Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Mayıs 2023

34 yazı

1 Mayıs 2023, 12:31

BİR MAYIS'LARDA ALINLARIN VE AKILLARIN TERİNİ SAVUNMAK DÜNYAYA ELEŞTİREL GÖZLE BAKAN HER AYDININ GÖREVİDİR

İster kutsal, ister seküler kaynaklardan beslensin, bütün ülkelerin, kurumların ve kuruluşların ana sorunu, dünyanın sınırlı kaynaklarını, insanlığa en yararlı bir biçimde değerlendirmektir. İnsanın olduğu yerde, temel ihtiyaçların karşılanması için, üretim vardır. Üretim ve tüketimin uyum ve denge içinde düzenlenmesi, bütün bilimlerin ana konusunu oluşturur. Ekonomi sanatların en eskisi, bilimlerin en yenisidir.

*

Tüketimin ve üretimin odak noktasına iyilikleri ve kötülükleriyle insan yerleşir. İyilik peşinde koşanlar ekonomiyi güçlendirirler, kötülük peşinde koşanlar zayıflatırlar. İnsan ekonominin gölgesi değil, ekonomi insanın gölgesidir. Sağlıklı bir ekonomik yapı için, hayatın merkezini, seküler kültürün ''ekonomik insan''ından önce kutsal kültürün, varlığa sevinmeyen, yokluğa yerinmeyen ''güzel insan''ının oluşturması gerekir.

*

Dünyadaki son iki yüzyıldaki gelişmeler, insanlığın ''afyonu''nun kutsal kültürün değerlerinin değil, ''Tanrı yoksa herşey mubahtır'' diyen seküler kültürün değerlerinin olduğunu gösterdi. Hem Nietzsche, hem Marks, yanıldı. Ne Tanrı öldü, ne de kutsal kültür. İnsanlar var oldukça, kutsal kültür de var olacaktır. Kutsal kültürün ışığı, hiçbir zaman sönmez. Varoluşun kaynağını Allah'tır.

*

Dünyanın kültürel dokusuyla birlikte, ekonomik yapısının güçlü olabilmesi için, kutsal kültürün değerleriyle, insanların istekleriyle ihtiyaçları arasına aşılmaz engeller inşa edilmelidir. Dünyanın yenilenmeyen, sınırlı kaynaklarıyla, insanların sınırsız isteklerinin karşılanması mümkün değildir. Yeryüzünün kaynakları, bütün insanların temel ihtiyaçlarını karşılar. Ancak yalnızca Amerikalıların bile, isteklerini karşılamaya yetmez.

*

Seküler kültürün sürekli büyüterek, yıldan yıla yeni boyutlar kazandırdığı istekler, kutsal kültürden kaynaklanan değerlerle dizginlenmezlerse, dünya ekonomik ve siyasal krizlerden kurtulamaz. Krizlerin kaynağına bakıldığında, sınırlı ihtiyaçlarından önce sınırsız isteklerinin karşılanması için, kan dökmeye hazır, iktidar tutkunu, açgözlü, doyma bilmeyen insanlar görülür. Onlar Macbeth gibi, iktidarlarını korumak için, dünyayı ateşe vermeye hazırdırlar.

*

Allah'sız dünya, inançsız toplum, değersiz ekonomi ve ruhsuz insan isteyen seküler kültür, yol açtığı küresel ısınmayla, yeryüzündeki bütün canlı hayatını tehdit ediyor. Yirminci yüzyıl dünya savaşları yüzyılıydı. Yirmibirinci yüzyıl ise, doğal afetler yüzyılı olacak. Ekonomik, siyasal ve çevresel krizler birbirini izleyecektir.

*

Bilge şair Paul Claudel''in vurguladığı gibi: ''Görünen dünya, görünmeyen dünyadan ayrı düşünülmemeli. Allah'ın evrenini iki dünya oluşturur.''

*

Kutsal kültür iki dünya, seküler kültür tek dünya kültürüdür.

*

Tek dünya diyen kültür, iki dünyayı birden yitirir.

*

İnsanların tenlerı ölür canları ölmez.

*

Ten canın yongasıdır.

2 Mayıs 2023, 11:56

Dost Canlısı MMG'nin kurucusu Sevgili OSMAN ARI'ya

Dost Canlısı MMG'nin kurucusu Sevgili OSMAN ARI'ya Fatiha ve Yasin okunması dileğiyle.İran'da yaşadığı yılların notlarının ve çektiği resimlerin kitaba dönüşmesini OSMAN BALTA'dan ve YAKUP GÜLER'den bekliyoruz.

2 Mayıs 2023, 12:20

DOĞU'SUYLA BATI'SIYLA BÜTÜN ÜLKELER BARIŞ SEVDALISI YENİ SARI SALTUKLAR BEKLİYOR

Amerika Irak'ta, Fransa Libya'da, Rusya Suriye'de,Ukrayna'da doğal kaynak zengini ülkelerin, ekonomik, siyasal, kültürel dengelerini altüst ederek, Avrupa'yı Ortadoğu'laştırdı. Avrupa savaşan Doğu'nun ve Batı'nın “Yeni Filistin”idir. Batı dünyasının çözüm kaynağı olmasını beklediği silahlı güçleri, Ortadoğu'da sorunları büyüten çözümsüzlük kaynağı oldu. Geçen yüzyılın askeri yöntemleriyle, gelen yüzyılın siyasal sorunlarının çözülemeyeceği, savaşan dünyada Doğu ve Batı tarafından açıkça görüldü.

*

Savaşlarla düşünme gücünü yitiren Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri, sınırlara rastgele döşenmiş mayınlara dönüştüler. Onların nerede, nasıl tepki verecekleri belli olmayan, çözümsüzlük peşinde koşan, yeteneksiz ve yetersiz yöneticileri, sorunları daha da derinleştirdiler. Ortadoğu'ya uçak gemilerinden barış ihraç etmeye kalkışan Amerika, Ortadoğu'dan dünyaya savaş ithal etti. Amerika'nın kendine barışı Ortadoğu'da savaş oldu. Batı'nın tek beden barışı ve demokrasisi, Ortadoğu ülkelerinin farklı bedenlerine uymadı. Kimse “Tek beden herkese uymaz” diyemedi.

*

Savaşan Ortadoğu'da ve Filistinleşen Avrupa'da barışın mimarları, Yirmibirinci yüzyılın Sarı Saltuk'ları olacaktır. Ortadoğu'nun ekonomik, Avrupa'nın da kültürel bir “Sarı Saltuk” misyonuna ihtiyacı vardır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Almanya'nın, İngiltere'nin, Amerika'nın ve Rusya'nın harabeye çevirdiği Avrupa, nasıl “Marshall Planı” ile yeniden inşa edildiyse, “Sarı Saltuk Yeni Barış Misyonu”yla, oluşturulacak bir “İbn Haldun” yatırım fonu da, altyapı ve sanayisi tahrip edilen İslam dünyasını yeniden inşa etmelidir. Ortadoğu Anka kuşu gibi, küllerinden yeniden doğmasını başarmalıdır.

*

Sarı Saltuk Anadolu'da, Balkanlar'da ve Kırım'da yaşamıştır. Selçuklular döneminde, onun öncülüğünde Türkler, 1260'lı yıllarda hiç savaşmadan Anadolu'dan Balkanlara geçerek, Dobruca bölgesine yerleşmişler. Değişik kaynaklarda Sarı Saltuk'un Japonya'dan Portekiz'e hiçbir ayrım gözetmeden, bir barış ve sevgi misyonuyla, herkesin yardımına koştuğu anlatılmaktadır. Bilgisiyle ve bilgeliğiyle, büyük çekim merkezleri oluşturan Sarı Saltuk'un, bulunduğu ülkelerin hepsinde, adına inşa edilmiş onlarca türbe ve makam vardır.

*

Sarı Saltuk'un misyonu savaştan önce barıştır. Onun işi, hayatı zorlaştırmak değil kolaylaştırmaktır. Anadolu'da geleneğini yaşatanların başında Barak Baba, Tapduk Emre ve Yunus gelir. Nasıl Sarı Saltuk Balkan şehirlerini sevgiyle dönüştürdüyse, Yunus da Anadolu şehirlerini sevgiyle dönüştürdü. Onlar çevrelerinde oluşturdukları barış havzalarıyla, şehirlerin değil, gönüllerin fatihi oldular. Ve bellerinde kılıç değil, ellerinde gül taşıdılar. Onların medeniyeti gül medeniyetidir.

*

Sarı Saltuk Balkanlar'da Yunus Anadolu'da, gül bahçesi türbeleriyle ve makamlarıyla, barışın mimarı oldu. Onların yüklendiği yeni barış misyonu: Öldürmek değil yaşatmaktır, sınır kapılarını kapatmak değil sonuna kadar açmaktır, ayrımcılık yapmak değil birleştiricilik yapmaktır.

*

Tarihin her döneminde ülkeler savaşa, nerede durulması gerektiği bilen, barış tutkunu, erdemli liderler tarafından değil, nerede durulması gerektiğini bilmeyen, savaş tutkunu, erdemsiz yöneticiler tarafından sürüklenir.

*

Erdemli liderlerin elinde kömür elmasa dönüşürken, erdemsiz yöneticilerin elinde elmas kömüre dönüşür.

*

Dünyada “Yeni Sarı Saltuk Misyonu”, bütün savaşları barışa dönüştürmektir.

*

Ülkeleri doğal kaynak kıtlığı değil, erdemli insan kıtlığı yıkar.

*

Sarı Saltuk tek başına bir “Barış Üniversitesi”dir.

3 Mayıs 2023, 12:45

GÜZELLİK YILDIZLARIYLA DOLU BİR GÖKYÜZÜ OLUŞTURMAK

Tarihin her döneminde güzel düşünen, güzel gören, güzel yaşayan insanlar birbirleriyle, güzel ürünler, güzel hizmetler, güzel bilgiler üretmede yarışırlar. Onlar insanların düşünce ve eylem dünyalarını zenginleştirerek, büyük dönüşümleri başlatan kıvılcımları oluştururlar. Ve bütün insanları veren eller olmaya özendirirler. Onların yorulma bilmez çalışmalarıyla, dünyanın bilinen doğal zenginlikleri değerlendirilir, bilinmeyen kaynakları gün ışığına çıkarılır.

*

Güzellikte sınır tanımayan insanların, düşünceleri ve eylemleri, ülkeler arasında ayrım gözetmeyen gökyüzünü, pırıl pırıl parlayan güzellik yıldızlarıyla donatırlar. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, hayatın bütün alanlarında güzellikte yarışanlar, güzellik arayanların kutup yıldızları olurlar. Onların yedi iklimi, dört köşesiyle dünyayı kucaklayan ellerinde, düşüncelerin ve eylemlerin binbir renkli çiçekleri açılarak, bütün insanların üstüne yağmur gibi yağarlar.

*

Muhammed Hamididullah ve Sabahattin Zaim, İstanbul Üniversite’sindeki çalışmalarında, inanan insanların düşünce ve eylem dünyalarında, ekonominin önemini ortaya koyan öncü araştırmalarıyla tanırlar. Onlar güzel insanların, ekonomilerinin güzel olacağını bilirler. Zaim her yerde geçerli etik ilkelerle, kaynakları dağıtmada ve değerlendirmede, “ekonomik” düşünen insandan daha çok “ güzel” düşünen insanın başarılı olacağının üzerinde önemle durur.

*

Güzel insanlar kendileri için istediklerini, bütün insanlar için isterler. Onlar tükettiklerinden kat kat fazlasını üretmeye çalışırlar, hiçbir zaman üretmediklerini tüketmezler. Onların çoğunlukta olduğu toplumlarda, herkesin temel ihtiyaçları karşılanır, kimse yoksul düşmez, herkes üreten eller olmaya özenir, herkesin üretim artar. Güzel insanların güzellikleri, hayatın bütün alanlarına yansır. Güzellikte yarışma olmadan, hiçbir alanda gelişme olmayacağı bilinir.

*

Üretimde ve tüketimde süreklilik ve bütünlük içinde insanlığın birikiminden yararlanmasını bilenler, bütün insanlara yararlı olmayı bilirler. Her iki alanda insanların doğaları değişmez, insanları etkileyen ortamlar değişir. Onlar toplumlarda çoğunluğun azınlıktan daha doğru düşündüğünü bilirler. Ne üretirlerse üretsinler, azınlığın isteklerini değil, çoğunluğun ihtiyaçlarını karşılamaya önem verirler. Düşüncelerinde geçmiş yıllara bakarlarken, eylemlerinde gelecek yıllara bakarlar.

*

Güzel insanların işyerlerinde kusursuz ürünler üretilir, pazarlarında kusursuzluk satılır. Onlar herkese yarar sağlayan, kimseye zarar vermeyen ürünlerin peşinden koşarlar. Ve “Tüketiyorum öyleyse varım” demezler, “Üretiyorum öyleyse varım” derler, kusursuzluklarının dürüstlükten kaynaklandığını bilirler. Onların pazarlarında hiçbir şeyin zararlısı satılmaz, her şeyin yararlısı satılır, bulundukları yer Cennet pazarlarından, bir pazara dönüşür.

*

Hayatın bütün boyutlarında inananlar, üretim güçlerini artırırken, tüketim güçlerini azaltırlar.

*

Güzel insanlar hiç oturmayacakları evler yapmazlar,hiç giymeyecekleri kıyafetler almazlar.

*

İyilikte yarışan insanlar, üretme ve yönetme güçlerini, iyilikte yarışmalarından alırlar.

4 Mayıs 2023, 11:57

ÜLKELERİN BAYRAKLARI DÜNYA PAZARLARINA KÜRESEL OLMASINI BİLEN KURULUŞLARLA TAŞINIR

Bu yazı daha önce 01.06.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Kuruluşların olduğu kadar, ülkelerin başarısı da, dış dinamiklerden daha çok, iç dinamiklerden kaynaklanır. Dünyanın hiçbir yerinde başarı ya da başarısızlık kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bir ülke ya da kuruluşun başarısının olduğu gibi, başarısızlığının da köklü kaynakları vardır. Bütün kuruluşlarıyla birlikte, ülkeleri çökerten dinamikler, dışarıdan önce içeride aranmalıdır. Ülkeler ve kuruluşlar, korkuları ve düşmanlıkları körükleyerek, başarısızlıklarının sorumluluğunu başkalarına yükleyemezler.

*

Ülkelerin gelecekteki başarıları, ekonomik ve kültürel alanlarda, üretim yapan kuruluşlarından kaynaklanır. Su toprak için nasıl canlılık kaynağı ise, kuruluşlar da ülkelerin en önemli canlılık kaynaklarıdır. Susuz toprakların çoraklaştığı gibi, kuruluşsuz ekonomiler de yoksullaşır. Bütün toplumlarda değerlendirilemeyen zenginlik ve giderilemeyen yoksulluk, en büyük çöküntü kaynağıdır.Dünyada kuruluşlar, toplumların tasarruf yetenekleriyle, girişimci güçlerinin en somut göstergeleridir.

*

Üretim sevdalısı kuruluşların, içsel ve dışsal etkileriyle, toplumları dönüştüren çok boyutlu, gizemli bir etkileri vardır. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde kusursuzluğu arayan, kusursuzlukta yarışan, kusursuzluğun simgesi olan kuruluşlar, ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel atılımlarında, sürükleyici bir işlev yüklenirler. Ürünlerini ve hizmetlerini, yıldan yıla sürekli artıran kuruluşlar, bütün ülkelerde savaşın kartallarına karşı, barışın güvercinlerinin en önemli destekcilerolurlar.

*

Nitelik açısından olduğu kadar, nicelik açısından da kuruluşlarını sürekli geliştiren ülkeler, dünya pazarlarındaki yerlerini sağlamlaştırırken, uluslararası ilişkilerdeki ağırlıklarını da artırırlar. Siyasal sınırlardan daha çok, ekonomik sınırların belirleyici olduğu, küreden kareye dönüşen dünyada, ülkelerin güçleri cephelerde savaşan ordularından değil, pazarlarda kusursuzlukta yarışan kuruluşlarından gelir. Onlar sonu kusursuzluğa çıkan, yolun kilometre taşlarıdır.

*

Kusursuzluğun peşine düşen kuruluşlar, geliştirdikleri ürünlerle, üretimde ve yönetimde yaptıkları yeniliklerle, bayraklarını dünyanın bütün şehirlerine taşırlar.Onlar çözüm kaynağı olmayanların, sorun kaynağı olduklarını bildikleri için, gittikleri her ülkede, insanların hayatlarını kolaylaştırırlar, çalışma dünyalarını zenginleştirirler. Bütün ülkelerde kuruluşların güçleri, bulundukları ortamlarda olumlulukları çoğaltmak, olumsuzlukları azaltamak için, birbirleriyle yarışmalarından kaynaklanır.

*

Kusursuzluğu yakalama yolunda, bütün ülke kuruluşlarının yarıştığı, dünya pazarlarında, her kuruluş kurumsal ve toplumsal sorumluluk çalışmaları yapmak zorundadır. Bütün ülkelerde kuruluşların ömürleri, bütün insanlığın düşünce ve eylem birikimine yaptıkları katkılara bağlıdır.Onlar işlerini doğru yaptıkları kadar, doğru işleri yapmaya önem vermek zorundadırlar. Çalışmalarının karşılığını, hemen alan kuruluşların başarıları, iki boyuta aynı ağırlıkta değer vermelerinden gelir.

*

Ülkelerin üretim güçleri ordularla değil, dünyaya açık kuruluşlarla büyütülür.

*

Kuruluşları dünya pazarlarına, çalışanlarından daha çok müşterileri taşır. Müşterilerine saygı gösterenlere, bütün dünyada saygı gösterilir.

4 Mayıs 2023, 12:13

Cumhuriyet döneminin Horasan Ereni Fethi Gemuhluoğlu

Cumhuriyet döneminin Horasan Ereni Fethi Gemuhluoğlu ''Ağaçlara dost olmayanlar,insanlara dost olmazlar'' derdi. Değerli Hülya Günay dostlarımızı ''Ağaçların Gölgesinde'' ''Kirlenmen Boyutları'' kitabımızı okumaya davet ediyor. Kitabımızda görünen görünmeyen kirlenmelerin üstesinden dünyayı ''KABE TOPRAĞI''na çevirmesini bilenlerin geleceği vurgulanıyor.

5 Mayıs 2023, 11:37

ALLAH HİÇBİR ZAMAN GÖKKUBBENİN ALTINI YUNUS’SUZ BIRAKMAZ

Dünyanın dört bir köşesine, ulaşan Anadolu Yunus’larının kültüründe, insanların sınırsız iç dünyalarına, sınırlı dış dünyalarından daha çok önem verilir. Anadolu’dan dört bir yöne açılan Türklerin, düşüncelerinde ve eylemlerinde, insanların iç dünyalarının güzelleştirilmesi, dış dünyalarının güzelleştirilmesinden daha çok önem taşır. Türklerin üretimlerinde ve yönetimlerinde, paylaşma ve katılım, yardımlaşma ve dayanışma, zamanlarının çok ilerisine uzanır.

*

Tarihin her döneminde, iç ve dış dünyayı birbirleriyle bütünleştirmesini bilenler, arkalarında silinmez izler, sürekli yorumlanan eserler bırakırlar. İki dünyayı birinden birine öncelik vermeden, altın oranda harmanlayanlar, zamanla güncelliklerini yitirmeyen, hem konuşan, hem konuşmayan eserler verirler. Onların çalışmalarıyla Anadolu, Asya’nın, Afrika’nın, Avrupa’nın, barış alanına dönüşür. Doğu’nun ve Batı’nın, ekonomik ve kültürel temelleri Anadolu’da atılır.

*

Anadolu’nun üretim ve yönetim dünyasına kazandırdığı yeni açılımlarla, Osmanlı coğrafyasının bütün şehirlerinde, camiler kültürlerin ormanları, çarşılar ekonomilerin ağaçları olurlar. Türklerin kültürlerinde ve ekonomilerinde, yönetenlerle birlikte yönetilenler, ekmeden biçmeye hiçbir zaman özenmezler. Bu yüzden Yunus’un şiirleriyle silahlananlar hem iç, hem dış dünyalarına daha önce hiç bilinmeyen, hiç gidilmeyen yeni yollar açarlar.

*

Bir dizeyle bin sayfayı özetleyen, şiir vurgunu Yunus sevdalıları, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, el açanlar olmaya değil, el açılanlar olmaya özen gösterirler. Onlar üretimde ve yönetimde yeni kapılar açmada, ekonomi kilit görevini yüklenirken, kültürün anahtar işlevini yüklendiğini bilirler. Ve ekonominin kilidini, kültürün anahtarıyla açarak, üretmeye ve yönetmeye tek dünyanın değil, iki dünyanın penceresinden bakarlar.

*

Ekonomilerinde ve kültürlerinde iyimserliği elden bırakmayanlar, bilgeliğinin üstünde bilgelik, bilgisinin üstünde bilgi olmayan Allah’ın gökkubbenin altını hiç boş bırakmadığını bilirler. Geçmişten geleceğe giden, yeni katılanlarla sürekli büyüyen, Yunus’ların kervanına katılanlar, Son Peygamber’in kan dökmeden Mekke’yi dönüştürdüğü gibi, yaşadıkları şehirleri dönüştürürler. Onların bilgi ve bilgelik dünyalarında, hem gece, hem gündüz büyük rüyalar görülür.

*

“Görünmeyen Üniversite” kitabımızda vurgulandiğı gibi: “Allah insana şahdamarından daha yakındır. Allah’tan yardım alanlar, hiçbir şeyin yoksulluğunu çekmezler.Allah’ın yardımından yoksun olanlar, yoksulluktan kurtulamazlar.” Sınırları olmayan iç dünyanın kaynaklarından yararlananlar, sınırları olan dış dünyanın kaynaklarını değerlendirmesini başarırlar. Onlar kusursuz ürünler, kusursuz hizmetler üretmede, bütün insanlığa izlenecek bir yol haritası bırakırlar.

*

Doğrulukta Yunus’u izleyenler, her gün yeniden doğarlar, her gece yeni rüyalar görürler.

*

Yunus’ların kervanına katılanların, hesap defterleri hiçbir dönemde kapanmaz.

*

Doğruluktan ayrılmayanlar, tüketmek istemedikleri ürünleri üretmezler.

6 Mayıs 2023, 11:33

DÜNYA ŞEHİRLERİNDE KAYBOLAN YENİ YUSUF’LAR YENİ KERVANLARLA YENİ KERVANSARAYLARLA BULUNURLAR

Bu yazı daha önce 03.06.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Tarihe geniş zaman aralığından bakılırsa, dünyada kervanların ve kervansarayların, ülkeler arasındaki sınırları aşarak, üç kıtanın ve iki denizin şehirlerini birbirine bağladıkları görülür. Ticaret tarihin ilk çağlarından beri, ülkeler arasındaki ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesinde, vazgeçilmez bir yer tutmuştur. Dünyada sınırları ordulardan önce kervanlar aşmıştır. Onlar ülkelerden ülkelere, ürünlerle birlikte, kültürleri de taşımışlardır.

*

Dünyanın ilk dönüştürücü güçleri, ülkeler arasında hiç sınır tanımayan, hiç yorulma bilmeyen, ürün ve kültür taşıyıcıları kervanlardır. Bunun için dünyanın, bütün önemli şehirleri, kervan yollarının kavşak noktalarına kurulmuştur. Dünyada küçük büyük bütün şehirler, kervanların ayak izlerinden doğmuştur. Kervanlar yüzyıllar boyunca, toplumların hayat kaynakları olmuşlardır. Onlar Kenan illerinde, kaybolan Yusuf’ları bularak, tarihin akışını değiştirmişlerdir.

*

Kervanlar uzun nehirler gibi, geçtikleri şehirlere ekonomik canlılıkla birlikte, kültürel zenginlik kazandırırlar. Kervanlar tarihin her döneminde, doğdukları şehirler kadar, doydukları şehirlere de önem vermişlerdir. Onların vatanları ürünleri gibi, kültürlerinin ilgiyle karşılandığı şehirler olmuştur. Onlar bütün dünyayı, bir pazar olarak görmüşlerdir. Pazarların kurulduğu yerlerde, kervanlar olmuştur, kervanların olduğu yerlerde, pazarlar kurulmuştur.

*

Kervanların gelip geçtikleri ve sevip kaldıkları şehirlerde, pazarlar ve çarşılar ekonomiyi ayakta tutan ürünler, kültürü canlı tutan kitaplarla dolup taşmıştır. Onların gittikleri bütün şehirlerde, kıtlıktan ve çatışmadan daha çok, bolluk ve uzlaşma olmuştur. İslamın doğuş yüzyıllarında, Orta Doğu’yu dünyanın ekonomi ve kültür merkezine, açıklığın ve dürüstlüğün, en önemli sermaye olduğunu, kazandırmadan kazanılmayacağını bilen, kervanlar dönüştürmüşlerdir.

*

Kervanlar uzakları yakınlaştırarak, yalnızca ürünleri değil, kültürleri de kanatlandırmışlardır.Kervanlarla ülkeler arasında aşılmayan sınırlar aşılmıştır.Onlar ekonomi ve kültür elçileri oldukları kadar, barış elçileri de olmuşlardır.Tarihin her döneminde, kervanların geçtikleri şehirlerden ordular geçmemiştir.Tarih boyunca ürünlerin, düşüncelerin, barış yanlılarının, ülkelerinden önce, ilkeleri gelmiştir. Onlar her zaman, “Zorla güzellik olmaz”, demesini bilmişlerdir.

*

Yirmi birinci yüzyılda, ülkeler arasındaki sermaye, ürün, bilgi ve teknoloji akışının, geçmişte benzeri görülmedik bir akışkanlık kazanmasıyla, kervanların yerine, tırlar,gemiler,trenler ve uçaklar geçmiştir. Artık kültürleri,düşünceleri ve ürünleri yalnızca karayolları değil, denizyolları, havayolları bütün ülkelere, bütün şehirlere taşımaktadır. Bir saç teli kadar ince bir optik kablo, yüz bin ciltlik bir kitaplığı, dünyanın her yanına, en kısa zamanda ulaştımaktadır.

*

Kuruluşlar insanlığın yüzyılların içinde oluşan, düşünce ve eylem birikimlerini, bütün dünyaya ulaştırmak için, geçmişte benzeri olmayan araçlar geliştirilmişlerdir.

*

İletişim dünyasındaki gelişmelerle, ülkeler arasındaki sınırlarla birlikte, mekan, zaman, bilgi ve bilgelik farkı da, ortadan kalkmıştır.

*

Dünyada ekonomik ve kültürel kuruluşlar,dünya barışına devletlerden daha çok katkıda bulunmaktadırlar.

6 Mayıs 2023, 21:25

RASİM ÖZDENÖREN = GÜL YETİŞTİREN ADAM

----------------------------------------------- Adı kitabınını adıyla özdeşleşen RASİM ÖZDENÖREN gibi her "GÜL YETİŞTİREN ADAM" bir bahçıvandır. O bahçıvanlar arkalarında düşüncelere ve eylemlere binbir renkli çicekler açtırırlar, defterleri Kıyamet'e kadar kapanmaz. Dostoyevski ruhun romanını, Özdenören hikayesini yazmıştır. Bütün "ÖNDEN GİDEN ATLILR" a rahmet okunması dileğiyle.

7 Mayıs 2023, 12:26

İSLAM DÜNYAYA MUHAREBEYLE DEĞİL MUDAREBEYLE YAYILMIŞTIR

Dünyanın her yanında, ortaklık kültürü zengin olan toplumların,ürün,hizmet ve bilgi üretme güçleri büyük olmuştur.Ortaklık yapmasını bilenler, hayatın her alanında yardımlaşmasını, dayanışmasını ve paylaşmasını bilirler. Onlar ellerindeki sınırlı kaynakları değerlendirmesini bildikleri için, hiçbir zaman yoksul düşmezler. Bütün ülkelerde ortaklık şemsiyesi altında bir araya gelen herkes, üretim güçüne derinlik kazandırarak, el açan değil,el açılan olur.

*

İslamın ilk yıllarından beri, Müslümanlar arasında en çok bilinen, en çok benimsenen ortaklık, katılanların ekonomik ve kültürel birikimlerini bir araya getirerek, karları ve zararları paylaştıkları, “Mudarebe” ya da “Kar ve Zarar” ortaklığıdır. Ortaklar parasal güçleriyle, parasal olmayan güçlerini, bir ekonomik amaç doğrultusunda birleştirerek, kimseye zarar vermeden, herkesin yararını artırmaya çalışırlar.Onların ortaklık dünyalarında, karlar zararların kardeşleridir.

*

Dünyadaki bütün ekonomi tarihçilerinin, hep birlikte vurguladıkları gibi, ortaklık kültürünün ekonomik ve yasal temelleri, İlk Müslümanlar tarafından atılmıştır, en güzel örnekleri başta Son Peygamber olmak üzere, Dört Halife döneminde verilmiştir. Ekonomi Tarihçisi Murat Çizakça, Müslümanların geliştirdikleri katılılmaya ve paylaşmaya dayanan, ortaklıkların önemini vurgulamak için, “İslam dünyaya muharebe yoluyla değil, mudarebe yoluyla yayılmıştır” demektedir.

*

Tarih boyunca bütün toplumlarda, ortaklık yapmasını bilenlerin gücü, herkesin hakkını gözeterek, kimseye haksızlık yapmadan, kazançları paylaşmasını bilmelerinden kaynaklanır. Ortaklıklar bütün dünyada, ekonomilerin olduğu kadar, kültürlerin de omurgalarını oluştururlar. Üretimi zenginleştirmede kar ve zarar ortaklıklarının benimsenmesi, Müslüman ülkelerle sınırlı kalmamıştır. Önce İtalya’da, ardından bütün Avrupa ülkelerinde, benimsenmiş ve başarıyla uygulanmıştır.

*

Silikon Vadisinin başını çektiği ileri teknoloji şirketleri, varlıklarını kar ve zarar ortaklıklarının, Yirminci yüzyıldaki versiyonu olan, Risk Sermayesi Kuruluşlarına borçludurlar. Türkler İslam medeniyetinin yüzyılların içinde, zenginleşerek gelişen ortaklık birikimiyle, üç kıta ve iki denizde yüzyıllarca, dönüştürücü ve sürükleyici güç olmuşlardır. Yirmi birinci yüzyılın mimarları, faiz odaklı finansman kuruluşları değil, risk odaklı finansman kuruluşları olacaktır.

*

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, ortaklıklarda başarının üreticileriyle, tüketicileriye, yöneticileriyle, yalnızca kendilerinin çalışmalarından kaynaklanmadığını bilenler, kendileriyle birlikte çevrelerini de dönüştüren, büyük bir güç kazanırlar. Dünyada bütün insanların haklarını gözeten, kimseye haksızlık yapmayan ortaklıklarda, bütün güçlerin üstünde görünmeyen büyük bir “Güç” vardır. O dürüstlükte yarışan ortaklıkların, karar veren ortak akılları, kararları uygulayan ortak gönülleri olur.

*

Ortaklıklarda güç paylaşmasını bilenlerden kaynaklanır. Ortaklık yapmasının bilenler güçsüz düşmezler.

*

Ortaklıklar meyvalı büyük ağaçlara benzerler, çevreleriyle iletişimi ve etkileşimi aksatmazlar.

*

Ortaklık yapmak, tabiattaki uyum ve düzeni yakalamak, hayatın ortaklık olduğunu bilmektir.

8 Mayıs 2023, 12:44

BAĞDAT’TA BATAN İSLAM DÜNYASININ GÜNEŞİ ARADAN YARIM YÜZYIL GEÇMEDEN BURSA’DA DOĞAR

Karahanlıların çığır açan Hakan’ı Satuk Buğra’nın öncülüğünde, Türk boyları İslam’ın bütün insanlığı kucaklayan, iki dünyayı bir dünyaya dönüştüren değerlerine, hem akıllarıyla, hem gönülleriyle bağlanırlar. Türklerin kültür ve ekonomi dünyalarında, bütün insanlara anne baba bir kardeş gözüyle bakılır. Asya’yı birinci, Avrupa’yı ikinci ülkeleri gören Türkler, yüzyıllarca Asya’nın ve Avrupa’nın, en büyük ekonomik ve kültürel gücü olurlar.

*

Selçuklu döneminden Osmanlı dönemine geçerken, Sezai Karakoç’un “Mevlana” kitabında vurguladığı gibi, Anadolu “Doğu’yla Batı’nın karşı karşıya geldiği” ve “Doğu’yla Batı’nın kalkan kalkana savaştığı” coğrafya olur. Kanuni döneminde en geniş sınırlarına ulaşan Osmanlı ülkesinde, Moğollarla, Haçlılarla yüzyıllarca hesaplaşılır. Yirmibirinci yüzyılda devam etmekte olan hesaplaşmada, insanların değerlerini ve kimliklerini koruyan, gönül sultanları eşsiz bir işlev yüklenirler.

*

Metin Eriş’in öncülüğünde düzenlen, “Söğüt’ten İstanbul’a” sempozyumunda ele alındığı gibi, Osman Gazi’yle, Söğüt’te kurulan devletle Avrupa’nın kapıları açılır, bayrak Araplardan Türklere geçer. Moğollarla ve Haçlılarla büyük yaralar alan İslam dünyasının, güneşinin Bağdat’ta batmasının üzerinden yarım yüzyıl geçmeden, Orhan Gazi’yle Bursa’da doğar. Kuzey’den Avrupa topraklarına ayak basan Türkler, Fırat ve Dicle gibi, Nil’i ve Tuna’yı nehirleri arasında görürler.

*

Kültürel ve ekonomik hayatın canlılığını korunmasında, dış dünyanın mimarı Osman Gazi’yle, iç dünyanın mimarı Edebali’nin elele vermeleri, Türklerin tarihindeki en görkemli devletlerinin temellerini oluşturur. Onlar iki dünyayı birbirinden ayırmadan, bir yandan camileri güzelleştirirler, bir yandan çarşıları zenginleştirirler. Onların Söğüt’ten Saraybosna’ya dinler, diller arasında ayrım gözetmeyen değerleri, gittikleri her coğrafyada baş tacı edilir.

*

Süleyman Şah’ı izleyerek, Doğu’dan Batı’ya giden Türklerin güçleri, hem yönetenler, hem yönetilenler tarafından benimsenen değerlerinden kaynaklanır. Ertuğrul Gazi oğlu Osman’la, Selçukluların başşehiri Konya’da Mevlana’yla görüşürken, küçük “Beylik”ten büyük “Devlet”in doğacağı, çoşku ve güç veren müjdesini alır. Türkler düşünceleriyle, eylemleriyle ister barış, ister savaş yüzyılları olsun, her yüzyılda köklü dönüşümlerin öncüleri olurlar.

*

İki dünyayı birbirinden ayırmadan, birlikte düşünmesini bilenlerin, kültürlerinde ve ekonomilerinde, insanların sonu gelmeyen isteklerinin değil, giderilmesi zorunlu olan ihtiyaçlarının karşılanmasına önem verilir. Onların yönetimdeki güçleri, paylaşımcı üretimlerinden, katılımcı yönetimlerinden kaynaklanır. Onlar yağmurların toprakları ekime hazırlamaları ve ekilenleri büyütmeleri gibi, insanları üretime yönlendirirler ve üretimlerini büyütürler.

*

İki dünyayı bütünleştirenler,üretilmeyenleri üretirler,coğrafyalardan önce gönülleri kazanırlar.

*

Türkler somon balıkları akıntıya karşı giderken, suları yokuş yukarı akıtmaya çalışmazlar.

*

Kültürle ekonomiyi harmalayanlar, güçlerini tüketimde değil üretimde gösterirler.

9 Mayıs 2023, 11:54

YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA ASYA'NIN BURNU KONUMUNDA OLAN AVRUPA TÜRKİYE OLMADAN BİRLİĞİNİ VE VARLIĞINI KORUYAMAZ

Anadolu''nun tarihi Balkanlar ile Balkanların tarihi de, Anadolu ile bütünleşir. Türkler 1354 yılında Süleyman Paşa ile Gelibolu''dan Balkanlar''a yönelirler, Anadolu gibi, Balkanları da kendilerine vatan edinirler ve 1912 yılında Balkanlardan çekilirler. Ancak Türkler Balkanlardaki varlıklarını korurlar. Türkler için, Anadolu gibi, Kanuni dönemi Osmanlı coğrafyasındaki her bir ülke bir vatan toprağıdır.

*

Türkler gibi, İspanyollar, İngilizler, Fransızlar ve Ruslar da, gittikleri ülkelerden geri dönerek küçüldüler. Avrupalılar, Soğuk Savaş dönem güçlerine karşı rekabet üstünlüğü kazanabilmek için, kaynaklarını birleştirdiler. AB ülkelerinin vatandaşları, Berlin''den Dublin''e, Oslo''dan Roma''ya kadar, bütün Avrupa''yı birden çok dil konuşarak, pasaportsuz dolaşıyorlar. Ancak, Balkanlar ve Türkiye olmadan, AB istenen ve beklenen AB olmaz.

*

Türkiye Avrupa ile, Balkanlar Türkiye ile bütünleşmelidir. AB''nin Hindistan, Rusya ve Çin karşısında varlığını koruyabilmesi ve onlarla rekabet edebilmesi için, Türkiye''ye olan ihtiyacı, Türkiye''nin AB''ne olan ihtiyacından daha büyüktür ve daha önemlidir. AB''nin Bosna Temsilcisi Paddy Ashdown, ''Günümüz Avrupası, Balkanlar onun bir parçası haline gelmedikçe tamamlanmayacaktır'' derken, Türkiye''siz bir Avrupa''nın hiçbir alanda varlık gösteremeyeceğini unutmuştur.

*

Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu''da siyasal ve ekonomik istikrarsızlık olursa, AB''de, siyasal ve ekonomik istikrar olmaz. Özgün adı ''The Second World'' olan, Türkçe''ye ''Yeni Dünya Düzeni'' olarak çevrilen kitabında, Parag Khanna''nın vurguladığı gibi: ''Avrupa yüzyıllarca Balkanların kontrolü için Türklerle savaştıktan sonra; Balkanların güvenliği için, Türkiye ile işbirliği yapmak zorundadır.

*

Türkiye, Türk ve İslam dünyasının AB içindeki en büyük ve en önemli temsilcisi ve destekçisidir. Nasıl Türkiye''siz AB güçlü olmazsa, Türk ve İslam dünyasız, Türkiye de etkili olmaz. İstanbul Türk dünyasının olduğu kadar İslam dünyasının da kültür, sanat ve ekonomi başkentidir. İstanbul hem Avrupa, hem de Asya toprağıdır. İstanbul''suz Türkiye, Türkiye''siz Avrupa güçsüz olur.

*

İstanbul Türkiye''dir. Türkiye İstanbul''dur. Türkiye İstanbul''daki Ayasofya''ya benzer, hem Hristiyanlar, hem de Müslümanlar tarafından saygı görür.

*

AB de, Ayasofya gibi olmak için, açıklık içinde yeniden yapılanmalıdır.

*

İstanbul ve Brüksel Saraybosna''da buluşmalıdır.

*

Saraybosna Avrupa''nın Kudüs''üdür.

10 Mayıs 2023, 11:57

ÜLKELERİ ÇÖKERTEN ÜRETİM GÜÇSÜZLÜĞÜNÜN ÜSTESİNDEN ÇARŞILARIN YOLLARINI BİLENLERLE GELİNİR

Toplumları korkuları ve düşmanlıkları büyütenler değil, sevgileri ve dostlukları büyütenler değiştirirler. Sevgiler camilerde, dostluklar da çarşılarda büyütülür. Cami ve çarşı arasında, sevgi ve dostluk alışverişinin olmadığı toplumlarda, korkuların ve düşmanlıkların önüne geçmek mümkün değildir. Geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi, camilerle çarşılar arasındaki uyumu ve dengeyi, camilerden çarşılara, çarşılarda camilere giden yolları bilenler sağlar.

*

Dünyanın her yerinde toplumları, insanların ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarını, karşılayan, üretmesini bilen girişimciler dönüştürürler.Tarih boyunca el açılan eller, el açan ellerden daha güçlü olmuşlardır. Şehirlerde nasıl bir dükkanla çarşı olmazsa, ülkelerde de bir üreten elle ekonomi olmaz. Dükkanlar çarşıya, üreten eller ekonomiye canlılık kazandırırlar. Güçlü ekonomilerin çarşıları, kovanların ballarla dolu olması gibi, üreten ellerin ürünleriyle dolu olur.

*

Üretmesini bilen toplumlar, kimseye kötülük yapmadan, herkese iyilik yapmanın çoşkusunu duyarlar. Kültürlerin ve ekonomilerin tarihinde, zenginlik gibi yoksulluk da, kriz kaynağı olmuştur. Bütün ülkelerde üretime ve yönetime, yeni açılımlar kazandıranlar, insanların üretim güçlerini geliştirerek, değişik kesimleri arasındaki gelir dengesizliklerini giderirler. Onların ellerinde çorak topraklar, binbir meyvalı ağaçların yetiştiği, kimsenin yoksulluk çekmediği, bereketli topraklara dönüşürler.

*

Üreten ellerle tüketen ellerin, el ele verdikleri bereketli topraklarda, kültürler ekonomilerle, camiler çarşılarla bütünleşirler. Onların ekonomik ve kültürel dünyalarında, kazanç bir araç değil, bir amaçtır diyenlere, kesinlikle yer yoktur. Onlar her zaman ekonomik ve kültürel hayatın her alanında, katılım ve paylaşım herşeydir, katılım ve paylaşım için herşey yapılır denilir. Katılımın ve paylaşımın olmadığı yerde, hiçbir üretimin olmayacağı herkes tarafından bilinir.

*

Her yıl yeni boyutlar kazanan, giderek karmaşık bir yapıya dönüşen, ekonomik ve kültürel dünyada, üretime katılım ve tüketimde paylaşım, hayatın bütün boyutlarında, sürükleyici bir işlev kazanmıştır. Dünyanın bereketli topraklardan, yola çıkan üreten eller, geçtikleri çorak toprakları bereketlendirmektedirler. Onların oldukları her yerde, tüketen eller üreten ellere dönüşürler. Onlar çevrelerindeki kötümserlik bulutlarını dağıtarak, iyimserlik rüzgarları estirirler.

*

Üreten ellerin başarılarının temelinde, katılım ve paylaşma vardır. Onlar kültürde ve ekonomide, kazancı en büyük sermayenin dürüstlük olduğunu bilirler. Çarşılarda dürüst olmayanlar, hiçbir zaman başarılı olamazlar. Müşterilerini aldatanlar, müşterisi oldukları satıcılar tarafından aldatılırlar. Bunun için çarşılarda herşey, kimsenin kimseyi aldatmaması için, gün ışığında herkesin gözleri önünde alınır satılır. Çarşıların gizemi insanların dürüst olmalarından kaynaklanır.

*

Çarşılarda binlerce üretici, yüzbinlerce tüketiciyle buluşarak, hem ekonomiye hem kültüre katkıda bulunur.

*

Çarşılar ürünlerle birlikte,doğrulukların,iyiliklerin,güzelliklerin alınıp satıldığı çekim merkezleridir.

*

Çarşıların yolları bütün ülkelerde, güler yüzlerle bulunur, kapıları tatlı dillerle açılır.

11 Mayıs 2023, 13:15

SINIRLI DÜNYADA İHTİYAÇLARI KADAR TÜKETENLER HİÇBİR ALANDA ÜRETİM GÜÇSÜZLÜĞÜ ÇEKMEZLER

Gönüllerindeki Kur’an’ları gibi, vatanlarını yanlarında taşıyan Türkler, dünya haritasında Asya’nın en Batı’sı, Avrupa’nın en Doğu’su görülen, Anadolu’yu ülkeleri olarak bilirler. Mevlana’nın pergel benzetmesinde olduğu gibi, sabit ayaklarını İstanbul’da tutarak, değişen ayaklarıyla dünyanın bütün şehirlerine uzun yolculuklar yaparlar.Avrpa şehirleri başta olmak üzere, dünyanın hangi şehirine gidilirse gidilsin Anadolu’dan renkler ve tadlar taşıyan insanlarla karşılaşılır.

*

Türklerin böylesine canlı, böylesine hareketli, böylesine dünyaya açık, düşüncelerinin ve eylemlerinin kaynağında, dünyayı bir sürgün yeri olarak gören, “Hicret Kültürü” çok önemli yer tutar. Türkler Sezai Karakoç’un “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiirinde seslendiği gibi, “Sevgili / En sevgili / Ey Sevgili / Uzatma dünya sürgünümü benim “ diye seslenerek, yaşanan dünyadan yaşanacak dünyaya, yapacakları hicrete hazırlanırlar.

*

“Yoktan da vardan da ötede bir Var” olduğunu bilenler, görünen dünyanın geçici, görünmeyen dünyanın kalıcı olduğun bilirler. Onlar hiçbir zaman bilinen dünyanın, zenginliklerinin çekiciliğine kapılmazlar.Türkler tarihlerinin her döneminde, üretimlerinde ve yönetimlerinde yer aldıkları şehirlerde, toplumun bütün kesimlerinin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına, aç ve açıkta kalmasına, yoksulluk çekmesine ilgisiz kalmazlar, gözlerini kapamazlar.

*

Dünyanın neresinde yer alırsa alsın, Türklerin yaşadıkları ülkelerde Asya’nın Yesevi’sinin, Avrupa’nın Sarı Saltuk’unun erleri ve erenleri görülür. Geçmiş yüzyılların erenlerinin erleri, gelecek yüzyılların erlerinin erenleri olmasını başarainlar, gittikleri bütün şehirleri “Yitik Cennet”ten bir köşeye dönüştürmesini başarırlar. Onlar bir kapısından girilen, bir kapısından çıkılan sürgün dünyasını, hiç ölmeyecekmiş gibi üretenlerle, hemen ölecekmiş gibi tüketenlerin yaşanır kılacağından kuşku duymazlar.

*

Bilgilerini bilgeliklere, düşüncelerini eylemlere dönüştürmede başarılı olanlar, söylenmiş sözleri tekrarlamaktan daha çok söylenmemiş sözler söylemeye önem verirler.Türkler bilinen dünyanın önünden kaçmazlar, bilinen dünya,Türklerin arkalarından koşar. Ve Allah’ın sevgisini kazanmayı bütün kazanımların üstünde tutarak, üreten eller olmanın çoskusunu da Allah’tan alırlar. Necip Fazıl gibi, “Seni aramam için beni uzağa attın / Alemi benim, beni kendin yarattın ” demenin gücü kavrarlar.

*

İki dünyada kurtuluşa ermenin yolunu açanlar, çevrelerinde geniş çekim alanı oluşturarak, bir yandan düşüncelere, bir yandan eylemlere yeni açılımlar kazandırırlar. Onlar bütün insanlığın, yüzyıllar içinde zenginleşe zenginleşe büyüyen bilgi ve bilgelik birikimine yaptıkları katkılarla, toplumların ekonomik, siyasal, kültürel yapılarında, köklü dönüşümlere yol açarlar. Onların silinmez izleri ve kalıcı etkileri, Türklerin Anadolu’daki bin yıllık tarihlerinde açıkça görülür.

*

Bilgeler düşünülmeyenleri düşünmekten, söylenmeyenleri söylemekten hiç geri durmazlar.

*

Varlık peşinde koşanlar, yalın yaşayamazlar, yoksulluğa kapılanlar, derin düşünemezler.

*

Dünya bilgelikleri derinleştirenlerle, bilgileri zenginleştirenlerle yaşanır kılınır.

12 Mayıs 2023, 12:31

TÜRK VE İSLAM DÜNYASINDA OTOKRATİK YÖNETİMLER DEMOKRASİ İSLAMOKRASİNİN MEYVASIDIR DİYENLERLE DEMOKRATİKLEŞTİRİRLER

Türk ve İslam dünyanın önündeki en büyük sorun, İslamokrasi içinde demokratik kültürün özümsenerek içselleştirilmesidir. Siyasi partiler, ister Müslüman demokrat, ister Hristiyan demokrat, ister Yahudi demokrat, ister Budist demokrat, ister Konfüçyüsçü demokrat, ister Şintoist demokrat, ister Sosyal demokrat, ister Liberal demokrat olsunlar, hepsi demokrasi ortak paydasında buluşmak zorundadırlar. Demokratik kültürün zenginleşmesine katkıda bulunmayan siyasi partilerin elinde, Türk ve İslam dünyası otokratik yönetimlerden, kanlı darbelerden kurtulamaz.

*

Bütün dünyada demokratik yönetimlerin kaynağında, yönetilenlerin temel haklarıyla birlikte özgürlükleri vardır. Dünyadaki son iki yüzyıldaki uygulamalarla, demokratik ülkelerin benimsediği, küresel hukuk ilkeleri ve küresel ahlak kuralları oluşmuştur. “Yönetilen Demokrasi” değil, “Yöneten Demokrasi” olmak için, toplumun bütün kesimlerinin, demokratik yönetimin kurumlarına ve kurallarına saygılı olmaları hayati önem taşır.

*

Demokratik yönetimi benimsemiş ülkelerin merkezinde demokrasi vardır. Demokratik mekanızmaya işlerlik kazandıracak olanlar, kültürel, siyasal, ekonomik sorumluluklarının bilincinde olan aydınlardır. Onlar açıkladıkları bir oylarıyla, bir milyon oyu peşlerinden sürüklerler. Açık toplumların merkezinde yer alan çoğunluk, her zaman daha önemliyi, daha gerekliyi, daha etkiliyi görür ve bilir. Aydınların kültürel sorumluluğu, söz konusu görme ve bilme sürecini hızlandırmaktır.

*

Kültürel güçlerinin üzerinde güç olmayan aydınlar, doğru, güzel, iyi bildikleri değerleri, en açık, en yalın, en alçakgönüllü olarak, açıkladıkları ölçüde başarılı ve etkili olurlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde çoğunluk, üst perdeden konuşan, yanılmaz olduğunu iddia eden, kendisinden başkasını görmeyenleri sevmez ve izlemez. Bu yüzden, söyleyecek sözü olan, yalın ve açık olmayı bilen, aydınların, piramitler kadar ömürleri olsa, hayatları boyunca konuşmaları beklenir.

*

Demokrasiyle yönetilen ülkelerin gücü, demokratik yönetimlerin ilkelerinin, çok yalın, çok açık olmalarından kaynaklanır. Toplumların yönetiminde açıklık gibi, yalınlık da en büyük ve en etkili güç kaynağıdır. Bunun için, bütün ülkelerde demokratik yönetimler benimsenmektedir. En dayatmacı yönetimler bile, kendilerinin de demokratik olduklarını ileri sürmek zorunda kalmaktadırlar. Çünkü yönetilenlerin çoğunluğunun onaylamadığı hiçbir yönetimin uzun ömürlü olması mümkün değildir.

*

Türk ve İslam dünyasında kamu, özel, gönüllü bütün kurum ve kuruluşlar, demokratik kültüre yeni boyutlar kazandırmak için, var güçleriyle çalışmalıdırlar. Sınırların önemini yitirdiği bir dünyada, Rusya, Çin, Kuzey Kore gibi dayatmacı otokratik ülkeler, güçlerini ve varlıklarını koruyamazlar. Ve uluslarüstü birliklerde kendilerine sağlam bir yer tutamazlar. Yirmibirinci yüzyıl otokratik ülkelerin değil, demokratik ülkelerin yüzyılı olacaktır. Otokrasi ve demokrasi bir din değil, bir yönetim yöntemidir.

*

Dünyanın her ülkesinde demokratik kültür, kültürel sorumluluklarının bilincinde olan aydınlarla özümsenir ve içselleştirilir.

*

Kusursuz insan olmadığı gibi, kusursuz demokrasi de yoktur. Demokratik yönetim kusursuzluğu arama yolunda, uzun soluklu bir arayıştır.

*

Demokrasilerde çoğunluk yanlışta birleşmez, er ya da geç doğru yolu bulur. Bunun için Anadolu'da " Sağduyu için yol birdir" denilir.

13 Mayıs 2023, 11:51

OLDUĞU GİBİ GÖRÜLEN GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ OLAN ORTAKLIKLARDA İKİ KERE İKİ HER ZAMAN DÖRTTEN BÜYÜKTÜR

Avrupa’da dinlerin karşısına bilimleri çıkaran, Rönesans döneminden beri, bütün ülkeleri etkileyen ve her sorunun üstesinden geleceği beklenen seküler değerler, Yirminci yüzyılın sonunda çekiciliklerini büyük ölçüde yitirmişlerdir. Artık Ekonomi bilimi başta olmak üzere, hiçbir bilimin kutsal değerlerden bütünüyle bağımsız olduğu düşünülmemektedir. Üniversitelerinde ekonominin kurallarıyla, kutsal kültürün değerlerinin çatışmadığını, anlatan kuramlar geliştirilmeye çalışılmaktadır.

*

Yirminci yüzyıl boyunca, ekonomik gelişmenin dinamikleri, kutsal değerlerde değil, seküler değerlerde aranmıştır. Ancak ülkelerin yoksulluklarını, kutsal değerlerde gören, dinleri toplumların afyonu bilen, seküler kuramlar Yirmi birinci yüzyılın başında, her alanda büyük bir başarısızlığa uğramışlardır. Kutsal değerler körlüğüne uğrayan, seküler Batı dünyası, tarih boyunca toplumları dönüştürmede, çok etkili olmuş kutsal değerleri, görmekte zorlanmaya devam etmektedir.

*

Ekonomiyi kutsal değerlerden arındıran toplumlar, sürekli finansal ve siyasal çalkantılarla karşı karşıya kalmışlardır. Çünkü paylaşmaya dayanan ortaklık kültürü, seküler değerlerden daha çok, kutsal değerlerden beslenir. Toplumları ortaklıklar, ortaklıkları paylaşmasını bilen insanlar ayakta tutar. İnsanların ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerine, yeni açılımlar kazandırmada, ortaklıklar sürükleyici bir işlev yüklenirler. Dünyada ülkelerin güçleri, ortaklıklarla yeni boyutlar kazanır.

*

Sanayi toplumunun mimarı Henry Ford’un vurguladığı gibi:”Bir araya gelmek başlangıçtır. Bir arada durmak ilerlemedir.Birlikte çalışmak başarıdır.” Hakbilirlikle ve hakgözetirlikle, el ele vermenin en büyük sermaye olduğu ortaklıklarda, iki kere iki, hiçbir zaman dört değildir. Ekonominin hangi alanında olursa olsun, akıllarını, gönüllerini ve ellerini birleştiren ortaklar, tek başlarına ürettiklerinden, kat kat daha fazlasını üretirler.Ortaklıkta güç birlikte çalışmaktan kaynaklanır.

*

Değişen ekonomik sınırların, değişmeyen siyasal sınırlardan, daha çok önem kazandığı dünyada, ülkelerin güçleri yerel oldukları kadar, küresel olmayı da bilen ortaklıklara dayanır. Dünya pazarlarında ülkeler, cephelerde savaşan ordularıyla değil, kaliteli ürünler üreten ortaklıklarıyla konuşurlar. Ülkelerin küresel ortaklıklarının sayıları ne kadar çoğalırsa, savaş alanlarındaki orduların önemleri de o kadar azalır.Her ülkede ortaklıkların çoğalması,orduların azalmasına yol açar.

*

İnsanlığı geleceğe taşıyan dünya gemisinin güvenliğinden, bütün ülkelerin ortaklıkları sorumludur. Ülkeleri kurtaracak yeni bir Nuh’un Gemisi yoktur.Bunun için Yirmi birinci yüzyılda, barış dünyasının öncüleri, insanları öldürmede yarışan ordular değil, insanları yaşatmada yarışan ortaklıklar olacaktır. Dünyanın bütün ülkelerinde, toplumların üretim yapılarını ve kültürel dokularını, savaşmasını bilen ordulardan önce, yaşatmasını bilen ortaklıklar güçlendirmişlerdir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde ortaklıkların görünmeyen güçleri, öldürmeyi değil, yaşatmayı düşünmelerinden kaynaklanır.

*

Savaşlara karşı ortaklıklar güçlerini birleştirmezlerse, hepsi dünya pazarlarından çekilmek zorunda kalırlar.

*

Ortaklıklar insanları öldürmeyi bilen ellerin değil, insanları yaşatmayı bilen ellerin takım oyunudur.

15 Mayıs 2023, 12:04

SAVAŞ ALANINA DÖNÜŞEN DÜNYADA DÜŞÜNCELER EDEBİYATLARA EDEBİYATLAR EYLEMLERE YENİ AÇILIMLAR KAZANDIRIRLAR

Dünyada her düşünce benimsenme sürecinde, zorlu bir edebiyat sınavından geçerek, değişik kuşakların eylem dünyalarında yerini alır. İnsanlık tarihinde kuşaklar arasında sürekliği pekiştirmeyen, kuşaklar tarafından içselleştirilmeyen düşünceler, zamanla etkilerini yitirirler. Bir düşünce eylemle, bir eylem düşünceyle bütünleşmezse, zaman içinde süreklilik kazanamaz. Düşünceler ve eylemler arasında, karşılıklı birbirlerini büyüten yapısal bir bütünlük gözlenir.

*

Düşüncelerle eylemler arasındaki iletişimde ve etkileşimde, şiirden denemeye edebiyatın her alanı önemli işlevler yüklenir. Düşünceler eylemlere edebiyatla dönüşürler. Büyük edebiyat eserleri zaman içinde değişik açılardan yorumlanarak, yeni doğuşların ebeleri olurlar. Rasim Özdenören’in “Ruhun Malzemeleri” kitabında yer alan “Edebiyatın Gücü” başlıklı denemesinde ele aldığı gibi, “Büyük sanat eseri karşısında, birbirinden farklı, birbirini tutmayan yorumlara ulaşılır.”

*

Yüzyıllar içinde güncelliğini yitirmeyen edebiyat eserlerinin gücü, her dönemde okuyanlara, “daha önce bilmedikleri ufuklar açar.” Arayış içinde olan insanlara, “yeni bir mantıkla düşünmeye” başlamanın kapıları açılır. Yüzyılların gündemden düşüremediği edebiyat eserlerinin, düşünceler değiştikçe, yorumları, açılımları, etkileri değişir. Onların dönüştürücü güçleri, insanlık tarihi içinde sözleri değişen, özleri değişmeyen insanı, anlamaya çalışmalarından kaynaklanır.

*

Doğu’dan Batı’ya dünyanın bütün ülkelerinde, son iki yüzyılda oluşan düşüncelerin tetiklediği eylemlerle, ekonomik ve kültürel krizlerin birbirini izlemesi, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimine dayanan edebiyat eserlerini, tekrar tekrar yorumlamaya zorluyor. Dünyanın her yanında, dökülen kanların, akan gözyaşlarının önüne geçmek, yeni ufuklar açmak isteyen edebiyatçılar, aranılan yol haritasının, kutsallaştırılan kitaplarda olmadığını sürekli tekrarlıyorlar.

*

Türklerin Anadolu’daki bin yıllık, düşünce ve eylem tarihlerinde, Yunus’tan Sezai Karakoç’a, anlatımın en kısa, en öz yolu olan şiir çok önemli bir yer tutar. Anlatımda şiirin gücünü bilenler, edebiyatın hangi alanında yazarlarsa yazsınlar, arkalarında sürekli yeniden yorumlanan kalıcı eserler bırakırlar. Ölümsüz düşüncelerin, iz bırakıcı eylemlere dönüşmesinde, başta şiir ve deneme olmak üzere, edebiyat yerine getirilmesi çok zor bir işlev yüklenir.

*

Her düşüncenin kalıcılığı, her eylemin sürekliliği, insanların hem önlerinde yol açıcı, hem arkalarında yön gösterici edebiyatçılarla sağlanır. Deneme alanındaki edebiyatçılar düşüncelere, şiir alanındaki edebiyatçılar eylemlere,bir yandan bütünlük,bir yandan süreklilik kazandırırlar. Edebiyatın gücünden yararlanmayan düşünceler köksüzleşirken, dilinden yararlanmayan eylemler etkisizleşirler. Edebiyat hem düşüncelere, hem eylemlere analık yapar.

*

İnsanlığın düşünce dünyasında sürekliği sağlayamayanlar, eylemde bütünlüğü sağlayamazlar.

*

Edebiyatın güçlü olmadığı ülkelerde, düşünceler kalıcılıklarını, eylemler etkilerini yitirirler.

*

Kalıcı düşüncenin bahçelerinde, sürekli eylemin binbir renkli çiçekleri edebiyatla açılır.

16 Mayıs 2023, 12:38

SAVAŞ YILLARINI BARIŞ YILLARINA HESAP GÜNÜNE İNANMAYAN TEK DÜNYALILAR DÖNÜŞTÜREMEZLER

Yirmibirinci yüzyılda kazananları olmayan, kaybedenleri bütün ülkeler olan, bütün ülkeleri etkileyen, küresel savaşlar birbirlerini izliyorlar. Ülkelerde ekonomik krizler siyasal krizlere, siyasal krizler, kültürel krizlere dönüşüyorlar. Sınırların belirsizleştiği bir dönemde, dünyanın hangi ülkesinde yaşarlarsa yaşasınlar, iki dünyalı düşünen aydınların görevlerinin başında, insanların çabuk unuttukları şavaşların, yol açtıkları yıkımları, döktükleri kanları sürekli hatırlatmak geliyor.

*

İki ülke arasında kalmayan savaşların, her ülkeyi etkileyen krizlerin üstesinden gelmede, bütün ülkelere savaş yıllarını azaltmada, barış yıllarını çoğaltmada kültürel görevler, ekonomik sorumluluklar düşüyor. Yönetenlerin savaşmaya, yönetilenlerin barışmaya hazır olduğu dünyada, Yunus yolunda olanların, savaştan önce barış isteyenlerin, yaptıkları çalışmaların, önemleri katlanarak artıyor. Onlar her ülkede barış savaştan hayırlıdır, demeye devam ediyorlar.

*

Ülkelerin ekonomik, siyasal, kültürel yapılarında, büyük yıkımlara yol açan savaşların üstesinden, yöneten azınlıklarla değil, yönetilen çoğunluklarla gelinir. Her dönemde yönetenlerin başlattıkları savaşlardan, en büyük zararı yönetilenler görürler, en ağır bedeli yönetilenler öderler. Bu yüzden yönetilenler, her dönemde barışla silahlanmasını bilen, barış sevdalısı aydınların yanında yer alırlar. Onlar barış sevdalısı aydınlara, en büyük desteği verirler.

*

Geçmiş yüzyılların barışla silahlanan, kutup yıldızlarını bilenler, gelecek yüzyılların barış sevdalılarına kutup yıldızları olurlar. Onlar ülkelerin ekonomik krizlerle, kültürel çalkantılarla karşı karşıya olduğu yıllarda, edebiyatın bütün alanlarından yararlanarak, düşüncelerin erleri, eylemlerin erenleri olmasını başarırlar. Onları izleyenler savaş tutkunlarının tuzaklarını düşmezler, ağırlıklarını barış sevdalarından yana koymayı başarırlar.

*

Barış yüzyılının küresel öncülerinin başında, yönetenlerin isteklerini değil, yönetilenlerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışanlar gelirler. Onlar yeni yüzyılın mimarlarının, cephelerde savaşla silahlananlardan daha çok barışla silahlananların arasından çıkacağını görürler. Bu yüzden hem düşüncede, hem eylemde yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışırlar. Silahlarla yapılan güç gösterilerine değil, hayatı kolaylaştıran kültürel ve ekonomik çalışmalara önem verirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, yıkıcı savaş yüzyılından, onarıcı barış yüzyılına doğru ilerlemede, “uzun ve ince” yolu, açacak öncülerin sorumlulukları artıyor. Geleceğin öncüleri ışıklarını, geçmişin dünyayı aydınlatan öncülerden alırlar. Yeni yüzyılda aydınların, geçmiş yüzyılların barış birikimini özümseyerek, gelecek yüzyıllara ışık tutmaları, hayati önem taşıyor. Bunun için her ülkede aydınlar, barış sevdalıları zincirine, yeni halkalar kazandırmaya çalışıyorlar.

*

Her ülkenin kapı bir komşu olduğu dünyada, savaşlardan zarar görmeyen ülke olmaz.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde,yanlışta birleşmeyen çoğunluk, barışın safında yer alır.

*

Savaşta kan dökülmesini,hesap gününe inanmayan,tek dünyalılar önleyemezler.

17 Mayıs 2023, 12:36

ALLAH'IN ELİNİN ÜZERİNDE OLDUĞU ÇOĞUNLUK HAYATIN HER ALANINDA KUSURSUZLUK PEŞİNDE KOŞAR

İnsanlık tarihinin her döneminde, dinler yönetim kültürlerinin temelini ve ana kaynağını oluşturmuşlardır. Köklü bir dini gelenekleri olmayan devlet yönetimleri, uzun ömürlü olmadıkları gibi, kalıcı da olamazlar. Dinleri toplumların afyonu olarak gören, Marxist devrimlerin, bütün kutsal değerleri, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın dışına sürmeye çalışmaları, bütün ülkelerde, büyük şiddet fırtınaları estirdi. Kurallarıyla ve kurumlarıyla, kutsal değerlere toptan savaş açıldı.

*

Allah'ı öldüren devrimler, seküler kültürü kutsallaştırmakla kalmadılar, dünyanın her yerinde, liderlerini putlaştıran, faşist yönetimlerin ortaya çıkmasına yol açtılar. Liderlere tapılan yönetimlerde demokrasiler, dünyanın en kötü, en tehlikeli yönetim biçimleri olarak suçlandı. Bütün insanların içi boş insanlara eğilimli, açzgözlü, kıskanç, kinci varlıkları ileri sürüldü. İnsanların, iki seçenekle karşı karşıya kaldıklarında, hiç düşünmeden, hemen yanlışın yanında yer aldıklarına inanıldı.

*

Dünya tarihinde Yirminci Yüzyıl, “Devrimlere Karşı Devrimler Çağı” ya da “Birbirleriyle Savaşan Komünist ve Kapitalist İdeolojiler Çağı” oldu. Demokrasi, özgürlük, eşitlik, savaş ve barış konularına ilişkin, yeni yaklaşımlar, farklı açılımlar ve özgün yorumların büyük bir çoğunluğu, Yirminci Yüzyılda yapıldı. Çünkü düşünce ve yönetim tarihinde, tarihin akışını değiştiren en önemli teoriler, en çalkantılı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Yirminci yüzyıl Hristiyan dünyasının en çalkantılı yüzyılı olmuştu. Yirmibirinci yüzyıl İslam dünyasının yeniden inşa edildiği yüzyıl olacaktır.

*

Dünyanın yeniden, seküler kültürün çorak verimsiz topraklarından, kutsal kültürün bereketli verimli topraklarına dönmesinde, İslam dünyası Doğu ile Batı arasında, gelip geçilen bir köprü değil, düzenlyeici bir merkez olmalıdır. Çünkü, İslam büyük dinlerin en sonunda gelmesine rağmen, en başında olanıdır. Kur'an, İncil'ler gibi bir Peygamberi, Tevrat gibi bir soyu değil, Ademoğullarının tamamını ela alır, bütün insanlık için, savaşa son veren barışın, engelerle dolu yol haritasını verir.

*

Büyük dinlerin farklı yanlarından daha çok ortak yanlarının, çok büyük önem kazandığı Yirmibirinci yüzyılda, bütün insanlığın, sarsılmaz inancıyla, “ateş” alanını “gül” bahçesine, “savaş” dünyasını “barış” dünyasına dönüştüren, İbrahim Peygamber'de buluşması, kucaklaşması, el ele vermesi gerekir. Marx dinleri, Nietzche Tanrı'yı öldürdü. Üç büyük dinin bağlıları, iyilikleri özendirerek, dünyayı Cennet'e yaklaştıracak, kötülükleri önleyerek de Cehennem'i dünyadan uzaklaştıracaklardır.

*

Üç kitaplı dinin önde gelen bilgin ve bilgelerinin, Yirmibirinci yüzyılda en büyük görevleri : Mermerdeki heykeli bulur gibi, kutsal kitaplardaki demokrasiyi bulmaktır. Çünkü kutsal kitaplar yeryüzünden gökyüzüne çekildi ve demokratik kültür can damarlarını yitirdi. Dinler demokrasilerin hayat kaynaklarıdır. Demokrasiler, dinlerle yaşar. Ancak dinden önce dindar olmak önemlidir.

*

Kutsal değerleri öldüren seküler kültür, demokratik kuralları yaşatamaz. Demokratik kurallar, din ile dünya arasına girmez. Demokrasi bir din değil, geişmeye açık bir yönetim yöntemidir. Bu bağlamda din bilimlerin, demokrasi yönetimlerin anasıdır. Balıklar denizlerine, ülkeler demokrasilerine göre büyüyerek, ekonomik ve kültürel güç kazanırlar.

*

Demokrasinin sesi sağduyunun sesidir.

*

Demokratik toplum açık toplumdur.

*

Açık toplum ilkeli toplumdur.

18 Mayıs 2023, 11:42

BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜREN BİLGELER İKİ DÜNYAYI BİRDEN GÜZELLEŞTİRİRLER

Yüzyıllar içinde Anadolu’da oluşan kültürde, hayatın bütün alanlarında, göze güzel görünmeyen hiçbir şeye izin verilmez, görünen ve görünmeyen yanlarıyla, her şeyin güzel olması istenir. Bu yüzden mezarların yerin üstünde görünen yanları gibi, yerin altında görünmeyen yanlarına da büyük özen gösterilir. Allah’ın güzel olduğunu, güzelliği sevdiğini bilen bilgeler, güzellikte sınır tanımazlar, güzelliğin üstünde güzellik olduğunu bilirler, güzellikte yarışırlar.

*

Doğu ve Batı dünyasında, iki dünyanın güzelleştirilmesi sorumluluğunu, omuzlarında taşıyan bilgeler, yaşadıkları yüzyılı güzelleştirerek, arkalarında silinmez izler bırakırlar. Bunun için ister yönetenler, ister yönetilenler kesiminden olsunlar, arkalarında kalıcı eserler bırakmak isteyenler, birbirleriyle güzellikleri çoğaltmaya, çirkinlikleri azaltmaya çalışan bilgeleri severler. Geçmiş yüzyılların bilgelerini izleyenler, gelecek yüzyılların izlenen bilgeleri olurlar.

*

Bilgelerin kötülüklerdeki iyilikleri, yanlışlıklardaki doğrulukları, çirkinliklerdeki güzellikleri göstermede, ellerindeki en büyük silahlarının başında edebiyatın değişik türleri gelir. Bu bağlamda bilgelerin, en çok yararlandıkları edebiyat türleri arasında, şiir tadındaki denemelerle, deneme tadındaki şiirler, en başta yer alırlar. Bilgilerin bilgeliklere, düşüncelerin eylemlere dönüşmelerinde, edebiyatın ikiz kardeşleri, şiir ve deneme dağdan yuvarlanan çığ etkisi doğururlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde ve Türkiye’de şiirin önde gelen bilgeleri, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, edebiyat çalışmaları arasında şiire verdikleri önem kadar denemeye de önem verirler. Onlar şiirde az kelimeyle çok duygu anlatmada gösterdikleri başarıyı, denemede az kelimeyle çok düşünce anlatmada da gösterirler. İster şiir, ister deneme olsun , düşünceler ve duygular, en yalın ve en güzel, şiirle ve denemeyle anlatılır.

*

İnsanlık tarihinin ilk günlerinden beri, dünyada Habil’in soyundan gelenlerle, Kabil’in soyundan gelenlerin savaşları, Yirmibirinci yüzylda da bütün hızıyla devam ediyor. İster otokratik, ister demokratik olsun, bütün ülkelerde güç bağımlıları, yönetimleri ele geçirme, son sözü söyleme, son kararı verme adına birbirleriyle kıran kırana savaşıyorlar. Bunun için iki dünyayı birlikte ele alan, hayatın özünü insanda bulan, bilgelere büyük görevler düşüyor.

*

Dünyada bakılmayanlara bakanlar, görülmeyenleri görenler, düşünülmeyenleri düşünenler, yapılmayanları yapanlar,hem bilgileriyle, hem bilgelikleriyle bütün insanlara yol gösterirler. Onlar insanlığın beş bin yıllık bilgi ve bilgelik birikiminin içinden bakarak, hem yönetenlerin, hem yönetilenlerin, düşünce ve eylem dünyalarına yeni kapılar açarlar. Dünyanın her ülkesinde, bilgelerin güçleri yönetenlere ve yönetilenlere, olması gerekenleri anlatmalarından kaynaklanır.

*

Bilgelerin güçleri geçen yüzyıllarından, gelen yüzyıllara bakmayı bilmelerinden kaynaklanır.

*

Şiirin duygu yüklü yapısını bilenler, denemenin düşünce yüklü yapısını kolay kavrarlar.

*

Geleceğin bilgeleri ışıklarını, geçmişin ışıkları hiç sönmeyen bilgelerinden alırlar.

19 Mayıs 2023, 11:57

DÜNYAYI ANADOLU'NUN HACIYATMAZ OYUNCAKLARI GİBİ SIRTI YERE GELMEYEN GİRİŞİMCİLER DÖNÜŞTÜRÜRLER

Bu yazı daha önce 26.06.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimciler, geçmişten geleceğe bakarak düşünürler. Onların ekonomik ve kültürel sorumluluklarının başında, insanların üreten eller olmalarında, gelen günlerini geçen günlerinden daha güvenli ve daha güzel olmasına katkıda bulunmak gelir. Toplumların üretici güçlerine, yeni boyutlar kazandırırken, girişimcilerin bir elleri geçmişte, bir elleri gelecekte, gözleri bugündedir. Onlar dünü yorumlarlar, bugünü değerlendirirler,yarını planlarlar.

*

Bin yıllık tarihi boyunca, Anadolu insanının simgesi oyuncak “Hacıyatmaz”, yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, alt kısmındaki kurşunun ağırlığıyla,hemen ayağa kalkar, sırtı hiçbir zaman yere gelmez. Girişimciler de Anadolu’nun oyuncakları gibi, ekonomik, siyasal ve kültürel ortam, ne kadar olumsuz olursa olsun, hiçbir karamsarlığa kapılmadan yere düştüklerinde, hemen ayağa kalkmasını bilirler. Onlar bin kere yere düşşeler,yine ayağa kalkarak, yılmadan yollarına devam ederler.

*

Girişimciler Anadolu’yu dönüştüren Horasan erenleri gibi, yalnızca akıl gözleriyle görmezler, gönül gözleriyle de görürler. Onlar ürettikleri ürünlerle, insanların gönüllerini kazanmaya, para kazanmaktan daha çok önem verirler. Onların akıl gözüyle görülmeyenlerin, gönül gözüyle görüldüğü, düşünce ve eylem dünyalarında, kesinlikle ümitsizliğe yer yoktur. Girişimcilik kültürü karşılaşılan her olumsuzlukta, bir olumluluk bulmasını bilenlerin kültürüdür.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde,insanların üretim güçlerine, yeni açılımları girişimciler kazandırırlar. Bu yüzden bütün ülkelerde üniversitelerin, yerel yönetimlerin ve gönüllü kuruluşların, tartıştıkları alanların başında, girişimcilik kültürüne yeni boyutlar kazandırmanın yolları ve yöntemleri gelmektedir. Çünkü girişimcilik kültürünün zenginleştirilmesi, teknik bilimlerin olduğu kadar, sosyal bilimlerin alanlarıyla da örtüşen, çok geniş bir alanı kapsamaktadır.

*

Girişimcilerin gözleri uzakları görür, elleri tuttuklarını koparır. Ancak toplumlarda yenilik yapmasını bilen, risk almaktan korkmayan, insanların sayıları sınırlıdır. Bunun için bütün dünyada, girişimci nitelikli insanların sayılarını artırmadan, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü artırmak mümkün değildir. Doğuştan girişimci olan insanların sayılarının az olması, üniversitelerin girişimcilik eğitimine önem vermelerine yol açmıştır. Artık dünyada girişimcilik eğitimi vermeyen üniversite yoktur.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimcilik öğrenilmekte ve öğretilmektedir. Girişimciliği öğretmek için, girişimcilik kültürünü zenginleştirmek için, bütün dünyada büyük yatırımlar yapılmaktadır.Dünyanın her ülkesinde, insanlar girişimciler gibi, düşünülmeyenlerii düşünürlerse, üretilmeyenleri üretirlerse, ekonomik,siyasal ve kültürel alanlardaki, bütün yoksullukların üstesinden kolaylıkla gelirler. Onlar pusulayla gemiyi, bir araya getirerek,denizlere açılan kaptanlar benzerler.

*

Denizlerde nasıl pusulasız kaptan, kaptansız gemi olmazsa,ülkelerde girişimcisiz kuruluş,kuruluşsuz ekonomi olmaz.

*

Ülkelerde girişimcilik sermaye sahibi olmak değil, yenilik sahibi olmaktır, yeni ürün sahibi olmaktır.

*

Gece gündüz rüya gören girişimciler,düşünceleriyle bilinirler,eylemleriyle görünürler.

20 Mayıs 2023, 11:45

DEĞİŞEN DÜNYADA GİRİŞİMCİLERİN ZAMANLA DEĞİŞMEYEN ÖZELLİKLERİ

Dünyadaki gelişmeler girişimcileri, astronotların uzaydan dünyayı gördükleri gibi, küçük bir küre olarak görmeye zorluyor. Dünyanın cıvıl cıvıl bir bütün olarak algılanması, başta girimşimciler olmak üzere, her alanda mükemmeli arayanlara, geleceği sorgulamaya götürüyor. Girişimciler için mükemmel olmanın değişmez, her yerde aynı sonuçları veren bir formülü yoktur. Ancak dünyanın neresinde olursa olsun, her girişimcinin, aşağıda sıralanan değişmez özellikleri vardır.

*

1. Dürüstlük dünyanın her yerinde, bir girişimcinin en önemli ve en vazgeçilmez sermayesidir.

*

2. Risk almasını bilmeyenler, hiçbir zaman iş hacmini büyüterek, dünya pazarlarına açılamazlar.Girişimci risk almasını bilendir.

*

3. Yenilik peşinde koşmayan bir girişimci, en büyük zenginlik kaynağı verimliliği artıramaz. Girişimcilikte yenilenmeyen yenilir.

*

4. Girişimci ordu gibi değil, orkestra gibi yapılanmasını bilir ve takım çalışmasına yatkındır. Girişimcilik takım oyunudur.

*

5. Girişimci sorunları ele alırken, kayaya değil, suya benzer, su gibi uyumlu, sabırlı, sinerji ve hayat kaynağı olur.

*

6. Girişimci güzellikte sınır olmadığının bilincindedir, güzel işi yapar ve işi güzel yapar.

*

7. Girişimci zamanı yönetemezse, zaman girişimciyi yönetir. O her alanda zamanın çırağı değil ustasıdır.

*

8. Savurgan girişimci, savurganlığın kaynağı olur.Savurganlıkla girişimci bir araya gelmez.

*

9. Girişimcinin dünyasında ümitsizliğe kesinlikle yer yoktur. Ümitsizliğin olduğu yerde üretim olmaz.

*

10. Adalet odaklı olan girişimcinin çalışması, adil yönetimin ve adil üretimin örneği olur.

*

11. Paylaşmasını bilmeyen girişimcilerin kaynakları, paylaşmasını bilenler tarafından paylaşılır.

*

12. Öğrenmesini öğrenen girişimciler, dünya standartlarında üretmesini de öğrenirler.

*

13. Girişimci başarının gizeminin ayrıntıda olduğunu görür. Ancak ayrıntıda boğulmaz.

*

14. Girişimci birlikte çalıştığı insanların inançlarını küçümsemediği gibi, kimseyi inancını değiştirmeye zorlamaz.

*

15. Girişimci çalışma hayatında, birbirine yabancı insanları arkadaşa, arkadaşları kardeşe dönüştürmeyi başarır.

*

16. Girişimci gelen günü, geçen günden daha üretken kılmasını gerçekleştirendir.

*

17. Girişimci yerin altında da olsa, mezarı güzel yapmaktan geri durmayandır.

*

18. Girişimci çekirdekte meyvayı, meyvada da ağacı görendir.

*

19. Girişimci olduğu gibi görünecek ve göründüğü gibi de olacak kadar, şeffaf olmaktan geri durmayandır.

*

20. Girişimci hayatın uyum ve düzenindeki şiirin, coşkusunu üretime yansıtandır.

*

21. Girişimci sevdiklerini paylaşmasını öğrenen ve öğretendir. O kendisi için istediğini, başkası için de ister.

*

22. Girişimci çöküşte yükselişi,yükselişte çöküşü bulandır.

*

23 Girişimci özgürlüğün olmadığı yerde, özgünlüğün olmayacağının farkındadır.

*

24. Girişimci misyonu olmayanın, vizyonu olmayacağının sürekli vurgulayandır.

*

25. Girişimci dünyadaki gelişmelere ayak uydurmada, sorumluluğu başkalarına yüklemeden yarışandır.

*

26. Girişimci inisiyatif kullanmadan,hiçbir yerde, hiçbir zaman kaçınmayandır.

*

27. Evrensel etik ve hukuk ilkelerine bağlılıkta, girişimci en ön saftadır. Onun en büyük düşmanı ilkesizliktir.

*

28. Girişimci kültür ve ekonomiyi, bir paranın iki yüzü gibi birbirinden ayırmayandır.

*

29. Girişimci çözüm üretmeyenin, sorun ürettiğini hiçbir zaman unutmaz.

*

30. Girişimci kendisi değişmeden, değişimin sürükleyici gücü olmayacağını anlayandır.

*

31. Girişimci zorlaştırmanın değil, kolaylaştırmanın öncüsüdür.

*

32. Girişimci denizi arayan nehir gibi,her alanda kusursuzluğun arayandır.

*

Girişimcilerin yukarıda sıralanan özellikleri, her toplumda, her ülkede geçerli, açık, anlaşılabilir ve yalındır. Bu nitelikleri taşıyan girişimciler, gerçekleşecek rüyalar görürler. Onlar başarıya giden yolların, başarısızlıklarla dolu olduklarını bildikleri için,hiçbir zaman karamsarlığa düşmezler. Onların görevleri gece gündüz rüyalarını gördükleri, ürünleri, hizmetleri ve bilgileri üretmektir.

*

Dünyada izlenen girişimcilerden olmak için,sıradışı olmak, sıradışını aramak, sıradışılıkta yarışmak, hayati önem taşır.

21 Mayıs 2023, 12:31

DÜNYANIN BÜTÜN ÜLKELERİNDE KÜLTÜR KONUŞURKEN EKONOMİ DİNLEMEZSE KÜRESEL SAVAŞLARIN ÜSTESİNDEN HİÇBİR GÜÇ GELEMEZ

Anadolu’nun yüzyılların içinde gelişen binbir renkli kültüründe, düşünce ve eylem dünyasına daha önce bilinmeyen yeni alanlar açılır. Türklerin çok boyutlu dünyalarında, geçmişten geleceğe akan nehirleri kültürlerini, geçmişten geleceğe bakan şehirleri ekonomilerini yansıtırlar. Türkler Doğu’dan Batı’ya, yeni katılanlarla çoğala çoğala giden kervanlara benzerler. Türklerde nehirler kültürlerin atar, şehirler ekonomilerin toplar damarları işlevlerini yüklenirler.

*

Türkler kültürlerinde görünmeyen, ekonomilerinde görünen dünyanın zenginliklerini hiç ara vermeden devam eden ezanlarla, namazlarla, dualarla dönüştürürler. Onlar bilgi ve bilgelik elipsinin, bir odağına görünmeyen, bir odağına görünen hazineleri yerleştirirler. O değer biçilmez hazineler, yüzyıllar içinde Türklerin hem kültürlerinin,hem ekonomilerinin sönmeyen ışıkları, solmayan ateşleri olurlar. Ve yalnızca Türk dünyasını değil, bütün dünyayı aydınlatırlar.

*

Annemarie Schimmel’in “Muhammed İkbal” kitabında, ele aldığı şiirlerdeki iki dizelere benzetilerek anlatılırsa, cami ve çarşı dostluğu, çapıcı bir dille anlatılır. Dünyada cami güneşse, çarşı ay, cami şiirse, çarşı dize olur. Cami ve çarşı gibi, kültür de, ekonomi de ışığını Kur’an’dan alır. Bu yüzden inananlar, iki dünyada birden Cennet’i bulmanın yol haritasını, hayatın bütün alanlarında, kültürle ekonominin nabzının attığı, camilerle çarşıları bütünleştirmede ararlar.

*

Dünyanın Kuzey yarım küresiyle, Güney yarım küresi arasında orta kuşakta yer alan, Türk ve İslam dünyasında hangi şehire gidilirse gidilsin, camilerle çarşıların birbirlerinden ayrılmaz bir bütünün iki ayrı yüzünü oluşturdukları görülür. Camilerde kültüre yeni açılımlar kazandırmaya çalışanlarla, çarşılarda ekonomiyi zenginleştirmeye çalışanları bir arada görülürler. Müslümanların yaşadıkları yerlerde, kültürle ekonominin birbirlerini açıkça dönüştürdükleri gözlenir.

*

İnsanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden beslenen kültürün, yüzyıllar içinde oluşan küresel dilini bilenler, yüzyılların içinden süzüle süzüle yalınlaşan, ekonominin küresel dilini kolayca öğrenirler ve öğretirler. Yüzyılların içinde birike birike gelişen kültürün diliyle, yüzyılların içinde azala azala yalınlaşan ekonominin dili, hem yaşanan, hem yaşanacak dünyadan bütün insanlığa seslenirler. Onlara kulak verenler, iki dünyada birden kurtuluşa ererler.

*

Kültürün çok anlamlı zengin dilinin derinliklerinde, ekonominin tek anlamlı yalın dilinin zenginliğini yakalamasını başaranlar, hayatı yaşanır kılmanın yoluna çıkan, aşılmaz dağları aşmasını, düz ovalara ulaşmasını bilirler. Onların yorulma bilmez çalışmalarıyla, dağların erimeyen karları eriyerek, bütün ovaları, ekonominin ağaçlarının meyvalarının toplandığı bahçelere dönüştürürler. Hem kültürün, hem ekonominin sevdalıları olanlar, hiçbir alanda yoksul düşmezler.

*

Kültürün dilinden çok şey anlamayanlar, ekonominin dilinden hiçbir şey anlamazlar.

*

Bilgelerin kültüründe ekonomiden, ekonomilerinde kültürden başkası görülmez.

*

Topraktan gelenler, toprağa döneceklerini unuturlarsa, savaşlar sonu gelmez.

22 Mayıs 2023, 11:50

DÜNYANIN HER YANINDA ÜLKELER GÜÇLERİNİ EKONOMİK VE KÜLTÜREL ÜRETİME YAPTIKLARI KATKILARDAN ALIRLAR

Dünyanın bütün ülkelerinde, üretim gücünü artırarak yoksulluğun üstesinden gelmede, yönetilenlerin sınırlı ihtiyaçlarını karşılamak, yönetenlerin sınırsız isteklerini karşılamaktan çok daha büyük önem taşır. Ülkelerde üretim güçsüzlüğünü önlemede, isteklerden önce ihtiyaçları karşılayanlar, hayatı kolaylaştırıcı, dünyayı dönüştürücü bir işlev yüklenirler. Onlar üreten eller olmayı özendirerek, toplumun bütün kesimlerinin ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olurlar.

*

Tarihin her dönemde ülkeler ürettikleri ürünlerle, verdikleri hizmetlerle, geliştirdikleri bilgilerle güç kazanırlar. Bu yüzden dünyanın hiçbir yerinde, gerekli ürünler, gerekli hizmetler, gerekli bilgiler üretenler, yoksul düşmezler, kimseye el açmak zorunda kalmazlar. Ülkelerin üretim güçlerinin geliştirilmesinde, yönetenleriyle, yönetilenleriyle toplumun bütün kesimleri görev yüklenirler, sorumluluk taşırlar. Ekonomileri tüketmesini değil, üretmesini bilenler yönlendirirler.

*

Dünyada bir yandan üretilen, bir yandan ürünlerle uğraşan alanların başında ekonomi gelir. Dünyanın her yanında ülkelerin güçlerinin, tükettiklerinden değil, ürettiklerinden kaynaklandığı yöneticiler bilirler. Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, insanlar ürettikleriyle varlıklarını sürdürürler. Bu yüzden ekonomi bilimini öncülerinden Paul Samuelson, çalışmalarında insanların ömürleri boyunca, ekonominin gerçekleriyle birlikte yaşadıklarını anlatır.

*

Kültürlerde olduğu kadar ekonomilerde de bir yandan öğrenilir, bir yandan unutulur. Kültürlerle ekonomilerin elele verme süreçlerinde öğrenilirken unutulur, unutulurken öğrenilir. Öğrenme ve unutma sürecine benzer olarak, üretme ve tüketme süreçleri de ömür boyu devam ederler, bilinen ürünler unutulurken, bilinmeyen ürünler üretilirler. Ülkeler ürettikleri bilinmeyen ürünleriyle dünya pazarlarına açılırlar, uluslararası ilişkilerde söz sahibi olurlar.

*

Ülkelerde yönetenler yönetilenlerce, yönetilenler yönetenlerce denetilirler. Yönetenler denetimleriyle, yönetilenler üretimleriyle güçlerini korurlar. İnsanlar ister yönetenler, ister yönetilenler kesiminde yer alsınlar, güçlerini ülkeden aldıklarında önce ülkeye verdiklerinden alırlar. Ülkeler hem yönetenlerin, hem yönetilenlerin katkılarıyla üretim güçlerine yeni zenginlikler kazandırırlar. Ortak ekonomiye, ortak kültüre yapılan katkılar karşılıksız kalmazlar.

*

Güçlü ülkelerin kültürlerinin ve ekonomilerinin, oluşturdukları çekim alnında, yönetenler akıllarının, yönetilenler alınlarının terlerinin karşılığından daha fazlasını tüketmeye özenmezler. Toplumun bütün kesimlerinde, insanlar birbirleriyle ürettiklerini dışsal zararlarını azaltmada, tükettiklerini içsel yararlarını çoğaltmada yarışırlar. Hangi kesimde yer alırlarsa alsınlar, insanların başarıları yararlı üretimi büyütmelerine, zararlı tüketimi küçültmelerine dayanır.

*

Kültürde ve ekonomide üretimi artırmada yarışanlar, ülkelerine büyük katkıyı yaparlar.

*

Ülkelere ekonomideki üretimlerden önce, kültürdeki üretimler güç kazandırırlar.

*

Kültürel ve ekonomik kaynakları, dengeli değerlendirenler güçsüz düşmezler.

23 Mayıs 2023, 12:15

SINIRLARDA DUVARLARIN OLMADIĞI KARE DÜNYADA YA DOĞU YA BATI YOKTUR HEM DOĞU HEM BATI VARDIR

Toplumların kültürel dokusunda iz bırakan dönüşümlerin öncülüğünü, sözün gücünü bilenlerin çevresinde odaklanan düşünce hareketleri yaparlar. Hayatı dönüştüren düşüncenin tohumları, onların elinde meyva veren ağaçlara dönüşürler. Sözün ustalarının elinde tohumlar ağaç, ağaçlar orman olurlar. Bütün boyutlarıyla dar bir çevrede, tartışılıp benimsenmeyen bir düşünce, geniş bir çevre tarafından benimsenmez.

*

Avrupa'dan esen rüzgarlarla Doğu'nun Batı'ya öykünmesi, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda büyük bir yoksullaşmaya yol açtı. Doğu'nun kutsal değerlerinin, Batı'nın seküler değerlerini yargılayıp içselleştirmesi gerekirken, süreç tam tersine döndü. Bütün dünyada kutsal alan, seküler alanın işgaline uğradı. Bilimin her alanında belirleyicilik, kutsal değerlerden, seküler değerlere geçerek, bilginin hiyerarşisi bütünüyle altüst oldu.

*

Anadolu insanının düşünce ve sanat dünyasına yeni açıımlar ve yeni boyutlar kazandıran Sezai Karakoç'un “Masal” isimli şiirinde, geçerliliğini her zaman koruyan simgesel bir dille anlattığı gibi: Doğu'nun bilgi ve hikmete dayanan değişmeyen değerleri karşısında Batı'nın bilim ve teknolojiye dayanan değerleri, güneşin yanındaki ay gibi, aydınlatma ve değiştirme güçlerini yitireceklerdir. Metafizik alanda, fizik alanının model ve yöntemlerinin uygulanması mümkün değildir.

*

Metafizik alanın değerleri, fizik alanın değerlerinden bağımsızdır. Fizik alanın değerleriyle metafizik alanın değerleri yargılanılamaz. Fizik değerler metafizik değerleri değil, metafizik değerler fizik değerleri geçersiz kılarlar. Doğu'nun kaynaklarına dayanan Batı'nın öncülüğünü yaptığı aydınlanma hareketiyle, bilimler, küçük bir azınlığın yönlendirmesiyle, kutsal değerlerden bütünüyle arındırılmıştır. Batı dünyasının, bütün insanlığa yaptığı en büyük kötülük, kutsal değerlere karşı seküler değerleri yeni bir din, yeni bir inanç olarak benimsemesi ve misyonerliğini yapmasıdır.

*

Sekülerleşme insanların kutsal alanla bağlarını kopararak, onları yalnız kalabalıklara dönüştürmüştür. Metafizik dünyanın kapılarını kapatarak insanların fizik dünyaya tutsak edilmesi, onların özgürlükleriyle birlikte doğurganlıklarını da yok etmiştir. Sekülerleşmenin misyonerliğini yapanlar, onun özgürlük düşmanı tutsakları olmuşlardır.

*

Bilim ve teknolojinin verilerini, bütüncü bir dünya görüşü içinde, yerli yerine oturtamayan seküler insanın elinde, herşey bir ateş topuna dönüşmektedir. Seküler kültürün, kutsal kültürün yerini doldurması mümkün değildir. Bu yüzden hem Doğu'yu, hem Batı'yı bilenler, kutsal kültürü, seküler kültürün bir dipnotu olmaktan kurtaracaklardır.

*

Batı'dan bir Doğu çıkmaz, Doğu'dan bin Batı çıkar.

*

Batı Doğu'yu değil, Doğu Batı'yı yapısında taşır.

*

Dünyada hiçbir silah, canları öldüremez. .

24 Mayıs 2023, 12:06

ÜLKELER ARASINDA KÜLTÜR VE EKONOMİ KÖPRÜLERİ KURANLAR AŞILMAYAN SINIRLARI AŞARLAR

Durmadan kan tazeleyen, bir yandan yaşlanan, bir yandan gençleşen dünya, kapalılığın simgesi duvarlarla değil, açıklığın simgesi köprülerle anlatılır. Yüzyıllarca Asya’yla Avrupa’yı, ekonomi ve kültür köprüleriyle, birbirine bağlayan Anadolu, dünyanın bütün ülkelerine, örnek olmaya devam ediyor. Kusursuz hizmetleriyle, sürekli yenilenen iletişim ve ulaşım araçlarıyla, köprülerin işlevlerini yüklenen ülkeler, ekonomik ve kültürel güçlerine yeni alanlar açıyorlar.

*

Türkler Anadolu’dan Avrupa’ya gittikleri her şehirde, Fatih’in İstanbul’da Hristiyanlara tanıdığı temel hakları ve özgürlükleri tanırlar. Türklerin yüzyıllar öncesindeki yönetimleri, Yirminci yüzyılda gerçekleştirilen Avrupa Birliği’nin ilham kaynağı olur. Anadolu denilince insanların akıllarına Nazım Hikmet’in, “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan / Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan ” olarak gördüğü coğrafya gelir. Ve Anadolu’da iki kıta, elele vererek bir kıtaya dönüşür.

*

Türk dünyası tarihinin her döneminde, zamanın iletişim ve ulaşım araçlarından yararlanarak, kültürler ve ekonomiler arasında köprü olmayı, ekonomik ve kültürel hayatı canlı tutmayı başarır. Türkler Buhara’dan Bursaya, Konya’dan Kazan’a, Bolu’dan Budapeşte’ye, yaşadıkları bütün şehirlerde, nehirlere köprüler, yollara kervansaraylar yapmaya özen gösterirler. Köprüler kültürlere, kervansaraylar ekonomilere, büyük üretim gücü kazandırırlar.

*

Georg Schreiber “Edirne’den Viyana’ya kadar Türklerden Kalan” kitabında, köprüler başta olmak üzere, Avrupa’daki Türk izlerini roman tadında anlatır. Yirmibirinci yüzyılın ilk yarısında, Berlin Duvarı gibi ülkeleri birbirinden ayıran duvarların yerine, Kanuni döneminde Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin’in yaptığı Mostar Köprüsü gibi, ülkeleri birbirine bağlayan köprüler geçiyor. İster Asya’da, ister Avrupa’da olsun, köprü kurmasını bilen ülkeler, üretim güçlerini büyütüyorlar.

*

Yeni dünyada Eskişehir’in Yunus’u gibi canlı, cansız bütün varlıkları Allah için sevenler, doğrulukla,iyilikle, güzellikle yarışmasını bilenler,dünyanın şehirleri arasında, ekonomik ve kültürel köprüler kuruyorlar. Geçmiş yüzyıllarda Anadolu şehirlerinde olduğu gibi, Londra’dan Paris’e, Brüksel’den Berlin’e, Avrupa’nın bütün şehirlerinde, dünyanın dört bir köşesinden gelenler, bilgilerini ve bilgeliklerini birleştirerek, insanlığın ortak aklına katkıda bulunuyorlar.

*

Sınırsızlaşan dünyanın bütün ülkelerinde, farklı dinlere inanan, farklı dilleri konuşan, farklı soylardan insanlar, “Senin kültürün sana, benim kültürüm bana” diyerek, aynı şehirlerde yaşıyorlar. İnsanların dinlerine, dillerine, soylarına değil, üretime yaptıkları katkılara bakılıyor. Bilgisayarların zaman, uçakların mekan farklarını ortadan kaldırdığı dünya, ülkeleri hem ekonomi, hem kültür alanında köprüler kurmaya, üretimi paylaşmaya, yönetime katılmaya çağırıyor.

*

Kültürler arasında köprüler kurmasını başaran ülkeler, ekonomilerine yeni kapılar açarlar.

*

Duvarsız dünyada ülkelerin ekonomik üretimleri, kültürel üretimlerine göre büyürler.

*

Ülkelerin kültürleri bilgeliklerini derinleştirir, ekonomileri bilgilerini zenginleştirir.

25 Mayıs 2023, 12:00

ÜLKELER DÜNYADA EKONOMİLERİYLE GÜÇ KÜLTÜRLERİYLE DEĞER KAZANIRLAR

Tarih içinde büyük yolculuklara çıkan toplumlar, güçlerinin yardımlaşmadan ve dayanışmadan kaynaklandığını bilirler, üretimlerinde paylaşmaya, yönetimlerinde katılımaya büyük önem verirler. Akdeniz tarihçisi Fernand Braudel Türklerin yüzyıllarca sarsılmadan korudukları, üretim ve yönetim yapılarını, Avrupa’da bir “ Toplumsal Devrim” olarak nitelendirir. Bunun için Türkler Osmanlılar dönemiyle, dünyanın en uzun ömürlü devletlerinden biri olurlar.

*

Türklerin Bursa’dan Budapeşte’ye uzanan yüzyıllarında, güçlerini korumaları otokrasilerine değil, meritokrasilerine dayanır. Mehmet Genç’in “Devlet ve Ekonomi” kitabında ortaya koyduğu gibi, “Güvenlik, adalet ve hoşgörüyle birlikte kitlelere sağlanan refah, Osmanlı sisteminin başarısının özünü oluşturur.” Bu yüzden Türkler Ankara Savaşı’nın açtığı yaraları, kısa zamanda sararak, Avrupa topraklarındaki varlıklarını korumada güçlük çekmezler.

*

Türkler tarihleri boyunca üretmede dağınıklıktan, yönetimde düzensizlikten hoşlanmazlar. Bunun için hem üretimlerinde, hem yönetimlerinde, paylaşmayı ve katılımı doruk noktasına çıkarmaya çalışırlar. Türklerde Ademoğullarının katkılarıyla oluşan tarihe, ortak miras gözüyle bakılır. Arıların bütün çiçeklerin özünü aramaları gibi, tarihteki bütün kültürlerin özünü ararlar, kimliklerini korumada tarihin sözünden değil özünden yararlanırlar.

*

Tarihin yüzyılları arasındaki yolculuklarında, Türkler yöneticilerin değiştiklerini yönetimlerin değişmediklerini görürler. Bu yüzden hem üretim, hem yönetim konularında kişilerden daha çok kurumlara önem verirler. Kişilerin kısa, kurumların uzun ömürlü olduklarını bilirler, son büyük devletlerini, “Devlet-i Ebed Müddet” olarak isimlendirirler. Allah adildir, adaleti sever diyerek, güçlerinin kimseye haksızlık yapmayan, yönetimlerinden geldiğine inanırlar.

*

İyilikleri özendirmeyi, kötülükleri önlemeyi değişmez görevleri bilen, yönetenler ve yönetienler, her ülkede toplumun değişik kesimleri tarafından saygıyla karşılanırlar. Onlar Türkler gibi, dünyanın hangi kıtasına giderlerse gitsinler, farklı dinlerden olsalar da, çoğunluk olmasalar da, dirençle karşılaşmazlar. Türklerin azınlık olmalarına rağmen, Avrupa’da yüzyıllarca kalmaları, adalette tam puan alan, özgürlüğe ve eşitliğe önem veren yönetimlerinden kaynaklanır.

*

Ellerinde Musa Peygamber’in asası, dillerinde duası olanların önünde, bütün silahlar güçlerini yitirirler. Bunun için Türkler Avrupa ülkelerinin en güçlü olduğu dönemlerde, Avrupa’daki varlıklarını korurlar. Dünyayı atalarının yitirdikleri anayurtlarının arka bahçesi olarak görürler, üretime verdikleri önemin kat kat fazlasını yönetime verirler. Onlar katılıma önem veren yönetimlerin, paylaşıma önem veren ekonomilerin, sırtlarının yere gelmeyeceğini bilirler.

*

Dünyanın güçlü ülkelerinde kültürler gökyüzünden, ekonomiler yeryüzünden beslenirler.

*

Üretimleriyle ihtiyaçları, yönetimleriyle güvenliği sağlayanlar, çiçeklerle karşılanırlar.

*

Kültürde söyleyecek sözleri olmayanların, ekonomide üretecek ürünleri olmaz.

26 Mayıs 2023, 11:47

NECİP FAZIL "KALDIRIMLAR"ın değil,hayatının özü ve özeti

NECİP FAZIL "KALDIRIMLAR"ın değil,hayatının özü ve özeti olan "ÇİLE" şiiriyle anılmak isterdi.O hayatının her döneminde "GEBER ÇELİK PUT GEBER" işte "GÖKTE ÇAKIYOR HABER" demesini bilmiştir. Ve edebiyatın her alanındaki eserleriyle Türkiyenin Yirminci yüzyılına damgasını vurmuştur.

26 Mayıs 2023, 12:11

'SARHOŞ GEMİ' VE 'ÇİLE' GERÇEĞİ ARAYAN RİMBAUD'DAN VE NECİP FAZIL'DAN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMEYEN İKİ ŞİİRDİR

Bu yazı daha önce 24.12.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

Hem hayat, hem edebiyat bir bütündür. Hayat edebiyattan, edebiyat hayattan ayrılmaz. Edebiyatta olan hayata, hayatta olan edebiyata yansır. Dünya edebiyatında Necip Fazıl ve Rimbaud içine düştükleri entelektüel krizleri, şiirlerine yansıtan usta şairlerdir. Necip Fazıl''ın "Çile''si ve Rimbaud''nun "Sarhoş Gemi''si, yaşadıkları entelektüel krizlerin, şiirlerindeki izdüşümleridir.Onlar şiiri iman için bilmişlerdir.

*

Çile ve Sarhoş Gemi, gerçek öteki hayattır, öteki hayat gerçektir, diyen iki şairin, mutlak gerçeği aramalarının, hayatı bütün boyutlarıyla kucaklayan öyküsüdür. Onların şiirleri, metafizik sancı çeken, entelektüel kriz yaşayan şairlerin şiirleridir. Onlar fizik dünyayla kuşatılmış, Avrupa yüzyıllarının, metafizik dünyaya kapalı perdelerini açtılar. Gördükleri dünya, birini meydanlardan çekilmeye, birini meydanlar atılmaya zorladı.

*

Eyüpoğlu'nun çevirisiyle Rimbaud, ''Yeter, yeter, ağladıklarım; artık doymuşum /Fecre, aya güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz, / Aşkın dolmuş içime, sarhoşum; / Yarılsın artık bu tekne, alsın deniz'' diyerek, ''Meryem''in nurlu topuklarından, kudurmuş denizlerin imana gelmesini'' beklemez. Bu yüzden, denizi görmeden Sarhoş Gemi''yi yazan Rimbaud, en verimli döneminde şiiri bırakır, hayat öyküsü olan ''Cehennem'de Bir Mevsim''i yazar ve kendini Mısır''a atar.

*

Necip Fazıl yaşadığı entelektüel krizi, ''Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam, / Gezdirsin boşluğu ense kökünde! / Ve uçtu tepemdem birdenbire dam; / Gök devrildi, künde üstüne künde…'' mısralarıyla şiirleştirir. Kriz sonrası bulduğu dünyayı, ''Nizam köpürüyor, med vakti deniz; / Nizam köpürüyor ta çenemde su, / Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; / Suda ezel fikri, ebed duygusu.'' mısralarıyla anlatır. Artık biricik meselesi, ''Sonsuza varmaktır''.

*

Necip Fazıl Çile''nin şairidir. Necip Fazıl''ın düşünce ve eylemi, ''Çile öncesi'' ve ''Çile sonrası'' olmak üzere iki döneme ayrılır. Çile öncesini ''Kaldırımlar'', Çile sonrasını ''Sakarya Türküsü'' şiirleri özetler. Çile sonrasında Necip Fazıl, yalnızca şiirleriyle değil, oyunlarıyla, konferanslaryla, tarih ve düşünce kitaplarıyla da, meydanlara çıkmış, Türkiye''nin geleceğini Washington ve Moskova''da değil, İstanbul''da aramıştır.

*

Necip Fazıl fizik dünyadan yola çıkarak, metafizik dünyanın kapılarını açar. ''Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; / Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur, / İçiçe mimari, içiçe benlik; / Bildim seni ey Râb bilinmez meşhur,'' mısralarıyla, hayatın ölümü içinde taşıdığı gibi, fiziğin metafiziği,metafiziğin fiziği içinde taşıdığını çarpıcı bir dille anlatır. O ''ya fizik ya metafizik değil, hem fizik hem metafizik'' demeyi hiç unutmaz. Necip Fazıl şiirle, ''özeldeki geneli, geneldeki özeli'', altın oranda, en yalın, en etkili ve en güzel vurgular.

*

Hayatın şiirini yakalayanlar, iki dünyada kurtuluşa ererler.

*

Şiirin gizem dolu ince yolu kalabalıkların yolu değildir.

*

Şiir Anadolu'da,Yunus'tan Veysel'e iman için bilinir.

27 Mayıs 2023, 12:20

DEMOKRATİK YÖNETİMLERDE OTOKRATİK YÖNETİCİLERE YER OLMAZ

Otokratik yönetimlerde azınlığın, demokratik yönetimlerde çoğunluğun görüşlerine önem verilir. Büyük kırımlar, sonu gelmeyen savaşlar, azınlığın kazançlarının çoğunluğun kazançlarından üstün tutulmasından kaynaklanır. Çoğunluğun görüşlerini göz ardı edenler, dehşet verici ölümlere yol açarlar. Bu yüzden çoğunluğun ihtiyaçlarını karşılayan demokratik yönetimler uzun ömürlü, azınığın isteklerini gözeten otokratik yönetimler kısa ömürlü olurlar.

*

Dünyanın tek partili otokratik yönetimlerinde, kuruluşlar yapılanırken orduları, çok partili demokratik yönetimlerinde orkestraları örnek alırlar. Ordu benzeri yapılanan kuruluşlarda emir vermek, emir almak, orkestraya benzeyenlerde yardım almak, yardım vermek önem taşır. Ordularda yukarıdan aşağıya doğru, tek yönlü iletişim ve etkileşim, orkestralarda hem yukarıdan aşağıya, hem aşağıdan yukarıya çift yönlü iletişime ve etkileşime dönüşür.

*

Demokrasilerden daha çok otokrasilere yakın yönetimlerde, yöneticilerin söylediklerinin doğru ya da yanlış olup olmadıklarına bakılmadan, yönetilenler tarafından yerine getirilir. Ancak yöneticilerin emirlerinin enine boyuna tartışılmadan, yerine getirilmesinin bedelini yönetenleriyle, yönetilenleriyle bütün bir ülke öder. Yapılan yanlışlıkların sorumluğunu yönetenler yüklenmezler, sorumluluklar emirleri verenlere değil, emirlerini yerine getirenlere yüklenir.

*

Yirmibirinci yüzyılda dünyanın bütün ülkelerinde, başta ekonomik ve kültürel alan olmak üzere, her alanda demokratik yönetimlerle otokratik yönetimlerin yarışmaları ve birbirlerine etkileri tartışılıyor. Türk ve İslam dünyasında, demokratik yönetimlerin temellerini, İslam’ın ana kaynakları arasında arama ve benimse yolunda, derinlikli çalışmalar yapılıyor. Yeni dönemde demokratik yönetimde, Avrupa ülkelerinden geri kalmayan Türkiye’ye büyük görevler düşüyor.

*

Ülkelerde demokratik yönetimleri, ister kamu, ister özel, ister gönüllü olsun demokratik kültürü özümseyen kuruluşlar ayakta tutarlar. Demokratik ülkelerde siyasal partiler hizmetleriyle yönetimlerin, kuruluşlar ürünleriyle ekonomilerin temellerini oluştururlar. Yönetimlerin ve ekonomilerin sağlamlığı, kuruluşlarından kaynaklanır. Hayatın bütün alanlarında, kuruluşları üretici ve yenilikçi olan ülkelerin, demokrasileri güçlü ve uzun ömürlü olur.

*

Ülkelerin hem siyasal, hem kültürel yapıları, kuruluşlarının iç ve dış pazarlarda, yerlerini sağlamlaştırmada, paylarını genişletmede, birbirleriyle yarışmayı bilmelerinden güç alırlar. Bunun için seçilenlerle birlikte, seçenler de büyük sorumluluklar taşırlar. Siyasal partilerle birlikte bütün kuruluşlarda, demokratik yapıların otokratik yapılara dönüşmesini önleme, yöneticilerin yerine getirmek zorunda oldukları görevlerinin başında gelir.

*

Yönetimlerin haksızlıkları karşısında susanlar, haksızlığa uğradıklarında yardımsız kalırlar.

*

Gizliliğin olmadığı kare dünyada, hiçbir kuruluş kapalı kapılar arkasından yönetilmez.

*

Demokratikleşmenin yanında olmayanlar, otokratikleşmenin destekçisi olurlar.

28 Mayıs 2023, 12:37

KARE DÜNYADA YALNIZCA ROMA DEĞİL HER ŞEHİR GİRİŞİMCİLERE ULAŞILMASI GEREKEN KIZIL ELMA'DIR

Bu yazı daha önce 03.07.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Kıtalar arasında yer ve zaman farkının ortadan kalkmasıyla, dünyada şehirler ülkelerin önüne geçmişlerdir. Artık İstanbul Türkiye’den, Berlin Almanya’dan, Paris Fransa’dan, Londra İngiltere’den ve New York Amerika’dan, Pekin Çin’den, Tokyo Japonya’dan daha iyi bilinmektedir. Bütün ülkelerde şehirlerin yeni öncüleri, babalarından çok daha birikimli, çok daha donanımlı, her şehiri ulaşılması gereken, bir kızıl elma olarak gören, iyi işleri iyi yapan sosyal girişimcilerdir.

*

İster Brüksel’e, ister Whashington’a ister Delhi’ye gidilsin, her şehirde yeni kızıl elmaların peşinde koşan, hayatı kolaylaştırma ve güzelleştirme sevdalısı, dünyayı bir bütün olarak gören, sosyal girişimcilerle karşılaşılır.Onlar ırk, renk, dil ve din farkı gözetmeden, doğrulukta, iyilikte ve güzellikte sınır tanımazlar. Yeni öncüler dış dünyanın kaynaklarını, iç dünyanın zenginlikleriyle bütünleştirerek,büyük sorunlarla karşı karşıya olan dünyayı, bütün insanlar için yaşanır kılmanın derdindedirler.

*

Dünya Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, iyi insanların, iyi işlerine, iyi yatırımlar yapan sosyal girişimcilerle, tüketen insanları üreten insanlara dönüştüren, büyük gelişmeler yaşamıştır.Sosyal girişimcilik denildiğinde, akla gelen isimlerin başında,”Faiz karşılığında ödünç para verenler,çözümlerden daha çok sorunların kaynağı olurlar”diyen, geliştirdiği güzel borç vermeye dayanan finansman yöntemiyle, Bangladeş’te yüzbinlerce kadını, küçük işverenlere dönüştüren Muhammed Yunus gelir.

*

Yunus küçük girişimcilere, küçük borçlar veren yeni finansman yöntemiyle, yalnızca Bangladeşli yoksul insanların hayatını değil, bütün dünyadaki yoksulların hayatını değiştirmede, büyük bir efsane olmuştur. O yoksullara ödünç vererek, kimseden yardım almadan, alınlarının teriyle yaşamayı öğretmiştir. Yunus’un borç verme yöntemi, iş isteyen insanları, iş veren insanlara dönüştürmede, büyük bir başarı sağlamıştır. Küçük borçlar büyük dönüşümlerin ateşleyicileri olmuşlardır.

*

İnsanlar dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, her zaman iyi işleri yapmaya yatkındırlar. Dünyada insanların birbirlerine yararlı olmaya çalışmaları, beklenmeyen gelişmelere yol açar. Köklü dönüşümler insanların, iç dünyalarında taşıdıkları gizemli gücün, bilincine vardıkları zaman gerçekleşir. Bunun için sosyal girişimcilerle, toplumların büyük gelirli küçük kesimlerinden daha çok, küçük gelirli büyük kesimlerinin, harekete geçirilmesi her zaman hayati önem taşımıştır.

*

Sosyal girişimciler bütün ülkelerde, geliştirdikleri sosyal medya kuruluşlaryla, susan insanları konuşan insanlara, okuyan insanları yazan insanlara, bekleyen insanları beklenen insanlara, yürüyen insanları koşan insanlara dönüştürüyorlar. Onlar sürdürülebilir ekonomik büyüme, sürdürülebilir çevre güzelliği ve sürdürülebilir barış için, ülkelerin ve kuruluşların yöneticilerine, kurumsal sorumluluklarını, sayıları milyarları aşan insanlar aracılığıyla, tekrar tekrar hatırlatmaktadırlar.

*

Dünyanın doğal kaynakları hızla tükenmektedir, uzun dönemde bütün ülkeler, her alanda köklü dönüşümler yaşayacaklardır.

*

Şehirlerin ağırlık kazandığı dünyanın öncüleri, kazanç peşinde koşanlardan önce, katkı peşinde koşanlar olacaktır.

*

Sınırsız tüketim, sınırsız büyüme isteyenler, sınırsız doğal afetlerle karşı karşıya kalacaklardır.

29 Mayıs 2023, 12:12

UZAKLIĞIN YAKINLIĞIN ÖNEMİNİ YİTİRDİĞİ KARE DÜNYADA BÜTÜN ŞEHİRLER YENİ FATİH'LER YENİ AKŞEMSEDDİN'LER BEKLİYOR

Bu yazı daha önce 29.05.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Türklerin Asya'dan Avrupa'ya yürüyüşlerinde, Fatih'in bütün Müslüman devletlerin “Kızıl Elma”sı olan İstanbul'u alması, dünya tarihinde köklü dönüşümlere yol açmıştır. İstanbul'un Türklerin eline geçmesiyle, Roma İmparatorluğu ömrünü tamamlamıştır, “Ortaçağ” sona ermiş, “Yakınçağ” başlamıştır. Doyma bilmez bilgi ve bilgelik arayıcısı olan Fatih, dünyanın ilk ve tek “çağ açan” ve “çağ kapayan” Türklerin bilge sultanıdır.

*

Türkler, Yahya Kemal'in, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! / Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. / Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul ! / Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diyerek, anlattığı İstanbul'u, sur içine sıkışmış harap bir şehir devleti olarak teslim almışlardır. İstanbul Roma İmparatorluğu'nun ömrünü uzatmak için, Konstantin tarafından “İkinci Roma” olarak kurulmuştur. “Birinci Roma”nın kısa işgali sırasında, en büyük yıkımı yaşamıştır ve yeniden inşa edilememiştir. Konstantiniyye Türklerin elinde İstanbul olmuştur.

*

Avrupa'nın Asya'ya ve Afrika'ya yürüyüşü, İslam'ın doğuşuyla durdurulmuştur. İslam'ın ilk yıllarında, Araplar Irak'a, Suriye'ye, Filistin'e, Türkistan'a, Anadolu'ya, Mısır'a, Kuzey Afrika 'ya ve İspanya'ya açılarak, Türklere İstanbul'dan sonra, Belgrad'ın, Budapeşte'nin ve Viyana'nın kapılarını açmışlardır. İslam'ın ilk yıllarındaki mucizevi gelişme, Osmanlı'nın ilk yıllarında da görülür. Üç sultan: Fatih, Yavuz, Kanuni, Üç başkent: Bursa, Edirne, İstanbul, Türklerin “Cihan Devleti”, Osmanlı ülkesinin mimarlarıdır.

*

Osmanlı Devleti'nin uzun ömürlü olmasının kaynağında, derin tarih bilinci, zengin düşünce birikimi ve eşsiz eylem gücü vardır. Fatih medeniyetlerin harman olduğu İstanbul'da, yeni bir medeniyetin temellerini atmıştır. O Ayasofya'nın kubbesindeki haçı hilale dönüştürmekle yetinmemiş, Roma'dan kalan harabelerin üzerine, Fatih medreselerini ve camisini inşa etmiştir. “Ilımlı, yalın, özentisiz” bilinen Sultan, her eyleminde medeniyeti iman için bildiğini, ne yaptıysa İslam için yaptığını, sürekli vurgulamıştır.

*

Fatih “Bendeki bu sevinci görürsünüz, Konstantiniyye fethine sevinir sanman, Akşemseddin benim zamanımda olduğunu sevünürüm” demekten mutluluk duyar. Cahit Tanyol'un “Fetih Destanı”nda vurguladığı gibi: Osmanlı Devleti'nde, “Düşünceyi, yeni bir dünya ve devlet görüşünü Akşemseddin, eylemi ve yaşantıyı da Fatih temsil etmektedir.” Bir devlet yöneticisi, düşüncenin dervişi, eylemin velisi olmazsa, tarihte kendisine sağlam bir yer açamaz.

*

Osmanlı toplumunun temellerinde, devletin sultanlarından daha çok Bilgelik kültürünün sultanları vardır. Edebali”siz, Emir Sultan'sız, Hacı Bayram'sız, Akşemseddin'siz, Hacı Bektaş'sız, Eşrefoğlu'suz, üç kıta ve iki denizde söz sahibi, Osmanlı Devleti düşünülemez. Türkler Sinan ile şehirleri, Yunus ile gönülleri fethetmişllerdir. Onlar görkemli dönemlerinde, hem Yunus,hem Sinan olmayı bilmişler,almak için değil,vermek için,tüketmek için değil, üretmek için çalışmışlardır.

*

Yirmibirinci yüzyılda dünyanın bütün şehirleri, İstanbul gibi fethedilecek, "Kızıl Elma"ya dönüşmüştür.İletişimdeki gelişmelerin, sınırları ortadan kaldırdığı kare dünyada, dünyanın bütün şehirlerinde olmayanlar, dünyanın hiçbir şehirinde olamazlar.Siyasal sınırlardan daha çok,ekonomik sınırların önem kazandığı, yeni dünyada fetihler, savaş alanları cephelerden, barış ,alanları pazarlara kaymıştır.

*

Gizliliğin olmadığı dönem, cephelerde savaşan, silahlı güçlerin dönemi değil, pazarlarda yarışan, silahsız güçlerin dönemidir.

*

Yeni dünyada cephelerde savaşan ülkelerin kazananları, pazarlarda yarışan ülkelerin kaybedenleri olmaz.

*

Yeni fatihler cephelerde savaşanlardan daha çok, pazarlarda yarışanların arasından çıkacaktır.

30 Mayıs 2023, 12:45

ARİSTO VE SHAKESPEARE EKONOMİK SİYASAL KÜLTÜREL KURULUŞLARDA YÖNETİCİ OLSALAR

Ülkelerde üretim ve yönetim sorunlarına, kalıcı çözümler aramada, son yıllarda Felsefe’den Edebiyat’a kadar değişik alanlarda yapılan araştırmalar artıyor.Gelen yüzyılda bütün kuruluşların üretiminde ve yönetiminde, yeni yaklaşımlar, yeni yöntemler geliştiriliyor. Kuruluşların üretimlerinin artırılmasında, yönetimlerinin geliştirilmesinde,Felsefe ve Edebiyat, Psikoloji ve Sosyoloji kadar önem kazanıyor. Başarıya giden yolları, bilimlerden yararlanmasını bilenler açıyorlar.

*

Dünyanın her üniversitesinde, kuruluşların üretim ve yönetim sorunlarını araştırılıyor.İster kamu, ister özel, ister gönüllü olsun, bütün ülkelerde kuruluşlar,yerel ve küresel pazarlardaki paylarını büyütmede, birbirleriyle uzun soluklu bir yarışa girerlerse, varlıklarını koruyacaklarını biliyorlar. Dünyanın bütün ülkelerinde, birinci kuşakların kurdukları, ikincilerin büyüttükleri, üçüncülerin toprağa verdikleri kuruluşların, sayıları yıldan yıla katlanarak artıyor.

*

Yirmibirinci yüzyılda kusursuz üretimde, eksiksiz yönetimde, hem Platon’dan, hem Gazali’den, hem Aristo’dan, hem Farabi’den, yararlanmak,bütün kuruluşlarda hayati önem taşıyor. Yetişkin insanların birer üretici,birer tüketici, birer yönetici olduğu kuruluşlar yüzyılında, üretimleri paylaşmada, yönetimlere katılmada, yenilik yapmasını, yeniden yapılanmasını bilenler, çığır açıcı çalışmalar yapıyorlar, arkalarından gelenlerin izlediği kalıcı izler bırakıyorlar.

*

Yeni arayışlara öncülük yapan kitapların başında, Tom Morris’in “Aristo General Motor’u Yönetseydi” kitabı geliyor. Morris üretimde ve yönetimde kusursuzluğu yakalamada, büyük bilgelerin bilgilerinden ve bigeliklerinden yola çıkıyor. Ve bir yandan güncel sorunlara yüzyıllar öncesinden çözüm ararken, bir yandan yüzyıllardan beri bilinen sorunlara yeni çözümler öneriyor.Her kuruluşta doğruyu arayan, iyilikte yarışan, paylaşmayı bilen yöneticiler başarıdan başarıya koşuyorlar.

*

Kuruluşların uzun ömürlü olmalarında, Felsefe alanındaki kitaplar kadar, Edebiyatın aşılmayan kitaplarının da önemleri artıyor. John O.Whitney ve Tina Parker’ın yazdığı, Steve Noble’nın resimlediği “Shakespeare’in Yönetim ve Liderlik Sırları” araştırması, bütün kuruluşlarda büyük ilgi görüyor. Ünlü yazar oyunlarında, yöneticilerin güçlerini değerlendirmede, iletişim sağlamada ve inandırıcı olmada, zamanla güncelliğin yitirmeyen ilkeleri tartışıyor.

*

Kuruluşlarda Anadolu’da denildiği gibi,”Göz ola dağın ardını göre, baş ola başa geleceğe bile”diyen yöneticiler aşılmayacak dağları aşarlar, görülmeyecek ufuk ötelerini görürler.Onlar ulaştıkları güçleri, ustaca değerlendirirlerse uzun ömürlü olurlar. Kaynaklarını paylaşmaya yanaşmayanlar, pazardan çekilmek zorunda kalırlar. Ve üretimde ne kadar paylaşımcı, yönetimde ne kadar katılımcı olurlarsa, üretim güçlerini, yönetim yeteneklerini o kadar büyütürler.

*

Her kuruluşta üretim gücünü büyütme,yönetim yeteneğini geliştirme,ilk sıralarda yer alır.

*

Zenginleştirdikleri kaynakları, bilgece değerlendirmesini bilenler, güçlerini büyütürler.

*

Kuruluşların kızıl elmalarına ulaşmalarında, geçmiş yay, gelecek ok işlevi yüklenir.

31 Mayıs 2023, 12:13

AĞAÇLARIN ALTINDA ÜRETİMİ ARTIRMAK YÖNETİMİ İYİLEŞTİRMEK

İnsanların düşünce ve eylem dünyalarında, üretimin ve tüketimin yönetimi sorunları, doğumlarıyla ölümleri arasında süreklilik gösterirler. Ülkelerde yararlı üretimi artırmanın, zararlı tüketimi azaltmanın yollarını bulanlar, yönetimi iyileştirmenin yöntemlerini bulurlar. Hem üretimde, hem yönetimde, ağaçları örnek alan toplumlar, hayatın her alanında üretim güçlerine sürdürülebilirlik kazandırırlar, hayatın hiçbir alanında yoksulluk çekmezler.

*

Dünyada küresel ısınmanın, iklim değişikliklerinin yıkıcı etkilerini gösterdiği, sancılı bir dönemden geçiliyor. Hülya Günay’ın “Ağaçların Gölgesinde” kitabında vurguladığı gibi, bütün şehirlerin “Vakit bir ağacın altında buluşma vaktidir” diyerek, göklere isyan eden çokkatlı binaların değil, ağaçların gölgelerine sığınmaları, her ülkede hayati önem taşıyor. Ekonominin öncülerinin anlatamadıkları, doğal büyümeyi en güzel ağaçlar anlatıyor.

*

Geçen yüzyılda Sezai Karakoç’un “Balkon” şiirinde, “Alnından öpmeye gidiyorum / Evleri balkonsuz yapan mimarların” diyen insanlar gibi, gelen yüzyılda çocuklar binaları, ağaçların arasında yapan mühendislerin, ellerinden öpmek için sıraya giriyorlar. Türkler Semerkant’tan Saraybosna’ya uzanan tarihlerinde, ağaçları korumak için Mekke’nin harem bölgesini, İstanbul’a kadar genişletirler. Kabe’nin çevresindeki hiçbir binayı, Kabe’den daha yüksek yapmazlar.

*

İnsanların bilgi ve bilgelik dünyalarını zenginleştiren ağaçların, iki dünyadaki önemini anlatmak için Anadolu’da, çocukların doğumunda isimleri verilen fidanlar dikilir. Dede Korkut’un “Başına doğru bakar olsam başsız ağaç / Dibine doğru bakar olsam dipsiz ağaç “ olarak görkemini anlattığı ağaçları, anlama ve anlatma özürlü toplumlar, insan ömrünün bütün aşamalarında üretimin, tüketimin, yönetimin yüklendiği işlevleri anlamazlar ve anlatamazlar.

*

Kökleriyle toprağın altından alan, dallarıyla üstündekilere veren ağaçların dünyasından uzaklaşanlar, yol açtıkları çevre sorunlarıyla, bütün ülkelerde doğal yıkımların tetikleyicileri olurlar. Dünyanın bütün ülkelerinin elini kolunu bağlayan yoksulluktan, haksızlıklara yol açan gelir dengesizliklerinden kurtulmanın yol haritasını, ağaçların gizemli dünyasını doğru okuyanlar bulurlar. Bu yüzden doğal hayat, tarihin her döneminde, insanlığın doğal üniversitesi olur.

*

Dünyada üniversitelerinin üniversitesi, doğal üniversiteden yararlanmayanlar, dağlarıyla, ovalarıyla, denizleriyle, gölleriyle, nehirleriyle dünyanın bütün zenginliklerini yağmalamanın, bedelsiz olmadığını anlayamazlar. Ülkeler hiç düşünmeden, toprağın altını üstüne getirirlerse, dünyada birbirini izleyen doğal yıkımların sonu hiç gelmez. Topraktan geldiklerini, toprağa döneceklerini düşünmeyenler, toprak dostları olmayanlar, yağmalanacak toprak bulamazlar.

*

Doğal dengeyi bozanlar,varoluşun temellerini dinamitleyerek, büyük depremlere yol açarlar.

*

Doğallık dünyasında artığa yer olmadığını bilenler, ülkelerde çöpten dağlar oluşturmazlar.

*

Hayatı anlama ve anlatma özürlü olanlar, ülkeleri Kabe Toprağı’na dönüştüremezler.