ÜLKELER BİLGE AYDINLARIYLA DÜNYAYA KUSURSUZ ÜRÜNLERİYLE KÜRESEL PAZARLARA AÇILIRLAR
Ülkeleri oldukları gibi değil, olmaları gerektiği gibi görerek, hayatı sevdirmek ve yaşanır kılmak, her aydının en başta gelen görevidir. Ülkelerde yönetilenlerle yönetenler arasında uyumun ve dengenin sağlanmasında, aydınlar çok büyük bir sorumluluk yüklenirler. Hayatın her alanındaki çalışmalar, aydınların katılımıyla yeni açılımlar kazanırlar. Bu yüzden bütün ülkelerde, aydınların görevleri ve sorumlulukları, sürekli gündemde tutuluyor.
*
Toplumların bütün kesimleriyle, ekonomik,siyasal ve kültürel süreçlere katıldığı ülkelerde, iyilikleri özendirmek kadar, kötülükleri önlemek de, hem yönetenler hem yönetilenler tarafından içtenlikle benimsenir. Ülkeler ağaçlara benzerler, nasıl ağaçların büyümeleri, dallar ve gövde arasındaki yardımlaşmaya bağlıysa, ülkelerin gelişmeleri de, değişik kesimleri arasındaki dayanışmaya bağlıdır. Paylaşmasını bilmeyen ülkeler zenginleşemezler.
*
Ağaçların büyümeleri gibi, ülkelerin ekonomik büyümelerinin, doğal sınırlar içinde olması büyük önem taşır. Ekonomik ve kültürel yapılar arasındaki uyumu bozarak, katılımı önleyen ülkeler, doğal yapıyı altüst ederler, farkında olmadan büyük krizlere yol açarlar. Dünyanın bütün ülkelerinde, demokratik dokunun güçlenmesi, ekonomik yapının güçlenmesine bağlıdır. Ekonomik atılımlar, kültürel atılımlara dayanırlar.
*
Yönetenleriyle ve yönetilenleriyle ülkelerde, bütün kesimlerin misyonları, her boyutuyla hayatın zorunlu, kolaylaştıcı ve güzelleştirici ihtiyaçlarını karşılamaktır. Ülkelerin güçleri her zaman, tüketen ellerden değil, üreten ellerden kaynaklanır. Bunun için bütün dünyada, güçlü olmak isteyen ülkeler, yoksullar gibi tüketmeyi, varlıklılar gibi üretmeyi hem öğrenmek,hem öğretmek zorundadırlar. Bütün ülkeler geleceğe, üretmesini bilenlerle taşınırlar.
*
Hayatın her alanında, katılımcılığın geliştiği ülkelerde, insanlar birbirleriyle tüketen eller olmak için değil, üreten eller olmak için yarışırlar. Onlar ürettikleriyle güç, tükettikleriyle değer kazanırlar. Yönetenler ülkelerin en düşük gelirliler gibi tüketmeye çalışırlarsa, yönetilenler en yüksek gelirlileri gibi üretmeye daha çok çalışırlar. Yalın yaşamanın erdem olduğu toplumlarda, hiç kimse yoksul düşmez, herkesin zorunlu ihtiyaçları karşılanır.
*
Ülkelerde üretim ve yönetim, paylaşımla ve katılımla büyüyen çok boyutlu alanlardır. Yönetenlerin ve yönetilenlerin üretimi ve yönetimi paylaşımı, genç yaşlı herkesi hem iyi üretici, hem iyi tüketici olmaya zorlar. Yemede, içmede, giymede oluşan ortak değerler, toplumun bütün kesimlerinin, buluştuğu ortak bir alan oluşturur. Tüketimde sağlanan eşitlik, üretimdeki artışların, en güçlü dinamiğini olur. Tüketimin çırağı olanlar, üretimin ustası olurlar.
*
Yönetenler üretici olmazlarsa, yönetilenler tüketici olmanın çekiçiliğine kapılırlar.
*
Yoksullar gibi tüketmeyen insanlar, hiçbir alanda varlıklılar gibi üretmezler.
*
Dünyadaki krizler, üretmeden tüketen, savurganlardan kaynaklanır.