Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Temmuz 2023

34 yazı

1 Temmuz 2023, 12:33

ÜRETİMİN VE YÖNETİMİN TEMELİ OLAN İLKELİ TİCARETTE GÜVENİRLİK HERŞEYİN BAŞINDA GELİR

İnsanların oldukları yerde ticaret vardır. Ticaretin tarihi insanlığın tarihidir. Toplumların gelişmesinde ticaret, her zaman sürükleyici bir işlev yüklenmiştir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna,sanayi toplumundan bilgi toplumuna, bilgi toplumundan etik topluma doğru, ticaretin yapısı büyük ölçüde değişmesine rağmen, özünde köklü değişiklikler olmamıştır.İster ürün,ister hizmet,ister bilgi alışverişi olsun,ticaret tarihin her döneminde önemini korumuştur.

*

Tarih içindeki büyük şehirler, ticaret yolları üzerine kurulmuştur.Mekke, Medine, Kudüs ile birlikte, bütün tarihsel önemi olan şehirlerin kaynağında, mabetlerin oluşturduğu, çekim alanında gelişen ticaret vardır. Onları izleyen ve dünyanın dört bir köşesine dağılan şehirler, ticaretin bütün insanlığa sundukları armağanlardır.Nerede olursa olsun, insanlar olmazsa ticaret, ticaret olmazsa üretim, üretim olmazsa ekonomik ve kültürel canlılık olmaz.

*

Müslümanlar Hristiyanlar gibi, ticarete soğuk bakmazlar. Mekke’de Son Peygamberin ve Eşi Büyük Hatice’nin çevresinde halkalanan, ilk Müslümanların hepsi ticaretle uğraşmışlar, tarih içinde güvenilir tüccarların, aşılmaz örnekleri olmuşlardır. Hristiyanlar iki dünyayı kesin sınırlarla birbirlerinden ayırırken, Müslümanlar iki dünyayı birbirleriyle bütünleştirmişlerdir. Müslümanlar hayatın her alanında, dünyayı öteki dünyanın tarlası olarak görmüşlerdir.

*

Dünyada iyilik tohumları eken toplumlar, öteki dünyada iyilik meyvalarını, kötülük tohumu ekenler kötülük meyvalarını kendilerini bekler bulurlar. Her iki dünyada, hiçbir iyilik ve hiçbir kötülük, karşılıksız kalmaz. Müslüman toplumlarda her alanda olduğu gibi, ticarette de bütün insanlar iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek sorumluluğunu taşırlar. Hayatın yaşanır kılınmasında olduğu kadar, ticarette de insanların, en büyük ve en önemli sermayeleri güvenilirlikleridir.

*

Toplumların ekonomik, siyasal, kültürel yapılarında güvenilir olmayanlar, kendileriyle birlikte çevrelerine, en büyük zararı verirler. Bu yüzden Son Peygamber, güvenilir tüccarların öteki dünyada peygamberlerle birlikte olacaklarının haberini vermiştir. Bunun için Endonezya, Malezya başta olmak üzere, Çin’e ve Uzak Doğu ülkelerine İslam ordularla değil, Müslüman tüccarlarla gitmiştir. İnsanların gönüllerini, Müslüman tüccarların, güvenilirlikleri kazanmıştır.

*

Tarihin her döneminde Müslümanların pazarlarında, güvenirlik alınmıştır, güvenirlik satılmıştır. Onların ticaret dünyalarında, ister alanlar, ister satanlar olsun, iki tarafa da haksızlık yapmayan terazilerin, simgesel bir değerleri vardır. Terazi her alanda güvenirliğin küresel simgesidir. Bunun için Goethe: “Dünyada iki barışcı güç vardır: Adalet ve etik” demektedir. İnsanlar ister ürün, ister hizmet, ister bilgi ticareti yapsınlar,başarılarının sırrı güvenirliğin getirdiği adalette gizldir.

*

İlkeli insanlar aldatanlardan nefret ederler, aldatanların ışıkları hiç yanmadan söner.

*

Tüccarların güçleri ve dönüştürücü etkileri, güvenirliklerinden kaynaklanır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, güvenirliğin güneşi hiçbir zaman batmaz.

2 Temmuz 2023, 12:40

SAVAŞ DÜNYASINDA EDEBİYATÇILAR GÜL YETİŞTİREN BAHÇIVANLARA BENZERLER

Dünyanın her ülkesinde, edebiyat dünyasının zirveleri, gül yetiştiren bahçıvanlardır. Onlar Anadolu bilgelerinin dediği gibi: 'Ademoğulları duyun, görün, izleyin bizi, bahçe biziz, gül bizdedir' derler. Edebiyatçılığı bahçıvanlıktan, bahçıvanlığı edebiyatçılıktan ayırmayanların, düşünce ve eylem dünyalarında, gül sevgidir, sevgi güldür. Sevgi de gül gibi özenle büyütülür.

*

Gül dostlarının elinde dünya, bir barış alanına dönüşürken, gül düşmanlarının elinde bir savaş alanına dönüşür. Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, gül yetiştiren bahçıvanlar, barış dünyasının en önemli ve en etkili güvenceleridir. Binbir renkli çiçeğin açtığı, gül bahçesinin bahçıvanları, insanlığa ' güneş biziz, ışık bizdedir' diye seslenirler. Onların ışığı hiçbir zaman sönmez.

*

'Gül Yetiştiren Adam' denilince, akla hayatını gül yetiştirmeye adamış Rasim Özdenören gelir. Özdenören, adıyla bütünleşen romanı gibi, öykü ve denemeleriyle de Anadolu insanının edebiyatında kendisine geniş bir yer açmıştır. O 'Ruhun Malzemeleri' ile gül yetiştirecek bahçıvanlara, bir 'Roman Okuma Kılavuzu' yazmış, hayatı romanın, romanı hayatın içine çekmiştir.

*

Özdenören'in öykü ve denemelerini okuyanlar, görünen ve görünmeyen dünyanın derinliklerinde, uzun yolculuklara çıkarlar. O her insanın acılarını, sevinçlerini, açmazlarını kaygılarını ve özlemlerini , varoluşun bahçesinde yetişen, her biri kendine özgü, eşsiz bir gül olarak yansıtır.Özdenören için, edebiyatın amacı edebiyat değil, insanlığın bahçesinde, gül yetiştirmek, insanda büyük resmi görmektir.

*

Türkiye'de olduğu kadar, bütün dünyada, gül yetiştirme zamanıdır. Sezai Karakoç'un Gül Muştusu şiirinde vurguladığı gibi: 'Bahar gelmiş gülü zorlamada / Bulutların içinde gülün özü döğülmede / Sonra bir yağmurla/ Ufak bir esintiyle/ Dökülecek bahçelerin üstüne.' Yalnızca bahçelerin üstüne değil, ülkelerin ve şehirlerin üstüne gül yetiştiren adamların, insanları dönüştüren gülleri dökülecek.

*

İstanbul'da, Londra'da Sao Paola'da New York 'ta gül yetiştiren adamlar, yeni bir gül zamanının geldiğini haber veriyorlar. Dünyanın her yerinde, insanlar gül fidanından bahçeler, gül yaprağından evler, gül kokan şehirler ve gül yetiştiren kurumlar istiyorlar.Savaşların birbirini izlediği bir dönemde,bütün dünya gül alınan,gül satılan "Ümmi Sinan Toplumu"nün özlemini çekiyor.

*

Bilgisayar ekranına sığan kare dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın bütün kademelerinde, gül yetiştiren adamlar yönetici, yöneticiler gül yetiştiren adamlar olmalıdır. Gülleri sevmeyenler dikenlerine katlanamazlar. Gül yetiştiren adamlar, insanların rüyalarının sınırlarına ulaşmalarını kolaylaştırırlar.

*

İnsanlar haytalarının rüyalarını güllerle yakalarlar.

*

Anadolu'da görülen rüya gerçekleşir.

*

Dünya rüyalarla güzelleşir.

3 Temmuz 2023, 12:23

ETİK DEĞERLER EKONOMİK DEĞERLERDEN ÖNCE GELİRLER

Bu yazı daha önce 24.08.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Yirminci yüzyılda Batı dünyasının öncülüğünde, bütün ülkelerde ekonomik ve kültürel alanda, büyük bir değer kayması yaşanmıştır. Kamusal alanda etik değerlerin önemleri azalırken, ekonomik değerlerin önemleri artmıştır. Seküler dünyada etik değerler, bütünüyle göz ardı edilerek, ekonomik değerlerin üretimin olduğu kadar, yönetimin tek belirleyicisi olduğuna inanılmıştır. Bütün bilimler hayatın etik boyutunu yok sayarak, ekonomik boyutu üzerinde yoğunlaşmıştır.

*

Habil’den ve Kabil’den beri, insanların bir arada ve barış içinde yaşamaları için, değişmez ekonomik ilkelerden önce, tartışılmaz etik ilkelere ihtiyaç vardır. Çünkü kutsal kültürde sürekli vurgulandığı gibi, insanlar yalnızca ekonomik değerlere dayanarak, bütün boyutlarıyla hayatı yaşanır kılamazlar. Bir insanın başka bir insanın, kurdu olmaması için, Marx’ın ve izleyicilerinin iddia ettikleri gibi, ekonomik değerlerin değil, etik değerlerin yönlendirici ve belirleyici olması gerekir.

*

Etik değerler farklı dinlerden, farklı soylardan ve farklı renklerden insanların, bir arada yaşamasını kolaylaştıran, herkesin benimsemesi gereken, küresel ilkeleri oluştururlar. Onlar bütün toplum kesimleri arasındaki ilişkilerde, haksızlıkların üstesinden gelmenin en önemli güvencesidirler. Ekonomik alandaki başarılar, yetişkin insanlarn iyilikleri özendirmede, kötülükleri önlemede yarışmalarına dayanır. Ekonomik değerler güçlerini, etik değerlerden alırlar.

*

Toplumları dönüştüren etik değerlerin başında, iyilik yapmasını bilmek gerekir. Toplumlarda kendileri için istediklerini başkaları için de, istemeyenler etik olgunluğa erişemezler. Henry David Thoreau’nun dediği gibi: “İyilik asla başarısız olmayacak tek yatırımdır.” Bunun için Anadolu’da “İyilik yap denize at, iyilik yapan iyilik bulur” denilir. Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, iyilikleri büyütmeyenler, her alanda kötülüklerle karşılaşmaktan kurtulamazlar.

*

İnsanların oldukları yerlerde, iyilikte yarışanlar olduğu kadar, kötülükte yarışanlar da vardır. Ancak ekonomik ve kültürel yapısıyla dünyayı inşa edenler, doğruluk yolundan ayrılmadan, iyilikte yarışmasını bilenlerdir. Doğru yolda gidenlerin geçtikleri, şehirlerde beklenmeyen ödüller vardır. İnsanların ezberlerini bozanlar, iyilikte yarışanların arasından çıkar. İnsanlık tarihi boyunca, dünyanın her yerinde, her zaman getirisi en yüksek olan yatırım, iyiliğe yapılan yatırım olmuştur.

*

Hayatı ekonominin değerlerine olduğu kadar, etiğin değerlerine de duyarlı olanlar zenginleştirirler. Onların dünyada aşamayacakları hiçbir engel yoktur. Canlılar arasında, yalnızca insanlara özgü olan, etik ve ekonomik değerler, insanlarla anlam ve değer kazanırlar. Toplumların iki alandaki başarıları, bütün kesimlerin içtenlikle sarıldıkları, ortak değerlere bağlıdır. Dünyanın hiçbir yerinde, etiksiz bir ekonominin güçlü, ekonomisiz bir etiğin de etkili olması mümkün değildir.

*

Yirmi birinci yüzyılın mimarları, ekonomik değerlerle etik değerleri, altın oranda harmanlamasını bilenler olacaktır.

*

Dünyanın yaşanırlığı iki alanın değerlerinin, yaptıkları çok boyutlu ortaklıktan kaynaklanır.

*

Toplumlarda her zaman etik değerler güçlü olursa, ekonomik değerler de güçlü olur.

4 Temmuz 2023, 12:46

EKONOMİK HAYATIN ODAĞINDA OLDUĞU GİBİ GÖRÜLEN GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ OLAN PAZAR VARDIR

Bu yazı daha önce 25.08.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Pazarlar tarih boyunca, toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel zenginliklerini, yansıtan alanlar olmuştur. Toplumların canlılıkları, alıcılarla satıcıların el ele verdikleri pazarlardan kaynaklanır. Tarım toplumlarından, bilgi toplumlarına kadar, bütün ülkelerin ekonomilerinde, pazarlar vazgeçilmez bir işlev yüklenirler. İbn Haldun’dan beri devletlerin, pazarlarda yer almalarının ve fiyatları belirlemelerinin, ekonomiye olan, olumlu ve olumsuz etkileri tartışılmaktadır.

*

Alıcıların ve satıcıların dışındaki kamu kuruluşlarının, pazarlarda alınan satılan ürünlerin, fiyatlarını belirlemeye kalkışmaları, pazarlarda alınan satılan ürünlerden doğrudan ya da dolaylı olarak, gerekli gereksiz vergi almaları, alışveriş yapanlar arasında haksızlıklara yol açar. Fiyatların belirlenmesinde pazarların yerine, devletlerin geçmesinin sakıncaları bilinmektedir. Fiyatların pazarlarda satıcılara ve alıcılara göre belirlenmesi, ekonomik dünyada en çok tartışılan konuların başında gelir.

*

Ekonomi üretimle üreticilerle ilgili olduğu kadar, tüketimle tüketicilerle de ilgilidir.Pazarlar üreticilerle tüketicileri buluştururlar. Ekonominin gizemli konularından para, alım ve satım işlemlerinin kolaylaştırılmasında, büyük önem taşır. Ekonominstler ekonomiyi parayla ilgili her şey olarak tanımlarsa da, ekonominin üretimle ve tüketimle ilgili herşey olarak tanımlanması daha doğrudur. Ekonomideki gelişmeler her dönemde, büyük dönüşümlere yol açmışlardır.

*

Seküler dünyada ekonominin odağında “Etik insan”nın değil, “Ekonomik insan”ın olduğu sürekli vurgulanmıştır. Ancak ilgi alanı ne olursa olsun, her bilimin bir etik yanı vardır. Ekonomi gibi insan davranışlarıyla, ilgili bilimlerde etik alan, her zaman çok belirleyici olmuştur. Ekonominin hayat kaynağı olan pazarlar, hiçbir zaman etik ilkelerden bağımsız olarak ele alınamaz. İnsanın olduğu yerde ekonomi, ekonominin olduğu yerde de her zaman etik vardır.

*

Etik ilkelere önem vermeyen pazarlarda, haksız kazançların önüne hiçbir güç geçemez. Pazarlar etik ilkelerin uygulama alanlarıdır. Pazarların her yerde geçerli olan, etik ilkeleri ve erdemleri yüzyıllardan beri tartışılmaktadır. Kutsal kitaplarda da vurgulandığı gibi, pazarlar yalnızca bir ekonomik alanlar değil, toplumları bir arada tutan kültürel alanlardır. Pazarların gelişmediği toplumlarda, kültürler de gelişmez. Pazarlar ekonomik ve etik değerlerin, kökleşmesine ortam hazırlar.

*

Toplumların tarih içindeki yükseliş ve çöküş dönemlerine bakılırsa, pazarlarla ekonomik ve kültürel gelişme arasında, doğru orantılı bir bağıntı olduğu görülür. Pazarların önem kazandığı ülkelerde, devlet ve toplum her alanda büyük güç kazanır. Dünyada ülkelerin ekonomik güçleriyle birlikte, kültürel güçleri de pazarlarda alınan ve satılan, ürünlerin büyüklüğünden kaynaklanır. Toplumların üretici güçleri, iç ve dış pazarlarla, yeni zenginlikler kazanır.

*

Büyüklüğü ne olursa olsun, pazarlarda ne alıp ne satacaklarını, toplumların üretici kuruluşları, devletlerin tüketici kuruluşlarından daha iyi bilirler.

*

Kuruluşların yarışmayı göze alamadığı, devlet kuruluşlarının taraf olduğu pazarlarda, haksız kazançların önüne geçilemez.

*

Etik ilkelere öncelik verenler, gelirleri çoğaltırlar, işsizliği azaltırlar, yatırımları büyütürler ve hayatı canlandırırlar.

5 Temmuz 2023, 00:16

Sezai Karakoç Erdem Bayazıt'ı Dostoyevki'nin

Sezai Karakoç Erdem Bayazıt'ı Dostoyevki'nin Karamazof Kardeşler'indeki Alyoşa'a benzetirdi. O Şamil görünümlü,Yunus gönüllü,herkesin yardımına koşan bir iyilik meleğiydi. Anayurduna,babaevine döndü. Rahmet diliyorum.

5 Temmuz 2023, 12:52

ERDEM BAYAZIT GİBİ YERYÜZÜNÜ BİR MESCİT OLARAK GÖRMEYENLER ÜLKELERİNİN MESCİTLERİNİ KORUYAMAZLAR

Bu yazı daha önce 05.11.2022 tarihinde de yayımlanmıştı.

Sürekli hareket halinde olan, bütün Peygamberlere, bütün Kutsal Kitaplara saygı gösteren Müslümanların güçleri, insanlığın birikiminin doğal mirasçısı olmalarından kaynaklanır. Onlar Mekkeli ve Medineli İlk Müslümanları örnek alarak, Erdem Bayazıt’ın dizelerinde vurguladığı gibi, yeryüzünü bir “Mescit” olarak görürler. Bunun için İlk Müslümanla İslam’ın doğuşunun üstünden yüzyıl geçmeden, içselleştirdikleri değerleri dünyanın dört bir köşesine taşırlar.

*

Denizleri arayan ırmaklar gibi, atalarının yitirdikleri Cennet’i arayan toplumlar, üretim güçlerini yitirmezler. Onlar bütün insanları anne bir, baba bir kardeş olarak görmeden, çatışma dünyasını uzlaşma dünyasına dönüştüremeyeceklerini bilirler. Bu yüzden üretim ve yönetim dünyalarının ulaştığı zenginlikleri, bütün insanlarla paylaşmak için, kapılarını hiçbir zaman kapatmazlar, yararlanmak isteyen herkese açarlar.

*

Hayatın içinde sürekli hareket halinde olan toplumlar, gizemli bir çoşku ve yapıcı bir güç kazanırlar. Onlar yaşadıkları hayatta, yaşayacakları hayatı görürler. Bunun için Türklere hayranlık duyan,Türklerin tarihlerini yazan Lamartin, “Amacın büyüklüğü, yararlanılan araçların küçüklüğü ve sonucun görkemi, insan dehasının üç ölçüsü olursa, dünya tarihinin herhangi bir büyüğünü, kim Son Peygamber’le karşılaştırma cesaretini gösterebilir” diye sorar.

*

Küçük sessiz Yesrip’i, büyük erdemli Medine’ye dönüştüren Son Peygamber’i izleyenler, bütün şehirleri erdemli şehirlere dönüştürürler. İnsanlık tarihinde kısa bir zaman diliminde, dünyanın her köşesine ulaşan Müslümanların, geçmiş yüzyıllarda benzeri görülmeyen bir canlılık göstermeleri, hem Doğu’lu, hem Batı’lı toplumların gözlerini kamaştırır. Tarihte hiçbir Peygamber, Son Peygamber kadar büyük bir sevgiyle, eşsiz bir coşkuyla karşılanmaz.

*

Önde gelen düşünürleriyle, dünya düşünce tarihini didik didik ederek, geçmiş yüzyılların silinmesi değil, silinmemesi gerekenlerini gelecek yüzyıllara taşımak, bütün ülkeler için büyük önem taşıyor. Yirmi birinci yüzyılın bilinen sorunlarına, bilinmeyen çözümler silinen bilgilerinden önce, silinmeyen bilgeliklerinde bulunur. Dünyada insanlar nasıl unutmadan yaşayamazlarsa, tarihler de bazı dönemleriyle unutulmadan yazılamazlar ve yorumlanamazlar.

*

Tarihi eleştirel bir gözle okumasının bilmeyenler, geçmiş yüzyıllardaki büyük yıkımların, tekrarlanmasının önüne geçemezler. Ülkelerin üretimlerinda ve yönetimlerinde, büyük sarsıntılara yol açan küresel savaşlar, önlenemez boyutlara ulaşan yoksulluklar, sınır tanımayan açgözlülükler, tarihin verdiği derslerin önemini artırıyor. Giden yüzyılın sonunda, gelen yüzyılın başındaki gelişmeler, düşünce tarihçilerini, dünya tarihini bütün olarak görmeye zorluyor.

*

Geçmiş yüzyıllarda yaşanan köklü dönüşümler, gelecek yüzyılların yol haritalarını verirler.

*

Tarihin gizeminden yararlanmadan, düşüncelere bahar gelmez, eylemler çiçek açmaz.

*

Tarih hem yol açmayı, hem hızlanmayı, hem hızına uyum sağlamayı bekliyor.

6 Temmuz 2023, 12:38

EKONOMİDE GÜZEL TÜKETİCİLERİN GÜZEL ÜRETİCİLERİ OLUR

Kutsal değerleri değersizleştirerek, yanlışlarla doğruların üstünü örtenler, Yirminci yüzyılın sonunda, büyük bir başarısızlığa uğramışlardır. Ekonominin kutsal değerlerden bağımsız olduğunu savunan Komünizm gibi,Kapitalizmin de hayat kaynaklarını kurutarak, güncelliliğini ve geçerliliğini yitirmiştir. Toplumlara eşitlik ve özgürlük getirmek için yola çıkanlar, ekonomi herşeydir, ekonomi için herşey yapılır diyerek, doğal kaynak zengini ülkeleri, üretim yoksulu ülkelere dönüştürmüşlerdir.

*

Ekonomi hayatın bir yanıyla üretime, bir yanıyla da tüketime dönük yüzüdür. Ekonominin temeli olan, üretim ve tüketim arasındaki uyumun, sağlanmasına ilişkin çalışmaları,başta Gazali ve İbn Haldun olmak üzere, Müslüman düşünürler yapmışlardır. Onlar her zaman toplumlarda, sağlam ekonomilerin, sağlam insanlara dayandığının bilincinde olmuşlardır.Temel bilimlerden sosyal bilimlerine kadar, bütün bilimlerin kaynağında, seküler kültürden önce kutsal kültür vardır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, sağlam insanların üretimleri gibi, tüketimleri de sağlam olur. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasında, bencil ve çıkarcı insanlar değil, hakbilir ve hakgözetir insanlar vardır. Komünizmin ve Kapitalizmin gücünü yitirdiği bir dönemde, kendisi için istediğini herkes için isteyen,çatışmaktan daha çok uzlaşmaya önem veren, kazanma kadar kazandırmaya da bakan, katılımcı ve paylaşımcı insanlar öne geçmiştir.

*

Katılımcı bir ekonomik yapı, paylaşımcı bir kültürel doku oluşturmadan, yüksek kaliteli üretim ve düşük maliyetli tüketim yapmak mümkün değildir. Pusulanın sürekli Kuzeyi göstermesi gibi, özgeçiye ve özveriye dayanan, paylaşımcı ekonominin ilkeleri, üretimde ve tüketimde, başarının yönünü gösterirler. Alınlarında biriken terlerin, karşılığından daha fazlasını tüketmeyenlerin, çoğunluğu oluşturduğu toplumlarda, insanlar üretici güçlerine, yeni zenginlikler kazandırırlar.

*

Dünyada sanayi toplumlarının, bilgi toplumlarına evrilmesiyle, toplumların ellerindeki kaynakları, getirisiz statik yatırımlardan, getirili dinamik yatırımlara yönlendirmeleri, bütün ülkelerde krizlere karşı alınacak en güçlü önlemdir. Kaynaklarını katma değeri yüksek alanlarda değerlendirenler, yalnızca kendi ülkelerine değil, bütün ülkelere katkıda bulunurlar. Üretimde paylaşmanın önemsendiği ülkelerde, kimse işsiz kalmadığı gibi, hiç kimse yoksul da düşmez.

*

Paylaşımcı ekonomilerde paradan para kazanma değil, ürün, hizmet ve bilgi üretiminden para kazanma, ekonominin ana dinamiğidir. Ekonomik hayatın odak noktasında, paylaşmasının bilen sağlam insanlar vardır.Onlar üretim ve tüketim süreçlerinde, paylaşanlar kazanırlar,kazananlar paylaşırlar, demesini bilirler. Onların üretmezsem olmaz, denilen üretim dünyalarında, paylaşmanın getirdiği çoğaltan ve çarpan etkisinden, bütün ülkeler yararlanır.

*

Sağlam insanlar üretmenin, kimsenin tekelinde olmadığı bir dünyada, paylaşmayanların her alanda, yoksul düşeceklerini bilirler.

*

Üretimle tüketim arasındaki uyumun ve dengenin sağlanmasında, hiç kimse sağlam insanların yerini tutamaz.

*

Üretimde yardımlaşma, tüketimde dayanışma olmadan, hayatın hiçbir alanında dönüşme olmaz.

7 Temmuz 2023, 11:49

SINIRSIZ DÜNYA BÜYÜK BİR ANONİM ŞİRKETE DÖNÜŞMÜŞTÜR

Dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel gelişmesinde, Ondokuzuncu yüzyıl Avrupa, Yirminci yüzyıl Amerika yüzyılı olmuştur, Yirmibirinci yüzyıl Asya yüzyılı olacaktır. Ancak Yirmibirinci yüzyılda, ağırlık merkezinin Amerika’dan Asya’ya kayması,Amerika'nın ve Avrupa’nın önemlerini, yitirdikleri anlamına gelmez. Artık “Dünya Şirketi” yalnızca Amerikalılar, Avrupalılar tarafından yönetilmiyor, şirkette Asyalılar, Afrikalılar da büyük paya, önemli söz hakkına sahipler.

*

İşletmeler dünyasında şirketler, bir yönetim kurulu tarafından yönetilen, bir ortaklar topluluğudur. Dünya şirketinde ortak sayısı çoğalmıştır. Hiçbir ortak tek başına, şirketin sahibi değildir. Ortaklardan hiçbiri istediği zaman istediği kararı alıp, istediği gibi uygulayamaz. Şirkette yönetim bir ana ortaktan, çok sayıdaki ortağa geçmiştir. Çin, Hindistan, Nijerya, Endonezya, Meksika, İran, Brezilya ve Türkiye, şirketin yönetim kurulunun, yeni ve etkili üyeleri konumuna gelmişlerdir.

*

Küre dünyanın kare dünyaya dönüşmesi, şirketi lider ortaksız bırakmıştır. Amerika'nın ve Rusya’nın tek başlarına, şirketi ayakta tutmaları mümkün değildir. Al Gore “Gelecek” adını verdiği kitabında: “İnsan medeniyeti uzun süredir kat ettiğimiz bir kavşağa geldi. Yollardan birini seçmemiz gerekiyor” demektedir. Dünya bir dönüm noktasındadır. Ortaklar küresel bilinçle yenilenerek, ya kare dünyaya uyum sağlayacak, ya da küre dünyanın çıkmaz sokaklarında, krizden krize sürüklenip gideceklerdir.

*

Dünya şirketi Okyanus'ların ortasında, yolunu bekleyen büyük bir buzdağına doğru, gururla ilerleyen, bir Titanic’e benzemektedir. Gemiden yükselen ölüm çığlıklarını, kimse duymak istemiyor. Gemi büyük hızla, yoluna devam ediyor. Ülkelerin bölünmesiyle ortaya çıkan yeni ortakların, yönetime katılmasının hız ve yoğunluk kazandırdığı, bilinç zehirlenmesi bütün ülkelerin, geleceğini tehdit etmektedir. Seküler dünyanın elinde, şirketin hayat kaynakları, tek tek kurutulmaktadır.

*

Şirketteki bilinç zehirlenmesinin üstesinden gelmek için, yönetim kurulunu ve şirketi oluşturan ortakların, her birinin akılları hem başlarında, hem de gönüllerinde olması, bütün ülkeler için hayati önem taşımaktadır. Her ülkenin okyanuslarda yol güvenliği, ortaklarının akıl gözleriyle ufku, gönül gözleriyle ufuk ötesini görme yeteneklerine bağlıdır. Bütün ülkeler seküler Batı dünyasının dinamitlediği, kültürel dokunun ve ekonomik yapının yıkıntıları arasından, bir anka kuşu gibi yeniden doğmak zorundadırlar.

*

Siyasal sınırların önemini yitirdiği düz kare dünyada, kimsenin olmayan “Dünya Şirketi”, herkesin olan şirkettir. Küresel bir akıl tutulmasıyla karşı karşıya olan şirkette, ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir ülke tek başına karar verme gücüne sahip değildir. Şam, Bağdat, Halep,Grozni,Kiew benzeri yüzyılların içinde inşa edilen şehirler, iktidar açlığı çeken, güç sarhoşu, açgözlü şirket yöneticileri tarafından, Dresten gibi, Hiroşima gibi, yerle bir edilmişlerdir. Dünya şirketinin bütün ortaklarında, tehlike sinyalleri yükselmekte ve toplu ölümler birbirini izlemektedir.

*

Şirketin yönetiminde yer alma çatışmaları, uzakların yakın, yakınların uzak olduğu dünyada, bütün ortakları savaştan savaşa sürüklemektedir. Önceki kuşakların şehirleri yıkılırken, sonraki kuşakların şehirlerinin temelleri atılmaktadır.

*

Dünya şirketinin ortakları farklılıklarını koruyarak, gelirleri ve giderleri paylaşmasını öğrenmezlerse, bütün ülkelerdeki şehirler birer Nagazaki’ye dönüşeceklerdir.

*

Şirkette kapılarını Asyalılara kapatan Avrupalıların tek başlarına, Amerikalıların yol açtıkları savaşları önlemeleri mümkün değildir.

8 Temmuz 2023, 12:43

PAYLAŞIMCI EKONOMİ KATILIMA AÇIK EKONOMİDİR

Ekonomilerin yapısındaki ve kültürlerin dokusundaki gelişmeler, dünyadaki Sağ ve Sol yaklaşımlar arasındaki farkları bütünüyle ortadan kaldırmıştır.Bütün ülkelerde üreticilerle birlikte, tüketicilerin yol açtıkları küresel sorunlar tartışılıyor. Dünyanın karşı karşıya olduğu, siyasal ve finansal krizler, üretimde ve tüketimde sınır tanımayanlardan kaynaklanmaktadır. Yeryüzünün sınırlı kaynaklarıyla, sınırsız büyüme peşinde koşanlar, dünyanın bütün dengelerini altüst etmektedirler.

*

İnsanlar hem üretici olarak, hem tüketici olarak, sınırlı kaynaklarla sınırsız isteklerin peşine düşerlerse, yüz yüze olunan krizlerin en büyük tetikleyicileri olurlar. Dünyanın bütün ülkelerinde ekonomi, insanlığın ortak sağduyusuna dayanır. Sağduyu sahibi insanlar, dünyanın sınırlı kaynaklarıyla, insanların sınırsız isteklerinin karşılanmasının, mümkün olmadığını bilirler. Onlar üretimleriyle ve tüketimleriyle, ekonominin yalın diliyle düşünürler ve yaşarlar.

*

Ekonominin ortak dilini öğrenmeyenler, ekonomik kararları yalnızca ekonomistlere bırakanlar, servetlerini sermayeye değil, sermayelerini servete dönüştürerek, üreten eller olmanın yollarını, kendi elleriyle kapatırlar. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, üreten eller olmadan, tüketen eller olmaya heveslenenler, toplumların üretici güçlerine en büyük darbeyi vururlar. Onlar bütün ülkelerde, üretmeden tüketerek yoksulluklarla birlikte, yolsuzlukların en büyük kaynağını oluştururlar.

*

Ekonomik dünyada üretmenin olduğu gibi, tüketmenin de olumlu ve olumsuz yanları vardır. Bütün ülkelerde üretimin olumlu yanlarını özendiren, tüketimin olumsuz yanları önleyen insanlar, büyük ekonomik ve kültürel dönüşümlerin yollarını açarlar. Onların üretim çoşkusuyla dolu, ellerinde bütün topraklar, yağmur yüklü bulutlarla beslenen, binbir çeşit ürünlerin alındığı, bereketli topraklara dönüşürler.Onlar tükettiklerinden kat kat fazlasını üretirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde üretimi çoğaltmada, tüketimi azaltmada yarışanlar, zenginleştirdikleri katılıma açık, paylaşıma önem veren ortaklıklarla, yüzlerce yıl yaşayan zeytin ağaçlarına benzerler. Bütün Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi, zeytin ağaçları çevrelerinde, geniş bir ekonomik ve kültürel çekim merkezi oluştururlar. Onların verdikleri ürünler, hem ham, hem olgun olarak yenilen, sabah sofralarının vazgeçilmezleri olurlar. Çok sağlıklı olan zeytin yağları, yüzyıllardan beri bilinen gıdaların başında gelir.

*

Toplumların üretim güçlerine yeni boyutlar kazandıranlar, üretim süreçlerini yeniden yapılandırarak, katılıma ve paylaşıma açık çok işlevli, ürünler üretmesini bilenlerdir. Onlar dünyanın maden yataklarını, kılıç üretmekten daha çok, saban demiri üretiminde değerlendirerek, insanları öldürmek için değil, insanları yaşatmak için yarışırlar. Onların düşüncelerinde ve eylemlerinde, savaşların kapılarını kapatmak, barışların yollarını açmak, vazgeçilmez bir yer tutar.

*

Ekonomide büyük dönüşümlerin yollarını, tüketenler değil üretenler açarlar.

*

Toplumların bütün kesimlerinde, üretmesini bilenler örnek alınır.

*

Dünyanın her yanında üretenler, tüketenlerden üstündür.

9 Temmuz 2023, 12:47

SINIRSIZ KARE DÜNYADA DİASPORALAR VATANLARINI UNUTMAZLAR

Ülkelerin siyasal sınırları dış politikaları, ekonomik sınırları iç politikalarıyla çizilir. Ülkelerin dış politikalarında, devletin askeri gücü etkiliyken, iç politikalarında milletin üretim gücü etkilidir. Her ülkenin üretim gücü, siyasal sınırlardan daha çok ekonomik sınırlara dayanır. Siyasal sınırlar istenildiği zaman, istenildiği kadar değiştirilemezler. Buna karşılık ekonomik sınırları sabit değildir, ülkelerin üretim güçlerine göre sürekli değişirler.

*

Üretim gücünün büyütülmesi, çift yönlü bir süreçtir. Bir ülke, başka bir ülkenin üretim gücüne katkı yapmadan, kendi üretim gücüne katkı yapamaz. Her ülke için iyi olmayan bir üretim, hiçbir ülke için iyi olmaz. Dünya barışının güvencesi, siyasal sınırlar değil, ekonomik sınırlardır. Ekonomik sınırları belirleyenlerin başında, bütün ülkelere bir gözle bakan, iyi ürün, iyi hizmet ve iyi bilgi üretmenin, öncüsü ve ustası kurum ve kuruluşlar yer alır.

*

Uzaklık ve yakınlığın önemsizleştiği Yirmi birinci yüzyılda, üretim gücüne yeni boyutlar kazandırmak için yarışmayan şehirler, tüketim kültürüne yeni boyutlar kazandırmak için yarışırlar. Bunun için tarihin her döneminde, üreten eller tüketen ellerden daha üstün görülmüştür. İster ürün, ister hizmet, isterse bilgi üretimi olsun, üretim sürecinde girdiler alınır, çıktılar verilir. Üretim süreci, bir alış ve bir veriş süreci olmaktan daha çok, bir veriş ve bir alış sürecidir. Üretimde verenler alırlar, alanlar verirler.

*

Veriş ve alışın olduğu yerde, savaş değil barış vardır. Savaş ortamında kazançlar tek yönlüyken, barış ortamında kazançlar çift yönlüdür. Kazandıranlar kazanırlar, kazananlar kazandırırlar. Kazandırma ve kazanma sürecinde, en önemli, en güçlü ve en etkili sermaye dürüstlüktür. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde en güzel meyvalar, dürüstlüğün ağacında yetişirler. Üretim dünyasında meyvası para olan ağaç yoktur. Bunun için, Anadolu’da ''Para sokaktan toplanılmaz'' denilir. Para akıl terinin ve göz nurunun ödülüdür.

*

Bir ülkenin siyasal sınırları dışında yaşayan soydaşları, o ülkenin diasporasını oluştururlar. Diasporalar ülkelerin siyasal sınırlarını aşmada, ekonomik sınırlarını genişletmede, önemli bir görev yüklenirler. Onlar şehirler arasında ekonomik, siyasal ve kültürel köprüler kurarlar. Onların doğdukları şehirler kadar, doydukları şehirler önemlidir. Kare dünyanın ekonomisinde, uzak şehir, yakın şehir yoktur. Her şehir hem yakındır, hem uzaktır.

*

Yirminci yüzyılın başında “Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” diyen Ziya Gökalp’ın rüyası, aynı yüzyılın sonunda gerçekleşmiştir. Artık Turan ne Asya’dır, Türklere ne de Avrupa’dır. Turan büyük çarşıya, dönüşen kare dünyadır. Bütün dünya ülkeleri, Turan ülkeleridir. Bütün dünya şehirleri Turan şehirleridir. Nasıl büyümeyen ay küçülürse, büyümeyen şehirler de küçülürler.

*

Ademoğulları birbirlerine üstünlük taslamazlarsa, herkes birbirine saygı ve sevgi gösterir.Sınav dünyasında insan, toprak, su ve paranın boş durması iyi karşılanmaz.

*

Kare dünya ferman dünyası değil, derman dünyasıdır.

*

Kare dünyanın üretenleri, yoksul düşmezler.

*

Sınırsız dünyada, ayrımcılık yapılmaz.

10 Temmuz 2023, 12:56

ÜÇ KITANIN ODAK NOKTASINDA MEDENİYET MERKEZİ TÜRKİYE ASYA'NIN EN BATI'SIDIR AVRUPA'NIN EN DOĞU'SUDUR

Dünyanın bir yandan birleşme, diğer yandan dağılma sürecine girdiği bir dönemde, Asya ile Avrupa arasında dengeleyici konumda olan, Türkiye’nin önemi katlanarak artmaktadır. Türkiye bir Asya ülkesi, olduğu kadar bir Avrupa ülkesidir. Üç kıtanın, iki denizin, merkez ülkesi Türkiye’dir. Bin yıllık tarihi boyunca, Türkiye ağırlığını Asya’dan, daha çok Avrupa’ya vermiştir. Türkiye’nin geleceği, Bağdat’ta değil, Berlin’de inşa edilecektir.

*

Türkiye Avrupa Birliği içinde mi yer almalı? Yoksa seçimini Asya’dan yana mı yapmalıdır? Bu soruların tartışılması, yalnızca Türkiye’nin değil, Batı dünyasının gündeminde de önemli yer tutmaktadır. Türkiye seçimi Asya ülkeleriyle birlikte, Avrupa ülkelerini de etkileyecektir. Türkiye ekonomik, siyasal ve kültürel yapısıyla Ortadoğu’nun anahtar ülkesidir. Avrupa’da kendisine geniş bir yer açan Türkiye, Asya ülkelerinin demokrasilerine daha çok katkıda bulunacaktır.

*

Türk toplumunun büyük bir çoğunluğu, Türkiye’nin Asya’daki varlığını güvenceye almak için, Avrupa’da yer alması gerektiğine inanmaktadır. Doğu Avrupa’daki Türkiye ve Güney İspanya’daki Endülüs olmadan, Avrupa tarihi kesintiye uğrar eksik kalır. Tarihi bütünlükten yoksun, Avrupa’ya köklü bir geçmişten de yoksun olur. Geçmişi olmayan Avrupa’nın, geleceği de olmaz. Avrupa’nın geleceğini, Avrupa’daki İslam belirleyecektir.

*

Avrupa kimliğinin oluşmasında Arapların ve Türklerin vazgeçilmez bir yerleri vardır. Franco Cardini’nin “Avrupa ve İslam” kitabında vurguladığı gibi, Avrupa’nın “Kurucu Baba”ları Arapların “Birinci Abdurrahman”ı ve Türklerin “Sultan Fatih”idir. Kurulmakta olan Avrupa’da geçmişte olduğu gibi, Hristiyanlarla Müslümanlar savaşmayacaktır. Müslüman Demokratlarla, Hristiyan Demokratların birlikte, Yeni Avrupa’yı kurmalarının sancıları yaşanacaktır.

*

Türkiye’nin iki kıta arasında düzenleyici ve dengeleyici bir işlev yüklenebilmesi için, kendi tarihsel birikiminden yola çıkarak, katılımcı demokrasiye olduğu kadar, paylaşımcı ekonomiye de, yeni boyutlar kazandırmak zorundadır. Türkiye’nin iki yüzyıllık yönetim ve ekonomi birikimi, önde gelen Avrupa ülkelerinin birikiminden daha az değildir. Bunun için Salvador de Madaria “Avrupa’nın Portresi” kitabında: “Din konusunda Müslümanlar, her zaman Hristiyanlardan daha liberal davranmışlardır.” demektedir.

*

İslam 711 yılından bu yana Avrupa’dadır. İspanya ve Portekiz yüz yıllarca İslam kültürüyle yoğurulmuş ve Müslümanlarla bir arada yaşamıştır. İslam kültürü olmadan, bir İspanya ve bir Portekiz olmaz. Osmanlı Devleti'ni göz ardı ederek, Avrupa kimliği tanımlanamaz. Osmanlı kimliğini kavramadan, Avrupa kimliği ortaya konulamaz. Bugünkü Avrupa Birliği’nin oluşturmak, istediği uluslar üstü yönetimi, geçmişte Türkler “Millet Sistemi”yle büyük ölçüde gerçekleştirmişlerdir.

*

Avrupa Asya’nın Atlantik Okyanusuna uzanan en büyük yarım adasıdır. Türkiye Asya’nın en Batısıdır, Avrupa’nın en Doğusudur.

*

Türkiye Avrupa Birliğine katılarak, sekülerleşen Avrupa’ya, kutsal kültürün, diriltici rüzgarını taşıyacaktır.

*

Müslümanlar post modern yönetimde, Hristiyanlardan daha büyük bir birikime sahiptirler.

11 Temmuz 2023, 12:32

SERBEST PAZAR EKONOMİSİNİ ETİK PAZAR EKONOMİSİNE DÖNÜŞTÜRMEK

İnsanlığın bilgi ve bilgelik birikimi içinde, etik değerlerin önemi sürekli vurgulanmıştır. Ancak Batı dünyasında estirilen pozitifist rüzgarlarla, Ekonomi başta olmak üzere, bütün bilimler sekülerleştirilmeye çalışılmıştır. Bilimin kutsallaştırılması ve etik ilkelerin ekonomik gelişmelerin, önündeki engeller olarak görülmesi, dünya üniversitelerinde etikle ilgili derslere, yer açılmasını geciktirmiştir. Yirminci yüzyıldaki gelişmeler,etiği bütün bilimlerin ana çalışma konusu haline getirmiştir.

*

Soğuk Savaş sonrasında Ekonominin, diğer bilimler gibi etikle iç içe, her yerde genelgeçer ilkeleri olan bir bilim olduğu ortaya konulmuştur. Artık kuramlarıyla, uygulamalarıyla, ekonominin sürükleyici güçleri olan öncüler, bencillikle, acımasızlıkla, duygusuzlukla, insafsızlıkla ve etiksizlikle suçlanmıyorlar ve yerden yere vurulmuyorlar. Yeni dünyada ekonomi, “Pazar Ekonomisi”, “Kar ve Zarar Bilimi”, “Serbest Girişim Düzeni” gibi, isimler altında ele alınmaktadır.

*

Yirmi birinci yüzyılda ekonomi deyince, kimsenin aklına geçerliliklerini yitiren Kapitalizm ya da Komünizm gelmemektedir. Bütün dünyada etiksiz ekonominin, ekonomisiz etiğin olmayacağı açıkca görülmüştür. Çünkü hem ekonomi, hem de etik insanların tutumlarıyla, davranışlarıyla ve tercihleriyle çok yakından ilgilidir. Etik boyutu olmayan, hiçbir ekonomik eylem yoktur. Ekonomi etiğe, etik ekonomiye duyarsız değildir, her ikisi birbirinden etkilenir.

*

Yerüstü ve yeraltı kaynaklarıyla, dünyanın zenginliklerini değerlendirmede, Kutsal Kitaplar, yüzyılların içinden süzülüp gelen değerleriyle, bütün bilimlerin olduğu kadar, küresel etik ilkelerinin de ana kaynağını oluştururlar. Ebu Yusuf ekonomide, kazancı ve zararı ele alan, alışverişte etik ilkelerin önemini vurgulayan, düşünürlerin başında gelir. Toplumların ekonomik güçleri, her dönemde üreten eller olmasını bilen ve üretmenin coşkusunu duyan, ilkeli insanlardan kaynaklanır.

*

Kutsal kültürün etik ilkeleriyle, ekonominin doğal yasaları arasındaki ortak alan, sanıldığından çok daha büyüktür, çatışmadan daha çok örtüşme vardır. Kutsal kültür iki dünya kültürüdür, hiçbir zaman ya dünya ya öteki dünya denilmez, hem dünya hem öteki dünya denilir. Dünyada iyi olanlar, iyilik arayanlar, iyilikte yarışanlar iki dünyada iyilik bulurlar, kötü olanlar, kötülük arayanlar, kötülükte yarışanlar, iki dünyada kötülük bulurlar. Etik ilkeler kötülükleri değil, iyilikleri özendirmek için vardırlar.

*

Ekonomide amaçlar açıkça ortaya konulursa, araçların amaçlara dönüşmesi önlenir. Ekonomi toplumların üretim güçlerini büyütmek için, hayatı bütün alanlarıyla kucaklayan, çok boyutlu, çok işlevli ve çok kapsamlı düşünce ve eylem dünyasıdır. Dünyada ekonomi, bütün ülkelerin el ele vererek, etik ilkeleri ve ekonomik yasaları çiğnemeden, insanlığın birikiminden yararlanarak, dünyanın sınırlı kaynaklarıyla, toplumların zorunlu ihtiyaçlarını, karşılama bilimine dönüşmektedir.

*

Ekonominin etikten bağımsızlığını ileri süren kuramlar, ekonomik olayları açıklamakta yetersiz kalmaktadırlar.

*

Dünyada üreten eller olmak, üreten eller olmayı özendirmek, hem ekonomik hem etik bir sorumluluktur.

*

Dünyada hiçbir yerinde, para yüklü bulutlar yoktur, para gökten yağmur gibi yağmaz.

12 Temmuz 2023, 09:15

KÜRESEL DEĞERLERİ ÇİĞNEYENLER ÇİĞNENİRLER

Bu yazı daha önce 14.09.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyanın her ülkesinde, farklı kültürlerden insanların, barış içinde birlikte, yaşamak zorunda oldukları bir yüzyılda, küresel değerler bütün ülkelerde, bütün kuruluşlara yol gösteren, deniz fenerlerine dönüşmüşlerdir. Onların gösterdiği yönde giden kuruluşlar, savaş yüzyıllarını barış yüzyıllarıa dönüştüreceklerdir. Dünyanın her yanında, her dönemde geçerli olan değerleri, baş tacı edinen kuruluşların ürünleri,bütün ülkelerin pazarlarında baş tacı edilirler.

*

Küresel değerlere dayanan, toplumlar ve kuruluşlar, ülkeler arasındaki ekonomik bağımlılıkların, doruk noktasına çıktığı bir dönemde, insanlığın ortak değerlerine, dört elle sarılarak, dünya pazarlarında aranılan ürünler,hizmetler ve bilgiler üretirler. Onlar pusulalı gemilerin gitmek istedikleri, limanlara kolaylıkla ulaştıkları gibi, baştacı edindikleri değerleriyle, istedikleri bütün pazarlara, hiçbir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ulaşırlar. Onlar pazarlarda değerin, en büyük değer olduğunu bilirler.

*

Yerel ve küresel pazarlarda, ülkelerin ve kuruluşların güçleri, ürettikleri ürünlerin,hizmetlerin ve bilgilerin kalitesiyle birlikte, değerlerinin üstünlüğünden kaynaklanır. Bütün kültürlerin ortak erdemleri olan, küresel değerlerin ana kaynağı, Yunan düşüncesi ve Roma hukukundan önce, peygamberler ve onlara verilen kutsal kitaplardır. Onlar bütün insanlığın oluşturduğu, ekonomik, siyasal ve kültürel düşünce birikiminin omurgasını oluştururlar.

*

Dünyada insanların bilgi ve bilgelik birikiminde, peygamberlerin en güzel örneklerini verdikleri dürüstlükten, dayanışmadan, yardımlaşmadan ve paylaşmadan, kaynaklanan değerlerin oluşturduğu, eşsiz zenginlikler vardır. Peygamberlerin tarihi insanlığın düşünce ve eylem tarihidir. Onlar insanların tutum ve davranışlarını yönlendirmede, tarihin her döneminde etkili olmuşlardır. Onların taşıdıkları değerler, bütün boyutlarıyla hayatı, dört bir yanından kuşatırlar.

*

Dünyanın bütün köşelerinde üretmek, değerlere dayanan bir eylemdir.Bunun için kutsal kültürün, değerleriyle donanan toplumların pazarlarında, ürünlerden önce, hizmetlerden önce, değerler alınır, değerler satılır. Onlar ister çoğunlukta, ister azınlıkta olsunlar, bulundukları toplumlarda paylaşma kültürüne, yeni değerler kazandırarak, üreten ellerin sayılarını çoğaltırlar. Onların düşünceleriyle olduğu kadar, eylemleriyle de hayat hem kolaylaştırılır, hem zenginleştiririlir.

*

Ürettikleri ürünlerde, verdikleri hizmetlerde, geliştirdikleri bilgilerde, dünyayı bütün insanlar için yaşanır kılacak olanlar, ürünlerinden, hizmetlerinden, bilgilerinden önce, değerleriyle insanların gönüllerini kazananlar olacaktır. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, gözle görülen,elle tutulan kazançlardan daha çok, gözle görülmeyen, elle tutulmayan kazançlar önemlidir.Görünmeyen kazançlarla, desteklenmeyen görünen kazançlar,hiçbir zaman kalıcı olmazlar.

*

Hayatın sahili olan bütün bilgileri, sahili olmayan büyük bilgelik denizinden beslenirler.

*

Görünen kazançla görünmeyen kazanç arasında, bitaraf olanlar bertaraf olurlar.

*

Dünyada insanların en değerlileri, insanlara en çok değer kazandıranlarıdır.

13 Temmuz 2023, 12:49

GERÇEK İHTİYAÇLAR KARIN YAPAY İHTİYAÇLAR GÖZ DOYURUR

Amerika'nın Silikon Vadisi'nden Çin'in Dalian'ına kadar, dünyanın değişik merkezlerinde yapılan araştırmalarla, bilgi ekonomisi yeni boyutlar kazanıyor. İletişim teknolojisindeki her gelişme, insanların yapay ihtiyaçların peşinden koşması için, dünya ölçeğinde büyük bir yarış alanı açıyor. Yapay ihtiyaçlar dünyanın sınırlı kaynaklarını sınırsızca tüketerek, gösteriş tüketiminde, sonu gelmez doyumsuzluk fırtınaları estiriyor.

*

İnsanların akıllarını karıştıran, gözlerini kamaştıran ve hayatı yapaylaştıran, teknolojik araçlara gerçekten ihtiyaç olup olmadığı, bütün dünyada sorgulanıyor. Dünyanın bir yanında, yapay ihtiyaçlar öne çıktıkça, başka bir yanında da, gerçek ihtiyaçların karşılanması imkansızlaşıyor. Dünyada milyarlarca insan, yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve açlık çekiyor. Yapay ürün tutkusu, gerçek ürün kıtlığına dönüşüyor.

*

Yapay ihtiyaçların gerçekten yapay oldukları ve hayatı yapaylaştırdıkları, bütün insanlığa anlatılırsa, yapay ihtiyaçları karşılamaya odaklanan bilim ve teknoloji, gerçek ihtiyaçların karşılanmasına odaklanmak zorunda kalır. Böylesine köklü bir politika değişikliğinin sonucu, dünyanın sınırlı kaynakları, sınırsız yapay ihtiyaçların değil, sınırlı gerçek ihtiyaçların karşılaması yolunda değerlendirilir.

*

Yaşanabilir, bütün ülkelerinde, gerçek ihtiyaçların karşılandığı bir dünya inşa etmek için, insanların tok gözlülüğü, yeni açılımlarla zenginleştirilmelidir. Hayat bir yüzünü kültürün, bir yüzünü de ekonominin oluşturduğu, iki yüzü de değerli bir ipek kumaşa benzer. Kumaşın değeri gibi, hayatın değeri de iki yüze birlikte önem verilmesinden kaynaklanır. Birinin iç, birinin dış dünyaya dönük olması, bütün değerini etkilemez.

*

Kültürün değerleriyle kuşatılan ekonomi alanında, insanlardan kaynaklanan sorunlar, insanlarla çözülür. Dünyanın can alıcı sorunu: İnsanları, hayatı paylaştıran, yapay ürünlerin çekim alanın dışına çıkarmaktır. Hayatın iç yüzünü oluşturan kültüre, dış yüzünü oluşturan kültüre, dış yüzünü oluşturan ekonomiden daha çok değer verilmelidir. Kültürün değerleri ekonominin sınırlarını belirler.

*

Gerçek ihtiyaçlar, yapay ihtiyaçların burnuna halka takıp peşlerinden sürüklenmezse, seküler dünyanın akıllı bilgisayarları, bütün insanlığın gözlerini kamaştırır. Tabiatta yapaylık yok, doğallık vardır. Kültür ve ekonomik tabiattan uzaklaşırsa, hayattan da uzaklaşır.

*

Kültür için iyi olan ekonomi içinde iyidir. Kültürün “Görünen El"i olmazsa ekonominin “Görünmeyen El"i işlevini yerine getiremez.

*

İnsanlığın özlediği gelecek, ekonominin “Serbest Pazarı" ile değil, kültürün “Etik Pazarı" ile inşa edilir.

*

Ekonominin pozitif entropisi kültürün negatif entropisiyle durdurulur.

*

Ekonomi her şeydir diyenler ekonomi için her şeyi yaparlar.

14 Temmuz 2023, 12:29

EKONOMİDE KÜLTÜRDE POLİTİKADA PABUÇLARIN DAMA ATILMASINI ÖNLEMEK

Bu yazı daha önce 18.09.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ahilik Anadolu insanının yüzyıllar önce, kaliteli ürün, kaliteli hizmet üretmeyi özendirmek amacıyla, üreticilerin geliştirdikleri kurumsal bir yapılanmadır. Ahiler bulundukları şehirlerde, değişik alanlarda üretimi geliştirmek için, üreticiler arasında dayanışma ve yardımlaşmayı sağlayan girişimcilerdir. Onlar tüketicilerle birlikte, üreticilerin de haklarını koruyan, kapıları, sofraları ve gönülleri herkese açık, örnek alınmaları gereken, dönemlerinin çok yönlü üreten elleridir.

*

Ahilerin Anadolu’da unutulmayan uygulamalarının başında, “Papucunu dama atmak” geleneği gelir. Onlar eksiksiz ürünler üreterek, kusursuzlukta yarışmanın ekonomik ve kültürel hayatın, hem özü hem özeti olduğunu ortaya koymuşlardır. Ahiler üretimde kaliteyi korumak için, üreticilerin çıraklıklarını yapmadıkları işlerin, ustalıklarına soyunmalarına izin vermemişlerdir. Onların sürekli denetimleriyle, üretimde ve yönetimde kalite, sürdürülebilirlik kazanmıştır.

*

Geleceğin aydınlık günlerini, geçmişin aydınlık günlerinden bakanlar görürler. Tarihin her döneminde, ülkelerin geleceklerinin temellerini, geçmişin derinliklerinden bakmasını bilenler atmışlardır. İnsanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden yararlanmayanlar, geleceğin taşıdığı tehlikeleri göremezler, sunduğu fırsatları yakalayamazlar. Toplumlar geçmişleriyle olduğu kadar, gelecekleriyle de birlikte, iç içe yaşarlar.Her alanda geçmiş, geleceğin paha biçilmez hazinesidir.

*

Anadolu’nun yeni ahilerini, ürettikleri ürünlerinin yanında, yönetim ve üretim kültürlerini, dünya pazarlarına taşımak için, geçmişin düşünce ve eylem birikiminden, yararlanmak zorundadırlar. Onlar ahilerin değerlerini güncelleştirerek zenginleştirmeden, dünya pazarlarında kendilerine geniş yer açamazlar. Üretilen ürünlerlerle verilen hizmetlerle ve derinleştirilen bilgilerle, insanların gönüllerini kazanmanın sırları, bin yıllık Anadolu tarihinin derinliklerinde gizlidir.

*

Açıklık içinde sürekli yenilenerek, değerli ürün ve aranan hizmet üretiminde, yardımlaşma, katılımcı yönetim ve paylaşımcı ekonomi gibi, Yirmi birinci yüzyıl yönetim bilimlerinin tartıştıkları ilkeler, yöntemler ve değerler, binlerce yıllık ahilik kültüründe, geliştirilerek uygulanmış, uygulanarak geliştirilmiştir. Üretimde ve yönetimde küresel ilkelerin özü, zamanla büyük değişiklikler göstermez. Geçmişte olduğu gibi, geleceğin başarılı kuruluşları da, doğru yoldan ayrılmayanlar olacaktır.

*

Geçmişte kuruluşları güçlü kılan değerleri, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla ayrıntılı olarak araştırmadan, dünyadaki yeni gelişmeler uyum sağlamak mümkün değildir. Dünya pazarlarına açılarak, hayatın her alanında başarılı olmak isteyen kuruluşlar, kapılarını ve sofralarını üreticilere ve tüketicilere açarak, paylaşmasını öğrenmek zorundadırlar. Yirmi birinci yüzyıl dünyasının mimarları, yalnızca pazarları değil, gönülleri de fethetmesini bilenler olacaktır.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde, üretimde ve yönetimde, yeni sözler söyleyenlerin, papuçlarını kimse dama atamaz.

*

Yeni dünyada tartışılan değerler, ahilik kültürünün güncelleştirilmiş ölümsüz değerleridir.

*

Kusursuzluk peşinde koşanlara, bütün dünya pazarlarının kapıları, sonuna kadar açılır.

15 Temmuz 2023, 11:51

DARBECİLER DEMOKRATİK KURUMLARI VE KURALLARI YERLE BİR EDERLER

Güçlü ve dengeli toplumlar, ortak değerlere, ortak kurumlara, ortak kurallara dayanırlar.Temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere, ortak değerlere dayanmayan toplumlarda, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşmaya dayanan güçlü bir demokratik kültür oluşmaz. Demokratik yönetimlerde, ortak değerleri paylaşan, farklı dinler, farklı ırklar, farklı renkler bir arada yaşarlar. Bu yüzden bütün darbeler, demokratik güvenliğe, düzenlenen intihar saldırıları olmuşlardır.

*

Demokratik kurumları ve kuralları içselleştiremeyen ülkeler, darbelerden kurtulamazlar. Temsili demokrasiden, katılımcı demokrasiye geçemezler. Çünkü demokratik kültürü geliştirmeyen ülkeler, otokratik kültürü zenginleştirirler. Demokratik ülkelerde ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasında “Demokrat insan”lar, otokratik yönetimlerde “Dayatmacı insan”lar vardır. Dayatmacıların güç kazandığı ülkelerde, demokratlar güç yitirirler.

*

Darbelerin ve savaşların birbirlerini izlediği, toplu ölümlerin yaşandığı dünyada, insanlığın demokrasi tarihi, yeniden yazılacaktır ve yeniden yorumlanacaktır. Dünya demokrasi tarihi içinde, “Atina” merkezli, Atina'da uygulanan, insanlar arasında ayrım gözeten, demokrasi yanında , insanlar arasında ayrım gözetmeyen, “Medine” merkezli, Medine'de uygulanan demokrasi de vardır. Gelecekte Atina demokrasisi değil, Medine demokrasisi önem kazanacaktır. Yirminci yüzyılda Almanya'da, İtalya'da, Yirmi birinci yüzyılda Amerika'da, Atina demokrasisinin ne kadar kırılgan olduğu görülmüştür

*

İster Avrupa ülkelerinde olsun, isterse Asya ülkelerinde olsun, demokratik kurumları ve kuralları geliştirmede, katılımcı doğrudan demokraside, kusursuzluğu arama süreci, statik değil, dinamik ve uzun soluklu bir yarıştır. Dünyada demokrasinin çokluk içinde birliği, birlik içinde çokluğu, bir arada tutan, uzun bir tarihi yoktur. Bugün tartışılan demokrasinin, dünyada bir iki yüz yıllık bir geçmişi ya vardır ya da yoktur.Amerika'da ve Fransa'da yönetimlerin değişmesiyle ilk uygulamalar başlamıştır.

*

Ekonomik bağımsızlıktan daha çok, ekonomik bağımlılığın önem kazandığı, ülkeler arasındaki, uzaklık ve yakınlık farkının, önemini yitirdiği kare dünyada, demokratik yönetimler çok büyük önem kazanmışlardır. Atina'daki ve Medine'deki demokrasi yaklaşımlarıyla birlikte, dünyadaki son iki yüz yılın demokrasi uygulamalarının, karşılaştırmalı olarak araştırılmaları, bütün dünya ülkeleri için, hayati önem taşımaktadır. Dünya barışının en büyük güvencesi, demokratik yönetimler olacaktır.

*

Demokrasinin kurumları ve kuralları, insanlığın ortak aklının ışığında, yeniden ele alınmaları ve enine boyuna tartışılmaları, bütün ülkelerde otokratik yönetimlerden, demokratik yönetimlere geçmenin en kritik aşamasını oluşturmaktadır. Yirmi birinci yüzyıl Çin'nin ve Rusya'nın başını çektiği otokratik yönetimlerle, Avrupa Birliği ve Amerika'nın başını çektiği demokratik yönetimlerin, "Soğuk Savaş"larına sahne olacaktır. Demokratik birikim açısından, Avrupa ülkelerinden geri kalmayan İslam ve Türk dünyasının, kendi demokrasilerini kendilerinin inşa etmeleri, demokratik yönetimlere en büyük katkılarının başında yer alacaktır. Ve kazanan tarafı belirleyecektir.

*

Siyasal sınırların yerine, kültürel sınırların geçtiği kare dünyada, Doğu'dan Batı'ya katılımcı demokratik yönetim ve paylaşımcı ekonomik birikim zenginleştikçe, barış yüzyılları savaş yüzyıllarından, çok daha uzun olacaktır.

*

Demokratik süreç, kültürel başarıların, ekonomik başarılara, ekonomik başarıların, siyasal başarılara dönüştüğü, karşılıklı etkileşim içinde, üç boyutlu bir bütünün takım oyunudur.

*

Geleceğin ülkeleri, edebiyatcılarıyla bilinecek, girişimcileriyle büyüyecek, siyasetcileriyle yönetilecek, askerleriyle savunulacaktır.

16 Temmuz 2023, 11:40

DARBE KAPIDAN GİRERSE DEMOKRASİ PENCEREDEN ÇIKAR

Bu yazı daha önce 16.07.2022 tarihinde de yayımlanmıştı.

Türkiye'nin önündeki en büyük sorun, demokratik kültürün özümsenerek içselleştirilmesidir. Türkiye'deki siyasi partiler, ister muhafazakar demokrat, ister sosyal demokrat, ister milliyetçi demokrat, isterse liberal demokrat olsunlar, hepsi demokrasi ortak paydasında buluşmak zorundadırlar. Demokratik kültürün zenginleşmesine katkıda bulunmayan siyasi partilerin elinde, Türkiye bir darbeler ülkesi olmaktan kurtulamaz.

*

Bütün dünyada demokratik yönetimlerin kaynağında, yönetilenlerin temel haklarıyla birlikte, inanma özgürlükleri vardır. Dünyadaki son iki yüzyıldaki uygulamalarla, demokratik ülkelerin benimsediği, küresel hukuk ilkeleri ve genel geçer ahlak kuralları oluşmuştur. “Yönetilen Demokrasi” değil, “Yöneten Demokrasi” olmak için, toplumun bütün kesimlerinin, demokratik yönetimin kurumlarına ve kurallarına saygılı olmaları hayati önem taşır.

*

Demokratik yönetimi benimsemiş ülkelerin merkezinde seçmenler vardır. Demokratik mekanızmaya işlerlik kazandıracak olanlar, kültürel, siyasal ve ekonomik sorumluluklarının bilincinde olan entellektüellerdir. Onlar açıkladıkları bir oylarıyla, binlerce oyu peşlerinden sürüklemenin yolunu açarlar. Açık toplumların merkezinde yer alan çoğunluk, her zaman daha önemliyi, daha gerekliyi ve daha etkiliyi görür ve bilir. Entellektüellerin kültürel ve toplumsal sorumluluğu, çoğunluğun görme ve bilme sürecini hızlandırmaktır.

*

Kültürel güçlerinin üzerinde etkili güç olmayan entellektüeller, doğru, güzel ve iyi bildikleri değerleri, en açık, en yalın ve en alçak gönüllü biçimde açıkladıkları ölçüde başarılı ve etkili olurlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde çoğunluk, üst perdeden konuşan, yanılmaz olduğunu iddia eden, kendisinden başkasını görmeyenleri sevmez ve izlemez. Bu yüzden, söyleyecek sözü olan, yalın ve açık olmayı bilen, entellektüellerin, piramitler kadar ömürleri olsa, hayatları boyunca konuşmaları beklenir.

*

Demokrasiyle yönetilen ülkelerin güçleri, demokratik yönetimlerin ilkelerinin, çok yalın ve çok açık olmalarından kaynaklanır. Toplumların yönetiminde açıklık gibi, yalınlık da en büyük ve en etkili güç kaynağıdır. Bunun için, bütün ülkelerde demokratik yönetimler benimsenmektedir. En dayatmacı yönetimler bile, kendilerinin de demokratik olduklarını ileri sürmek zorunda kalıyorlar. Çünkü yönetilenlerin çoğunluğunun onaylamadığı hiçbir yönetim uzun ömürlü olmaz.

*

Türkiye''de kamu, özel ya da gönüllü bütün kurumlar ve bütün kuruluşlar, demokratik kültüre yeni boyutlar kazandırmak için, var güçleriyle çalışmak zorundadırlar. Sınırların önemini yitirdiği düz kare dünyada, dayatmacı ülkeler, uluslarüstü birliklerde kendilerine sağlam ve güvenli bir yer bulamazlar. Bütün dayatmacı otokratik ülkeler gibi, üretim güçlerini yitirerek, içlerine kapanmak zorunda kalırlar.

*

Dünyanın her ülkesinde demokratik kültür, kültürel sorumluluklarının bilincinde olan bilge entellektüellerle, hem özümsenir, hem içselleştirilir. Kusursuz insan olmadığı gibi, kusursuz demokrasi de yoktur. Demokratik yönetim kusursuzluğu arama yolunda, uzun soluklu bir arayıştır.

*

Entellektüeller dünyanın gidişinden ve çağlarından sorumludur. Demokrasiye direnilmez demokratik süreç yönetilir.

*

Demokratik ülkelerde çoğunluk yolunu şaşırmaz. Çoğunluk insanlığın ortak aklıyla düşünür.

*

Bilgeler doğruyu uçlarda aramazlar.Doğru uçlarda değil ortalarda bir yerdedir.

17 Temmuz 2023, 13:10

KURUMSAL VE TOPLUMSAL SORUMLULUK PAZARLARIN PASAPORTUDUR

Bu yazı daha önce 19.09.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyada bilgilerin, hizmetlerin ve ürünlerin üretiminde, hayranlık uyandıran kuruluşlar, kurumsal sorumlulukları kadar, toplumsal sorumluluklarının da bilincinde olan kuruluşlardır. Kuruluşların başarısında, kurumsal ve toplumsal sorumluluklar, birbiriyle çatışmaktan daha çok, birbirlerini tetikleyerek büyütürler. Dünyanın her yerinde her kuruluşun, yerine getirmek zorunda olduğu, yasal ve ekonomik zorunlulukları gibi, kurumsal ve toplumsal sorumlulukları vardır.

*

Pazarlardaki üreticiler ve tüketiciler, toplumsal sorumluluklarını göz ardı ederek, gelirlerini artırmaktan başka, amacı olmayan kuruluşlara destek olmazlar. Toplumlara yarar sağlayan, çevreye zarar vermeyen ve toplumun değerlerine saygılı ürün, hizmet ve bilgi üreten kuruluşlar, bütün ülkelerde saygı görürler. Her ülkede kuruluşlar, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın, en dinamik boyutunu oluştururlar. Toplumların canlılıkları, kapılarından odunun bile eğrisi girmeyen, pazarlarından kaynaklanır.

*

Dünyada sağlık bilimlerinden sosyal bilimlere, mühendislik bilimlerinden yönetim bilimlerine kadar, bütün alanların vazgeçilmez konularının başında, toplumsal sorumluluk çalışmaları gelmektedir. Bütün ülkelerde değişik alanlardaki kuruluşların, topluma, çevreye ve kültüre karşı duyarsız ve sorumsuz uygulamaları, dünyanın her yanında tartışılmaktadır. Toplumsal sorumluluk taşıyan kuruluşların, ürünleri ve hizmetleri, dünyanın bütün ülkeleri tarafından benimsenirken, sorumluluklarını yerine getirmeyenler, duyarlı olmayanlar, her ülkede dirençle karşılaşmaktadırlar.

*

Kuruluşlar ister ekonomik, ister kültürel, ister siyasal alanda çalışsınlar,bulundukları ülkelerin bütün kesimleriyle alışverişlerinde, sonuna kadar açık ve dürüst olmak zorundadırlar. Açıklığın olmadığı kuruluşlarda, haksızlıkların olduğu kadar yolsuzlukların önüne geçmek mümkün değildir. Bunun için doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayıran toplumsal sorumlulukların, konuşulmaları, tartışılmaları ve benimsenmeleri, geleceğin dünyası için, hayati önem taşımaktadır.

*

Toplumsal sorumlulukların bilincinde olan kuruluşlar, ürettikleri ürünler yanında, kurumsal sorumluluk yatırımlarıyla, dünyanın bütün ülkelerinde, kendilerine geniş çalışma alanları açarlar. Dünyanın her ülkesinde, insanların gözlerine giren kuruluşların ürünleri, hem pazarlarına, hem evlerine girer.Yerine getirdikleri toplumsal sorumluluklarıyla birlikte, ürünleri de benimsenen kuruluşlar, kurumsallaşarak kuşaktan kuşağa geçerler ve yüzyıllarca ayakta kalırlar.

*

Kuruluşların toplumsal ve kurumsal sorumlulukları, insanları sevmelerinden, insanları sevenleri herkesin, sevdiğini bilmelerinden kaynaklanır.Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, kuruluşları sermayelerinden daha çok, benimsedikleri kurumsal ve toplumsal sorumluluklarıyla uzun ömürlü olurlar.İbn Haldun’un “Tavırlar Kuramı”, devletler için geçerli olduğu kadar, kuruluşlar için de geçerlidir.Kuruluşlar yaptıkları, kurumsal ve toplumsal sorumluluk, yatırımlarıyla ömürlerini uzatırlar.

*

Devletler gibi, kuruluşlar da doğrulukta, iyilikte ve güzellikte, her gün yeniden başlayan, uzun soluklu bir yarışa girerek, kurumsallaşırlar.

*

Kurumsal ve toplumsal sorumlulukların, önemsenmesi ve yerine getirilmesi, her kuruluşun en önemli sermayesidir.

*

Kurumsallaşmasını başaran kuruluşlar, pazarlara doğru ürünler taşırlar, insanları doğruluklarıyla kazanırlar.

18 Temmuz 2023, 12:41

BİLGİ TOPLUMLARINI ETİK TOPLUMLARA DÖNÜŞTÜRMEYENLER SAVAŞLARI ÖNLEYEMEZLER

Bu yazı daha önce 18.07.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyada devletleri, üretimde ve yönetimde yenilik yaparak, yerel ürünleri küresel ürünlere dönüştürme yanında, yeni ürünler geliştirmesini bilen kuruluşlar ayakta tutmaktadırlar. Yirmi birinci yüzyılda devletlerin güçleri, toprak genişliğinden ve sermaye büyüklüğünden daha çok, etik derinliklerinden ve küresel kuruluşlarından kaynaklanacaktır. Onlarla bilgi toplumları etik toplumlara evrilerek, insanlar kötülüklerin önüne iyilikle, yanlışlıkların önüne doğrulukla geçeceklerdir.

*

Tarım, sanayi, bilgi toplumu kuruluşlarının yan yana,el ele olduğu bir dünyada,etik ilkeler saygı göstermeyen kuruluşların ürünlerine, hiçbir ülkede saygı gösterilmeyecektir. Üretimde ve yönetimde, etik ilkeler ekonomik gelişmelerin tetikleyicileridir. Etik ilkelerin ayaklar altına alındığı kuruluşlarda, ekonomik başarıların sürdürülebilir olması mümkün değildir.Bunun için bütün ülkelerde, etik ilkelerin korunmasından, kuruluşlarla birlikte toplumların, bütün kesimleri sorumludur.

*

Dünyanın kanlı savaş yüzyıllarının, başında gelen Yirminci yüzyıl, etik ilkelerin en çok çiğnendiği yüzyıl olmuştur. Kutsal kültürün kaynaklarının kurutan savaş yüzyılında, ilkesizlik ilke, etiksizlik etik sayılmıştır. Ekonomik,siyasal ve kültürel hayatın merkezine, etik insan değil,ekonomik insan yerleştirilmiştir.Etik ilkeler kutsallıklarını yitirirken, ekonomik ilkeler kutsallık kazanmışlardır.Ekonomik ilkelere dört elle sarılan, seküler Batı dünyası, bütün ülkeleri savaş alanına çevirmiştir.

*

Dünyada kutsal kültürün kaynaklarını dinamitleyenler, ellerine geçirdikleri ekonomik zenginlikleri korumak için, üretimde ve yönetimde etik dışı, her yönteme başvurmuşlardır.Onların ellerinde yalnızca şehirler değil, denizler de toplu mezarlara dönüşmüşlerdir. Onlar bütün ülkelerle işbirliği yaparak, ya bilgi toplumlarını etik toplumlara dönüştürecekler, ya da Musa’ya karşı savaşan Firavun’un askerleri gibi, Kızıldeniz’de seçilen ve seçilmeyen krallarıyla, yok olup gideceklerdir.

*

İnsanları zamanda ve mekanda, uzun yolculuklara çıkaran, genel kabul gören etik ilkeler, bütün insanlığın yüzyılların içinde oluşturduğu, küresel değerlerdir.Dünyada benimsenen etik oldukları kadar, ekonomik de olan ilkeler, dinlerin ortak değerlerine dayanır. Etiğin ilkeleri, yönetimin kuralları ve ekonominin yöntemleri, tarihin her döneminde, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde olmuşlardır. Onların örtüştüğü ortak alan, her insana içinden seslenen, insanlığın ortak vicdanı olmuştur.

*

Dünyanın ortak vicdanın, tarihin derinliklerinden gelen, uyarıcı sesini duymayan kuruluşlar, üretimde ve yönetimde etik ilkelerin, çiğnenmesinin yol açtığı haksızları,hiçbir zaman önleyemezler. Ürettikleri ürünlerle, etik ilkeleri içselleştirerek, özümseyen kuruluşlar, kendilerini bilgi toplumundan, etik topluma götürecek, aydınlık yolda bulurlar. Karanlıkları aydınlatan etik değerlerin kapsamadığı hiçbir alan yoktur. Onlara içtenlikle sarılanlar, kötülükleri iyiliklere dönüştürmede güçlük çekmezler.

*

Etik toplumlar birbirleriyle, iç içe olan tarım,sanayi ve bilgi toplumlarının ortak alanlarına, yeni zenginlikler kazandırarak,hep birlikte dönüştürürler.

*

Bilgi toplumlarını etik toplumlara dönüştürmeye çalışmayanlar,ekonomik,siyasal ve kültürel hayatın kaynaklarını kuruturlar.

*

Etik toplumların temellerinde,insanların vicdanına dayanan, her insanın bildiği ortak doğrular vardır.

19 Temmuz 2023, 13:25

MEDENİYETSİZ EDEBİYAT EDEBİYARSIZ MEDENİYET OLMAZ

Dünyadaki bütün ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de düşünce tarihinde, yenilenme ve yabancılaşma akımlarının öncüleri edebiyatçılar olmuştur. Edebiyatla medeniyet arasında, kendine özgü, bir iletişim ve etkileşim vardır. Medeniyet edebiyatı, edebiyat medeniyeti zenginleştirir. Türkiye'nin geleceğini kendi medeniyetlerinde arayan edebiyatçılar, Anadolu insanının, düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmışlardır.

*

Mehmet Akif'in ve Yahya Kemalin izinden giden, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri çevresinde toplanan edebiyatçılar, Batı medeniyetinin değerlerine karşı, İslam medeniyetinin değerlerini savunmuşlardır. Söz konusu dergilerin öncüleri olan, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören,Cahit Zarifoğlu,Erdem Bayazıt,Akif İnan ve onları izleyen edebiyatçılar, medeniyetsiz edebiyat, edebiyatsız medeniyet olmayacağına inanmışlar, edebiyatı medeniyet, düşünceyi eylem, hayatı iman için bilmişlerdir.

*

Başta Mevlana, Shakespere ve Goethe olmak üzere, dünyanın dönüştürücü edebiyatçılarının bilgi ve bilgelik dünyaları, yüzyıllar içinde toplumların düşünce ve eylem dünyaları olurlar. Onlar edebiyatlarıyla medeniyetlerini, medeniyetleriyle edebiyatlarını bütünleştirmişlerdir. Onların edebiyatları bütün dünyaya yön gösteren kutup yıldızları olurlar. Cengiz Aytmatov'un dediği gibi, her yazar “kendi toplumunu” anlatır, kalıcı olanlar, “yerel olanın ötesine geçerek”, küresel değerleri yakalayanlardır.

*

Büyük edebiyatçılar kendi toplumlarının, kendi çağlarının çığlığı olurlar, çağlarındaki gelişmelerden sorumlu oldukları gerçeğini, hiçbir zaman unutmazlar. Onlar her zaman kutup yıldızları için, yolun hiçbir zaman kalabalıkların yolu olmadığını vurgulamaya özen gösterirler. Onların yolu kalabalıkların yolu değildir, her zaman kalabalıklar arasında yalnız olmasını bilirler.

*

Çığır açan edebiyatcılar, yazmanın olduğu kadar, okumanın da ustasıdırlar. Onlar bir sayfa yazmak için, kırk sayfa okumak gerektiğini çok iyi bilirler.Bazan bir cümlenin kırk cümle yazdırdığının bilincindedirler.Bütün usta yazarlar, bir kuyumcu titizliğiyle, bir kelime, bir cümle, bir sayfa ve bir kitap ararlar. Onlar her yerde hem “oku”, hem “yaz” emri var diyenlerdendir. Dünyanın her yerinde, okuyanlar yazarlar, yazanlar okurlar.

*

Kutup yıldızı yazarlar, yazdıklarıyla yetinmezler. Onlar her zaman, esas yazmak istediklerini yazamadıklarını düşünürler, yazdıklarıyla ölümsüzleşirler. Onların en güzel kitapları başlayıp da tamamlayamadıklarıdır.Bunun için, yazmaya hiç ara vermezler. Kutup yıldızı olan edebiyatçılar, ömürlerini okumaya ve yazmaya adarlar. Bildiklerini ve düşündüklerini, paylaşmak için, sürekli yazarlar.

*

Edebiyatla silahlanan medeniyetler, hiçbir savaşta üstünlüklerini yitirmezler.

*

Dünyada köklü medeniyetleri olan ülkelerin, zengin edebiyatları olur.

*

Edebiyatta yok olan ülkeler, medeniyette varlık gösteremezler.

20 Temmuz 2023, 12:28

BARIŞ DÜNYASININ MİMARLARI YENİ DUBAİ'LER DEĞİL YENİ BURSA'LAR YENİ EDİRNE'LER OLACAKTIR

Tarihin her döneminde şehirler, ekonomik, siyasal ve kültürel dönüşümleri, tetikleme görevini yüklenmişlerdir. Kültürler şehirleri değiştirirken, şehirler de kültürleri değiştirmişlerdir. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, her kültürün bir şehiri, her şehirin bir kültürü olduğu görülür. Ancak dünyanın bir ucundan bakılınca diğer ucunun görülmesi, bütün şehirlerinin New York’a benzemesine yol açmıştır. Küreselleşme bütün şehirleri Manhattan'laştırmaktadır.

*

Seküler kültürle yoğrulan Yirminci yüzyılda, dünyanın kumar ve eğlence şehiri Las Vegas, dünya şehir kültürünün değişmez örneğini oluşturmuştur. Gökyüzüne başkaldırırcasına yükselen binalar ve kumarhaneler, Amerika'dan bütün dünyaya ihraç edilmiştir. Odak noktasını çok yıldızlı otellerin oluşturduğu eğlence merkezleri, bütün dünyada ekonomik ve kültürel gelişmişliğin değişmez göstergeleri haline gelmişlerdir. Şehirler bir yandan New York’laşırken, bir yandan da Las Vegas’laşmaktadırlar.

*

Dubai, Frankfurt, Şangay,Macau ve Hong Kong, dünyanın Amerika dışındaki New York'larıdır, Las Vegas’larıdır. Las Vegas'ın ve Singapur’un, petrol dolarlarıyla harmanlanmasından doğan Dubai, Arap Dünyasının küresel finans ve eğlence başşehiridir. Dubai'de konuşulan dil, bütün körfez ülkelerinde olduğu gibi, Arapçadan önce Amerika’nın dili olan dolardır. Dubai’nin Cebel Ali limanı, Hamburg ve Rotterdam ile yarışacak, fiziksel ve finansal altyapıya sahiptir. Ancak onların yüzyıllar içinde oluşan, ekonomik ve kültürel birikiminden yoksundur.

*

Dubai sıfırlanan vergileri, sınırsız vize kolaylıkları, yabancı sermayeye sonuna kadar açılan kapıları, vergisiz ithalat ve ihracat imkanlarıyla, dünyanın en büyük serbest bölgelerinden biridir. Dubai’de yüklü bir bankada hesabı olanın, saygın bir yeri yanında, hem süresiz oturma, hem sınırsız çalışma izni olur. Dubai gökdelenlerinde bir evi olanlar, Dubaili sayılmakla kalmazlar, Dubai’nin etkili vatandaşı olurlar. Çağdaş piramitleri, alışveriş ve eğlence alanlarıyla, Dubai Arapların Las Vegas’ıdır. Tarih içinde Las Vegas’ların götürüleri, getirilerinden çok daha büyük olmuştur.

*

Paris’te Fransa’nın simgesi, “Eiffel Kulesi” inşa edilirken, üç yüz kişi çalışmıştır. Dubai’nin yeni piramitleri olan kulelerini inşa etmek için ise, milyonlarca Afrikalı ve Asyalı insan boğaz tokluğuna çalışmaya devam etmektedir. Akıl ve gönül terine dayanmayan, yeraltından zahmetsiz kazanılan petrol dolarlarıyla, milyonlarca insanın alın teri ve el emeği, karşılığı inşa edilen gökdelenler, dünyanın yeni Babil kuleleridir. Dubai bütün dünya dillerinin konuşulduğu Babil’dir. Ancak Dubai'nin dili, kültürün binbir çiçekli zor dili değil, paranın tek çiçekli kolay dilidir.

*

Dubai her şeyin alınıp satıldığı dünyanın en önemli açık pazarıdır. Çin’de olduğu gibi Dubai’de her şey, bin kere değil, bir kere tüketilmek için tasarlanır ve üretilir. Amerika’nın dünyayı işgal eden, tüketim kültürünün merkezi Hollywood, Hindistan’da Bollywood’a, Arap dünyasında da Dubaiwood’a dönüşmüştür. Petrolle büyük bir zenginliğe ulaşan Dubai, kumarla, dolarla zenginliğini korumaya çalışmaktadır.

*

Dubai’nin günah şehri Las Vegas, kuralsızlığın kural, etiksizliğin etik, yasasızlığın yasa olduğu, uluslararası sularda inşa edilmiştir.

*

Kültürel dönüşüm olmadan, kentsel dönüşüm olursa, her şey doların rengine boyanır. Dubai’nin yeşili, doların yeşilidir.

*

Kentsel dönüşüm kültürel dönüşümü izler.Kültür öksürürse şehir yatağa düşer.Dubai demek ilkesizlik demektir.

21 Temmuz 2023, 12:01

SINIRLI DÜNYADA SÜREKLİ BÜYÜME OLMAZ SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME OLUR

İnsanlığın atalarının yitirdiği Cennet'te olduğu gibi, dünyanın hiçbir ülkesinde, doğal zenginlikler sınırsız olmadığı gibi, finansal kaynaklar da sınırsız değildir. Dünyada hiçbir ülkenin, ortak doğal kaynakları, har vurup harman savurma hakkı yoktur.İnsanların temel ihtiyaçları olan ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin karşılanmasından bütün ülkeler sorumludur. Bu yüzden devletlerin tarıma,sanayiye,eğitime ve sağlığa yaptığı yatırımlar, bütün dünya için hayati önem taşımaktadır.

*

Anadolu’da denildiği gibi: “Gökten kudret helvası yağar, para yağmaz.” Para gibi, ürün, hizmet ve bilgi de gökten yağmaz. Üreticiler üretecekleri, tüketiciler tüketecekleri, ürünler ve hizmetler için, gerekli kaynakları bulmak zorundadırlar. Tarihin her döneminde, toplumlar ellerindeki sınırlı kaynakları, değerlendirmek sorunuyla karşı karşıya kalmışlardır. Her dönemin güçlü toplumları, dünyanın kaynaklarından kimseye haksızlık yapmadan, yararlanmasını bilenler olmuştur. Çünkü sınırlı dünyada sürekli büyüme olmaz, sürdürülebilir büyüme olur.

*

Sanatların en eskisi, bilimlerin de en yenisi Ekonomi, eldeki kaynakları temel ihtiyaçları karşılama yolunda, değerlendirme bilimi olarak tanımlanır. Bir ekonomide kıt kaynakların dağıtımı, arz ve talebe göre fiyatların belirlenmesi, değişik seçenekler arasında, karar verilması pazara dayanır. Her dönemde ekonomilerin can damarlarını pazarlardaki üreticiler ve tüketiciler oluşturmuştur.Onlar ekonominin anayasası olan, arz ve talep yasasına dayanarak, toplumları ayakta tutarlar.

*

İster Doğu'da, ister Batı'da olsun, Yusuf Peygamber'in Mısır'ında olduğu gibi, her ülkenin pazarlarında bolluk ve kıtlık dönemleri olur. Pazarlardaki aksamalar, üreticiler ve tüketiciler üzerinde olumlu etkiler yanında, olumsuz etkiler doğururlar. Pazarlardaki olumlulukları büyütmede, olumsuzlukları azaltmada en etkili gücü, hem üreticiler, hem tüketiciler olarak,bütün insanlar oluşturur. Ekonomik, siyasal, kültürel krizler, bir değişim aracı olan parayı, bir ürün gibi, alan ve satan kuruluşlardan kaynaklanır.

*

Pazarın doğurduğu olumlu etkileri büyütmek, ister kamu, ister özel olsun, bütün kuruluşların dünyayı, bedelsiz ürünler dağıtan bitmez, tükenmez kaynak deposu olmaktan çıkarmalarına bağlıdır. Başta kamu kuruluşları olmak üzere, bütün kuruluşlar dünyadan aldıkları her kaynağın, bir bedeli olduğunu bilmek zorundadırlar. Bir insan dünyadan, gerekli olandan daha fazlasını alırsa, farkında olmadan üstesinden gelinemeyecek, sorunların tetikleyicisi olur.

*

Dünyada bütün ülkelerin karşı karşıya oldukları, çevresel ve finansal krizler, kuruluşların sürdürülemez doğrusal büyüme, peşinde koşmalarından kaynaklanmaktadır. Dağlarıyla, ormanlarıyla, denizleriyle, gölleriyle, nehirleriyle, ovalarıyla dünya bütün ülkelerin ortak zenginlikleridir.Ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir ülkenin dünyanın kaynaklarını, sorumsuzca tüketme ayrıcalığına sahip değildir. Dünya kaynaklarının, sorumsuzca tüketilmesini önlemek, bütün ülkelerin, bütün kuruluşların görevidir.

*

Dünyada yüz yüze olunan krizler, sınırlı bir dünyada, sınırsız istekleri karşılamaya kalkışmanın, önlenemez doğal sonuçlarıdır.

*

Dünyanın kaynakları sınırsız olmadığı için, gösteriş harcamalarının dizginlenmesi, bütün dünya için, hayati önem taşımaktadır.

*

Ekonomik büyüme sınırsız değildir, ekonomi de ağaçler gibi,çocuklar gibi, doğal sınırlar içinde büyümelidir

22 Temmuz 2023, 12:03

ENDÜLÜS YENİDEN DÜNYANIN BİLGİ VE BİLGELİK KAYNAĞI OLUYOR

Dünyanın kaynaklarının sınırlı olduğunu bilenler, deniz kenarında da yaşasalar, gerekli olduğu kadar su kullanırlar. Müslümanların kültüründe, savurganlığa kesinlikle yer yoktur.İktisatçılar su, hava, deniz,toprak tükenmeyecek kadar çok diyerek, savurganlığın yolunu genişletirler. Kuruluşların karlılık hesaplarında, kamusal kaynakların bedeli, çoğu zaman göz ardı edilir. Yenilenmeyen kaynaklara da aynı gözle bakılır. Bunun için dünyada çevre sorunları yeni boyutlar kazanarak artıyor.

*

Üretmekten daha çok, tüketmeyi özendiren seküler toplumlarda, doğal kaynakları har vurup harman savurarak, yapılan üretim, toplam ülke gelirinde bir artış olarak kabul edilir. Tabiatın, suyun ve havanın yok kabul edilen bedelinin, giderek ödenmeyecek boyutlara ulaştığını, kimse görmek istemez. Trieste’den Torino’ya, Paris’ten Marsilya’ya, Manchester’den Londra’ya, İstanbul’dan İzmit’e yolculuk yapanlar, havanın da bir bedeli olduğunu kolaylıkla görürler.

*

Çevredeki kirlenmelerin boyutlarını kavrayanlar, denizin eski deniz, havanın eski hava olmadığını anlamakta geçikmezler. Savurganlıkta sınır tanımayanlar, demir çelik tesisleriyle, çimento fabrikalarıyla, petrol rafinerileriyle, insanların iç dünyalarıyla birlikte, dış dünyalarını da kirletiyorlar. Endülüs’ün altın çağının,dünyayı dönüştüren, bilgi ve bilgelik hazineleriyle, bağların koparılması, bütün ülkeleri, bütün kültürleri çoraklaştırıyor.

*

Kutsal kitaplarla bağlarını, bütünüyle koparan Rönesans Avrupası, Endülüs’ün gökyüzüyle yeryüzünü barıştıran, büyük bilgelerini özlüyor. Manchester’de, Londra’da, Paris’te, Gırnata’da, Frankfurt’ta kiliselerin hayat kaynakları bir bir kuruyor. Avrupa’nın Endülüs’ün bilgi ve bilgelik birikimine dayanarak, gerçekleştirdiği Rönesans'ın büyük bir hız kazandırdığı sekülerleşme, artık dünyanın her ülkesinde etkisini yitiriyor.

*

Kutsal kültürün Paris’te batan güneşi, Kurtuba’da yeniden doğuyor.Kültürle ekonomi arasında yıkılan köprüler, tek tek tamir ediliyor. Kültür yeniden ekonominin, toplumun ve hayatın temel taşı oluyor. Artk dünyanın hiçbir ülkesinde, dinlere toplumların afyonu gözüyle bakılmıyor.Açgözlülükten beslenen, istekleri karşılayan değerlerin yerine, tokgözlülükten beslenen, ihtiyaçları karşılayan değerler geçiyor.

*

Dünyayı krizden krize sürükleyen, temelinde yağma ve soygun olan, tek dünyalı seküler Batı ekonomilerin, dönemini kapanıyor. Dünyada kutsal kitaplarla savaşan, Birinci Rönesans dönemi sona ererken, kutsal kitaplarla barışan, İkinci Rönesans dönemi başlıyor. Garaudy'nin önemle vurguladığı gibi, dünyada kutsal kültürün vatanı, Doğu ile seküler kültürün vatanı Batı, Endülüs’te olduğu gibi elele vererek,yeni bir yapılanma dönemine giriyor.

*

Türkiye’den Endonezya’ya, Amerika’dan Çin’e yeni bir dünya kuruluyor. Kutsal kültür her zaman geçerliliğini koruyan doğrularıyla, bütün insanlığa Mekke’den, Medine’den, İstanbul’dan, Kudüs’ten, Gırnata’dan, Kurtuba’dan, Saraybosna’dan ışık tutuyor. Gösterişin, savurganlığın önü, derin düşünmesini, yalın yaşamasını bilenlerce kesiliyor.

*

Fransızların Cezayir’e gelmesiyle, Cezayirli bilgeler Sahra çölünün içlerine çekilmişler. Onlar Camus’nün romanında anlattığı, bir veba salgını gibi gelen, seküler kültürden ve getirdiği değerlerden, düşünme ve yaşama kalıplarından kendilerini korumuşlar. Gelen salgın hastalığa karşı, çölün derinliklerine çekilme, yolun kenarında durma, evin içine kapanma, Afrika’da,Avrupa’da Asya’da, Amerika’da,bütün ülkelerde yaşanmıştır.

*

Dünyada her şehir, Cidde gibi, İstanbul gibi, Londra gibi, Paris gibi, değişiyor. Şehirlerin iç dünyaları kadar, dış dünyaları da dönüşüyor.

*

Yeni bir dünya kuruluyor. Her şehirin birbirine komşu olduğu dünyada Atina'laşma değil, Kurtuba'lılaşma önem kazanıyor.

*

Kurtuba yeniden dünyanın, bilgi ve bilgelik başşehiri olma yolunda adım adım ilerliyor.Kurtuba Brüksel'i kuşatıyor.

22 Temmuz 2023, 12:17

Anadolu Girişimcisi Süleyman Tunç'un evsahipliğindw

Anadolu Girişimcisi Süleyman Tunç'un evsahipliğindw ''TARAKLI BULUŞMALI''nın ilki Değerli Sanayici İSMET AKKAYA'nın öncülüğünde gerçekleştirildi.Dursun Ali Yaz, Hasan Haki, Hasan Coşkun, Hüseyin Balta önemli katkılarda bulundular.Desteklerinizle toplantıların devam etmesini diliyoruz.Buluşmada İstanbul'un Görünmeyen Fatihi AKŞEMSEDDİN'i ziyaret ayrı bir önem taşıyor.Kare dünya ''HEM AKŞEMSEDDİN HEM FATİH'' olmasını bilen bilge aydınlar bekliyor. Gelecek toplantının konuşmacıları İki Bilge Ali Polat ve Oğuz Çetinoğlu olacak.Tunç dostlarımızı bekliyor.

23 Temmuz 2023, 12:57

YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA SINIRSIZ DÜNYANIN YENİ FATİH'LERİ HEM FATİH HEM AKŞEMSETTİN OLMASINI BİLENLER OLACAKTIR

Bu yazı daha önce 23.07.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Bilgiye ve bilgeliğe sevdalı, Bilge Sultan Fatih’in İkinci Roma’yı, İstanbul’a dönüştürmesinin ardından, Anadolu insanına büyük fetih kapıları açılmıştır. Bilgeliğe dönüşen bilgiyi, yitirdikleri paha biçilmez bir hazine olarak gören Türkler, bilginin ve bilgeliğin peşinde Asya’nın içlerinden Avrupa’nın içlerine doğru, uzun bir bilgelik yolculuğuna çıkmışlardır. Yeryüzünde bilgelik yitirilse, Bilgelerin Sultanı Yunus’un izini sürenler, yitirilen bilgeliliği zenginleşmiş olarak tekrar bulurlar. Anadolu'nun bin yıllık tarihi, Yunus'un şiirleriyle yoğurulmuştur.

*

Fatih Ayasofya’dan yola çıkarak, Doğu Roma’nın başşehiri Yeni Roma’yı, Türk dünyasının başşehiri İstanbul’a dönüştürmüştür. İstanbul, Üsküdar ile Mekke, Eyüp ile Medine, Kadıköy ile Kudüs kapısıdır. Dünya şehirlerinin anası Mekke’nin, Kurtuba'da ve Kazan’da batan güneşi, İstanbul’da yeniden doğmuştur. İstanbul’un özü ve özeti Fatih’tir. Fatih’i bilen bütün hazineleriyle İstanbul’u bilir. İstanbul’da Ayasofya’nın yerini Fatih Camisi almıştır. Kapalı Çarşısıyla ve Medresesiyle Fatih'in Fatih Camisi Türk tarihinin özü ve özetidir. Fatih Camisinden Süleymaniye’ye bakanlar Türklerin üç kıta ve iki denizdeki Kanuni coğrafyasını bin yıllık tarihlerini görürler.

*

Onbeşinci yüzyılda Avrupa’nın dönüştürülmesinde olduğu gibi, Yirmi birinci yüzyılda dünyanın dönüştürülmesinde İstanbul, Anadolu insanına yeni kapılar açacak, yeni fırsatlar sunacaktır. Ancak düz kare dünyanın dönüştürülmesi, yuvarlak küre dünyanın dönüştürülmesinde olduğu gibi, silahlı kurumlarla ve kuruluşlarla değil, silahsız kurumlarla ve kuruluşlarla yapılacak bir dönüşümdür. Yeni dönüşümün mimarları, bilgiyi nükleer silahlara dönüştüren kurumlar ve kuruluşlar değil, bilgiyi bilgeliğe dönüştüren kurumlar ve kuruluşlar olacaktır.

*

Bilge Sultan Fatih gibi, Arapça ve Farsça yanında, İngilizce ve Almancanın dayandığı, Latince'yi ve Grekçe'yi, anadilleri Türkçe kadar bilen kuşaklar yetiştirilirse, düz kare dünyanın bütün kapıları, Anadolu insanının kurumlarına ve kuruluşlarına sonuna kadar açılacaktır. Düz kare dünyada, ülkelerin bayraklarını devletler değil, kusursuz ürün, hizmet ve bilgi üretmesini bilen, kusursuzlukta rakip tanımayan kurumlar ve kuruluşlar taşıyacaktır. Kare dünyada kusursuzluğu arayanlar, kusursuzluğun kusursuz örneği olacaklardır. Geleceğin dünyasında, alan ellere ve iki günü birbirine eşit olanlara yer yoktur.

*

Bilge Sultana nasıl kusursuzluğu arama yolunda, Bilgeliğin Zirvesi Akşemsettin yol göstermişse, düz kare dünyanın fatihleri olan kurumlara ve kuruluşlara, insanlık tarihinin eşsiz bilgeleri yol gösterecektir. Düz kare dünya vasat kurumların, vasat kuruluşların, vasat girişimcilerin dünyası değil, kusursuz kurumların, kusursuz kuruluşların, kusursuz girişimcilerin dünyasıdır. Kare dünyada kurumların, kuruluşların ve girişimcilerin ülkeleri değil, ilkeleri önemlidir. Onlar kusursuzluğu yakalayan bilgileriyle, hizmetleriyle ve ürünleriyle, bütün dünyada saygıyla karşılanırlar.

*

Düz kare dünyada ülkelerin baskısı yoktur, ilkelerin baskısı vardır. Her alanda vasatlık ilkesizlikten kaynaklanır. İlkeleri ilkesizlik olanlar, ilkesizliği baş tacı edinenler, vasatlığın oluşturduğu çelikleşmiş yapıları dönüştürecek, kurumların ve kuruluşların öncüleri olamazlar. Düz kare dünyanın mimarları, kurumlarında ve kuruluşlarında, hem Fatih gibi, hem de Akşemsettin gibi olmak, bilgiyi ve bilgeliği altın oranda harmanlamak zorundadırlar.

*

Bilgiyi bilgeliğe, bilgeliliği bilgiye dönüştürecek olanların, akılları hem başlarındadır hem de gönüllerindedir.Bilgiyi bilgeliğe dönüştüren bilgeler, iki dünyanın kapılarını sonuna kadar açarlar. Fatih çaşısıyla, medresesiyle, camisiyle, Fatih'te bilgiyi bilgeliğin doruklarına taşımıştır.Akşemsettin bilgeliğin Fatih bilginin sultanıdır.Geleceğin Fatihleri, hem Fatih, hem Akşemsettin olmasını bilenler olacaktır.

24 Temmuz 2023, 11:44

RASİM ÖZDENÖREN DENİLİNCE AKLA "GÜL YETİŞTİREN ADAM" GELİR

Bu yazı daha önce 02.07.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyanın her ülkesinde, edebiyat dünyasının zirveleri, gül yetiştiren bahçıvanlardır. Onlar Anadolu bilgelerinin dediği gibi: 'Ademoğulları duyun, görün, izleyin bizi, bahçe biziz, gül bizdedir' derler. Edebiyatçılığı bahçıvanlıktan, bahçıvanlığı edebiyatçılıktan ayırmayanların, düşünce ve eylem dünyalarında, gül sevgidir, sevgi güldür. Sevgi de gül gibi özenle büyütülür.

*

Gül dostlarının elinde dünya, bir barış alanına dönüşürken, gül düşmanlarının elinde bir savaş alanına dönüşür. Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, gül yetiştiren bahçıvanlar, barış dünyasının en önemli ve en etkili güvenceleridir. Binbir renkli çiçeğin açtığı, gül bahçesinin bahçıvanları, insanlığa ' güneş biziz, ışık bizdedir' diye seslenirler. Onların ışığı hiçbir zaman sönmez.

*

'Gül Yetiştiren Adam' denilince, akla hayatını gül yetiştirmeye adamış Rasim Özdenören gelir. Özdenören, adıyla bütünleşen romanı gibi, öykü ve denemeleriyle de Anadolu insanının edebiyatında kendisine geniş bir yer açmıştır. O 'Ruhun Malzemeleri' ile gül yetiştirecek bahçıvanlara, bir 'Roman Okuma Kılavuzu' yazmış, hayatı romanın, romanı hayatın içine çekmiştir.

*

Özdenören'in öykü ve denemelerini okuyanlar, görünen ve görünmeyen dünyanın derinliklerinde, uzun yolculuklara çıkarlar. O her insanın acılarını, sevinçlerini, açmazlarını kaygılarını ve özlemlerini , varoluşun bahçesinde yetişen, her biri kendine özgü, eşsiz bir gül olarak yansıtır.Özdenören için, edebiyatın amacı edebiyat değil, insanlığın bahçesinde, gül yetiştirmek, insanda büyük resmi görmektir.

*

Türkiye'de olduğu kadar, bütün dünyada, gül yetiştirme zamanıdır. Sezai Karakoç'un Gül Muştusu şiirinde vurguladığı gibi: 'Bahar gelmiş gülü zorlamada / Bulutların içinde gülün özü döğülmede / Sonra bir yağmurla/ Ufak bir esintiyle/ Dökülecek bahçelerin üstüne.' Yalnızca bahçelerin üstüne değil, ülkelerin ve şehirlerin üstüne gül yetiştiren adamların, insanları dönüştüren gülleri dökülecek.

*

İstanbul'da, Londra'da Sao Paola'da New York 'ta gül yetiştiren adamlar, yeni bir gül zamanının geldiğini haber veriyorlar. Dünyanın her yerinde, insanlar gül fidanından bahçeler, gül yaprağından evler, gül kokan şehirler ve gül yetiştiren kurumlar istiyorlar.Savaşların birbirini izlediği bir dönemde,bütün dünya gül alınan,gül satılan "Ümmi Sinan Toplumu"nun özlemini çekiyor.Gül toplumunda hayat kolaylaşır, dünya güzelleşir.

*

Bilgisayar ekranına sığan kare dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın bütün kademelerinde, gül yetiştiren adamlar yönetici, yöneticiler gül yetiştiren adamlar olmalıdır. Gülleri sevmeyenler dikenlerine katlanamazlar. Gül yetiştiren adamlar, rüyaların gerçeğe dönüşmesini kolaylaştırırlar. Yeni Yunus'lar hayatlarının rüyalarını Anadolu'da görürler. Anadolu'da görülen rüya gerçekleşir.Dünya rüyalarla güzelleşir.

25 Temmuz 2023, 11:40

Değerli Edebiyat Sevdalısı Rana İslam Değirmenci Hocam'la

Değerli Edebiyat Sevdalısı Rana İslam Değirmenci Hocam'la Dünyayı hallaç pamuğu gibi atan ERDEM BAYAZIT'ı "SÜRÜP GELEN ÇAĞLARDAN"şiiriyle andığımız ve rahmet okuduğumuz gençlerin büyük ilgi gösterdiği toplantıdan iki güzel kare.

25 Temmuz 2023, 12:21

HER YASAL OLAN ETİK HER ETİK OLAN YASAL DEĞİLDİR

İnsanların geçmişten geleceğe yolculuklarında, ekonomik ve kültürel hayatlarının, bir boyutunu tüketimleri, bir boyutunu üretimleri oluşturur. Toplumlar canlılıklarını hem üretimleriyle, hem tüketimleriyle korurlar. Hayatın her alanında, tüketimsiz üretim, üretimsiz tüketim olmaz.Toplumlarda her tüketim kendi üretim, her üretim kendi tüketim ortamını hazırlar. Yaşamanın kolaylaştırılması ve dünyanın güzelleştirilmesi, üretim ve tüketim arasındaki, uyumun sağlanmasına bağlıdır.

*

Dünyanın her yerinde, toplumları tükettiklerinden daha fazlasını üretenler zenginleştirirler, üretiklerinden daha fazlasını tüketenler yoksullaştırırlar.Bunun için her dönemde, üretimle tüketim arasındaki dengenin kurulması, kaynakların dağıtılması ve değerlendirilmesi, bütün toplumların karşı karşıya oldukları, ekonomik sorunların başında yer almıştır. Ülkelerin kaynaklarının değerlendirilmesinde, yasal sınırlarla birlikte, etik sınırların da gözetilmesi zorunluluğu, sürekli tartışma konusu olmuştur.

*

Dünyada krizler üretimin ve tüketimin yol açtığı, çevresel,toplumsal ve kültürel etkilerden kaynaklanmaktadır. Hayatın yaşanır kılınması için, üretim ve tüketim çalışmalarının düzenlenmesinde,her zaman yasal olanlar etik olmazlar, etik olanlar yasal olmazlar. Bunun için yasal sınırlar kadar, etik sınırlar da önemlidir. Ülkeler arasındaki iletişimin ve etkileşimin, doruk noktasına ulaştığı, duvarsız, kapısız dünyada, yasal olanlarla, etik olanlar birbirine karışmıştır.

*

Richard Barnet ve John Cavanagh, “Küresel Düşler” adını verdikleri kitaplarında, filmleriyle, televizyonlarıyla, radyolarıyla, dergileriyle, gazeteleriyle ve müzikleriyle eğlence dünyasında, etik sınırları önemsizleştiren kuruluşların, kazandıkları yeni boyutları ele almaktadırlar. Dünyanın her türlü eğlence, binbir çeşit şans oyunları ve popüler müzik merkezi, Las Vegas’ta olduğu gibi, seküler dünyanın bütün şehirlerinde, etik olanla olmayan, her şey yasallaştırılmaktadır.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, her ülkede yasalar, üretimi iyi ve tüketimi iyi, etik ilkeler iyi üretimi ve iyi tüketimi, yapmak için vardırlar. Dünyada kutsal kültürle bağlarını koparan, seküler değerlerin yaygınlık kazanmasıyla, bütün ülkelerde etik ilkeler etkilerini yitirmektedirler.Ülkelerden daha büyük olan büyük şehirlerde, kazanmak herşeydir diyenler, kazanmak için herşeyi yapmaktadırlar.Bu yüzden her alanda etik olan değil, yasal olan önem kazanmıştır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, yasalarla düzenlenmeyen, yasaların boş bıraktıkları alanları, etik ilkeler doldururlar. Bunun için tarihin bütün dönemlerinde, etik ilkeler yasa kurallarından daha etkili olmuşlardır.Dünyada yasal kurallar her zaman sorgulanır, ancak etik ilkeler hiçbir zaman sorgulanmazlar. Yasal kurallara baş kaldırılır, etik ilkeler baş kaldırılmaz. Gizliliğin olmadığı düz kare dünyada,hiçbir ülke, hiçbir kuruluş,kendisinde etik ilkeleri göz ardı edecek gücü bulamaz.

*

Yasal kurallar her zaman değişirler,etik ilkeler hiçbir zaman değişmezler.

*

Yasalar görünen,etik ilkeler görünmeyen, dünyadan seslenirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, etiksizlik ilkesizliktir.

26 Temmuz 2023, 11:53

SAVURGANLIĞIN YOL AÇTIĞI YANGINI SÖNDÜRMEK

Bu yazı daha önce 07.10.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Savurganlığın herkesin gözünü kamaştırdığı toplumlarda, şehirlerin odak noktasını alışveriş merkezleri oluşturmaktadır. Savurganlığı bir yaşama ve düşünme biçimine dönüştüren seküler insanlar, haftada en azından bir defa alışveriş merkezlerine gitmezlerse, kendilerini hem çok yoksul, hem de çok mutsuz hissetmektedirler. Bunun için alışveriş merkezlerinde dolaşmak, vitrinlerin önünde saatlerce durmak seküler insanların, her hafta tekrarladıkları bir törene dönüşmüştür.

*

İnsanlar sürekli satın almayı, özendiren pazarlama yöntemleriyle, desteklenen savurganlıkla büyülenmektedirler. Ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, hayatı yaşanır kılan, insanların huzur ve mutluluğunu sağlayan her şey, savurganlığın yol açtığı yangında yok olup gitmektedir. Herkesi baştan çıkaran savurganlığın büyüsünden kurtulmadan, bütün ülkeleri tehdit eden, doğal afetlerin ve finansal krizlerin, üstesinden gelmek mümkün değildir.

*

Toplumun bütün kesimlerine bir bulaşıcı hastalık gibi yayılan savurganlığı önlemek için, bütün insanlara ve bütün kuruluşlara, büyük görevler düşmektedir. Dünyanın her yanında, bütün toplumları peşinden sürükleyen savurganlık, hayatı zorlaştırmakla kalmıyor, yol açtığı kültürel ve çevresel sorunlarla, şehirleri yaşanmaz hale getiriyor.Ülkelerin karşı karşıya olduğu, ekonomik ve kültürel sorunların, anaları alkollü içkiler ise, babaları da savurganlıktır.

*

Dünyada tüketim ve alkol sarhoşluğuna kapılan toplumlar, yalnızca sağlıklarını değil, ekonomik zenginliklerini de yitirmektedirler. Savurganlık toplumların paralarını ceplerinden alırken, alkollü içkiler akıllarını başlarından almaktadır. Savurganlığın ve alkollü içeceklerin yaygınlaşması, ülkelerin ekonomik büyümelerine destek olurlarken, kültürel gelişmelerine de engel olmaktadırlar. Çünkü ekonomik büyüme, aynı zamanda ekonomik gelişme değildir.

*

Bir ülkenin üretiminin ve gelirinin artması, her zaman toplumun zenginliğinin de artması anlamına gelmez. Savurganlığın ve alkollü içeceklerin topluma ödettiği bedeller, ekonomik büyümeye yaptıkları katkılardan, kat kat daha büyüktür. Toplumsal yararları büyüten ürün ve hizmet üretenler, her alanda hayatı hem kolaylaştırırlar, hem de zenginleştirirler. Bunun için tüketim sarhoşluğunun, yol açtığı kaynak savurganlığı, toplumları zenginlik içinde, yoksulluğa sürüklemektedir.

*

Toplumlarda sağlık sorunlarını ve gelir dengesizliklerini, insanların ihtiyaçlarından daha çok, isteklerini karşılayan ürünleri ve hizmetleri üretenler büyütürler. Onların toplumsal yapıda, yol açtıkları zararlar, çoğu zaman sağladıkları yararları aşar.Onlar toplumsal hayatın bir yanını yaparken, başka bir yanını da yıkarlar. Savurganlıkla haksız kazançlar arasında, doğru orantılı bir bağıntı vardır. Savurganlık insanlığı toptan intihara sürükleyen, en tehlikeli küresel tehdittir.

*

Savurganlık insanların ellerinin emeklerinin, gözlerinin nurlarının ve alınlarının terlerinin karşılığından, daha fazlasını istemelerinden kaynaklanır.

*

Savurganlığın yol açtığı küresel ısınmayla, hızlanan doğal afetler bütün insanlığı, adım adım toptan, yok oluşa doğru sürüklemektedir.

*

Savurganlığın üstesinden yalınlıkla gelinir.Dünyayı dönüştürecek düşünce ve eylemlerin en önemli kaynağı yalınlıktır.

27 Temmuz 2023, 12:25

SİYONİST İSRAİL BENZERİ IRKÇILIK YAPAN ÜLKELER KARE DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE SEVGİ VE SAYGI GÖRMEZLER

Ülkelerin iç ve dış politikadaki ağırlıkları, hatırı sayılır nüfus ve üretim gücüne sahip olmalarından kaynaklanır. Bunun için, ülkelerin büyük şehirleri, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın ana dinamiğini oluştururlar. Şehirler ülkelerin hem ekonomik güçlerinin, hem entellektüel derinliklerinin, en somut göstergeleridir. Büyük şehirleri olmayan ülkelerin, uluslarası sorunların çözümünde, sözleri ve ağırlıkları olmaz.

*

İslam dünyasının bir çıban başı olan İsrail, dünyanın ne kadar büyük ordusuna sahip olursa olsun, ülkeler arasında sözü ve etkisi olan bir devlet olamaz. Çünkü Tevrat bir ırkın kutsal kitabı olduğu gibi, Yahudilik de yalnızca Yakupoğullarının dinidir. Müslümanlık ve Hristiyanlık küreseldir, her soy ve her renkten insanın katılımına açıktır. Yahudilerde ise, anne önemlidir. Annesi Yahudi olmayan Yahudi olamaz.

*

Yahudilerin milliyetçileri Siyonistler, mavi Nil'le yeşil Fırat arasında güçlü İsrail devletinin rüyası görmektedirler. Ancak ikibin yılda, bütün dünyaya dağılmış Yahudilerin, on beş milyonluk bir nüfusa ulaşmaları, onların Kıyamet'e kadar büyük devlet olmalarının mümkün olmayacağını göstermektedir. İsrail Filistin topraklarındaki varlığını, Amerika'nın kayıtsız şartsız desteğiyle sürdürmektedir. New York'ta Tel Aviv'den daha çok Yahudi yaşamaktadır. Siyonistlerin kutsal şehirleri, Kudüs değil "Jew York", olarak bilinen New York'tur.

*

Afganistan'da,Irak'ta,Suriye'de,Yemen'de, yaşanan olaylardan sonra, açıkça ortaya çıktı ki, yalnızca silah gücüyle, ülkelerin varlıklarını korumaları mümkün değildir. Ülkelerin gelecekteki en büyük güvenceleri, ordularından önce genç nüfusları olacaktır. İsrail gibi,Körfez ülkeleri gibi, belirli bir nüfus büyüklüğüne ulaşmayan ülkelerin,doğal kaynak ve silah gücüyle, ayakta kalmaları ve varlıklarını korumalarını kimse beklemiyor.Yeni düz kare dünya, silahlı güçlerin değil,silahsız güçlerin dünyasıdır.

*

İsrail'in iç ve dış politikasını Yahudi geleneği değil, Yirminci yüzyılın en büyük ve en bulaşıcı hastalığı olan ırkçılık belirliyor. Irkçılığın anası "Nazizm''dir. Filistin topraklarını kan ve gözyaşı göllerine çeviren, dünyanın en kanlı ırkçılık hareketlerinden biri de Siyonizm''dir. Nazizmi aratmayan Siyonizm, son iki yüzyılın en kanlı, en dehşet verici ırkçılık hareketidir. Yahudiler Almanların kendilerine uyguladıkları, soykırımın kat kat fazlasını Filistinlilere uygulamaktadırlar. Onlar Avrupalı ustalarından, çok daha dehşet verici olmuşlardır.

*

Müslümanlarla Yahudiler, İslamın ilk yıllarından beri, yüzyıllarca bir arada yaşamışlardır. Ancak hiçbir zaman, İslam dünyasında, bir Yahudi karşıtlığı olmamıştır.

*

Irkçılık peşinde koşan, ayrımcılık yapan ülkeler, bütün dünyayı karşılarına alarak, kendi içlerine kapanmak zorunda kalırlar.

*

Yirmibirinci yüzyılda ülkelerin güçleri ırklarından değil, geçerliğini hiç yitirmeyen, ilkelerinden kaynaklanacaktır.

28 Temmuz 2023, 11:30

MEKKE ADEMOĞULLARININ KUDÜS HABİLOĞULLARININ ATİNA KABİLOĞULLARININ MEDENİYET BAŞŞEHİRLERİDİR

Bu yazı daha önce 28.07.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Türkler Ortadoğu'dan çekildikten sonra, İslam dünyası savaş dünyasına dönüşmüştür. Son Osmanlı Kudüs Valisi Haşim El Hüseyni, şehiri 1918'de General Edmund Allenby'ye teslim ettikten sonra, Ortadoğu'da dört yüzyıl süren “Osmanlı Barışı” dönemi kapanmıştır. Yüzyıl boyunca Ortadoğu'da, Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Edvard Munch'un, “Çığlık Tablosu”nda tuvale yansıttığı, çığlığın dehşetini yaşıyorlar. Kudüs'te barışın yollarını kapatanlar, savaşın yollarını açtılar. Savunmasız kalan Ortadoğu'da, kardeşler kardeşliği kendi evlerinde öldürdüler.

*

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Fransa'nın ve İngiltere'nin gelmesiyle, Ortadoğu'nun kültürel dokusu ve siyasal yapısı dinamitlenmiştir. Soğuk Savaş sonrasında Amerika'nın Irak'a, Rusya'nın Suriye'ye silahlı güçleriyle müdahaleye kalkışması, Ortadoğu'daki Osmanlı kardeşliğiyle birlikte, demokratikleşme hareketlerine de, en büyük darbeyi vurrarak, bütün kazanımları yok etmiştir. Batılı ülkelerin körüklediği din, mezhep ve ırk ayrımcılığı, Ortadoğu'da çok kanlı bir dönemin başlamasına yol açmıştır.

*

Osmanlı Ortadoğusu'nun üzerindeki örtü kaldırılmadan dört yüzyıl süren, Kudüs odaklı, başşehiri Kudüs olan, “Osmanlı Millet Sistemi”, tarihin derinliklerinden çıkarılıp, Yirmi birinci yüzyıla taşınmadan, dünyaya barış getirmek mümkün değildir. Dilleriyle, dinleriyle ve ırklarıyla Ortadoğu'yu, Edward Said gibi, Kudüs'ten tanıyan, Michelle U. Campos'un “Osmanlı Kardeşler” kitabı, Yirminci yüzyılın başlarındaki Kudüs'ten yola çıkarak, dünya barışının en önemli güvencesi olan, Ortadoğu üzerindeki savaş bulutlarını büyük ölçüde dağıtıyor.

*

Ortadoğu'nun güzel yılları, Batılıların savaş yılları değil, Osmanlıların barış yıllarıdır. Barışın mimarları da “Osmanlı Kardeşler” olan Müslümlar, Hristiyanlar ve Yahudilerdir. Hem içerden hem dışardan baskılarla Osmanlı kardeşliğinin parçalanması, Ortadoğu'nun paramparça olmasına yol açmıştır. Karşılıklı zorunlu göçler, geniş Ortadoğu coğrafyasındaki savaşların ana kaynağını oluşturmuştur. Ortadoğu'nun bütün zenginlikleri, bir şans oyununda harcanır gibi, sorumsuzca harcanmıştır.

*

Petrol denizinin üzerindeki Ortadoğu, Allenby'den bu yana, ekonomik, siyasal ve kültürel zenginleşmeye, en önemlisi barışa hasret kalmıştır. On beşinci yüzyılda İspanya ve Portekiz Yahudilerine kapılarını açan, “İkinci Beyazıd Ortadoğu'su”, Yirmi birinci yüzyılda, savaştan kaçan göçmenlerine, Avrupa ülkelerinin kapılarını açmasını bekliyor. Avrupaların geçen yüzyılda, Ortadoğu'ya getirdikleri çözümleri, gelen yüzyılda üstesinden gelinmez sorunları olmuştur. Barış coğrafyası Ortadoğu, savaş coğrafyasına dönüşmüştür.

*

Ortadoğu'nun yeni kardeşliği: Eşitlik ve özgürlük odaklı, “Bir İnsan Bir Oy” diyen “Demokrasi Kardeşliği” ve “Kazandır Kazan” diyen “Ekonomi Kardeşliği”dir. Ekonomisiz demokrasi güçsüzlüğün, demokrasisiz ekonomi ilkesizliğin üstesinden gelemez. Avrupalıların ve Amerikalıların İslam dünyasında demokrasi düşmanlığı yaptığı bir dönemde, Müslüman aydınların en büyük görevi, Son Peygamberin öncülüğünde, Medine'de şah örneği verilen, paylaşımcı ekonominin ve katılımcı yönetimin, kurumlarını ve kurallarını, Yirmi birinci yüzyıla taşıyarak, dünyada iki yüzyıllık bir geçmişi olan demokratik kültürü zenginleştirmektir.

*

Ortadoğu'da geçmişten geleceğe giden yol, dağları taşları olmayan düz bir yol değildir. Osmanlı kardeşliği, tavandan tabana doğru değil, tabandan tavana doğru elbirliğiyle inşa edilir.Her insan hem yöneten hem yönetilendir. İnsanların azınlığı yönetmek, çoğunluğu yönetilmek için doğmaz.Ortadoğu dünya için, çaydaki süt ve şeker gibidir, dünyaya hem tat hem renk kazandırır. Ortadoğu'nun zengin kültüründe, milliyetten daha çok, marifet önemlidir.

*

Kudüs'te peygamberler ve insanlar arasında hiç ayrım gözetilmez.

*

Mekke "İslam Milleti"nin Kudüs “İbrahim Mileti”nin başşehiridir.

*

Kudüs ağlarken,Brüksel,Moskova,Washington,Pekin gülmez.

29 Temmuz 2023, 13:21

KUDÜS İSLAM DÜNYASININ AĞLAYAN GÖZÜDÜR KANAYAN YARASIDIR

Dünya güçten başka hukuk tanımayanlar tarafından yıkılırken, hukuktan başka güç tanımayanlar tarafından da yeniden inşa ediliyor. Bir taraf kendi sınırlarının içine kapanarak, korku ve düşmanlıkları büyütürken, diğer taraf da sevgi ve dostlukları büyüterek, sınırlarının dışına açılıyor. Düşmanlıkları büyütenler bütün kaynaklarını savaşa, dostlukları büyütenler de barışa yönlendiriyorlar.

*

Kaynaklarının büyük bir kısmını silahlanmaya ayıranlar için, hukuk silahlının işine gelirse ve onun iktidarına güç katarsa hukuktur. Onlar uluslararası hukuka, beklentilerine katkıda bulunduğu ve iktidarlarına destek olduğu ölçüde saygı gösterirler.Silahtan başka güç tanımayanlar için, hukukun silahından önce, silahın hukuku vardır. Doğru ve önemli olan, güçsüzün hakkı değil, haksız da olsa güçlünün istediğidir.

*

Eli silahlı olanlar, kendi doğrularını kabul ettirmek için, bütün dünyayı kan gölüne dönüştürürler. Amerika Irak'ı,Afganistan'ı, Libya'yı ve Suriye'yi, İsrail Filistin'i,Rusya Ukrayna'yı kendi doğrularını kabul ettirmek için, kan gölüne dönüştürdü. Batı dünyasının hukukunda, güçlü korku ülkelerinin bir insanı, güçsüz ümit ülkelerin bin insanından daha değerli sayılır. Onların güvenliğini sarsacak ,her davranış şiddetle cezalandırılır.

*

İsrail Ortadoğu'da Amerika'nın bir eyaletine benziyordu. Ancak İsrail ile Filistin arasındaki savaşla, Amerika ile İsrail'in konumu birbirine karıştı. İsrail mi Amerika'nın, Amerika mı İsrail'in bir eyaleti, kimse bilmiyor. Yönetimleri birbirine karışan İsrail ve Amerika için, bir savaş uçağı Beyrut'tan, bir tank Gazze'den hem daha değerli, hem de daha önemlidir.

*

Barışta olduğu gibi, savaşta da bir hukuk vardır. Eskiden bir ülke, bir ülkeye ordularıyla gider, gittiği yerde de kimseye haksızlık yapmayan, herkesin hakkını gözeten hukukuyla kalırdı. Montaigne'nin "Denemeler"inde vurguladığı gibi, Yavuz Selim'in Mısır'la birlikte Filistin'i Osmanlı topraklarına kattığı seferinde, "Şam şehrini bolluk ve güzellikle saran eşsiz bahçelere askerlerinden hiç birinin eli değmemiş"tir.

*

Filistin'de dörtyüz yıllık Osmanlı yönetiminde, kimsenin burnu kanamamış ve kimseye haksızlık yapılmamıştır.Türkler kendilerini Kudüs'ün sahipleri olarak değil,koruyucuları olarak görmüşlerdir.İsrail ve Amerika son elli yılda büyük savaş bedelleri ödemelerine rağmen, barışın savaştan çok daha zor ve savaşın barıştan çok daha pahalı olduğunu anlayamamıştır.

*

Yahudiler ve Hristiyanlar, Müslümanların varlıklarını, inançları uğruna insan öldürmekten daha çok inançları uğruna ölmeyi bilmelerine borçlu olduklarını, bir türlü kavrayamıyorlar. İsrailliler ve Amerikalılar her gün öldürdükleri suçsuz insanlarla birlikte, bütün insanlığı öldürdüklerinin farkında değiller.Bu yüzden döktükleri kanlarda boğulacaklarını göremiyorlar.

*

Yirmibirinci yüzyıl, Yirminci yüzyıl gibi, savaş odaklı değil, barış odaklı bir yüzyıl olacaktır. Savaşan herşeyini bütünüyle yitirir. Yirmibirinci yüzyılda, bir ülkenin bir ülkeyi yakıp yıkmasıyla, kendi ülkesini yakıp yıkması arasında hiçbir fark yoktur. Ülkelerin iç içe olduğu bir dünyada, bir ülkede çıkarılan savaş, bütün dünyayı içine alır.Kudüs'te savaş olursa, dünyada barış olmaz.

30 Temmuz 2023, 11:55

YENİ DÜNYA YENİ ENDÜLÜS’Ü BEKLİYOR

Asya’dan seslenen Mevlana’yla, Avrupa’dan seslenen İbn Arabi’nin, bilgi ve bilgelik hazineleri, ikinci binyılın Avrupa’sını dönüştürüyor.

*

İkinci binyılın ilk yarısında dünyadaki gelişmeler, enine boyuna sorgulanmayan dünyanın, savaşlardan kurtulamayacağını gösteriyor. Yeni dünyanın aydınları, insan kaynaklı akıl medeniyetinin bilgelerinden daha çok, peygamber kaynaklı vahiy medeniyetinin peygamberlerini izliyorlar. Ve dünyanın Yeni Endülüs’ü beklediğini vurguluyorlar.

*

Peygamberleştirilmiş filozoflar, seçimlerle değişmeyen yöneticiler yüzünden, Yirminci yüzyılın Avrupa’sı gibi, Yirmibirinci yüzyılın Avrupası’ da savaşlarla sarsılıyor. Sürekli yenilenmesini bilen, değişmekten korkmayan, Yeni Avrupa’nın geleceğini, Yeni Endülüs’te gören, Roger Garaudy’yi seven aydınların sayısı hızla artmaya devam ediyor.

*

Vahiy medeniyetinin üç büyük dininin özüne bağlı bilgeler, Kurtuba’da yeniliklerini hiç yitirmeyen, sürekli yorumlanan eserler bırakırlar. Pascal gibi, Vahiy medeniyetine, akıl medeniyetinden daha çok önem veren bilge aydınlar, Atina’nın değil, Kurtuba’nın eserlerini güncelleştirerek, yeni dünyanın temellerini atıyorlar.

*

Asya’nın Gazali’siyle, Avrupa’nın İbn Rüşd’ü arasındaki “Tehafüt” tartışmaları, hem Asya’nın, hem Avrupa’nın düşünce ve eylem dünyasına, büyük bir canlılık kazandırırlar. Yıllar sonra her ikisinin, “Tehahüt”lerini yorumlayan çalışmalarla, hem İstanbul’da, hem Paris’te, hem Londra’da, köklü bilgi, uyandırıcı bilgelik, zenginleşmesine yol açılır.

*

Hicaz’dan Endülüs’e kitabımızda İbn Rüşd’ün, Farabi gib,i Yunan düşüncesini eleştirel bir gözle incelediği, geliştirdiği ve yorumladığı vurgulanır. Ernest Renan “İbn Rüşd ve İbn Rüşdçülük” kitabında, Endülüs düşünürlerinin Avrupa düşüncesindeki yerlerini araştırır. İbn Rüşd çalışmalarıyla, Avrupa Rönesans’ının ana kaynaklarından biri olur.

*

Seyid Hüseyin Nasr’ın “Three Muslim Sages” çalışmasında anlattığı gibi, Yavuz’un geleceğini haber veren İbn Arabi, ilk yıllarını Mursiye’de, gençlik yıllarını İşbiliye’de geçirir. O ilk eğitimi Yasemin ve Fatıma isimli iki hanım erenden alır. Ve Endülüs’ün bütün şehirlerini tek tek dolaşır, Kurtuba’da döneminin büyük bilgesi, İbn Rüşd ile görüşür.

*

İbn Rüşd’ün dış dünyaya açtığı kapılar yanında, İbn Arabi iç dünyaya kapılar açar. Kuzey Afrika’yı baştan sona gördükten sonra, İbn Arabi Mekke’ye gider, “Fütühat”ı yazar. Kahire’nin, Malatya’nın, Konya’nın, Bağdat’ın bilgeleriyle tanışır, ömrü Şam’da noktalanır. Konya’da “Mevlana’nın İmam”ı, Sadettin Konevi’yi yetiştirir.

*

Batı’nın ve Doğu’unu elele veren aydınları, hem İbn Rüşd’ü, hem İbn Arabi’yi güncelleştirerek, yalnızca iki kıtayı değil, bütün dünyayı aydınlatıyorlar.

31 Temmuz 2023, 13:03

ETİKSİZLİKLER HESAP GÜNÜNE İNANMAYANLARDAN KAYNAKLANIR

İnançlardan kaynaklanan etik ilkeler, kişisel ve kamusal hayatta, herkesin uyması istenen, iyiliklerle kötülüklerin sınırlarını gösterirler.

*

İnsanların düşüncelerinin ve eylemlerinin, olumlu ve olumsuz etkileri, Habil’den ve Kabil’den beri tartışılıyor. İnsanlar birbirleriyle iyilikte yarışmazlarsa,hiçbir alanda kötülüklerin önüne geçemezler. Bunun için iyiliklere yaklaştıran, kötülüklerden uzaklaştıran, etik ya da ahlaki ilkeler, bütün inançların ortak “On Emir”lerini oluştururlar.

*

İnsanlar ister yönetenler, ister yönetilenler olsunlar, eylemlerinde, etik ilkelerden ne kadar uzaklaşırlarsa, hem ülkelerine, hem kuruluşlarına o kadar zarar verirler. Etik ilkelere önem verenler, iyi işleri, iyi zamanlarda, iyi yerlerde, iyi yaparlarken, önem vermeyenler iyi işleri, kötü zamanlarda, kötü yerlerde, kötü yaparlar.

*

Siyasal sınırların esneklik kazandığı, kare dünyanın bütün ülkelerinde, bütün kuruluşlarında insanlar, hem üretimlerinde, hem tüketimlerinde, yararlarıyla zararlarını birlikte, değerlendirme sorumluluğu taşırlar. Her ülkede, her kuruluşta etik ilkeler, insanları kişisel ve kurumsal görevlerini, yerine getirme yolunda sürekli uyarırlar.

*

“Hesap Günü”ne inanmayanlar, etiksizliklerin üstesinden gelmede zorlanırlar. Bu yüzden etik ilkelerin benimsenmesi, ülkelerin karşı karşıya olduğu sorunların, başında yer alırlar. Dünyadaki bütün haksızlıklar, bütün yolsuzluklar, insanların taşıdıkları etik sorumlulukları, yüklendikleri etik görevleri unutmalarından kaynaklanır.

*

Ülkelerde etiksizliğin peşinden üretimsizlik, üretimsizliğin peşinden yoksulluk gelir. Etiksizliğin, üretimsizliğin, yoksulluğun kapalı yapısı, etik ilkelerle açık yapıya dönüşür. Bunun için, Doğu’nun ve Batı’nın bilgeleri, getirisi görünmeyen etik gücün, getirisi görünen ekonomik güçten daha önemli olduğunu, vurgulamaya özen gösterirler.

*

Kültürel hayatı güzelleştiren etik ilkelerle, ekonomik hayatı kolaylaştıran doğal ilkeleri, altın oranda harmanlamasını bilenler, bütün haksızlıkların üstesinden gelirler.