme ve donma sorunuyla yüz yüze gelir. Aydın iki seçeneği altın oranda harmanlamak zorundadır, yakında olursa yanar, uzakta kalırsa donar.

*

Pervaneye benzeyen aydınlarda, politikanın içinde yer alırlarsa, etkinliklerini yitirirler, politikanın dışında kalırlarsa, unutulurlar. Bunun için, aydınların kendilerini konumlandırırken, politikanın içinde ya da dışında değil, politikanın üstünde olmaya, büyük özen göstermeleri çok büyük önem taşır. Etkili aydın, kültürle politikayı, altın oranda harmanlamasını bilen aydındır. Politika aydını sığlaştırırken, kültür derinleştirir. Kültürsüz politika, politikasız kültür olmaz. Politika kültürüyle ayakta kalır ve uzun ömürlü olur.

*

Aydınların düşünce ve eylem dünyalarında, kültür kalıcıdır, politika geçicidir. Güçlü politikacılar, arkalarına dönüp bir bakarlarsa izlerinin, kendilerinden önce gelen etkili aydınların, izleriyle birbirine karıştığını görürler. Bilgiyi bilgeliğe dönüştüren her aydın, düşüncelerini yazıya döker, insanlığın ortak aklının ölçüsü, sağduyunun da sözcüsü olur. Etkili aydınlar, yazdıkları kadar yazdırdıklarıyla da, kusursuzluğa giden yolda çığır açıcı olurlar. Mehmet Akif'siz,Yahya Kemal'siz ve Necip Fazıl'sız Yirminci yüzyıl Türkiye'si düşünülemez.

*

Batı"da dünya savaşları sonrasında ekonomiye damgasını vuran Keynes"in vurguladığı gibi: "Zor olan yeni fikirler bulmak değil, eski fikirlerden kurtulmaktır." Aydınlar için, "Yaz" emrinden önce "Oku" emri vardır. "Doğurgan Söz"ün kaynağı hiçbir zaman kurumaz. Dünyayı okumasını bilenlere, tarihin her döneminde yeni sözler söyleme alanı sonuna kadar açıktır. Dünyayı yeni sözler söylemesini bilenler değiştirirler. Ortak akıldan beslenen yeni sözler, Cennet ırmakları gibi, geçmişten geleceğe bulanmadan donmadan akarlar.

*

Bilinmeyen bahçelerin görülmemiş gülleri, yeni sözlerin toprağında açarlar. Her gün yeniden doğanlardan kimse usanmaz.

*

Güneş altında söylenmedik pek çok söz vardır, anlatılmadık pek çok öykü vardır, her sözün üstünde bir söz vardır.

*

Her kuşak sözünü söylemeli öyküsünü anlatmalıdır .Öyküsü ve sözü olmayan kuşağın aydını olmaz.

4 Mayıs 2022, 12:39

TÜRK VE İSLAM DÜNYASI SEKÜLERLEŞMEDEN YIKICI YOKSULLUĞUN ÜSTESİNDEN GELMESİNİ ÖĞRENMEK ZORUNDADIR

Dünyada sorun kaynağı, teknolojik gelişmeyle hızlanan zenginleşme değil, hayatla ölüm arasına, aşılmaz duvarlar inşa eden sekülerleşmedir. Zenginleşme büyük ölçüde On dokuzuncu ve Yirminci yüzyılda, ortaya çıkan teknolojik gelişmeleri, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatta değerlendirme başarısıdır. Sekülerleşmenin tarihi ise, Habil ve Kabil ile başlamıştır. Onların temsil ettikleri iki kültürün çatışması, Kıyamete kadar devam edecektir.

*

Seküler kültür insan hayatının, bütün boyutlarında etkisini gösteren pasıdır. Nasıl pas demiri tüketirse, inançsızlık da insanı tüketir. Nuri Pakdil'in önemle vurguladığı gibi: “İnsan Tanrı'dan koptukça pas yoğunlaşır”. Bütün insanlığın sekülerleşmenin, doğurduğu paslardan arıtılması, her toplumun yüz yüze olduğu, ekonomik sorunlardan çok daha önemlidir. Toplumlar kutsal kültürden uzaklaştıkça, paslanma ileri boyutlara ulaşarak, denetimden çıkmaktadır.

*

Dünyada bütün ülkelerin, üstesinden gelmek zorunda olduğu, değişik alanlardaki can yakıcı sorunlar, insanların paslanmalarından kaynaklanmaktadır. İnsanlarda giderek yoğunlaşan paslanmanın önüne geçmek için, görünen fizik dünyayı aşarak, daha engin, daha geniş ve daha anlamlı görünmeyen metafizik dünyaya açılmak gerekir. İnsanın dışında, ancak insana kendisinden daha yakın, görünmeyen dünyanın bilgisi, kutsal kültürün kutsal kitaplarındadır.

*

Dünyada krizlerin kaynağı, zenginleşmenin araçları değil, sekülerleşmenin amaçlarıdır. Bütün insanlığın, seküler kültürün zamanla değişen doğrularına değil, aşkın kültürün zamandan bağımsız doğrularına ihtiyacı vardır. İnsanların paslanması araçların, amaç edinilmesinden kaynaklanmaktadır. Değişen doğrularla, değişmeyen doğruların, bilincine varılmaz. Değişen değerleri, değişmeyen değerler olarak görenler, insanlardaki paslanmanın önüne geçemezler.

*

İnsanlar kutsal dünyanın bilgisiyle, seküler dünyanın burnuna halka takmasını başarırlarsa, zenginleşmenin göz kamaştıran ürünleri, çekiciliklerini yitirirler. Yaşanılan hayat kutsal kültürden soyutlanırsa, seküler değerler her alanı işgal ederler. Ve zenginleşmenin insanı baştan çıkaran, aklını başından alan ürünleri, bütün insanları peşlerinden sürükler. Sorun zenginleşmenin getirdiği, yeni ürünlerden önce, sekülerleşmenin değişmez sanılan doğrularıdır.

*

Doğu’dan Batı’ya bütün dünyanın sorunu, sekülerleşmeden zenginleşmesini başarmaktır. Hiçbir toplum elektrik ampulünü bırakarak, gaz lambasına dönmek istemez. Teknolojik ürünler hayatı zorlaştırmak daha çok, hayatı kolaylaştırmak için geliştirirler. Kutsal kültürün amacı, insanları hayattan nefret ettirmek değil, hayatı sevdirmektir. Dünyada insanlığın geleceği, seküler kültürün yüzeyselliğinde değil, kutsal kültürün derinliğindedir.

*

Kutsal kültürün kaynağını kurutanlar, geliştirdikleri teknolojik ürünlerle, gökten ateş yağdırırlar.

*

Seküler dünyayı kutsallaştıranlar, küresel savaşlarla yakılmaktan, yıkılmaktan kurtulamazlar.

*

Toplumların afyonu zenginleşmek değil, topraktan ve Allah'tan uzaklaşmaktır.

5 Mayıs 2022, 13:29

DÜNYA BARIŞININ MİMARLARI SEÇİLEN YÖNETİCİLER DEĞİL SEVİLEN BİLGE EDEBİYATÇILAR OLACAKTIR

Dünya barışının öncülerinin başında, Maurice Duverger"in "Seçilen Krallar"ından daha çok, insanlığın "Sevilen Bilge Edebiyatçılar"ı gelecektir. Çünkü bilge edebiyatçılar yazması gerekenleri yazmaktan geri durmazlar. Her alanda, edebiyatlar hayattır, hayatlar edebiyattır. Bu yüzden, edebiyatçılar çağlarının düşüncelerinden ve eylemlerinden sorumludurlar. Edebiyata yansıyanlar, hayata yansırlar. Hayatın ağacını yetiştirmeyenler, edebiyatın meyvalarından yararlanamazlar.

*

Edebiyatı sevenler hayatın içinde olurlar, hayatın içinde olanlar edebiyatı severler. Bunun için, düşünceyi eylemden, eylemi düşünceden ayırmayan Fethi Gemuhluoğlu, bütün sohbetlerinde, "Edebiyata dost olmayanlar, insana dost olamazlar" diyerek, Anadolu'nun bilge edebiyatçılarına çok yer verirdi. İnsanların kirlenen ruhları edebiyatlarla yıkanır, kararan gönülleri edebiyatlarla temizlenir. Yirmi birinci yüzyılı yaşanır kılmada, dünyadaki savaşları önlemede, beyin yıkamak değil, ruh yıkamak en büyük eylemdir.

*

Rasim Özdenören"in, Ruhun Malzemeleri kitabında ele aldığı gibi, bilinmez ruh ruhun edebiyatıyla yıkanır. İnsanlara Ademoğulları oldukları, herkesin temel haklara ve özgürlüklere sahip olduğu, kimsenin kimseden üstün olmadığı, edebiyatla anlatılır. Her ülkeyi savaş bulutlarının sardığı bir dünyada, bilge edebiyat ustalarının eserleri, kutup yıldızlarına benzerler, din, dil, ırk ve renk ayrımı gözetmeden herkese yol gösterirler.

*

Eserleriyle edebiyatları edebiyat yapanlar, yazmayı medeniyet için bilenlerdir. Medeniyetlerin görünen yüzleri olan hayat, bilge edebiyatçıların düşünen akıllarıdır, seven gönülleridir. Hayat edebiyatlarla zenginleşir, düşünceler edebiyatların babaları, eylemler analarıdır. Hayatın her alanında, düşünceler eylemlere, eylemler düşüncelere edebiyatlarla dönüşürler. Savaşsız bir dünyanın, politikacılardan önce edebiyatçılara ihtiyacı vardır.

*

Hayatı en yalın, en güzel ve en etkili olarak bilge edebiyatçılar anlatırlar. Onlar özel alandan kamusal alana baktıkları gibi, kamusal alandan özel alana bakarlar ve toplumun bütününü görürler. Bilgelik peşinde koşan edebiyat sevdalıları, insanların ellerine, yeni dünyaların kapılarını açan gizemli anahtarlar verirler. Bir roman, bir öykü, bir şiir, bin dünyadır, insanlara bilinmeyen dünyaların kapılarını açarlar. Edebiyatla donanan, edebiyatla silahlanan insanlar, değiştirmesini bildikleri kadar, değişmesini de bilirler.

*

Ülkelerin ayakta kalmaları için, köprüler, havaalanları ve çok ödüllü bilginler gereklidir. Ancak hiçbir zaman yeterli olmazlar. Dünyaya açılarak, edebiyatlarını zenginleştirmeyen ülkeler, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatlarını geliştiremezler.

*

Mesnevi"yi anlamayanlar, Süleymaniye"yi anlayamazlar. Yunus gibi düşünmeyenler, Fatih gibi fatih olamazlar.

*

Edebiyatları zengin olan toplumların, hayatları yoksul olmaz. Barışa açılan kapı, edebiyatçıların kapısıdır.

*

Vakit geldi barış için, dünya oyunu edebiyata verecektir. Edebiyat Musa"nın sesi, İsa"nın nefesidir.

6 Mayıs 2022, 12:46

DEMOKRATİK YÖNETİMLERİN SORUNLARI DAHA ÇOK DEMOKRASİYLE DAHA ÇOK SEÇİMLE ÇÖZÜLÜR

Anadolu’nun bilgiyi bilgeliğe dönüştüren, akıl sayısı kadar düşünce, gönül sayısı kadar sevgi vardır diyen bilgeleri, düşünce ve eylem dünyalarıyla, demokratik kültürleri zenginleştirme yolunda, bütün ülkelere ışık tutuyor. Onlar çoğunluğun değerlerini yansıtan Demokratik yönetimlere, "Serbest Pazar Ekonomi"sini, "Etik Pazar Ekonomi"sine dönüştürmek için, yüzyılların birikimini taşıyan tarihin derinliklerinden sesleniyorlar.

*

Dünyanın ölümsüz bilgeleri, insanlığın dört beş bin yıllık birikimden kaynaklanan, ekonomik ve kültürel zenginlikleriyle, medeniyetlerin harman olduğu dünyadan, yeni yüzyılın yönetim ve üretim dünyasına, köklü açılımlar kazandıracak yol haritası veriyorlar. Dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerle, karşı karşıya olduğu bir dönemde, hem yönetimde hem üretimde onarıcı gelişmelerin yolunun açılması, bütün ülkeler için hayati önem taşıyor.

*

Türkiye Yirmi birinci yüzyılın başında, Anadolu’nun ezber bozan bilgelerinden yola çıkarak, yüzyıllardan beri sürdürdüğü, yönetimde yenilenme ve üretimde güçlenme çalışmalarına, hız kazandırarak Demokratik ülkeler arasında, kendisine geniş ve sağlam bir yer açmayı başarmıştır. Türkiye’de her kurum, her kuruluş, her alanda, kusursuzluğu yakalama yolunda, ne kadar başarılı olursa, Türkiye o kadar Türk ve İslam dünyasına örnek olur.

*

Tarihin her döneminde üretim ve yönetim kültürünü zenginleştirmek, Veysel’in diliyle söylenirse, hep “uzun ve ince” bir yol olmuştur. Üretimde ve yönetimde yeni gelişmelerin yolunu açmak, iyilikleri özendirmek ve kötülükleri önlemek , yorulma bilmeden, gece gündüz demeden, çalışmasını bilenlerin işidir. Hatasız yönetimle, eksiksiz üretimle, dünya barışına katkıda bulunmak, her ülkede hem yönetenlerin, hem yönetilenlerin görevidir.

*

Anadolu bilgelerinin sürekli vurguladıkları gibi, üretimi ve yönetimi iyileştirmek demek, güç birliği, gönül birliği yapmak, birlikte bir olmak demektir. Onlar Yunus gibi Anadolu’dan, bütün insanlığa “Gelin tanış olalım. İşi kolay kılalım” çağrısında bulunur. Yeni dünyada üretimi, kusursuz yöneterek, gelen yılları geçen yıllardan, daha yaşanır kılmak, bütün ülkelerin elele vermelerini gerektiren, uzun soluklu bir yenilenme sürecidir.

*

Dünyanın güzelliği ve geleceği, bir bahçenin güzelliğinin ve geleceğinin, çeşitli ağaçların birlikte bulunmalarına dayandığı gibi, çeşitli ülkelerin, çeşitli kültürlerin birlikte bulunmalarına dayanır. Bütün ülkelerin özlemini çektiği dünya barışı, devletlerin yaşayan kültürlere, gelişme hakkı tanımalarıyla süreklilik kazanır. Dünyanın tek bir ülkeye dönüştüğü bir dönemde, en büyük güç, çoğulculuktan kaynaklanan benzersiz zenginliktir.

*

Bir ülkede çoğulculuğu önlemek, her alanda köklü ekonomik, siyasal ve kültürel krizlere davetiye çıkarmaktır.

*

Değişik boyutlarıyla hayatın canlılığı, bütün alanlarda çoğulculuğun özendirilmesinden kaynaklanır.

*

Çoğulculuğun yok edilmesi farkında olunmadan, canlılığın sürükleyici gücünün dinamitlenmesidir.

7 Mayıs 2022, 11:39

BARIŞA YATIRIM YAPMAYANLAR CEPHELERDEKİ YIKICI YAKICI SAVAŞLARIN ÖNÜNE GEÇEMEZLER

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, korku yönetimleri güçlerini savaşlarla korumaya çalışırlar. Yirminci yüzyılın ırkçı devletleri gibi, sözde demokratik olan yönetimler, savaşlarla güçlerini korumaya önem verirler. Onlar hem ülke içinde, hem ülke dışında uzlaşmacı olmaktan önce, çatışmacı olmaya özen gösterirler. Onların çevrelerinde bahar rüzgarları değil kış rüzgarları eser, başarıları silahsız güçlerinden daha çok silahlı güçlerine dayanır.

*

Amerika, Rusya, İsrail silahlı, Japonya, Almanya, İsveç silahsız güçlere önem veren ülkelerin arasında, ön sıralarda yer alırlar. Yeni yüzyılın başında açıkca görüldüğü gibi, ülkelerin üretim güçlerini büyütmede, silahlı güçlerin katkıları azalıyor. Bunun için dünyada, üretim ve yönetim alanlarındaki gelişmelerin öncülüğünü, savaş ülkelerinden önce barış ülkeleri yapıyorlar. Yeni yüzyılın fatihleri, ürünleriyle ve hizmetleriyle, dünyanın her ülkesine gidiyorlar.

*

Güçlü ordulara sahip olan devletlerin, dünya ekonomisindeki payları küçülürken, güçlü kuruluşlara sahip olan ülkelerin payları büyüyor. Dünyanın her yanında insanlar, savaş ülkelerinin barış ülkelerine dönüşmesini, eğitimsizliğin giderilmesini, zenginliğin çoğalmasını, yoksulluğun azalmasını ve güvenliğin sağlanmasını istiyorlar. Ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Memleket İsterim” şiirinde vurguladığı gibi, “Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun” diyorlar.

*

Yirminci yüzyılda İngilizlerin Asya’da, Fransızların Afrika’da, Almanların Avrupa’da, Rusların Ukrayna’da, Amerikalıların İslam dünyasında, ordularla güç kazanma savaşları, hem gittikleri ülkelere, hem kendilerine büyük zararlar veriyor. Yirmi birinci yüzyılın başında Rusya gibi, silahlı güçlerle savaş kazanma döneminin kapandığının farkında olmayan ülkeler, yalnızca savaştıkları ülkeler değil, kendileri başta olmak üzere, bütün dünya ülkelerini yoksullaştırıyorlar.

*

İspanyolların, Portekizlilerin öncülüğünde, Avrupalıların, Amerika’da, Amerikalıların Asya’da, “Bizden olmayanlar bize düşmandır” diyerek, gittikleri ülkelerde yerli kültürleri yok ederek, büyük soykırımlar yapmaları, İsrail gibi, Rusya gibi, soykırımcı ülkelere örnek olmaya devam ediyorlar. Bu yüzden Garaudy kitaplarında, İsrail’in Filistin’de izledikleri silahlı yıkımda, ustaları Almanları ve Amerikalıları örnek aldığını vurgular. Ve dünyada İsrail, “Küçük Amerika”ya, Amerika "Büyük İsrail"e benzetilir.

*

Dünyada büyük yıkımlara yol açmamış, şehirleri yerle bir etmemiş, büyük soykırımlar yapmamış ülkelerin, elele vererek Necip Fazıl’ın dizesiyle, “Bu cadde çıkmaz sokak” demeleri, çok büyük önem kazanıyor. Onların bütün dünyaya, savaşlar çözüm üretmezler, sorun üretirler diyerek, savaş dünyasını barış dünyasına dönüştürme çağrıları her ülkede olumlu karşılanıyor. Onlar bütün ülkeleri yanlarında buluyorlar, bütün dünya aydınlarının desteğini alıyorlar.

*

Ülkelerde barış güneşe benzer, nasıl güneşsiz dünya olmazsa, barışsız hayat olmaz.

*

Barış dönemlerinin ormanları, savaş isteyenlerin bir kıvılcımıyla yanar kül olurlar.

*

İnsanlar barış dönemlerinde zenginleşirler, savaş dönemlerinde yoksullaşırlar.

8 Mayıs 2022, 12:00

KARE DÜNYADA OTOKRATİK YÖNETİMLERE KARŞI DEMOKRATİK ZÜLKARNEYN SEDLERİ OLUŞTURMAK

Demokratik ülkelerde yönetenler, yönetilenler tarafından seçildikleri için, yöneticiler toplumun bütün kesimleriyle, bağlarını canlı tutmaya özen gösterirler. Bu yüzden Batı Avrupa ülkelerinde, devlet yöneticilerinin işyerlerine bisikletle gitmeleri doğal karşılanır. Yönetenler yönetimde olmanın, ayrıcalıklardan yararlanmada birbirleriyle yarışmazlar. Demokrasilerde yönetilenler yönetenlere değil, yönetenler yönetilenlere hizmet ederler.

*

İslam dünyasındaki savaşlar, yalnızca kendilerine demokrat olan Avrupa ülkeleriyle, Müslüman ülkeler arasında göç sorunlarına yol açıyor. Irak’ın, Afganistan’nın, Libya’nın, Suriye’nin işgalinden sonra hızlanan göçlerle bütün Avrupa ülkelerinde, ırkçılık hareketleri yıldan yıla katlanarak artıyor. Her Avrupa ülkesinde ırkçı siyasal partiler, ayrımcılığı körüklemek için birbirleriyle yarışıyorlar. Özgürlüklere önem verenler, özgürlük alanlarını daraltmaya çalışıyorlar.

*

Müslümanların Hristiyanlaşmasını bekleyenler, Hristiyanların Müslümanlaşmasını görünce, Peygamberlerinin Asyalı olduğunu unutarak, dehşete kapılıyorlar ve çevrelerine dehşet saçıyorlar. Bunun için Fransa’da, Hollanda’da ırkçı partiler arasında, Avrupa Müslümanlaşıyor denilerek, kamusal alanda Müslümanların özgürlüklerinin, kısıtlanması yolunda yüksek sesli tartışmalar yapılıyor. Ve bütün Avrupa ülkelerinde, ırkçıların destekçileri ve oyları artıyor.

*

Demokratik ülkelerde son sözü seçmenler söylediklerinden, önde devlet başkanları olmak üzere, bütün bakanlar günlük hayatlarında, sıradan insanlar olarak korumasız dolaşırlar. Demokrat yöneticiler devletin gücünden yararlanarak , kişisel kazanç peşinden koşamazlar. Onlar toplumun yüksek gelirlileri gibi yaşamaktan daha çok, düşük gelirlileri gibi yaşamaya özen göstermek zorunda kalırlar. Ve görevlerinin üretim gücünü büyütmek olduğu bilirler.

*

Osmanlı yönetimi Tanzimat’a kadar Avrupa’yı etkilerken, Tanzimat’tan sonra Avrupa’dan etkilenmeye başlar. Türkler Asya’dan önce Avrupa’da büyümeye önem verirler. Ve her dönemde gözleri Avrupa’daki gelişmelerin üzerine olur. Bunun için İstanbul’daki demokratik yönetim arayışları Paris’teki, Londra’daki demokratik yönetim arayışlarından geri kalmaz. Cumhuriyet öncesi yıllarda, Asya’daki gelişmelerden önce Avrupa’daki gelişmeler yönlendirici olur.

*

Anadolu’da Asya’nın otokratik yönetimleri değil, Avrupa’nın demokratik yönetimleri eleştirel bir bakışla izlenir. Demokratikleşme çalışmaları Cumhuriyet öncesi yıllarda başlar. Adil ve güçlü yönetim arayışlarının, uzun bir tarihi ve zengin bir bilgi birikimi olur. Her dönemde Asya’nın yönetim birikimi yanında, Avrupa’nın yönetim birikimden yararlanılmaya çalışılır.Her iki dönemde, demokratik yönetim arayışlarında, büyük çalkantılar yaşanır.

*

İnsanlığın düşünce ve eylem birikimini, içselleştirmeden demokratik yönetim birikim zenginleşmez.

*

Dünya Medine'den yola çıkan, hem Asya'da, hem Avrupa'da olan, adil yönetimler bekliyor.

*

Otokratik Çin’e karşı, demokratik "Zülkarneyn Seddi",Turan dünyasıyla inşa edilir.

9 Mayıs 2022, 12:51

MEDENİYETLER YÜZYILLARDAN YÜZYILLARA YUNUS GİBİ GÜNEŞİ ASLA BATMAYAN EDEBİYATÇILARIYLA TAŞINIRLAR

Yirmi birinci yüzyılın başında, dünya artık Doğu, Batı, Güney ve Kuzey ülkeleri olarak sınıflandırılmıyor. Dünyada merkez ülkelerle çevre ülkeler arasındaki fark da büyük ölçüde ortadan kalktı. Bilginin, bilgeliğin ve iletişimin zaman ve mesafeyi öldürmesi, çevre ülkelerini merkeze taşıdı. Büyük ya da küçük, dünyadaki her ülke, hem merkez, hem de çevre ülkedir. Çin ve Hindistan, sınırsız dünyanın atölyesi haline geldiler.

*

İletişim araçlarındaki inanılmaz gelişmelerin, akıl almaz boyutlar kazanması, hayatın her alanındaki, bilgi, hizmet ve ürün üretim ve tüketim çalışmalarını demokratikleştirdi. Oluşan demokratik ortamda, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, herkes bir ürünün, bir hizmetin ve bir bilginin hem üreticisi hem de tüketicisi olabilir. Yeni yüzyılda, bütün insanlar bir kitabın okuyucusu, bir televizyon dizisinin izleyicisi ve bir radyo programının dinleyicisi olabilirler.

*

Sınırlı dünyanın sınırsız dünyaya ve yavaş dünyanın hızlı dünyaya dönüşmesi, ölümsüz edebiyat eserlerini de demokratikleştirdi. İsteyen herkes, İbn Arabi'nin, Mevlana'nın, Yunus'un, Shakespeare'nin, Goethe'nin, Hugo'nun kitaplarını kendi dilinden okuyabilir, filmlerini izleyebilir ve radyoya uyarlamalarını dinleyebilir. Yeni yüzyılda Mesnevi, yalnızca bağrında doğduğu ülkeyi değil, dünyanın her ülkesini etkilemekle kalmıyor, insanları değiştiriyor ve kültürleri dönüştürüyor. Mevlana'nın erdem sofrası, bütün insanlığa açıldı.

*

Sınırlı dünyada bir kitap bir milyon hayattı, sınırsız dünyada ise, bir kitap bir milyar hayattır. Yirminci yüzyılda savaşların oluşturamadığı barış ortamını, Yirmi birinci yüzyılda kitaplar oluşturacaktır. Yeni yüzyılda, duvarsız ve kapısız açık bir sınıfa dönüşen dünyanın fatihleri, ölümsüz eserler veren edebiyat ustaları olacaktır. Bunun için, Anadolu'da Yunus'un bir şiiri, Sinan'ın bir kubbesi ve Fuzuli'nin bir kasidesi, Çin'den ve Hint'ten üstün görülmüştür.

*

Türkiye''nin geçmişin görkemli yüzyıllarını, yeni yüzyıla taşıyabilmesi için, edebiyatın her alanında, zamanın ritmini yakalayan eserler veren, sanatçıların yanında olması gerekir. Her edebiyat eseri, bağrından doğduğu toplumu anlatır. Bir edebiyat eserini anlamada, anlattığı toplumu anlamak önemlidir. Bunun için, edebiyat eserleri, geçmişte söylenenleri, yaşadıkları toplumdan yola çıkarak, yeni bir dil, yeni bir söylem ve yeni bir yorumla, söylenmemiş bir biçimde, yeniden söylemek zorundadırlar. Edebiyatta güneş altında söylenmemiş bir söz yoktur.

*

Ölümsüz edebiyat eserleri, yalnızca kendi ülkelerinin insanlarına değil, bütün insanlığa kurtuluş yolunu gösteren kutup yıldızları olurlar. İnsanlık tarihinin bütünlüğüyle birlikte sürekliliği edebiyat eserleriyle sağlanır. Edebiyatlar medeniyetlere tutulmuş aynalardır. Edebiyatçıları olmayan toplumların medeniyetleri olmaz. Toplumlar hayatın “Sırat Köprüsü”nden, yöneticilerden daha çok edebiyatçıların değerleriyle geçerler.

*

Kuşaktan kuşağa kalan, en büyük, en kalıcı ve en değerli miras, edebiyatın ölümsüz eserleridir. Edebiyatlar medeniyetlerin habercisidirler. Edebiyatlar medeniyetleri, medeniyetler edebiyatların güvenceleridir.

*

Zengin edebiyatları olmayan toplumların, kalıcı medeniyetleri olmaz. Edebiyatlar medeniyetlerin, gücünü asla yitirmeyen ,bütün dünyayı etkileyen bilgelik kaynaklarıdır.

*

Edebiyatsız medeniyetlerin, medeniyetsiz edebiyatların, güneşleri doğar doğmaz batarlar. Medeniyetlerin değerleri, edebiyatçılarla geleceğe taşınırlar.

10 Mayıs 2022, 12:43

KARE DÜNYADA ÜLKELERE EN BÜYÜK ZARARI GÜZEL HUKUKU ÖZEL HUKUKA DÖNÜŞTÜREN DARBELER VERİRLER

Güzel hukuk güzel ağaç gibidir, kökleri yeryüzünde, dalları gökyüzüne uzanır, hayatın her alanını kapsar. Nasıl politikacılar politikayı, generaller orduyu oluştururlarsa, hukukçular da hukuku oluştururlar. Politikanın yalnızca politikacılara, ordunun yalnızca generallere bırakılamayacağı gibi, hukuk da yalnızca hukukçulara bırakılmaz. Dünyanın bütün ülkelerinde hukuk, temel hakların ve ana özgürlüklerin, en büyük güvencesidir.

*

Demokratik kurumların güçlenmesi, Demokratik kuralların geçerlik kazanması, toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenmesine bağlıdır. Çünkü hukukun üstünlüğü önemsenmezse, üstünlerin hukuku önemsenir. Hukuk karşısında toplumun bütün kesimlerinin, eşit olmadığı ülkelerde, Demokratik yapı güçlenmediği gibi, ekonomik yapı da zenginleşmez. Hukukun tarafsız olmadığı toplumlarda, hiçbir kurum tarafsızlığını koruyamaz.

*

Politikanın bütünüyle politikacılara, savaşın bütünüyle askerlere, hukukun bütünüyle hukukçulara bırakıldığı ülkelerde, yasama, yürütme ve yargılama ayrılığına dayanan, hukukun sınırları içinde birbirlerini dengeleyen ve deneten, ekonomik, siyasal ve kültürel yapılar, canlılıklarını korumazlar. Güçler ayrılığına önem verilmeyen ülkelerde, güçler ayrılığı güçler birliğine dönüşür. Ve her alanda büyük krizlere yol açılır.

*

Toplumlar hukuklarıyla millet, milletleriyle hukuk devleti olurlar. Yüzyıllar içinde kalıcılık ve süreklilik kazanan hukuk kuralları, devletle milletin kaynaşmasında ve dayanışmasında, önemli işlev yüklenirler. Hukuk bütün devletlerde, toplumun değişik kesimleri arasında, uzlaşmaları desteklemeye ve çatışmaları önlemeye çalışır. Bu yüzden Anadolu’da, “Hukuk karşısında boyunlar kıldan incedir” ve “Hukukun kestiği parmak acımaz” denilir.

*

Hukuk sorunları çözmede, silahlarla değil adaletle, kimseye haksızlık yapmadan, çözmeye çalışır. Malraux’nun vurguladığı gibi: “Darbeler silahlarla kısa zamanda yapılırlar. Ancak izleri yüzyıllarca kalırlar.” Dünyanın her ülkesinde, hukukun gücü adaletinden, devletin gücü hukundan kaynaklanır. Bu yüzden ülkelerde tarafsız ve bağımsız hukukcuların görevleri, adaletsizlik yapanları yargılamadan önce, adaletsizlikleri hukukla önlemektir.

*

Dünyada hukuk her alandaki gelişmelerin, ana kaynaklarının başında gelir. Bunun için, üstünlerin hukukun geçerli olduğu ülkelerde, toplumların azınlığı zenginleşirken, çoğunluğu yoksullaşır. Ülkelerde hukuka verilen değer, insanlara verilen değeri yansıtır. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir insana yapılan haksızlık, bütün insanlığa yapılan haksızlıktır. Haksızlık karşısında susmanın bedeli, tarihin her döneminde çok ağır olmuştur.

*

Dünyada bütün hukuksuzlukların üstesinden hukukla gelinir.

*

Adalet dairesinde hiçbir zaman haksızlığa yer yoktur.

*

Yerleşmiş hukuk, en önemli kültürel sermayedir.

11 Mayıs 2022, 13:06

DÜNYA İNSANLARI YERYÜZÜNDEN GÖKYÜZÜNE TAŞIYAN EDEBİYATLA SANATLA GÜZELLEŞTİRİLİR

Kutsal olanla bağlarını bütünüyle koparan seküler kültür, görünen dünyayla görünmeyen dünyayı, birbirinden kesin sınırlarla ayırmıştır. Artık yalnızca iki dünya arasında değil, toplumlar ve insanlar arasında da aşılmaz duvarlar vardır. Ülkeler arasında sınırların önemini yitirdiği düz kare dünyada, insanlar arasındaki sınırlar, sanatla aşılır. ''Edebiyat edebiyat için değil, edebiyat hayat için'' vardır. Edebiyatçıların başta gelen sorumlulukları, hayatı kolaylaştırmak ve güzelleştirmektir.

*

Yirminci yüzyıl inanının acılarını, korkularını, yalnızlığını ve açmazlarını çarpıcı bir dille anlatan Nobel ödüllü edebiyatçı Faulkner, seküler insanı ateş çemberiyle kuşatılmış bir akrebe benzetir. İnsan kendisini kuşatan sınırların, dışına çıkmak için çırpınmaktadır. Çünkü doğru olan, değerli olan, iyi olan ve güzel olan ne varsa, hepsi sınırların dışındadır. Sınırları aşmadan, hayatı herkes için kolaylaştırmak ve güzelleştirmek mümkün değildir.

*

Hayat için edebiyat, derin düşünceyle, kalıcı eylemin, altın oranda harmanlanmasıdır. Edebiyatcı, sanatların sanatıyla, hayatların hayatını bulmak için, düşünce ağacında eylem meyvasının peşinde koşar. Edebiyatçı edebiyatla, çekirdeği ağaca, ağacı meyvaya dönşütürür. O herkesin yürüdüğü caddelerde yürür, insanların baktığı sanat eserlerine bakar, ancak kimsenin görmediğini görür, kimsenin düşünmediğini düşünür. Edebiyatçılar geçmiş ile geleceği bugünde buluştururlar. Onlar olanlardan yola çıkarak, olması gerekenleri anlatırlar.

*

Yunus''un deyişiyle, nasıl ''can vermeyince canan bulunmaz''sa, ''güzel olunmadan güzellik bulunmaz'' Edebiyatçılar edebiyatın ve hayatın her alanında, beşikten mezara kadar güzellikte yarışırlar. Güzel edebiyatçılar, güzellik sevdalısı oldukları için, güzelliğin yol haritası olan eserler verirler. Onlar ömürlerini, insanı dönüştüren ve güzelleştiren edebiyata adarlar. Onların dünyasında çirkinliğe yer yoktur.

*

Bilginin vatanı olmadığı gibi, edebiyatın da vatanı yoktur. Hangi alanda eser verirlerse versinler, edebiyatçılar bütün dünyayı kimliksiz dolaşırlar. Onlar kimlikleri eserlerinde gizlidir. Kalıcı edebiyat eserleri bir aysberge benzerler. Onların su altındaki görünmeyen kısımları, su üstündeki görünen kısımlarından daha büyük ve daha etkilidir. Onlar güçlü bir mıknatıs gibi çevrelerinde geniş bir çekim alanı oluştururlar. Onların çekim alanında her şey aslına döner.

*

Güzelliğin sınırlarını zorlamayan edebiyat uzun ömürlü olmayacağı gibi, yüzeysellikten de kurtulamaz. Bu yüzden, her edebiyatçı, güzelliğe doymayan, eşsiz bir güzellik avcısı olmak zorundadır. Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, edebiyatçılar zamanın nabzını tutmakla ve çağının ritmini yakalamakla görevlidirler.

*

Edebiyatçılar ölmezler, eserleriyle yaşarlar. Onlar bir insanın hayatını güzelleştirerek, bütün insanlığın dünyasını güzelleştirirler.

*

Mimarın anıtlaştırdığı güzelliği, edebiyatçı yazıya döker. Sinan'ın Süleymaniye'si Yahya Kemal'le şiire dönüşür.

*

Edebiyat başta olmak üzere, sanatlarda göze güzel görünmeyene, kulağa güzel gelmeyene yer yoktur.

*

Allah güzeldir, güzelliği sever, Bütün dallarıyla sanat, güzelliği aramaktır.

12 Mayıs 2022, 12:03

DÜNYADA DEMOKRASİYİ BÜTÜN İNSANLARI AYNI ANNENİN AYNI BABANIN ÇOCUKLARI OLARAK GÖRENLER ZENGİNLEŞTİRİR

Yirmi birinci yüzyılda dünyanın bütün ülkelerinde, Demokrasi tartışmaları gündemlerde, ilk sıralarda yer alıyor. Sekülerlik gibi her ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel yapısına göre tanımladığı Demokrasi, gelecek yıllarda bütün dünyada tartışılmaya devam edecektir. Amerika’nın başkanlık, Fransa’nın yarı başkanlık ve İngiltere’nin meclis yönetiminin geliştirilmesi için, dünya üniversitelerinde araştırmalar devam ediyor.

*

“Halksız Demokrasi” ve “Seçimle Gelen Krallar” kitaplarıyla, Demokrasi uygulamalarını eleştiren, Maurice Duverger Demokrasi’yi, “Yöneticilerin dürüst ve serbest seçimler yoluyla seçildiği yönetimler” olarak tanımlar. Herkesin seçme ve seçilme hakkı olduğu demokrasilerde, seçmenler seçimlerle, yasama ve yürütme çalışmalarını yapacak yöneticileri seçerler. Ve bir dönem için kendileri adına, siyasal konularda karar verme yetkisi verirler.

*

Demokratik yönetimlerde meclisler, siyasal partilerle bütün seçmenlerin görüşlerini, ne kadar iyi yansıtırlarsa, o kadar iyi sonuçlar alırlar. Bu yüzden Demokratik kurumları ve Demokratik kuralları, savunan siyasal partiler Demokrasi’lerde, vazgeçilmez bir sorumluluk yüklenirler. İster iktidarda, ister muhalefette olsunlar partiler, dünyadaki gelişmelere uyum sağlamada başarılı olmazlarsa, Demokratik yönetimleri zenginleştiremezler.

*

Osmanlı döneminde iki Meşrutiyet, Cumhuriyet yıllarında tek ve çok partili yönetimleriyle, Türkiye İngiltere’den, Fransa’dan geri kalmayan, yüzyılların içinde oluşan zengin bir yönetim birikiminin ülkesidir. Türkiye’de meclis geleneği Tanzimatla başlar. Dünyada Demokratik yönetimlerin başarısı, gelişmeye açık olmalarından kaynaklanır.Her alanda yeni sözler söylemeyen yönetimler, uzun dönemde varlıklarını koruyamazlar.

*

Demokrasilerin benimsenmesinde, en büyük kaynağı Kabiloğullarının bilginlerinden daha çok, Habiloğullarının bilgelerinin zamanla güncelliğini yitirmeyen eserleri oluşturur. Yönetim tarihinde ilk yazılı anayasa olarak, İngilizlerin “Magna Carta”sından çok önce, Son Peygamber’in hazırladığı ve uyguladığı “Medine Sözleşmesi” bilinir. Medine’de ilk örneği verilen yönetim, bütün insanlığın düşünce ve eylem birikiminde, çok önemli bir yer tutar.

*

Yirmi birinci yüzyılda tartışılan, Demokrasilerin tarihi, iki yüzyılı bulmaz. Bütün ülkelerdeki siyasal partiler, yüzyılı çok aşmayan bir geçmişe dayanırlar. Ülkelerin yönetiminde iyilerin sonuncusu, kötülerin birincisi Demokratik yönetimler, her zaman gelişmeye açık yapılarıyla, bir amaç olmaktan daha çok, bir araç olma işlevi yüklenirler. Demokrasiler ülkelerde değer kaynakları olma değil, değerleri koruma görevi taşırlar.

*

Büyük sayılar yasasının, geçerli olduğu Demokrasilerde, çoğunluk yanlışta değil doğrulukta birleşir.

*

Demokrasi insana değer vermektir, insanda yönetimi, yönetimde insanı görmektir.

*

Demokrasilerde insanlar yönetimleri, kurşun atarak değil,oy atarak değiştirirler.

13 Mayıs 2022, 11:36

KUTSAL KİTAPLAR VE KÜRESEL DEĞERLER BÜTÜN TOPLUMLARIN ZAMANLA BİTMEZ TÜKENMEZ BİLGİ VE BİLGELİK HAZİNELERİDİR

İnsanlık tarihinin her döneminde dinler, üretim ve yönetim kültürünün ana kaynağını oluştururlar. Köklü inanç gelenekleri olmayan toplumlar, uzun ömürlü devletler kuramazlar. Yirminci yüzyılda kutsal kültürün kurumlarına ve kurallarına savaş açılmıştır. Dinleri toplumların afyonu olarak gören yönetimler, kutsal değerleri ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın dışına atmaya çalışarak, bütün ülkelerde büyük şiddet fırtınaları estirmiştir.

*

Var olan Allah’ı yok sayan devrimler, seküler kültürü kutsallaştırmakla kalmadılar, dünyanın her yanında öncülerini kutsallaştıran, Otokratik yönetimlerin ortaya çıkmasına yol açtılar. Öncülerine tapılan yönetimlerde, Demokrasiler dünyanın en kötü yönetimleri olarak suçlandılar. Çalışanların dışındaki insanların, açgözlü, kıskanç ve kinci oldukları ileri sürülmüştür. İnsanların iyiliklerden daha çok kötülüklerin peşinde koştuklarına inanılmıştır.

*

Dünyanın Yirminci yüzyılı, devrimler ve karşı devrimler yüzyılı olmuştur. Kapitalist ülkelerle Komünist ülkeler, her alanda birbirleriyle savaşmışlardır. Bu yüzden Doğu’da ve Batı’da kültür, ekonomi, özgürlük,eşitlik, savaş ve barış alanına ilişkin yeni çalışmalar devam ediyor. Geçmiş yüzyıllarda çokça görüldüğü gibi, dünyayı değiştiren düşünceler ve eylemler, en çalkantılı yıllarda ortaya çıkarak, büyük dönüşümlere yol açmışlardır.

*

Yirminci yüzyıl hem Avrupa’da, hem Asya’da savaş yüzyılı olmuştur. Yirmi birinci yüzyılın başında, Ortadoğu ülkeleri yakılmıştır, yıkılmıştır. Yeni yüzyılda İslam dünyası, seküler kültürün çorak topraklarından, kutsal kültürün bereketli topraklarına dönülmesine öncülük yapıyor. Dünya düşünce tarihinde, İslam ilk gelen sondur, son gelen ilktir. Bunun için dünyanın bilgi ve bilgelik birikimi, Kur’an’a düşülmüş uzun bir dipnottur.

*

Dört kitapla birlikte peygamberler arasında, ayrım gözetmeyen Kur’an, savaşa son veren barışın yol haritasını verir. Bu yüzden büyük dinlerin, sarsılmaz inancıyla, “ateş” alanını “gül” bahçesine, “savaş” dünyasını “barış” dünyasına dönüştüren İbrahim Peygamberde buluşması, hayati önem kazanmıştır. Bunun için Guénon, Schoun, Lings, Nasr gibi, gelenekçi bilge aydınların düşünce dünyasında, bütün dinlerin ortak özleri büyük ağırlık taşır.

*

Yirmi birinci yüzyılda üç kitaplı dinin, önde gelen bilgeleriyle birlikte, dünyada çok boyutlu düşünen bütün aydınlar, dinlerin farklı yanlarından daha çok, ortak yanlarını gündeme taşıyorlar. Bu yüzden dünyanın bütün ülkelerinde insanlar, Marx gibi kitapları kutsallaştırılan peygamberlerden daha çok, kutsal kitap verilen peygamberleri izliyor. Bilge düşünürler, akıl paslanmasının ve gönül kirlenmesinin üstesinden, bir "Elif"le özetlenen “Dört Kitap”la gelmeye çalışıyorlar.

*

Yeni yüzyılın cevapları bilinmeyen, sorunlarının çözümleri, bilginlerde değil bilgelerdedir.

*

Kutsal kitaplar bütün insanlığın, bilgi ve bilgelik birikimin, vazgeçilmez kaynaklarıdır.

*

Barış dünyasını savaş dünyasına, dinleri afyonlaştıranlar dönüştürmüştür.

14 Mayıs 2022, 11:36

KURULUŞLAR ÜRÜNLERİNİ HİZMETLERİNİ VE BİLGİLERİNİ RAKİPLERİYLE KIYASLAMA YAPARAK ZENGİNLEŞTİRİLER

Kuruluşların yerel olmaktan küresel olmaya geçmelerinin ilk adımını, ürünlerini, hizmetlerini, bilgilerini, bilgeliklerini, dünyanın en iyileriyle “Kıyaslama” yapmaları oluşturur. Kıyaslama hayatın hangi alanında olursa olsun, bir ürün, bir hizmet, bir bilgi, bir bilgelik dünya kalitesinde üretilemiyorsa, dünyada en iyi üretenlerin, bilgilerinden ve yöntemlerinden yararlanma olarak tanımlanır. Üretimde yarışma olmadan, pasaport taşımayan kalitede gelişme olmaz.

*

Ülkeler arasındaki duvarların yıkılmasıyla, kuruluşların dünya sıralamasında, nerede yer aldıkları, kolaylıkla belirlenir hale gelmiştir. Bu yüzden her kuruluşun, üretim, finansman, pazarlama, araştırma ve tanıtım çalışmaları, bütün dünya kuruluşlarıyla karşılaştırarak değerlendirmelidir. Kuruşların üretim teknolojilerini, ürettikleri ürünlerin kalitesini ve yenilik yapma stratejilerini, karşılaştırma yapmadan, geliştirmek mümkün değildir.

*

Kıyaslama yapmak, ülkeler için olduğu kadar, kuruluşlar için de önemlidir. Her kuruluş kalitede üstünlük kazanmak için, başarılı kuruluşların birikimlerinden yararlanarak, üretim yöntemlerine, yeni boyutlar eklemelidir. Başarılı işletmeleri örnek almayan işletmeler, başkaları tarafından örnek alınacak, başarılı çalışmalar yapamazlar. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayat, paylaşmayı özendiren kıyaslama çalışmalarıyla, hem zenginlik, hem derinlik kazanır.

*

Değer toplumunda küresel değerlerin, yaygınlık kazanabilmesi için, bütün ülkeler, bütün kuruluşlar, dünyayı birbirleriyle karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde olan, bir bütün, bir aile olarak görmelidirler. Değer toplumunda her kuruluş, sürekli kıyaslama yaparak, olumlulukları özendirmeye, olumsuzlukları önlemeye özen göstermelidir. Değerlere önem veren kuruluşlarla, dünyada hiçbir olumlu davranış ödülsüz ve hiçbir olumsuz davranış cezasız kalmaz.

*

Kıyaslamaya açık olmayan işletmeler, kalite üstünlüğü kazanamadıkları gibi, olumlu yanlarından daha çok, olumsuz yanlarıyla dünyaya örnek olurlar. Değerlerin önem kazandığı bir dünyada, kuruluşların sosyal sorumluluklarının başında, kıyaslama yoluyla, birikimlerini paylaşmaları gelir. Ülkeler, kuruluşlar gelişmek ve geliştirmek için, birikimlerini paylaşmalıdırlar. Dünyanın özlemini çektiği, değer toplumunu geliştirenler gelişirler, gelişenler geliştirirler.

*

Kuruluşlar nerede durduklarını, nereye gidecekleri, nasıl gideceklerini kıyaslamayla bulurlar.

*

Kıyaslamayla kuruluşlar, yapabileceklerinin en iyisinin yapacak, yetkinlik kazanırlar.

*

Kıyaslama kuruluşlarda çalışanların, gönlünde uyuyan aslanları uyandırır.

15 Mayıs 2022, 12:25

HABİL'İN SEVGİ DÜNYASINDA BARIŞIN ZENGİNLİKLERİ SAVAŞIN KAZANÇLARINI HER ZAMAN KAT KAT AŞAR

Filozofların aradığı dünyadan daha çok, peygamberlerin haber verdiği dünyaya önem veren aydınlar, dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları çatışarak değil, uzlaşarak çözmeye çalışırlar. Yunus’un düşünce ve eylem dünyasını benimseyenler, dünya savaş alanından önce barış alanıdır diyerek, çatışma yıllarını azaltmaya, uzlaşma yıllarını çoğaltmaya çalışırlar. Ve can alıcı sorunların çözümünü, şiddete dayanan ve kan döken Kabil geleneğinde aramazlar.

*

Amerika’nın Vietnam savaşına karşı aydınlardan John Steinbeck, “Cennet’in Doğu’su” romanında, Kaliforniya’nın ekonomik ve kültürel yapısından yola çıkarak, Yirminci yüzyılın Kabil’lerini ve Habil’lerin anlatır. O dünyanın sağduyulu bilge aydınları gibi, barışın kazandırdıkları zenginliklerin, savaşın getirdiği ganimetlerden kat kat büyük olduğunu vurgular. Ancak Amerika gibi, güç sarhoşu olan devletlerde, barış yanlılarının seslerini yöneticiler duymazlar.

*

Savaşlarda denenen nükleer ve kimyasal silahların ölümcül etkileri, tarafların askerleri üzerinde yıllarca sürer. Amerika Yirminci yüzyılda “Atom Bomba”sıyla, Japonya’da yüzbinlerce, kimyasal silahı “Orange”iyle Vietnam’da milyonlarca insanı öldürür. Çeçenistan’da, Gürcistan’da, Suriye’de, Libya’da, Ukrayna’da Irak’ı, Afganistan’ı bombalayan Amerika’yı izleyen Rusya, Yirmi birinci yüzyılda, bütün insanlığı binlerce defa öldürmeye devam ediyor.

*

Yirminci yüzyılın Soğuk Savaş döneminde, yıllarca birbirleriyle savaşmak için hazırlanan Rusya ve Amerika ikilisinden biri Afganistan’da, biri Irak’ta, karşılarında birbirlerini değil, düzensiz savaşan düzensiz güçler buldukları için, büyük bir başarısızlığa uğrarlar. Savaşların ülkelerin ekonomik,siyasal ve kültürel yapılarında, onulmaz yaralar açtığını bütün dünya şahit olur.Dünyanın her yanında, oylarını savaşa değil, barışa veren aydınlar, bir kere daha haklı çıkarlar.

*

Habil gibi, Kabil gibi aynı annenin, aynı babanın çocukları olduklarını unutan seküler dünyanın, “Mutlak Gerçeği” arayan filozoflarının savaş denizlerinden, “Mutlak Gerçeği” bulan peygamberlerin barış okyonuslarına açılmalarının yolunu açmak, bütüncü düşünen aydınlara düşüyor. Barışcı aydınların Şeyhüslam Yahya gibi, “Neler çeker bu gönül söylesem şikayet olur” diyerek, savaşlarda ölen yaşlıların, kadınların ve çocukların yakınlarının sözcüleri olmaları bekleniyor.

*

Öldürmeyi göze alan Kabil’in, savaşcı geleneğinden daha çok, ölmeyi göze alan Habil’in, barışcı geleneğinin geçerli olduğu yeni kare dünyada, oluk gibi kan dökenler, döktükleri kanların oluşturduğu denizlerde boğulurlar. Yirmi birinci yüzyılın başında her ülke, ister Amerika, ister Rusya, ister Çin olsun, bir ülkenin ordularıyla, bırakın uzak komşularını, yakın komşularına bile gittiğinde, ne kadar büyük bedeller ödediğini ve ödettiğini açıkca görüyor.

*

Savaşı tarihin anası olarak görenler, tarihin babası olan barışın güvencesi olamazlar.

*

Kabil gibi kardeş kanı dökenlerin ellerini, dünyanın bütündenizleri yıkayamazlar.

*

Barış gücünü Güneş’ten, güzelliğini Ay’dan alır, insanlara eşit olarak dağıtır.

16 Mayıs 2022, 11:36

DEMOKRATİK YÖNETİMLER ÇÖZÜM OTOKRATİK YÖNETİMLER SORUN ÜRETEREK AYAKTA KALIRLAR

Dünyada Habil’den ve Kabil’den beri, insanlar yönetim sorunlarıyla karşı karşıya gelmişlerdir. Üç ve daha fazla insanın olduğu her yerde, yönetim ve yönetici seçme sorunları olur. Ülkelerin, kurumların ve kuruluşların yönetiminde, Otokratik ya da Demokratik yöntemlere başvurulur. Otokratik yönetimlerde kurucular, Demokratik yönetimlerde kurallar ağırlık kazanır. Kurumsallaşan yapıların yönetiminde, değerler belirleyici olurlar.

*

Dünyanın her yanında insanlar, üstünlerin hukunun geçerli olduğu Otokratik toplumlarda değil, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu Demokratik toplumlarda yaşamak isterler. Seçme ve seçilme haklarının sınırlı olduğu toplumlarda Otokrasi, herkesin seçme ve seçilme hakkının olduğu toplumlarda, Demokrasi güçlenir. Ülkelerde yönetenlerle yönetilenler arasındaki uyum ve düzen, her iki kesime aynı yakınlıkta olan, tarafsız ve bağımsız hukukla sağlanır.

*

Ülkelerde hukuk devleti yönetenlerle, devlet yönetilenlerle ayakta kalır. Hukukun gücü devleti yönetenlerden, yönetenlerin gücü yönetilenlerden kaynaklanır. Demokratik hukuk toplumlarında, pazara dayanan paylaşımcı ekonomi, katılıma dayanan katılımcı yönetim zenginleşir. Onlar elipse benzeyen ekonomik, siyasal ve kültürel bir hayatın, birbirinden ayrılmaz, birbirinin güvenceleri olan, odak noktalarını oluştururlar.

*

Dünyanın değişik ülkelerindeki uygulamalarına bakılarak, Yirmi birinci yüzyılda Demokrasi nasıl tanımlanırsa tanımlansın, hiçbir zaman Yunan ve Roma dönemlerindeki uygulamalara benzetilemez. Demokrasilerin güçleri belirli aralıklarla tekrarlanan seçimlerde, seçenlerin sağduyusuna güvenmekten kaynaklanır. Karşıt görüşlere ve eleştiriye yer veren Demokrasilerde, çoğunluğun sesi yanında, azınlığın sesine duyarsız kalınmaz.

*

Mevlana’nın Mesnevi’de vurguladığı gibi, toplumlarda her şey karşıtlarıyla birlikte bulunur. Birbirleriyle çatışan görüşlere izin verilmeyen ülkelerde, hayatın hiçbir alanında derinleşme olmaz. Ancak yönetimler doğruluklarla yanlışlıkların, iyiliklerle kötülüklerin sınırlarına özen göstermeyi görev bilirler. Bu yüzden Demokratik yönetimlerde, hem yönetenler, hem yönetilenler birbirleriyle hayatı zorlaştırmakta değil, kolaylaştırmakta yarışırlar.

*

Yöneticileri seçme yöntemi olarak, Demokratik ilkeleri benimseyen ülkelerde devlet, Veysel’in sevgilisi toprağa benzerler, kazmalarla karınları yarılsa da, tırnaklarla yüzleri yırtılsa da, yönetilenlerleri gülle karşılamaya dikkat ederler. Bütün Demokratik ülkelerde, yönetilenlerin devlete yaptıkları hizmetlerinden daha çok, devletlerin yönetilenlere yaptıkları hizmetlere önem verilir. Yönetimlerde seçilenler seçenlerin desteğiyle uzun ömürlü olurlar.

*

Kurumların ve kuruluşların yönetiminde, kusursuzluğu arama sonu olmayan bir süreçtir.

*

Kusursuzluk isteyenler, düşünce ve eylem dünyalarında, karamsarlığa düşmezler.

*

Ülkelerde yönetilenler, kusursuzlukta yarışan, yönetenleri izlemeye severler.

17 Mayıs 2022, 11:47

ÜLKELERDE EKONOMİSİZ DEMOKRASİ DEMOKRASİSİZ EKONOMİ BÜTÜN BOYUTLARIYLA HAYATI YOKSULLAŞTIRIR

Yirmi birinci yılda ülkeler, ekonomide paylaşımı artırarak, gelir dengesizliklerini ne kadar giderirlerse, yönetimde katılımı büyüterek, eşitsizlikleri o kadar giderirler. Avrupa ülkelerinin Yirminci yüzyılın savaş yıllarına dönmesiyle, demokrasisiz ekonomilerin ekonomisiz demokrasilerin, yol açtığı dehşet verici şehir savaşlarının, yıkıcılığını bütün dünya görüyor. Savaşlar insanların gelirleri azaltırken, giderleri çoğaltarak bütün ülkeleri yoksullaştırıyor.

*

Üretimin ve yönetimin temelini oluşturan alışverişin, önem kazandığı dünyada sorunlar, taraflara zarar veren çatışmalarla değil, yarar sağlayan uzlaşmalarla çözülür. Üretim güçleri büyük olan ülkelerin, yönetim birikimleri zengin olur. Dünya dengelerini sarsan savaş yıllarında ülkeler, üretimde ve yönetimde yoksullaşmanın önüne geçmek için, başta komşu ülkeler olmak üzere, bütün ülkelerle ekonomik, siyasal ve kültürel alışverişlerini geliştirmeye çalışıyorlar.

*

Moskova’nın Kiev’e saldırmasıyla, otokratik ülkelerle demokratik ülkelerin güç yarışı, yeniden pazarlardan cephelere taşınıyor. Bu yüzden üretim ve yönetim alanlarının, insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminin ışığında zenginleştirilmeleri, bütün ülkeler için öncelik kazanıyor. Bir ayağı Asya’da, bir ayağı Avrupa’da, arkasında insanlığın beş bin yıllık tarihi olan Türk ve İslam dünyasın, üretimdeki ve yönetimdeki, bilgi ve bilgelik birikimin güncelleştirilmesi hayati önem taşıyor.

*

Üretime ve yönetime yeni boyutlar kazandırmanın, çok büyük dönüşümlere yol açtığı kare dünyanın, sürükleyici güçlerinin başında alışveriş alanlarını, dünyanın her ülkesindeki evlerle, işyerleriyle bütünleştiren ağlar geliyor. Ülkelerin Çin gibi, Hindistan gibi, nüfusu ve coğrafyası, ne kadar büyük olursa olsun, siyasal sınırlarının arkasına çekilerek, varlıklarını korumaları güçleşiyor. Siyasal sınırlar, alışverişin ulaştığı sınırlarla, güvence altına alınıyor.

*

Üretimin ve yönetimin sürekli yeni açılımlar kazandığı dünyanın, bütün ülkelerinde siyasal başşehirler yanında, nufusu milyonları aşan, çok sayıda yeni ekonomik başsehirler oluşuyor. Dünyanın odak noktasını oluşturan üç ana kıtaya, bir tespihin taneleri gibi dağılan Müslüman ülkeler, dünyanın alışveriş ağlarıyla, ne kadar güçlü bağlar kurarlarsa, her alanda o kadar güçlü olurlar. Ve ülkelerinin başşehirleriyle, bütün ülkelerin başşehirleri arasındaki dostlukları güçlendirirler.

*

Dünyanın kültürel mirasını yok eden, doğal kaynaklarını tüketen savaşların üstesinden gelmede güç, siyasal başşehirlerden ekonomik başşehirlere kayıyor. Dünya üretiminin öncüleri olan, başşehirlerin güçleri ve etkileri artarken, dünya yönetiminin sözcüleri olan başşehirlerin güçleri ve etkileri artıyor. Brüksel, Washington, Pekin, Moskova gibi, büyük siyasal odakların güçleri, sayıları binleri bulan ekonomik başşehirlerin güçleriyle, hem denetiliyor, hem dizginleniyor.

*

Dünyada her alanda büyük ve köklü bir değişim yaşanıyor, dönüştürücü güç Atlantik’ten Pasifik’e, Pasifik’ten Akdeniz’e kayıyor.

*

Mekke’den bütün dünyaya dağılanlar, Üsküdar’ı Mekke, Eyüp’ü Medine, Kadköy’ü Kudüs olan İstanbul’da buluşuyorlar.

*

Alışverişin dönüştürücü gücü, sınır içinden sınır dışına doğru genişleyerek, bütün ülkelerde etkisini gösteriyor.

17 Mayıs 2022, 12:12

GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE'DE ANLATILAN M.Z.K.'NUN ÇEVRESİNDE HALKALANAN BAŞTA NECMETTİN ERBAKAN VE TURGUT ÖZAL OLMAK

ÜZERE İ.T.Ü.'Lİ MÜHENDİSLER KUŞAĞI TÜRKİYE'Yİ TARIM TOPLUMUNDAN SANAYİ TOLUMUNA TAŞIDILAR. TEŞEKKÜRLER SEVGİLİ YAVUZ BALI DİLİNE GÜÇ NEFESİNE BEREKET.

18 Mayıs 2022, 11:48

ERDEMLİ YÖNETİMLERDE KERAMET DEMOKRASİLERDEN KAYNAKLANMAZ ERDEMLİ YÖNETİCİLERDEN KAYNAKLANIR

Bu yazı daha önce 08.09.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Yirmi birinci yüzyılın başında, ülkelerde ekonomik ve siyasal sorunlara çözüm arama söz konusu olduğunda, ilk akla gelen yönetimlerin demokratikleşmesi oluyor. Demokrasi Batı ülkelerinde, yöneticileri seçme yöntemi olmaktan daha çok, bir değer, bir inanç kaynağı, olarak düşünülüyor. Devlet yöneticileri Demokratik yöntemlerle seçilirlerse, toplumun bütün kesimlerinin seçilenleriyle, seçenleriyle kusursuz insanlara dönüşmeleri bekleniyor.

*

Ülkelerde yöneticilerin seçimlerle yönetime gelmeleri, seçimlerle yönetimden ayrılmaları, ülkelerin üretim yapılarının, kültürel dokularının ve siyasal değerlerinin güçlenmesinde, gerekli olmakla birlikte, hiçbir zaman yeterli değildir. Çünkü Edgar Morin’nin “Avrupa’yı Düşünmek” kitabında vurguladığı gibi: “Demokrasinin temelinde ne bir değer, ne de bir doğru vardır.” Demokrasi değer kaynağı, bir din değildir, bir yöntemdir.

*

Demokratik yöntemler ülkeden ülkeye değişen, yıldan yıla gelişen bir kurallar yumağıdır. Bunun için bütün ülkelerde, seçim yöntemleri gözden geçirilerek, sürekli geliştirilmeye çalışılır. Dünyada güçlü ekonomik yapıların, köklü siyasal kurumların oluşturulmasında, belirleyici olan Demokratik seçim yöntemlerinden önce, doğrulukta yarışan,her alanda iyiliklerin yollarını genişleten, kötülüklerin yollarını daraltan insanların oylarıdır.

*

Demokratik yönetim konusunda, Doğu ve Batı ülkelerinde, kim ne derse desin, keramet Demokraside değil, seçim yapmasını bilen insanlardadır. Ülkelerde çoğunluk üretimi artırmada yarışırsa, üretmesini bilenler, tüketimi artırmada yarışırsa, tüketmesini bilenler yönetici olarak seçilirler. Seçenler değişmeden, seçilenler değişmezler. Demokrasilerde seçenler, seçilerin habercileridir, güneş toplumları güneşi, ateş toplumları ateşi seçerler.

*

Seçim yöntemleriyle Cennet’i arayanlar Cehennem’i, Cehennem’i arayanlar Cennet’i bulmazlar. Seçim yöntemlerindeki aksamalar yüzünden, güneş gibi yöneticiler arayanlar, ateş gibi yöneticiler seçerlerse, seçilenler dönemlerini tamamlamadan yönetimden ayrılmak zorunda kalırlar. Dünyanın her ülkesinde insanlar, seçimlerde yanlış kararlar alırlar. Ancak Demokratik yönetimlerde, belirli aralarla tekrarlanan seçimlerle, yanlışlardan dönülür.

*

Dünyada ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarının güvencesi, Demokratik yönetimlerin zamanla değişen kurallarında önce, insanların zamanla değişmeyen değerleridir. Demokratik yönetimlerin kuralları, insanların yüzyıllar içinde oluşan değerlerini değiştirmezler. Ancak insanlar bilgi ve bilgelik dünyasındaki gelişmelerle, kuralları değiştirirler. Değerlerin kaynağında, kutsallaştırılan kitapları değil, kutsal kitaplar yer alır.

*

İnsanların değerlerine saygı göstermeyenler, Demokrasinin ilkelerine saygı göstermezler.

*

Kutsal kitaplara dayananlar, savaş toplumlarını barış toplumlarına dönüştürürler.

*

Dünyada Otokratik yönetimler zayıflarken, Demokratik yönetimler güçleniyor.

19 Mayıs 2022, 12:33

KARE DÜNYADA ÜLKELER DEMOKRATİK YÖNETİMLERİNİ VE ÜRETİM GÜÇLERİNİ AÇIKLIK İÇİNDE SÜREKLİ YENİLENMEDEN KORUYAMAZLAR

Dünyanın dört bir yanında, Demokratik yönetimlerle Otokratik yönetimlerin, zaman zaman çatışmaya dönüşen yarışmaları devam ediyor. Demokratik ülkeler güçlerini açık yapılarından alırken, Otokratik yönetimler güçlerini kapalı yapılarıyla korurlar. Ancak dünyadaki gelişmeler bütün ülkelerde, bütün kurumları, bütün kuruluşları ordular gibi yapılanmadan, orkestralar gibi yapılanmaya zorluyor.

*

Hegel’in “Amacın gerçekleşmesi yolunda ilerleyiş” olarak, nitendirdiği tarihin akışı,Yirmi birinci yüzyılda, bütün ülkeleri her alanda, büyük bir ivmeyle değişmeye zorluyor. İnsanlığın yüzyıllar içinde oluşan, bilgi ve bilgelik birikimi, her on yılda bir ikiye katlanıyor. Bu yüzden insanlığın dört bin yıllık tarihinin ışığında, gelişmelerin sürekli yeniden yorumlanması, Demokratik ya da Otokratik, bütün ülkeler için hayati önem taşıyor.

*

Yirminci yüzyılın sonunda, Yirmi birinci yüzyılın başında, ülkeler arasındaki siyasal sınırların aşılmasındaki güçlüklerin ortadan kalkmasıyla, Gorboçov’un uygulamakta başarısızlığa uğradığı, “Açıklık” ve “Yeniden Yapılanma” çalışmalarının, önemi daha da artıyor. Artık yalnızca Rusya değil, başta Türk ve İslam dünyası olmak üzere, bütün ülkeler açıklık içinde yeniden yapılanarak, dünyadaki gelişmelere ayak uydurmak zorundadırlar.

*

Marshall McLuhan’nın “ Küresel Köy”ünün, “Küresel Şehir”e dönüşmesiyle, ülkeler arasındaki iletişim ve etkileşim, sürekli yeni boyutlar kazanıyor. Ülkelerdeki kültürel gelişmeler, ekonomik alanlara, ekonomik gelişmeler siyasal alanlar yansıyor. Amerika’nın başını çektiği Batı dünyasıyla, Çin’in öncülüğünü yaptığı Doğu dünyasının dengelenmesinde,iki dünya arasında yer alan, Müslüman ülkelerin ağırlığı yıldan yıla katlanarak artıyor.

*

Dünyadaki dengelerin yeniden oluşmasına bakıldığında, ülkeler arasındaki çatışma ekseninin, ekonomik yapılardan siyasal yapılara kaydığı gözlenir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, her alanda Kapitalist ve Komünist ülkeler değil, Demokratik ve Otokratik ülkeler savaşıyor. Amerika’nın Vietnam’da, Rusya’nın Afganistan’da cephelerde silahlarla yapılan savaşları yitirmeleriyle, bütün dünyada kültürel savaşların gücünün farkına varılıyor.

*

Her alanda büyük yıkımlara yol açan savaşları önlemede, gelir dengesizliklerini gidermede, Demokratik yönetimler, Otokratik yönetimlerden daha başarı oluyorlar. Bunun için savaşlardan kaçan Asya’lılar ve Afrika’lılar Çin’den, Rusya’dan daha çok Almanya’ya, Amerika’ya gitmeye çalışıyorlar. Batı ülkelerinde Yahudi, Hristiyan, Müslüman,Budist, Konfüçyüsçü demokratlar, demokrasi ortak paydasında, birlikte yaşama savaşı veriyorlar.

*

Dünya demokrasiyi zenginleştirmek zorundadır, gelecek geçmişin devamı olmayacaktır.

*

Demokratik yönetimlerin gücü,seçimlerle yenilenmeyi bilmelerindan kaynaklanır.

*

Demokratik yönetim, oyuncuların oylarla değiştiği, bir takım oyunudur.

20 Mayıs 2022, 12:12

DÜNYANIN GELECEĞİNİ BİR ELİNDE MESNEVİ BİR ELİNDE MUKADDİME OLANLAR İNŞA EDECEKTİR

Aydınlanma döneminden bu yana, dünyanın her ülkesinde, kutsal kültürle, seküler kültür arasındaki ilişkiler sorgulanıyor. Aydınlanma rüzgarlarının yol açtığı dalgalanmalar karşısında, bütün dünyada kutsal kültür, seküler kültüre bütünüyle teslim oldu. Türkiye'nin tek parti yönetimi yıllarında olduğu gibi, bütün ülkelerde kutsal kültürün değerleri, ekonomik, siyasal ve kültürel yapıdan, bir bir sökülüp atıldı. Sosyal bilimlerde normatif değerler unutuldu, pozitif değerler kutsandı.

*

Bilginin hiyerarşisinde ilk sırada yer alan kutsal değerlerin, daha sonra gelen seküler değerleri yönlendirmesi ve sınırlandırması gerekirken, aydınlanma dönemiyle, yönlendirme ve sınırlandırma süreci altüst oldu. Bütün bilimlerin normatif alanları, pozitif alanların işgaline uğradı. Her alanda ekonomik ilkeler, etik ilkelerin önüne geçti. Bütün kurum ve kuruluşlar, iktidar alanlarını genişletmek, daha çok kazanmak, daha çok tüketmek için, kutsal değerlere savaş açmayı, onları yok saymayı, en doğal hak olarak gördü.

*

Aydınlanma döneminin mimarları, seküler kültürün saldırıları karşısnda, kutsal kültürün hayat kaynaklarının, tamamen kuruyacağı öngörüsünde bulundu. Bu bağlamda, dünyanın her yanında kutsal değerlerin, uygulanabilir olmadıkları ileri sürülerek, seküler değerler kutsallaştırılmaya çalışıldı. Yirminci yüzyılın sonunda, dünya kutsal değerleri öldüren dönemin sona erdiğini, yeniden kutsal değerlere dönülen bir dönemin başladığını gördü. Aydınlanma döneminin seküler kültürü öldü. Kutsal kültüre dönüş hız kazandı.

*

İnsan aklının dışında bir kaynak tanımayan seküler değerler, zaman içinde geçerliliklerini yitirir ve ölür. İnsan aklının üstünde, ancak dışında olmayan kutsal değerler, zaman içinde geçerliliklerini hiç yitirmedikleri gibi, hiçbir zaman da ölmezler. Kutsal kültürün güneşi batmaz, ışığı sönmez. Yeniden kutsal kültüre dönen dünyanın mimarları, bir elinde Mukaddime, bir elinde Mesnevi olan aydınlar olacaktır. Ana akımını kitaplı dinlerin oluşturduğu kutsal kültür, hem fizik hem de metafizik, iki dünyayı birden kucaklayan, iki dünya kültürüdür.

*

Batı'da Max Weber, Daniel Bell, Peter Berger gibi sosyal bilimciler, Aydınlanma dönemiyle başlayan sekülerleşme sürecinin mezar kazıcıları oldular. Dünyada onları izleyen aydınlar, sonu Mesnevi ve İbn Haldun'a çıkan yolu, büyük ölçüde genişlettiler. Mesnevi ve Mukaddime, kutsal kültürle seküler kültürü altın oranda harmanlar ve bütünleştirir. Nasıl insan akıl ve gönül dünyasıyla bir bütünse, kültür de görünen ve görünmeyen dünyasıyla, birbirinden ayrılmaz bir bütündür.

*

Kutsal kültürle seküler kültür arasına, aydınlanma döneminde inşa edilen duvarlar yıkılırsa, iki alanın yasalarının birbirlerini dışlamadıkları gibi, birbirleriyle çatışmadıkları da görülecektir. Bütüncü bir gözle bakıldığında, Mesnevi ile Mukaddime arasında eşsiz bir uyum, eşsiz bir denge, eşsiz bir düzen olduğu açıkca gözlenir.

*

Bilginin kaynağındaki hiyerarşiye özen gösterilirse, seküler alanın bilgisi, kutsal alanda bilgeliğe dönüşür. Aydınlatıcı ve bütünleştirici olan, seküler alanın bilgisinden önce, kutsal alanın bilgeliğidir.

*

Kutsal kültür ölümlü dünya, ölümsüz dünyanın sırlarını taşıyan, bilgelik kaynağıdır.

*

Kutsal kültür aklı keskinleştirir, gönlü derinleştirir, ruhu zenginleştirir.

*

Kutsal kültürün yerini seküler kültür dolduramaz.

*

Kutsal kültür kutsal kitaplardan kaynaklanır.

*

Kur'an kutsal kitapların anasıdır.

21 Mayıs 2022, 11:39

KÜRESELLEŞME DEMOKRATİK ÜLKELERE YENİ FIRSATLARIN OTOKRATİK ÜLKELERE YENİ TEHDİTLERİN KAPILARINI AÇAR

Uluslararası ilişkilerde ülkelerin, silahlı güçlerinden daha çok silahsız güçlerinin öne çıkmasıyla, yerel ürünler kadar küresel ürünler üreten kuruluşların önemi yıldan yıla artıyor. Onlar Michael Hardt’ın ve Antonio Negri’nin kitaplarında ele aldıkları yeni “İmparatorluk”ların işlevlerini yükleniyorlar. Bu yüzden Yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki siyasal gelişmelerden sonra, hızlanan küreselleşmenin getirdiği fırsatlar ve tehditler, dünyanın bütün ülkelerinde tartışılıyor.

*

Ülkelerin üretim güçlerini büyütmede direnilmesi değil, yönetilmesi gereken küreselleşme, Demokratik ülkelere yeni fırsatların kapılarını açarken, Otokratik ülkelere yeni tehditlerin kapılarını açıyor. Bunun için büyük küçük bütün ülkeler, her alanda köklü yenilikler yapmaya zorlayan küreselleşmenin, getirdiği fırsatlardan yararlanmak, yol açtığı tehditlerden kaçınmak için birbirleriyle yarışırken, birbirlerinin birikiminlerinden yararlanmaya çalışıyorlar.

*

Yönetimde, üretimde, tüketimde yalınlık peşinde koşan, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda gerekli üretimi özendiren, gereksiz tüketimi önleyen yeni küresel kuruluşlar, köklü dönüşümlerin öncüleri oluyorlar. Onlar bütün insanlar için hayatı kolaylaştıran yeni ürünleriyle, yeni hizmetleriyle, yeni yöntemleriyle, küreselleşmenin tehditlerini fırsatlara dönüştürüyorlar. Onların ellerinde, dünyanın çok boyutlu sorunları çatışarak değil, uzlaşarak çözülüyor.

*

Dünyadaki pek çok ülkeden daha büyük üretim gücüne ulaşan kuruluşlar, ürettikleri ürünlerle ekonomileri, savundukları değerlerle kültürleri etkiliyorlar. Onlar peşlerinden koşulan ürünleriyle, örnek alınan değerleriyle, ülkelerinin bayraklarını dünyanın bütün köşelerine taşıyorlar. Başarıları hem yerel, hem küresel düşünmelerine, hem yerel, hem küresel davranmalarına dayanıyor. Ve ne kadar yerelleşirlerse, o kadar küreselleşiyorlar. Onlara ülkelerin kapıları ardına kadar açılıyor.

*

Ürünleriyle olduğu kadar, değerleriyle genç yaşlı, kadın erkek bütün insanların beğenisini kazanan kuruluşlar, yakaladıkları fırsatlarla hem üretimde, hem yönetimde insanlar arasında ayrım gözetmeyen, demokratik yöntemlere yeni zenginlikler kazandırıyorlar. Onlarla McLuhan’ın yıllar önce gördüğü “Küresel Köy” rüyası gerçekleşiyor. Dünyanın hangi şehirinde yaşarlarsa yaşasınlar, insanlar arasındaki bilgi ve bilgelik alışverişi, geçmiş yıllarda hayal edilmeyen boyutlara ulaşıyor.

*

Dünyadaki gelişmelerin hızını yakalayan ülkeler, küreselleşmenin getirdiği fırsatları yakalamakta güçlük çekmezler. Onlar dünyanın her ülkesinde aranan ürünleriyle, bütün insanların örnek aldıkları değerleriyle, yaşanılan hayata bir yandan değer, bir yandan anlam kazandırıyorlar. Ve ürünleriyle, değerleriyle insanlığın değişmeyen sorunlarına, sürekli değişen yöntemlerle, kalıcı çözümler bulmak için birbirleriyle yarışıyorlar.

*

Küreselleşen dünyada, sıradan ürün üretenler değil, sıradışı ürün geliştirenler başarılı olurlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, değerleri baştacı edinenler, baştacı olacak ürünler üretirler.

*

Küreselleşmenin getirdiği fırsatlarını yakalayanlar, geleceklerini güvence altına alırlar.

22 Mayıs 2022, 11:59

"BİRLİK VAKFI VAKIF İNSANLAR YETİŞTİREN VAKIF AKADEMİSİDİR." SEZAİ KARAKOÇ KOŞU BİTTİKTEN SONRA KOŞMASINI BİLEN,"DİRİLMİŞ BİR GEÇMİŞ,AYDINLIK BİR GELECEK,ALTIN BİR ŞİMDİKİ ZAMAN" DİYEN, ''HAKİKAT MEDENİYETİ'' SEVDALISI OLAN, BİR MEDENİYET DÜŞÜNÜRÜDÜR. TEŞEKKÜRLER DEĞERLİ BİRLİK VAKFI YÖNETİCİLERİ,TEŞEKKÜRLER SEVGİLİ EDEBİYATÇI DOSTU, ''DİKSİYON VE EDEBİYAT'' DERGİSİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ MUSTAFA AYDIN

Bu yazı daha önce 06.05.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

22 Mayıs 2022, 12:36

DOĞU'DAN BATI'YA BÜTÜN DÜNYAYI EDEBİYATI MEDENİYET DÜŞÜNCEYİ EYLEM ŞİİRİ İMAN İÇİN BİLENLER DÖNÜŞTÜRÜRLER

Anadolu insanının düşünce tarihinde, yenilenme ve yabancılaşma akımlarının öncüleri edebiyatçılar olmuştur. Edebiyat ile medeniyet arasında kendine özgü, bir iletişim ve etkileşim vardır. Medeniyet edebiyatı, edebiyat medeniyeti zenginleştirir. Türkiye'nin geleceğini kendi medeniyetlerinde arayan edebiyatçılar, Anadolu insanının, düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmışlardır.

*

Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri çevresinde toplanan edebiyatçılar, Batı medeniyetinin değerlerine karşı İslam medeniyetinin değerlerini savunmuşlardır. Söz konusu dergilerin öncüleri olan, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve onları izleyen sanatçılar, medeniyetsiz edebiyat, edebiyatsız medeniyet olmayacağına inanmışlar ve edebiyatı medeniyet için bilmişlerdir.

*

Edebiyat sevdalısı Mehmet Nezir Eryarsoy, edebiyatı medeniyet için bilenlerden, Özdenören'in, hayatını, sanatını ve eserlerini, “Gül Yetiştiren Adam” isimli çalışmasında ele alarak, Türkiye'nin, dönüştürücü edebiyatçılarının düşünce ve eylem dünyalarını, büyük ölçüde aydınlatıyor. Özdenören, hayatını sanatıyla, sanatını hayatıyla bütünleştirmiştir. Denemeleriyle, hikayeleriyle, Anadolu insanına yol gösteren bir kutup yıldızı olmuştur.

*

Türk dünyasının büyük edebiyatçısı Cengiz Aytmatov'un dediği gibi, her yazar “kendi toplumunu” anlatır, kalıcı olanlar, “ulusal olanın ötesine geçerek”, evrensel değerleri yakalayanlardır. Özdenören de, edebiyatçının, kendi toplumunun, kendi çağının “türküsünü söylediğini”, bunu yaparken, çağındaki gelişmelerden sorumlu olduğu gerçeğini, unutmaması gerektiğini vurgular. O kutup yıldızları için, yolun hiçbir zaman kalabalıkların yolu olmadığının bilincindedir.

*

Çığır açan edebiyatcılar, yazmanın olduğu kadar okumanın da ustasıdırlar. Onlar bir sayfa yazmak için, kırk sayfa okumak gerektiğini çok iyi bilirler. Bazan bir cümle kırk cümle yazdırır. Bu yüzden, usta yazarlar, bir kuyumcu titizliğiyle, bir kelime, bir cümle, bir sayfa ve bir kitap ararlar. Özdenören hem “oku”, hem de “yaz” emri var diyenlerdendir. Ben kendi payıma, pek çok kitabı, Pakdil'in ve Özdenören'in tavsiyeleriyle okudum.

*

Özdenören her usta yazar gibi, yazdıklarıyla yetinmez. O her zaman, esas yazmak istediklerini yazamadığını düşünür. Bunun için, yazmaya hiç ara vermedi. Ömrünü okumaya ve yazmaya adadı. Bildiklerini ve düşündüklerini, paylaşmak için, sürekli yazmaktadır. Eryarsoy Özdenören ile birlikte çevresini de anlatarak, denemeleriyle, hikayeleriyle ve düşünceleriyle, Türk edebiyatında kendisine, geniş ve sağlam bir yer açtığını gözler önüne seriyor.

*

Edebiyatla silahlanan medeniyetler, cephelerde ve pazarlarda üstünlüklerini hiçbir zaman yitirmezler.

*

Köklü medeniyetleri olanların, silahlı güçlerinden önce silahsız güçleri dönüştürücü olurlar.

*

Edebiyatta değiştirici eserler vermeyenler, medeniyette kalıcı anıt eserler veremezler.

23 Mayıs 2022, 13:13

DOĞU BATI FARKI OLMAYAN DÜZ KARE DÜNYANIN EN ÖNEMLİ GÜVENCESİ TÜRK VE İSLAM DÜNYASI OLACAKTIR

Dünyada siyasi sınırlarla birlikte, ekonomik ve kültürel sınırlar da, önemlerini yitirdiler. Bütün ülkeler, her alanda birbirlerine bağımlı hale geldiler. Dünyanın düzleşmesiyle, Amerika dışında oluşan kümelenmelerle, yeni güç odakları doğru. Artık dünyada ekonomik güç denilince, akla Amerika ve Avrupa yanında, Müslüman Ülkeler Çin, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri geliyor. Çok odaklı bir dünya var.

*

Çok kutuplu dünyada, ülkeler ürettikleri ürünlerin katma değerleri ve üretim güçlerine göre, üç ana gruba ayrılırlar. Ülkelerin oluşturduğu güç üçgeninin üst kısmında bilgi, tabanında tarım, ortasında da sanayi ülkeleri yer alır. Dünya ülkeleri sıralamasında, bilgi ülkeleri en zengin, tarım ülkeleri en yoksul ülkelerdir. Türkiye benzeri, birinci gruba yakın ülkeler, dünyanın kilit ülkelerini oluştururlar.

*

Soğuk Savaş sonrasında, dünyanın büyük bir hız kazanan düzleşmesinden en çok yararlananlar, bilgi ülkeleri oldular. Tarım ülkeleri ise, dünyanın düzleşmesinden yeterince yararlanamadılar. Çünkü düzleşen dünyada, tedarik zincirlerinin yönetiminde, başkalarına iş verenler, başkalarının işini yapanlardan daha çok kazanırlar. İki grup arasında yer alan sanayi ülkeleri, bir köprü işlevi yüklenerek, düzleşen dünyanın yeni güç odağı olacaklar.

*

Brezilya, Rusya, Ukrayna, Malezya, Türkiye, Endonezya ve Meksika hem Amerika ve Avrupa gibi bilgi ülkelerinin, hem de Çin ve Hindistan gibi, tarım ülkelerinin özelliklerini taşırlar. Ara grubu oluşturan ülkeler Çin ve Hindistan''dan daha çok Amerika ve Avrupa''ya yakındırlar. Ancak onların her birinin birer bilgi ülkesi olabilmeleri için, almaları gereken oldukça uzun ve ince bir yol vardır.

*

Dünya ülkeleri arasında üçlü grubu anlamak için, Japonya''dan Kanada''ya, Arjantin''den Mısır''a kadar, en azından uçakla hava sahalarından geçmek gerekir. Çünkü Saint Augustine''nin vurguladığı gibi: ''Dünya bir kitaptır. Hiç yolculuk yapmayanlar, onun sürekli yalnızca bir sayfasını okurlar.'' Dünyanın nasıl düzleştiğini ve dünyadaki dengelerin nasıl değiştiğini anlamak için, dünyayı baştan sona gezmek ve görmek büyük önem taşır.

*

Amerika, Avrupa ve Çin olmak üzere üç ana odaklı dünyada, Amerika bütün dünyada güç yitirirken, Çin bütün dünyada güç kazanıyor. Türkiye''nin peşinden sürükleyeceği ülkelerle, yapacağı tercih, Amerika ile eşit ekonomik güce sahip Avrupa''nın yıldızını parlatacak ve Çin''in Avrupa ile olan ekonomik bağlarını güçlendirecektir.

*

Türkiye''nin kısa zamanda bilgi ülkesi özellikleri kazanabilmesi için, Avrupa''ya, Avrupa''nın da dünya gücü olmak için, Türkiye''ye ihtiyacı vardır. Çünkü bilgi ülkesi olmak, güçlü ülke olmaya yetmez.

*

Yeni güç odakları bilgi ülkelerinin değil, tarım ve sanayi ülkelerinin çevresinde oluşacaktır.

*

Düzleşen dünyada, bilgi ülkelerinden daha çok değişmesini bilen ülkeler ayakta kalırlar.

*

Düz kare dünyanın güçlüleri, dönüşerek dönüştürmesini bilen ülkelerdir.

24 Mayıs 2022, 12:05

İLETİŞİMDE VE ETKİLEŞİMDE İYİLER KÖTÜLERDEN DAHA ÇOK GÜÇ KAZANMADAN DÜNYA YAŞANIR VE GÜZEL KILINMAZ

Yirmi birinci yüzyılın başında, Yirminci yüzyılın ezberlerini bozan, köklü dönüşümler yaşanıyor. Geçen yüzyılda Avrupa’dan Amerika’ya kayan üretim gücü, gelen yüzyılda Amerika’dan Asya’ya kayıyor. İletişim alanında geçmişte görülmeyen baş döndürücü gelişmeler, bütün alanlarda hayal bile edilmeyen, zenginleşmelerin yolunu açıyor. İletişime hız kazandıran kuruluşlarda, bilgilendirmenin, haber yapmaktan daha çok, haber vermenin önemi artıyor.

*

İnsanların hem dönüşen, hem dönüştüren olduğu dönemde, dünyanın dönüşme hızına uyum sağlayamayan ülkeler, kurumlar, kuruluşlar, özne özelliklerini yitirerek, nesneye dönüşüyorlar. İletişimin ve ulaşımın hızının artarak devam etmesi, özneleşenlerin üretme, nesneleşenlerin tüketme güçlerine yeni kapılar açıyor. Uzakların yakınlaşmasıyla, yenilenmesini bilenlerin dönüştürme güçleri büyürken, bilmeyenlerin dönüşümü yönetme yetenekleri azalıyor.

*

Hiçbir ülkenin hiçbir ülkeye uzak olmadığı dünyada, yalnızca iletişim alanında değil, her alanda dürüstlük, en dönüştürücü güç kaynağı oluyor. Her insanın hem okur, hem yazar olduğu yeni iletişim dünyasında, bir haber bin yerden yanlışlanıyor ya da doğrulanıyor. Dünyanın her yanından milyarları aşan, okurlarıyla ve yazarlarıyla, okumaya ve yazmaya açık iletişim ağları, hiçbir engele takılmadan insanları bilgilendirirken bilgileniyorlar.

*

Dünyada her biri, bir devlet olma özelliği kazanan dönemde kuruluşlar arsında güç kaymalarının yaşanmasıyla, devletlerden bağımsız iletişim ağlarının güçleri yıldan yıla artıyor. Onlar hiçbir ayrım gözetmeden, okumak ve yazmak isteyen bütün insanlara sayfalarını açıyorlar. İster demokratik, ister otokratik olsun bütün ülkelerde, ulaşılmayacak bilgilere ulaşıyorlar, görülmeyecek insanları görüyorlar, duyulmayacak sesleri duyuyorlar.

*

Dünyada hiçbir ülkenin silahlı güçleri, bütün ülkelerin silahsız güçleri olan iletişim ağlarına savaş açamıyorlar. Dünyanın her ülkesinde, sayıları katlanarak artan yalancıların yalanları, üzerinden saatler geçmeden düzeltiliyor. Yanlış bilgi verenlerin yanlışları, her yerde doğruları açıklanarak denetleniyor. Onlar bütün ülkelerin sır perdelerin aralıyorlar, açıklık en büyük dönüştürücü güçtür diyerek, her kademedeki yöneticileri açık olmaya zorluyorlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde iletişim ağlarından yararlananlar, kötümserlikte yarışanlar karşısında, iyilikte yarışanların çoğunluğunu korumak için birbirleriyle yarışmak zorundalar. Onlar dünyada azınlığa düşerlerse, kötümserlerin sesleri iyimserlerin seslerinden daha çok çıkar, iyimserlik bulutları dağılırken, kötümserlik bulutları bütün dünyayı kaplar. Bunun için dünyada her insan, iletişim ağlarında iyimserlikleri büyütmek, kötümserlikleri küçültmek sorumluluğu taşır.

*

Dünyanın her yanında etkileşimde, kötümser iletişim değil, iyimser iletişim iyi iletişimdir.

*

İletişim iyimser olanlarla, iyimserliği arayanlarla, iyimserlikte yarışanlarla yararlı olur.

*

Dünyada küresel iletişim ağlarının gücü, iyimserliğin sinerjisinden kaynaklanır.

25 Mayıs 2022, 13:15

DÜNYANIN EKONOMİK SİYASAL KÜLTÜREL DÖNÜŞÜMÜNDE DEVLETLERDEN ÖNCE MİLLETLER YÖNLENDİRİCİ OLURLAR

Önce devlet değil, önce millet vardır diyen ülkelerin, Demokratik yönetimlerinin, Otokratik yönetimlere karşı en büyük güvenceleri, belirli dönemlerde tekrarlanan yerel ve genel seçimlerdir. Seçimlerde yönetilenler yönetenleri, silahla değil oyla değiştirirler. Seçimler ülkelerle birlikte, yönetime gelmek isteyen siyasal partileri, dünyadaki dönüşümlere uyum sağlama yolunda, sürekli yenilenmek zorunda bırakırlar.

*

Ülkelerde seçimler olmazsa, siyasal partiler arasında yarışma ve canlılık olmaz. Demokratik ülkelerde seçimler ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın ana dinamiğini oluştururlar. Demokratik kültürü zenginleşmeyen ülkelerde, siyasal partiler oy vermeyen seçmenlerle değil, darbelerle kapatılırlar.Tarihin her döneminde darbeler, ülkelerin ekonomik yapısına ve kültürel dokusuna en büyük zararı vermişlerdir.

*

Seçimlerde son sözü, devlet söylemez millet söyler, yönetenler susarlar, yönetilenler konuşurlar. Seçimlerde yönetilenler yöneticileri değiştirmezlerse, yöneticiler seçimleri değiştirirler. Seçmensiz seçim olmadığı gibi, seçimsiz Demokrasi olmaz. Bu yüzden Demokrasilerde, seçimlerin vazgeçilmez bir yerleri vardır. Seçimler devlete karşı, milletin elindeki en güçlü ve en önemli silahtır.

*

Yirmi birinci yüzyılın başında, Amerika’nın Irak’a, Afganistan’a, Libya’ya Demokrasi ihraç etme adına, bütün şehirlerini yakıp yıkması, çocuk, kadın ve yaşlı demeden, milyonlarca insanı öldürmesi, Müslüman ülkelerdeki Demokratik hareketlerin önemini, bütün dünyanın gündemine taşımıştır. Batı dünyasının, Atina’yı örnek alan Demokrasine karşı, İslam dünyası Medine’yi örnek alan Demokrasisini, geliştirmek ve zenginleştirmek zorundadır.

*

Atina’ya bakan Demokrasilerde insanların sayılarına bakılır, Medine’ye bakan Demokrasilerde insanların hem kafalarının sayılarına,hem kafalarının içlerine bakılır. Toplumlarda insanların sayılarıyla birlikte, değerleri büyük önem taşır. Toplumların çoğunluğu iyilikleri kötülüklerden, doğrulukları yanlışlıklardan ayırmasını bilirler.Yönetilenlerin çoğunluğu iyilik ve doğruluk isterlerse, iyi ve doğru yöneticileri seçerler.

*

Muhammed Hamidullah’ın kitaplarında vurguladığı gibi, bütün yönetilenlerin kabul etmeleri şartıyla, “ Dört Halife” döneminde değişik yöntemler uygulamıştır. Medine’de yöneticilerin seçilmeleri konusunda, değişmez bir yöntem önerilmemiştir. Yönetenlere ve yönetilenlere, dönemlerine uygun yönetimin seçilmesi, uygulanması ve geliştirilmesi sorumluluğu yüklenilmiştir. Yöntemler zamana göre, değişen ve gelişen araçlardır.

*

Demokratik ülkelerde, yararsız eski yöntemlar bırakılır, yararlı yeni yöntemler seçilir.

*

Dünyada milletlerin güçleri, her alanda yeni olmasını bilmelerinden kaynaklanır.

*

Dünyanın her yanında, yönetilenler değişmezlerse, yönetenler değişmezler.

26 Mayıs 2022, 12:40

HAYATIN CANLILIĞI ÖZÜ DEĞİL SÖZÜ YENİLEYEREK KORUNUR

İnsanlık tarihinin her döneminde bütün ülkeler, bir coğrafyada büyüyen, bir coğrafyada küçülen, birlikte yaşamanın getirdiği ekonomik, siyasal ve kültürel sorunlarla karşı karşıya gelirler. Ülkelerin değişik alanlardaki canlılıkları, geçmişten geleceğe yılların akışındaki belirleyici dinamikleri, yakalamasını bilmelerinden kaynaklanır. Geçmiş yılların dinamiklerini, gelecek yıllara taşımada, sözlerden önce özler, sorun çözücü ve çözüm üretici olurlar.

*

Zamanın akışındaki dönüşümlerin farkında olan yönetimler, hayata canlılık kazandırarak bütün alanlarda üretim gücünü zenginleştirirler. Onlar çevrelerindeki ülkelerden üreten insanları çeken, büyük çekim alanları oluştururlar. Onların yönetiminde ve denetiminde, sürekli yeni açılımlar kazanan, canlılıklarını hiç yitirmeyen yerleşim yerleri, görünen yüzleriyle ekonomileri, görünmeyen yüzleriyle kültürleri zenginleştirirler.

*

Dünyanın her ülkesinde odak şehirlerde, yüzyıllar içinde işlevini tamamlayan yapılar yıkılmadan, geliştirilerek yeni işlevler kazanırken, kültürler özlerini yenilerek canlılıklarını korurlar. Kültürlerin ve ekonomilerin canlılıkları, özlerini özenle korunması yanında, sözlerin sürekli yenilenmesinden kaynaklanırlar. Kültürler ve ekonomiler yenilenmeden durmadan tekrarlanırlarsa, doğurganlıklarını yitirerek yoksullaşırlar.

*

Düzenli olarak her alanda açılan yeni sayfalarla, kültürlere ve ekonomilere yeni zenginlik kapıları açılır. Yenilik peşinde koşanlar, Tom Peters’in “The Circle of Innovation” kitabında vurguladığı gibi, “Silgisiz yaşanmaz” demesini bilirler. Toplumlar önemlerini yitiren bilgileri unutmazlarsa, unutulmayacak yeni bilgiler geliştiremezler. Kültürde ve ekonomide çığır açıcı olmak isteyenler, yarar getirmeyen eskilere değil, açılım getiren yenilere önem verirler.

*

Yirmi birinci yüzyılın toplumları, geçmişin işlevlerini yitirmiş bilgi birikimlerini tekrarlaya tekrarlaya değil, yüzyılların birikimini ekonomik ve kültürel hayata kazandıra kazandıra üretim güçlerini büyütürler. Geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi, gelecek yüzyıllara damgalarını eski dönemlerin bilgilerini tekrarlayanlardan önce, yaşadıkları dönemin bilgilerini geliştirenler vururlar. Onlar eski dönemin bir kapısını kapatırken, yeni dönemin bin kapısını açarlar.

*

Yaşadıkları yüzyılda yeniden doğmasını, yeni olmasını bilenler,bütün insanlığın bilgi birikiminden yararlanırken, sıradanlaşan bilgilere takılmadan, sıradışı bilgilerin peşine düşerler. Onlar meyvadaki çekirdekte ağacı görerek, kültürde ve ekonomide, üretim patlamasına yol açan, hem yıkıcı hem yapıcı yenilikler yaparlar. Zamanında çok özgün olan ürünler, hizmetler, bilgiler yıllar geçmeden, özgünlüklerini yitirerek sıradanlaşırlar.

*

İnsanların hayatını kolaylaştıranların önüne, hayatın her boyutunda sınırsız yenilik kapıları açılır.

*

“Eski satanların zamanı geçti biz yeniler satıyoruz” diyenlerin, önünde hiçbir güç duramaz.

*

Özler değişmez sözler değişir, sözleri koruyanlar değil, özleri koruyanlar yenilik yaparlar.

27 Mayıs 2022, 12:20

KARE DÜNYANIN BÜTÜN ÜLKELERİNDE DEMOKRATİK YÖNETİMLERDEN ÖNCE OTOKRATİK YÖNETİMLER GELİRLER

Dünyanın hiçbir ülkesinde, çoğunluğun değerlerini göz ardı eden, milletin sesine önem vermeyen Otokratik yönetimler, uzun dönemde varlıklarını koruyamazlar. Bu yüzden Amerika gibi, dünyanın en zengin doğal kaynaklarına sahip olan Sovyetler Birliği, içeriden ve dışarıdan bir savaşla karşılaşmadan, büyük bir üretim güçsüzlüğüne düşerek, kendi kendine dağılmak zorunda kalmıştır. Kızıl Ordu’nun vurucu gücü, Birliği ayakta tutmaya yetmemiştir.

*

Dünyanın her yanında çoğunluk yanlışta birleşmediği gibi, çoğunluğun karşısında en güçlü ordular güçlerini yitirirler. Francis Fukuyama Sovyet Cumhuriyetlerinin dağılmasından sonra,Marks’ın toplumsal gelişmeyi açıklamada yararlandığı beşli sınıflamanın geçerliğini yitirdiğini öne sürerek, aynı isimdeki kitabında, “Tarihin Sonu”nun geldiğini ortaya koymuştur. Artık Kapital’de öngörüldüğü gibi, Komünizm’den önce Kapitalizm gelmeyecektir.

*

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, Komünizm’in ömrünü tamamlaması, bütün yönetimlere Otokratik yönetimlerden önce, Demokratik yönetimlerin değil, Demoratik yönetimlerden önce Otokratik yönetimlerin geldiğini göstermiştir. Ülkeler arasındaki uzaklık yakınlık, gece gündüz farkının önemini yitirdiği dünyada, bırakın Otokratik yönetimleri, gelişmelere uyum sağlamak için, sürekli yenilenmeyen Demokratik yönetimlere de yer yoktur.

*

Yönetimlerin açıklık içinde,sürekli yeniden yapılanmaya,önem vermek zorunda oldukları, karanlık alanların olmadığı dünyada, içtenlikle davranmayan yönetenlere ve yönetilenlere, hem Demokratik hem Otokratik ülkelerde, kimse güven duymayacaktır. Oluşmakta olan dünyada, hiçbir Otokratik yönetimin,siyasal sınırların arkasına çekilerek, dünyadaki gelişmeleri izlemesi, ekonomik ve kültürel sınırlarını, genişletmesi mümkün değildir.

*

Sınırların büyük bir geçirgenlik kazanmasıyla, iki kutupluluktan çok kutupluluğa evrilen dünyada, ülkeler dünya ülkeleriyle ekonomik, siyasal ve kültürel bağlarını, ne kadar güçlendirirlerse, söz konusu alanlardaki üretim güçlerini o kadar zenginleştirirler. Soğuk Savaş dönemlerinin, ekonomik bağımsızlık peşinde koşan, dışalıma ve dışsatıma kapalı ülkelerinin yerlerine, dışsatım kadar dışalıma önem veren ülkeler geçiyor.

*

Otokratik yönetimler karşı Demokratik yönetimlerin güçleri, toplumun bütün kesimlerinin, yönetime katılmalarından ve üretimi paylaşmalarından kaynaklanır. Bütün ülkelerde, her alanda üretime ve yönetime yeni açılımlar kazandırmak için, yönetenlerle yönetilenlerin, karşılıklı yardımlaşmaları ve dayanışmaları, “olmazsa olmaz”ların başında, ilk sıralarda yer alır. Ülkelerin üretim gücünü takım çalışmasına yatkın olanlar geliştirir.

*

Otokratik ülkeler değişimlere direnirler, Demokratik ülkeler değişimleri yönetirler.

*

Değişimlerin fırsatları değerlendirilmeden, tehditlerinin üstesinden gelinmez.

*

Dünyayı amaçlarla araçları, birbirlerinden ayırmasını bilenler değiştirirler.

28 Mayıs 2022, 12:41

FATİH İSLAM DÜNYASININ KIZIL ELMA'SI İSTANBUL'A EL VEREREK İKİ KITAYI VE İKİ DENİZİ İSTANBUL'DA BULUŞTURMUŞTUR

Türklerin Asya'dan Avrupa'ya yürüyüşlerinde, Fatih'in bütün Müslüman devletlerin “Kızıl Elma”sı olan İstanbul'u alması, dünya tarihinde köklü dönüşümlere yol açmıştır. İstanbul'un Türklerin eline geçmesiyle, Roma İmparatorluğu ömrünü tamamlamıştır, “Ortaçağ” sona ererek, “Yakınçağ” başlamıştır. Doyma bilmez bilgi ve bilgelik arayıcısı olan Fatih, dünyanın ilk ve tek “çağ açan” ve “çağ kapayan” sultanıdır.

*

Türkler, Yahya Kemal'in, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! / Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. / Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul ! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diyerek, anlattığı İstanbul'u, sur içine sıkışmış harap bir şehir devleti olarak teslim almışlardır. İstanbul Roma İmparatorluğu'nun ömrünü uzatmak için, Konstantin tarafından “İkinci Roma” olarak kurulmuştur. “Birinci Roma”nın kısa işgali sırasında en büyük yıkımı yaşayan İstanbul, yeniden inşa edilememiştir. Konstantiniyye Türklerin elinde İstanbul olmuştur.

*

Avrupa'nın Asya ve Afrika'ya yürüyüşü, İslam'ın doğuşuyla durmuştd/ur. İslam'ın ilk yıllarında, Araplar Irak, Suriye, Filistin, Türkistan, Anadolu, Mısır, Kuzey Afrika ve İspanya'ya uzanarak, Türklere İstanbul'dan sonra Viyana'nın da kapılarını açmışlardır. İslam'ın ilk yıllarındaki mucizevi gelişme, Osmanlı'nın ilk yıllarında da görülür. Üç sultan: Fatih, Yavuz, Kanuni, Üç başkent: Bursa, Edirne, İstanbul, “Cihan Devleti” Osmanlı'nın mimarlarıdır.

*

Osmanlı Devleti'nin uzun ömürlü olmasının kaynağında, derin bir tarih bilinci, zengin bir düşünce birikimi ve eşsiz bir eylem gücü vardır. Fatih medeniyetlerin harman olduğu İstanbul'da, yeni bir medeniyetin temellerini atmıştır. O Ayasofya'nın kubbesindeki haçı hilale dönüştürmekle yetinmemiş, Roma'dan kalan harabelerin üzerine Fatih medreselerini ve camisini inşa etmiştir. “Ilımlı, yalın, özentisiz” bilinen Sultan, her eyleminde medeniyeti iman için bildiğini vurgulamış, çarşıyla camiyi bütünleştirmiştir.

*

Fatih “Bendeki bu sevinci görürsünüz, Konstantiniyye fethine sevinir sanman, Akşemseddin benim zamanımda olduğunu sevünürün” demekten mutluluk duyar. Cahit Tanyol'un “Fetih Destanı”nda vurguladığı gibi: Osmanlı Devleti'nde, “Düşünceyi, yeni bir dünya ve devlet görüşünü Akşemseddin, eylem ve yaşantıyı da Fatih temsil etmektedir.” Bir devlet yöneticisi, düşüncenin dervişi eylemin velisi olmazsa, tarihte kendisine sağlam bir yer açamaz.

*

Osmanlı toplumunun temellerinde, devletin sultanlarından daha çok gönül dünyasının sultanları vardır. Edebali”siz, Emir Sultan'sız, Hacı Bayram'sız, Akşemseddin'siz, Hacı Bektaş'sız bir Anadolu'da; üç kıta ve iki denizde söz sahibi olan, bir Osmanlı Devleti düşünülemez. Türkler Sinan ile şehirleri, Yunus ile gönülleri kazanmışlardır.

*

Düşünce eyleme eylem düşünceye yeni boyutlar kazandırır. Düşüncesiz eylem etkisiz, eylemsiz düşünce güçsüz olur.

*

Yakınçağ'ı açan Fatih düşüncenin dervişi eylemin velisidir. Dünyada “Kişiler 'keramet'le değil, 'feragat'le veli olurlar.”

*

Fatih İstanbul'u fethetmez İstanbul Fatih'i fetheder. İstanbul'da Eyüp Medine, Üsküdar Mekke toprağıdır.

*

Kadıköy İstanbul'un Kudüs kapısıdır. Kudüs'e giden bütün yollar Kadıköy'den geçer.

29 Mayıs 2022, 12:29

AÇIK DEMOKRATİK YÖNETİMLER KARŞISINDA KAPALI OTOKRATİK YÖNETİMLERİN GÜNEŞLERİ BİR BİR BATIYOR

Dünyada yeni ayrışma ekseninin, bir yanını Amerika’nın başını çektiği demokratik ülkeler, bir yanını Çin’nin peşinden sürüklediği otokratik ülkeler oluşturuyor. Değişen yöneticiler karşısında, değişmeyen yöneticiler toplumları yoksullaştırıyorlar. Siyasal sınırların geçmiş yüzyıllarda, benzeri görülmeyen bir esneklik kazanmalarıyla, ülkelerin ekonomik yapıları, kültürel dokuları, yönetim yöntemleri arasındaki büyük farklılıkları, bütün insanlar görüyorlar.

*

Ülkelerin birbirlerine bağımlılıklarının yıldan yıla güçlenerek artığı bir yüzyılda, barış dönemlerinde kazanılan zenginlikler, savaş dönemlerinde güneşli havaların buzları gibi, eriyerek yok oluyorlar. Üstünlüklerini koruyanlara üstünlüklerini koruyamayanlardan, çok daha büyük bedeller ödeten yeni dünya savaşları, bütün ülkeleri yoksullaştırıyorlar. Ürettiklerinden komşularına vermeyenlerin, ürettiklerini komşuları savaşlarla ellerinden bir bir alıyorlar.

*

Sanayi toplumlarının bilgi toplumlarına evrildikleri bir dönemde, silahlı güçlerle sınırlarını genişletmeye çalışan yönetimler, doğdukları ve doydukları vatanlarını sevmeyi ve korumayı asker süngüsüyle, polis copuyla güvence altına alamazlar. Fas’ta yaşayan İspanyol yazar Juan Goytisolo’nun “ Vatan bütün kötülüklerin anasıdır” diyerek, kendi küllerinden doğan “Anka Kuşu” olmayı, vatan saplantısından kurtulmak için, her şeye sıfırdan başlamayı öneriyor.

*

Dünyanın görünen ve görünmeyen kaynaklarıyla, bütün insanların ortak vatanı olduğu bir yüzyılda, yaşadıkları vatanlarının topraklarını genişletmeye kalkışanlar, vatan sınırlarının arkasına çekilmek zorunda kalarak yalnızlaşıyorlar. Onlar Rusya gibi, Çin gibi, pazarlarda silahsız güçlerle çözülmesi gereken sorunları, cephelerde silahlarla çözmeye çalışarak, karşılarındaki ülkelere verdikleri zararlardan, kat kat fazlasını kendilerine veriyorlar.

*

Ülkeler için dünyanın bir vatana, her vatanın bir dünyaya dönüştüğü yüzyılda, bütün kıtalardaki otokratik yönetimlerin güçleri azalırken, hangi kıtada olurlarsa olsunlar, bütün demokratik yönetimlerin güçleri artıyor. Kendilerini bütün insanlığın ve bütün dünyanın doğal mirasçıları olarak gören, iki kapılı dünyayı insanların ortak vatanı bilen Müslümanlar, demokratik yönetimlerin geliştirerek, barış dünyasının mimarları olmaya hazırlanıyorlar.

*

Asya gibi, Afrika gibi, Avrupa’yı da bütün insanlığın ortak vatan gören, sevdikleri coğrafyalar kadar, yaşadıkları coğrafyaları da Ademoğullarının vatanı bilen, Medine’de Son Peygamberle temelleri atılan birlikte yaşamanın ilkelerine özen gösteren Müslümanlar, her çoğrafyayı savaş değil, barış coğrafyası yaparlar. Onlar din, dil, renk ayrımı gözetmeyen, bütün peygamberlere saygı gösteren değerleriyle, insanların hem koruyucuları, hem güvenceleri olurlar.

*

Ortak vatan ne kadar büyütülürse, o kadar güvence altına alınır, kimse işgal etmeye kalkışmaz.

*

Dünyada açık demokratik yönetimlerin, kapalı otokratik yönetimlerden üstünlüğü biliniyor.

*

Demokratik yönetimleri yetersiz bulanlar, otokratik yönetimlerin tuzağına düşerler.

30 Mayıs 2022, 12:08

YENİ YÜZYILDA HER İNSAN ÜRÜN HİZMET BİLGİ ÜRETEN BİR ŞİRKET GİBİ OLMAK ZORUNDADIR

Yirmi birinci yüzyıl, özel, kamu ve gönüllü kuruluşlarıyla, bir arada yaşama yüzyılı olma, yolunda hızla ilerlemektedir. İster kazanç amaçlı olsun, ister kazanç amaçsız olsun, bütün ülkelerin, ekonomik, siyasal ve kültürel güçlerinin kaynağında şirketler vardır. Dünyada tartışılan sorunların başında, büyük ya da küçük şirketlerin, yönetimi, denetimi, kurumsal, kamusal ve kültürel sorumlulukları gelmektedir. Şirketlerin özel bilançoları kadar, çevreye etkilerini gösteren, toplumsal bilançoları da önem kazanmıştır.

*

Şirketler yüzyılında, ömrünü kuruluşları geliştirmeye adayan, yönetimi bir bilime dönüştüren, Peter Drucker’ın vurguladığı gibi: “Her insan bir şirkettir.” Dünyada başarılı olmak, şirketi yönetmesini bilmeye bağlıdır. Şirketlerin yol açtıkları, olumlu ve olumsuz dışsal etkilerden, bütün insanlar sorumludur. Herkes ürettiği bilgilerle, ürünlerle ve hizmetlerle, kişisel ve kurumsal şirketine değer kazandırmak zorundadır. Dünyanın her yerinde, bütün şirketlerin toplumsal katkıları, dünyadan aldıkları girdilerle, dünyaya verdikleri çıktılar karşılaştırılarak hesaplanır.

*

Sosyal ve teknik bilimlerdeki gelişmelerle, bütün dünyada bilinen işletme ve yönetim işlevleri, yeni açılımlar ve yeni boyutlar kazanmıştır. Şirketler dünyasında benim şirketim benim, senin şirketin senin diyen, bencil şirketler olduğu gibi, benim şirketim senin şirketin yok, bizim şirketimiz var diyen, bizcil şirketler de vardır. Gelirleri ve giderleri paylaşmakta, güçlük çekmeyen şirketler, dünyanın büyük kültür ve ekonomi havuzuna, aldıkları sudan çok daha fazla su taşırlar. Paylaşmasını bilmeyen bencil şirketler, dünyanın ortak kaynaklarını sorumsuzca tüketirler.

*

Yönetimin öncülerinden Tom Peters, bir çalışandan bir kalıcı ürüne, bir insandan bir şirkete dönüşmenin, elli yolunu ayrıntılı olarak anlatır. Şirketlerin büyük işlev yüklendiği bir yüzyılda, her insan kendisini bir şirkete dönüştürecek, bir üretim yapmanın rüyasını görür. Her rüya gören insan, bir Mimar Sinan olmaz. Ancak bir Mimar Sinan olacak insan, rüya gören insanlar arasından çıkar. Dünyanın her yerinde, rüyası olan bir insan, üreten bir şirket olmasını bilir. Her insan bir rüyadır, her rüya bir şirkettir. Rüyası olanın şirketi olur.

*

Katılıma ve paylaşmaya dayanan şirketler için iyi olan, Türkiye için iyidir, dünya için iyidir. Üreten tüketicilerin ve tüketen üreticilerin oluşturdukları şirketler, “Vikipedi” gibi, dünyanın ekonomik yapısında olduğu kadar, kültürel dokusunda da köklü dönüşümlere yol açarlar. Onlar açık yönetimleri, açık üretimleri, açık tüketimleriyle, tabiat düşmanı ekonomiden, tabiat dostu ekonomiye geçişe, hız ve yoğunluk kazandırırlar. Tüketmeden önce üretmeye odaklanan, hem üretiçi hem tüketici olan şirketler, dünyanın ortak geleceğinin, en büyük güvencesi olacaklardır.

*

Karşılık bağımlılıkla birlikte, kültürel ve ekonomik etkileşimin, doruk noktasına çıktığı şirketler dünyasında, “alışveriş” daha çok “verişalış”, ekonomik zenginliğin ve kültürel derinliğin temelidir. Ülkelerin yeni güç kaynağı, doğal zenginlik değil, her insanı üreten ve tüketen, bir şirkete dönüştüren kültürel zenginliktir. Yitirilen Cennet tüketmeden önce üreten, bir şirket olmasını bilen, insanların başları üstündedir. Ülkelerin ekonomik zenginliği ve kültürel derinliği, alnının terinin karşılığından, daha fazlasına özenmeyen insanlarla, yeni açılımlar kazanır. Üretmeden tüketmeyenlerin, çoğunlukta olduğu bir dünyada, işsizlik, savurganlık, yoksulluk ve yolsuzluk olmaz.

*

Hayatın her alanında, üreten bir şirket olmasını bilmek, sorumluluk taşımayı bilmektir.

*

Kültürde ve ekonomide insanlar, gereksiz tüketimlerinden sorumludur.

*

Dünyada yararsız üretimden, uzak durmak herkesin görevidir.

31 Mayıs 2022, 11:36

DÜNYANIN NERESİNDE OLURLARSA OLSUNLAR BÜTÜN AİLELERDE BİR ARTI BİR HER ZAMAN İKİDEN BÜYÜKTÜR

Ülkelerin güçleri doğal zenginliklerinden kaynaklanmadığı için, Brezilya zengin, Japonya yoksul değildir. Toplumların ekonomik gücünün arttırılmasında, doğal kaynaklar önemli yer tutarlar. Ancak doğal kaynakları ürüne dönüştürecek bilgi birikimi ve insan gücü yoksa, yer altının maden cevheriyle dolu olmasının, ekonomik açıdan anlamı olmaz. Çünkü denizdeki balık sermaye olmadığı gibi, yer altındaki altın hazine değildir. Ham maddede ürünü gören, kişiler ve kuruluşlar olmadıkça, ülkelerin üretim gücü büyütülemez.

*

Sanayi toplumlarından bilgi toplumlarına geçiş, hız ve yoğunluk kazandıkça, ekonomik gücü büyütmede ağırlık, makina ve kol gücünden, aile ve kurumlaşma gücüne doğru kaymaktadır. Bilgi toplumunda ekonomik gücün kaynağını, aile gibi yapılanan bilgiye dayalı, ürün ve hizmet üreten kuruluşlar oluşturmaktadır. Ekonomi kitaplarında ana üretim faktörlerinin, doğal kaynak, emek ve sermaye olduğunun üzerinde önemle durulur. Alvin Toffler, "Evinizde hala ekonominin doğal kaynak, sermaye ve emek gibi,üç ana faktöre dayandığını yazan kitaplar varsa, hemen onları,hiçbir şey kaybetmazsiniz" demektedir.

*

Bütün dünyada üretim faktörlerinin başında, bilgi birikimi yanında, aile gibi yapılanma gücü geliyor. Yeni ekonomide bilgi, bir aile gibi yardımlaşmada, paylaşmada ve dayanışmada kilit ve belirleyici bir işlev yüklenmiştir. Bu yüzden bugünün değil, dünün doğrularını ele alan, bütün kitaplar geçerliliklerini yitirmişlerdir. Ekonomik hayatın ilkeleri gibi sosyal, siyasal ve kültürel hayatın ilkeleri de değişmektedir. Değişime ayak uydurmak için, bütün kuruluşların son gelişmeler ışığında, kendilerini yenilemeleri ve yeniden yapılanmaları gerekir.

*

Yirmi birinci yüzyılda kuruluşların tedarikçileriyle, ortaklarıyla, çalışanlarıyla ve müşterileriyle birlikte, bir aile gibi yapılanmaları, satışlar yanında verimliliği arttırmaktadır. Aileler toplumların olduğu kadar, ekonomilerin de temel taşlarıdır. Aile arasında yardımlaşma doruk noktasındadır. Aileleri örnek alarak yapılanan kuruluşlarda, bir artı bir her zaman ikiden daha fazladır. Dünyanın başarılı kuruluşlarını, aileleri örnek alanlar oluştururlar. Aile üyeleri arasında, görev ve sorumluluklar açıkça bilinir. Amaç hep birlikte, ailenin üretim gücünü geliştirmektir.

*

Takım çalışmasına yatkın, kurumların başında aileler gelir. Pazarlamanın öncülerinden Philip Kotler, kuruluşları çiftçiler gibi, bahçıvanlar gibi olmaya davet eder. Başarılı bahçıvanlar aile gibi, yapılanmış kuruluşların içinden çıkar. Aile gibi yapılananlarda, takım çalışması, en büyük motivasyon kaynağı olur. Hizmetin öne çıktığı kuruluşlarda, binalar, bilgisayarlar, ulaşım ve haberleşme araçları gibi, görünen varlıkları yanında, müşteriler, çalışanların çevresi, kuruluşun ürünleri ve toplumdaki değeri, görünmeyen varlıklarını oluştururlar.

*

Aile içi ilişkilerde her zaman, dürüstlük ve karşılıklı güven önemlidir. Aileleri entelektüel zekalarından önce, duygusal zekaları ayakta tutar. Ailenin temelinde, kusursuzluğu arama ve bulma yolunda, hoşgörü ve yardımlaşma vardır. Ailenin bütün üyeleri, kusursuz aile arayanların, ailesiz kalacaklarını bilirler. Aileler orkestralar gibi, takım çalışmasının şah örneklerini verirler. Aile üyeleri kendilerini, hiçbir zaman olta elinde balık peşinde koşan balıkçılar olarak değil, balıkları besleyip büyüten yetiştiriciler olarak görürler.

*

Aileler takım çalışmasına dayanan, her dönemde önemini koruyan, kurumların başında gelirler.

*

İnsanlar ekonomik ve kültürel alanda, en önemli deneyimleri, aile ortamında kazanırlar.

*

Ailelerin yönetiminde başarılı olanlar, hayatın her alanında üretimi artırırlar.