Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Haziran 2023

35 yazı

1 Haziran 2023, 13:23

ANADOLU'NUN ASLA BATMAYAN GÜNEŞİ YUNUS'UN ŞİİRLERİ İKİ DÜNYA MEDENİYETİNİN ŞİİRLERİDİR

Şiir kelimelerle düşünceleri duygulara, duyguları düşüncelere dönüştürme ustalığıdır. Yağmur yüklü bulutlar gibi, düşünce yüklü duyguları anlatmada, hangi dilden yararlanıldığından daha çok, hangi gerçeğin dile getirildiği önemlidir. Güzel olan dil değil, yakalanan gerçektir. Gerçek olan ölümsüzdür, ölümsüz olan gerçektir. Gerçeğin şiirini yakalayan, hayatın şiirini yakalar. Her hayat bir yok oluş değil, bir var oluş öyküsüdür.

*

Yunus''un şiiri hayatın şiiridir, hayatı yaşanır kılmak için, hayatın içindeki ölümsüz hayatı şiirleştirir. Sınırsız zenginliklerle dolu ölümsüz hayatı, Aziz Mahmut Hüdai ''Sen çıkarsan aradan / Kalır seni yaradan'' dizeleriyle özetler. Onların şiirlerindeki derinlik yalınlıktan kaynaklanır, ne bir kelime eksik, ne bir kelime fazladır. Onlar kalemleriyle değil, gönülleriyle yazarlar. Onlar dilleriyle değil, gözleriyle konuşurlar. Onların dili, hayatın dilidir.

*

Necip Fazıl''ın ''Yunus Emre Hassasiyeti'' başlıklı konuşmasında vurguladığı gibi: ''Ölmezlik çapının adamları, dünyanın her yerinde aynı kanuna bağlıdır. Kendi asliyeti içinde milli ve bu asliyete erişme nisbetinde beşeri.'' Hayatlar hayatını bulan, şiirler şiirini yakalayan Yunus, yalnızca ''Bizim Yunus'' değil, aynı zamanda ''Onların Yunusu'', bütün ''Dünyanın Yunusu''dur.

*

Yunus''un şiirlerinin okunduğu ve konuşulduğu yerde, yalnızca dinleyenler değil, dağlarıyla, taşlarıyla, ovalarıyla ve denizleriyle dünya ve herkes susar. Onun şiirlerinin oluşturduğu büyük çekim alanı içinde, konuşulur gibi susulur, susulur gibi konuşulur. Üzümün üzüme baka baka olgunlaştığı gibi, insanlar da, ölümsüz şiirleri okuya okuya, dinleye dinleye olgunlaşırlar.

*

Sezai Karakoç''un ''Yunus Emre'' kitabında anlattığı gibi, ''Bir yandan Mevlana''nın ışık felsefesi, bir yandan Hacı Bektaş''ın arı insan ocakları, baştanbaşa Anadolu''yu yenilerken başlarında Yunus olmak üzere, gelen büyük şiir ustaları, bütün insanlığı, buldukları eşsiz ustaları, bütün insanlığı, buldukları eşsiz hazineyi paylaşmaya, ölümsüz hayatın şiirini yakalamaya davet ederler. Onların şiiri, bütün insanlığın şiiridir. Onların çağrısı, bütün insanlığa çağrıdır.

*

Yunus''un sesi, Anadolu''nun sesi olduğu kadar ölümsüzlüğü arayan dünyanın da sesidir. Onun sesine kulak verenler, hayatın şiirini yakaladıkları gibi, iki dünyada da kurtuluşa ererler. Onların peşinden gidenler ''Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan / Geleyim izine doğru arkandan'' diye seslenirler. Ve İlk "İki Güzel İnsan"la başlayan,"Ölümden Sonra Kalkış Günü"ne kadar devam edecek ölümsüzlük kervanına katılırlar.

*

Bütün insanlığın, bütün insanlığa yaşanır bir dünya armağan edebilmesi için, herkesin Yunus''un şiir dünyasında yok olmayı, göze alması gerekir. Dünyanın hangi ülkesinde yaşarlarsa yaşasınlar, "Bütün insanlar Yunus''ta ölüp, Yunus''ta dirilmeli, yeni bir kimliğe bürünmelidir"diyenlerin sayıları ne kadar artarsa, bütün ülkelerde o kadar az kadar kan dökülür, o kadar az gözyaşı akar. Ve savaş yılları barış yıllarına dönüşürler.

*

Yunus''un şiiri, insanın var oluşunun şiiridir.

*

İnsan sevmeyince sevgili bulunmaz.

*

Dünyada sevmeyen sevilmez.

2 Haziran 2023, 12:01

DÜNYADA YENİ MACBETH'LERİN HİÇ BİTMEYEN KANLI İKTİDAR SAVAŞLARI

Seküler kültür bütün insanlığı kuşatan, dünya ölçeğinde, küresel bir üst kimlik tanımadığı ve tanımlamadığı için, dünyadaki bütün çatışmaların ana kaynağı olmaktadır. Berlin Duvarı''nın yıkılmasından sonra, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan küreselleşmeyle, ülkeler sürekli “biz” ve “onlar” diyen alt kimliklere bölünüyor. Dünya yeniden yapılanırken, her kimlik başka bir kimliğe, kendi değerlerini kabul ettirmek için, savaşı göze almaktadır.

*

İnsanlık tarihi kadar eski olan kültürlerin yarışını, medeniyetler savaşına dönüştüren, seküler kültür, bütün dünyayı, büyük bir yangın alanına çevirdi. Bir küresel savaşta, sınırlı sayıda ülkelerin elinde olan, nükleer başlıklı füzeler, bütün dünya şehirlerini, Hiroşima gibi, yok edebilirler. İskender, büyük bir üniversitenin öğrenci sayısı kadar bir orduyla, dünyayı fethe çıkmıştı. Yeni yüzyılda, her yönetici bir Macbeth, her uçak gemisi, denizlerde dolaşan, savaşmaya hazır bir İskender ordusudur.

*

Türk Henkel Yayınları arasında yer alan,Nobel ödüllü İktisatçı Amartya Sen''in “Kimlik ve Şiddet” ve K. Antony Appiah''ın “Kosmopolitizm” isimli kitapları, savaş dünyasını, barış dünyasına dönüştürmek için, gerekli ekonomik ve kültürel temelleri tartışıyor Sen Bangladeş''te, Appiah Gana''da Müslümanlarla birlikte yaşayan Hindu ve Hristiyan kültürlerden geldikleri için, “benim kültürüm bana, senin kültürün sana” demenin, önemini ve değerini çok iyi biliyorlar.

*

Büyük insanlık ailesine bakıldığında, insanlığın ataları Adem ve Havva''nın çocukları arasında, bütün dinlerin, bütün soyların, bütün kimliklerin temsilcileri vardır. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, herkesin soyu ilk insana çıkar. Çünkü Sezai Karakoç''un “Yazılar” kitabında vurguladığı gibi: Kutsal kültür “insanları içiçe dairelerden ibaret görür. Birinci ve en büyük daire, insanlık dairesidir. İnsanlar bir tek asıldan gelmişlerdir ve aralarındaki dil ve gelenek farklılıkları bir varlık çeşitliğinden gelmektedir”.

*

Kutsal kültürde, hiçbir soy, hiçbir renk ve hiçbir insan birbirinden ayrı ve birbirinden üstün tutulmaz. Kutsal kitapların çağrısını kabul edenler ve kabul etmesi beklenenler olarak ikiye ayrılan insanlar, ya inanışta ya da yaratılışta kardeştirler. Onların ana vatanları, doğdukları ya da doydukları ülkeler değil, atalarının yitirdikleri Cennet''tir. Bütün insanların ana vatanlarına dönebilmeleri için, savaşın değil, barışın peşinden koşmaları gerekir.

*

Büyük roman ustası Leo Tolstoy, vatanseverliğin savaşseverliğe dönüştüğü bir dünyada, “savaşı yok etmek istiyorsanız, vatanseverliği yok edin” demektedir. Vatanseverlik hiçbir kimliğin başka bir kimliğe değerlerini ve inançlarını savaşla kabul ettirme hakkı vermez.Tarih boyunca iyi savaş kötü barış olmamıştır. Dayatmacılığa ve dayatmacılara karşı, bütün insanlar, inançları ne kadar farklı olursa olsun, hep birlikte silahsız bir savaş vermeye hazır olmalıdırlar.

*

Dünya Adem" in ve Havva''nın bütün çocuklarının birinci vatanları değil, ikinci vatanlarıdır ve hepsine yetecek büyüklük ve zenginliktedir.

*

Yitirilen ana ve asıl vatan Cennet savaşla değil, barışla bulunur. Savaşın yolları Cennete değil,Cehennem'e çıkar.

*

Cehennem'e giden bütün yollar savaş döşelidir.Ancak bir insanı öldüren bütün insanları öldürür.

3 Haziran 2023, 11:15

ÜLKELERDE ÜRETİM GÜÇSÜZLÜĞÜNÜN ÜSTESİNDEN GİRİŞİMCİLERLE GELİNİR

Dünyanın her yanında, yoksulluk olarak ortaya çıkan üretim yetersizliği, Doğu’dan Batı’ya bütün ülkelerin, gidermek zorunda oldukları sorunların başında gelmektedir. Dünyada hangi ülkede olursa olsun, üretimsizlik her zaman ekonomik, siyasal ve kültürel bunalımların tetikleyicisi olmuştur. Üretimsizliğin oluşturduğu, hareketsiz durgun kapalı yapıları, hareketli akışkan açık yapılara dönüştürmeden, ülkelerin üretimsizliğinin üstesinden, gelmek mümkün değildir.

*

Ülkelerin üretici kesimlerine, yeni alanlar açmaları, kamu, özel ve gönüllü kuruluşlarının, yerel pazarlardan küresel pazarlara açılmalarına bağlıdır.Yerel pazarlar kadar, küresel pazarlara önem veren, uzak görüşlü girişimcilerin kuruluşları, üretimsizliğin oluşturduğu kapalı yapının dışına çıkarak,ürünleriyle birlikte bayraklarını da, bütün dünyaya taşırlar. Onlar tüketen elleri, üreten ellere dönüştürerek, insanların üretici güçlerine, en büyük katkıda bulunurlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimciler, yaptıkları buluşlarla, geliştirdikleri yöntemlerle, üreten eller olma kültürüne, yeni açılımlar kazandırırlar. Onlar hayatın bütün alanlarında, üreterek kazanırlar, kazanarak üretirler. Onların üretici güçleri, düşünülmeyenleri düşünmelerinden, bilinmeyenleri bilmelerinden, üretilmeyenleri üretmelerinden kaynaklanır. Girişimcilerin oluşturduğu çekim alanlarında, gündüz gerçekleşmeyecek rüyalar gece görülmez.

*

Gelir seviyeleri ne olursa olsun, toplumların bütün kesimleri, hem üreticidirler hem tüketicidirler. Bütün ülkelerde insanlar, üretim güçlerine yeni açılımlar kazandırmak için, işleri, yaşları ne olursa olsun, ekonominin her alanında, gerekli üretimleri özendirerek, gereksiz tüketimleri önleyerek, üretim güçlerini büyütürler. Toplumlarda kimse üretmeden tüketmenin peşine düşmezse, kimse ihtiyaçlarından daha fazlasını istemezse, hiçbir alanda üretim güçsüzlüğü çekilmez.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde üretimsizlik, ihtiyaçlarından daha fazlasını, yatırımlara dönüştürmesini bilmeyenlerden kaynaklanır. Ülkelerde insanlar ellerinin emeklerinin, gözlerinin nurlarının, alınlarının terlerinin karşılığından, daha fazlasını tüketmezlerse, dünyanın hiçbir ülkesinde, temel ihtiyaç ürünlerinde kıtlık çekilmediği gibi, kimse de yoksul düşmez.Bütün dünyada kıtlığın ve yoksulluğun üstesinden, üreten ellerin sayısını, çoğaltmasını bilenler gelir.

*

Dünyada birbirleriyle üretimde doğru, tüketimde ters orantılı yarışa giren girişimciler, ekonomik ve kültürel hayatın, bütün alanlarında çığır açıcı gelişmelerin öncüleri olurlar. Onlar ne iş yaparlarsa yapsınlar, gerekli üretimleri özendirerek, gereksiz tüketimleri önleyerek, toplumlardaki gelir dengesizliklerini azaltırken, toplumların üretici güçlerine yeni alanlar açarlar. Toplumlarda üreten ellerin sayılarını çoğaltanların, üstesinden gelemeyeceği hiçbir sorun yoktur.

*

Girişimciler herkesin aynı düşündüğü yerde farklı düşünürler, yapılmayanları yaparlar,görülmeyenleri görürler.

*

Girişimcilerin güçleri, çoğaltan ve hızlandıran etkiler doğuran, buluşlarından ve yatırımlardan kaynaklanır.

*

Girişimçilikte başarı başlanılan yerle, ulaşılan yer arasındaki üretim farkıyla ölçülür.

4 Haziran 2023, 12:26

ÜRETEN ELLERE KATILANLAR HİÇBİR ALANDA YOKSULLUK ÇEKMEZLER KİMSEYE EL AÇMAZLAR

Yeraltı ve yerüstü varlıklarıyla, doğal kaynak zengini Türk ve İslam dünyası, üretim ve yönetim alanlarındaki gelişmeleri, yakından izleme yolunda dönüştürücü adımlar atıyor. Dünyanın üç kıtasının, ana kuşağını oluşturan ülkeler, üretim güçlerine yeni kapılar açmada, ne kadar başarılı olurlarsa, bütün ülkeleri etkileyen savaşları önlemede, o kadar etkili olurlar. Üretme yöntemlerini geliştirenler, yönetme yetenekleri gelişmekle kalmazlar, ileri boyutlara ulaştırırlar.

*

Dünyanın her yanında kuruluşlar, üretim güçsüzlüğünün yollarına çıkardıkları engelleri, gelen günlerini geçen günlerinden daha canlı tutarak aşarlar. Çalışma alanları ve büyüklükleri ne olursa olsun, yeni dünyada kuruluşlara, yarışmacı yapılanmadan, paylaşımcı yapılanmaya geçmenin kapıları,“ben” demeyi bırakmaları, “biz” demeyi öğrenmeleriyle açılır. Yönetimin ve işletmenin bütün alanlarında yenilik yapanlar, dünya kuruluşları arasında ilk sıralara yükselirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde doğal kaynaklar, çok aşamalı üretim, çok köklü yönetim sürecinden geçerek, her ülkede aranan ürünlere dönüşürler. Yüzyılların içinde oluşan üretim bilgisini ve yönetim bilgeliğini özümseyenler, dünyanın bütün pazarlarında aranan ürünlerin ve beklenen hizmetlerin üreticileri olurlar. İnsanlığın bilgi birikimini bilgeliğe dönüştürenler, daha kapsamlı ve daha kapsayıcı düşünerek, üretimde ve yönetimde çığır açıcı araştırmalar yaparlar.

*

Yönetim konularında öncü çalışmalar yapan Acar Baltaş, “Türk Kültüründe Yönetmek” kitabında, yerel pazarlardan küresel pazarlara açılmaya çalışan kuruluşlarını yöneticilerine, “yerel değerlerle küresel başarılar” kazanmanın yol haritasını veriyor. Her ülkenin kuruluşlarının yöneticileri, üretimdeki ve yönetimdeki yerel gelişmeleri, dünyadaki küresel gelişmeler ışığında, sürekli gözden geçirerek, dünya pazarlarındaki paylarını büyütmeye hak kazanırlar.

*

Dünyanın hangi kıtasında yer alırlarsa alsınlar, bütün ülkelerin kuruluşları, hem üretim, hem yönetim konularında, başarılı olmanın kapılarını, yerel değerlerini küresel değerlerle zenginleştirerek açarlar. Kuruluşların üretim gücünü büyütmede, yönetim yeteneğini geliştirmede, küresel ekonomilerdeki yıkıcı yenilikler, tetikleyici bir işlev yüklenirler. Yeniliklere yenilmeden yenilenmesini bilen kuruluşlar, bütün kuruluşlar tarafından izlenen yenilikler yaparlar.

*

Üretim konularında ve yönetim alanlarında, kuruluşlar insanlığın ortak birikimden ne kadar yararlanırlarsa, dünya pazarlarındaki yerlerini o kadar sağlamlaştırırlar. Küresel savaşlarla yerle bir edilen dünyada, her günlerini son günleri bilenler,üreten eller olurlar. Onlar hem bilgiyle beslenen akıl, hem sevgiyle güçlenen gönül teri dökmesini bilirler. Ve akıllarını üretime, gönüllerini yönetime verenlerin zenginleştirdiği birikimden, dünyanın bütün üreten elleri yararlanırlar.

*

Üretim yerelleşerek küreselleşmeyi, küreselleşerek yerelleşmeyi bilenlerle zenginleştirilir.

*

İnsanlığın yüzyıllar içinde oluşan birikimini özümseyenlere, yenilikçiliğin sırları verilir.

*

Üretmesini bilenler büyütmesini, yönetmesini bilenler geliştirmesini bilirler.

6 Haziran 2023, 11:48

AMERİKA'YI SARSAN YENİ HORASAN ERENİ "AMERİKA'DA BİR TÜRK" KİTABINDA BÜTÜN DÜNYAYI HARMANLAYAN ANILARINI ANLATAN TALAT HALMAN'NIN VE ABİDİN DİNO'NUN ARKADAŞI TOSUN BAYRAK'A RAHMET OKUNMASİ DİLEĞİYLE. ONUN GELENEĞİNİ NEW YORK'TA DEVAM ETTİREN DEĞERLİ YURDAER DOĞANATA'YA SELAM OLSUN.HALKASINA KATILANLARIN GÜNDEN GÜNE ÇOĞALMASINI DİLİYORUZ.AMERİKA YENİ HORASAN ERENLERİ BEKLİYOR

Bu yazı daha önce 06.05.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

6 Haziran 2023, 12:20

ATİNA DEMOKRASİ'NİN YOL AÇTIĞI KİRLENMELERİN ÜSTESİNDEN BÜTÜN İNSANLIĞI KUCAKLAYAN MEDİNE DEMOKRASİ'YLE GELİNİR

Sanayi odaklı küre dünyanın demokratik dili gibi, bilgi odaklı kare dünyanın da, kendine özgü bir demokratik dili vardır. Sanayi yüzyılından bilgi yüzyılına, demokrasinin dili hızla değişiyor. Küre dünyanın demokratik dilinde, pozitif kültürün kavramları öne çıkıyordu. Kare dünyanın demokratik dilinde ise, kutsal kültürün kavramları öne çıkıyor.

*

Yirminci yüzyılın demokratik diline Hristiyan demokratlar damgalarını vurdular. Onlar kutsal kültürün değerlerini, demokratik dile çevirerek, bütün dünyada kabul görmesinin yolunu açtılar. Yirmibirinci yüzyılın demokratik diline, Müslüman demokratlar damgalarını vuracaklar. Müslüman demokratlar, Mesnevi ve Mukaddime ile yeni bir demokratik dil oluşturacaklar.

*

Kendi dünyalarında tek başlarına birer güneş olan Mevlana'nın ve İbn Haldun''un, Sokrat,Platon Aristo düşüncesinden ödünç aldıkları hiçbir şey yoktur. Yirmibirinci yüzyılda, azınlığa dayanan Atina demokrasisini, çoğunluğa dayanan Kudüs demokrasisine dönüştürecek, Mesnevi ve Mukaddime''den daha hayatın içinde, başka kaynak yoktur. Dünyanın beklediği yeni demokratik dil, onlarla inşa edilecektir.

*

Demokratik kültürün dili yalındır, kutsal kültürün dili gibi, zengin değildir. Kutsal kültür demokratik kültür dışı değil, demokratik kültür üstüdür. Demokratik kültür, bardaktaki çay gibi, kutsal kültürün şekeri ve sütüyle, hem tatlandırılmalıdır, hem de renklendirilmelidir. Çünkü, kutsal kültür, toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın, eşsiz tadı, doyumsuz rengidir.Onunla varoluş değer ve anlam kazanır.

*

Kutsal kültürün iki dünyayı kucaklayan zengin diliyle, demokratik kültürün diline yeni kavramlar, yeni açılımlar kazandırmadan, dünyadaki savaşların önünü almak mümkün değildir. Batı dünyası, İslam çaydaki şeker gibi, tad versin, ama kamusal alanda, hiç görülmesin istiyor. Ancak İslam iki dünya medeniyetidir, seküler kültür gibi, iki dünyayı birbirinden ayırmaz,"ya dünya ya öteki dünya" demez,"hem dünya,hem öteki dünya" der.

*

Müslümanlar tarihleri boyunca, İbn Haldun gibi dünyaya, Mevlana gibi de, öteki dünyaya önem vermişler. Kutsal kültür, yalnızca özel alanı değil, hayatın bütün alanlarını kuşatan, bütün bir değerler manzumesine sahiptir.Müslümanların özel hayatları olmaz, güzel hayatları olur. Onlar Allah'ın herkesi gördüğüne, her şeyi bildiğine inanırlar. Bu yüzden gizliliğin olmadığı kare dünyada, kutsal kültürün dili, demokratik dili de içeren, dünyada herkesin anlayabileceği, küresel bir dildir.

*

Kutsal kültürün dilini bilmeyenler, sağlıklı bir demokratik dil oluşturamazlar.

*

Demokrasinin çok yalın dili, kutsalın çok zengin dilinden beslenir.

*

Kutsal kültürün meşalesini, "din afyondur" diyenler söndüremez.

7 Haziran 2023, 13:17

GELECEĞİN BİLİNMEYEN KAPILARI BİLGİSAYARLARLA DEĞİL BİLGELERLE AÇILIR

Yıldan yıla çok boyutlu etkilerini artıran kare dünyada yaşayanlar, geçmiş yüzyıllardan ne kadar yararlanırlarsa, dünü, bugünü, yarını yapısında taşıyan geleceği, o kadar derinden kavrarlar. Dünyanın her yanında,yaşananlarla yaşanılması gerekenler arasındaki farklılıkları gidermede, dünyaya birbirlerini etkiliyen, birbirlerinden etkilenen, bir bütün olarak gören bilgelere, büyük sorumluluklar düşüyor. Onlar bilinç kazandırdıklarını unuturlar, bilinç kazandıranları unutmazlar.

*

Yeryüzünün derinliklerinden, gökyüzünün sonsuzluklarından gelen çağrılar, iki dünyada kurtuluşa ermek isteyen bütün insanları, köklü düşünmeye, güzel görmeye, doğru yapmaya çağırıyor. Bütün zenginlikleriyle hayatın, özü ve özeti olan insanlara sunulan dünya, kaynakları değerlendirmede, yapılan iyilikleri ödülsüz, yol açılan kötülükleri cezasız bırakmıyor. Her günü son gün olarak görenler iyimserlikleri, görmeyenler kötümserlikleri büyütüyorlar.

*

İnsanların üretim ve yönetim dünyasında, yasamasıyla, yargısıyla, yürütmesiyle üç y’de güçler ayrılığı, doğal dünyanın üç y’sinde ise, güçler birliği çok büyük önem taşır. Gökyüzüyle yeryüzünün elele verdiği, birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma içinde olduğu, doğal alanda yasalar tartışılmaz, yasalara karşı çıkılmaz. Yasaları benimseyenler aydınlığa, benimsemeyenler karanlığa doğru yol alırlar. Doğanın yasalarına isyan edilmez, meydan okunmaz, savaş açılmaz.

*

Dünyanın ister Batı’sında, ister Doğu’sunda yer alsınlar, Kutsal Kitap’lardan beslenen bilgiden ve bilgelikten uzaklaşan ülkeler, demokratik de olsalar, otokratikleşmekten kurtulamazlar. Siyasal İktisatçı Mancur Olson’nın kitaplarında, yöneten azınlıkların nasıl servetlerine servet kattıklarını, üretimdeki ve yönetimdeki ayrıcalıklarından nasıl yararlandıklarını ayrıntılı olarak anlatır. Üç y’yi bir elde toplamaya çalışanlar, akıl almaz bir kibire, gurura, bencilliğe kapılırlar.

*

Ülkelerin güç körlüğüne düşen yönetimleri, insanlığın ortak bilgi ve bilgelik kaynaklarını kuruturlar. Onlar üretimdeki ve yönetimdeki, görmedikleri ya da görmek istemedikleri haksızlıkları ve yolsuzları, içeride ve dışarıda kimsenin görmediğini düşünürler. Onların yönetiminde fiyatlar hızla artarken, gelir dengesizlikleri dayanılmaz boyutlara ulaşır, her alanda yıkıcı kıtlıklar yaşanır. Pazarlarda alınılan ve satılan her üründen alınan vergiler katlanarak artar.

*

Kare dünyadaki gelişmeler, yönetimlerdeki gizlilik perdelerinin aralanması, yalnızca kapalılığa dayanan otokratik değil, açıklığı savunan demokratik yönetimlerin de ezberlerini bozuyor. Bütün insanlığın birikimiyle, sürekli zenginleşen küresel bilgi, durmadan derinleşen küresel bilgelik, kapalı kapılar arkasında karar alan yöneticilerin uykularını kaçırıyor. Bütün alanlarda, köklü dönüşümlere yol açan değişim rüzgarları, yöneticileri sözlerinin erleri olmaya zorluyor.

*

Allah herkesi görür, her şeyi bilir diyenler, yönlerini şaşırmazlar, yollarını kaybetmezler.

*

Bilişimde karşı konulmaz gelişmeler karşısında, gizliliğin perdeleri bir bir aralanıyor.

*

Sorunları doğal hayatın yasalarını, bütün yasaların üstünde tutanlar çözerler.

8 Haziran 2023, 12:10

DÜNYA WASHINGTON’DAN VE MOSKOVA’DAN TAŞINACAK YENİ BAŞŞEHİRLER ARIYOR

Amerika’da yaşayan siyah soydan insanların sayısı, Avrupa’nın pek çok ülkesinin büyüklüğünü aşıyor. Afrika kökenlilerin Amerika’da, bir İngiltere’si, bir Fransa’sı, bir İtalya’sı bulunuyor. Dünyanın başşehiri New York’ta Harlem, yüzyıllarca temel haklardan ve ana özgürlüklerden yoksun bırakılan siyahların, her alanda eğitim veren açık üniversiteleri olarak görülür. Beyazların arasında siyahlar melezleşmezler, köklerinden kopmadan kimliklerini ve renklerini korumayı başarırlar.

*

Siyahların Afrika’dan Amerika’ya uzanan, dehşet verici ölümlerle ve derin acılarla dolu yolculukları dünyaca bilinir. Onların bütün insanları ürperten yolculuklarını, Malcolm X’in hayat hikayesini yazan Alex Haley, “Kökler” kitabında ayrıntılı olarak anlatır. Televizyon dizisine kaynak olan “Kökler”de Haley, siyah Afrikalıların beyaz Avrupalıların Amerika’sındaki hayatlarını ele alır. Afrika’nın Müslümanları, Amerika’nın köklerini unutmayan Hristiyanları olurlar.

*

Beyaz Avrupalıların “Altın Ülkesi”, siyah Afrikaların, yerli Kızılderililerin “Dehşet Ülkesi” olur. Amerika’da yerli Kızılderililerin tarihleriyle, siyah Afrikalıların tarihleri gözyaşı ırmakları ve kan gölleri ortak paydasında birleşirler. Afrikalılar doğdukları topraklardan, yaşadıkları yerleşim yerlerinden koparılırlar, Kızılderililer ise başka coğrafyalara sürülürler. Amerika’nın yerlileri dışında kalan Avrupalı beyazlar, Amerika’ya sonradan göçmen olarak gelirler.

*

Avrupalılara Amerika’nın yolunu, gözlerinin önünden Piri Reis’in haritasını hiç uzaklaştırmayan, Müslümanların Asya’dan Amerika’ya ulaştıklarını bilen Barbaros değil, İspanyolların desteğiyle Colomb açar. Müslümanların İspanya’dan çekilmeleri, Avrupalıların Atlantik Okyonusu’na açılmaları ,Türklerin Akdeniz’in ve Karadeniz’in dışına yönelmelerini zorlaştırır. Kuzey’iyle, Güney’iyle büyük Amerika’nın, zengin doğal kaynakları Avrupalıların yağmalamasına açılır.

*

Dünyanın başşehiri New York İki Amerika’nın, Manhattan New York’un yağmalamayla ele geçirilen, zenginliklerin görünen yüzlerini yansıtır. “New York’tan Los Angeles’a Yeni Roma” kitabımızda anlatıldığı gibi, New York “Birleşmiş Milletler”e benzer, dünyanın her yanından insanlar yaşarlar, yaşayan bütün diller konuşulur. Bu yüzden Almanya kökenli ,Amerikalı yazar John Steinbeck, “Paris Fransa’dır, Londra İngiltere’dir, ancak New york Amerika değildir” yargısına varır.

*

Rusya’nın eşitlikten, Amerika’nın özgürlükten yola çıkan rüyaları, hem Doğu’da, hem Batı’da büyük bir karabasana dönüştüğünü, artık bütün ülkeler görüyor. Dünya iflastan kurtuluşu yolunu Roma’da değil, Kudüs’te arıyor. Değişmekten korkmayan, Büyük Bilge Roger Garaudy, “Çöküşün Öncüsü ABD” kitabında, Moskova’dan sonra Whashington’un çökmesiyle, Batı’dan Doğu’ya kayan “Yeni Dünya Başşehiri”ne, Yirmibirinci yüzyılda izlemesi gereken bir yol haritası önerir.

*

Whashington’nun, Moskova’nın çözümleri, çözümsüz sorunlar olmaya devam ediyorlar.

*

Yirmibirinci yüzyılda bütün yollar, artık Roma’ya değil, Kutlu Şehir Kudüs’e çıkıyor.

*

Atina’nın bulandırdığı suyu arıtma görevi, zamanla yaşıt Mekke’ye, düşüyor.

9 Haziran 2023, 01:11

Üsküdar Üniversitesin " GÖNÜLLÜLÜKTE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK" panelinde Bilge Kadın HALİDE İNCEKARA ve Prof.Dr

Üsküdar Üniversitesin " GÖNÜLLÜLÜKTE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK" panelinde Bilge Kadın HALİDE İNCEKARA ve Prof.Dr. İSMAİL BARIŞ ile "Sınırsız Gönülsüz Doğrusal Ekonomi"ye karşı, "Sürdürülebilir Gönüllü Döngüsel Ekonomi"yi enine boyuna ele aldık.Çalıştay Koordinatörü Dr.Fatma Turan, sınırsız kare dünyada sürdürülebilir gönüllüğün önemini vurgulayan bir açılış konuşması yaptı.Değerli Gazeteci Yazar Hülya Günay,yorulma bilmez çalışmasıyla en büyük katkıda bulundu.

9 Haziran 2023, 11:33

İNSANLIĞIN BİLGİ VE BİLGELİK BİRİKİMİNE KATKIDA BULUNANLARIN DEFTERLERİ KIYAMET'E KADAR KAPANMAZ

Dünyada ülkelerin ekonomik ve kültürel ağırlıklarını, yüzyıllar içinde oluşan bilgi ve bilgelik birikiminden yararlanmada gösterdikleri başarıları belirler. İster Doğu’da, ister Batı’da olsun her ülkenin, üretim ve yönetim gücü, dünyanın düşünce ve eylem birikimine yaptığı katkılara dayanır. Doğumdan ölüme ömrün bütün aşamalarında, öğrenmesini öğrenmeyi kurumsallaştırarak süreklilik kazandıranlar, üretimde güçlerini artırırken, yönetimde yeteneklerini geliştirirler.

*

Dünyanın her yanında bir insanın olduğu yerde üretim, üç insanın bulunduğu yerde yönetim sorunları olur. Bunun için bütün ülkelerde insanlar, yaşları, işleri ne olursa olsun, üretimi zenginleştiren temel ilkeleri, yönetimi geliştiren kuralları öğrenme ve öğretme sorumluluğu taşırlar. Ülkelerin öğrenmesini öğrenmeyi evlerden okullara, okullardan işyerlerine taşımaları, hem yerel, hem küresel boyutlarda, bütün dünyayı dönüştürüyor.

*

Bilişim dünyasındaki gelişmeler, ülkelerin ekonomik, siyasal, kültürel yapılarında çalkantılara yol açtığından, üretim ve yönetim sorunları, bütün dünyanın gündeminde önemli yer tutuyor. Lester Thurow başta olmak üzere, dünyanın önde gelen ekonomistlerinin vurguladığı gibi, üretim bilgisi ve yönetim bilgeliği, ülkeleri dünya sıralamalarında liste başlarına taşıyor. Bu yüzden ülkeler, dünyanın yenilik akademisi, “Silikon Vadisi”indeki gelişmeleri çok yakından izliyorlar.

*

Dünyanın bütün üniversiteleri, insanlığın ortak üretim ve yönetim birikiminden hem yararlanmaya ve katkıda bulunmaya çalışıyorlar. Üniversiteler öğrenmeyi ve öğretmeyi hızlandırmak ve yaygınlaştırmak amacıyla, kapılarını toplumun bütün kesimlerine açıyorlar. Artık değerlendirme ve finans kuruluşları, ülkelerin dünyadaki yerlerini belirlerken, görünen düşünce ve eylem zenginlikleri yanında, görünmeyen bilgi ve bilgelik zenginliklerine de bakıyorlar.

*

İnsanların ellerinde sınır tanıyan zenginliklerin, kafalarında sınır tanımayan zenginliklerinin, bir izdüşümü olduğundan, bütün ülkelerde ömür boyu öğrenmeye büyük yatırımlar yapılıyor. Bilişim, iletim, etkileşim dünyasında gelişmeler, bütün evleri bir yandan okullara, bir yandan işyerlerine dönüştürüyor. Üretim yöntemlerini, yönetim yeteneklerini, yeni gelişmeler doğrultusunda, sürekli yeniden yapılandıranlar, güçlerini küçülterek büyütüyorlar.

*

Üretim ve yönetim dünyasında, bilenlerle yapanlar çoğu zaman aynı insanlardan oluşmazlar. Bu yüzden yapanlarla bilenler arasında, aşılması zaman alan uzun yollar olur. Yeni üretim ve yönetim dünyasında bilenler, bildiklerini uygulamaya dönüştürürler, bilmeyenler uygulamaya dönüştürmeyi öğretirler. Bu yüzden kuruluşlarda, mavi ve beyaz yakalılar yanında, danışmanlardan oluşan sarı yakalılar, yöneticilerin yanında iş başında öğretme görevi yükleniyorlar.

*

Üretmesini ve yönetmesini öğrenmede, evler hem okullara, hem işyerlerine dönüşüyorlar.

*

Üretim güçlerini büyütmesini bilenler, yönetim yeteneklerini geliştirmesini biliyorlar.

*

Köklü gelişmelere bilgi yüklü bilginlerle, bilgelik yüklü bilgeler öncülük yapıyorlar.

10 Haziran 2023, 11:59

UZUN DÖNEMLİ YATIRIM YAPANLAR ER YA DA GEÇ ÖDÜLLERİNİ ALIRLAR

Ülkelerde geleceğe yapılan yatırımlar, kimin tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, ülkelerin üretim ve yönetim yapılarında, dönüştürücü işlevler yüklenirler. Dünyanın her yanında, ülkelerin gelecek yıllardaki başarıları, geçmiş yıllarda yaptıkları yatırımlardan kaynaklanır. Yerel pazarların küresel pazarlara, tek ortaklı yerel kuruluşların, çok ortaklı küresel kuruluşlara dönüştüğü dünyada, kuruluşlar yatırımlarla geleceklerini güvence altına alırlar.

*

Kuruluşların üretim güçlerini büyütmelerinde, yönetim yeteneklerini geliştirmelerinde, üretim süreçlerinde yer alan makinalara yapılan yatırımlar kadar, yönetim süreçlerinde yer alan insanlara yapılanlar da büyük önem taşırlar. Kuruluşlarda çalışan beyaz, mavi, sarı yakalıların, bilgi düzeyleri ne kadar zenginleştirilirse, kuruluşların üretim güçleri de o kadar geliştirilir. Kuruluşları makinalardan önce, makinaları çalıştıranlar, makinalardan yararlananlar dönüştürürler.

*

Kuruluşlarda yatırımlar üretimin paylaşımcılığına, yönetimin katılımcılığına, yeni açılımlar kazandırırlar. Kuruluşların yatırımlarıyla, üretimin ve yönetimin hızlandıran ve çoğaltan etkileri, halka halka genişleyerek, dünyanın her ülkesinde olumlu gelişmelere yol açarlar. Bu yüzden bütün insanlığın yararına olan, güzel ürünler, güzel hizmetler, güzel bilgiler üreten küresel kuruluşların, yalnızca ülkelerine değil, dünyanın bütün ülkelerine katkıları olur.

*

Kuruluşlar yatırımlarla artırdıkları üretimleriyle, yerel ve küresel olumlu etkileri yanında, çevrede ve toplumun bütün kesimlerinde, olumsuz etkilere de yol açarlar. Nobel ödüllü İktisatçı Gunnar Myrdal, Asya ülkelerinin gelişme sorunlarını ele aldığı, pek çok dile çevrilen “Asian Drama” kitabında, ülkelerde hem yönetenlerin, hem yönetilenlerin yatırımların olumlu etkilerini çoğaltma, olumsuz etkilerini azaltma yolunda, yüklendikleri sorumlulukları ele alır.

*

Kuruluşların yatırımlardan beklenen yararları sağlamalarında, yatırımların çevre başta olmak üzere, bütün dünyadaki üreticilere ve tüketicilere etkilerinin yanında, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimine katkılarının araştırılması, bütün ülkelerin karşı karşıya olduğu sorunlar arasında yer alır. Bütün kuruluşlarda yatırımlar değişik aşamalardan geçerek olgunlaşır, ayrıntılı araştırmalara dayanmadan yapılan yatırımlar, toplumun bütün kesimlerine büyük bedeller ödetirler.

*

Ülkelerde yatırımlar ister yerel, ister küresel olsun, çok boyutlu etkileri arasında, kuruluşlara kazandırdıklarıyla birlikte, ülkeye kazandırdıkları da araştırılır. Yatırımlar her dönemde üretimin ve yönetimin, en canlı, en etkili, en dönüştürcü gücünü oluştururlar. Yatırımlar olmadan üretim güçlü, yönetim etkili olmaz. Bütün ülkelerle hem yönetenler hem yönetilenler yatırımların olumlu etkileri yanında ,olumsuz etkilerini hesaba katma sorumluluğu taşırlar.

*

Yatırımlarda bilgi ağaç, bilgelik meyva işlevi görür, bilgisiz bahçe, meyvasız ağaç yosullaşır.

*

Güzel insanlar, güzel ürünler üretirler, yatırımları güzelce yaparlar, güzel ödüller alırlar.

*

Başarılı kuruluşların ürünleri değişir, ancak üretim ve yönetim değerleri değişmez.

11 Haziran 2023, 12:38

GELECEĞİN BİLİNMEYEN KAPILARI BİLGİSAYARLARLA DEĞİL BİLGELERLE AÇILIR

Bu yazı daha önce 07.06.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

Yıldan yıla çok boyutlu etkilerini artıran kare dünyada yaşayanlar, geçmiş yüzyıllardan ne kadar yararlanırlarsa, dünü, bugünü, yarını yapısında taşıyan geleceği, o kadar derinden kavrarlar. Dünyanın her yanında,yaşananlarla yaşanılması gerekenler arasındaki farklılıkları gidermede, dünyaya birbirlerini etkiliyen, birbirlerinden etkilenen, bir bütün olarak gören bilgelere, büyük sorumluluklar düşüyor. Onlar bilinç kazandırdıklarını unuturlar, bilinç kazandıranları unutmazlar.

*

Yeryüzünün derinliklerinden, gökyüzünün sonsuzluklarından gelen çağrılar, iki dünyada kurtuluşa ermek isteyen bütün insanları, köklü düşünmeye, güzel görmeye, doğru yapmaya çağırıyor. Bütün zenginlikleriyle hayatın, özü ve özeti olan insanlara sunulan dünya, kaynakları değerlendirmede, yapılan iyilikleri ödülsüz, yol açılan kötülükleri cezasız bırakmıyor. Her günü son gün olarak görenler iyimserlikleri, görmeyenler kötümserlikleri büyütüyorlar.

*

İnsanların üretim ve yönetim dünyasında, yasamasıyla, yargısıyla, yürütmesiyle üç y’de güçler ayrılığı, doğal dünyanın üç y’sinde ise, güçler birliği çok büyük önem taşır. Gökyüzüyle yeryüzünün elele verdiği, birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma içinde olduğu, doğal alanda yasalar tartışılmaz, yasalara karşı çıkılmaz. Yasaları benimseyenler aydınlığa, benimsemeyenler karanlığa doğru yol alırlar. Doğanın yasalarına isyan edilmez, meydan okunmaz, savaş açılmaz.

*

Dünyanın ister Batı’sında, ister Doğu’sunda yer alsınlar, Kutsal Kitap’lardan beslenen bilgiden ve bilgelikten uzaklaşan ülkeler, demokratik de olsalar, otokratikleşmekten kurtulamazlar. Siyasal İktisatçı Mancur Olson’nın kitaplarında, yöneten azınlıkların nasıl servetlerine servet kattıklarını, üretimdeki ve yönetimdeki ayrıcalıklarından nasıl yararlandıklarını ayrıntılı olarak anlatır. Üç y’yi bir elde toplamaya çalışanlar, akıl almaz bir kibire, gurura, bencilliğe kapılırlar.

*

Ülkelerin güç körlüğüne düşen yönetimleri, insanlığın ortak bilgi ve bilgelik kaynaklarını kuruturlar. Onlar üretimdeki ve yönetimdeki, görmedikleri ya da görmek istemedikleri haksızlıkları ve yolsuzları, içeride ve dışarıda kimsenin görmediğini düşünürler. Onların yönetiminde fiyatlar hızla artarken, gelir dengesizlikleri dayanılmaz boyutlara ulaşır, her alanda yıkıcı kıtlıklar yaşanır. Pazarlarda alınılan ve satılan her üründen alınan vergiler katlanarak artar.

*

Kare dünyadaki gelişmeler, yönetimlerdeki gizlilik perdelerinin aralanması, yalnızca kapalılığa dayanan otokratik değil, açıklığı savunan demokratik yönetimlerin de ezberlerini bozuyor. Bütün insanlığın birikimiyle, sürekli zenginleşen küresel bilgi, durmadan derinleşen küresel bilgelik, kapalı kapılar arkasında karar alan yöneticilerin uykularını kaçırıyor. Bütün alanlarda, köklü dönüşümlere yol açan değişim rüzgarları, yöneticileri sözlerinin erleri olmaya zorluyor.

*

Allah herkesi görür, her şeyi bilir diyenler, yönlerini şaşırmazlar, yollarını kaybetmezler.

*

Bilişimde karşı konulmaz gelişmeler karşısında, gizliliğin perdeleri bir bir aralanıyor.

*

Sorunları doğal hayatın yasalarını, bütün yasaların üstünde tutanlar çözerler.

12 Haziran 2023, 12:21

"ZAMAN BU,ONA NE KILINÇ KINI DAYANIR,NE MEŞHUR KALERİ SULTANLARIN" DİYOR SEZAİ KARAKOÇ'UN ÇEVİRİSİYLE SALİH BİN ŞERİF.SIFIR NOKTASI KABE

OLAN ZAMANIN YÜZÜ DEĞİŞİR,ÖZÜ DEĞİŞMEZ. Teşekkürler Sevgili Doç.Dr. HİKMET ATAN.

12 Haziran 2023, 12:26

ZOR ZAMANLARDA YÖNETİMLER SEÇİMLE EKONOMİLER ÜRETİMLE AYAKTA KALIRLAR

Kare dünyanın bütün ülkelerinde, yönetenlerin ve yönetilenlerin sorumluluklarının başında, üretimin ve yönetimin kurumlarını ve kurallarını sürekli geliştirmek gelir. Yönetimde yönetenler yönetilenlerle, ekonomide üreticiler tüketicilerle güçlerini korurlar. Seçmensiz seçilenlere, tüketicisiz üreticilere yer olmayan dünyada, yönetimler ne kadar katılımcı, üretimler ne kadar paylaşımcı olurlarsa, iletişimi ve ulaşımı hızlandıran kare dünyaya, o kadar ayak kolay uydururlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, çığır açıcı yenilik rüzgarları, azınlığın tavanlarından daha çok, çoğunluğun tabanlarında eserler. Ülkelerin çoğunluğunu oluşturan tabanlarının üretim güçlerinin büyüklüğü, azınlığı oluşturan tavanlarının yönetim değerlerine katlanarak yansır. Ülkelerde tabanların güçleri üretimlerinden, tavanların güçleri yönetimlerinden kaynaklanır.Tabanlarda tüketenler, tavanlarda yönetilenler alınan kararlarda, son sözleri söylerler.

*

Ülkelerin üretimlerinde tüketicilerin, yönetimlerin seçicilerin kararlara katılmaları, her zaman büyük önem taşır. Onların görüşlerine değer verilmesi, eleştirilerine kulak asılması, isteklerine öncelik verilmesi, başarılı yönetimlerin, güçlü üretimlerin olmazsa olamazlarını oluştururlar. Bütün ülkelerin birbirleriyle, hiçbir dönemde olmadığı kadar, ekonomik ve kültürel alışveriş içinde olmaları, üretim gücünün ve yönetim yeteneğinin önemini kat kat artırıyor.

*

Ülkelerde üreticiler ve yöneticiler, üretimde olumsuz etkileri azaltarak, olumlu etkileri çoğaltarak, uzun dönemde ayakta kalırlar. Onlar Nobel ödüllü İktisatçılar Abhijit V.Banerjee’nin ve Esther Duflo’nun “Zor Zamanlarda İyi Ekonomi” kitaplarının son sözlerinde, hem üreticiler, hem tüketiciler olarak, bütün insanları “Sağduyu”lu davranmaya çağırırlar. Kimseye haksızlık yapmadan, herkesin ihtiyaçlarını karşılayan, üreticileri ve yöneticileri bütün ülkeler özlemle bekliyorlar.

*

Dünyada üreticiler tüketicilerle, seçilenler seçenlerle canlılıklarını korurlar. Bu yüzden üreticiler tüketicilerin, seçilenler seçenlerin sağduyulu sorunlarına, sağduyulu çözümler bulurlarsa, toplumun bütün kesimlerinin üretim güçlerini büyütürler. Üreticiler tüketicilerin, seçilenler seçenlerin destekleriyle ayakta kalırlar. Ancak üretim sorunların çözümleri, yalnızca üreticilere ve tüketicilere, yönetim sorunlarının çözümleri yalnızca seçilenlere ve seçenlere bırakılmaz.

*

Dünyanın her ülkesinde, üretim ve yönetim alanlarında, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde büyük bir canlılık gözlenir. Toplumların tavanlarıyla tabanları arasında, kusursuz bir uyum ve kalıcı bir denge sağlanırsa, üretimin ve yönetimin bütün alanlarında, önemli artışlar gözlenir. Üretimde ve yönetimde kalıcı başarılar, uzun dönemli ürünler ve hizmetler, kötümserlik bulutlarını iyimserlik bulutlarına, dönüştürmesini bilenler tarafından gerçekleştirilir.

*

Üretimde ve yönetimde sorunları hem akıl, hem gönül gözüyle bakmasını bilenler çözerler.

*

Ülkelerde üreten akıllar olmasını bilmeyenler, yöneten gönüller olmasını başaramazlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, insanlara eşit olarak verilen sağduyu, doğru yolu bulur.

13 Haziran 2023, 12:43

ORTAKLIK YAPANLAR HEM KAZANIRLAR HEM KAZANDIRIRLAR

Üretmenin çoşkusunu duyanlar, birlikte üretmesini, ürettiklerini paylaşmasını severler. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, ekonomik kazançlardan önce kültürel kazançlara ağırlık verilir. Onlar üretenleriyle, tüketenleriyle kazançlarının büyümesinden daha çok, yerel ve küresel pazarlarda, paylarının büyümesine bakarlar. Onların dönüştürücü güçleri sürekli gelilşen ürünleriyle, ihtiyaçlarını karşıladıkları insanların çokluğundan kaynaklanır.

*

Yirmibirinci yüzyılın başında, ürettikleri değerleri üreticileriyle ve tüketicileriyle paylaşmada, ortaklıklık yapmasını başaranlar, üretim yöntemlerine ve yönetim yeteneklerine bilinmeyen yaklaşımlar, görülmeyen açılımlar kazandırırlar. Onlar Silikon Vadisi’nin yardımlaşmasını ve dayanışmasını bilen, risk almaktan kaçınmayan kuruluşları gibi, bütün ülkelerde üretim ve yönetim ezberlerini bozarak, köklü dönüşümlere öncülük yapıyorlar.

*

Yıldan yıla yenileyici etkilerini artıran kare dünyanın kuruluşları, paylaşımcı üretime, katılımcı yönetime katkılarıyla,geceleri gündüzlere dönüştürerek bütün ülkeleri etkiliyorlar. Onlar üretimde ağırlığın, Batı ülkelerinden Doğu ülkelerine kaydığı bir dönemde, dünyanın bütün kuruluşları tarafından benimsenilen, ortaklık yöntemleri geliştirerek, bilinmeyen dünyaların kapılarını açıyorlar. Ve ülkelere yenilenmeyenlerin, yenileceklerini gösteriyorlar.

*

Üreticilerle tüketicilerin arasındaki iletişimin etkileşime, etkileşimin iletişime yeni güçler kazandırdığı kuruluşlar yüzyılında, düşünceler eylemlere, eylemler düşüncelere yansıtılarak, üreticilere ve tüketicilere yeni alanlar açılıyor. Yerel kuruluşlarla, küresel kuruluşların birbirleriyle işbirliklerinin artması, üreticilerin olduğu kadar tüketicilerin kazançlarında, ortak alanları büyüyor. Üreticiler bir kazanırken, tükeciler iki kazanıyor, kazandıranlar kazanıyorlar.

*

Bilgi toplumlarının bilgelik toplumlarına, dönüşme sürecine girmesiyle, üretimde ve yönetimde ülkeler kuruluşların, kuruluşlar ülkelerin güvenceleri oluyorlar. Yerel ve küresel üreticilerin sağladıkları desteklerle, kuruluşlarının üretim güçleri büyüten ülkeler, ülkelerarası ilişkilerde ağırlıkları büyütüyorlar. Kuruluşlar ülkelerin yeraltındaki, yerüstündeki kaynaklarını ürünlere dönüştürerek, yalnızca ülkelerine değil, bütün ülkelere katkıda bulunuyorlar.

*

Afrika, Asya, Avrupa ülkelerinde savaşların birbirlerini izlediği, bir ülkedeki savaşın bütün ülkeleri etkilediği bir dönem yaşanıyor.Bu yüzden kuruluşların ürettikleri ürünlerle, insanların hayatlarını kolaylaştırmada yarışmaları, bütün ülkelerde destekleniyor. Onlar pazarlarda birbirleriyle giderleri azaltmada, gelirleri artırmada, çevreyi korumada, yerel ve küresel pazarlarda yarışıyorlar. Silahlarla cephelerde kazanılmayanlar, kuruluşlarla pazarlarda kazanılıyor.

*

Yönetenler yolsuzlukları,üretenler haksızlıkları önleyerek, çözülmeyen sorunlar çözerler.

*

Ülkelerde sorunlar,üretim güçsüzlüğünden, yönetim yeteneksizliğinden kaynaklanır.

*

Kuruluşlarda elbirliği yapılarak,aşılmayacak dağlar aşılır,açılmayacak kapılar açılır.

14 Haziran 2023, 11:43

YÖNETİCİ AKILLA GİRİŞİMCİ GÖNÜLLE BAKAR

Bu yazı daha önce 05.07.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Kuruluşlar dünya pazarlarında yarışma üstünlüğünü, ürünleri, hizmetleri ve bilgileri doğru üreterek değil, doğru ürünleri, doğru hizmetleri ve doğru bilgileri üreterek kazanırlar. Her kuruluş ne kadar yerel pazarlardan, küresel pazarlara açılırsa, eksiksiz üretim ve eksiksiz yönetim yolunda, o kadar uzun mesafe alır. Değişik alanlarda üretim yapan kuruluşların, dünya pazarlarında kendilerine geniş yer açmaları, Yunus gibi kırk yıl dergaha, doğru odun taşımalarına bağlıdır.

*

Kuruluşlarda öncüler her alanda, eksikliklerin üstesinden gelmek için, akıllarıyla düşünmek gönülleriyle uygulamak zorundadırlar. Anadolu’nun şiirini yakalayan, Arif Nihat Asya’nın dizelerinde dile getirdiği gibi, öncülerin görmesini öğrenmeleri gereken, “İki büyük manzara var”dır. Öncüler göz kapaklarını açarlarsa,”rengi,biçimi”,kaparlarsa “iç” dünyalarının kıyısız denizlerini görürler. Kuruluşlarda akılların nehirleri, gönüllerin denizlerinde toplanır.

*

Akıl bilgiyle yoğurulur,rakamlara dayanır,gönül bilgelikle yoğurulur,sezgilere dayanır.Bunun için kuruluşların bütün kademelerinde, gönülsüz akıl etkisizliğin, akılsız gönül güçsüzlüğün önüne geçemez. Kuruluşlarda akıl yöneticilere, gönül girişimciler ışık tutar.Bir kuruluşta her girişimci, aynı zamanda bir yöneticidir.Ancak her kuruluşta, her yönetici aynı zamanda, bir girişimci değildir. Bütün kuruluşlarda bütün girişimciler,akıllarıyla düşünürler, gönülleriyle uygularlar.

*

Dünyanın her ülkesindeki ekonomik,siyasal ve kültürel kuruluşlarda, değişim rüzgarları estirenler, birlikte çalıştıkları insanları peşlerinden sürükleyenler, yöneticiler değil, girişimcilerdir. Girişimcilerin pazarlarında, buluşlar alınır buluşlar satılır. Girişimciler rüyalarını gördükleri buluşları gerçekleştirirler, gerçekleştirecekleri buluşların rüyalarını görürler. Onlar buluşlaryla toplumların ekonomik yapılarında ve kültürel dokularında, köklü gelişmelere yol açarlar.

*

Girişimciler buluşlarında önemli olan, ekonomik kazançlardan önce kültürel kazançlardır. Onlar için insanların hayatını kolaylaştırmak, her zaman kazanç sağlamaktan önce gelir. Hangi alanda olursa olsun, insanların hayatını kolaylaştırmayan buluşlar kalıcı olmaz.Gişimcilerin çevrelerinde oluşan çekim alanlarında, insanlar buluşlarını ekonomiye kazandıracak, kaynak bulmakta güçlük çekmez.Onların pazarlarında her gün yeniden doğulur.

*

Dünyada girişimcilik sermaye sahibi olanlardan önce, buluş sahibi olanların işidir.

*

Girişimci Kıyamet kopuyor olsa da, buluşunu ekonomiye kazandırmaya çalışır.

*

Girişimciler güzel buluşları, güzel zamanlarda, güzel yerlerde ararlar.

14 Haziran 2023, 11:52

İngilizlerin Londra'ya çekildikleri gibi, Ruslar da Moskova'ya çekilecekler .Kırım,…

İngilizlerin Londra'ya çekildikleri gibi, Ruslar da Moskova'ya çekilecekler .Kırım, Tataristan,Başkurdistan,Dağıstan, Çeçenistan Yakutistan BM'lerin yeni üyeleri olacaklar. Teşekkürler Sevgili HÜSAMETTİN İNANÇ Hocam.Sizden bu konuda kitap bekliyoruz. Ertuğrul'un adının hakkını vermesini diliyoruz.

15 Haziran 2023, 12:13

BAŞARILI GİRİŞİMCİLERİ ETKİLİ KILAN YEDİ İLKE

Bu yazı daha önce 06.07.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ülkelerin birbirlerine kapı komşuları oldukları düz kare dünyada, bütün girişimcilerin dünya pazarlarındaki başarıları, ürünlerinin kalitelerini artırmak, maliyetlerini düşürmek için, bir girişimciyle pazar olmaz yaklaşımıyla, birbirleriyle yapıcı bir yarışa girmelerine bağlıdır. Dünyada “İlke Merkezli Liderlik” anlayışının öncüsü, Stephan Covay’ın “Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” kitabında, ele alarak tartıştığı alışkanlıklar, dünyanın her ülkesindeki girişimciler için de geçerlidir.

*

1. “Proaktif olmak”. Hayatı yaşanır kılmasından, girişimcilerle birlikte toplumun bütün kesimleri sorumludur. Toplumların üretim güçlerine yeni açılımları, edilgen pasif değil, aktif eylemci insanlar kazandırır.

*

2. “Sonunu düşünerek işe başlamak”. Girişimciler ölürler,buluşları,ürünleri, kuruluşları kalır. Bütün girişimciler buluşlarının, üretimlerinin olumlu ve olumsuz etkilerini düşünmek zorundadır.

*

3. “Önemli olan işlere öncelik vermek”. Girişimcilerin başarısında gerekli olanlarla, yeterli olanların birbirinden ayrılması, önemli bir yer tutar. Bu yüzden girişimciler öncelikleri açık olarak belirleyerek kayıpları azaltır.

*

4. “Kazan kazan diye düşünmek”. Girişimcilerin birbirlerinin girdilerinden ve çıktılarından, yararlanmak zorunda oldukları, ekonomik ve kültürel dünyada, yalnızca ben kazanırım diyenler, ayakta kalamaz.Girişimcilikte kazandıran kazanır.

*

5. “Önce anlamaya sonra anlaşılmaya çalışmak”. Dinlemesini bilmeyenler, dinletmesi başaramaz.Hayatın her alanında başarının sırrı, eksiksiz iletişimde gizlidir.Kusursuz iletişim olmadığı yerde, kusursuz üretim ve yönetim olmaz.

*

6. “Sinerji doğurmak”. Sinerji birlikte düşünmenin, birlikte bulmanın, birlikte üretmenin doğurduğu güçtür. Üç kişinin birlikte ürettikleri değer, her birinin tek tek ürettiklerinin toplamından, her zaman daha büyüktür.

*

7. “Baltayı sürekli bilemek”. Girişimciler her alanda sürekli kendilerini yenilemezlerse, dünyadaki yeniliklere uyum sağlayamazlar. Ekonomide ve kültürde sürekli yenilenenler, yeniliklerin öncüleri olur.

*

Girişimciler beraber çalıştıkları insanların, gönüllerinde yatan aslanları uyandırarak, birlikte geliştirdikleri yeni ürünlerle, yeni hizmetlerle, yeni bilgilerle, yalnızca bulundukları ülkeye değil, bütün ülkelere büyük katkılarda bulunurlar. Onlar buluşlarda neyin, neden önemli olduğunu, yıllar öncesinden sezen öngörüleriyle, hayatın akışını etkilerek, gişimcilik kültürünü zenginleştirler. Onların en büyük sermayeleri döktükleri akıl ve gönül terleridir.

*

Girişimci insanlar etkili insanların, özelliklerinden daha fazlasını taşırlar.

*

Her gün yeniden doğmasını bilen, insanlar girişimci olurlar.

*

Girişimcilerin buluşlarından, bütün toplumlar yararlanır.

16 Haziran 2023, 11:26

ETİKSİZ EKONOMİ GÜÇSÜZ EKONOMİSİZ ETİK ETKİSİZ OLUR

Toplumlarda ekonomik, siyasal ve kültürel hayatı zenginleştirenler, bütün alanlarda herşeyi bilen insanlardan daha çok, başka alanlarla bağlarını koparmadan, bir alanda herşeyi bilmeye çalışanlardır. Dünyanın bütün ülkelerinde insanlar,sözleriyle olduğu kadar, yaptıklarıyla da değerlendirilirler. Ulaşılmayan bilgilerin olmadığı, düz kare dünyada, insanların birbirlerine söylediklerini yapmaları, yaptıklarını söylemeleri, etik bir sorumluluktur, etik bir zorunluluktur.

*

Hayatın her alanında söylediklerini yapan, yaptıklarını söyleyen girişimcilerin, sayılarının çoğalması, dünyanın ekonomik yapısıyla birlikte, kültürel dokusunu da dönüştürmektedir. Dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, girişimcilerin etik değerleri, ürettikleri ürünlere, hizmetlere ve bilgilere yansımaktadır. Avrupa’da Rönesans döneminden beri, ekonomik değerlerin etik değerlerden bağımsız olduğu görüşü, Yirmi birinci yüzyılda benimsenir olmaktan çıkmıştır.

*

Dünyanın her ülkesinde etik değerlerin, ekonomik değerlerle iç içe oldukları, birbirinden bağımsız olmadıkları,bütün kesimler tarafından açıkca görülmektedir.Etiksiz ekonomi ve etiksiz kültür olmayacağını bilen, köklü ekonomiler ve köklü kültürler, geleceklerini güvence altına almak için, etik değerlere daha çok önem vermektedirler. Açıklık yüzyılında ekonomik değerlerden önce, etik değerlere dört elle sarılmayan kuruluşların, uzun ömürlü olmaları mümkün değildir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimcilerin başarıları, sınır tanımayan etik değerlerinden kaynaklanır. Bunun için Anadolu’nun, bin yıllık kültür ve ekonomi dünyasında, etik değerlerin kazancı en büyük olan, sermaye olduğu sürekli vurgulanmıştır. Etiksizlikler karşısında seslerini çıkarmayanların, etiksizliğe uğradıklarında yanlarında kimseyi bulamayacakları bilinir. Tarih boyunca toplumları yönlendirenlerin, değerlerden, taviz vermeyenlerin oldukları görülür.

*

Kazanç sağlamak için insanların aldatıldığı, insanları aldatmak için, binlerce yol ve yöntemin bulunduğu toplumlarda, ürünleriyle, hizmetleriyle dürüstlüğün simgesi olan insanlar ve kuruluşlar, yalnızca yoksullukların üstesinden gelmezler, dünya barışının da en güçlü güvenceleri olurlar. Bu yüzden toplumların bütün kesimleri, etik davranan insanların ve kuruluşların, en büyük destekçileri olurlar. Onların saygı gördüğü ve sevgiyle karşılandığı toplumlarda, hiçbir ürünün kıtlığı çekilmez.

*

Nasıl durmadan yüzmeyi anlatmakla, insanlar yüzmeyi öğrenemezlerse, sürekli değerlerden söz etmekle de, insanlara etik davranışlar öğretilmez.Dünyanın her yanında etik değerlere, ekonomik değerlerden daha çok önem veren insanlar ve kuruluşlar, insanların davranışlarını etkileyerek, hayatın bütün alanlarına yön veren, gelişmelere öncülük yaparlar. Kültürde ve ekonomide etik ilkelerin gücü, her yerde ve her zamanda uygulanabilirliklerinden kaynaklanır.

*

Erdemli toplumlarda etik ilkeler tartışılmaz,her alanda eksiksiz olarak uygulanır.

*

Etik ilkeleri çiğneyen toplumlar, hiçbir alanda kalıcı başarı kazanamazlar.

*

Kuruluşlar her yerde sermayesizlikten değil, etiksizlikten yıkılır.

17 Haziran 2023, 11:42

KURUMSALLAŞMASINI BİLENLER ÖMÜRLERİNİ UZATIRLAR

Dünyada tekülkeli yerellerden, çokülkeli küresellere kadar, küçük büyük bütün kuruluşlar, ülkelerin üretimlerinde ve yönetimlerinde, vazgeçilmez yer tutarlar. İbn Haldun’un devletleri canlılara benzetmesi, kuruluşlarda da geçerliğini korur. Kuruluşlar da canlılara benzerler, doğarlar, büyürler, ölürler.Doğal hayatta canlıların ömürleri uzatılmaz, kuruluşların uzatılır. Kuruluşlar yenilerek kurumsallaşırlar, kurumsallaşarak uzun ömürlü olurlar.

*

“Bilenler yaparlar, yapamayanlar öğretirler” ilkesine uymayan, hem yapanlardan, hem öğretenlerden olan Arie de Geus, “ Yaşayan Şirket” kitabında kurumsallaşan kuruluşların, dört ana özelliğinin çok önemli olduğunu vurgular. Onlar her şeyden önce ellerindeki kaynakları, üretim sürecini geliştirmede ve hızlandırmada değerlendirmesini bilirler. Ve üretim güçlerini büyütmede, dış kaynaklardan daha çok öz kaynaklara ağırlık verirler.

*

Üretim sürecinin bütün kademelerinde, doğru işleri, doğru zamanda, doğru yerde, doğru yapan yöneticilerin yer almaları, ikinci özelliklerini oluşturur. Dünün küçükleri, bugünün büyükleri olan kuruluşların, yukarıdan aşağıya bütün kademelerde çalışanlarıyla, yerel ve küresel pazarlardaki alıcılarıyla ve satıcılarıyla, aynı çatı altında buluştukları ve bütünleştikleri görülür. Onlar sürekli yenilenen esnek yapılarıyla, bütün kuruluşlara örnek olurlar.

*

Değerleri değersizlik, ilkeleri ilkesizlik olan kuruluşlar, kuşaktan kuşağa geçemezler. Dünyada izlenen kuruluşların, yukarıdan aşağıya çalışanları tarafından benimsenen, ülkelerin bütün kesimlerinde, saygı ve sevgi uyandıran değerleri, üçüncü özellikleri olarak bilinir. Savundukları değerlerin aynaları olan, kriz dönemlerinde değerlerine gönülden bağlanan kuruluşlar, yalnızca çalışanlarını değil, ortakları olarak gördükleri müşterilerini de yanlarında bulurlar.

*

Kuşaktan kuşağa geçen, yüzyıllarca yaşayan kuruluşların dördüncü olan, ancak sonda olmayan, yapılanmada hiyerarşiden ve bürokrasiden uzak özellikleri gelir. Onlar tekkişi değil, insan kaynakları, üretim, pazarlama, finansman, gibi bütün işlevlere özerk alanlar açan çokkişi yönetime önem verirler. Onların yapılanmalarında yardımlaşmanın, dayanışmanın, paylaşmanın özendirilmesi kuruluşun değerlerini güçlendirirken, kültürünü de zenginleştirir.

*

Kuruluşların kurumsallaşarak ömürlerini uzatma sürecinde, birbirleriyle kıran kırana yarışmaları değil, kendi içlerinde işbirliği, elbirliği, güçbirliği yaparak yarışmaları, bütün özelliklerinin başında gelir. Onların çevreye zarar vermeden, kimsenin yaşama düzeyini düşürmeden, gelirleri artırmada, giderleri azaltmada yarışmaları, hem yerel, hem küresel düzeyde olumlu katkılarda bulunur. Onlar halka halka genişleyen etkileriyle, bütün kuruluşları dönüştürürler.

*

Üretim ve yönetim sorunlarını çözenler, yaşanan dünyayı güzelleştirmesini de bilirler.

*

Üretmeden tüketenlere vadiler dolusu altın olsa, yetmez kısa zamanda tükenir.

*

En iyi yönetim en az yönetimle, en iyi üretim en çok üretimle sağlanır.

18 Haziran 2023, 11:43

ÜLKELER "HALKSIZ DEMOKRASİLER" VE "SEÇİLEN KRALLAR" İSTEMİYOR

Dünya barışının mimarları, Maurice Duverger'in "Halksız Demokrasiler"in 'Seçilen Krallar'ı değil, insanlığın 'Seçilen Edebiyatçılar'ı olacaktır. Edebiyatçı yazması gerekeni yazmaktan kaçınmaz. Çünkü, edebiyat hayattır, hayat edebiyattır. Bu yüzden, edebiyatçı çağının düşünce ve eyleminden sorumludur. Edebiyata yansıyan, hayata yansır. Hayatın ağacını yetiştirmeden, edebiyatın meyvası yenilmez.

*

Edebiyatı sevenler hayatın içinde olurlar, hayatın içinde olanlar edebiyatı severler. Bunun için, düşünceyi eylemden, eylemi düşünceden ayırmayan, Fethi Gemuhluoğlu, 'edebiyata dost olmayan, insana dost olmaz' derdi. İnsanın kirlenen ruhu edebiyatla yıkanır, kararan gönlü edebiyatla temizlenir. Yirmibirinci yüzyılı yaşanır kılmada, beyin yıkamak değil, ruh yıkamak önemlidir.

*

Rasim Özdenören'in, Ruhun Malzemeleri kitabında anlattığı gibi, ruh ruhun edebiyatıyla yıkanır. İnsanlara Ademoğulları oldukları, herkesin temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu, kimsenin kimseden üstün olmadığı, edebiyatla anlatılır. Her ülkeyi savaş bulutlarının sardığı bir dünyada, edebiyat ustalarının eserleri, kutup yıldızlarına benzerler, din, dil, ırk ve renk ayrımı gözetmeden herkese yol gösterirler.

*

Eserleriyle edebiyatı edebiyat yapanlar, edebiyatı medeniyet için bilenlerdir. Medeniyetin görünen yüzü olan hayat, edebiyatın düşünen aklı, seven gönlüdür. Hayat edebiyatla zenginleşir, düşünce edebiyatın babasıysa, eylem anasıdır. Hayatın her alanında düşünce eyleme, eylem düşünceye edebiyatla dönüşür. Barışa giden yolda, dünyanın politikacılardan önce edebiyatçılara ihtiyacı vardır.

*

Hayatı en yalın, en güzel ve en etkili biçimde edebiyatçılar anlatır. Edebiyatcılar özel alandan kamusal alana baktıkları gibi, kamusal alandan özel alana bakarlar ve toplumun bütününü görürler. Edebiyatçılar insanların eline, yeni dünyaların kapılarını açan gizemli anahtarlar verirler. Bir roman, bir öykü, bir şiir, bin dünyadır. Bir roman, bir öykü, bir şiir, bin dünyadır. Edebiyatla donananlar, değiştirmesini bildikleri kadar değişmesini de bilirler.

*

Ülkelerin ayakta kalmaları için, köprüler, havaalanları ve çok yıldızlı oteller gerekli, ancak yeterli değildir. Edebiyatlarını zenginleştirmeyen ülkeler, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatlarını zenginleştiremezler. Mesnevi'yi anlamayanlar, Süleymaniye'yi anlayamazlar. Mevlana gibi düşünmeden, Sinan gibi mimar olunmaz.Edebiyatları derin olanların, hayatları zengin olur. Yol edebiyatçıların yoludur.

*

Edebiyat hayatın gönlün derinliklerindeki yüzüdür.

*

Vakit geldi dünya oyunu edebiyata verecek. * * * Edebiyat Musa'nın sesi, İsa'nın nefesidir.

19 Haziran 2023, 12:35

KÜRESELLEŞEN KURULUŞLARDA İLKELER ÜLKELERDEN ÖNCE GELİRLER

Doğu’dan Batı’ya dünyadaki gelişmelere bakıldığında, ülkelerin üretim güçsüzlüğünün üstesinden gelmede, kamu kuruluşlarından daha çok özel kuruluşların başarılı oldukları görülür. Üretimde kamu kuruluşlarıyla, özel kuruluşlar arasında yarış olursa, yöneticiler tarafsızlıklarını korumada zorlanırlar. Bu yüzden İbn Haldun’dan beri, üretim gücünü artırmada, bilginler ve bilgeler, devletlerin üreten taraf değil, üretimi deneten taraf olmasını önerirler.

*

Ülkelerde özel kuruluşlar, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, üretimde kamu kuruluşlarıyla yarışta güçlük çekerler. Devletin yönettiği kuruluşlarda, üretimin ilkelerinden daha çok yönetimin ilkeleri öncelik kazanır. Üretim yarışında devletin kuruluşları, milletin kuruluşlarından önde başlamakla kalmazlar, kamu kaynaklarından sonuna kadar yararlanırlar. Her dönemde en büyük alıcı olan kamunun, satıcı olması fiyatların pazarlarda oluşmasını önler.

*

Fiyatların belirlenmesinin pazarlardan, kamuya kaydığı ülkelerde, üretim çalışmaları canlılıklarını yitirirken, değişik alanlarda haksız kazançlar artmaya başlar. Özel kuruluşlar ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, kamu kuruluşlarıyla yarışamazlar. Devletin hem üretici, hem tüketici olduğu ülkelerde, pazarın kuralları geçerliliklerini yitirirler. Sürekli yeniden yapılanan pazarlarda, kuruluşlar arasında yarışma olmazsa, üretimde büyüme, yönetimde gelişme olmaz.

*

Kuruluşlar harcamalarında, gelirleriyle giderleri arasında açıkları azaltmaya özen göstermezlerse, yıldan yıla borçlarını artırarak, uzun dönemde varlıklarını korumakta güçlük çekerler. Finansal kaynaklarını değerlendirirken, sorumluluklarını yerine getirmeyen kuruluşlar, çalışmalarına son vermek zorunda kalırlar. Sorumsuz harcamalarıyla gelirleri giderlerini karşılamayan ülkeler de bütçe açıklarını enflasyonla, toplumun bütün kesimlerine ödetirler.

*

Yetişkin insanlarının üretime ve yönetime katılmadığı ülkelerde, üretim güçleri gerilemeye, her alanda yokluklar ve kıtlıklar birbirini izlemeye başlar. Ülkeler ve kuruluşlar, ülke içindeki ve dışındaki, çok boyutlu gelişmelere uyum sağlamada, ne kadar başarılı olurlarsa, ekonomik büyümede, kültürel değerleri korumada o kadar başarılı olurlar. Üretimini ve yönetimini iyileştiren ülkelerin, bütün kuruluşları hiçbir zaman üretimsizliğin tuzağına düşmezler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, gelir ve gider açıklarının, pazarlardaki, üretimdeki, yönetimdeki aksamaların üstesinden, iç ve dış dünyadaki ana eğilimlere uyum sağlamasını bilenler yakından izleyenler gelirler. Hem ülkeler, hem kuruluşlar bir yandan iç, bir yandan dış gelişmelere uyum sağlamasını başarırlar. Onlar esmekte olan değişim rüzgarlarını önceden görerek, değişime direnmezler, değişimi değerlenmenin yollarını bulurlar.

*

Kuruluşlar yeni ürünler, yeni yöntemler geliştirmeden, üretim güçlerini koruyamazlar.

*

Değişme özürlü olanlar,değişim rüzgarları eserken, kapılarını kapatmaya çalışırlar.

*

Kare dünyada ufuklarla birlikte, ufukların da ötesini gören kuruluşlar izlenirler.

20 Haziran 2023, 12:21

KURULUŞLARDA İLKELER ÜLKELERDEN ÖNCE GELİRLER

Bu yazı daha önce 19.06.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

Doğu’dan Batı’ya dünyadaki gelişmelere bakıldığında, ülkelerin üretim güçsüzlüğünün üstesinden gelmede, kamu kuruluşlarından daha çok özel kuruluşların başarılı oldukları görülür. Üretimde kamu kuruluşlarıyla, özel kuruluşlar arasında yarış olursa, yöneticiler tarafsızlıklarını korumada zorlanırlar. Bu yüzden İbn Haldun’dan beri, üretim gücünü artırmada, bilginler ve bilgeler, devletlerin üreten taraf değil, üretimi deneten taraf olmasını önerirler.

*

Ülkelerde özel kuruluşlar, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, üretimde kamu kuruluşlarıyla yarışta güçlük çekerler. Devletin yönettiği kuruluşlarda, üretimin ilkelerinden daha çok yönetimin ilkeleri öncelik kazanır. Üretim yarışında devletin kuruluşları, milletin kuruluşlarından önde başlamakla kalmazlar, kamu kaynaklarından sonuna kadar yararlanırlar. Her dönemde en büyük alıcı olan kamunun, satıcı olması fiyatların pazarlarda oluşmasını önler.

*

Fiyatların belirlenmesinin pazarlardan, kamuya kaydığı ülkelerde, üretim çalışmaları canlılıklarını yitirirken, değişik alanlarda haksız kazançlar artmaya başlar. Özel kuruluşlar ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, kamu kuruluşlarıyla yarışamazlar. Devletin hem üretici, hem tüketici olduğu ülkelerde, pazarın kuralları geçerliliklerini yitirirler. Sürekli yeniden yapılanan pazarlarda, kuruluşlar arasında yarışma olmazsa, üretimde büyüme, yönetimde gelişme olmaz.

*

Kuruluşlar harcamalarında, gelirleriyle giderleri arasında açıkları azaltmaya özen göstermezlerse, yıldan yıla borçlarını artırarak, uzun dönemde varlıklarını korumakta güçlük çekerler. Finansal kaynaklarını değerlendirirken, sorumluluklarını yerine getirmeyen kuruluşlar, çalışmalarına son vermek zorunda kalırlar. Sorumsuz harcamalarıyla gelirleri giderlerini karşılamayan ülkeler de bütçe açıklarını enflasyonla, toplumun bütün kesimlerine ödetirler.

*

Yetişkin insanlarının üretime ve yönetime katılmadığı ülkelerde, üretim güçleri gerilemeye, her alanda yokluklar ve kıtlıklar birbirini izlemeye başlar. Ülkeler ve kuruluşlar, ülke içindeki ve dışındaki, çok boyutlu gelişmelere uyum sağlamada, ne kadar başarılı olurlarsa, ekonomik büyümede, kültürel değerleri korumada o kadar başarılı olurlar. Üretimini ve yönetimini iyileştiren ülkelerin, bütün kuruluşları hiçbir zaman üretimsizliğin tuzağına düşmezler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, gelir ve gider açıklarının, pazarlardaki, üretimdeki, yönetimdeki aksamaların üstesinden, iç ve dış dünyadaki ana eğilimlere uyum sağlamasını bilenler yakından izleyenler gelirler. Hem ülkeler, hem kuruluşlar bir yandan iç, bir yandan dış gelişmelere uyum sağlamasını başarırlar. Onlar esmekte olan değişim rüzgarlarını önceden görerek, değişime direnmezler, değişimi değerlenmenin yollarını bulurlar.

*

Kuruluşlar yeni ürünler, yeni yöntemler geliştirmeden, üretim güçlerini koruyamazlar.

*

Değişme özürlü olanlar,değişim rüzgarları eserken, kapılarını kapatmaya çalışırlar.

*

Kare dünyada ufuklarla birlikte, ufukların da ötesini gören kuruluşlar izlenirler.

20 Haziran 2023, 12:24

AÇIK ÜLKELER EKONOMİK VE KÜLTÜREL CANLILIKLARINI YİTİRMEZLER

Sınırsızlaşan dünyada ülkeler arasındaki yolculuklar, geçmiş yüzyıllarda görülmeyen boyutlara ulaşıyorlar. İnsanların sürekli hareket halinde oldukları, büyük küçük bütün ülkelerde , her alanı etkileyen, dönüştürücü bir canlılık gözlenir. Hem açık, hem kapalı ülkeler arasındaki gelişler ve gidişler, küresel ticaretin katlanarak artmasına yol açıyor. Dünyadaki her ülkeye, hem dışarıdan gelenler, hem dışarıya gidenler, ekonomik ve kültürel güç kazandırırlar.

*

İnsanlar geldikleri ülkelerle, gittikleri ülkeler arasında kültür ve ekonomi köprüleri kurarlar. Köklü dönüşümlerin yaşandığı kare dünyada, ülkeler kapalı toplum olmaktan daha çok açık toplum olmaya zorlanıyorlar. Artık dünyanın neresinde olursa olsun, ülkelerde hem iç, hem dış yolculuklar katlanarak artıyor. İster Afrika’da, ister Asya’da, ister Avrupa’da olsun, ülkeler arasındaki yolculuklar, hayatın bütün alanlarında olumlu gelişmelere yol açıyorlar.

*

Dünyanın her ülkesinde, insanlar istedikleri ülkelere gidiyorlar, istedikleri şehirlerde istedikleri kadar kalarak, düşünce ve eylem dünyalarına, yeni zenginlikler kazandırıyorlar. Artık her ülkede, Anadolu’da denildiği gibi, “Çok yaşayanlar değil, çok gezenler çok bilir” deniliyor. Kara, deniz, hava ulaşım alanlarındaki gelişmeler, yalnızca açık ülkelerde değil, kapalı ülkelerde de vize kolaylıklarına yol açarak, yolculukları kolaylaştırıyorlar.

*

Yirmibirinci yüzyılda, ülkeler arasındaki yolculukların katlanarak artması, kapalı ülkeleri açık ülkeler olmaya zorluyor. Kare dünyanın arayış içinde olan aydınları, Karl R.Popper’ın kitabından yola çıkılarak söylenirse, “Kapalı Toplum” dostlarından uzaklaşarak, “Açık Toplum” dostlarına yakınlaşıyorlar. Onlar insanlığın yüzyıllar içinde oluşan, bilgi ve bilgelik birikiminin ışığında, bütün ülkeleri açıklık içinde yardımlaşmaya ve dayanışmaya çağırıyorlar.

*

Dünya ülkeleri hem ekonomik, hem siyasal, hem kültürel alanlarda açıklığı artırma yolunda, ne kadar başarılı olurlarsa, yardımlaşmada ve dayanışmada, o kadar başarılı olurlar. Asya ülkeleri Avrupa ülkeleriyle, Afrika ülkeleri Amerika ülkeleriyle, düşünce ve eylem birikimlerini paylaşırlarsa, aralarındaki düşmanlıklardan önce dostlukları büyütürler. Savaşan ülkeler yalnızca birbirlerine değil, uzak yakın, dost düşman, bütün ülkelere büyük zararlar verirler.

*

Ülkeler birbirleriyle çevreye düşman tüketimde değil, dost üretimde yarışmazlarsa, doğal yıkımların üstesinden gelemezler. Kare dünyanın sorumluluk taşıyan aydınları, sınırlı kaynaklarla, sınırsız tüketim peşinde koşmanın, yol açtığı küresel ısınmanın ve iklim değişiklerinin sınırları aşarak, bütün ülkeleri etkilediğini sürekli vurguluyorlar. Ülkelerin sürdürülebilir büyümede, paylaşımcı üretimde, katılımcı yönetimde işbirliği yapmaları, dünya için bir kızıl elma’ya dönüşüyor.

*

İhtiyaçlarından daha fazlasını tüketenler, hayatın her alanında büyük yıkımlara yol açarlar.

*

İnsanların tüketim özgürlükleri, olumsuzlukarı büyütmeye, başladığı sınırda sona erer.

*

Küreden kareye dönüşen yeni, düz dünya, açık, daha açık, en açık toplum istiyor.

21 Haziran 2023, 12:37

GÖNÜLLERİ KAZANANLAR PAZARLARI KAZANIRLAR

Ekonomilerin kültürleri izlediği kare dünyada, ülkeler kültürel sınırlarını ne kadar genişletirlerse, ekonomik sınırlarını da o kadar genişletirler. Bunun için kuruluşlar, ekonomik alanlara yaptıkları yatırımlar yanında, kurdukları kazanç amacı gütmeyen vakıflarla, eğitimden sağlığa kültürel alanlara önem veriyorlar ve yatırım yapıyorlar. Zamanın nabzını tutan kuruluşlar, ürettikleri ürünlerle pazarları, verdikleri hizmetlerle gönülleri kazanıyorlar.

*

Yerel kuruluşlar siyasal sınırlara, yerli ürünlere önem verirken, küresel kuruluşlar ekonomik sınırlara, dünya ürünlerine ağırlık veriyorlar. Ülkeler arasında siyasal sınırlar çok değişmezler, ekonomik sınırlar ise sürekli değişirler. Dünya pazarlarında büyük payları olan kuruluşların, küresel alıcıların kültürlerinde daha büyük payları olur. Bu yüzden küresel kuruluşların hedeflerinin başında, ürünlerinin bütün dünya pazarlarında aranmaları geliyor.

*

Kenichi Ohmae’nin “Yeni Küresel Sahne” kitabında, uzun uzun tartıştığı gibi, küresel kuruluşlar iki yüzlü Janus’a ya da iki başlı Selçuk Kartalı’na benzerler. Bir yüzleriyle, bir başlarıyla ülkelerine, bir yüzleriyle, bir başlarıyla bütün ülkelere bakarlar. İnsanlığın yüzyıllar içinde zenginleşen bilgi ve bilgelik birikimleri, nasıl bütün ülkeleri dirençle karşılaşmadan dolaşırsa, kuruluşlarını yıllar içinde gelişen ürünleri ve kültürleri, hiç zorluk çekmeden, her ülkedeki alıcılarına ulaşırlar.

*

Yirmibirinci yüzyılda Türk ve İslam dünyasının kuruluşlarının yöneticileri, İslam’ın ilk yıllarının Abdurrahman Bin Avf’larını izliyorlar. Onlar Asya ve Avrupa ülkeleri yanında, Afrika ve Amerika ülkelerindeki insanların, gönüllerini kazanıyorlar, pazarlarının yollarını öğreniyorlar. Onlar sınır tanımayan, yorulma bilmeyen kuruluşlarıyla, üretimdeki ve yönetimdeki güncel gelişmeleri, çok yakından izleyerek, bütün ülkelerin küresel kuruluşlarıyla yarışıyorlar.

*

Üretimde paylaşımı, yönetimde katılımı artırmada, sürekli yenilenen kuruluşlar, uçaklar gibi gökyüzünün sonsuzluklarında, gemiler gibi denizlerin derinliklerinde dolaşırlar. Ancak şehirlerin içlerinde ulaşımı sağlayan metrolar gibi, toplumla bütünleşerek hayatı kolaylaştırmaya, insanların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar. Onlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bütün insanların gönülllerindeki, ülkelerin pazarlarındaki yerlerini genişletiyorlar.

*

İnsanlar arasında ayrım gözetmeden, insanları üreten eller olmaya, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan kuruluşlar, gönüllerle birlikte pazarların yeni fatihleri oluyorlar. Onlar birbirleriyle olumsuz düşünerek, her çözümde bir sorun aramadan, her soruna bir çözüm bulmada yarışıyorlar. Onların bulundukları ülkelerde, bulundukları şehirlerde insanlar, birbirleriyle çevreye zarar veren tüketime değil, çevreye dost üretime özendiriliyorlar.

*

İnsanların gönüllerini kazanan kuruluşlara, ülkelerin pazarlarının bütün kapıları açılır.

*

Başarılı kuruluşlar her soruna bir çözüm,başarısızlar her çözüme bir sorun bulurlar.

*

Kuruluşlar dünyasında pazarlara giden yollar,insanların gönüllerinden geçerler.

22 Haziran 2023, 11:52

DÜNYAYI ÜNİFORMALILAR DEĞİL FORMALILAR DÖNÜŞTÜRÜRLER

Ülkelerde hizmet veren kamu kuruluşlarından daha çok, ürün üreten özel kuruluşlara önem verirlerse, dünyadaki ekonomik, siyasal, kültürel gelişmeler uyum sağlamada güçlük çekmezler. Bütün ülkelerin sanayi toplumlarından, bilgi toplumlarına geçmeye çalıştığı bir dünyada, başçekicilik, çığır açıcılık üniformaya önem veren kuruluşlardan, formaya önem veren kuruluşlara geçiyor. Üniformalıların eylem alanları daralırken, formalılarınkiler sürekli genişliyor.

*

İster demokratik, ister otokratik olsun, Amerika, Çin, Rusya gibi güç düşkünü ülkeler üniformalı kuruluşlara önem verirken, Endonezya, Brezilya, Türkiye gibi üretim sevdalısı ülkeler, formalı kuruluşlara önem veriyorlar. Yirmibirinci yüzyılın ilk yarısında, üniformalı kuruluşların savaşları, birbirlerine çok büyük zararlar verirken, formalı kuruluşların yarışları birbirlerine çok büyük kazançlar sağlıyor. Dünyayı üniformalı değil, formalı kuruluşlar yaşanır kılıyor.

*

İletişim ve ulaşım dünyasındaki gelişmelerle, üretim ve yönetim dünyasının, geçmiş yüzyıllarda görülmeyen, çok yeni çalışma alanları kazanması, her alanda köklü dönüşümlere yol açıyor. Üniformalı kuruluşların ülkelerinin sınırlarının dışına çıkmaları çok güçleşirken, formalı kuruluşlar hiçbir sınıra takılmadan,hiçbir dirençle karşılaşmadan, dünyanın bütün ülkelerine ulaşıyorlar. Ülkelerin kapıları kurşun atanlara değil, yeni ürün satanlara açılıyor.

*

Yirminci yüzyılın sonunda, Almanya’nın ve Japonya’nın, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasından doğrularak ayağa kalmalarının, üretim gücü büyük ilk beş ülke arasına katılmalarının yollarını forma giymesini bilen kuruluşları açarlar. Almanya’nın ve Japonya’nın, Amerika’nın, İngiltere’nin ve Fransa’nın üniformalı kuruluşları tarafından yıkılması, formalı kuruluşlarına geçmiş yüzyıllarda benzeri görülmeyen, düşünce ve eylem gücü kazandırır.

*

Sınırların sınır olmaktan çıktığı kare dünyada, Almanya ve Japonya gibi bütün ülkeler, kültürlerini ve ekonomilerini geleceğe taşıyacak rüzgar kanatlı atların üniformalı kuruluşlardan önce formalı kuruluşların olduğunu görüyorlar. Artık ister Doğu’da, ister Batı’da olsun, dünyadaki bütün ülkeler formalı kuruluşlara üniformalı kuruluşlardan daha çok önem veriyorlar. Yeni dünya formalı kuruluşların, üniformalı kuruluşların çok üstünde olduklarını biliyor.

*

Üniformalı kuruluşlar yerelleşmek, formalı kuruluşlar küreselleşmek zorunluluğu duyarlar. Her ülkede üniformalılar yerelleşerek, formalılar küreselleşerek güçlenirler. Formalı kuruluşların ürünleri, dünyada yetişkin bütün insanların ellerine ulaşırken, üniformalı kuruluşların silahları yalnızca askerleri ellerine ulaşırlar. Bu yüzden düz dünyanın bütün kuruluşları birbirleriyle, yeni gelişmeler ışığında, üretim yöntemlerini, yönetim ilkelerini yenilemede yarışıyorlar.

*

Bir açıdan küçük, bir açıdan büyük kare dünyada “Ben” değil,”Biz” diyenler ayakta kalırlar.

*

Dünyadaki gelişmeler, ülkeleri yerelleşmeyi de, küreselleşmeyi de, iyi okumaya zorluyor.

*

Dünyada güç cephelerde savaşlardan önce, pazarlarındaki yarışlardan kaynaklanıyor.

23 Haziran 2023, 11:29

İYİLİKSEVER İNSANLAR BÜTÜN İNSANLARI İYİLİKSEVER BİLİRLER

Görülmeyen fizikötesi dünya, görülen fizik dünya kadar, hayatın bütün boyutlarında varlığını gösterir. Fizikötesi dünyaya açılan kapıların anahtarlarını ellerinde tutanlar, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle, fizik dünyanın kapılarını açmakta güçlük çekmezler. Fizik dünyaya açılmanın sınırlarını bilginler belirlerken, fizikötesi dünyaya açılmanın sırlarını bilgeler taşırlar. İnsanlığın yıldan yıla zenginleşen bilgi ve bilgelik birikimi, bütün ülkelere açık, ortak mirası oluşturur.

*

Gökyüzüyle yeryüzünü, gündüzle geceyi, kültürle ekonomiyi, fizikötesiyle fiziki alanları birbirlerinden ayrılmayan, birbirlerini tamamlayan, bir bütünün iki ayrı yüzü olarak görenler, iki dünyanın zenginliklerinden yararlanırlar. Alanlar arasındaki çok boyutlu iletişimi, doruk noktasına çıkaranlar, birbirleriyle iyilikseverlikte yarışırlar. Onlar fizikötesi dünyanın gizemli ışığıyla, fizik dünyayı aydınlatmakla kalmazlar, iki dünyada iyilikseverliğin, değer biçilmez ödülünü alırlar.

*

İnsanlığın atalarının “Arafat Dağı”nda buluşmaları, tarihin sıfır noktası olarak alınırsa, fizikötesi ve fizik dünya arasındaki perde aralandığında, yaşanılan dünyayı bağrında taşıyan, yaşanacak dünya görülür. İnsanlığın atalarının yitirdiği dünyayı, yalnızca “Kitap” verilen Peygamberler anlatırlar. İnsanlığın anneleri ve babaları olan “Havva” ile “Adem” sürgün yıllarınından sonra, geldikleri yaşanacak dünyaya dönerek, çocuklarına izlenecek bir yol haritası bırakırlar.

*

İnsanlık tarihi “Adem Öncesi” ve “Adem Sonrası” olarak ikiye ayrılırsa, ilk iki insan dışındakilere öncesi yaşanacak, sonrası yaşanan dünyayı anlatır. Eserleriyle ölümsüzlüğe eren Sezai Karakoç, “Zamana Adanmış Sözler” başlıklı uzun şiirinde, “Verilmemiş hesapların korkusuyla”, “Af dilemeye geldim affa layık olmasam da” diyerek, yaşanan ölümlü dünyadan yaşanacak ölümsüz dünyaya geçişin, çok uzamasını istemez, “Uzatma dünya” sürgünümüzü dileğinde bulunur.

*

İlk annelerinin ve ilk babalarının izinden gidenler, bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden yararlanarak, iyililikseverlikte ne kadar başarılı olurlarsa, yaşanacak dünya gibi, yaşanan dünyayı da o kadar güzelleştirirler. Onlar iyilikseverliklerinden kuşku duymadıklarından, bütün insanların iyiliksever olduklarını düşünürler. Ve emanet olarak aldıkları yaşanan dünyayla birlikte, yaşanacak dünyayı güzelleştirmeyi, hayatlarının en önemli görevi bilirler.

*

Atalarından miras olarak kalan bilgi ve bilgelik birikimine dayanarak, hem görünen, hem görünmeyen dünyaları, birbirinden ayırmadan harmanlamayı başaranlar, iyilikseverlikleriyle herkese örnek olurlar. Yaşanacak ölümsüz dünyanın, “İlk İki İnsan”nın dışında kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği zenginliklerini, fizikötesi dünyadan fizik dünyaya, yansıtmasını bilenler, hem yaşanan, hem yaşanacak dünyada binbir renkli hiç solmayan çiçeklerle karşılanırlar.

*

İnsanların gönüllerindeki iyilikseverlikleri, birbirleriyle iyilikseverlikte yarışanlar uyandırırlar.

*

Hem yaşanan,hem yaşanacak dünyada iyilikseverlik, bütün kilitli kapıların anahtarı olur.

*

Bir insan iyiliksever olursa, bütün insanlar iyiliksever olurlar, iyilikseverlikte yarışırlar.

24 Haziran 2023, 11:11

KARE DÜNYADA HER ŞEHİR HEM YEREL HEM KÜRESEL RÜYALARIN GÖRÜLDÜĞÜ BİR ÜLKEYE DÖNÜŞÜYOR

Yıldan yıla bütün ülkelerde etkilerini artıran kare dünya, ülkelerin sınırlarını esnekleştirerek, ülkelerden daha çok şehirleri öne çıkarıyor. Dünyanın her ülkesinde, Hong Kong gibi, Singapur gibi, Dubai gibi, devletleşen şehirlerin sayıları artıyor. Onlar Türkiye’de Antep, Fransa’da Strasburg benzeri, kendi ülkeleriyle birlikte, çevre ülkelerin sürükleyici gücü oluyorlar. İstanbul’un, Berlin’nin, Paris’in, Londra’nın üretim gücü, pek çok ülkenin üretim gücünü aşıyor.

*

Geçen yüzyılın şehirlerinin ekonomileri yerel, gelen yüzyılınkiler küresel pazarlarda, büyümeye önem veriyorlar. Kare dünyada şehirler arasındaki, zaman ve mekan farklarının ortadan kalkmasıyla, şehirler değişik dillerin konuşulduğu, değişik dinlerden, değişik renklerden, değişik soylardan insanların, birlikte yaşadıkları ülkelere dönüşüyorlar. Dünyanın her yanında ülkeler, şehirlerin yükselen yıldızlarının parıltısından yararlanıyorlar.

*

Geçmiş yüzyıllarda Mekke’nin, Kudüs’ün, Atina’nın, Roma’nın, Medine’nin, Buhara’nın, Kurtuba’nın Bursa’nın yüklendiği işlevi, Yirmibirinci yüzyılda bütün ülkelerin büyük şehirleri yükleniyor. Yeni dünyada kültürel özellikleriyle, çevrelerinde geniş çekim alanları oluşturan şehirler, gözleri kamaştıran, akılları başlardan alan, küresel ürünlerin satıldığı, dünya pazarlarına dönüşüyorlar. Şehirlerde insanlar, gece gündüz hem yerel, hem küresel rüyalar görüyorlar.

*

Dünyanın değişik kıtalarındaki ülkeler, Avrupa Birliği’ni örnek alarak, farklı ülke birlikleri şemsiyesi altında toplanmaya çalışıyorlar. Ülke yönetimleri, şehirlerin yapılarındaki çok yönlü gelişmeleri, hem denetmekte, hem anlamakta güçlük çekiyorlar. Dünyanın her yanında, şehirler arasındaki ekonomik ve kültürel alışverişler, çoğu zaman ülkeler arasındakileri aşıyor. Şehirlerin bütçesi pek çok bakanlığın, bütçesinden kat kat daha fazla oluyor.

*

İngiltere, Fransa ve Türkiye başta olmak üzere, dünyanını pek çok ülkesinde görüldüğü gibi, yerel yönetimlerden merkezi yönetimlere geçen yöneticiler, hem yerel, hem merkezi yönetimleri yakından tanıdıklarından, bütün ülkeleri etkiliyorlar. Kare dünyadaki gelişmeler, yerinden yönetimi yeniden dünyanın gündemine taşıyor. Türkiye’de Tanzimat’tan beri, Prens Sabahattin’nin açtığı yolda, yerel yönetimlerin ve girişimciliğin güçlendirilmesi tartışılıyor.

*

Dünyada insanları işsiz, evsiz, aşsız bırakmadan hayatlarını kolaylaştırmada ağırlık, merkezi yönetimlerden yerel yönetimlere kayıyor. Üretimde paylaşıma, yönetimde katılıma önem veren yerel yönetimler, merkezi yönetimlere örnek oluyorlar. Çevre sorunlarını çözmede, üretim süreçlerinde ortaya çıkan, atıkları değerlendirmede başarılı çalışmalar yapıyorlar. Onlar katılımcı yönetimdeki, paylaşımcı ekonomideki başarılarıyla, merkezi yönetimlere yol haritası kazandırıyorlar.

*

Hiç kimsenin kusursuz olmadığı dünyada, küresel şehirler başşehirlere güç kazandırırlar.

*

Yerel yönetimler, demokratik kurumların ve kuralların, beşiği olma işlevi yüklenirler.

*

Şehirler ne kadar çok demokratik olurlarsa, ülkeleri o kadar az otokratik olurlar.

25 Haziran 2023, 12:27

Sevgili Müjdat Uluçam'ın Meva Kafe'de Cahit Zarifoğlu Paneli'ni ele alan değerlendirmesi

Sevgili Müjdat Uluçam'ın Meva Kafe'de Cahit Zarifoğlu Paneli'ni ele alan değerlendirmesi. Uluçam Nuri Pakdil ile ilgili çok konuşmacılı, zengin bir çalıştay yapmayı planlıyor. Pakdil dostlarından yardım ve destek bekliyor.Ulucam'a bereketli çalışmalar diliyoruz.

25 Haziran 2023, 12:30

İLETİŞİMCİLERDEN HABER YAPMALARI DEĞİL HABER VERMELERİ BEKLENİR

Ülkelerde yönetenlerle yönetilenler arasındaki bilgilerin akışında, haberleşme ya da iletişim kanalları, toplumsal hayatın bütün boyutlarında, en hareketli alanı oluştururlar. Son yılarda çok hızlı bir gelişme gösteren bilgi kanalları, toplumun değişik katmanları arasında, uyumun ve düzenin sağlanmasında, çok etkili bir işlev yükleniyorlar. Onlar doğru haberlerle, yanlış haberlerin birbirine karıştığı bir dönemde, doğru haberi verme sorumluluğu taşıyorlar.

*

Dünyanın her köşesinden haberler vererek siyasal sınırlara, geçmiş yüzyıllarda görülmeyen bir esneklik kazandıran iletişim kanalları, verdikleri doğru haberlerle, ülkeleri birbirlerine yakınlaştırırken, yanlış haberlerle birbirlerinden uzaklaştırıyorlar. Bu yüzden haberleşme kanallarına, doğru haberlerin özendirilmesi, yanlış haberlerin önlenmesi yolunda, öncülük yapma görevi düşüyor. Haber yağmuru altında kalan dünya, yanış haber değil, doğru haber istiyor.

*

Richard J.Barnet ve John Cavanagh “Küresel Düşler” kitaplarında, Amerika’nın öncülüğünü yaptığı, “Masal” dünyasını ele alıyorlar. Amerikan kültürüyle harmanlanan, doğrusuyla yanlışı birbirine karışan masal haberler, bulaşıcı bir hastalık gibi, bütün dünyaya yayılıyorlar. Milyarlaca insanın hem okur, hem yazar olarak yakından izledikleri, herkesin okumasına ve yazmasına açık, iletişimin masallar dünyasında, neler doğru, neler yanlış kimse bilmiyor.

*

İletişimdeki gelişmeler insanları, hiç ara vermeden haber üretmeye, haber tüketmeye zorluyor. Azınlığın çeken iyi ve yapıcı haberlere değil, çoğunluğu etkileyen kötü ve yıkıcı haberlere önem veriliyor. İnsanlar doğru haberler arasına yalan haberler katarak, hem otokratik, hem demokratik ülkelerde yönetenlerin güçlerine güç katıyorlar. Doğrular engellerle karşılaşarak, çok yavaş yayılırken, yalanlar hiçbir engelle karşılaşmadan çok hızlı yayılıyorlar.

*

Doğru haber vermekten daha çok, yalan haber yapmaya odaklananlar,İngiltere’den Amerika’ya, Türkiye’den Endonezya’ya insanların kararlarını etkiliyorlar. Bu yüzden iletişimdeki gelişmeleri çok yakından izleyen bilge aydınlar, iletişim genç kuşaklar arasında afyon etkisi yaptığını, tedavi edilmesi gereken bağımlılığa yol açtığını sürekli vurguluyorlar. İletişim dünyasını yakından gözleyenler, iletişimde en haberin, en çok kan dökülen haber olduğunu görüyorlar.

*

Her gün milyonlarca yalan haberin dolaşıma girdiği, çığırından çıkan iletişim dünyasını aslına, hem başlarındaki,hem gönüllerindeki gözleri açık olanlar dönüştürürler.Ülkelerde özellikle çoğunluğu oluşturan kadınlar, doğru haberlerin peşinden, ne kadar hızlı koşarlarsa, yalan haberleri yayanların hızını o kadar azaltırlar. İletişim her saldırıya karşı koymayı başarır, ancak ilgisizliğe uzun süre dayanmayı başaramaz. İlgi iletimi yaşatırken, ilgisizlik öldürür.

*

İletişimde amaç gerçekleri yansıtmaktan, yalanları inandırmaya dönüşürse, bütün taşlar yerlerinden oynarlar, ancak yok olup gitmezler.

*

Haber yapmak için iletişim ilkelerini çiğnemekten çekinmeyenler, er ya da geç ortaya çıkan doğruya hizmet ederler.

*

Gizliliğin olmadığı dünyada, yalanlar ne kadar hızlı yayılırlarsa yayılsınlar, uzun ömürlü olmazlar.

26 Haziran 2023, 12:12

ÜÇ KÜLTÜRÜ ÜÇ EKONOMİYİ ÜÇ TOPLUMU ALTIN ORANDA HARMANLAMAK

Doğu’dan Batı’ya, Güney’den Kuzey’e bütün ülkelerde, üç kültür, üç ekonomi, üç toplum birbirlerini etkilerken, birbirlerinden etkilenirler. Dünyanın en etkili dönüştürücü güçleri olarak insanlar, birbirlerini tamamlayan üç yapıyı, altın oranda harmanlama sorumluluğu taşırlar. Bu yüzden yaşları, eğitimleri, işleri ne olursa olsun, düşünen insanlar görevlerini yerine getirirlerse, dünyayı Cennet’e, getirmezlerse Cehennem’e dönüştürürler.

*

Nobel Barış ödüllü, dünyada “Sosyal Girişimcilik” çalışmalarının öncüsü Muhammed Yunus, Aziz Akgül’ün “Hepitalizm” kitabına yazdığı önsözde, “saklanacak yer yok”, herkese önemli görevler düşüyor uyarısını yapıyor. İnsanlar salgın hastalıklarda evlerine saklanabilirler, ancak yıldan yıla etkilerini artıran küresel sorunlara, elele vererek hep birlikte çözüm aramazlarsa, ne Amerikalılar, ne Avrupalılar, ne Asyalılar, ne Afrikalılar dünyada saklanacak yer bulamazlar.

*

Amerika, Almanya, Türkiye başta olmak üzere, dünyanın pek çok ülkesinde bütün kültürler, bütün ekonomiler, bütün toplumlar bir yandan dönüşürlerken, bir yandan dönüştürürler. Adana’da pamuk tarlasında, Bursa’da araba fabrikasında, İstanbul’da yazılım kuruluşunda çalışanlar, üretim güçlerine yeni alanlar açarken, üretimi artıran yeni yöntemler kazandırıyorlar. Onların birbirlerini dönüştüren çalışmalarıyla, hayatın hem anlamı, hem değeri artıyor.

*

Ülkelerde üç kültürün, üç ekonominin, üç toplumun arasında birikimleri paylaşma, ileri boyutlara taşınırsa, kare dünya bütün insanların zorunlu ihtiyaçlarını karşılamada ve hayatı kolaylaştırmada, sınırsız kaynaklar sunuyor. Ülkeler ister tarım, ister sanayi, ister bilgi toplumu olmada önde olsunlar, üretimlerini artırarak hayatın yaşanır kılarlar. Ancak ölümlülükte ölümsüzlüğün şiiri, üretimim bir amaç değil, bir araç olduğunu bilenlerle yakalanır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, geri dönülmesi söz konusu olmayan dönüşümler yaşanıyor. Hiçbir ülkede insanların yaşamayı kolaylaştıran araçları bırakarak, yaşamayı zorlaştıran araçlara dönmeleri beklenmiyor. Dünyada nerede olurlarsa olsunlar, nehirler yokuş yukarı dağlara doğru değil, yokuş aşağı denizlere doğru akarlar. Her ülkede üç kültür, üç ekonomi, üç toplum birbirlerini güçlendirerek geliştiriyorlar, geliştirerek güçlendiriyorlar.

*

Hem kültürde, hem ekonomide, hem toplumda, büyük katma değerli üretim yapan ülkeler, küçük değerli üretim yapanlardan daha başarılı, daha güçlü olurlar. Her ülke üretimde paylaşımı, yönetimde katılımı artırmada, ne kadar başarılı olursa, insanlar arasında eşitliği sağlamada, özgürlükleri ileri boyutlara taşımada, o kadar başarılı olurlar. Ülkelerde üretim iş arayanlarla değil, iş kuranlarla artar. Her ülkede, her insanın gönlünde, iş kurma isteyen insan yatar.

*

Ülkelerin üretimdeki başarıları, tüketmesini bilen insanlardan değil, üretmesini bilen insanlardan kaynaklanır.

*

Üretim güçlerini büyütmesini bilenler, hayatın her alanındaki yoksullukların üstesinden gelmesini bilirler.

*

Üllkelerde üretim peşinde koşanlarla hayat koylaşırken, tüketimin çekiciliğine kapılanlarla zorlaşır.

27 Haziran 2023, 11:43

SAVAŞIN KÖTÜ BARIŞIN İYİ GÖRÜLDÜĞÜ KARE DÜNYADA SAVAŞLARIN KAZANANI BARIŞLARIN KAYBEDENİ OLMAZ

Bu yazı daha önce 04.12.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Devlet yönetiminde erdem, ülkeler arasındaki üretim yarışını, savaş ekonomisinden, barış ekonomisine, dönüştürmesine bilmektedir. Tarihin her döneminde, barış isteyenler, savaş isteyenlerden daha güçlü olmuşlardır. Tarih boyunca gözlendiği gibi, insanlığın en güzel eserleri, cephelerde değil, şehirlerde verilmiştir. Bütün ülkelerin birbirine komşu olduğu dünyada, savaşın iyisi barışın kötüsü olmaz.

*

Cemil Oktay,"Modern Toplumlarda Savaş ve Barış" Başlıklı kitabında, Kant''tan Hegel''e İbn Haldun''dan Marx''a kadar önemli düşürlerde, savaş ve barış kavramlarına yüklenen anlamları ve kazandırılan açılımları tartışarak barışın yolunu açmaya çalışıyor."Bir insanı öldüren,bütün insanlığı öldürür" diyenler, savaş peşinde değil,barış peşinde koşarlar.Bütün aydınlar barış stratejileri geliştirmelidir.

*

Oktay, Tarihçi Herodot''un "Hiç kimse savaşı barışa tercih edecek kadar deli değildir, savaşta babalar oğullarını defnederler, barışta ise oğullar babalarını defnederler" değerlendirmesini aktararak, günümüzde, gençlerin bulunduğu cephe ile yaşlıların bulunduğu cephe gerisinin de savaşın yıkıcı etkileriyle karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Sanayi ve bilgi toplumlarının geliştirdiği silahlar, savaşın yıkıcı etkilerini, cephelerden şehirlere taşımaktadırlar.

*

Düzleşen dünyada bütün ülkelerin karşı karşıya oldukları ana sorun, savaş ekonomisinden önce barış ekonomisine küresel boyutlar kazandırmaktır. Artık Clausewitz''in çatışma üstüne geliştirdiği "Topyekun Savaş " stratejileri değil, Kant''ın geliştirdiği " Sürekli Barış" stratejileri önemlidir. Bir ülkenin kendini silahlandırmasıyla, rakibini silahlandırması arasında bir fark yoktur. Bugün Amerika'nın elinde olan silah, yarın Rusya'nın elinde olacaktır.

*

"Kanunların Ruhu" kitabında Montesquieu, tüccar toplumların barışa savaştan daha yaktın olduklarının üzerinde önemle durmaktadır. Çünkü, ticaretin olduğu yerde savaş olmaz. Birbirleriyle alışveriş yapan ülkeler, birbiriyle savaşmazlar. Ticaretin doğasında çatışma değil, uzlaşma vardır, pazarlık vardır ve karşılıklı güven vardır. Ticaret savaştan önce, barışta yeni boyutlar kazanır.

*

Bütün ülkeler, savaş ekonomisinden barış ekonomisine geçmek ve birbirleri arasındaki ekonomik ilişkilere geliştirmek zorundadırlar. İsrail ile İran arasındaki silahlanma yarışında olduğu gibi, bir ülke kendisi nükleer silahlara sahip olmaya çalışırken, farkında olmadan karşısındaki ülkeyi de nükleer silah sahibi yapar. Bu yüzden ülkeler cephelerde değil, pazarlarda yarışmalıdırlar.

*

Dünyaya kesintisiz barışı, üniforma değil forma giyenler getirir.

*

Dünyada forma barışın, üniforma savaşın simgesidir.

*

Barış isteyenler, savaş isteyenlerden üstündür.

28 Haziran 2023, 13:19

HER ÜLKEDE BİR KURBAN BİN İSMAİL KURTARIR

İslam bir savaş medeniyeti değil, bir barış medeniyetidir. İslam'ın çok geniş bir coğrafyaya büyük bir hızla yayılması, barış odaklı bir medeniyet olmasından kaynaklanır. İslam medeniyetinde, şiddete yer olmadığı için, Müslümanlar gittikleri ülkelerin, kültürel dokularıyla birlikte, ekonomik yapılarını da değiştirmişlerdir. Müslümanların hayatında, iç dünyanın güzelleştirilmesi, dış dünyanın güzelleştirilmesinden önce gelir.

*

Bugün kurban bayramı, bütün dünyada Müslümanlar, hem iç, hem de dış dünyalarını zenginleştirmek için, kurban keserek, bayramlarını kutluyorlar. İslam medeniyetinde, dünya ve ötedünya, birbirinden ayrılmaz, bir bütündür. Bu yüzden, İslam'da her ibadetin, bir dünyaya, bir de ötedünyaya dönük yüzü vardır. Kurban bayramında, kurban kesmek, çok yönlü, çok yüzlü ibadetlerin başında gelir.

*

Cahit Zarifoğlu'nun, çok okunan ve çok sevilen "Yaşamak" isimli kitabındaki şiirsel günlükleri, "Sarıkamış 1979, ne çok acı var" cümlesiyle başlar. Yeni bir kurban bayramında, dünyada insan kanlarıyla, koç kanları birbirine karışıyor. Savaş medeniyetinde, koç yerine insan kurban edildiği için, dünyada ne çok ölüm var, ne çok kan var, ne çok gözyaşı var denilmek zorunda kalınıyor. İbrahim Peygamber'in geleneğini unutanlar, bütün dünyada, kurban kanı yerine, insan kanı akıtıyorlar.

*

Kurban bayramlarında, yalnızca Müslümanlar değil, Hristiyanlar ve Yahudiler de, kurban kesmeliler. Düz kare dünyada, hiç kimse Ademoğulları olduğunu unutmasın,unuturlarsa ülkeler savaştan savaşa sürüklenirler. Müslümanların kurban bayramı, bütün ülkelerde barış bayramı olarak kutlanmalıdır. İnsanlar her yıl bir koç kurban ederek, yalnızca kendi İsmail'lerinin değil, bütün dünyanın İsmail'lerinin kurban edilmesini önlemelidirler.

*

Türkiye'de, Irak'ta, Suriye'de, Afganistan'da, İspanya'da, İngiltere'de, Amerika'da Hindistan'da ve Çin'de,Rusya'da, Ukrayna'da,Sudan'da milyonlarca İsmail kurban edildi ve kurban edilmeye devam ediyor. Her kurban bayramında, dünyada kurban edilen milyonlarca koç, savaşlarda kurban edilen bir İsmail'i geri getirmeye yetmez. Ancak bir koçun kurban edilmesi, savaşlarda kurban edilecek, milyonlarca İsmail'in hayatını kurtarabilir.

*

Kurban barıştan uzaklaşan, savaşa odaklanan insanı, savaştan uzaklaştırır, barışa yönlendirir. Kurban insanı olgunlaştırır. Kurbanın acısını duymayan insan, hayatın değerini anlayamaz. Bir koç, bir İsmail'i, bir İsmail, bütün insanlığı diriltir.Ülkelerde yöneticiler, insan hayatına ne kadar önem verirlerse, o kadar barışın savunucusu ve koruyucusu olurlar.

*

Yalnızca İslam dünyası değil, Yahudi dünyası, Hristiyan dünyası,Hindu dünyası,Konfüçyüscü dünya,Yeni Nemrut'lara,Yeni Firavun'lra karşı, Yeni ibrahim'lerle, Yeni İsmail'lerle, yeniden doğacaktır, yeniden dirilecektir. Kurban bayramlarında koçları kurban etmeyenler, savaşlarda ülkelerin geleceği olan, gençleri kurban ederler.

*

Kurban bayramı, İsmail'lerin bayramıdır.İsmail'ler bütün insanlığın en büyük hayat, en büyük ümit kaynağıdırlar.

*

Bir İsmail'i kurtaranlar, bütün insanlığı kurtarırlar, bir İsmail'i öldürenler bütün insanlığı öldürürler.

*

Kurban bayramlarında İbrahim'ler, Nemrut'lara karşı kurbanla silahlanırlar.

*

Kurban bayramında koç kesmek, savaşa karşı barışı korumaktır. NOT: YAŞLILARIN,KADINLARIN,GENÇLERİN,ÇOCUKLARIN ÖLMEDİĞİ SAVAŞSIZ BİR DÜNYA DİLEĞİYLE,DOSTLARIMIZIN BAYRAMLARINI TEBRİK EDERİM.

29 Haziran 2023, 14:31

İBRAHİM PEYGAMBER'İN KURBAN GELENEĞİNİ DİRİ TUTMAK

İslam'ın ana ve değişmez kaynağı Kur'an'da, Müslümanlar aşırılıklardan uzak, ortada bir toplum olarak nitelendirilir. Sağduyuyu uçlarda aramayan Müslümanlar, düşünce ve eylemde olduğu gibi, dünya coğrafyasında da, Doğu ile Batı ve Kuzey ile Güney arasında ortada yer alırlar. Dünya haritasına bakıldığında, Müslümanların diğer ülkeler arasındaki dengeleyici konumu açıkca görülür. İslam medeniyeti kültür ve coğrafyadaki merkezi konumunu tarihi boyunca korumuştur.

*

İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık bütün peygamberlerin atası olan Hz. İbrahim'de buluşur. İslam, Hz. İbrahim'de birleşen kitap sahibi dinlerin hem sonuncusu, hem de bütünleştiricisidir. İslam'ın ana kaynakları olan Kur'an ve Sünnet olmadan, Hz. İbrahim'in geleneğini tamamlamak mümkün değildir. Bunun için, İslam Doğu ve Güney'de olduğu kadar Batı ve Kuzey'de de vardır. Çünkü İslam Hristiyanlara uzak ve yabancı değildir.

*

İslam Doğu ve Güney gibi, Batı'nın ve Kuzey'in de geleneğine yerleşmiş ve toplumla bütünleşmiştir. Kuzey'de Tataristan ve Başkurdistan, Avrupa'da Endülüs, Bosna ve Arnavutluk, Pasifik'te Endonezya ve Malezya, İslam'ın Arap, Fars, Türk ve Hint dünyasıyla birlikte büyük ve köklü bir dünya dini olduğunu gösterir. Dünya Müslümanlar için bir mescit olduğu kadar bir işyeri de olmuştur.

*

Hristiyanlık Batı dışında başka bir yerde kabul görmezken, Mekke'den yol çıkan İslam kervanı, dünyanın her köşesine ulaşmıştır. İslam'ın böylesine ilgi görmesinin kaynağında Hz. İbrahim geleneğini diri tutmasının büyük payı vardır. Onun geleneğinin başında ise, kurban ve hac gelir.Hac ve kurban ekonomik,siyasal,kültürel yönleri olan çok boyutlu, çok anlamlı,çok değrerli bir ibadettir.

*

Kurban olgusu Hz. İbrahim geleneğinin, hayatın içinde, güncelliğini hiç yitirmeyen ve Kıyamet'e kadar diriliğini koruyacak en önemli halkalarından biridir. Bugün olduğu gibi, dünyada savaşlar devam ettiği sürece, kurban olgusu güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecektir. Çünkü savaşlarda insanlar, bayramlarda da koyunlar kurban edilir. Savaşlarda bir insanı öldürmek çok kolaydır. Ancak hiçbir gücün ölen bir insanı geri getirmesi mümkün değildir.

*

Kurban, iktidar alanlarını genişletmek için, kadın ya da erkek bütün insanları öldürmeye hazır olanlara yapılan bir uyarıdır. Kanla beslenen, kan dökmekten kaçınmayan her iktidar uzun ömürlü olmayacağı gibi, silahla ele geçirdiği iktidarı da savaşla bırakmak zorunda kalır. Bu yüzden, Hz. İbrahim'in kurban bayramlarıyla diri tutulan geleneğinin temelinde insan kanı değil, kurban kanı vardır. Toplumlar arasında olduğu kadar aileler ve insanlar arasındaki dostluklar da kurban kanıyla beslenir.

*

Sezai Karakoç'un "Yitik Cennet" isimli kitabında destansı bir dille anlattığı gibi: Kutsal geleneği diri tutan "Hakikat medeniyeti, üç gücün bileşkesi sonucunda ya yükselişe, ya durgunluğa, ya da düşüşe yönelir." Toplumları ayakta tutan ya da çökerten bu üç güç: "Yıkıcılık, yapıcılık ve koruyuculuktur." Hz. İbrahim kutsal geleneğin simgesi Kabe'nin yapıcısı, Hz. Muhammed de koruyucusudur. Onların geleneğinin diriliği insan değil, kurban kanından kaynaklanır.

*

Spengler'in "Yırtıcı bir hayvan" olarak tanımladığı modern insanın saçtığı dehşetin üstesinden, insan kanlarından daha çok kurban kanları gelebilir. Biri barışın, diğeri de savaşın simgesidir. Kurban kanı barışta, insan kanı da savaşta akar. Amaç, barışı insan kanıyla değil, kurban kanıyla sağlamaktır. Dünyanın hiçbir ülkesinde savaş savaşla önlenmez,kan kanla temizlenmez.

30 Haziran 2023, 11:57

MÜSLÜMANLARIN DÜŞÜNCE VE EYLEM DÜNYALARINDA BAYRAM GÜNLERİ BİRLİKTE ÖZELEŞTİRİ YAPMA GÜNLERİDİR

Bayram günleri paylaşma günleridir. Bayramlarda paylaşma doruk noktasına ulaşır. Bayramlarla kişisel mutluluklar, toplumsal mutluluklara dönüşürler. Bayram günlerinde paylaşma kültürü zenginleşir, yeni boyutlar kazanır. Ve gökyüzü ile yeryüzü arasındaki "tozlu zaman perdesi" sonuna kadar açılır, gökyüzünü meleklerin kanat, yeryüzünü de insanların ayak sesleri doldurur. Dünyadan gidenlerle dünyada kalanlar, bayram sabahlarında camilerde buluşurlar.

*

Dünyada bulunanlarla, bulunmayanların camilerde buluştukları bayram günleri, paylaşma günleri oldukları kadar, birlikte özeleştiri yapma günleridir. Bayram günlerinde iyilikler paylaşılırak özendirilir, kötülükler yardımlaşılarak önlenir. İyiliklerin özendirilmesi, kötülüklerin önlenmesi, barışa giden yolları genişletirken, savaşa giden yolları daraltır. Özeleştiri yapmasını bilenler, bütün günleri bayram günlerine dönüştürerek, barışa yol açan eylemleri özendirirler, savaşa yol açan eylemleri de önlerler.

*

Yirmibirinci yüzyıl, İslam dünyası ve Avrupa ülkeleri için, bir barış yüzyılı değil, bir savaş yüzyılı olmuştur. İslam dünyası özeleştiri kültürünü zenginleştiremediği için, iç savaş kültürüne yeni boyutlar kazandırmıştır. Yeni bir Kurban Bayramında, Irak'ta, Suriye'de, Afganistan'da, Pakistan'da,Yemen'de,Sudan'da ve Mısır"da koçlar değil, gençler kurban ediliyor. Her Müslüman ülkede, her gün yüzlerce suçsuz insan, intihar saldırılarıyla öldürülerek, bütün insanlık yüzlerce dafa öldürülüyor.

*

Mehmet Akif"in "Şark" şiirinde anlattığı, bugünün İslam dünyasıdır: "Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, tersiz alınlar, işlemez kollar, kaynamaz kanlar, düşünmeyen başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar, yanmış ormanlar, ekinsiz tarlalar, kirli yüzler, secdesiz başlar." Ve en dehşet verici olanı: ''Gaza namiyle dindaş öldüren biçare dindaşlar." Birbirini öldüren, savaşlardan yorgun düşmüş, doğal kaynaklarını değerlendiremeyen, bir İslam dünyası.

*

İnsanlık tarihinin olguları değişmez. Ancak, her kuşak, kendi çağından bakarak, eleştirel bir gözle ve sorgulayıcı bir dille tarihi yeniden yazmak ve yeniden yorumlamak zorundadır. Sınırların önemini yitirdiği, kare dünyada, medeniyetler içi savaşlar bitmiştir. Artık devletler değil, medeniyetler savaşacak derken. Yirmi birinci yüzyılda, Müslüman ülkeler,Yemen'de,Sudan'da olduğu gibi, birbirleriyle ve kendi içlerinde savaşıyorlar.

*

Kurban Bayramı günlerinde, Türkiye başta olmak üzere, bütün İslam dünyası, savaşların sorumluluğunu, İslam dünyasının dışında değil, içinde aramalıdır. Bunun için de, Müslüman ülkeler özeleştiriye önem vermelidirler. İslam dünyası hem iğneyi, hem de çuvaldızı başkalarına batırarak, sorunlarına sağlıklı çözümler bulamaz. Müslüman dünya eleştirel düşünerek, çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batırmalıdır. Özeleştiri yapmasını bilmeyen toplumlar, hayatın hiçbir alanında köklü dönüşümlerin yolunu açamazlar.

*

Tarihin her döneminde, tek tek akılların toplamı ortak aklın, tek tek akılların, her birinden daha üstün olduğu görülmüştür.

*

Ortak akıl özeleştiriyle zenginleşir. Eleştirel aklın olmadığı yerde, ortak akıla yeni açılımlar kazandırılamaz.

*

Eleştiri iç ve dış olmak üzere iki boyutludur. İç eleştiri yapmayanın, dış eleştirisine kimse kulak asmaz.