Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Aralık 2022

40 yazı

1 Aralık 2022, 11:49

DÜNYAYA BARIŞI İŞLERİ İYİ YAPAN YÖNETİCİLER DEĞİL İYİ İŞLERİ YAPAN LİDERLER GETİRİRLER

Bu yazı daha önce 12.11.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ekonomik, siyasal ve kültürel dönüşümlerin kaynağında, kendisi için istediğini bütün insanlar için isteyen liderler vardır. Onlar insanlığın bilgi ve bilgelik hazinelerinin, paylaşıldıkça zenginleştiğini bilirler. Liderlerin güçleri, dürüstlükte sınır tanımayan, açıklıklarından kaynaklanır. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, ilkesizliğe kesinlikle yer yoktur, düşünceleri eylemlerine, eylemleri düşüncelerine yansır.

*

Görünmeyen dünyayı yok sayarak, kutsal kültürün değerlerinden daha çok, görünen dünyanın ekonomik değerlerine önem vermek, bütün dünyanın sorumsuzca yağmalanmasına yol açacak, büyük bir savurganlığın ateşleyicisi olmaktır. Gökyüzünün değerleri, yeryüzünün doğrularının işaret fişekleridir. Onların ışığından yararlanmayanlar, gösterdikleri yönü izlemeyenler, yeryüzünün şiirini yakalayamazlar, dünyayı bütün insanlar için yaşanır kılamazlar.

*

Dünyayı dönüştüren liderler, kutsal kültürün iyilikte yarışan, öncülerinin arasından çıkmışlardır. Onlar dürüstlükte, açıklıkta, cesarette ve güzellikte, yarışmanın en güzel örneklerini vermişler, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, çığır açmışlar, bütün insanlığın izlediği değişmez örnekler olmuşlardır. Tarihin her döneminde ve dünyanın her yanında, liderleri lider yapan inandıkları yolda, karşılarına çıkan bütün engelleri, sabırla ve cesaretle aşmayı bilmeleri olmuştur.

*

Liderlik alanında yaptığı araştırmalarıyla bilinen Warren Bennis, “Bir Lider Olabilmek” kitabında, liderlerle yöneticilerin özelliklerini karşılaştırarak tartışır. Toplumları yönetici niteliklerinden önce, lider nitelikleri taşıyanlar dönüştürürler. Bu bağlamda her lider bir yöneticidir, ancak her yönetici bir lider değildir. Kurumlarıyla, kuruluşlarıyla ülkeler geleceğe liderlerle taşınır. Bennis’in yöneticilerde ve liderlerde gördüğü, on iki nitelikten altı tanesi çok önemlidir.

*

1. Yöneticiler birbirine benzer, liderler özgündür. Her birinin kendine özgü nitelikleri vardır.

*

2. Yöneticiler elindeki kaynakları korumaya çalışırken, liderler geliştirmeye ve yeni boyutlar kazandırmaya çalışırlar.

*

3. Yöneticilerin gözleri ufukta, liderlerin gözleri ufuk ötesindedir.

*

4. Yöneticiler işlerini doğru, liderler doğru işleri yaparlar.

*

5. Yöneticiler risk almazlar, liderler risk alırlar.

*

6. Yöneticiler kısa dönemli, liderler uzun dönemli düşünürler.

*

İster özel, ister kamu, ister gönüllü olsun, bütün kuruluşlarda sorumluluk alan liderlerden daha çok, sorumluluktan kaçan yöneticiler vardır. Bu yüzden ordular gibi yapılanan, ayrıcalıklarla donatılmış yöneticiler, dünyanın kemikleşmiş siyasal ve kültürel yapılarını dönüştüremiyorlar. Güzel işleri güzel yapmasını, güzel olmasını ve güzellikte yarışmasını bilmeyen yöneticiler, bütün ülkeleriyle dünyayı, savaştan savaşa krizden krize sürüklemektedirler.

*

Toplumları doğrulukları özendirmede, yanlışlıkları önlemede yarışa girenler dönüştürürler.

*

Liderler hayatın her alanında eza çekmeyenlerin, sefa çekmeyeceklerini bilirler.

*

Toplumlara tüketmede değil, üretmede örnek olanlar lider olurlar.

1 Aralık 2022, 19:59

Değerli dost sevdalısı SAMİ ÖZEY'in öncülüğünde,Sevgili Anadolu Girişimcisi OSMAN ŞAHBAZ'ın ev sahipliğinde,…

Değerli dost sevdalısı SAMİ ÖZEY'in öncülüğünde,Sevgili Anadolu Girişimcisi OSMAN ŞAHBAZ'ın ev sahipliğinde, seçkin katılımcılarla dostluğun önemini ve günümüzde yüklediği işlevi konuştuk.Her ikisine teşekkür ediyoruz, buluşmaların devam etmesini diliyoruz.DOST ZENGİNİ OLANLAR BİLGELİK YOKSULU OLMAZLAR.Yoksulluk dünyası, barış dünyasına, dost olmasını, dostluk yapmasını bilenlerle, zenginlik dünyasına dönüşür.

2 Aralık 2022, 11:45

SEZAİ KARAKOÇ'TAN "ALTIN BİR GELECEK" İSTEYEN KUŞAKLARA ÇİLELİ BİR YOL HARİTASI

Sezai Karakoç’un ekonomiye dönük görüşlerini açıkladığı, “İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü” yanında, “Diriliş Neslinin Amentüsü” ve “İslam” kitaplarını okuyanlar, İ.T.Ü.’nün “Sıradışı 68 Kuşağı”ndan Ferruh Müftüoğlu gibi, ellerine büyük bir megafon alarak, Ağrı Dağı’nın zirvesinden yalnızca Türkiye’ye değil, bütün dünyaya duyurmak isterler. Üç ekonomi ağırlıklı kitapta Sezai Karakoç, ekonominin, kültürel ve siyasal hayattaki yerini ve işlevini ortaya koymaya çalışır.

*

Sezai Karakoç şiirleriyle, kitaplarıyla,“Altın bir şimdiki zaman”dan, “Dirilmiş bir geçmiş”e dayanarak, “Aydınlık bir gelecek” demenin, yüzyıllar içinde oluşan yol haritasını güncelleştirir. O insanlığın bilgi ve bilgelik birikimini, kutsal kitapların sonunda gelen, ancak en başında olan Kur’an’a düşülmüş, uzun bir dipnot olarak görür. Bu yüzden “Ruhun Dirilişi”, “İslam’ın Dirilişi” ve “İnsanlığın Dirilişi” kitaplarını yazarak, bütün kültürleri, bütün ekonomileri, bütün peygamberlere saygı göstermeye, ”Yitik Cennet”te buluşmaya çağırır.

*

Tarih ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, bütün ülkelerin zengin bilgi ve bilgelik hazinesi olduğu kadar, geniş düşünce ve eylem alanını oluşturur. Bütün kuşaklar tarihi yeniden yazma, yeniden yorumlama sorumluluğu taşırlar. Bu bağlamda tarih bağlayıcı kaynak olmaktan daha çok, açıklayıcı kaynak olma işlevi yüklenir. Sezai Karakoç’un düşünce ve eylem dünyasında, tarihe bütünlük ve süreklilik içinde bakılır, eleştirel bir gözle tartışılır.

*

Sezai Karakoç'un kültürü ekonomiden, ekonomiyi kültürden ayırmayan, ekonomiyi kültür için bilen dünyasında, Yitik Cennet’e giden yolları arayan filozoflara değil, bulan, bilen ve olan peygamberlere önem verilir. “Makamda” kitabındaki “Yollar” denemesinde vurguladığı gibi, Peygamberlerin izinden giden Abdülkadir Geylani’ye, İbn Arabi’ye, Mevlana’ya, Bahaddin Nakşibend’e, Rabbani’ye, Mevlana Halid’e,Hacı Bektaş’a,Hacı Bayram’a, Akşemşeddin’e ve Aziz Mahmud Hüdai’ye büyük sevgi gösterilir.

*

“Kıldan ince, kılıçtan keskin” erlerin, erenlerin yollarında, akıllar karışmaz, gönüller bulanmaz. Ara yollar ırmakların denizleri bulmaları gibi, Peygamberlerin Yolu “Ana Yol”u bulurlar, Tek Yol olurlar. “O yol ki, imamların, sahabelerin, peygamberlerin ve Büyük Peygamber’in yolu’dur”. Doğru yolda olanlar, Necip Fazıl’ın “Çile” şiirinde anlattığı, “Uçtu tepemden birdenbire dam” , ”Kül etti can elmasımı” diyen konumdan, “Biricik meselem sonsuza varmak” konumuna geçerek, iki dünyada birden kurtuluşa ermenin sırrına ererler.

*

Sezai Karakoç da “Taha’nın Kitabı” isimli uzun şiirinde, ümitsizliklere savaş açarak, bir “Diriliş Eri” ve bir “Diriliş Ereni” olmanın, çileli yolculuğunu anlatır. O Nuri Pakdil’den Rasim Özdenören’e, Erdem Bayazıt’tan Cahit Zarifoğlu’a, Akif İnan’dan Atasoy Müftüoğlu’a, doğru yolda olanları, bir “Taha” olarak görür. Ve yalnızca Türk dünyasına değil, İslam dünyasına, bütün dünyaya, “Çağırmasını bilirsen gelecektir. Doğu’yu Batı’yı bilen gelecek”tir, ”Mimar Batı’da değil,Doğu’dadır” diye seslenir.

3 Aralık 2022, 00:32

Teşekkürler Değerli HÜLYA GÜNAY,güzel insanların arkadaşları güzel olur.CAHİT ZARİFOĞLU'nun,YEDİ GÜZEL ADAM…

Teşekkürler Değerli HÜLYA GÜNAY,güzel insanların arkadaşları güzel olur.CAHİT ZARİFOĞLU'nun,YEDİ GÜZEL ADAM kitabından, dizeleriyle söylenirse: Onlar ''Kolkola durup bağırdıklarnda / Bomba düşmüş gibi deprenir toprak''. Ve ''Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez'' derler.Sürekli ''Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim'' derler,sessizce susarlar ve aşkla ileriyorum,''Milletim bileniyorum'' demeyi unutmazlar.

3 Aralık 2022, 12:51

KÜLTÜRSÜZ EKONOMİ İLKESİZ EKONOMİSİİZ KÜLTÜR ETKİSİZ OLUR

Bu yazı daha önce 26.12.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Mesnevi ile Mukaddime ile yoğurulan toplumların kültüründe, insanın üretime uzak durması ve sermayenin üretimin dışında kalması istenmez. Yuvarlanan taşın yosun tutmadığı gibi, çalışan ve üreten insan yoksul düşmez. Nasıl işleyen demir parlarsa, üretimde değerlendirilen sermaye de getiri sağlar. Bu yüzden bir ülkenin, üretim gücünü büyütmede, sermaye önemli olmakla birlikte, hiçbir zaman yeterli olmaz.

*

Ekonomiye canlılık kazandırmak, bir sermaye işi değildir. Üretim gücüne yeni boyutlar kazandırmada, kültürel sermaye finansal sermayeden çok daha etkilidir. Katma değeri yüksek ürünler ve hizmetler üretmek için, gerekli olan finansal sermayeden önce kültürel sermayedir. Kültürel sermaye yoksulluğu çeken ülkeler, finansal sermaye zengini olsalar da, bilgi toplumlarının ürünlerini ve hizmetlerini üretmede, istenen adımları atarak başarılı olamazlar.

*

Ülkeler arasında kültürel sermayenin transferi, finansal sermayenin transferinden çok daha zordur. Bütün dünyada, üretim gücüne yeni boyutlar kazandırmada ağırlık, getirisi düşük işgücü yoğun ürünler ve hizmetler üretmekten, getirisi yüksek bilgi yoğun ürünler ve hizmetler üretmeye kaymıştır. Artık her ülkede kuruluşlar yerel kaynakları küreselleştirecek, küresel kaynakları yerelleştirecek, yeni yöntemler bulmaya ve yeni stratejiler geliştirmeye, önem veriyorlar ve yatırım yapıyorlar.

*

Ülkelerin üretim güçlerini büyütmede, eski yöntemler ve eski stratejiler geçerliliklerini yitirmişlerdir. Yeni yüzyılın kuruluşlarının müşterileri gibi, tedarikçileri de bütün dünyaya yayılmışlardır. Bu yüzden her kuruluş, yerel olduğu kadar küresel, küresel olduğu kadar yerel olmaya özen göstermek zorundadır. Bir Türk kuruluşunun, tasarımını İtalya’da yaptırdığı bir ayakkabının, derisini Yeni Zelanda’dan alıp, Bengladeş’te ürettirip, Almanya’ya satmasının önünde hiçbir engel yoktur.

*

Dünyada böylesine çok devletli, bir üretim zincirinin aksamaması için, güçlü bir kültürel sermayeye ihtiyaç vardır. Ford gibi iş bölümüne dayanan ve somut üretim yapan kuruluşlarda, öncelik finansal sermayenindir. Facebook gibi iş dağıtımına dayanan ve somut üretim yapmayan kuruluşlarda, kültürel sermaye öne çıkıyor ve ağırlık kazanıyor. Facebook’un petrol kuyuları, maden yatakları ve otomatik tezgahlarla donatılmış fabrikaları değil, binlerce uzman çalışanları vardır.

*

Bilgi toplumlarının kuruluşları, elle tutulur gözle görülür ürünlerden daha çok, elle tutulmaz gözle görülmez ürünler üretirler. Onlar bir dokunuşla, bütün dünyanın bilgilerini ekranlara taşırlar. Onların verdikleri hizmetlerle, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimleri, üniversitelerin ve kitaplıkların duvarlarını aşarak, herkesin erişimine açılmıştır. Onlar bütün ülkelerin kültürlerini ve ekonomilerini dönüştürüyorlar. Onlarla insanların ve kuruluşların, üretim güçleri hızla büyütülmektedir.

*

Bilgi toplumunun kuruluşlarıyla insanlığın birikimi, bütün ülkelerin hizmetine sunulmuştur.

*

Küresel kuruluşlar arasında Ford sanayi, Facebook bilgi toplumlarının özü ve özetidir.

*

Değer toplumunun kuruluşları, bilgiyi bilgelikle zenginleştiren kuruluşlar olacaktır.

4 Aralık 2022, 11:37

"HEY TAHA DUR SINIRI GEÇİYORSUN BİR TAŞ VAR ORADA NEREYE GİDİYORSUN"

Merkez ve çevre farkının ortadan kalktığı, her ülkenin hem merkez, hem çevre olmak zorunda olduğu dünyada, açıklık içinde sürekli yeniden yapılanmak bütün dünya için hayati önem taşıyor. Bunun için Sezai Karakoç gibi, “Dört Kitab”ın manasını “Bir Elif”te bulan, bütün Kutsal Kitap’lara değer veren, “Ölümden Sonra Kalkış”a, hesap gününe, Cennet’e, Cehennem’e inanan düşünürlere, büyük sorumluluklar düştüğünü sürekli vurgular. Onları “Diriliş Eri”, “Diriliş Ereni” Taha gibi, ”Dört Melek ve Kur’an’la” ölmeden önce ölmeye, bir daha ölmemek için, Hızır’la dirilmeye davet eder.

*

Şair Düşünür Sezai Karakoç “Taha’nın Kitabı” isimli uzun şiirinde, karamsarlıklara, kötümserliklere, ümitsizliklere savaş açarak, bir “Diriliş Eri” ve bir “Diriliş Ereni” olmanın, çileli yolculuğunu anlatır. O Nuri Pakdil’den Rasim Özdenören’e, Erdem Bayazıt’tan Cahit Zarifoğlu’na, Akif İnan’dan Atasoy Müftüoğlu’na, düşüncenin “güzel” insanlarını, bir “Taha” olarak görür. Ve yalnızca Türk dünyasına değil, İslam dünyasına, bütün dünyaya, “Çağırmasını bilirsen gelecektir. Doğu’yu Batı’yı bilen gelecek”tir, ”Mimar Batı’da değil, Doğu’dadır” diye seslenir.

*

Sezai Karakoç’un Ebülbeka Salih Bin Şerif’ten çevirdiği, “Endülüs’e Ağıt” şiirinin ilk dizelerinde sorduğu, “Çıkan iner, kalkan düşer, her yükselişin var bir sonu./Niçin bunca gurur maldan mülkten, addan sandan insanoğlu” sorusunu, Doğu’nun ve Batı’nın, İbrahim Peygamber gibi, ateş imtihanından geçen bütün aydınları sorar. Réné Guénon, Martin Lings, Roger Garaudy benzeri Batılı Müslüman aydınlarla birlikte, Herman Hesse gibi, Albert Camus gibi, Andre Malraux gibi aydınlar, Avrupa’nın dehşet verici yıkımların, sorumluluğunu omuzlarında taşıdığını kabul ederler.

*

Endülüs’ün paha biçilmez kültürel hazinelerinden sonra, Frederic Starr’ın “Kayıp Aydınlanma” kitabında ayrıntılı olarak anlattığı, Büyük Türkistan’ın eşsiz kültürel zenginliklerini yağmalayan Batı dünyası, geçmiş yüzyılların verilmeyen hesabını artırmaya devam ediyor. Müslümanlara karşı Hristiyanlıktan yola çıkanlar, İncil’den bir şey almadan, İncil’e çok şey katanlar, geçen yüzyılın sonundaki savaşlarla, Avrupa ülkelerini yerle bir etmekle kalmadılar, gelen yüzyılın başındaki savaşlarla, Afganistan’dan Libya’ya, bütün İslam dünyasını yerle bir ediyorlar.

*

İster Sağ’da olsunlar, ister Sol’da olsunlar, topraktan ve Allah’tan uzaklaşanlar, ekonomi tek belirleyicidir, hem başlangıçta, hem sonuçta ekonomi vardır, ekonomi her alana rengini verir, diyenlerin dönemi kapanıyor. Yirmi birinci yüzyılda kültürel sınırlar, ekonomik sınırlardan daha çok önem kazanıyor. Ellerinde kitap taşıyan kuşaklar, ellerinde sihirli kutu taşıyan kuşakların önüne geçiyor. Güneşin batmadığı, gizliğin olmadığı kare dünyada, kültür ekonomiyi değil, ekonomi kültürü izliyor, kültürel sınırlar ekonomik sınırlardan daha hızlı değişiyor.

*

“Diriliş Eren”leri Büyük Türkistan’ın, Anadolu’ya, Ortadoğu’ya, Kuzey Afrika’ya, Doğu Avrupa’ya, Kırım’a, Kazan’a bilgi ve bilgelik taşıyan “Horasan Eren”leri gibi, Doğu’suyla, Batı’sıyla, Güney’iyle, Kuzey’iyle bütün dünyaya düşünce ve eylem taşıyacaklar. “Parti ne partisi ben oyumu öldükten sonra kullanırım” diyenler, bozulan bütün saatleri onaracaklar. Ve Mevlana gibi “Eski satanların zamanı geçti, biz yeniler satıyoruz. Bugün pazar bizimdir ” diyecekler,Yunus gibi her gün yeni olmasını, her gün yeniden doğmasını bilecekler. Onların kan dökülmeyen dünya çağrısına, bütün ülkeler kulak vermek zorunda kalacaklar.

5 Aralık 2022, 11:54

HER KURULUŞ ERDEMLİDİR DEVLET ERDEMLİYSE ERDEMLİLİK BULUNMAZ DEVLET ERDEMLİ DEĞİLSE

İletişim teknolojisindeki yeni gelişmelerle, hangi kıtada bulunurlarsa bulunsunlar, bütün ülkeler canlılıklarını her gün, her hafta, her ay ve her yıl hiç durmadan tekrarlanan yarışlarla koruyorlar. Çok boyutlu yarışlar her ülkeyi, geçmişte olduğundan çok daha görünür ve çok daha bilinir hale getiriyor. Dünyanın dört bir köşesiyle içiçe olmak, her ülkeyi kendini sürekli yenilemeye, her alanda çığır açıcı yenilikler yapmaya zorluyor.

*

Ülkelerin ara vermeden tekrarlanan, uzun soluklu yarışları tekrar tekrar kazanmak için, yarışlara hazırlıklı olmaları büyük önem taşıyor. Ülkelerin her alanda hiç ara vermeden devam eden yarışları, bir kere kazanmaları yeterli olmuyor. Yeni kare dünyada hiçbir ülkenin yarışlara katılmadan, üretim gücünü koruması mümkün değildir. Yarış dışı kalan ülkeler, küresel oyunun dışında kalarak, kültürlerini ve ekonomilerini zenginleştirecek ortamı bulamıyorlar.

*

Ülkeler gibi çalışma alanları ne olursa olsun, bütün kuruluşların daha iyiyi, daha güzeli ve daha doğruyu yakalamaları, her gün yeniden başlayan yarışlara hazır olmalarına bağlıdır. Yarışın izlenen ve sevilen bir oyuncusu olmak demek, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, hayatın içinde olmak demektir. Hiçbir kuruluşun ilgisiz kalamayacağı kusursuzluk yarışında, yaptıkları işleri sevenler, anlam katanlar ve özen gösterenler kazanan tarafta yer alırlar.

*

Bir ülke bir kuruluş hayatın her alanında, üretim gücünü artırması, nerede durduğunu öğrenmesi, yarıştaki rakiplerini kendisinden daha güçsüzlerden değil, kendisinden daha güçlülerden seçmesine göre belirlenir. Güçlüler arasında yarışan kuruluşlar, başarılı rakipleri karşısında, kendilerini sürekli yenileyerek, farklı olan özelliklerine yeni açılımlar kazandırırlar. Kendilerinden güçsüzlerle yarışanlar, kısa zamanda rakiplerine benzeyerek, yarışma üstünlüklerini yitirirler.

*

Kuruluşlar kendisinden daha güçlüler arasında, ilk sıralarda yer almayı amaç edinerek, kızıl elmalarına ulaşırlar. On altıncı yüzyıl Avrupa’da, her alanda örnek alınan Türk kuruluşlarının yüzyılıdır. Bunun için Kınalızade Kanuni döneminde, Türklerin kuruluşlarıyla Farabi'nin özelliklerini anlattığı, “Erdemli Devlet”in güzel bir örneğini verdiklerini söyler. Bütün kurumlarıyla erdemli olan ülkelerin, kendilerini sürekli yenileyen yönetenleri ve yönetilenleri erdemli olurlar.

*

Kuruluşlar dünyasında iki ya da daha çok, güçsüz takımların birbiriyle yarışmasıyla, daha güçlü takımlar ortaya çıkmaz. On altıncı yüzyılda Avrupa’ya adil ve erdemli bir yönetim götürmeyi başaran Türk kuruluşları, aynı başarılarını Yirmi birinci yüzyılda da tekrarlayacaklardır. Türk kuruluşları güçlerini göstermek için, öncüler takımında yer almaları büyük önem taşır. Zorluklara katlanmayanlar, engelleri aşamazlar. Hızır iyilikte yarışanlara yetişir, doğruluk yolunda olanlara yardım eder.

*

Kuruluşlar zamanla yerlerini değiştirirler, ya dünün rengini alırlar, ya da yarına renk verirler.

*

Dünyanın birinci kuruluşu olmayı hedefleyenler, birinciler arasına girmeyi başarırlar.

*

Yönetimda erdemlilikte yarışan kuruluşlar, erdemliliğin izlenen örneği olurlar.

6 Aralık 2022, 12:37

DÜNYA ATOM BOMBASI GELİŞTİREN BİLGİN EKİPLERİ DEĞİL BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜREN BİLGE EKİPLERİ BEKLİYOR

Dünyada üretici gücünün zenginleştirilmesi, birbirinin tamamlayıcısı olan Ekonomi ve Yönetim bilimlerinde, en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Toplumların üretim gücünü büyütmede ağırlık, kuruluşlarda ekip çalışmalarına kaymıştır. Dünya üniversitelerinde insanlığın, ekonomik, siyasal ve kültürel tarihini dönüştüren ekiplerin, başarılarının sırlarını araştıran, çok sayıda çalışma yapılmaktadır. * Ekipler iktisatçılar ve işletmeciler tarafından, yenilikçi, esnek, tek tek insanların düşünmediklerini ve yapmadıklarını, birlikte düşünmeleri ve birlikte yapmalarıyla tanımlanırlar. Onlar buluşçuluklarıyla bilindikleri kadar, amaç birliğinin büyüttüğü doğurgan güçleriyle de bilinirler. Onların buluşçulukları ve doğurganlıkları, ekonomik ve kültürel hayatı dönüştüren, toplumlara ve kuruluşlara canlılık kazandıran iki ana dinamiktir. Ekiplerin güçleri üretici yapılarından kaynaklanır.

*

Ekonomik ve kültürel kuruluşlar, toplumların zorunlu ihtiyaçlar yanında, kolaylaştırıcı ve güzelleştirici ihtiyaçları karşılamak için, üretim ve yönetim dünyasındaki başarıların temelini oluşturan, ekip çalışmasının, gücünü kavramak ve önemini anlamak zorundadırlar. Dünyada ekiplerin yaptıkları yeniliklerle ve buluşlarla, bir yandan üretim yapısı güçlenirken, bir yandan da kültürel doku zenginleşir. Gelişen ekonomi yoksulluğu, zenginleşen kültür yolsuzluğu önler.

*

Warren Bennis ve Patricia Biederman, “Organizing Genius: The Secrets of Creative Collaboration” isimli kitaplarında, yeni buluşlar peşinde koşan ekiplerde, amaç birlikteliğinin doğurduğu gücün, büyüklüğünü anlatmak için, Manhattan ekibini örnek verirler. Robert Oppenheimer başta olmak üzere,dünyanın önde gelen fizikçilerin yer aldığı ekip, Hiroşima’yı ve Nagazaki’yi yerle bir eden, atom bombasını geliştirmek amacıyla oluşturulmuştur.

*

Ekiptekiler gerçek amacı bilmedikleri için, çalışma yavaş ilerlemektedir. Yöneticiler uzmanlara ekibin insanları öldürmek için değil, Nazilerin bütün Avrupa ülkelerini ele geçiren, bütün şehirlerini yakıp yıkan ordularını durdurmak için, yeni bir silah geliştirmek amacıyla kurulduğu açıklamak zorunda kalırlar. Açıklamadan sonra Fizikçi Richard Feynman’ın deyişiyle “Büyük bir dönüşüm” yaşanmıştır. Ekipte yer alanların çalışma hızı, eskisinin on katı artmıştır.

*

Herkes gece gündüz gönüllü olarak çalışmaya başlamıştır. Ancak ekipte yer alanlar, atom bombasını şehirleri nasıl bir ölüm vadilerine dönüştürdüğünü gördükten sonra, ömürleri boyunca büyük acılar çekmişler. Yirmi birinci yüzyılda bütün dünyanın, Yirminci yüzyılda olduğu gibi, gökyüzünden yeryüzüne bomba yağdıran, savaş ekiplerine değil, gökyüzünden yeryüzüne yağmur yağdıran barış ekiplerine ihtiyacı vardır.Yeni yüzyılda şehirlere taşınan savaşların yakıp yıkmayanı yoktur.

*

Amerika’nın Vietnam’da ve Irak’ta, Rusya’nın Çeçenisten’da ve Gürcisten’da ordularla yaptıkları yıkımları, gelecek yıllarda başka ülkelerde tekrarlamaları mümküm değildir. Siyasal sınırların önemsizleştiği düzleşen dünyada, bütün ülkelere büyük zararlar veren savaşların, kaybedenleri olmadığı gibi, kazananları da yoktur. Ülkelerin ellerindeki nükleer silahları, askeri törenlerin dışında, hiçbir yerde görmek mümkün değildir.Artık dünyada hiçbir sorun silahlarla çözülmemektedir.

*

Geçmişin savaş ekipleri buluşlarıyla insanları öldürmüştür. Geleceğin barış ekipleri buluşlarıyla insanları yaşatacaktır.

*

Yeni dünyada yeni nükleer silahlar değil, dünyaya barış getirecek, yeni üretim, yeni yönetim açılımları önemlidir.

*

Barışı “Öldürüyorum öyleyse varım” diyenler değil, “Yaşatıyorum öyleyse varım” diyenler korurlar.

7 Aralık 2022, 12:57

EKONOMİLERDE KÖPÜKLENMEYİ ÖNLEMEYENLER GERÇEK EKONOMİYİ DEĞİL SANAL EKONOMİYİ BÜYÜTÜRLER

Hong Kong, Singapur, Doha ve Dubai örnek aldıkları New York gibi yatay değil, dikey büyüyen şehirlerdir. Onların şehir merkezleri, Manhattan benzeri birer gökdelen ormanıdır. Yirmi birinci yüzyılın piramitleri olan gökdelenlerle donatılan şehirler, bütün dünyada paradan ve arsadan para kazanmanın simgeleridir. Gökdelenler arsanın, borsa paranın, sınırsız rant sağlama araçları olmuştur.

*

Arsanın rantı gökdelene dönüştürülerek, paranın faizi elden ele dolaştırılarak, akıl almaz boyutlara ulaştırılır. Bahçedeki meyva, tarladaki tahıl bir kere değerlendirilir. Gökdelene dönüştürülen arsa, faizde dolaşan para, tekrar tekrar değerlendirilir. Arsa ve hisse senetleri kadar, hiçbir üretim faktörünün değeri, yapay olarak artırılamaz. New York’tan bütün dünyaya ihraç edilen kültürde, her şey paranın rengine boyanır.Para her şeydir denilir, para için her şey yapılır.

*

Japon İktisatcı Takamitsu Sawa, taşınır ve taşınmaz değer borsalarıyla, Amerika’yı izleyen Japonya’yı, köpük ekonomisi olarak nitelendirir. Sawa’ya göre, güncel fiyatlarla Japonya’nın arsa değeri, Amerika’nın toplam arsa değerinin dört katına ulaşmıştır. Amerika’nın toprakları Japonya’nın yirmi beş katı büyüklükte olduğu için, Japonya’da her metrekare toprağın değeri, Amerika’daki toprağın değerinin yüz katı olmaktadır. Japonya arsadan Amerika pardan, para kazanmanın cennetidir.

*

Benzer çalışmalar, Hong Kong, Singapur, Doha ve Dubai için yapılsa, onların bugünkü arsa değerleri de Tokyo ve New York’un değerlerinden kat kat daha fazla olacaktır. Dünyada arsadan ve borsadan, para kazanmanın öncüsü Amerika’dır. Amerika’yı İngiltere, Hong Kong ve Japonya izlemiştir. Paradan para kazanmaya dayanan, seküler kültürün merkezi Batı dünyasıdır. Petrol zengini ülkeler de, topraktan gelen kazançlarını katlamak için, Amerika’nın peşinden gitmektedirler.

*

New York’u Avrupa’nın değişik ülkelerinden gelmiş göçmenler kurmuştur. New York’un yerlileri Kızılderililerdir. Onların dışındakiler açgözlü doyma bilmez Avrupalılardır. Hollandalı Vali Peter Minuit, Manhattan Adasını Kızılderililerden yirmi dört dolara satın almıştır. Faizin binbir çeşidini icat eden Amerikalı finans cambazları, adayı satan Kızılderili’yi çok akıllı bulurlar. O aldığı parayı bankaya yatırsaydı, faiz gelirleriyle gökdelen ormanı adanın yarısını geri alırdı derler.

*

Ekonomilerde uzun vadeli hesaplar, genellikle beklenen sonucu vermezler. Kriz dönemlerinin iktisatçısı John Maynard Keynes’in dediği gibi: “Uzun vadede herkes ölür, kimse hayatta kalmaz”. Bu yüzden Kızılderililer, bırakın Manhattan Adası’nın yarısına sahip olmayı, koskoca Amerika’yı bütünüyle Avrupalılara bırakmak zorunda kalmışlar. İster Dubai’de, ister New York’ta, ister Tokyo’da olsun, paradan para kazanmanın özendirilmesi, bütün ekonomiyi gizli bir hastalık gibi içinden çökertir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde ekonomik güç, paradan değil üretimden para kazanmaktan kaynaklanır.

*

Dünyada sudan gelen kazançların sele gittikleri gibi, faizden gelen kazançlar krizlere giderler.

*

Ekonomide paranın denetimini, üretimin yönetimini bilenler, yoksulluk çekmezler.

8 Aralık 2022, 12:41

SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE ÖZGÜRLÜKTEN YOLA ÇIKAN LİBERALİZM KAPİTALİZM'E EŞİTLİKTEN YOLA ÇIKAN SOSYALİZM KOMÜNİZM'E DÖNÜŞÜR

Soğuk Savaş’ın doruk noktasına ulaştığı yıllarda, ülkelere özgürlük ve zenginlik kazandıracaklarını söyleyen, Batı’nın Kapitalist Ülkeleri, Asya ve Afrika ülkelerinin kaynaklarını yağmalayan, emperyalist güçlere dönüşürler. Onlarla hem yarışarak, hem savaşarak, eşitlik ve zenginlik getireceklerini söyleyen Komünist ülkeler, aynı yolu izlemekte gecikmezler. Doğu Avrupa’nın, Başkurdistan’nın, Tataristan’nın, Kırım’ın, Dağıstan’ın , Büyük Türkistan’ın zenginliklerini Moskova taşıyan, Rus emperyalizminin temellerini atarlar.

*

Şemsiyeleri altında yer alan ülkelere bolluk güvencesi veren, iki büyük ülke toplulukları, dünyaya barış değil savaş getirirler, zenginlik değil yoksulluk getirirler. Onların ellerinde, gelen yüzyıl geçen yüzyıl gibi, savaş yüzyılı olma yolunda ilerliyor. Yirminci yüzyılda Avrupa ülkeleri yakılırken, Yirmi birinci yüzyılda Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Libya başta olmak üzere, Müslüman ülkeler yıkılıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye kalkışmasıyla, bütün ülkeleri etkileyen, yeni bir dünya savaşı yaşanıyor. Türk Cumhuriyetlerine, yenilerinin katılmasının yolu açılıyor.

*

Türkiye Yirminci yüzyılın ilk yarısında, geçmiş yüzyıllarda benzeri olmayan, fırtınalı bir yabancılaşma döneminden geçer. Ülkenin tabanından daha çok tavanından gelen, bir baskı dönemi yaşanılır. Anadolu’nun bin yıllık tarihi içinde oluşan, hem yaşanan, hem yaşanacak dünya diyen, iki dünyalı kültürel değerleri ve ekonomik ilkeleri bir kenara atılır. Seküler Avrupa’nın ya yaşanan ya yaşanacak dünya diyen, tek dünyalı kültürel değerleri ve ekonomik ilkeleri çok boyutlu, eleştirel bir süzgeçten geçirilmeden benimsetilmeye çalışılır.

*

Dünyanın Yirminci yüzyılına, ellerinde Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği”ni ve Karl Marks’ın “Kapital”ini, taşıyanlar damgalarını vururlar. Soğuk Savaş yıllarında, dünya bir yanda Amerika’nın öncülüğünü yaptığı, sözde demokrasi diyen Kapitalist, bir yanda Rusya’nın başını çektiği, otokrasiye dört elle sarılan Komünist ülkeler, dünyanın doğal zenginliklerini yağmalamada, birbirleriyle kıran kırana yarışırlar. Onların yağmalama yarışı, ülkeleri ikiye bölerek, nükleer silahlara dayanan, bir dehşet dengesinin oluşmasına yol açar.

*

Yalnızca yaşanan dünyaya önem veren Sağ ve Sol düşünce akımlarının, bütün dünyayı sarstığı bir dönemde, Sezai Karakoç “Parti ne partisi ben oyumu öldükten sonra kullanırım” diyerek, şiirleriyle, denemeleriyle, incelemeleriyle, iki dünyada birden var olmada, kültürsüz ekonominin güçlü, ekonomisiz kültürün etkili olmayacağını anlatır.

*

Nasıl kültür ekonomiden, ekonomi kültürden ayrılmazsa, yaşanan dünya yaşanacak dünyadan, yaşanacak dünya yaşanan dünyadan ayrılmaz. İki dünyada yararlı üretim yapanlar, iki dünyayı birden kazanırlar. Onlar koşu bittikten sonra da koşan atlardır.

9 Aralık 2022, 12:16

SANAYİ TOPLUMUNUN PARADİGMASIYLA BİLGİ TOPLUMUNUN SORUNLARI ÇÖZÜLMEZ

Paradigma değişimiyle gelen canlılık, ülkelerle birlikte bütün kuruluşların, yeni zenginlik kaynağı haline gelmiştir. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın yeni boyutlar kazanmasında, değişik paradigmalar arasındaki çatışmaların vazgeçilmez bir yeri vardır. Toplumları dönüştürecek yapılanmaların yolu, sorunlara farklı açılardan bakmasını, uzun dönemli düşünmesini bilen öncülerin yönettikleri kuruluşlarla açılır.

*

Paradigma kavramını ilk olarak Thomas Kuhn, “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” kitabında ele alarak tartışmıştır. Kuhn paradigma değişimlerinin hız kazandığı dönemlerde, bütün bilimlerde köklü dönüşümlerin yaşandığını uzun uzun anlatmaktadır. Paradigmanın değişmesi bilimsel alanlarda olduğu kadar, ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarda büyük çalkantılara yol açar. Paradigma değişiminin estirdiği fırtınayla, eski dünya yıkılır yeni dünya kurulur.

*

Paradigma değişimine verilen örneklerden biri, Newton’un öncülüğünü yaptığı mekanik fizik dünyasından, Einstein’ın yolunu açtığı göreceli fizik dünyasına geçiştir. Yeni paradigma maddenin dış dünyasını anlamada, çok önemli katkıları olan bilinen fiziği geçersiz hale getirmemiş, fiziğe bilinmeyen yeni kapılar açmıştır. Maddenin iç dünyasına yönelen Einstein, görecelik kuramıyla enerjide, tıpta ve silahlarda köklü dönüşümlere yol açan, paradigmaya önemli katkılar yapmıştır.

*

Fizikte gerekirci paradigmadan, görece paradigmaya geçişle, bütün bilimlerde büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişle de ülkelerin, ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarında, bütün kuruluşları sarsan büyük dönüşümler yaşanmaktadır. Ancak bilgi toplumunun kuruluşları, sanayi toplumu kuruluşlarını ortadan kaldırmamıştır. Onların verimliliklerini artırarak, toplam ekonomideki paylarını azaltmıştır.

*

Bilgi toplumun kuruluşları, sanayi toplumunun kuruluşlarının hem destekleyicileri hem de tamamlayıcıları olmuşlardır. Bilgi toplumunun göze görünen ve görünmeyen yanlarıyla, en önemli ürünleri olan bilgisayarların, en küçüğünden en büyüğüne kadar, bütün sanayi ürünlerinde vazgeçilmez yerleri vardır. Artık dünyanın hiçbir yerinde, bilgi toplumunun ürünlerinin olmadığı, bir tarım toplumu, bir sanayi toplumu düşünmek mümkün değildir.

*

Yirmi birinci yüzyılda yazılımlarıyla ve donanımlarıyla bilgisayarlar, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki kuruluşların, üretim güçlerini büyük boyutlara ulaştırıyorlar. Sanayi toplumunun oluşturduğu paradigmada, görünen reel dünyanın yasaları önemliyken, bilgi toplumun oluşturduğu paradigmada, görünmeyen sanal dünyanın yasaları önemlidir. Sanayi toplumları fabrikalarda takım tezgahlarıyla, bilgi toplumları bilgisayarlarla sanal dünyada üretim yapmaktadırlar.

*

Sanayi toplumunda görmek, dokunmak ve değiştirmek, bilgi toplumunda ise algılamak, yorumlamak ve hayal etmek ana değerlerdir.

*

Yeni oluşan paradigmanın odak noktasında, görünen dünyayla görünmeyen dünyayı bütünleştirmeyi bilenler vardır.

*

Sanayi toplumlarında fabrikalar, bilgi toplumlarında ufuk ötesini gören insanlar, üretimin sürükleyici güçleridir.

10 Aralık 2022, 00:00

Değerli Yazar Konya Sevdalısı M.A.Köseoğlu ile

Değerli Yazar Konya Sevdalısı M.A.Köseoğlu ile Yuvarlak küreden düz kareye dönüşen dünyadaki dönüşümlerin boyutlarını ele aldık.Yerel dar vizyondan küresel geniş vizyona geçişin getirdiği sorunları tartıştık.

10 Aralık 2022, 13:37

YENİLİKÇİLİĞİN GİZEMLİ SİMYASINDA YAPILANMASINI BİLENLER HAYATIN HİÇBİR ALANINDA YENİLMEZLER

Dünyanın bütün ülkelerinde, her kesimde üretimi artırmanın lokomotifi, bilimsel gelişmelerle teknolojik yeniliklerdir. Teknolojik alandaki gelişmeler, eğitimden sağlığa, her alanda ekonomik ve kültürel zenginliği artırmanın, ana kaynağı haline gelmişlerdir. Teknolojik birikimin artmasıyla, büyük bir gelişme gösteren iletişim teknolojisi, toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarında, köklü dönüşümlere yol açmıştır.

*

Teknolojik yenilikler buhar makinası gibi, Termodinamik bilimi doğmadan ortaya çıkan birkaç örnek dışında, araştırma ve geliştirme çalışmalarının sonucu ortaya çıkmaktadır. Sanayileşme sürecinde teknolojik yenilikler, üretim ekonomisinden bilgi ekonomisine, kol gücünden beyin gücüne, sanayide çalışanlardan, araştırma kuruluşlarında çalışanlara kaymıştır. Ekonomik ve kültürel alanda yenilik yapmak, toplumlar için gizemli ve önemli bir konu olmuştur.

*

Yirmi birinci yüzyılda, bilimsel ve teknolojik bilgi üretimi, bireysel araştırmalara değil, binlerce uzmanın çalıştığı araştırma kuruluşlarında ve üniversitelerde yapılmaktadır. Bilimsel ve teknolojik yenilik, Alan Barker’ın “Yenilikçiliğin Simyası” kitabında vurguladığı gibi: “Stratejik planlamanın, araştırmanın, geliştirmenin, pazarlamanın, proje yönetiminin, ekip çalışmasının, eğitimin, yaratıcı düşünmenin” karışımı olarak, çok boyutlu bir çalışmayla yapılmaktadır.

*

Bilimsel ve teknolojik bilgi, bir sınırda tutulamayan, durmadan değişen ve gelişen bir birikimdir. Bilgi birikimi tek hücreli canlılar gibi, sürekli artan ya da azalan bir yapı gösterir. Bu yüzden zaman içinde, hep hareket halinde olan, bilgi birikimini genişletmek için, düzenli araştırma yapmak gerekir. Sanayi toplumu üretimi, bilgi toplumu iletişimi makinalaştırmıştır. Birinde bedensel gücün yerine, birinde zihinsel gücün yerine, işlemleri hızlandıran makinalar geçmiştir.

*

Kültür ve ekonomide, bütün ülkelerin önem verdikleri, bilimsel ve teknolojik yenilik nedir? Her buluş bir yenilik olabilir mi? Değişik ekonomik yapılarda, yenilikler nasıl doğar? Yenilik yapmada, araştırma ve geliştirme çalışmalarının, etkisi nedir ve nasıl ölçülür? İşletme ve ülke düzeyinde, araştırma ve geliştirme politikaları ne olmalıdır? Bütün bu önemli soruların cevapları, Chris Freeman’in “Yenilik İktisadı” kitabında, ayrıntılı olarak ele alınmış ve uzun uzun tartışılmıştır.

*

Üretim gücünün büyütülmesi, dünyanın her yanındaki ülkeler için, çok hayati önem taşımaktadır. Dünyadaki bütün ülkeler, bütün kuruluşlar, “Nasıl ki bir kişi mumunu benim mumumla yaktığı zaman ışığını azaltmazsa, benden bir şey öğrenen kişi, benim bilgimi azaltmaz” diyenler gibi düşünmelidir. Bilgi toplumlarında ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel güçleri, paylaşınca azalmayan bilimsel ve teknolojik, bilgi ve birikimlerinden kaynaklanmaktadır.

*

Her alanda eğitim düzeylerini yükselten ülkeler, yenilik yapma yeteneklerini geliştirirler.

*

Aranılan zenginlik hammadde kaynaklarında değil, insan kaynaklarındadır.

*

Yenilik yapmasını bilen ülkeler, her alanda çözüm üretmesini bilirler.

11 Aralık 2022, 22:49

Prof.Dr.YAVUZ DEMİR'in yorulma bilmez gayretiyle,katkıda

Prof.Dr.YAVUZ DEMİR'in yorulma bilmez gayretiyle,katkıda bulunduğum geniş bir ekiple güzel hazırlanmış güzel bir belgesel.Benzer bir çalışma Rasim Özdenören için de yapılıyor. ''ÖNDEN GİDEN ATLILAR''a rahmet olması dileğiyle. Teşekkürler Hülya Günay, Menekşe Özkaya ve Yakup Tutum.

12 Aralık 2022, 11:35

ÖNDEN GİDEN ÖLÜMSÜZ ATLILARI İZLEYENLER HER ALANDA AYIRICI DEĞİL BİRLEŞTİRİCİ OLURLAR

İslam kültüründe iki dünya, birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak görülür, yaşanan dünyada yetiştilmeyen ağaçların, hem yaşanan, hem yaşanacak dünyada meyvalarının olmayacağı bilinir. Bu yüzden Allah’ın sevgisi kazanmanın bir boyutunda, deniz gibi olan iç dünyayı, bir boyutunda kara gibi olan dış dünyayı zenginleştirme yer alır. Bayazıt Bestami’den, Hasan Harakani’den, Feridüddin Attar’a, Mevlana’ya kadar, yeni katılanlarla, sayıları artan önden giden ölümsüz atlıların, bilgiyi bilgeliğe dönüştüren bilgeleri, bütün insanlığın birikimine, Kutsal Kitap’ların bir dipnotu olarak bakarlar.

*

Müslümanlar İlk Peygamber’le başlayan, Son Peygamber’le tamamlanan İslam’ın, Mekke’de doğmasının, Medine’de büyümesinin üzerinden yüzyıl geçmeden, üç ana kıtaya kültürlerini taşırlar. İçe dönük, kapalı kale kültüründen daha çok dışa dönük, açık kervan kültürü olan İslam, dünyayı bir ucu Asya’nın ortalarından Kafkas’lara, Kuzey Avrupa’ya, bir ucu Kuzey Afrika üzerinden Güney Avrupa’ya uzanan bir hilal gibi kuşatırlar. İslam’ın dünyada benzeri görülmeyen bir hızla yayılması, silah seven askerlerin güçlerinin büyüklüğüne değil, kitap seven insanların, etkilerinin büyüklüğüne dayanır.

*

En sonda gelen, ancak en başta olan Son Peygamber’i izleyen Müslümanlar, hayatın bütün alanlarında, Allah’ın sınırı olmayan sevgisini kazanmada, birbirleriyle doğrulukta, iyilikte, güzellikte yarışırlar. Onlar Yunus gibi, “Sevelim sevilelim” derler, sevenlerin sevdikleri tarafından daha çok sevildiklerini bilirler. Gücünün üstünde güç, bilgisinin üstünde bilgi olmayan Allah’ın, sevgisini kazananlar, güçlerinin üstünde güç, bilgilerinin üstünde bilgi kazanırlar. İnananlar gücüne ve bilgisine sınır olmayan Allah’ın, sevgisini kazanmak için, iki dünyada yararlı olan işlerin peşinde koşarlar.

*

İnananlar “Yeryüzü bana mescit kılındı” diyen, Erdem Bayazıt gibi düşünerek, dünyanın her köşesinde, beş vakit ezan okumayı görev bilirler. Arapların Medine’den, Türklerin Buhara’dan yollara düşmeleri, kültürlerini bütün dünyaya taşımak istemeleri, yüklendikleri sorumluluktan kaynaklanır. Onların vatanları hem akıllarında, hem gönüllerinde taşıdıkları, Kur’an’ları olur. Kurdukları şehirleri camilerle, dergahlarla, çarşılarla, çeşmelerle donatırlar. Karşılaştıkları insanlara, aynı annenin, aynı babanın çocukları gözüyle bakarak, hiçbir alanda zora başvurmazlar.

*

Dünyada yaşamayı kolaylaştıranların, şehirleri güzelleştirenlerin çarşılarında, kolaylık alınır, kolaylık satılır, güzellik alınır, güzellik satılır. Onların kan kardeşliğinden daha çok, yol kardeşliğine ağırlık veren düşünce eylem alanlarında, bir yandan iç dünyalar güzelleştirilirken, bir yandan dış dünyalar güzelleştirilir. Türkler Asya’nın içlerinden Avrupa’nın içlerine doğru uzanan uzun yolculuklarında, arkalarında kalıcı izler bıraka bıraka ilerlemeye özen gösterirler. Ve kıtalararası yolculuklarında, kimseyi küçümsemeden herkesi eşitler arasında, birinci olmaya aday olarak görürler.

13 Aralık 2022, 11:36

GÜNDÜZLERİ YERYÜZÜNDEKİLERE GECELERİ GÖKYÜZÜNDEKİLERE SOFRALAR AÇANLAR UNUTULMAZLAR

Düşünceleri zengin olanların, eylemleri yoksul olmaz, kazandıranlar kazanırlar. İyilikte yarışanlar, her zaman, her yerde iyilikle karşılaşırlar. İyilik peşinde koşmanın, iyilikleri büyütmenin kültürü, ölümsüz atlılara katılanlarla, halka halka bütün kıtalara yayılır. Önden giden ölümsüz atlıların defterleri, Kıyamet’e kadar hiç kapanmaz sürekli açık kalır Onlar iç dünyanın derinliklerinin, er ya da geç dış dünyanın zenginliklerine yansıyacağını bilirler. Onları izleyenler, iç dünyaları güzelleştirmenin, dış dünyalarını zenginleştirmekten çok daha önemli olduğunu, çevrelerine günlük yaşayışlarıyla anlatırlar.

*

Ölümsüz atlıların geçmiş yüzyıllardan gelecek yüzyıllara, insanlığın son gününe kadar devam edecek yolculuklarında, yaşanan dünyanın sınırlı zenginliklerinden önce yaşanacak dünyanın sınırsız zenginlikleri güç kaynağı olur. Allah’ın zenginliğinin üstünde zenginlik olmadığını bilenler, yönetenlerin ve yönetilenlerin sevgisini kazanmadan önce, Allah’ın sevgisini kazanmaya bakarlar. Allah sevgisini bütün sevgilerin üstünde tutanlar, Allah sevgisinde yok olanlar, Allah’ın sevgisini kazanan insanların, düşünen akılları, seven gönülleri, gören gözleri olduğunu, deneye deneye öğrenirler.

*

Necip Fazıl’ın “Sonsuzluk Kervanı” olarak, nitelendirdiği ölümsüz atlıların, yeni sözler söyleme, yeni sözler söyletme sevdalıları unutulmazlar, dünya var oldukça sevgiyle, saygıyla anılırlar. Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da Türklerden ve Müslümanlardan izler taşıyan, şehirlerin, kitapları başlarının üstünde, paraları ayaklarının altında tutan koruyanları olur. Onlar yaptıkları iyiliklerle, önledikleri kötülüklerle hem yaşanan, hem yaşanacak dünyayı yaşanır kılarlar. Onlar camilerin göklere uzanan minarelerinin birbirlerini gördükleri gibi, birbirlerini görürler, birbirlerini bilirler, birbirlerini severler.

*

İstanbul’u Eyüp Sultan, Bursa’yı Emir Sultan, Mostar’ı Sarı Saltık nasıl korursa, Kars’ı da Harakani öyle korur. O Kars’tan Kurtuba’ya, nerede bir insanın ayağına bir diken batarsa, acısını duyar, hiçbir ayrım gözetmeden, bütün insanların yardımına koşar. Allah’ın sevgisini kazanmada, gündüzleri yeryüzündekilere, geceleri gökyüzündekilere sofralar açar. Bütün gönül sultanlarının kapıları gibi, Harakani’nın hiç kapanmayan bilgelik kapısı, Kars’ı görenlere de, görmeyenlere de derinlik kazandırır. Onun gizemli bilgi ve bilgelik sofrasından, küreden kareye dönüşen dünyada, hem inananlar, hem inanacaklar yararlanırlar.

*

Harakani Bayezıt Bestami’nin yurdu Bestam’dan, İbn Arabi Mursiye’den, Mevlana Belh’ten gelirler, Anadolu’da Yunus’la elele vererek , gökyüzünün bulutlarını, yeryüzünün yağmurlarına, Türk dünyasının karanlık yıllarını, aydınlık yıllarına dönüştürürler. Onlarla Türk ve İslam dünyasının, bilgi ve bilgelik hazineleri, Doğu’dan Batı’ya dünyanın, bütün ülkelerine ulaştırılır. Onlar dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, atalarının yitirdikleri ana yurtlarını ve baba evlerini arayan insanların, yollarının kilometre taşları olurlar. Ve hem yaşanan, hem yaşanacak dünyada, kurtuluşa ermenin yol haritasını verirler.

14 Aralık 2022, 12:45

ZAMANIN SIFIR NOKTASI İNSANLIĞIN İLK ÜNİVERSİTESİ KABE İNSANLIĞIN VAROLUŞUNA ANLAM VE DEĞER KAZANDIRIR

Önden giden ölümsüzlerin, Hacı Bayram gibi gönül ve şehir mimarları, Allah sevgisinde ve Peygamber saygısında, yok olma yoluna giren insanlara, çeliğe su verir gibi güç vererek, kaya gibi sert, kılıç gibi keskin kılmanın, yollarını ve yöntemlerini öğretirler. Onların her biri bir “Açık Üniversite” olan şehirleri, bütün insanların düşünce ve eylem kaynaklarını oluştururlar. Yirmi birinci yüzyılda, şehirler arasındaki uzaklık ve yakınlık farkının önemini yitirmesiyle, insanlar atalarının yitirdikleri ana yurtlarına açılan kapıları, tek dünyanın şehirlerinden daha çok, iki dünyanın kutlu şehirlerinde buluyorlar.

*

Dünyadaki kutlu şehirlerin başında, Ademoğullarının ana vatanları olan Mekke gelir. Mekke bütün şehirlerin, Kur’an bütün kitapların anası bilinir. Tarihin her döneminde şehirler, kültürlerin görünen somut yüzlerini oluştururlar. “Hicaz’dan Endülüs”e kitabımızda, İnsanlığın ilk yerleşim yeri olan Mekke’nin, İlk Peygamber’den Son Peygamber’e bütün Peygamberlerden kalan unutulmaz izleri ve anıları ele alınır. Mekke’nin ortasında yer alan, Müslümanların her gün beş defa yüzlerini döndükleri Kabe, yeryüzünün ilk mabedi, insanlığın varoluşuna anlam ve değer kazandıran ilk üniversitesi olur.

*

“Zamanı Aşan Şehirler” kitabımızda vurgulandığı gibi : “ İlki Adem Peygamber’in, ikincisi İbrahim Peygamber’in ve üçüncüsü İslam Peygamberi’nin elleri olmak üzere, Kabe’nin tarihinde üç büyük el görülür. O eller Kıyamet’e kadar varlığını koruyacak ve ayakta kalacak Kabe’nin koruyuculuk görevini yüklenirler. İlk Peygamber Kabe’yi inşa eder.İbrahim Peygamber zamanla yıkılan yapıyı, eskisine uygun olarak yeniden yapar, Son Peygamber yenileyerek putlardan temizler. Çevresinde toprağa verilmiş yüzlerce peygamberle birlikte, insanlığın sıfır noktası Kabe,” kutsal kültürün tarihinde eşsiz bir yer tutar.

*

İslam’ın doğuş yıllarında, Son Peygamber’le birlikte, Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kalan İlk Müslümanlar, hiç bilinmeyen Yesrip’i, çok bilinen Medine’ye dönüştürürler. Dünyanın hiçbir ülkesinde eşi olmayan Medine’nın, semalarında meleklerin kanat sesleri, Habeşli Bilal’in okuduğu ezan seslerine karışır. Dünyada bir yolcu gibi yaşamasını bilen İlk Müslümanlar, üretmediklerini tüketmezler, alın terlerinin, göz nurlarının, el emeklerinin karşılığından daha fazlasına özenmezler. Onların Medine’si İslam tarihinin, altın yılları olan “Dört Halife” döneminin başşehiri olma onurunu taşır.

*

Medine’da yaşayan Yahudilerin, Hristiyanların katılımlarıyla, Son Peygamber’in öncülüğünde, dinde baskı olmaz, herkesin dini kendine, kimse dinini değiştirmeye zorlanmaz diyen, yalnızca Medine’de değil, bütün şehirlerde barış içinde birlikte yaşamanın güvencesi olan, dünya tarihinin ilk yazılı anayasası, “Medine Sözleşmesi” Peygamber Şehiri’nde hazırlanır, eksiksiz olarak uygulanır. Sözleşme kendisinden sonra hazırlanan anayasalara yol gösterir. Odak noktasını caminin, çarşının ve okulun oluşturduğu Medine, üç kıtada Müslümanların kurdukları şehirlerin değişmez örneği olur.

15 Aralık 2022, 12:44

İMAN İSLAM İHSAN DAİRESİNDE REFERANS ÇERÇEVESİNİN TEMELLERİ ANA KAYNAKLAR IŞIĞINDA TÜRKİSTAN'DA ATILMIŞTIR

Anadolu başta olmak üzere, Orta Asya, Kırım, Kazan, Kafkas ve Balkan ülkelerindeki yönetimlerin, ekonomik, siyasal ve kültürel temelleri Buhari, Ebu Hanife, Maturidi ve Ahmet Yesevi tarafından Büyük Türkistan’da atılır. Onlar İslam’ın ana referans çerçevesini belirlerken, temel kaynaklar Kur’an’a ve Sünnet’e dayanarak, İcma, Kıyas, İstihsan yöntemlerinden yararlanırlar. Semerkant’tan Kazan’a, Buhara’dan Bursa’ya uzanan Türk dünyasının, “İman,İslam,İhsan” alanlarındaki sağlamlıkları, zamanın nabzını tutan başarıları bilgi ve bilgelik dünyalarının zirvelerine gösterdikleri saygıdan kaynaklanır.

*

İman’nın, İslam’ın, İhsan’ın ana referans çerçevesini bilenler, öncesi ve sonrası olmayan Allah’ın, dünyayı ve evreni bütün boyutlarıyla kucaklarken, insanlara şahdamarlarından daha yakın olduğunu bilirler. Onların gizliliğe yer olmayan, düşünce ve eylem dünyalarında, bütün insanlar Mevlana başta olmak üzere, ölümsüz atlıların zirveleri gibi, “oldukları gibi görünmeyi, göründükleri gibi olmayı” çok iyi başarırlar. Tarihin bütün dönemlerinde, inanan insanların güçleri, açık olmalarından ve açıklık içinde sürekli yenilenmelerinden, her gün yeniden doğmalarından kaynaklanır.

*

Türk dünyasında Yesi’den Ufa’ya, Kaşgar’da Kars’a, Almatı’dan Ankara’ya uzanan, her şehirde, “Ete kemiğe bürünen, Yunus diye görünen” kültür, “Görünmeyen Üniversite” kitabımızda, ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi, Anadolu İnsanı’nın bilgeliğinin kaynağını oluşturur. Sevgiyle silahlanmasını bilen Türkler, Kırım’da, Kazan’da, Dağıstan’da, Rus, Büyük Türkistan’da Çin, Anadolu’da, Kuzey Afrika’da, Haçlı saldırılarına karşı sabırla direnmesini başarırlar. Onlar iç dünyanın görünmeyen güçlerini harekete geçirerek, her zamanda ve her yerde, dışarıda halk, içeride Hak ile olmasını bilirler.

*

Geçmişten geleceğe uzun yolculuğa çıkan atlıların, yolcularının tenleri ölür canları ölmez. Onlar Bayezıt Bestami’nin yıllar öncesinden Harakani’ye ışık tutmasında olduğu gibi, yeraltından, yerüstündekileri aydınlatmaya devam ederler. Onların gizemli elleri, Bağdat’ı yakan, yıkan Hülagü’nun torunu Gazan Han’ı değiştiren, Gönül İnsanı Sadeddin Hamavi’nin, ellerine benzerler, dokundukları insanları değiştirirler. Ölümsüz atlılara katılanların ellerinin değiştirici güçleri, Réné Guénon, Frithjof Schouon, Martin Lings, Titus Burcharth gibi Avrupalı Müslümanların, İslam’a gelişlerinde de açıkça görülür.

*

Güney’den gelen Arap’larla,Kuzey’den gelen Tatar’larla,Balkan’lardan gelen Türk’lerle Avrupalılar Müslümanlarla tanışırlar,Arnavut’ların ve Boşnak’ların tamamı Müslüman olurlar. Yirmi birinci yüzyılda, Avrupa sınırları içinde yaşayan Müslümanların nüfusları, İngiliz’lerin ve Fransız’ların nüfuslarını aşar. Londra’da, Paris’te, Berlin’de, Moskova’da yaşayan Müslümanlar, Ankara’da yaşayan Müslümanlardan, sayı olarak geride kalmazlar. Endülüs döneminin Gırnata’sında, Osmanlı döneminin İstanbul’unda olduğu gibi, Avrupa şehirlerinde Hristiyanlar,Müslümanlar,Yahudiler barış içinde birlikte yaşarlar.

16 Aralık 2022, 11:21

DÜŞÜNEN AKILLARIN SEVEN GÖNÜLLERİN ÜRETEN ELLERİN BOYASINA BOYANANLARIN RENKLERİ SOLMAZ

Yaşanan ve yaşanacak dünyayı, birbirinden ayrılmaz bir bütünün, iki yüzü olarak görenler, bütün insanları Habil’in ve Kabil’in soyundan gelen Ademoğulları olarak görürler. Onlar dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, herkesi yardımlaşmaya, dayanışmaya, paylaşmaya çağırırlar. Ve insanlar arasında, iyilikleri özendirmede, kötülükleri önlemede yarışma olmazsa, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda, hiçbir gelişme olmayacağını, her fırsatta vurgulamaya önem verirler. Onların değiştirici güçleri, insanlığın İlk Peygamber’le başlayan bilgi ve bilgelik birikimine dayanmalarından kaynaklanır.

*

Ahiler insanların üretimde, gelen günlerinin, geçen günlerinden daha iyi olmasına önem vererek, bir yandan hayatı kolaylaştırırlar, bir yandan dünyayı güzelleştirirler. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, bir insanın hayatını kurtarmak, bütün insanlığın hayatını kurtarmak olarak görülür, birbirleriyle hayatı yaşanır kılmada yarışırlar. İnsanların sevgisini kazanmadan, Allah’ın sevgisini kazanılmayacağını bilen Harakani, gündüzlerini insanlara, gecelerini Allah’a ayırır. O insanlara yardım edenlere, yardım edileceğini bilir, iki dünyada yararlı işler yapmayı bilen, ahilere öncülük yapar.

*

Sonu İlk Halife’den Son Peygambere’e ulaşan Nakşilik yolunun, köşe başlarından olan Harakani, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine uzanan ellerin, çok olduğu sofralar üstüne yağar diyerek, bütün Nakşilik yolunun yolcuları gibi, Allah sevgisini, insanların sevgisiyle perdeler. Ölümsüz atlılar zaman içinde etraflarına ışık saça saça yol alırlar. Onlar başlarındaki gözleriyle ufukları, gönüllerindeki gözleriyle ufukların ötesini görürler. Ve bir insanın gönül dünyasının kazanılmasının, dünyanın kazanılmasından daha önemli olduğunu bilirler, Kur’an Medine’yi nasıl dönüştürmüşse, çevrelerini öyle dönüştürürler.

*

Ölümsüz atlılara katılanlar, varlığa sevinmeden, yokluğa yerinmeden, az uyumaya, az yemeye, az konuşmaya özen gösterirler. Onlar yaratılanları Yaratan’dan dolayı iyi karşılamayı, hoş görmeyi önemserler. Ve hayatın her alanında, üreten ellerin tüketen ellerden, veren ellerin alan ellerden üstün olduklarını, ihtiyaçları karşılamayanların, ihtiyaçlarının karşılanmayacağını, vermeyenlere verilmeyeceğini sürekli tekrarlamaktan geri durmazlar. Onların gece gündüz, herkese açık kapılarından, Harakani’nin kapısı gibi, dinine, diline ve rengine bakılmadan, hiç kimse karnı aç, eli boş döndürülmez.

17 Aralık 2022, 01:05

Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) tarafından düzenlenen çevrim içi…

Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) tarafından düzenlenen çevrim içi etkinlikte okurlarla bir araya geldi.

*

Derneğin Youtube kanalından canlı yayınlanan programda, Aykut Nasip Kelebek, Zafer Acar ve Yunus Emre Özsaray'ın sorularını cevaplayan Gürdoğan, "Medeniyetsiz Edebiyat Olmaz" başlıklı bir konuşma yaptı.

*

Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan, Mavera dergisinin kurulduğu yıllarda seküler kültürle mücadele eden yayın politikasıyla fark oluşturduğunu söyleyerek, Afganistan'dan, Kırım'a Türk ve İslam dünyasının sorun yaşadığı her coğrafyanın sesi olduğunu ifade etti.

*

Mavera'nın aynı zamanda bir edebiyat okulu olduğunu dile getiren Gürdoğan, "Edebiyat dünyamızda kendine oldukça geniş alan açtı, sebebi Mavera bir takım çalışmasıydı. Daha önce Mavera'nın geleneğini sürdürdüğü Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat dergisi çok önemli çalışmalar yaptılar. Bizim ülkemizin, yirminci yüzyılın ikinci yarısına damgalarını vurdular.

*

Mavera denildiği zaman akla yedi kurucusu gelir. Nerde kuruculardan birinin adı geçse yedisinin de adı geçer. Orda herkes eşitler arasında birincidir. Ne Rasim Özdenören'in ne Erdem Bayazıt'ın ne Cahit Zarifoğlu'nun ne Akif İnan'ın ne benim ne diğer arkadaşlarımızın son sözü söyleme gibi bir istekleri hiçbir zaman olmamıştır.

*

Hep birlikte konuşulmuş, hep birlikte yazılar seçilmiş, her alana yer verilmiştir. Benim 'Teknolojinin Ötesi' kitabımı oluşturan yazılar ilk defa Mavera'da yayımlanmıştır. O yıllarda çevre sorunları gündeme getirilmiş, sinemaya, tiyatroya yer verilmiştir. Cahit Zarifoğlu senaryolar yazmıştır. Uluslararası ilişkilere ağırlık verilmiştir." değerlendirmesini yaptı.

*

"Kaliteli sanat eseriyle tüm dünyayı pasaportsuz dolaşabilirsiniz"

*

Mavera dergisinde Türkiye'nin, İslam dünyasının, dünyanın karşı karşıya kaldığı sorunları bir kültür çatışması, bir Doğu- Batı çatışması ekseninde yorumladıklarını belirten Nazif Gürdoğan, "Günümüzde bu çatışma yerini, silahlardan, ordulardan, cephelerden kültüre, edebiyata, sanata ve üniversitelere bırakmış durumda. Akıllı güç diyorlar, işte bu, edebiyatçıların, sanatçıların, şairlerin, hikayecilerin, akademisyenlerin gücü.

*

Edebiyat pasaport taşımaz. Shakespeare'e, Goethe'ye, Necip Fazıl'a, Sezai Karakoç'a, Rimbaud'a, Baudelaire'e, Faulkner'a, Victor Hugo'ya hiç kimse pasaport sormaz. Onlar bütün bir dünyayı pasaportsuz dolaşır.

*

Öyle bir dünya var ki artık Müslümanlar sadece Orta Doğu'da değiller. İngiltere'deler. Londra'nın belediye başkanı bir Pakistanlı, ikinci defa seçildi. Rotterdam'ın belediye başkanı bir Faslı. Berlin'de 300 bin Türk yaşıyor. Yarın belediye başkanı bir Türk olacak. 27 Avrupa ülkesinin 20'sinden daha kalabalık nüfus Avrupa'da yaşıyor. Avrupa'daki Müslümanların sayısı 50 milyonun üzerine çıkmış, dolayısıyla artık Doğu ve Batı birbirine karışmış durumda.

*

Şerif Mardin, 'mahalle baskısı' kavramını atmıştı ortaya, artık mahalle baskısı ortadan kalktı, yerine 'kalite baskısı', edebiyat baskısı, sanat baskısı geldi. Kaliteli bir sanat eseri ortaya koyarsanız, kaliteli şiiriniz, hikayeniz, romanınız olursa tüm dünyayı pasaportsuz dolaşırsınız. Dünyanın hiçbir yerinde de hiç kimse size vize sormaz." dedi.

*

"Yeni dünya hem Doğu'da hem Batı'da olmasını bilenlerin dünyası olacak"

*

Gürdoğan, yeni çatışma düzeninin kutsal kültürlerle, seküler kültür arasında sürdüğünün altını çizerek şu açıklamada bulundu:

*

"Kültürler çok iç içe girmiş durumda. Bundan sonra değerleri, insanlığa katkıda bulunmayı öne çıkarmak gerekiyor. Yunus Emre'yi, Mevlana'yı, Hacı Bayram Veli'yi, Hacı Bektaş'ı öne çıkarmak gerek. Artık yeni yüzyıla damgasını vuracaklar ne Marksistler ne Kapitalistler. Ne Komünizm ne Sosyalizm ne de Liberalizmdir.

*

Yeni yüzyılda bir elinde Mevlana'nın Mesnevi'sini bir elinde de İbn Haldun'un Mukaddime'sini taşıyan insanlar olacak. Mevlana iç dünyayı inşa etmenin haritasını veriyor, Mukaddime de dış dünyayı inşa etmenin haritasını veriyor.

*

Yeni dünya ya Doğuluların ya Batılıların ya Asyalıların ya da Avrupalıların dünyası değil, hem Doğu'da hem de Batı'da olmasını bilen, hem yerel hem de küresel olmasını bilen insanların dünyasıdır.

*

Küreselleşerek yerelleşmenin önem kazandığına vurgu yapan Ersin Nazif Gürdoğan, "Değerlerimizi dünyaya taşımalıyız. Tokyo'dan, Pekin'den, Moskova'dan Paris'ten, Londra'dan New York'a kadar. Ben 70'li yıllarda Londra'daydım, Nuri Pakdil hep, 'Arkadaşlar, Paris'te, Londra'da, Berlin'de yürümezsek Ankara'da, İstanbul'da, Konya'da, Diyarbakır'da kimseyi ayağa kaldıramayız' derdi.

*

Gerçekten böyle bir dünya var. Bütün kültürlerin harman olduğu ama özlerini de korudukları bir dünya var. Atina ve Roma'ya karşı Mekke'yi, Medine'yi, Kudüs'ü, kutsal kitapların değerlerini, peygamberlerin haber verdiği dünyayı öne çıkarmak gerekiyor.

*

Seküler kültür Avrupa'da Rönesans'tan bu yana dinleri tamamen hayatın dışına attı. Şimdi yeniden insanlar özlerine, kültürlerine, değerlerine dönüyorlar. Bu bağlamda bize, İslam dünyasına, Türk dünyasına çok büyük görevler düşüyor." açıklamasını yaptı.

17 Aralık 2022, 11:45

ÖNDEN GİDEN SONSUZLUK KERVANINDA GAZALİ'Yİ MEVLANA'YI İBN HALDUN'U SEVENLER SEVİLİRLER

Savaşların birbirlerini izlediği Yirmi birinci yüzyılda, ülkelerin yöneticilerine iyi savaşın, kötü barışın olmadığını, savaşların kıtlık, barışların bolluk getirdiğini, gönül dünyasını zirveleri anlatırlar. Onların çevrelerinde halkalanan insanlar, Budapeşte’nin Gül Babası gibi, omuzlarında silah değil, ellerinde kitap, göğüslerinde gül taşırlar. Onlar Ademoğullarını yüzyılar içinde oluşan bilgi birikimini bilgeliğe dönüştürerek, iyilikte yarışmanın sınırının olmadığını öğretirler. Onların oluşturdukları “Görünmeyen Üniversite”lerde, öğrenmesini öğrenmenin yeri, yaşı, zamanı olmaz, gece gündüz kesintisiz devam eder.

*

İster Asya’da, ister Avrupa’da, ister Amerika’da olsun, sevgi halkalarına katılanlar, dünyanın eğlence şehiri Los Angeles’tan, bütün dünyaya ihraç edilen, insanların akıllarını başlarından alan, tüketim kültürünün çekiciliğine kapılmazlar. İnsanların hem akıl, hem gönül dünyalarında sevgi rüzgarları estirerek, herkes için hayatı kolaylaştırırlar, topraktan ve hayattan uzaklaştırmazlar, dünyayı güzelleştirirler. Onların hayata değer ve anlam kazandıran halkalarında, iç dünyanın zengin bulutları, dış dünyanın bereketli yağmurlarına dönüşürler. Onlar eyleme dönüşen düşüncenin ardından giderler.

*

Sevgi halkalarında insanlar, dünyanın sınırlı kaynaklarıyla sınırsız tüketim olmayacağını bilirler, ihtiyaçlarıyla istekleri birbirinden ayırmasını öğrenirler ve öğretirler. Onlar hayatı anlamsızlaştıran sınırsız isteklerin değil, hayatı anlamlandıran sınırlı ihtiyaçların karşılanmasına önem verirler. Onların kimsenin bilmediği iç dünyalarının zenginlikleri karşısında, herkesin bildiği dış dünyalarının zenginlikleri çekiciliklerini yitirirler. Sevgiyle silahlanan toplumlarda, karşılık beklemeyen sevgi, kültürden ekonomiye, eğitimden sağlığa, edebiyattan sanata, her alanda düzenleyici, yönlendirici bir işlev yüklenir.

*

İç dünyayı derinleştirmenin yolunu arayanlar, Mevlana’nın Mesnevi’sinde, dış dünyayı zenginleştirmenin yöntemini arayanlar İbn Haldun’un Mukaddime’sinde bulurlar. Gazali’nin İhya’sı, iç dünyayla dış dünyayı, bir bütünlük içinde ele alarak, iki dünyanın birden ışığı olur. Onların her üçü bilgi ve bilgelik güçlerini, bütün kitapların anası Kur’an’dan alırlar. Onlar insanları iki dünyada meyva veren işler yapmaya, iyilikte yarışmaya yönlendirirler. Allah sevgisinde yok olmayı öğrenenlerin dünyasında, yapılan nokta kadar iyiliğin ödüllendirileceği, nokta kadar kötülüğün cezalandırılacağı bilinir.

*

Siyasal sınırlardan daha çok kültürel sınırların, önem kazandığı Yirmi birinci yüzyılda, ya iç dünya, ya dış dünya diyenler değil, hem iç dünya, hem dış dünya diyenler güç ve ağırlık kazanırlar. Onlar dış dünyaya verilen önem kadar, iç dünyaya da önem vererek, bütün dünyanın bir savaş alanına dönüşmesini önlemeye çalışırlar. Allah sevgisini kazanmanın gücünü bilenler, bilgi dünyasını bilgelik dünyasına dönüştüren bilgeler arasına katılırlar. Peygamberlerin yolunda olan, Son Peygamber’e bağlanan zirvelerin, taşıdıkları gizemli meşaleler elden ele geçerek, bütün dünyayı aydınlatmaya devam ediyorlar.

18 Aralık 2022, 11:24

KESİNTİSİZ SAVAŞ YILLARINI SÜREKLİ BARIŞ YILLARINA "BİR İNSANI YAŞATAN BÜTÜN İNSANLARI YAŞATIR" DEMESİNİ BİLEN LİDERLER DÖNÜŞTÜRÜRLER

Yirmi birinci yüzyılın, bütün ülkeleri ilgilendiren küresel sorunlarının başında, savaş dünyasının barış dünyasına dönüştürülmesi geliyor. Bu yüzden dünyanın neresinde olursa olsun, her ülkenin dış dünya kadar, iç dünyaya ağırlık vermesi, büyük önem kazanıyor. İç dünyanın sınırsız kaynaklarını bilenler, dış dünyanın sınırlı kaynaklarının büyüsüne kapılmadan, iki dünyada yeni kapılar açan üretime, sıradışı yenilikler yapmada birbirleriyle yarışırlar. Onlar iç dünyada gerçekleştirilen köklü atılımların, iç dünyaya yapılan çok boyutlu yatırımların, dış dünyaya katlanarak yansıyacağını bilirler.

*

Medine’de Son Peygamber’in en güzel örneğini verdiği bilginin bilgeliğe, düşüncenin eyleme dönüştürülme sürecinin aşamaları, Müslümanların ilk üniversitesi olan Suffe’de öğretilir. Onların öğreterek öğrenme, öğrenerek öğretme yöntemleri, her dönemde uygulanır. Dünyanın bütün insanlar için bir üniversiteye dönüştürülmesinde, insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminin, İslam’ın ana referans çerçevesi içinde değerlendirilmesi ve hayatın bütün boyutlarına yansıtılması, dünyayı güzelleştirme sürecinde önemli yer tutar. Bunun için sevgi halkalarında ya öğrenenler, ya da öğretenler olmaya, büyük değer verilir.

*

Tarihin bütün dönemlerinde görüldüğü gibi, yalnızca dış dünyaya önem veren ülkeler, dünyanın zenginliklerini ele geçirmek için, birbirleriyle barış yapmaktan daha çok savaş yaparlar. Bu bağlamda Kur’an’nın, “Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürür. Bir insanı koruyan bütün insanlığı korur ” ilkesini Birleşmiş Milletler’e üye her ülke, içtenlikle benimsemezse, Kant’ın “Kesintisiz Barış” özlemi, Yirmi ikinci yüzyılda da gerçekleşmez. İnsanlar elleriyle, dilleriyle, akıllarıyla, gönülleriyle, dünyadaki savaşların önüne geçmeye çalışmazlarsa, dünyanın her yanında savaşlar birbirini izler .

*

Dünyada ülkelerin ürün, hizmet ve bilgi üretme güçleri, dış dünyalarının sınırlı zenginliklerinden daha çok, iç dünyanın sınırsız derinliklerinden kaynaklanır. Hem gelen, hem geçen yüzyılda, iç dünyayı yok sayarak, yalnızca dış dünyanın zenginliklerine önem veren ülkeler, gökyüzünde kuşlar gibi uçmasını, denizlerde balıklar gibi yüzmesin başarırken, geniş dünyada farklı dinden, farklı ırktan, farklı renkten, insanlarla birlikte yaşamasını başaramazlar. Bütün dünya, yetmiş iki millete bir gözle bakan, Allah’ın evreninde Allah dışında, her varı yok gören Yunus gönüllü, Sinan akıllı insanlar bekliyor.

*

Avrupa yüzyıllarında Farabi ve Aristo, biri birinci bilge, biri ikinci bilge olarak, hem Doğu, hem Batı ülkelerinin düşüncede ve eylemde, yeni atılımlar yapmalarının öncüleri olurlar. Küreden kareye dönüşen dünyada yön göstericilik işlevleri, Farabi’den ve Aristo’dan, Mevlana’ya ve İbn Haldun’a geçiyor. Asyalı ya da Avrupalı, merkezde ya da çevrede olma önemini yitiriyor. Artık ya Doğu’yu, ya Batı’yı değil, hem Doğu’yu, hem Batı’yı bilenler, bütün dünyayı etkileri altına alıyorlar. Onlar bir ayakları Asya’da, bir ayakları Avrupa’da, gözleri Amerika’da olan konumlarıyla, dünyayı dönüştürmeye hazırlanıyorlar.

19 Aralık 2022, 12:07

HER ALANDA SAVURGANLIĞIN KAPILARINI KAPATMAYANLAR HİÇBİR ALANDA YOKSULLUĞUN ÜSTESİNDEN GELEMEZLER

Yerel olduğu kadar, küresel ekonomiye de, canlılık kazandıran kaynakların başında, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, gerçekleştirilen verimlilik artışları gelir. Dünyadaki bütün kuruluşlar, arasındaki verimliliği artırma yarışı, ulaşım alanındaki gelişmelerle, satıcılardan alıcılara kadar uzanan, çok geniş bir alanda küresel boyutlar kazanmıştır. Verimliliklerini sürekli artıran kuruluşlar, üretim alanlarını sürekli genişletirler, sürekli derinleştirirler.

*

Verimlilik kurumların ve kuruluşların, üretim işlemlerinde yararlandıkları girdilerle, elde ettikleri çıktılar arasındaki bağıntıyı gösterir. Her kurum, her kuruluş ne kadar az giderli girdiyle, ne kadar çok gelirli çıktı elde ederse, o kadar büyük üretim gücüne ulaşır. Yönetim dünyasının öncülerinden Peter Drucker’ın kitaplarında sürekli vurguladığı gibi, ülkelerin her alanda yeni zenginlik kaynağı, toprak ya da sermaye büyüklüğü değil,verimlilik büyüklüğüdür.

*

Ekonominin bütün alanlarında olduğu gibi, ulaşım alanında kalite üstünlüğü kazanmak için, yenilik yapmak ve verimliliği artırmak, çok büyük önem kazanmıştır. Yıllar önce Servan Schreiber’in “Amerika Meydan Okuyor” kitabında, yaptığı geleceğe dönük değerlendirmeler, iki binli yılların başında geçerliliklerini koruyorlar. Artık dünyada ülkelerin üretim güçlerinin simgesi, büyük kuruluşlar değil, köklü dönüşümlere yol açan, verimlilik artırıcı kuruluşlardır.

*

Ulaşım alanındaki verimlilik artışları, hangi alanda üretim yaparsa yapsın, bütün kuruluşlarda etkisi göstermektedir. Ekonomide ulaşım alanının, üretimin her alanının girdilerinin ve çıktılarının, üretim merkezlerine, üretim merkezlerinden tüketicilere, kısa zamanda taşınmasında, verimliliği artırıcı bir işlevi vardır. Bunun için yerel ve küresel boyutlarda, dünya ekonomisinin altyapısını oluşturan ulaşım yatırımları, bütün ülkelerin ekonomilerini dönüştürmektedir.

*

Ulaşım alanında başarılı olan ülkeler, üretimin her alanında başarılı olurlar. Bu yüzden verimlilik artışına, hız kazandıran ulaşım yatırımları, ülkelerin üretim güçlerine yeni boyutlar kazandırırlar. Fiber kablolarla iletişim alanındaki hızlı gelişmeler, kuruluşlar arasındaki uzaklık ve yakınlık farklarını ortadan kaldırarak, iletişime büyük hız kazandırmışlardır. Küresel alışveriş her geçen gün, hem hızlanıyor, hem kolaylaşıyor. İleşimde baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır.

*

Ulaşım ve iletişim araçlarındaki gelişmeler, bütün ülkelerin kuruluşlarını, hem yerel hem küresel, boyutlarda birbirlerine bağlamıştır. Dünyanın değişik ülkelerinde, binlerce kuruluş tarafından, birlikte üretilen ürünler, bütün dünya pazarlarında, aynı zamanda yer almaktadırlar. Verimliliklerini artırmak için, kendilerini sürekli geliştiren kuruluşlar, geleceğin fırsatlarını yakalamakta güçlük çekmezler. Yirmi birinci yüzyılın büyük dünya savaşı, kuruluşların verimlilik savaşıdır.

*

Kuruluşlar dünyasında iletişim etkileşime, etkileşim iletişime, yeni verimlilik kapıları açar.

*

Kapalı kapısız dünyada, iletişimle görülmeyenler görülür, duyulmayanlar duyulur.

*

İletişimdeki verimlilik, üretim ve yönetim verimliliğine, katlanarak yansır.

20 Aralık 2022, 13:15

OTOKRATİK YÖNETİMLERE KARŞI DEMOKRATİK YÖNETİMLERİ SAVUNMAYAN YÖNETİMLER DEMORATİK DE OLSALAR OTOKRATİKLEŞİRLER

İslam dünyasında, dayatmacı yönetimlere karşı yapılan itirazlar, bütün dünyada, İslamcılık tartışmalarına büyük hız ve yoğunluk kazandırmıştır. Dünyada bir kesim, siyasal İslam'ın sonunun geldiğini gündeme taşırken, bir kesim de demokratik İslam'ın başladığını gündeme taşıyor. Yirmi birinci yüzyılın başında, otokrasilere karşı, demokrasileri savunmak, bütün ülkelerin gündeminde önemli yer tutuyor. İslam söz konusu olduğunda, tartışılması gereken, siyasal İslamdan önce, demokratik İslam'dır. Türkiye başta olmak üzere, bütün İslam ülkelerinde ve bütün dünyada, Müslüman aydınların başta gelen, en önemli görevlerinin, İslam'ın ana kaynaklarından yola çıkarak, demokratik ve ekonomik kültüre, yeni boyutlar kazandırmak olmalıdır. Nasıl bilimin ve teknolojinin vatanı yoksa, demokrasinin ve ekonominin de vatanı yoktur. Sınırsız dünyada önemli olan küresel bilim, küresel teknoloji üretmektir. Aynı şekilde can alıcı olan, yerel demokrasi, yerel ekonomi inşa etmek değil, küresel demokrasi, küresel ekonomi inşa etmektir. Teknoloji bilimin, ekonomi demokrasinin uygulama alanıdır. Odak noktasını Atina''dan daha çok Medine''nin oluşturduğu, Demokratik İslam ve Müslüman demokratlar, bütün ülkelerdeki dayatmacı yönetimlerin, en büyük ve en güçlü alternatifleridir. Bu yüzden sürekli, hem Doğu, hem Batı dünyasında, İslam'ın demokrasinin olduğu kadar, pazar ekonomisinin kurumlarıyla ve kurallarıyla çatıştığı ileri sürülüyor, ancak karşılık bulmuyor. Artık Batı eski Batı, Doğu eski Doğu değildir. Kutsal kültürün en sonda gelen, her zaman en başta olan, en güçlü ve en kapsayıcı halkası İslam'ın, devletle birlikte ekonominin yönetimine ilişkin, yüzyılların içinden süzüle süzüle gelen, çok köklü değerleri ve küresel ilkeleri vardır. İslam'ın ana kaynakları, adil bir demokratik ve sağlam bir ekonomik yapının temellerini, oluşturacak ve benimsetecek zengiliktedir. Geçmişte Yunan birikimini içselleştirerek ''Batı Rönesansı''nın temellerini atan İslam dünyası, Yirmi birinci yüzyılda dünya birikimini içselleştirerek, ''Doğu Rönesansı''nın temellerini atma sorumluluğu taşıyor.Kutsal kültürün hem özü, hem özeti olan İslam kültürü, güneşe benzer, dünyanın bir ülkesinde batarken, başka bir ülkesinde doğar. Yeni doğuşun öncü aydınlarının İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerden çıkacağı tahmin ediliyor. Avrupa'da on milyon Türk, elli milyon Müslüman yaşıyor. Onlar Avrupa'da, pek çok ülkeden daha büyük, kültürel, siyasal ve ekonomik güce sahipler. Avrupalı Müslüman aydınlar, İslam dünyasında savaş olursa, Avrupa'da barış olmayacağını biliyorlar.Onlar siyasal bir güçten öncei kültürel güce ulaşmaya çalışıyorlar. Ve kültürel gücün, her alanda belirleyici olduğunu biliyorlar. İnsanlığın İlk İnsanla, İlk Peygamber'le başlayan bilgi ve bilgelik birikimi, seküler kültürün güneşinin battığını, kutsal kültürün güneşinini hiç batmadığını ve Allah'ın gücünün üzerinde, güç olmadığını gösteriyor.

21 Aralık 2022, 15:14

AÇIKLIK İÇİNDE SÜREKLİ YENİDEN YAPILANMAYANLAR HAYATIN HİÇBİR ALANINDA YENİLİK VE ATILIM YAPAMAZLAR

Bu yazı daha önce 30.04.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ağır işleyen devlet yapısına sahip ülkeler, üretim güçlerini dünyanın önde gelen ülkelerinin seviyesine çıkarmakta güçlük çekerler. Asya ülkeleriyle Avrupa ülkelerinin, üretim seviyeleri arasındaki farkların azaltılması, bütün ülkelerin dünyadaki gelişmeler doğrultusunda, yeniden yapılanmalarına bağlıdır. Sınırların aşılmaz olmaktan çıktığı bir dünyada, bir ülke yoksulken, bir ülkenin zengin olması mümkün değildir.

*

Ekonomik ve siyasal hayatın düzenlenmesinde, üç ana ilke olan Kopenhag kriterleri, hem Avrupa hem Asya ülkeleri için, büyük önem taşımaktadır. İster Avrupa’da, ister Asya’da olsun, Kopenhag kriterlerini yerine getirmeyen ülkeler, demokratik kültüre ve ekonomik yapıya, yeni açılımlar kazandıramazlar. Dünyada ülkeler tüketim seviyesini artırmaktan önce, üretim seviyesini artırmak için yarışmazlarsa, zenginlikleri azaltırlar, yoksullukları çoğaltırlar.

*

Bütün kurumlarıyla ve bütün kurallarıyla, demokratik mekanizmayı işletemeyen ülkeler, aksamadan işleyen bir pazar mekanizmasına sahip olamazlar. Bu yüzden Kopenhag kriterlerinin, ilk maddesinde demokrasi, ikinci maddesinde pazar mekanizmasının kusursuz olarak, işletilmesinin üzerinde durulmaktadır. İnsan ve azınlık haklarına saygı yanında, küresel etik ilkeler, her iki mekanizmanın işleyişindeki, ilkesizlikleri önlemede, ortak tabanı oluşturmaktadır.

*

Politikanın ve ekonominin kapsama alanları çok geniştir, hayatı bütün boyutlarıyla kuşatırlar. Her ikisinin merkezinde, sağduyu için yol birdir diyen, iyiyi kötüden ayırmasını bilen insan vardır. Ülkelerde yöneticileri oylarıyla, seçmesini bilen insanlar, pazarlarda paralarıyla kaliteli ürünleri, kalitesiz ürünlerden ayırmasını bilirler. Bu yüzden politika ve ekonomi biliminin öncüleri, her iki mekanizmanın işleyiş düzenini, anlamaya büyük özen göstermişlerdir.

*

Aksamadan çalışan demokratik yapısı olan toplumların, kurallara uygun işleyen pazar yapıları olur. Ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin bütün ülkelerde üretilerek, bütün ülkelere satıldığı, her ülkenin üretici, her ülkenin tüketici olduğu, düz kare bir dünya oluşmuştur. Demokratik mekanizmayla birlikte, pazar mekanizmasının kusursuz olarak işletilmesi, bütün ülkelerin yeni zenginlik kaynağıdır. Onların zenginliğinden yararlanmayanlar, sahip oldukları kaynakları değerlendiremezler.

*

Bütün ülkeler siyasal ve ekonomik yapılarını, Kopenhag kriterleri doğrultusunda, yeniden yapılandırmak zorundadırlar. Ülkeler bütün kurumlarıyla, bütün kuruluşlarıyla, sürekli yenilenmezlerse, dünyadaki ekonomik, siyasal ve kültürel gelişmelerin öncüleri olamazlar. Karmaşık ve çalkantılı bir dünyada, yenilenme yarışı her gün yeniden başlamaktadır. Ülkeler arasındaki uzun soluklu yarışın sürekli kazananları, sürekli yenilenenleri olacaktır.

*

Ülkelerde başarı, yönetilenlerin yönetenleri, seçimlerle sürekli yenilemelerinden kaynaklanır.

*

Sözleşmelerini yenilenmeyen, ekonomik ve demokratik yönetimler, yeniliklerini yitirirler.

*

Ülkelerin ve kuruluşların yönetimi, seçenlerle seçilenler arasında bir sözleşmedir.

21 Aralık 2022, 15:40

Teşekkürler Sevgili A.Kadir Adım."Bir insanı öldürenler

Teşekkürler Sevgili A.Kadir Adım."Bir insanı öldürenler, bütün insanlığı öldürür" demeyenler, bütün dünyayı savaş alanına dönüştürüyorlar.Dün Irak'tı,bugün Ukrayna,yarın hangi ülke yakılacak,yıkılacak kimse bilmiyor.

21 Aralık 2022, 17:22

Aytekin Yılmaz,Avni Er ve Cumali Sever Hoca'ların öncülüğünde

Aytekin Yılmaz,Avni Er ve Cumali Sever Hoca'ların öncülüğünde Pendik'teki yönetici öğretmen arkadaşlarımızla, ''Geleceğin Eğitimi Eğitimin Geleceği''ni tartıştık.Kare dünyada eğitimin yeri,zamanı, yaşı olmaz. Artık gelir farkı değil, eğitim farkı önemlidir.Eğitim düzeyi düşük ülkelerin, hiçbir zaman üretim düzeyleri yüksek olmaz.Eğitimli insanlar el açan insanlar değil, el açılan insanlar olurlar.

22 Aralık 2022, 11:44

Yarının barış dünyası, bir elinde Devlet, bir eilnde Politika

Yarının barış dünyası, bir elinde Devlet, bir eilnde Politika olanlarla değil, bir elinde MESNEVİ, bir elinde MUKADDİME olanlarla inşa edilecektir. Onların her ülkede eyleme geçmek için gerekli olan kritik sayıya ulaşmalarını, bütün dünya bekliyor.

22 Aralık 2022, 11:50

KÜLTÜRDE VE EKONOMİDE ETİK DEĞERLERE ÖNEM VERMEYENLER KISA ZAMANDA ÖNEMSİZLEŞEREK UNUTULURLAR

Son iki yüzyılda Batı dünyasında, ekonomik ve kültürel alanda, büyük bir değer kayması yaşanmıştır. İnsanların özel ve sosyal hayatlarında etik değerler anlamını yitirirken, ekonomik değerler önem kazanmıştır. Yirminci yüzyılda etik değerler göz ardı edilerek, ekonomik değerlerin bütün alanların, belirleyicisi olduğuna inanılmıştır. Bütün bilimler hayatın etik boyutunu yok sayarak, ekonomik boyutu üzerinde yoğunlaşmıştır.

*

Habil ve Kabil’den bu yana, insanların bir arada ve barış içinde yaşayabilmeleri için, değişmez ekonomik ilkelerden önce, tartışılmaz etik ilkelerine ihtiyaç vardır. Kutsal kitaplarda sürekli vurgulandığı gibi, insanlar yalnızca ekonomik değerlere dayanarak, bütün boyutlarıyla hayatı yaşanır kılamazlar. İnsanların birbirlerinin kurtları olmamaları için, Marx ve izleyicilerinin iddia ettikleri gibi, ekonomik değerlerin değil, etik değerlerin yönlendirici olmaları gerekir.

*

Etik değerler farklı dinlerden ve farklı kültürlerden toplumların, bir arada yaşamasında herkesin benimseyeceği, küresel hukuk ilkelerini oluştururlar. Onlar toplumlar arasındaki ilişkilerde, yardımlaşmanın ve dayanışmanın en önemli güvencesidirler. Toplumların ekonomik alandaki başarıları, bütün kesimlerin iyilikleri özendirmede ve kötülükleri önlemede, birbirleriyle yarışmalarından kaynaklanır. Etik değerlerin zenginliği, ekonomik değerlere yansır.

*

Etik değerlerin başında iyilik yapmasını bilmek gelir. Toplumlarda kendileri için istediklerini, başkaları için istemeyenler, etik olgunluğa erişemezler. Henry David Thoreau’nun dediği gibi: “İyilik asla başarısız olmayacak tek yatırımdır”. Bunun için Anadolu’da, “İyilik yap denize at, iyilik yapan iyilik bulur” denilir. Bütün alanlarda iyilikleri büyütmeyenler, her yerde kötülüklerle karşılaşmaktan kurtulamazlar.Her zaman getirisi en yüksek olan yatırım, iyilik yapmaya yapılan yatırımdır.

*

Dünyada hız ve yoğunluk kazanan küreselleşme sürecinde, ekonomik değerler gibi, etik değerler bütün ülkeler arasında, ortak kaynaklar olarak benimseneceklerdir. Doğal hayatta vadiler ne kadar derinse, dağlar da o kadar yüksek olurlar. Toplumsal hayatta etik değerler ne kadar derinlerden kaynaklanırlarsa, ekonomik değerler o kadar yükseklerde oluşurlar. Bütün canlılar arasında, yalnızca insanlara özgü, olan etik değerler, insanlarla işlerlik kazanırlar.

*

İnsanların birlikte yaşamak zorunda oldukları şehirlerde, ekonomik ve kültürel çalışmalar, toplumsal hayatın ana kaynaklarını oluştururlar. Şehirler insanlar birbirlerinin, temel haklarına ve özgürlüklerine saygı göstererek, yaşamak zorunda oldukları yerleşim alanlarıdır. Şehirlerin ekonomik ve kültürel üretimlerine yeni açılımlar, ekonomik ve etik değerlerin elele vermeleriyle,işbirliği yapmalarıyla kazandırılır.Toplumlar ekonomik değerlerinden önce, etik değerleriyle var olurlar.

*

Ekonomik ve kültürel başarı, insanların dört elle sarıldığı, etik değerlerin zenginliğine dayanır.

*

Dünyanın hiçbir yerinde, etiksiz ekonomi güçlü, ekonomisiz etik geçerli olmaz.

*

Toplumlar yüzyılların sınavından geçen, etik değerlerle dönüştürülür.

23 Aralık 2022, 11:57

TÜRK DÜNYASININ KİMLİĞİ MEDENİYETLERİN HARMAN OLDUĞU ANADOLU’NUN BİN YILLIK TARİHİ İÇİNDE OLUŞMUŞTUR

Türklerin tarihinde büyük bir misyon yüklenen Anadolu insan’ları Türkiye'de, Orta Asya'da, Kafkaslar ‘da, Balkanlar'da, Kuzey Afrika'da ve Endülüs’te, yeniden doğan Hicret insan’larıdır. Onlar doğdukları yerlerle birlikte, doydukları yerleri de severler. Ve Asya’dan Avrupa’ya, uzun bir yolculuğa çıkarlar, bütün dünyayı Cennet bahçelerinden bir bahçe görürler ve korunacak bir emanet bilirler. Türkçülük yapmayan Türkler aynı annenin, aynı babanın çocukları olarak, değerlerinin soy kardeşliğinden önce, yol kardeşliğinden geldiğine inanırlar, aynı yolda olmaya önem verirler.

*

Hicret insan’ları nasıl Mekke’den Medine’ye, Medine’den dünyaya hicret ederlerse, Anadolu İnsan’ları da vatanları Büyük Türkistan’dan, üç kıtaya hicret ederler. Kutsal kültür içinde yoğurulan Türkler, dünyayı kazanılacak bir gönül olarak gören barış, doğulan ve doyulan yerleri, seven hicret insanlarıdır. Onlar Akif İnan’ın “Hicret” kitabında, bir şiirindeki dizede vurguladığı gibi, hicretteki “Her eylem yeniden diriltir beni” diye düşünürler. Hayata bir arama, bir bulma, bir olma yolculuğu olarak bakarlar, aradıklarının yeryüzünden daha çok, gökyüzünde olduğundan kuşku duymazlar.

*

Buhara’dan yola çıkarak Bursa’ya gelen Türkler, arkalarında camilerle, medreselerle, çarşılarla, çeşmelerle, kültürleri birbirine bağlayan köprülerle donattıkları şehirler bırakarak, yollarına devam ediyorlar. Erdem Bayazıt gibi, dünyayı bir “Mescit” bilen Türklerin, tarihlerindeki kızıl elmaları sürekli değişir. Onlar her zaman evlerini, işlerini, şehirlerini, ülkelerini adaletle yönetmeye özen gösterirler, canları pahasına haksızlığa karşı çıkarlar.Onların yeni Kızıl Elma'ları Roma’dan, Viyana’dan, Berlin’den, Paris’ten, Londra’dan, New York'a, Moskova'ya, Pekin’e kayar,bütün dünya olur.

*

Allah’ın gücünün üstünde güç görmeyen Türkler, akıllarıyla düşünürler, gönülleriyle görürler, düşünülmeyenleri düşünürler, yapılmayanları yaparlar. Onlar gittikleri her yerde, kötülüklerin yollarını kapatırlar, iyiliklerin yollarını açarlar, haksızlıkların giderilmesi için çalışırlar. Ve bire yedi yüz veren, bir buğday tanesi gibi, her yerde hep el üstünde tutulurlar. Doğrulukla silahlananlar bütün sorunların, adaletten uzaklaşmaktan kaynaklandığını bilirler. Onların adalet karşısında boyunları, her yerde kıldan ince olur, güçleri adalette her zaman, on üzerinden on almalarından kaynaklanır.

*

Tarih boyunca Anadolu coğrafyası, medeniyetlerin harman olduğu topraklar olurlar. Bunun için Anadolu’dan, “Var’lığın Birliğine, Bir’liğin Varlığı”na önem veren ve özen gösteren, yeni İbn Arabi'ler yeni Mevlana’lar, yeni Yunus’lar hiç eksik olmazlar. Anadolu Konya başta olmak üzere, bütün şehirlerinden dünyayı aydınlatan, etkisini hiç yitirmeyen insanların ülkesidir. Anadolu’da bir insana yapılan haksızlık, bütün insanlığa yapılan haksızlık olarak görülür. Anadolu’da adil yöneticinin adının Ömer olmasa bile, adaleti sağlamada yolunun, İkinci Büyük Halife Ömer’in yolu olduğunu bilinir.

*

Adil yönetimlerini başarılarının kaynağı olarak gören Anadolu’nun Türkçü olmayan Türkleri, geçmiş yüzyıllarında olduğu gibi, Yirmi birinci yüzyılda, yeniden dünyaya açılıyorlar. Onların bir elleri Asya’da, bir elleri Avrupa'da, dünyayı bir hilal gibi kuşatıyorlar. Hilalin yıldızını Avrupa’dan Amerika’ya uzanan, Avrupa’daki Anadolu oluşturuyor. Onların gözlerini, Asya'dan önce Amerika’ya çeviriyorlar. Avrupa’yı baştan sona, işyerleriyle donatarak, Çin Seddi’ni Avrupa’dan değil, Amerika’dan aşacak, hem yerel, hem küresel kuruluşlara, iki dünyalı, çok boyutlu, yeni bir güç kaynağı oluyorlar.

24 Aralık 2022, 11:55

DÜNYADAKİ YOKSULLUĞUN ÜSTESİNDEN AKILLARIYLA ÜRETENLERLE GÖNÜLLERİYLE TÜKETENLERLE GELİNİR

Yüzyıllarca Fransa’dan dünyaya ihraç edilen seküler değerlerin, açlığın, yoksulluğun, eşitsizliğin üstesinden geleceği savunulmuştur. Seküler değerlerle inşa edilen ekonomik yapının, gelir dengesizlikleriyle birlikte, tüketimdeki eşitsizlikleri ortadan kaldıracağı beklenmiştir. Afrika kıtasının açlık, Asya kıtasının yoksulluk sorunlarının, seküler değerlerle çözüleceği söylenmiştir. Ancak sorunlar çözülmemiş, katlanarak artmıştır.

*

Yirmi birinci yüzyılın başından, geriye dönülüp bakıldığında, beklenilenin gerçekleşmediği görülecektir. Afrika ülkeleri açlıkla savaşırken, Asya ülkeleri yoksullukla savaşıyor. Buna karşılık, karınlarını doyuran Avrupalılar, doyması mümkün olmayan gözlerini doyurmak için, Amerikalılarla kıran kırana yarışıyor. Açgözlü Avrupa ve doyma bilmez Amerika’nın elinde, pazarlardaki rekabet, cephelerde savaşa dönüşmüştür, savaşlarla dünyada yoksulluk ileri boyutlara ulaşmıştır.

*

Afrika’daki açlığın ve yoksulluğun, dalga dalga bütün dünyaya yayılması, her ülkeye ekonomik görevler ve etik sorumluluklar yüklemektedir. Dünyanın doğal kaynakları üzerinde, her ülkenin çocuklarının hakkı vardır. Batılıların rasyonel üretimlerini, irrasyonel tüketime dönüştürme çılgınlıklarına savaş açılarak, açgözlülüğün önüne geçilmelidir. Gelişmeler Yirmi birinci yüzyılın, Marx’ın altyapı kurumlarından daha çok, Weber’in üstyapı kurumlarının yüzyılı olacağını göstermektedir.

*

Dünyanın kaynaklarıyla yapılan rasyonel üretim, bütün insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yeter. Ancak dünyanın rasyonel üretimi, Amerika başta olmak üzere, bütün ülkelerde olduğu gibi, irrasyonel tüketimle israf edilirse, dünyada yoksulluk çeken hiçbir ülkenin, yoksulluktan kurtulması mümkün değildir. Dünyanın kaynakları, bütün ülkelerdeki insanların karınlarını doyurur. Ancak tüketimin aklını başından aldığı, insanların gözlerini hiçbir zaman doyurmaz.

*

Dünyadaki bütün şehirler, çağdaş yeni piramitlerle donatılırken, Afrika’da, Asya’da, Güney Amerika’da, insanlar altına sığınacakları bir kulübe bulmakta zorlanıyorlar. Doğu’dan Batı’ya dünyanın bütün şehirlerinde, gökdelenlerle gecekondular yan yana, paradoksal bir görünüm sergilemektedirler. Amerika ve Avrupa irrasyonel tüketimle, israf edilen rasyonel üretimlerini, Afrika ve Asya ülkeleriyle paylaşmazlarsa, yakında Çin ve Hindistan tarafından paylaşılacaklardır.

*

Dünyada şehirlerin gökdelenleri irrasyonel tüketimin, gecekonduları irrasyonel üretimin simgeleridir. Dünyadaki bütün şehirlerde, gökdelenlerle gecekondular arasındaki uyumsuzluğu ve dengesizliği gidermeden, Afrika ülkelerindeki yoksulluğu ve açlığı gidermeye, hiçbir ülkenin, hiçbir kurumun, hiçbir kuruluşun gücü yetmeyecektir. Yoksulluğun ve açlığın üstesinden gelmek için, bütün insanlar akıllarıyla üretirken, gönülleriyle tüketmelidirler.

*

Bütün dünya üretimde aklı başında, tüketimde aklı gönlünde, insanlar beklemektedir.

*

Ekonomik,siyasal ve kültürel hayatta, akıl üreten el, gönül tüketen el olmalıdır.

*

Açgözlülüğün kasırgasında, akıllar düşünemez, gönüller sevemez olur.

25 Aralık 2022, 11:29

MEVLANA ASYA'DAN İBN ARABİ AVRUPA'DAN ANADOLU'YA GELİRLER YUNUS İLE BULUŞARAK TÜRKLERİN BİN YILLIK TARİHLERİNİN TEMELLERİNİ ATARLAR

İnsanlık tarihinin her döneminde, kültür ekonomiyi değil, ekonomi kültürü izler. Toplumlar ve ülkeler arasındaki duvarları, ekonomi dünyasının öncülerinden daha çok, kültür dünyasının öncüleri yıkarlar. Kalıcı düşünce ve eylem hareketleri, Mevlana gibi, İbn Haldun gibi, kültürü ve ekonomiyi altın oranda harmanlamasını ve insanlığın yararına sunmasını, bilenlerin öncülüğünde gerçekleşir. Onlar dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, çevrelerinde bilgilerin ve bilgeliklerin paylaşıldığı, düşüncenin ve eylemin binbir renkli çiçeklerinin açtığı, büyük çekim alanları oluştururlar.

*

Dünyanın bilgi ve bilgelik tarihinde düşünceleriyle, eylemleriyle çığır açan ve çok etkili gönül dünyasının büyüklerinden biri de, zamanın nabzını tutmasını bilen İbn Arabi olur. O İspanya’da doğar, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Suriye, Irak ve Anadolu’yu şehir şehir dolaşır. Gittiği her şehirde, hem öğreten hem öğrenen olarak, bilgi ve bilgelik dünyasının hazinelerini, bütün insanlığın hizmetine sunar, eşsiz bir açık üniversite görevi yüklenir. O kitaplarıyla, Sadreddin Konevi gibi yetiştirdiği bilgelerle, yalnızca kendi çağına değil, bütün çağlara ışık tutar.

*

İbn Arabi’nin adı, özgün bir peygamberler tarihi gibi, yirmi yedi peygambere verilen bilgileri ve bilgelikleri ele aldığı, bütün zenginliklerin Son Peygamber’de toplandığını anlattığı “Fusus” isimli kitabını çağrıştırır. Ancak onun en kapsamlı eserlerinin başında “Fütuhat”ı gelir. İbn Arabi’nin her döneminde, bütün toplumlar için geçerli olan tavsiyelerini Fütuhat’ta toplar. Adem Ergül kitaptan bir bölümü,“Öğütler Pınarı” adı altında Türkçeye kazandırır. Kitaplarını İngilizceye çeviren William Chittick, İbn Arabi’yi dünya düşünce tarihinin ulaşılmaz bir zirvesi olarak görür.

*

İbn Arabi Batı’dan, Mevlana Doğu’dan Anadolu’ya gelerek, Yunus’la buluşurlar, dünya düşünce tarihinin, ana kaynakları olan çalışmalarını Anadolu’da yaparlar. Fütühat’a, Mesnevi’ye, Mukaddime de katılır. Onlar İslam’ın doğuş yıllarında olduğu gibi, benzeri görülmedik bir büyümeyle, Anadolu’dan üç kıtaya açılan Osmanlı Devleti’nin temellerini atarlar. Osmanlı’nın doğuşunu önceden haber veren İbn Arabi’nin, Şamdan uzattığı eli tutan Yavuz, Mekke’ye, Medine’ye, Kudüs’e el uzatır. İslam’ın kutlu şehirlerinde, barışı sağlayan Türklere, yüzyıllarca dua edilir.

*

Kuruluşlar ve ülkeler arasında sınırları genişletme yarışları, bütün dünyayı hiçbir ülkenin dışında kalamadığı, büyük bir savaş alanına dönüştürüyor. Savaşların üstesinden gelmede ülkelerin, ekonomik ve kültürel kaynaklarını değerlendirmesini bilmeleri, gelirleri kadar giderlerini de paylaşmasını öğrenmeleri, bütün dünya için hayati önem taşıyor. Dünyanın ekonomik ve kültürel zenginlikleri, bütün ülkelerin ortak mirasını oluştururlar. Onlar paylaşıldıkça zenginleşirler, paylaşılmayan zenginlikler, susuz kalan topraklar gibi çoraklaşırlar.

*

Uzaklık ve yakınlık farkının önemini yitirdiği dünyada, kurumlar, kuruluşlar ve ülkeler, barış içinde birlikte yaşamasını öğrenmeden varlıklarını sürdüremezler. Dünyadaki savaşların önlenmesi, kurumlarıyla, kuruluşlarıyla, her ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel zenginliklerinin, gün ışığına çıkarılmasına ve adil olarak paylaşılmasına dayanır. Bu yüzden her kurumun, her kuruluşun, her ülkenin, ulaştığı zenginliği korumada, ortaklık kültürüne yeni boyutlar kazandırması, dünyadaki bütün barış yanlıları tarafından isteniyor ve bekleniyor.

26 Aralık 2022, 11:57

TÜRKÇÜLÜK YAPMAYAN ANADOLU TÜRKLERİNİN MESNEVİ KÜLTÜRLERİNİ MUKADDİME EKONOMİLERİNİ ZENGİNLEŞTİRİR

Anadolu Türklerinin yüzyıllar içinde oluşan düşünce ve eylem dünyalarında, Mesnevi kültürlerin, Mukaddime ekonomilerin zenginleştirmesine ışık tutar. Anadolu'nun Avrupa topraklarında büyümesinde ve küçülmesinde, hem Mesnevi, hem Mukaddime yol gösterici olur. Onların her ikisi de kıyısız bir denizlere benzerler, okuyanları ümitsizliğe düşürmezler, kötümserliğe sürüklemezler. Mevlana’nın ve İbn Haldun’nun yağmur yüklü bulutlar gibi, iki dünyayı birbirinden ayırmayan, çözüm yüklü kitaplarından bütün ülkeler yararlanırlar.

*

Mevlana ve İbn Haldun insanları Allah sevgisinde, Peygamber sevdasında, yok olmanın yolunu açarak, bir “Mesnevi Gücü” , bir “Mukaddime Etkisi” kazandırırlar. Mesnevi’nin bilgeliğinin, Mukaddime’nin bilgisinin bilincinde olan Türkler, ezan okunan şehirleri, camilerle ve çarşılarla donatırlar. Mesnevi ve Mukaddime kültürüyle yoğurulanlar, gökyüzünün zenginliklerini, yeryüzüne taşırlar, gökyüzünden alırlar, yeryüzüne verirler. Onların bir elleri gökyüzüne, bir elleri yeryüzüne dönük olur. Onlar tüketen el olmaya değil, üreten el olmaya özen gösterirler.

*

Türkler Mevlana’yı ve İbn Haldun’u izleyerek, Osmanlı coğrafyasında şehirlerin, odak noktalarındaki camilerle çarşıları bütünleştirirler. Hayatın her alanında, Sezai Karakoç gibi, “kültürsüz ekonomi, ekonomisiz kültür olmaz”, demesini bilirler. Türklerin çarşılarında, el emeği, göz nuru, akıl,gönül ve alın teriyle harmanlanır. Büyüklerin saygı, küçüklerin sevgi gördükleri çarşıların çevresinde, yardımlaşma ve dayanışma doruk noktasına ulaşır. Olumlulukları özendirmek, olumsuzlukları önlemek, yaşı ve işi ne olursa olsun, herkesin görevi bilinir.

*

Mukaddime’de ekonominin anayasanın “arz ve talep” yasası, ana yönteminin “nimet ve külfet” analizi olduğu vurgulanır. İbn Haldun’un yüzyıllar önce, İspanya ve Kuzey Afrika ülkelerinin, yönetimlerindeki gözlemlerine dayanarak, İslam’ın ana kaynakları ışığında ele aldığı ve incelediği ekonomik konular, tarihin her döneminde geçerliliklerini korurlar. Onun incelediği üretim ve yönetim sorunlarını, Adam Smith, Karl Marx ve Max Weber yüzyıllar sonra inceleyerek, önce Avrupa’nın, sonra dünyanın Yirminci yüzyılına damgaların vururlar.

*

Mesnevi’nin ve Mukaddime’nin sevildiği şehirler, donmadan akarlar, değişmeden gelişirler, çirkinleşmeden güzelleşirler ve kötüleşmeden iyileşirler. Mesnevi'nin ve Mukaddime’nin uçsuz bucaksız derinliklerine inenler, kültürde ekonomiyi, ekonomide kültürü görmesini, ikisini birlikte ele almasını ve zenginleştirmesini başarırlar. Onlar camilerde gönülleri derinleştirilirken, çarşılarda akılları zenginleştirirler. Mesnevi kültürleri, Mukaddime ekonomileri güçlendirir. Camilerinde Mesnevi okunan şehirlerin, çarşılarında Mukaddime okunur.

*

Yunan filozoflarına borçları olmayan, Mevlana’nın ve İbn Haldun’un, güncelliklerini yitirmeyen, Mesnevi’sinde ve Mukaddime’sinde, kültürlerin, ekonomilerin yasaları, yalın bir dille ele alınarak, bütün dünyanın gündemine taşınırlar. İslam’ın ana kaynaklarında iyilikleri çoğaltmada, doğru orantılı, kötülükleri azaltmada, ters orantılı yönde yarışma özendirilir. İlk Müslümanlar hem kültürel, hem ekonomik, hem siyasal alanlarda, ölümsüz insanlar gibi üreten eller, ölümlü insanlar gibi de tüketen eller, olma peşinde koşmaya, çok büyük önem verirler.

27 Aralık 2022, 11:57

YENİ SÖZLER SÖYLEMESİNİ BİLENLERİN PAZARLARINDA İYİMSERLİK ALINIR İYİMSERLİK SATILIR

Dünyayı insanlar için yaşanır kılmanın yolu, bütün boyutlarıyla hayatı yalınlaştırarak, her alanı zenginleştirmekten geçer. Gönül dünyasının derinliklerine inmeden, akıl dünyasına yeni açılımlar kazandırılmaz. İnsanların sınırsız iç kaynakları yanında, sınırlı dış kaynakları çekiciliklerini yitirirler. Dünyanın kalıcı olmadığını, geçici olduğunu bilenler, hiçbir zaman akılların tuzaklarına düşmezler. Bunun için insanlığın, bilgi ve bilgelik birikiminin sürekli yenilenmesinin, bütün ülkelerde küresel barışın, en önemli ve en güçlü güvencesi olarak görülür.

*

Dünyada hayatı yaşanır kılanların pazarlarında, iyimserlik alınır, iyimserlik satılır. İyimserlik hayatın damarlarında, akan kan işlevi görür. İyimserlikte yarışmanın olmadığı dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel hayat yeni açılımlar kazanmaz. Hayatın kolaylaştırılması, herkes için yaşanır kılınması, bütün insanların iyimserlikleri özendirmede, kötümserlikleri önlemede,uzun soluklu bir yarışa girmelerine dayanır. Sınırların önemsizleştiği bir dönemde, ülkeler sınırların arkasına çekilerek, küresel yarışın dışında kalırlarsa, dünyadaki gelişmelere uyum sağlayamazlar.

*

İyimserlikte yarışanların pazarlarında güç, Mevlana’nın yüzyıllar önce vurguladığı gibi, olduğun gibi görünmekten, göründüğün gibi olmaktan kaynaklanır. İyimserliğin açıklıkla, açıklığın iyimserlikle bütünleştiği pazarlarda, insanlar iç dünyalarını Mesnevi’yle, dış dünyaları Mukaddime’yle zenginleştirirler. Onların pazarlarda çekicilikleriyle birlikte güçleri artarak, hayatı etkileme alanları hızla genişler. Her iki dünyada iyimserlik ve sürekli yenilenme gücü, bütün alanlarda büyük bir başarı sağlar ve gizemli bir coşku verir. Onların elele verdikleri toplumlarda, iki dünyanın kaynakları, altın oranda harmanlanır, hiçbir alanda yoksulluk çekilmez.

*

İnsanların hem kültürlerini, hem ekonomilerini, harabeye dönüştüren açgözlüğün üstesinden gelmenin yolu, gözlerden önce karınları doyurmaktan geçer. İnsanların tokgözlü olmalarında, hayatın değişmeyen boyutunda değişen, değişen boyutunda değişmeyen boyutunu, yakalamaları her zaman büyük önem taşır. Tokgözlüler dünün dünle geçip gittiğini gördükleri gibi, yarının da yarınla geleceğini görürler. Onların çarşılarında geçmişin eski ürünlerinden değil, geleceğin yeni ürünleri alınır ve satılır. Ve kültürlerinin kaynakları güçlü olduğu için, ekonomilerinin ürünleri sağlam olur.

*

İyimserliğin hiç batmayan güneşleri, Mesnevi’siyle Mevlana, Mukaddime’siyle İbn Haldun, yüzyılların içinden bütün insanlığa seslenirler. Onlar Mesnevi’de kültüre dönük söylenmemiş bir söz, Mukaddime’de ekonomiye ilişkin ele alınmamış bir konu bırakmazlar. Mesnevi’nin ve Mukaddime’nin yazıldıkları tarihlerin üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen, hiçbir zaman yeniliklerini yitirmezler, bütün yüzyıllara, bütün insanlara anlayacakları dilden seslenirler. Onlarla insanlar arasındaki dostluklar çarpılarak artar, düşmanlıklar bölünerek azalır. Yeni yazılmış gibi yeni olan Mesnevi ve Mukaddime, hem kültürde, hem ekonomide, sahilleri olmayan, kıyısız denizlere benzerler. Onlar bütün dünyada kötümserlik bulutlarını dağıtarak, iyimserlik rüzgarları estirerek ölümsüzleşirler. Onlarla insanlar Allah’ın, bilgisinin ve bilgeliğinin üzerinde, bilgi ve bilgelik olmadığını bilirler, hiçbir zaman kötümserliğe kapılmadan, büyük bir coşkuyla iyimserliğin peşinden koşarlar. Tarihin her döneminde, Mevlana gibi, İbn Haldun gibi, iyimserliğin kapılarını sonuna kadar açanlar, iyimserliğin tükenmez hazinesi olurlar.

28 Aralık 2022, 12:19

ÖLÜMSÜZ BİLGELERİN YOLUNDA OLANLAR PUSULALARINI YİTİRMEZLER YOLLARINI ŞAŞIRMAZLAR

Yüzyılların içinde önemini hiç yitirmeyen, bugün yazılmış gibi, yeni olan kitaplar, bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden yararlanırlar. Onlar her yüzyılda yeniden doğarlar, hiç kimse onları tekrar tekrar okumaktan, tekrar tekrar yorumlamaktan usanmaz. Her dönemde akılların özü Mukaddime, gönüllerin özeti Mesnevi, söz konusu kitapların başında gelirler. Onların engin dünyalarında, gemisiz denizler gemilerini, denizsiz gemiler denizlerini bulurlar. Bir eline tespihi, bir eline teleskopu alan İbrahim Hakkı gibi, ”Görelim mevlam neyler. Neylerse güzel eyler” derler.

*

Ülkeler arasındaki uzaklıkların anlamını yitirdiği, merkezsiz bir dünyada savaş ülkelerini, barış ülkelerine dönüştürecek gizemli yolların haritası, bir elinde biyolojik, bir elinde kimyasal silah taşıyanların kitaplarında bulunmaz. Bu bağlamda Sezai Karakoç’un, “Mevlana” incelemesinde, Mesnevi ile “Saf ve temiz gönülden hareket edilerek”, “Ruhun sağlamına ve düşüncenin doğrusuna” ulaşılır, yargısı yol gösterici olur. Aynı yargı eksiksiz olarak, Mukaddime’yi de içine alır. Onların dışında, yüzyılın insanına, bilginin doğrusunu gösterecek, bir pusula bulunmuyor.

*

Barış dünyasının, barış ülkesinin, barış şehirlerinde yaşayan barış insanları, varlık dairesinin üzerinde başlama ve bitme noktaları gibi, hem birbirlerine çok yakın duruyorlar, hem birbirlerine çok uzak görünüyorlar. Barış ülkelerinde güç, birbirine benzer olmayanların birbirleriyle, çatışmalarından daha çok, birbirleriyle uzlaşmalarından kaynaklanıyor. Onlar kitaplarıyla konuşan bilgelere benziyorlar, zamanı gelmemişse susuyorlar, zamanı gelmişse konuşuyorlar. Onların güçleri Mesnevi ve Mukaddime gibi, kendilerinden önce yazılanları özümsemelerinden kaynaklanıyor.

*

Akıllara zenginlik, gönüllere derinlik kazandıran Mesnevi'yi ve Mukaddime’yi içselleştirenler, iki dünyada kurtuluşa ererler. Onların yol haritalarında, çoklukta birlik, birlikte çokluk yakalanır, kimse yönünü şaşırmaz. Mesnevi kültürdür, Mukaddime ekonomidir, kültür ekonomidir, ekonomi kültürdür, kültürle ekonomi arasında senlik ve benlik kavgası olmaz, ikisi bir bütünün birbirinden ayrılmaz iki yüzünü oluştururlar. Onlar bilgelikler bilgeliğini bularak, iki uçta birden olmasını bilirler, dünyanın hangi ülkesinde yaşarlarsa yaşasınlar, bütün insanları bilgeliklerini paylaşmaya çağırırlar.

*

Mesnevi ve Mukaddime elele vererek, küresel doğruları dile getiren, küresel sorunlara, küresel çözümler öneren, paylaşıldıkça zenginleşen, küresel bir hazine işlevleri yüklenirler. Dünyada kim Mesnevi'den, Mukaddime’den ne alırsa alsın, aldığını insanlığın hazinesinden alır. Mesnevi ve Mukaddime dostlarını arayanlar, dünyanın bütün şehirlerinde bulurlar.Barış dünyasının mimarları, akıl terinden önce, gönül teri dökerler. Mesnevi ve Mukaddime bütün dünyayı, sürdürülebilir bir barışa çağırırlar. Mesnevi'de ve Mukaddime’de, bütün insanlığın sesi duyulur.

*

Dünyayı bir savaş alanına dönüştüren Batı, kültürlerle ekonomileri aşılmaz duvarlarla birbirinden koparıyor. Ekonomini zenginlikleriyle kültürün derinlikleri arasındaki duvarlar, Mesnevi'yle, Mukaddime’yle yıkılır. Onların derinliklerinde uzun yolculuklara çıkanlar, hem kültürlerinin, hem ekonomilerinin zenginliklerine, yeni açılımlar kazandırırlar. Hayatın bütün alanlarında, sürdürülebilir bir gelişme sağlamada, kültürlerin derinlikleri, ekonomilerin zenginliklerin güvencesi olurlar. Hiçbir alanda, gelişmeye karşı konulmaz, gelişme yönlendirilir.

28 Aralık 2022, 17:25

Başkan Mahmut Bıyıklı, yardımcısı Fatma Gülşen öncülüğünde

Başkan Mahmut Bıyıklı, yardımcısı Fatma Gülşen öncülüğünde düzenlenen "EDEBİYAT GÜNLERİ"inde Değerli Tevizyon Programcısı İsmail Halis'in yönetiminde, Yunus Emre Özsaray ve Bülent Ata ile birlikte yakında kaybettiğimiz Bilge Hikayeci RASİM ÖZDENÖREN'in bilgi ve bilgelik dünyasını konuştuk.O derinlikli denemeleriyle Türk Edebiyatı'nın "GÜL YETİŞTİREN ADAM"ı olmuştur.O kitabına değil,kitabı ona isim vermiştir.

29 Aralık 2022, 00:00

Esenler Belediye Başkan Yardımcısı Sevgili Dr Hasan Taşcı

Esenler Belediye Başkan Yardımcısı Sevgili Dr Hasan Taşcı ile birlikte,Frederic Starr'ın "KAYIP AYDINLANMA" kitabından yola çıkarak, Asya'nın "ZAMANI AŞAN ŞEHİRLER"i olan BAKÜ, ŞEKİ,TAŞKENT,SEMERKANT,BUHARA'yı konuştuk.Türkçülük yapmayan, Anadolu'dan üç kıtaya açılan Anadolu Türklerinin Anadolu'daki bin yıllık tarihlerinin "İMAN,İSLAM,İHSAN" temelleri, KUR'AN ve SÜNNET kılavuzluğunda BUHARİ,EBU HANİFE,MATURİDİ, YESEVİ tarafından BÜYÜK TÜRKİSTAN'da atılmıştır. Onlar yükselişte olan Avrupa Müslümanlarının da ana kaynakları olacaktır.

29 Aralık 2022, 11:44

DÜŞÜNCE DÜNYASININ ZİRVELERİ DAĞ ZİRVELERİ GİBİ DÜNYANIN HER ŞEHİRİNDEN GÖRÜLÜRLER

Savaşların birbirlerini izlediği Yirmi birinci yüzyılda, ülkelerin yöneticilerine iyi savaşın, kötü barışın olmadığını, savaşların kıtlık, barışların bolluk getirdiğini, akıl ve gönül dünyasını zirveleri anlatırlar. Onların çevrelerinde halkalanan insanlar, Budapeşte’nin Gül Babası gibi, omuzlarında silah değil, ellerinde kitap, göğüslerinde gül taşırlar. Onlar insanlığın bilgi birikimini bilgeliğe dönüştürerek, iyilikte yarışmanın sınırının olmadığını öğretirler. Onların oluşturdukları düşünce ve eylem dünyasında, öğrenmesini öğrenmenin yeri, yaşı, zamanı olmaz.

*

İster Asya’da, ister Avrupa’da, ister Amerika’da olsun, Mesnevi’nin ve Mukaddime’nin düşünce dünyasına yakın olanlar, Los Angeles’tan, bütün dünyaya ihraç edilen, insanların akıllarını başlarından alan, tüketim kültürünün çekiciliğine kapılmazlar. Onlar insanların hem akıl, hem gönül dünyalarında sevgi rüzgarları estirerek, herkes için hayatı kolaylaştırırlar, topraktan uzaklaştırmazlar, dünyayı güzelleştirirler. Onların hayata değer ve anlam kazandıran, ölümsüz kitaplarıyla iç dünyanın zengin bulutları, dış dünyanın bereketli yağmurlarına dönüşürler.

*

Mesnevi’yi ve Mukaddime’yi okuyanlar, dünyanın sınırlı kaynaklarıyla, sınırsız tüketim olmayacağını bilirler, ihtiyaçlarla istekleri birbirinden ayırmasını öğrenirler. Onlar sınırsız isteklerin değil, sınırlı ihtiyaçların karşılanmasına önem verirler. Onların kimsenin bilmediği iç dünyalarının zenginlikleri karşısında, herkesin bildiği dış dünyaların zenginlikleri çekiciliklerini yitirirler. Mesnevi’yle, Mukaddime’yle silahlanan toplumlarda, Mevlana ve İbn Haldun, kültürden ekonomiye, eğitimden sağlığa, her alanda düzenleyici, yönlendirici olurlar.

*

İç dünyayı derinleştirmenin yolunu arayanlar, Mevlana’nın Mesnevi’sinde, dış dünyayı zenginleştirmenin yöntemini arayanlar İbn Haldun’un Mukaddime’sinde bulurlar. Onlar iç dünyayla dış dünyayı, bir bütünlük içinde ele alarak, iki dünyayı birden aydınlatırlar. Onların her ikisi bilgi ve bilgelik güçlerini, bütün kitapların anası Kur’an’dan alırlar. Ana kaynaklar insanları iki dünyada meyva veren işler yapmaya, iyilikte yarışmaya yönlendirirler. Ve Allah sevgisinde yok olmayı öğrenen insanları, birbirleriyle yıkıcı tüketimde değil, yapıcı üretimde yarışmaya özendirirler.

*

Siyasal sınırlardan daha çok kültürel sınırların, önem kazandığı Yirmi birinci yüzyılda, ya iç dünya, ya dış dünya diyenler değil, hem iç dünya, hem dış dünya diyenler, güç ve ağırlık kazanırlar. Onlar dış dünyaya verilen önem kadar, iç dünyaya da önem vererek, bütün dünyanın bir savaş alanına dönüşmesinin yollarını kapatırlar. Mevlana ve İbn Haldun Peygamberlerin yolunda olanların, Son Peygamber’e bağlananların, korudukları meşalelerin ışıklarını, geçmişten geleceğe taşıyorlar. Allah’ın sevgisini kazananların, gizemli ellerinde bilgi dünyası, bilgelik dünyasına dönüşüyor.

*

Ana akımını kitaplı dinlerin oluşturduğu kutsal kültür, hem fizik hem de metafizik, iki dünyayı birden kucaklar. İnsan aklının dışında bir kaynak tanımayan seküler değerler, zaman içinde geçerliliklerini yitirirler ve ölürler. İnsan aklının üstünde, ancak dışında olmayan kutsal değerler, zaman içinde geçerliliklerini hiç yitirmedikleri gibi, hiçbir zaman da ölmezler. Kutsal kültürün güneşi batmaz, ışığı sönmez. Dünyayı yeniden kutsal kültüre döndürecek öncüler, bir ellerine Mesnevi’yi, bir ellerine Mukaddime’yi alarak, tarihteki büyük ve uzun yürüyüşe devam ediyorlar.

30 Aralık 2022, 12:22

VARLIĞA SEVİNMEYENLER YOKSULLUĞA YERİNMEYENLER AKILLARI BAŞTAN ALAN GÖSTERİŞ HARCAMALARININ BÜYÜSÜNE KAPILMAZLAR

Dünyanın neresinde olursa olsun, şehirlerde yaşayanlar her yıl büyüyen ekonomik yapıda, büyük açmazların olduğunu bilirler. Daniel Bell’in “The Culturel Contradictions of Capitalism” kitabında ayrıntılı olarak anlattığı gibi, kutsal kültür tasarrufu, üretimi özendirirken, seküler kültür harcamayı, tüketimi özendirmektedir. Bu yüzden dünyanın doğal kaynaklarıyla birlikte, insan kaynakları sorumsuzca tüketilmektedir.

*

Seküler kültür içinde sürekli özendirilen sorumsuz harcamalar, dünyanın karşı karşıya olduğu ekonomik ve çevresel krizlerinin ana kaynağıdır. Hesapsız harcamaların yol açtığı olumsuzluklar, yıldan yıla katlanarak artmaktadır. Seküler kültürden beslenen, sınırsız tüketim toplumundan, kutsal kültüre dayanan sınırlı tüketim toplumuna geçmeden, bütün ülkeleri etkiliyen, ekonomik ve çevresel krizlerin, önüne geçmek ve sonunu almak hiçbir zaman gelmeyecektir.

*

Kutsal kültürle bütün bağlarını koparan, seküler kültürden beslenen insanlar, gereksiz gösteriş harcamalarnı, geçmişte benzeri görülmemiş sınırlara ulaştırmışlardır. Harcama sarhoşluğunun yaygınlık kazanmasıyla, bütün insanlığın iç dünyası çoraklaşırken, dış dünyasında çöp dağları oluşmaktadır. Dünya harcamada sınır tanımayanların yol açacağı, yeni Nuh Tufan’ları beklemektedir. Karbon gazlarını azaltmak için, bütün ülkeler el ele vermezlerse, dünyanın yarısı sular altında kalacaktır.

*

İklim değişiklikleri ve küresel ısınmayla, ileri boyutlara ulaşan çevre sorunlarına karşı, bütün ülkelerin, bütün yerel yönetimlerin, bütün kuruluşların, ortak çalışmalar yapmaları, ortak önlemler almaları, bütün insanlığı küresel tufanlardan koruyacaktır. Dünyada sayıları günden güne artan arabalar, şehirler arasında ve şehirlerin içinde yolların yapılması, trafiğin düzenlenmesi ve denetimi, bütün ülkelerin karşı karşıya olduğu sorunların başında gelmektedir.

*

Dünyada gözünün nurundan, elinin emeğinden ve alnının terinden daha fazlasını tüketenler, gelir dengesizlikleriyle birlikte, sınırsız harcamalara yol açarak, çevresel krizlerin tetikleyicileri olmaktadırlar. Dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarının, hızla tüketilmesine karşı, yenilenebilir kaynakların geliştirilmesi, geri dönüşüm ve yeniden değerlendirme çalışmalarıyla, hayatın her alanında daha azla yetinilmesi, bütün ülkeler için hayati önem taşımaktadır.

*

Dünyadaki ekonomik ve kültürel krizlerin önüne, bütün ülkelerde, bütün kuruluşlarda gönülleri konuşunca, akılları susanlar geçerler. Dünyanın neresinde olursa olsun, harcama bağımlısı olan toplumlar, harcama bağımlısı olan insanlar, ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerle uğraşmaktan başlarını alamazlar. Bu yüzden dünyanın her yanında, toplum katmanları arasındaki harcama dengesizlikleri, tüketim çılgınlıkları dehşet verici boyutlara ulaşmıştır.

*

Kültürde derinleşmeyi durduran insanlar, ekonomide krizlerin başlayıtıcıları olurlar.

*

Hayatın hiçbir alanında, yanlış yapılan işlerden, doğru sonuçlar beklenmez.

*

Kültürel kazanımlar yanında, ekonomik kazanımların değeri azalır.

31 Aralık 2022, 15:33

ÜRETİM GÜÇSÜZLÜĞÜNÜN ÜSTESİNDEN FİNANSAL ZENGİNLİKLERLE DEĞİL KÜLTÜREL DERİNLİKLERLE GELİNİR

Dünyanın yoksul ülkelerinde, seküler kültür üretim sorunlarını çözmede başarısızlığa uğramıştır. Bu yüzden Doğu’dan Batı’ya bütün ülkelerde, kutsal kültürle seküler kültürün hesaplaşması, her alanda devam etmektedir. Zengin ya da yoksul bütün ülkelerin karşı karşıya olduğu sorun, toplumlarının sekülerleşmesi değil, hayatın her alanında üretim gücünü büyütmektir. Üretim gücünün kaynağında,karamsarlığa kapılmayan insan vardır.

*

Rusya’nın öncülüğünde Marx’ın görüşlerini benimseyen Cumhuriyetler, kutsal kültürün toplumların afyonu olduğunu ileri sürerek, ülkelerdeki sekülerleşmeyi doruk noktasına taşımışlardır. Ancak insanların inançlarına savaş açan sekülerleşme, bütün Komünist ülkelerde ürün, hizmet ve bilgi üretim patlamasına değil, her alanda üretimin bütünüyle çökmesine yol açmıştır. Seküler dünyada toplumlar, zenginlikte değil, yoksullukta eşitlenmiştir.

*

Dünyada hangi kıtada olursa olsun, bütün ülkelerde kutsal kültürle, seküler kültürün hesaplaşması sona ermemiştir, olanca hızıyla devam etmektedir. Batı dünyasının misyonerleri, başta Müslüman ülkeler olmak üzere, bütün ülkelere seküler değerleri ihraç etmek için, ellerinden gelenleri arkalarına bırakmamaktadırlar. Afganistan’ın güçle sekülerleştirilmeye çalışılması, sonu gelmeyen bir iç savaşa yol açmıştır.Ortadoğu kan gölüne dönüşmüştür.

*

Sekülerleşme süreci bütün Müslüman ülkelerde, devletle toplum arasında, büyük bir dil ve derin bir değer farklılaşmasına yol açmıştır. Müslüman toplumların bilinçleri bulanmış, gönülleri kararmış, akılları karışmış ve üretme coşkuları yok olmuştur. Bunun sonucu İslam ülkelerde, ekonomik, siyasal ve kültürel krizler birbirini izlemektedir. Doğal kaynak zengini İslam dünyası, büyük bir ekonomik yoksulluğa sürüklenmiştir, varlık içinde yokluk çekmektedir.

*

Ülkeler üretici güçlerini harekete geçirmek için, dünyadaki gelişmelere seküler referans çerçevesinin içinden değil, üstünden bakmak zorundadırlar. Dünyanın aradığı zenginlik, görünen dünyanın ekonomik üretim rakamlarında değil, görünmeyen dünyanın ölümsüz küresel değerlerindedir. Bütün ülkelerde üretim coşkusu, kutsal kültürden kaynaklanır. Kutsal kültürden uzaklaşanlar, hayattan uzaklaşırlar. Dünyanın geleceği kutsal kültürle, bağların yenilemesine bağlıdır.

*

Toplumların üretim gücünü büyütmenin yolu, nefret ettirmekten değil sevdirmekten, zorlaştırmaktan değil kolaylaştırmaktan, karanlıklardan değil aydınlıklardan geçer. Ekonomik ve kültürel alanlada sorunlar, insanların zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaktan daha çok, zorunlu olmayan ihtiyaçlarını karşılamaktan kaynaklanır. İnsanlar dünyadaki sekülerleşme tartışmalarına girmeden, doğal hayatta olduğu gibi, birlikte yaşamayı, birlikte üretmeyi, birlikte tüketmeyi öğrenmelidir.

*

Sekülerleşmeyi kutsallaştıranlar, sekülerleşmenin altında ezilmekten kurtulamazlar.

*

Dünyada ülkelerin temel sorunu, sekülerleşmeden üretmesini öğrenmektir.

*

Seküler kültürle kuşatılan insanlar, kutsal kültüre yabancılaşırlar.