Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ağustos 2023

35 yazı

1 Ağustos 2023, 12:05

GÜZEL EYLEMLERİN YOLU GÜZEL DÜŞÜNCELERLE AÇILIR

Geçen bin yılda Buhara’dan Bursa’ya gelen, İstanbul’dan Doğu Avrupa’ya giden Türkler, gelen bin yılda Edirne’den Batı Avrupa’ya gidiyorlar.

*

Yeni bin yılın başında, Doğu Avrupa şehirlerinde olduğu gibi, Batı Avrupa şehirlerinde “Küçük Anadolu”lar oluşuyor. Türklerin Asya’dan Avrupa’ya yürüyüşlerinde, soy kardeşliğinden önce, yol kardeşliği etkisini gösterir. Yol kardeşleri arasındaki dayanışma, soy kardeşleri arasındaki dayanışmayı güçlendirir.

*

Tarihin her döneminde, yol kardeşliğinin büyüme hızı, soy kardeşliğinin büyüme hızından daha büyük olur. Soy kardeşliği dil birliğine dayanırken, yol kardeşliği din birliğine dayanır. Din birliği insanlar arasında, ayrım gözetmeden, dil birliğinin alanını genişleterek, çok ileri boyutlara taşır. Yeni düşünce ve yeni eylem alanları açar.

*

Din birliğini düşünce ve eylem dünyasının, kalbine yerleştirenler, İlk Müslümanların Mekke’yi dönüştürmeleri gibi, bütün şehirleri kan dökmeden dönüştürürler. Onların güçleri şehirlerden önce, gönülleri kazanmasını bilmelerinden gelir. Onlar silahlarla şehirlerin kazanılmasına değil, güllerle gönüllerin kazanılmasına önem verirler.

*

Erenlerin yolundaki erler, İbrahim Peygamber’i izleyerek, ateş bahçelerini gül bahçelerine dönüştürler. Her alanda güzel düşünenlerin, güzel eylemleri olur. Onlar hem dostlarına, hem düşmanlarına gül atarlar. Bunun için Anadolu’da,“Gül atanlara gül atmak her kişinin, kurşun atanlara gül atmak er kişinin işidir” denilir.

*

Anadolu’nun erleri ve erenleri, bulundukları şehirlere canlılık kazandırırlar. Camilerle çarşıları birbirleriyle bütünleştirerek, tüketen ellere üreten eller, olma yolunu açarlar. Onlar üretenlerin şehirleri büyüttüklerini, tüketenlerin küçültüklerini bilirler. Ve güzel insanları tüketimde değil, üretimde yarışmaya özendirirler.

*

Ebrehe’nin ordularına karşı Kabe nasıl korunursa, yanlışta birleşmeyen çoğunluğun düşünce ve eylem dünyalarında, yanlışlara karşı doğrular öyle korunurlar. Bu yüzden her ülkenin erleri ve erenleri, dönemlerinin Moğol’larına karşı, ülkeleri korumada hiçbir zaman ümitlerini yitirmezler, zor zamanlarda, meleklerin yardıma geleceklerini bilirler.

*

Sağlam ve köklü temelleri olan, bütün insanları kucaklayan, erenlerin kervanına katılanlar, nehirlerin ortasından geçtikleri şehirlere canlılık kazandırdıkları gibi, çoğunluğun bilgi ve bilgelik dünyasına güzellik kazandırırlar. Çoğunluğun güzellikte birleştiğini, güzellikten daha güçlü silah olmadığını bilenler, birbirleriyle güzellikte yarışırlar.

*

Güzelliği sevenler, daha güzel, en güzel olsun diyenler, geçmiş yüzyılların erenlerinin erleri, gelecek yüzyılların erlerinin erenleri görevi yüklenirler.

2 Ağustos 2023, 13:13

İLK İNSAN'LA İLK PEYGAMBER'LE BAŞLAYAN KUTSAL KÜLTÜR İKİ DÜNYA KÜLTÜRÜDÜR

İki Kıta'lı Türkiye’nin Avrupa Birliği'ne katılması, Anadolu'nın kendi kültüründen vazgeçmesi anlamına gelmez.

*

Türkiye Batı’nın seküler kültürünü benimseyerek, Avrupa ülkeleri arasında saygınlık kazanamaz. Hayatın bütün alanlarında, hiçbir şeyin taklidi, aslının yerini geçmez. Türkler Avrupa topraklarında yüzyıllarca kaldılar. Anadolu insanı Avrupa’da yaşamış, ancak hiçbir zaman Avrupalı olmamıştır. Geçen yüzyılda Doğu,gelen yüzyılda Batı Avrupa'ya camilerini,dergahlarını, çarşılarını, çeşmelerini, köprülerini taşımıştır.

*

Müslümanların kültür kaynaklarıyla, Hristiyanların ve Yahudilerin kültür kaynakları birbirlerinden etkilenmiş, su ve yağ gibi, bir arada bulunmuş, ancak birbirine karışmamıştır. P. Valery'den T. S. Eliot’a kadar, bütün Batılı düşünürlerin vurguladıkları gibi, Avrupa kültürünün temelleri Yunan, Roma, Hristiyanlığa dayanır. Bu üç kaynağa dört elle sarılan her ülke, hangi kıtada bulunursa bulunsun, coğrafya olarak Avrupalı olmasa da, kültür olarak Avrupalı sayılır.

*

Avrupa’nın seküler kültürünün belirleyici kaynağı, Yunan ve Hristiyanlıktan daha çok Roma’dır. Roma Hristiyanlığı, Yunan mitolojik kültürü içinde eritmiştir. Kudüs Roma’yı Kudüsleştirmemiştir. Buna karşılık Roma Kudüs’ü Romalılaştırmıştır. Batı kaynaklarında çok görkemli olarak anlatılan Roma, Yahya Kemal’in dediği gibi, iç dünyasıyla hissizdir. Romalılar Atinalılar gibi, Romalı olmayanları, kendileri için çalışan, hiçbir değeri olmayan, varlıklar olarak görmüşlerdir.

*

Türklerin Anadolu’nun bin yıllık tarihinde, oluşan kültürlerin temelinde, kutsal kitapların sonuncusu Kur’an vardır. Türkler Avrupa kültürünün kaynaklarını, kendi kültürlerinin ışığında özümseyerek, Maveraünnehir ile birlikte, Anadolu’da büyük bir kültürel patlamaya yol açmışlardır. Anadolu insanının kültüründe, ekonomik, sosyal, kültürel hayat, öteki dünyaya göre düzenlenir. Dünyada yapılan hiçbir iyiliğin, hiçbir kötülüğün karşılıksız, kalmayacağına inanılır.

*

Dünyadaki sınırlı hayatın, yaşanır kılınması, sınırsız hayata ayarlanması, ağaçların meyva vermeleri için, sürekli budanmaları gibi, sürekli yeniden yapılanmasına bağlıdır. Kültürler de ağaçlar gibi, büyürler, olgunlaşırlar ve ölürler. Ülkeler arasındaki değer farkının önem kazandığı bir dünyada, Batının seküler kültürü, Doğunun kutsal kültüründen daha canlı, daha güçlü değildir. Dünyada seküler kültürünün güneşi batarken, kutsal kültürün batmayan güneşinin bilincine varılmaktadır.

*

Yirmibirinci yüzyılda dünyanın neresinde olursa olsun, her ülkenin kültürü kendinedir. Dünyada hiçbir ülke, güçle kendi kültürünü başka bir ülkeye ihraç edemez. Güçlü olan kültür, farklı olan, farklı olduğunu bilen kültürdür. Seküler kültüre karşı, kutsal kültürün üstünlüğü, iki dünyayı birbirinden ayırmamasından kaynaklanır. Dünyayı bir "Yeryüzü Cenneti"ne dönüştürmeyenler,"Yitik Cennet"in kapılarını açamazlar.

*

Yaşanılan dünyada, ürün, hizmet ve bilgi üretmesini bilenler, yaşanılacak dünyada hiçbir şeyin yoksulluğunu çekmezler.

3 Ağustos 2023, 11:54

SİLİKON VADİSİ’NDE HERKESİ USANDIRAN ESKİLER DEĞİL KİMSEYİ USANDIRMAYAN YENİLER SATILIR

Kaliforniya’da Silikon Vadi’si, çevresinde dünyanın bütün ülkelerinden gelen, yenilik sevdalılarının toplandığı, ilginç bir ekosistem oluşturur.

*

Yenilik ekosisteminin halkaları, “New York’tan Los Angeles’a Yeni Roma” kitabımızda kısaca ele alınır. Vadi “Eski satanların zamanı geçti, biz yeniler satıyoruz, bugün pazar bizimdir” diyenlerin, “Yeni Konya”sı görevini yüklenir. Vadi’ye gelenler, Martin Luter King gibi, “I have a dream” diyerek, rüyalarının peşinden gece gündüz koşarlar.

*

Stanford gibi, Berkeley gibi, dünyanın önde gelen üniversiteleriyle, birlikte çalışan kuruluşlar, hem üretimde, hem yönetimde çığır açan yenilikler yaparlar. Vadi kuruluşları, dünyanın bütün ülkelerinden gelen, sıradışı gençlere yer verirler. Onların her biri, küçük bir “Birleşmiş Milletler”e benzerler. Vadi’de rüyası olanlara her kapı açılır.

*

Vadi’nin öncü kuruluşu HP’ın yöneticilerinden Carly Fiorina, başarıların kaynağını, hem Bağdat, hem Viyana diyen Kanuni’nin, kanunlara önem veren, adil yönetimini güncelleştirmelerinde bulur. Onlar hiç kimseye ayrıcalık tanımadan,herkesin katkısının karşılığını, alınlarının teri kurumadan vermeye, büyük özen gösterirler.

*

Amerika’da lisans sonrası eğitim yapan, buluşlarını Vadi’de uygulama ortamı bulan, Mustafa Ergen “Girişimci Kapital” kitabında, insanların gönüllerinde yatan girişimcileri uyandıran rüya dünyasını, bütün boyutlarıyla ayrıntılı olarak anlatır. Dünyanın yenilik merkezi Vadi, bütün ülkelere Vadi’lerini kurma yolunda öncülük yapıyor.

*

Pazar değeriyle Steve Jobs’ın Apple’ı, Amerika’nın, Çin’nin, Japonya’nın, Almanya’nın yer aldığı ilk beş ülkenin arasına giriyor. Vadi’nin simgesi Apple, üretimde ve yönetimde yaptığı yeniliklerle, bütün dünya kuruluşlarına kutup yıldızı olmaya devam ediyor. Apple’ın ürettiği akıllı bilgisayarlar, her alanda köklü dönüşümlere yol açıyor.

*

Vadi kuruluşları iletişim ve ulaşım dünyasına, getirdikleri devrim nitelikli yeniliklerle, görünen sınırlı dünyayı, görünmeyen sınırsız dünyaya taşıyorlar.

4 Ağustos 2023, 11:41

AYDIN GÜNLÜK POLİTİKANIN DIŞINDA DEĞİL ÜSTÜNDE OLMALIDIR

Dünyanın her ülkesinde aydınlar, yüzyılların içinden süzülüp gelen, insanlığın ortak aklına, yeni açılımlar kazandırır. Sağlıklı bir kültürel dokunun ve zengin bir ekonomik yapının kaynağında, insanlığın bilimsel ve teknolojik biriminden beslenen ortak akıl vardır. İnsanlığın ortak aklı, en çalkantılı dönemlerde bile, kusurlarında direnmez. Dünyada çoğunluğun izlediği akıl, kusursuzluğu arayan insanların sağduyusudur.

*

Gizliliğin olmadığı kare dünyada, kusursuzluğu arayan aydınlar, kusursuzluğa giden, uzun ve ince bir yolun, kutup yıldızları olur. Kutup yıldızının bütün insanlığa sürekli Kuzey kutbunu göstermesi gibi, aydınlarda düşünce ve eylemleriyle, bütün dünyaya sağduyunun odak noktasını gösterir. Aydınların ülkeleri değil, ilkeleri önemlidir. Can alıcı ve önemli olan bir ülkenin değil, dünyanın aydını olmaktır ve dünyayı vizesiz dolaşmaktır.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün ülkelerde, aydın ve politika ilişkisi, pervane ve ateş ilişkisine benzer. Ateşi seven pervane ateşe yaklaşırsa, ışığını parlatır ve etkinliğini artırır. Ancak, pervanenin ateşin alevleri arasında kalma tehlikesi artar ve yanma riskiyle karşı karşıya kalır. Ateşten kaçan pervane, ateşin çevresinden uzaklaşırsa, ışığının parlaklığı görülmez ve sesi duyulmaz. Soğukta kalan pervane, üşüme ve donma sorunuyla yüz yüze gelir.

*

Pervaneye benzeyen aydınlar da, politikanın içinde yer alırsa, etkinliklerini yitirir, politikanın dışında kalırlarsa, unutulur. Bunun için, aydınların kendilerini konumlandırırken, politikanın içinde ya da dışında değil, politikanın üstünde olmaya, büyük özen göstermeleri çok önem taşır. Etkili aydın, kültür ile politikayı, altın oranda harmanlamasını bilen aydındır. Politika aydını sığlaştırırken, kültür derinleştirir. Kültürsüz politika, politikasız kültür olmaz.

*

Aydınların düşünce ve eylem dünyalarında, kültür kalıcı, politika geçicidir. Güçlü politikacılar, arkalarına dönüp bir bakarlarsa izlerinin, kendilerinden önce gelen etkili aydınların, izleriyle birbirine karıştığını görür. Bilgiyi bilgeliğe dönüştüren her aydın, düşüncelerini yazıya döker, insanlığın ortak aklının ölçüsü, sağduyunun da sözcüsü olur. Etkili aydınlar, yazdıkları kadar yazdırdıklarıyla da, kusursuzluğa giden yolda çığır açıcı olur.

*

Batı"da dünya savaşları sonrasında ekonomiye damgasını vuran Keynes"in vurguladığı gibi: "Zor olan yeni fikirler bulmak değil, eski fikirlerden kurtulmaktır." Aydınlar için, "yaz" emrinden önce "oku" emri vardır. Söz"ün kaynağı hiçbir zaman kurumaz. Dünyayı okumasını bilenlere, tarihin her döneminde yeni sözler söyleme alanı sonuna kadar açıktır. Dünyayı yeni sözler söylemesini bilenler değiştirir.

*

Bilinmeyen bahçelerin görülmemiş gülleri, yeni sözlerin toprağında açar.Güneş altında söylenmedik pek çok söz vardır.

*

Her kuşak kendi öyküsünü anlatmalıdır.Öyküsü olmayan kuşağın aydını olmaz.

*

Aydın söyleyecek sözü olandır,her zaman yeni sözler peşindedir.

5 Ağustos 2023, 12:35

GELECEĞİ KÜRE DEĞİL KARE DÜNYADA ARAMAK

Siyasal sınırların önemli olduğu küre dünyadan, ekonomik sınırların önem kazandığı kare dünyaya dönüşme, hem fırsatları, hem tehditleri büyütüyor.

*

Küre dünyada savaşlar, silahlı güçlerle cephelerde yapılırken, kare dünyada silahsız güçlerle pazarlarda yapılıyor. Küre dünyada ordularla her ülkeye gidilmezken, kare dünyada kuruluşlarla her yere gidiliyor. Ve Yirminci yüzyılın kan dökülen savaş alanlarının yerine, Yirmibirinci yüzyılın ter dökülen pazarları geçiyor.

*

Tarihin her döneminde, bir ülkenin geleceğini, bir ülkenin yıkımıyla güvence altına almaya çalışanlar, görünen kazançlar yanında, görünmeyen kayıplara yol açarlar. Ankara Savaşı’ndan, Çanakkale Savaşı’na kadar geçmişe bakılırsa, önlenebilecek savaşların önlenemeyen sonuçlarının, ne kadar büyük yıkımlara yol açtıkları anlaşılır.

*

Silahlanma kaynakları azaltan, silahsızlanma çoğaltan etkisi gösterirler. Savaşlarla elde edilen kazançılar , savaşlarla zamana kısa kaybedilirler.Ülkeler ister geçmişin küre dünyasında kalmaya, ister geleceğin kare dünyasına geçmeye çalışsınlar, kaynaklarını savaşları önleme yolunda değerlendirirlerse, üretimde güçlü, yönetimde başarılı, olurlar.

*

Mustafa Acar’ın Frederic Bastiat’tan çevirdiği, “Kırık Pencere” denemesinde ele alındığı gibi, yıkmaların, yakmaların, etkileri yüzyıllardan beri tartışılıyor. Yönetimler savaşların, görünmeyen etkilerinden önce, görünen etkilerine önem verdiklerinden, “Savaşlar ekonomilere canlılık kazandırır” görüşü, doğru kabul ediliyor.

*

Savaşların görünmeyen etkilerini görmezlikten gelerek, yalnızca görünen etkilerine yoğunlaşanlar, bütün dünyaya en büyük zararı verirler. Gelen ve geçen yüzyılda yapılan savaşların, görünmeyen etkilerine bakanlar, savaşa katılan ve katılmayan ülkelerin kayıplarının, ne kadar büyük, ne kadar dehşet verici olduğunu görürler.

*

Tarihin her döneminde, silahlı güçler ülkeleri yoksullaştırırken, silahsız güçler zenginleştirirler. Ülkelerde yönetimler, insanların üretim güçlerini dinamitleyerek, yönetilenlerin üretim güçlerine yeni alanlar açamazlar. Savaş harcamalarının fırsat maliyetleri, her zaman, her yerde karşılaştırılmayacak kadar büyük olur.

*

Siyasal sınırların önemli olduğu küre dünyadan, ekonomik sınırların önem kazandığı kare dünyaya geçiş hızlanırken, bütün ülkelerde savaş dönemlerinden daha çok barış dönemleri konuşuluyor. Dünyanın her yanında bilge yöneticiler, savaşlardan daha çok barışların, görünen ve görünmeyen etkilerine yoğunlaşıyorlar.

*

Geleceği küre dünyada değil, kare dünyada arayanlar, ülkelere savaşların yarar, barışların zarar getirmediğin açıkca görürler.

6 Ağustos 2023, 13:10

PAYLAŞAN ZENGİNLEŞİR ZENGİNLEŞEN PAYLAŞIR

Dünyanın bütün ülkelerinde, ekonomik, siyasal ve kültürel zenginliğin, kaynağında paylaşma kültürü vardır. Hayatın her boyutunda, paylaşılan kaynaklar zenginleşirler, zenginleşen kaynaklar hayatı kolaylaştırırlar. Ellerindeki kaynakları paylaşmasını bilenler, insanların temel ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi, ekonomik ve kültürel hayata yeni alanlar açarlar.Bu yüzden her kültürde, toplumun bütün kesimleri arasında, üretimde ve tüketimde paylaşma sürekli özendirilir.

*

Paylaşma kültürü ortaklık kültürüdür. Paylaşmakta güçlük çekmeyenler, ortaklıkta zorluk çekmezler. Kaynakları paylaşma kültürünün geliştiği toplumlarda, değişik kesimler arasında kaynaklar, dengeli olarak dağıtılırlar ve haksızlığa yol açmadan değerlendirilirler. Bütün ülkelerde ekonomik ve kültürel zenginlik, birlikte çalışmanın doğurduğu üretim gücüne dayanır. Bunun için ortaklık kültürüne, yeni açılımlar kazandıran toplumlar, hayatın hiçbir alanında yoksul düşmezler.

*

Anadolu insanının yüzyıllar içinde oluşan ortaklık dünyasında, insanlar kendi ellerinde olanlara, başka insanların ellerinde olmayanlara bakarak, ekonomik ve kültürel alanda, üreten ellerin sayısını çoğaltmaya, çok büyük önem verirler. Bu yüzden Anadolu’nun bin yıllık tarihinde, üreten eller tüketen ellerden daha üstün tutulmuş ve sürekli özendirilmiştir. Tarihin her döneminde toplumların güçleri, her alanda üreten ellerin çokluğuna dayanmıştır.

*

Paylaşma kültürü, ekonomik yapıyı ve kültürel dokuyu krizlerden koruyan “Nuh’un Gemisi”dir. Paylaşma her alanda başarının güvencesidir. Paylaşanlar hiçbir zaman paylaşılmazlar. Paylaşmasını bilen toplumlar, dağları altına, denizleri inci deposuna, ovaları tahıl ambarına dönüştürürler. Bunun için paylaşmasını bilen insanların ellerinde, dünyanın taşı ve toprağı altına dönüşür. Bu yüzden doğal kaynak yoksulu pek çok ülke, üretim gücünü büyütmede güçlük çekmemektedir.

*

Ülkelerin kaynakları paylaşarak, değerlendirmesini bilen insanlarla, toplumun bütün kesimlerinin hayatını kolaylaştıran, ürünlere ve hizmetlere dönüşürler. Onların ellerinde ülkelerin, ürün, hizmet ve bilgi üretme güçleri, büyük bir hız ve yoğunluk kazanır. Bütün ülkelerde üretim güçsüzlüğünün üstesinden, ortaklık kültürünü zenginleştirenler gelir. Ekonomik boyutları olduğu kadar, etik boyutları da olan ortaklıklar, hayatın her alanındaki zenginliğin güvencesidirler.

*

Anadolu’da toplumun değişik kesimlerinin arasında yardımlaşmayı ve dayanışmayı sağlayan, yazılı olmayan bir “Toplumsal Sözleşme” vardır.

*

Paylaşmanın doruk noktasına ulaştığı toplumlarda, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda büyük gelişmeler yaşanır.

*

Anadolu insanı Doğu’dan Batı’ya, gittiği her coğrafyada, paylaşma kültürünün en güzel örneklerini vermiştir.

7 Ağustos 2023, 11:57

SINIRLI DÜNYADA SINIRSIZ TÜKETİM PEŞİNE DÜŞÜLMEZ

İnsanlığın atalarının yitirdiği Cennette olduğu gibi, dünyanın hiçbir ülkesinde, doğal zenginlikler sınırsız olmadığı gibi, finansal kaynaklar da sınırsız değildir. Dünyada hiçbir ülkenin, ortak doğal kaynakları, har vurup harman savurma hakkı yoktur.İnsanların temel ihtiyaçları olan ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin karşılanmasından, bütün ülkeler sorumludur. Bu yüzden devletlerin tarıma,sanayiye,eğitime ve sağlığa yaptığı yatırımlar, bütün dünya için hayati önem taşımaktadır.

*

Anadolu’da denildiği gibi: “Gökten kudret helvası yağar, para yağmaz.” Para gibi, ürün, hizmet ve bilgi de gökten yağmaz. Üreticiler üretecekleri, tüketiciler tüketecekleri, ürünler ve hizmetler için, gerekli kaynakları bulmak zorundadırlar. Tarihin her döneminde, toplumlar ellerindeki sınırlı kaynakları, değerlendirmek sorunuyla karşı karşıya kalmışlardır. Her dönemin güçlü toplumları, dünyanın kaynaklarından kimseye haksızlık yapmadan, yararlanmasını bilenler olmuştur.

*

Sanatların en eskisi, bilimlerin de en yenisi Ekonomi, eldeki kaynakları temel ihtiyaçları karşılama yolunda, değerlendirme bilimi olarak tanımlanır. Bir ekonomide kıt kaynakların dağıtımı, arz ve talebe göre fiyatların belirlenmesi, değişik seçenekler arasında, karar verilması pazara dayanır. Her dönemde ekonomilerin can damarlarını pazarlardaki üreticiler ve tüketiciler oluşturmuştur.Onlar ekonominin anayasası olan, arz ve talep yasasına dayanarak, toplumları ayakta tutarlar.

*

İster Doğu’da, ister Batı’da olsun, her ülkenin pazarlarında bolluk ve kıtlık dönemleri olur. Pazarlardaki aksamalar, üreticiler ve tüketiciler üzerinde olumlu etkiler yanında, olumsuz etkiler de doğururlar. Pazarlardaki olumlulukları büyütmede, olumsuzlukları azaltmada en etkili gücü, hem üreticiler hem de tüketiciler olarak,bütün insanlar oluşturur. Ekonomik, siyasal, kültürel krizler, bir değişim aracı olan parayı, bir ürün gibi alan ve satan kuruluşlardan kaynaklanır.

*

Pazarın doğurduğu olumlu etkileri büyütmek, ister kamu, ister özel olsun, bütün kuruluşların dünyayı, bedelsiz ürünler dağıtan bitmez, tükenmez kaynak deposu olmaktan çıkarmalarına bağlıdır. Başta kamu kuruluşları olmak üzere, bütün kuruluşlar dünyadan aldıkları her kaynağın, bir bedeli olduğunu bilmek zorundadırlar. Bir insan dünyadan, gerekli olandan daha fazlasını alırsa, farkında olmadan üstesinden gelinemeyecek, sorunların tetikleyicisi olur.

*

Dünyada bütün ülkelerin karşı karşıya oldukları, çevresel ve finansal krizler, kuruluşların sürdürülemez doğrusal büyüme, peşinde koşmalarından kaynaklanmaktadır. Dağlarıyla, ormanlarıyla, denizleriyle, gölleriyle, nehirleriyle ve ovalarıyla dünya bütün ülkelerin ortak zenginlikleridir.Ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir ülkenin dünyanın kaynaklarını, sorumsuzca tüketme ayrıcalığına sahip değildir. Dünya kaynaklarının, sorumsuzca tüketilmesini önlemek, bütün kuruluşların görevidir.

*

Yüz yüze olunan krizler, sınırlı bir dünyada, sınırsız istekleri karşılamaya kalkışmanın, önlenemez doğal sonuçlarıdır.

*

Dünyanın kaynakları sınırsız olmadığı için, gösteriş harcamaları bütün ülkeler için, hayati önem taşımaktadır.

*

Ekonomik büyüme sınırsız değildir, ekonomi de ağaçler gibi doğal sınırlar içinde büyümelidir.

8 Ağustos 2023, 12:46

DOĞU TÜRKİSTAN TURAN DÜNYASININ KALİFORNİYA'SIDIR

Bu yazı daha önce 08.08.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Büyük Türkistan Asya'nın olduğu kadar, dünyanın her yeri gören, her yerden görülen kubbesidir. Çünkü kültürlerin harman olduğu Turan coğrafyası, Rus, Çin ve Hint toplumlarının düğüm noktasıdır. Afrika, Avrupa ve Asya üçgeninde, Türkiye dışında Doğu Türkistan kadar stratejik öneme sahip başka bir ülke yoktur.Dünyada Büyük Türkistan kubbe, Doğu Türkistan minaredir. Bu yüzden Osmanlı coğrafyası gibi, Turan coğrafyası onlarca ülkeye bölünmüştür.

*

Haritalarda Büyük Türkistan'ın yerinde Doğu Türkistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kuzey Afganistan olmak üzere yedi ülke görülür. Ancak Doğu Türkistan, 1949'da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edilmiştir. Doğu Türkistan'daki "Sinkiang Uygur Özerk Yönetim"i, işgalden altı yıl sonra kurulmuştur ve büyük baskı altındadır. Ancak yeni düz kare dünyada, demokrasi düşmanı dayatmacı,tek parti yönetimlerine yer yoktur.Doğu Türkistan ve Tibet er ya da geç bağımsız olacaktır.

*

Doğu Türkistan'da bağımsızlık için direnen güçlerin, Çin'i baskı altınada tutmak için, bütün ülkeler tarafından desteklendiğini biliniyor. Bu yüzden dünyadaki Doğu Türkistanlıların çalışmaları, bütün ülkeler tarafından izleniyor.Doğu Türkistan'a bağımsızlık yolunu, silahlı sert güçler değil, silahsız esnek ve akıllı güçler açacaktır.Kare dünyada yararlı silahlı savaş, zararlı silahsız barış yoktur. Tayvan gibi, Hong Kong da Çin'den ayrılacaktır.Hong Kong'un demokrasi savaşı, Doğu Türkistan'nın demokratik bağımsızlık savaşının yolunu açacaktır.

*

"Doğu Türkistan Cumhuriyeti"nin son yöneticisi,"Unutulan Vatan:Doğu Türkistan" kitabının yazarı, İsa Yusuf Alptekin Türkiye'ye sığınmak zorunda kalmıştır.Türkiye masa tenisi diplomasisiyle, başlayan gelişmeler sonucu, Batı ülkeleriyle birlikte 1970 yılında Çin'i tanımıştır. Çin'le Türkiye'nin diplomatik bağları çok yeni olsa da, iki bin yıllık bir tarihi geçmişi vardır. Uzaydan görülen tek insan yapısı olarak bilinen, binlerce kilometrelik "Çin Seddi"nin, Türkler'e karşı yapıldığını, bütün dünya bilir.

*

Geçmişte Çinlilere kendilerini savunmak için, büyük duvarlar yaptıran Türkler, Doğu Türkistan'daki Uygurların temel hak ve özgürlüklerini dünya gündemine getirmeye çalışıyor.Asya'nın kalbindeki Anadolu'nun sorunlarını, uluslararası platformlara taşıyan Türkiye, Avrupa'daki Türkler'in kültürel haklarını savunmada ve ihtiyaçlarını karşılamada, önemli adımlar atıyor. Avrupa'da elli milyon Müslüman ve on milyon Türk yaşıyor. Türkler bin yıldan beri Avrupa topraklarındalar.

*

Asya ile Avrupa'yı yakından tanıyan Mehmet Öğütçü, "Geleceğimiz Asya'da mı?" isimli kitabında, Avrupa ve Asya ekseninde Türkiye'nin önüne çıkan tehdit ve fırsatları ele alıyor. Üç kıtanın yükselen yıldızı Türkiye'dir.Türkiye Asya ile Avrupa arasında köprü ülke değil, merkez ülkedir. Türkiye Asya'nın en Doğu'sunda Avrupa'nın en Batı'sındadır.Hem bir Avrupa, hem de bir Asya ülkesidir.

*

Türkiye'nin gücü, Asya'nın en Batı'sı, Avrupa'nın da en Doğu'su olmasında gizlidir. Türkiye Türk Cumhuriyetlerini Avrupa'ya, Avrupa'yı Asya'ya açacak ana ülkedir. Türkiye'nin Avrupa'daki ağırlığı kendinden önce, temsil ettiği Türk Cumhuriyetlerinden ve İslam dünyasından kaynaklanmaktadır. Doğu Türkistan'ın dünyada, ayrı bir yeri ve önemi vardır. Çünkü "Uygur Özerk Bölgesi", geleceğin büyük üretim gücü Çin'in içinde, ancak Çin'den ayrı bir güç odağıdır.

*

Doğu Türkistan zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarıyla, yalnızca Çin'in değil, bütün Asya'nın Kaliforniya'sıdır. Türk dünyası üç kıta ve üç denizin merkezinde, Amerika ve Çin arasında en büyük dengeleyici güçtür. Çin ve Doğu Türkistan arasındaki çatışma 1757'den beri devam etmektedir. Abdülhamit 1866'da kurulan bağımsız devlete, el uzatmış ve yeni kurulan devleti, yalnız bırakmamıştır. Turan dünyasında Doğu Türkistan Anadolu, Anadolu Doğu Türkistan'dır.Türkler dünyayı bir hilal gibi kuşatmışlardır.

*

Doğu'dan Batı'ya akan Türk ırmağı, Doğu Türkistan'dan doğar.

*

Asya'nın Avrupa'ya yürüyüşü, Doğu Türkistan'dan başlar.

*

Doğu'dan Batı'ya yürüyüşte, dünya Kızıl Elma'dır.

9 Ağustos 2023, 11:54

YUVARLAK KÜREDEN DÜZ KAREYE DÖNÜŞEN DÜNYADA GELECEK GEÇMİŞTE GÖRÜLÜR

Türklerin Anadolu’daki bin yıllık tarihlerinin özeti İstanbul, kökleri Semerkant’ta, dalları Saraybosna’da olan, büyük bir çınara benzer.

*

Necip Fazıl’ın “Canım İstanbul” şiirinde anlattığı gibi, İstanbul’da geceler sümbül kesilirken, diller bülbül kesilir. İç ve dış dünyanın sultanları, Akşemseddin’le, Fatih’le, Doğu Roma’nın Konstantiniyye’si İstanbul’a dönüşür. Ve İstanbul’da Türk ve İslam dünyasının yedi ikliminden gelen bilgelerle, bilginlerle, Ortaçağ kapanır, Yakınçağ açılır.

*

Yahya Kemal “Ezan ve Kur’an” başlıklı denemesinde, Ziya Gökalp’in “Gözün mazidedir ati değilsin” diyerek, geçmişe olan bağlılığını dile getirdiğini anlatır. “İki Dünyanın Hesaplaşması” kitabımızın, “Geleceğin Kökleri Geçmiştedir” denemesinde vurgulandığı gibi, ufuk açıcı bakışa, Yahya Kemal’in cevabı, evet “Kökü mazide olan atiyim” olur.

*

Tarihin her döneminde ülkeler güçlerini, geçmişlerinin derinlilerinden alırlar. Ülkelerin tarihleriyle bağları, ne kadar güçlü olursa, tarih içindeki yerleri o kadar kalıcı, ömürleri o kadar uzun olur. Bu yüzden hem Ziya Gökalp, hem Yahya Kemal sürekli yorumlanan şiirlerinde geçmişçilik yapmazlar, geçmişin külüne değil, ateşine önem verirler.

*

Mehmet Genç’in Osmanlılarda “Devlet ve Ekonomi” kitabında ,“Güvenlik, adalet ve hoşgörüyle birlikte kitlelere sağlanan refah”ın, Türklerin en uzun ömürlü devletinin, yüzyıllarca ayakta kalmasının özünü oluşturduğunu belgelerle anlatır. Türkler tarihleri boyunca, “adaletsiz üretim olmaz, üretimsiz yönetim olmaz” demesini bilirler.

*

Osmanlılar gittikleri şehirlerde verirler, verdikçe güçlenirler, güçlendikçe verirler. Anadolu’nun İbn Arabi’yle, Mevlana’yla, Yunus’la temelleri atılan kültüründe, Erdem Bayazıt’ın dizesiyle, “Yemememiştir hiç kimse elinini emeğinden daha hayırlısını” denilir. İnsanlar alınlarının terlerinin karşılığından daha fazlasını istemezler.

*

Türkler tarihteki yolculuklarında engellerin üstesinden, “Elin ekmeğini” yemeyenlerle, “Haram suyla” yumayanlarla, “Emeksiz gömlek” giymeyenlerle gelirler.

10 Ağustos 2023, 12:25

HER ŞEHİRİN BİR KIZIL ELMA OLDUĞU DÜNYADA KABUKLARINI KIRMAYANLAR AYAKTA KALAMAZLAR

Türklerin tarihinde dünyada her şehir, gidilecek kızıl elma olarak görülür. Bu yüzden Anadolu kültüründe hem kalelere, hem köprülere önem verilir.

*

Türkler dünyadaki yerel ve küresel eğilimleri ve dönüşümleri, anlamada ve anlatmada güçlük çekmezler. Zaman ve yer farkı gözetmeden, bir ayakları Doğu’da, bir ayakları Batı’da, gönülleriyle geçmişe, akıllarıyla geleceğe bakarlar. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, seferlerde yaşar gibi yaşamak, hem sevilir, hem sevdirilir.

*

İnsanlar için hayat, görünen ve görünmeyen yüzleriyle, büyük bir sefere benzer. Seferde olanlar Türkistan Bilgesi, Yusuf Has Hacip gibi, “Yola çıkan insan, yol üstüne evini yapmaz”, seccadesini ve tespihini “Evde bırakmaz” derler. Dünyanın her yanında, yolun, yolcunun, yolculuğun olduğu yerde, yalınlık olur, iyilik olur, doğruluk olur.

*

Necip Fazıl’ın dizeleriyle, “Yedi renkli Peygamber kuşağının altında, / Kervanım yola çıktı, öncüsü kır atında” demesini bilen Türklere, üç kıtada, üç denizde, hiçbir şehir yabancı gelmez. Türkler Ziya Gökalp’in şiirinde, Ömer Seyfettin’in hikayesinde anlattığı, İstanbul, Roma, Viyana gibi, gitmek istedikleri şehirleri “Kızıl Elma” görürler.

*

İç dünyalarının derinliklerine uzanmasını bilenler, dış dünyalarında yıllarca süren seferlere çıkmasını bilirler. Bu yüzden Türklerin “Görkemli Dönemlerinin Sultan”ları ömürlerinde, yollarda geçen sefer yılları büyük yer tutarlar. Onlar düzenli seferlerle, bir yandan silahlı, bir yandan silahsız güçlerine yeni işlevler kazandırırlar.

*

Hayatlarını seferlere ayarlayanlar, hem yorulmazlar, hem yaşlanmazlar. “Kurucu Sultan”lardan Yavuz’un, “Dünyayı bir sultana çok, iki sultana az” görme vizyonu, Türklerin “Kızıl Elma” misyonunun temelini oluşturur. Türkler sürekli seferde olma yaklaşımlarıyla, hem üretim, hem yönetim yapılarını yenilemesini bilirler.

*

Seferlerde insanlar topraklara benzerler, aldıklarından daha fazlasını verirler, sınırsız isteklerin değil, sınırlı ihtiyaçların peşinden koşarlar.

11 Ağustos 2023, 11:59

MATEMATİKSEL ZEKA DUYGUSAL ZEKAYLA GÜÇ KAZANIR

Düşüncelerle, eylemlerle dünyanın anlamlı ve yaşanır kılınmasında, matematiksel zeka yanında duygusal zekaya önemli görevler düşer.

*

İnsanlar ilk ataları gibi birlikte yaşama ihtiyacı duyarlar, tek başlarına yaşayamazlar. Bir insan hem matematiksel, hem duygusal zekasını, yerinde ve zamanında değerlendirerek, ya Cennet’in güneşini ya da Cehennem’in ateşini dünyaya taşır. Bu yüzden dünyada yıllar birbirine karışır. Ateş yıllarını güneş yılları, güneş yıllarını ateş yılları izler.

*

Daniel Goleman bütün ülkelerde, ilgiyle karşılanan “Duygusal Zeka” kitabında, gönül kaynaklı duygusal zekanın, akıl kaynaklı matematiksel zekadan daha önemli olduğu anlatır. İnsanların başarılarında, başlarında taşıdıkları akıllarından önce, gönüllerinde taşıdıkları akılları belirleyici olur. Her zaman gönüllerin gücü, akılların gücünü aşar.

*

İnsanlığın bilgelik tarihinde bilgeler gönül gücünün, akıl gücünden daha yol gösterici olduğunu vurgulamaya özen gösterirler. Gönül dünyasının engin denizlerinde, akıl dünyasının zenginlikleri, deniz üzerinde giden gemiler benzerler. Gemilerin etki alanları, üzerinde yüzdükleri denizlerin, büyüklüğüne göre hem daralır, hem genişler.

*

Matematiksel zeka insanlığın insanlığın bilgi, duygusal zeka bilgelik birikiminden yararlanır. Öncesi olmayan “Önce”nin, sonrası olmayan “Sonra”nın, bilgi ve bilgelik birikimim üstünde, birikim olmadığı bilenler, bilgilerinin ve bilgeliklerinin sınırlarını bilirler. Onların etkileri sonsuz bir sevgiyle sevdiklerinin, büyüklüğünden kaynaklanır.

*

Güçlerinin sınırlarını kavrayanlar, Allah’ın gücünün gücünü üstünde güç olmadığını kavrarlar. Yaşadıkları dünyayı ateşe vermezler, yakmazlar, yıkmazlar. Onlar birbirleriyle dünyada Cehennem’in ateşini büyütmek için değil, dünyanın her yanına Cennet’in güneşini taşımak için yarışırlar. Ve işlerinin savaş değil, barış olduğuna inanırlar.

*

Gönüllere saygı gösterenlere saygı gösterilir. Kabe gibi gönüller, bütün evreni kuşatan Allah’ın evleridir. Gönülleri kazananlar, bilgi yanında bilgelik kazanırlar.

12 Ağustos 2023, 11:53

ÖLÜMLÜ DÜNYADA İNSAN GEMİYE DÜNYA DENİZE BENZER

Amerika’dan Çin’e dünyadaki her ülke, küreselleşen savaşlar arasında, fırtınalı denizlere açılan bir gemi gibi, barış limanına ulaşmanın yollarını arıyor.

*

Denizlerin ortasında korku çığlıklarının, yardım çağrılarına karıştığı geminin, nereye gittiğini,karşısına hangi buzdağının çıkacağını kimse bilmiyor. Bu yüzden dünyanın bütün ülkelerinde, dev dalgalı denizleri sakinleştirecek bilgeler bekleniyor. Onların hem denizin, hem karanın dilini bilen, erleri ve erenleri yetiştirmeleri isteniyor.

*

Gemi, deniz, bilge, er, eren denildiğinde, bütün dünyada insanlığın bilgi ve bilgelik kaynağı, bütün ülkelerde kötümserlik bulutlarını iyimserlik yağmurlarına dönüştüren Mevlana gelir. O Mesnevi’siyle, bütün ülkelerin peşinden koştuğu ölümlü dünyanın geçici, kalıcı olanın ölümsüz dünya olduğunu, çok yalın bir dille anlatır.

*

İnsanın denetiminde, insan yapısı olan gemiye sözü geçenin, insan yapısı olmayan, denetim alanının dışındaki, denize sözü geçmez. Bu yüzden Ahmet Bayazıt’ın, Şenol Demiröz’ün, Tuncay Öztürk’ün televizyona uyarladığı, A.Turan Oflazoğlu’nun “Dördüncü Murat” oyununda, Sultan “Uyan uykusu çok gözlerim uyan” diye seslenir.

*

Mim Kemal Öke’nin “Aşkla Dans” kitabında ortaya koyduğu gibi, dünya bir oyundur, oyunu gerçek sananı deniz yutar. Genç Murat aradığı gücü bularak, güvenliği sağladığında, bestelediği şiiriyle, “Bu dünya fanidir sakın aldanma / Mağrur olup tac-ı tahta dayanma / Yedi iklim benim deyu güvenme” diye hem kendini,hem çevresini uyarır.

*

İnsanlık tarihine geniş açıdan, bütünlük ve süreklilik içinde bakılırsa, insanın gemi, denizin dünya işlevini yüklendiği görülür. Ölümle doğum arasına uzanan hayatta, insansız geminin, gemisiz denizin olmayacağı bilinir. Hayatın görünen ve görünmeyen alanlarında, gemi insanın, deniz geminin sorumluluklarını yerine getirmesini kolaylaştırır.

*

İnsanla gemi, denizle dünya arasındaki bağımlılıkları Mevlana Mesnevi’de çok çarpıcı, çok etkileyici, çok açıklayıcı olarak anlatır. Hayatın bütün boyutlarında insanın sınırlı dünyayı, sınırsız dünyanın yerine koyması, sınırlı dünyada sınırsız dünyayı yitirmesi, geminin deniz sevgisiyle gönlününün bütün kapılarını denize açmasına benzer.

*

Denizde sulara kapılarını açan geminin sularda kaybolması gibi, dünyaya kapılarını açna insan dünya sevgisinde kaybolur. Nasıl denizde kapılarını sulara kapayan gemi, gitmek istediği ulaşırsa, insan da gönül kapılarını dünya sevgisine kaparsa, dünyada kaybolmadan atalarının yitirdiği anavatanına büyük engellerle karşılaşmadan ulaşır.

*

Kötümserliğin öncüleriyle, iyimserliğin erenlerin birbirlerini etkilemeye çalıştıkları dünyada, deniz korunan geminin, dünya korunan insanın yolunu açar.

13 Ağustos 2023, 12:34

İSTANBUL’DA YİTİRİLEN PARİS’TE BULUNMAZ

Büyük Osmanlı döneminden, Küçük Cumhuriyet dönemine geçişin sancılı yıllarında, başşehirlik işlevleri İstanbul’dan Ankara’ya taşınır.

*

Türkiye’de Tanzimat’la başlayan Batılılaşma çalışmaları, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında doruk noktasına ulaşır. Kuruluş döneminin öncüleri, İstanbul’da yitirilen değerleri, “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” diyerek, Avrupa’da çalkantılara yol açan Paris’te ararlar. Ve gözler İstanbul’un beslendiği kaynaklardan, Paris’in dayandığı kaynaklara çevrilir.

*

“Masal” şiirinde Sezai Karakoç’un, “Doğu’da bir baba vardı / Batı gelmeden önce / Onun oğulları Batı’ya vardı” diyerek, anlattığı babanın çocukları gibi, Paris İstanbul’a gelmeden önce, İstanbul Paris’e gider. Türkiye bin yılda Anadolu’da hem zenginleştirdiği, hem derinleştirdiği değerleri, İstanbul’da yitirerek, Paris’te aramaya başlar.

*

Düşünceyi şiire, şiiri eyleme dönüştüren Mehmet Akif, “Yol yakınken geri dön, nafile çıkmaz bu sokak” diye düşünür. O Ankara’nın geleceğini, Paris’te aramayan şairlerin başında gelir. Ancak Paris’e ilgisiz kalınmasını istemez, Asım kuşağına, “Bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz / Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz” demeyi unutmaz.

*

Acılarla dolu geçiş döneminin sancılarını Mehmet Akif’le Yahya Kemal birlikte yaşarlar. Her ikisinin anayurtları, İpek ve Üsküp yeni devletin sınırları dışında kalırken, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmazlar. Biri geçmişin güzel günlerini yaşadığı döneme taşırken, biri yaşadığı dönemi geleceğe taşır. Ve dönemlerinin kutup yıldızları olurlar.

*

Anadolu’nun iki büyük şairi, Türkiye’nin geleceğini Asya’da ya da Avrupa’da değil, iki kıtayı,iki denizi birbiriyle buluşturan, birbirine bağlayan İstanbul’da görürler.Onlar İstanbul’da yitirilen bilgi ve bilgeliğin, Whashington’da, Moskova’da aranmayacağını bilirler. Ve ömürlerini, Paris’i İstanbul’a değil, İstanbul’u Paris’e taşımaya adarlar.

*

Gelen yüzyılın öncüler, geçen yüzyılın kurucuları gibi, “Ya İstanbul,Ya Paris” demiyorlar, “Hem İstanbul, Hem Paris” diyorlar.

14 Ağustos 2023, 12:27

KARE DÜNYADA SAVAŞLARININ TARİHİNİ YENİDEN YORUMLAMAK

Küre dünyada medeniyetler arasındaki savaşlar, silahlı güçlerle cephelerde yapılmıştır. Kare dünyada savaşlar, sınırlardan şehirlere taşınmıştır. Kare dünyanın fatihleri, üniforma giyenlar değil, forma giyenlerdir. Amerika’nın “General Motors” ve “General Electric” gibi, formalı güçleri, ülkelerinin bayraklarını, bütün dünyaya taşımışlardır. Dünyanın hiçbir ülkesinin sınırlarında, kimse onları durdurmaya kalkışmaz.

*

Dünyada savaşların tarihini araştıran, Avrupa’nın savaş kuramcısı General Clausewitz’in vurguladığı gibi: “Savaş bir bukalemundur.” Yirminci yüzyılın kara, deniz, hava savaşlarındaki hızlı dönüşüm, savaşların ortamına göre renk değiştiren bukalemunlara, benzediklerinin en önemli göstergesidir. Savaşlar nasıl değişirse, tarihin insanlara verdikleri dersler öyle değişir. Bütün bilimlerin ana kaynağı olan, tarihten ders almayanlar, dünyadaki savaşların önüne geçemezler.

*

Dünya tarihine yüzyılların içinden daha çok, yüzyılların üstünden bakmadan, barış dönemlerinin değeri kavranmaz. Tarihin değişmeyen ana konusu, medeniyetlerin dinamiklerini araştırmaktır. Dünya tarihini bütünlük ve süreklilik içinde ele alan, tarihçilerin kitaplarının, bütün ülkelerde büyük ilgi görmeleri, medeniyet tarihçileri olmalarından kaynaklanır. Her dönemde tarih, ekonomik, siyasal, kültürel hayata, yeni açılımlar, yeni yaklaşımlar ve yeni boyutlar kazandırmıştır.Bu yüzden tarih sürekli yeniden yazılır, yeniden yorumlanır.

*

Türklerin Asya’dan Avrupa’ya uzanan tarihlerinde, Doğu'nun ve Batı’nın özeti olan Anadolu’nun, büyük bir yeri vardır. Türklerin tarihi Anadolu’ya gelme ve Anadolu’da kalma serüvenidir. Çanakkale savaşıyla, Anadolu insanının Asya'daki ve Avrupa’daki varlığı güvence altına alınır. Çanakkale'de yaşananlar Türkiye ve Avrupa tarihinin dehşet verici sayfalarından biridir. Çanakkale’den sonra Avrupa ülkeleri, kendi aralarında savaşarak, yakılmadık, yıkılmadık şehir bırakmamışlardır.

*

Savaşsız bir İslam dünyasına, savaşsız bir Batı dünyasına, savaşsız bir dünyaya, bütün şehirlerde geçmiş yıllarda, savaşların yol açtıkları yıkımları, çok işlevli barış müzelerine dönüştürerek ulaşılır. Çanakkale tarihin en çok kan dökülen savaşlarından biridir. Son savaşlarda Çanakkale’de, “57. Alay”ı oluşturan İstanbul Üniversitesinin öğrencileri gibi, milyonlarca genç insan hayatını yitirmiştir. Savaş kararı olan devlet yöneticileri, savaşlarda yüzlerce üniversiteyi toprağa gömmüşlerdir, yüz binlerce genci kurban etmişlerdir. Bu yüzden küre dünyanın Çanakkale’si, kare dünyanın Çanakkale’sine dönüştürülmelidir. Küre dünya kapalı toplumların, kare dünya açık toplumların dünyasıdır. Ukrayna, Afganistan, savaşlarında olduğu gibi, açık toplumlarda iki ülke savaşırsa, savaştan bütün ülkeler etkilenirler.

*

Barışın güvercinin bir kanadı bilgi, bir kanadı bilgeliktir.

*

Bilgi ve bilgelik istemeyen,savaştan başını alamaz.

*

İnsanlar savaşta kan, barışta ter dökerler.

15 Ağustos 2023, 11:53

GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE'LERDE BAŞTA SON PEYGAMBER OLMAK ÜZERE BÜTÜN PEYGAMBERLER SEVİLİR.KUR'AN İLK SIRAYA KONULARAK BÜTÜN KUTSAL KİTAP'LARA SAYGI GÖSTERİLİR.İSLAM İLK PEYGAMBER'LE BAŞLAR SON

PEYGAMBER'LE TAMAMLANIR.DÜNYADA HERKES AYNI ANNENİN AYNI BABANIN ÇOCUKLARIDIR.

15 Ağustos 2023, 12:20

DÜNYADA MEDENİYET ADINA NE VARSA HEPSİ "KUTSAL KİTAPLAR"DAN KAYNAKLANIR

Asya ile Avrupa arasında tarihin ilk dönemlerinden beri,yoğun düşünce ve kültür alışverişi olmuştur. Medeniyet değerlerinin Asya'dan Avrupa'ya gittiği dönemler olduğu gibi, Avrupa'dan Asya'ya geldiği dönemler de olmuştur. Medeniyetin kutsal boyutu söz konusu olduğunda, tarihçi Henri Pirenne'nin dediği gibi: "Medeniyet olarak ne varsa, hepsi Akdenizlidir." Çünkü Doğu Akdeniz, kutsal kültürün tek ve değişmez kaynağı, bütün peygamberlerin anavatanıdır.

*

Anadolu'da Nemrut'un ateşini gül bahçesine dönüştüren İbrahim Peygamber, Asya'yla başta Avrupa olmak üzere bütün kıtalar arasında Kıyamet'e kadar varlığını koruyacak yıkılmaz köprüler kurmuştur. Bu köprülerden bütün peygamberler geçer ve hepsinin yolu sonunda Son Peygamber'e çıkar. Bütün insanlığın atası Hz. Adem'le başlayan, Hz.İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa'yla devam eden kutsal gelenek, Hz. Muhammed'le tamamlanmıştır.

*

Babil, Mısır, Yunan ve Roma gibi, bilinen bütün kültürlerin, kaynağında kutsal kitaplar vardır. Ancak onlar zamanla kültürlerinin metafizik boyutunu yitirerek, politeist bir yapıya dönüşmüşlerdir. Çünkü medeniyetin tarihi bütün insanlığın ataları olan Adem'le, Havva'yla başlar.Onlar bir buğday tanesi karşılığında yitirdikleri Cennet'e, yeniden dönmek için dünyaya gönderilmişlerdir.

*

Düşünce ve sanatta çığır açan Sezai Karakoç, medeniyetin serüvenini aşağıdaki cümlelerle çok öz ve çok güzel olarak özetler. "Medeniyet temelde tektir ve medeniyet meşalesi ilk insandan bugüne elden ele taşınarak gelmiştir. Dallara ayrılmış, varyasyonları olmuştur. Kimi zaman ekseninden sapmış, mecrasından çıkmış, bozulmuş, yozlaşmıştır. Meşale sönmeye yüz tutmuş zaman zaman. Ama Allah tekrar parlatmış ve yükseltmiş meşalesini. Kıyamete kadar bu böyle sürecektir."

*

Dünya ve "Yitik Cennet" kutsal kitaplarla anlam kazanır. Temelde tek olan 'medeniyet'in iki ana boyutu vardır. Biri kutsal kitaplardan beslenen normatif, aşkın boyuttur, biri de metafiziğe kapalı, fizik dünyaya dönük seküler, pozitif boyuttur. Normatif olan kutsal kitaplardan, poziti alan da Yunan ve Roma'dan beslenir. Bugün bütün ülkeleri etkisine alan Batı dünyası 'medeniyet'in aşkın boyutunu, seküler boyut içinde eritip yok etmiştir.

*

Yirmibirinci Yüzyıl'ın Batı'yla birlikte bütün dünya için yaşanır kılınması, medeniyet'in metafizik boyutunun ağırlık kazanmasına bağlıdır. Medeniyet'in aşkın boyunutun temsilcisi, Museviler'dir, Hristiyanlar'dır, Müslümanlar'dır. İslam dini İbrahim'i dinlerin en sonda gelen,ancak en başta olandır. İslam'sız İbrahimi dinler süreklilikle birlikte,bütünlüklerini yitirirler. Avrupalılar'ın yeni yeni keşfetmeye başladıkları gibi, Batı kültürünün ana kaynaklarının başında İslam gelirr.

*

Avrupa kültürü Yunan ve Roma yanında, İbrahimi dinlere dayanır. Medeniyetin zengin metafizik boyutu kutsal kitaplardan beslenir. Ademoğulları inananları ve inanmayanlarıyla iki ana millettir. İnanan büyük çoğunluk Habiloğullarının başşehiri Kudüs'tür İnanmayan küçük azınlık Kabiloğullarının başşehiri Atina'dır. İbrahim Milleti her zaman savaş karşında, barışın yanında yer almıştır.Seküler Batı dünyayı kan gölüne dönüştürmüştür.

*

Nemrut Milleti her zaman barış karşıtı, savaş yanlısı olmuştur.

*

Savaşta suçsuz bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürür.

*

Dünya barış getirmek için, kutsal kültüre dönülmelidir.

16 Ağustos 2023, 12:03

BARIŞIN YOLU SAVAŞA SAVAŞ AÇANLARLA AÇILIR

Dünyanın değişik ülkelerinde devam eden, dehşetli yangınlara yol açan savaşların üstesinden, barış yapıcıdır, savaş yıkıcıdır diyenlerle gelinir.

*

Soğuk Savaş sonrasında, silahlanma yarışı sona erecek, silahsız güçler önem kazanacak derken, silahlı güçler ülkelerin gündeminlerinden hiç düşmüyorlar. Yirminci yüzyılın sonunda, Yirmibirinci yüzyılın başında, Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da ülkelerin sınırlarını aşarak, küreselleşen savaşlar birbirlerini izliyorlar.

*

Avrupa siyasal düşüncesinin ilklerinden, N. Machiavelli kitaplarında gözlemlerine dayanarak, iyi silahlı güçlerin olduğu ülkelerde iyi yasaların, iyi yasaların olduğu ülkelerde iyi silahlı güçlerin olduğunu ortaya koyar. Kimsenin yasaların üstünde olmadığı ülkelerde, yönetimler güçlerini silahlı güçlerden önce yasalardan alırlar.

*

Türkiye’de hem Osmanlı, hem Cumhuriyet dönemlerinde, silahlı güçler geleceğin belirlenmesinde, önemli yer tutarlar. Her dönemde darbeler, İstanbul’un ekonomik, siyasal, kültürel gücüne büyük zarar verirler. Bu yüzden ülkelerde silahsız güçlerle, silahlı güçlerin dengelenmeleri, iki tarafın birbirleriyle dayanışmaları hayati önem taşır.

*

Ülkelerde yönetenlerin güçleri yönetilenlerden, yönetilenlerin güçleri üretimlerinden kaynaklanır. Yasaların başlar üstünde taşındığı, ayaklar altına alınmadığı ülkelerde, kimse el açanlar konumuna düşmez. Bunun için savaşların büyük zararlar verdiği kare dünyada, bütün ülke yönetimleri, savaşı önleme, barışı savunma sorumluluğu taşırlar.

*

Amerika’nın Irak’ta, Rusya’nın Ukrayna’da, Fransa’nın Afrika ülkelerinde başlattığı savaşlar, bütün ülkelere hesapta olmayan bedeller ödetiyorlar. Sınırları aşan savaşların, yol açtıkları yıkımlar, nükleer silahlar başta olmak üzere, bütün silahları meydanlarda yakmaya zorluyor. Silahları yakmayan ülkelerin, silahlarla yakıldığı bir dünyada yaşanılıyor.

*

Hiroşima’yı, Nagazaki’yi çok kısa zamanda yerle bir eden, yüzbinlerce yaşlıyı, kadını, çocuğu öldüren bombalar gündemden hiç düşmüyorlar. İkinci binyılın başında, dünyanın bütün ülkelerinde, nükleer silahlar konuşuluyor. “Birleşmiş Milletler”in yeniden yapılandırılması, öncelikli sorunların arasında ilk sırada yer alıyor.

*

Barış sanatların en eskisi, bilimlerin en yenisi olma yolunda ilerliyor. Silahlı güçlerden daha çok silahsız güçlerin önem kazandığı dünyada, Roma’nın savaş yasaları önemlerini yitirirken, Medine’nin barış yasalarının önemleri artıyor. Savaş yasaları kadar barış yasalarını geliştirmeye çalışmayan ülkeler, güçlerini ve etkilerini yitiriyorlar.

*

Sınırsızlaşan kare dünyada, kazananları olmayan savaşlar, taraflara geçmiş yüzyıllarda benzeri görülmeyen faturalar ödetiyorlar.

17 Ağustos 2023, 12:08

FATİH EYÜP'LE İSTANBUL’U MEDİNE’YE DÖNÜŞTÜRÜR

Mekke,Medine,Kudüs başta yer almak üzere İstanbul, Türk ve İslam dünyasının, bütün şehirlerinden gelenlerle gergef gibi işlenir.

*

Eyüp Sultan türbesi ve camisi, İstanbul’da Fatih’in elini uzattığı, ilk yapılar arasında yer alır. Eyüp Ensari, Peygamber Şehiri Erdemli Medine’nin erdemlerini, İstanbul’a taşır, İstanbul’u Nurlu Medine’ye dönüştürür. Doğu Roma’nın küçük yerleşim yeri, kısa zamanda sürekli ziyaret edilen, Cennet bahçelerinden bir bahçeye dönüşür.

*

Son Peygamber’in İlk Halife Ebubekir’le birlikte, Mekke’den Medine’ye hicret ettiklerinde, develerinin evi önünde çöktüğü Güzel Sahabi, “Peygamberler Peygamberi”ni aylarca misafir eder. O birinci ve ikinci “Akabe Biat”larında hazır bulunur. Bedir’le birlikte, bütün savaşlara katılır, dünyayı dönüştüren İlk Müslümanlara sancaktarlık yapar.

*

Büyük Sahabi Cemel ve Sıffin olaylarında, Dördüncü Halife yanında yer alır. “Cami, Suffe, Çarşı” üçlüsünün çevresinde halka, halka büyüyen “Erdemli Şehirlerin Sultanı Medine”yi çok sever. Onun ileri yaşı, Medine ve Son Peygamber sevgisi, İlk Emevi Halifesi Muaviye döneminde düzenlenen, İstanbul seferlerine katılmasını engel olmaz.

*

Kuşatma sırasında surların yakınında Eyüp’te, başını Son Peygamber’in çektiği “Ölümsüzler Kervanı”na katılır. Son Peygamber’le Medine’nin üzerine doğan güneşin, karanlıkları aydınlıklara dönüştüren ışığı, Büyük Sahabi’yle İstanbul’a taşınır. İstanbul’dan Avrupa’ya taşınır. Doğu Avrupa ülkeleri Türklerle tanışırlar.

*

Türklerin Buhara’dan Konya’ya,Konya’dan,Bursa’ya,Bursa’dan İstanbul’a gelmeleriyle,Avrupa’nın Asya’ya İskender’le başlayan, Roma’yla genişleyerek devam eden yürüyüşü, Alpaslan’la Malazgirt’te durdurulur. Yitirilen Endülüs’le, Avrupa’dan Afrika’ya çekilme, İstanbul’la yönünü değiştirir. Asya’nın Doğu Avrupa’ya yürüyüşü Gelibolu’dan başlar.

*

İstanbul’un Türklerin yönetimine geçmesiyle, Avrupalılara Anadolu’nun ve Kudüs’ün kapıları kapanırken, Müslümanlara üç kıtanın, üç denizin kapıları açılır.

18 Ağustos 2023, 11:51

ÜRETİM VE TÜKETİM AĞIRLIKLI İKİ PAZAR EKONOMİSİNİ KİMSEYİ ALDATMAYANLAR DENETİM ALTINA ALIRLAR

İkibinli yılların ilk çeyreğindeki gelişmeler, Yirminci yüzyıla damgalarını vuran, “Marx,Engels,Lenin” üçlüsünün yanıldıklarını gösteriyor.

*

Dünya artık Kapitalizm’den sonra Komünizm’in gelmeyeceğini biliyor. Asya’da Komünizm’i, Avrupa’da Kapitalizm’i besleyen kaynaklar bir bir kuruyor. Dünyaya eşitlik getireceğini söyleyen Komünizm, özgürlük sözü veren Kapitalizm kimseye güven vermiyor. Yağmalamaya dayanan bütün “İzm”ler, dünyanın gündeminden bir bir düşüyorlar.

*

Küreden kareye dönüşmenin hız kazandığı dünyada, Michel Albert’in “Capitalisme Contre Capitalism” kitabında, ekonomi dünyasındaki gelişmeleri, ayrıntılı olarak ele alıyor. Artık dünyada Amerika’nın öncülüğünde Kapitalist, Rusya’nın öncülüğünde Komünist ülkeler savaşmıyor. Ekonominin her alanında, köklü dönüşümler yaşanıyor.

*

“İki Kapitalizm”den daha çok,“İki Pazar” ekonomisi görülüyor.Her ülkede Amerika’nın ve İngiltere’nin başını çektiği “Pazar” ekonomileriyle, Almanya’nın ve Japonya’nın peşinden sürüklediği “Pazar” ekonomileri yarışıyor. Yarış yeni etik boyutlar kazanarak devam ediyor. Sanayi ülkeleri bilgi ülkelerine, bilgi ülkeleri bilgelik ülkelerine dönüşüyorlar.

*

İlk insanlarla başlayan ekonomik sorunlara çözüm aramada yöntemler, dönemden döneme değişirken sorunlar değişmiyor. Yeni yüzyılda belirleyicilik, ekonomik değerlerden kültürel değerlere kayıyor. Kazançlarına bakan tek boyutlu kuruluşlar güçlerini yitirirken, toplumsal kazançlara önem veren çok boyutlu kuruluşlar önem kazanıyorlar.

*

Kare dünyanın bilge aydınları, ekonomik gelişmeleri yakından izleyerek, can yakıcı sorunların, üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Onlar çözümü, Amerika gibi tüketimde değil, Almanya gibi üretimde aramıyorlar. Ve bütün krizlerin üretmeden tüketme peşinde koşan, kazanmada ilke ve sınır tanımayan, açgözlülerden kaynaklandığını biliyorlar.

*

Tüketimi ve üretimi kutsallaştırmayan bilgeler, Ekonomi’yi üreticilerin ve tüketicilerin buluştuğu, “Pazar”ı inceleyen bilim olarak görüyorlar

19 Ağustos 2023, 11:56

ERDEMLİ YÖNETİCİLERİN ERDEMLİ DEVLETLERİ OLUR

Peygamberlerin haberlerini verdikleri, temellerini attıkları erdemli devletleri, seküler dünyanın bilgeleri, deneme ve yanılma yoluyla ararlar.

*

Tarihin sıfır noktası Mekke’de, “İlk İnsan”la başlayan, erdemli yönetici, erdemli devlet arayışı, döner dolaşır Medine’de doruk noktasına ulaşır. Tarih bütünlük ve süreklilik içinde devam eder, inanan Habil’in çocuklarıyla, inanmayan Kabil’in çocuklarının, yaşanabilir dünya, katlanabilir devlet, dayanılabilir yönetici arayışları devam ediyor.

*

Tarihin her döneminde bilgeler, “Doğu’yu Batı’yı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinlemesine incelemeliyim. Yükselişlerin ve düşüşlerin sebeblerini derinden derine araştırmalıyım” diyen, Sezai Karakoç gibi düşünerek, ”Erdemli Devlet” arayışı içinde olurlar. Onların başında, Doğu’nun ve Batı’nın büyük bilgesi Farabi gelir.

*

Varoluşun kaynağının Allah olduğunu, önemle vurgulayan Farabi, yaşanan dünyayı yaşanacak dünyadan ayırmadan, bir bütünün iki yüzü olarak ele alır. İslam’ın ana kaynaklarının ışığında, Musa Peygamber’in Mısır’ına dayanan Yunan Düşünce’sini, didik didik ederek, düşünce tarihinde doğrularla yanlışların, birbirine karışmasını önler.

*

Bilgi ve bilgelik kültüründe, Allah’ın sevgisini kazanan yöneticilerin Allah, düşüncelerinde ve eylemlerinde, düşünen akılları, seven gönülleri olur.Yöneticiler Allah’ı ne kadar severlerse, Allah tarafından o kadar sevilirler. Ve şehirde yaşayanların hayatlarını zenginleştirerek, şehirlerde geniş çekim alanları oluştururlar.

*

Farabi’nin önem verdiği erdemli yöneticilerin özelliklerinin başında, ten ve can sağlığı gelir. Büyük Türkistan’lı erenlerin ve erlerin öncüğünde, yüzyıllar içinde Anadolu’da oluşan kültürde, “Sağlık her şeyin başıdır” denilir. Sağlıklı yöneticilerin şehirleri, “Peygamber Şehiri” Medine gibi, “cami,okul,çarşı” çevresinde, sağlıklı olarak büyürler.

*

Farabi erdemli yöneticilerin, öğrenmeyi ve öğretmeyi sevenleri, desteklemelerine büyük önem verir. Bunun için herkesin, öğrenmesini öğrenmeye, yeni açılımlar kazandıran, bilgeleri ve bilginleri sevmelerini önerir Yaşanılan yüzyılda olduğu gibi, her dönemde bilgi ve bilgelik, yönetimlere derinlik ve zenginlik kazandırıcı bir işlev yüklenir.

*

Devlet yönetimlerinde, insanlar arasında ayrım gözetmeyen, bütün insanları aynı annenin, aynı babanın çocukları gören, bilge yöneticiler güçlü olurlar. Onlar adil olmayı, başarının kaynağı bilirler, şiddetten kaçınırlar. Bu yüzden Farabi, erdemli yöneticilerin bilge olmalarını ister, bilgeliği bütün özelliklerin başında ve üstünde tutar.

*

Erdemli devletlerde erdemli yöneticiler, gösteriş harcamalarından, savurganlığı özendirmekten, ne kadar uzak dururlarsa, o kadar uzun ömürlü olurlar.

20 Ağustos 2023, 12:47

DÜNYADA EN İYİ ANAYASA EN AZ DEVLET EN ÇOK MİLLET DİYEN ANAYASADIR

Batı''nın seküler kültürü içinde yeni boyutlar kazandırılan, bugünkü “Çoğulcu Demokrasi” ve “Pazar Ekonomisi”nin, bütün dünyada üç yüzyılı bulmayan bir tarihi vardır. Onların temelleri, bir ölçüde Aydınlanma döneminde tartışıldıkları için, kutsal kitapların kavramlarından daha çok değerlerine dayanır. Bu yüzden, hem demokratik yönetimin, hem de pazar ekonomisinin hukuki ve ekonomik yapısı dünya ölçeğinde kabul görmüştür. “Sovyetler Birliği”nin dağılmasıyla, demokratik kültürle ekonomik kültür arasındaki yardımlaşma ve dayanışmanın, sanıldığından çok daha büyük olduğu ortaya çıktı. Dayatmacı yönetimlerden, demokratik yönetimlere geçemeyen ülkelerin, ürün, hizmet ve bilgi üretim güçlerini büyütmede, büyük bir başarısızlığa uğradıkları görüldü. Dünyadaki ve Türkiye''deki ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin kaynağında, demokrasi ve pazar mekanizmasının kurum ve kurallarına meydan okuyan, dayatmacı güç odakları vardır. Onların, demokrasi ve pazarın işleyişine yaptıkları her müdahale, dünyanın kültürel, ekonomik ve siyasal yapısında büyük ve onulmaz yaralar açmaktadır. Güç odaklarını ve dayatmacı yapıları tasfiye edemeyen yönetimlerin elinde, demokratik mekanizma gibi, pazar mekanizması da işlemez hale gelmektedir. Kaynakların pazar güçlerinden daha çok devlet güçleri tarafından dağıtılması, ülkelerin gelir ve giderlerinde büyük dengesizliklere yol açmaktadır. Doğu ülkelerinin kurum ve kuruluşları, üretimden önce tüketimde Batı ülkeleriyle yarışarak,ülkelerini görülmedik biçimde yoksullaştırdılar.Dünyanın her yerinde, dayatmacı güç odakları, toplumun üretim gücünü büyütmenin değil, kaynaklarını paylaşmanın peşindedir. Demokratik mekanizmanın işlemediği ülkelerde pazar mekanizması da işlerlik kazanamaz.Dünyadaki demokratik yapının dışındaki dayatmacı güçler, demokratik mekanizmayla birlikte pazar mekanizmasının işleyişini büyük ölçüde aksatmaktadırlar.

*

Türkiye de “daha az devlet, daha çok millet” diyerek, en kısa zamanda “devletci anayasa”yı “milletci anayasa”ya dönüştürmelidir. En iyi anayasa “en az devlet” ve “en çok millet” diyen anayasadır.Anayasa toplumun güvencesi olmalıdır. “Çoğulcu Demokrasi” ve “Pazar Ekonomisi”, bütün kurum ve kurallarıyla, hukukun üstünlüğü savunan anayasaya dayanmalıdır. Anayasa gücünü milletten, devlet de gücünü anayasadan almalıdır. Hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu ülkelerin milleti güçlüdür. Bütün güçlü yönetimler hukukun üstün olduğu yönetimlerdir. Hukukun üstün olmadığı ülkede üstünlerin hukuku olur. Devletin gücü hukuku düzenleyen anayasadan gelir. Hukuku devlet uygular güvencesi devlettir, Adaleti sağlamak devletin görevidir.

*

Adil devlette millet üretici olur.

21 Ağustos 2023, 11:46

TÜKETİM ÇILGINLIĞININ ÜSTESİNDEN İÇ ZENGİNLİKLE GELMEK

Hızlı büyüyen ekonomilerinde, kalıcı ürünlerden daha çok, geçici ürünlere ağırlık verilir. İster kalıcı, ister gecici olsun, bütün ürünlerin ömürleri ne kadar kısaltılırsa, satışları da o kadar artırılır. Tüketim toplumlarında insanlar, ne kadar çok tüketirlerse, o kadar çok mutlu olurlar. İnsanların mutluluklarını artırmak için, ürünler bir kere kullanılıp, sonra atılmak üzere tasarlanırlar. Büyülü alışveriş merkezleri, ilk defa Amerika’da ortaya çıkmıştır. Tüketim ekonomisine Amerikalılar öncülük yapmıştır.

*

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, büyülü alışveriş merkezlerinde, hiçbir zaman pencere olmaz, saat olmaz. Çünkü satın almanın saati olmaz. Günün yirmi dört saati alışveriş yapılır. Pencerelerin ve saatlerin olmadığı satış yerlerinde, tüketiciler zamanın, akıp gitmekte olduğunu unuturlar.Her yerde alışveriş merkezleri sabaha kadar açıktır. Satın alınan ürünler, çoğu zaman tüketilip atılmak için üretilirler. Amerika dünyayı büyük bir çöplüğüne dönüştürmüştür.

*

Üretim uzmanları bütün ülkelerde, kısa ya da uzun ömürlü bir ürün almak isteyenlere, tüketim toplumu Amerika’dan değil, üretim toplumu Almanya’dan satın almalarını önerirler. Amerika’dan alınan ürünler, bir kere işe yararlar, sonra da çöpe atılırlar. Dünyanın her ülkesinde tüketim ekonomisini, alışveriş bağımlısı insanlarla birlikte, kısa ömürlü tüketim ürünleri ayakta tutar. İnsanların sonu gelmez tüketim yarışı, iç dünyaların yoksulluğundan beslenir.

*

Seküler Batı toplumlarındaki iç yoksulluk, kutsal kültürün bütün değerleriyle, hayattan dışlanmasından kaynaklanmaktadır. Seküler kültür, hiçbir alanda kutsal kültürün yerini dolduramamıştır. Tüketim kültürünün baskısına karşı direnmede, hem Doğu’da hem de Batı’da, iç dünyayı derinleştirerek zenginleştirmekten, başka bir yol yoktur. Dünyada yalın ve derin yaşamanın en bilinen yolu, Anadolu’nun bin yıllık tarihi içinde, yaşanıla yaşanıla olgunlaşan Yunus kültürüdür.

*

İnsanların iç dünyalarını zenginleştirenler, üretimle tüketim arasındaki uyumu ve düzeni, sağlamakta güçlük çekmezler. Onlar hayatın her alanında, yalın yaşamanın yolunu açarak, rasyonel üretimin, irrasyonel tüketime dönüşmesine izin vermezler. Yalınlığın Anadolu’da yüzyılların içinde oluşmuş, köklü bir geleneği vardır. Dünyayı bir fırtına gibi kasıp, kavuran tüketim çılgınlığının üstesinden gelmek için, toplumun bütün kesimlerinin, iç dünyayı zenginleştirme yolunda, el ele vermeleri gerekir.

*

İç dünyayı zenginleştirmenin bir sınır yoktur. İç dünyaları derinleşen insanlara, görülmeyenleri gören, duyulmayanları duyan, yeni düşünce ve yeni eylem alanları açılır. İnsanlar tüketime sevinmeyen, üretime yerinmeyen iç dünyalarıyla, dış dünyayı kolaylaştırarak, bütün insanlar için yaşanır kılarlar. Onların dış dünyalarında, açlıktan ölenlere kesinlikle yer olmadığı gibi, tokluktan ölenlere de kesinlikle yer yoktur. Onlar iç dünya zenginliklerini, dış dünyaya yansıtmayı bilirler.

*

Dünyadaki ekonomik çöküntüler, dış dünya yoksulluğundan değil, iç dünya yoksulluğundan kaynaklanır.

*

Ülkelerin ekonomik dengelerini sarsan, tüketim çılgınlığının üstesinden, iç dünya zenginleri gelir.

*

İç dünyanın derin dilini öğrenmeden, dış dünyanın yalın dilini anlamak mümkün değildir.

22 Ağustos 2023, 12:12

ENFLASYON ALNININ TERİNİN KARŞILIĞINDAN DAHA FAZLASINI TÜKETENLERİN YOL AÇTIKLARI VERGİDİR

Bu yazı daha önce 22.08.2022 tarihinde de yayımlanmıştı.

Antropolojisiyle, Sosyolojisiyle, Hukukuyla ve Ekonomisiyle, Batı dünyası seküler değerlerini, bütün dünyaya ihraç ediyor. Doğu ülkeleri ekonomik gelişme adına, bütün kurumlarıyla, bütün kuruluşlarıyla, sekülerleşmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar. Sekülerleşmek isteyen ülkeler, üretimleri Batı ülkelerinin çok gerisinde olmasına rağmen, Batılılar gibi yaşamaya büyük özen göstermektedirler.

*

Batılılar gibi yaşayanlar, Batılılar gibi üretmeden, Batılılar gibi tüketmeye başlamaktadırlar. Dünyada Batılılar gibi yaşamaya heveslenen ülkelerin, karşı karşıya oldukları sorunların başında, ikili üçlü rakamlara ulaşan enflasyon gelmektedir. Enflasyonla yönetilenler yönetenlere, adı konulmayan vergi öderler. Değişik oranlarda bütün ülkelerin, karşı karşıya olduğu enflasyon, üretmeden tüketmeye kalkışan yönetimlerin, toplumun bütün kesimlerine ödettikleri, çok boyutlu bir ekonomik bedeldir.

*

Enflasyon ürettiğinden daha fazlasını tüketen, gelirleri giderlerini karşılamayan yönetimlerin, insanların ceplerinden zorla aldığı gizli bir vergidir. Ekonomilerde hiç istenmeyen vergiler bile, enflasyondan daha sağlıklı kabul edilir. Enflasyon bütün toplumlarda, büyük sarsıntılara yol açan, mutlaka önlenmesi gereken, salgın bir hastalığa benzer. Köklü önlemler alınarak tedavi edilmezse, enflasyon ekonomik ve kültürel savruluşlara büyük hız kazandırır.

*

İnsanların ceplerindeki para, sürekli değer kaybettiği için, enflasyon toplumları tasarruf, yapmaktan daha çok, harcamaya savurganlığa sürükler. Bu yüzden Ernest Hemingway, “İyi yönetilmeyen ülkelerde, başvurulan ilk çare enflasyon, ikincisi de savaştır. İkisi de belli bir süre için refah sağlar, ikisi kalıcı yıkımlara yol açar” demektedir. Her ülkede savaş gibi, enflasyon da hem ekonomik hem kültürel sorunları derinleştirir. İyi savaş olmadığı gibi, iyi enflasyon da olmaz.

*

Dünyada derin kültürel ve köklü ekonomik dönüşümlerin yolunu açmadan, faiz oranlarıyla birlikte, enflasyon oranlarını da sıfıra yaklaştırmak mümkün değildir. Enflasyon gibi, faiz de hem kültürel hem de ekonomik sorundur. Onları her ikisi de üretmeden tüketmekten, vermeden almaktan kaynaklanır. Bunun için Anadolu kültüründe, “Faizle borç almanın el açmaktan, faizle borç vermenin el koymaktan farkı yoktur” denilir. Ülkeler üretimlerini artırmadan, yükselen enflasyonu durduramazlar.

*

Dünyanın her yanında, gelirleri giderlerini karşılamayan yönetimler, bütçe açıklarını enflasyonla kapatırlar. Tutarlı kültür ve dengeli ekonomi yönetimi olmayan ülkelerde, enflasyon ileri boyutlara ulaşır. Enflasyon ekonomik ve kültürel yıkımları hızlandırır. Bütün ülkelerde enflasyon, ekonomik yapıya, kültürel dokuya, bir koyun sürüsüne saldıran kurtlar gibi, giderilmesi yıllar alan zararlar verir. Bu yüzden enflasyonu denetim altında tutmak, ekonomi yönetimlerinin en önemli görevidir.

*

Ekonomide dolaşan para, artan fiyatlara paralel olarak artırılırsa, enflasyon kronik hale gelir.

*

Enflasyonist ortamda tüketimin artması, devletin kısa vadeli borçlanmasını hızlandırır.

*

Üretimi artırmanın yolu, her alanda üretmeden tüketmeyi terk etmekten geçer.

23 Ağustos 2023, 12:15

AÇGÖZLÜLÜĞÜN ÖNÜNE SAĞDUYUYLA SİLAHLANMASINI BİLENLER GEÇERLER

İnsanların üretme güçlerinin bir sınırı olmasına karşılık, tüketme isteklerinin bir sınırı yoktur. Tarihin her döneminde, dünyanın kaynakları insanların karınları doyurmuş, ancak gözlerini hiçbir zaman doyuramamıştır.Bu yüzden insanların gözleri, hep ayda ve yıldızlarda olmuştur. İnsanlar doğaları gereği, bir dünya dolusu altınları olsa, hiç düşünmeden ikinci bir dünya dolusu altın isterler. İnsanların doyma bilmez gözlerini, topraktan başka doyuracak altın bulunamamıştır.

*

İnsanların doğalarının bilincinde olan, seküler Batı kültürü, insanlığı toptan intihara sürükleyen, açgözlülüğü göklere çıkarırken, insanlığa bilinmeyen dünyanın kapılarını açacak, tokgözlülüğü ayaklar altına almıştır. Bunun sonucu seküler dünyada, insanların istedikleri önlerinde, istemedikleri arkalarında olmuştur. Bu yüzden dünyanın varlıklı ülkelerinde, insanlar tokluktan ölürlerken, yoksul ülkelerinde insanlar açlıktan ölmektedirler. Dünyada tokluktan ölenler, açlıktan ölenlerden daha çoktur.

*

İki yüzyıla varan yoğun çalışmalara rağmen, Roger Garaudy’nin “Düşüncenin Başkenti Kurtuba” kitabında, ayrıntılarıyla ortaya koyduğu gibi, dünyadaki bütün krizler, tek boyutlu seküler kültürün, yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Seküler dünyada insanlar, yüzlerce yıl yaşasalar da, hiçbir zaman harcayamayacakları paraları biriktirmeleri, açlıkta sınır tanımayan gözlerini doyurmaya yetmemektedir. Seküler toplumlarda insanların, karınları doydukca, açgözlülükleri artmaktadır.

*

Seküler kültürde insanların ihtiyaçlarının karşılanması, isteklerini kamçılamakla kalmıyor, aynı zamanda isteklere yeni istekler kazandırıyor. Seküler kültür içinde insanların, açgözlülükte yarışmaları kültürel kirlenmeyle, katlanarak artan çevresel kirlenmeyi, önlenmesi mümkün olmayan boyutlara taşımıştır. Seküler kültürle büyülenen insanların doyma bilmez gözleri, yoksulluğun kol gezdiği dünyada, kendilerinden başka kimseyi görmemektedir.

*

Seküler dünyanın kutsallık kazanan kutlu kentlerinden, insanların açgözlülüklerine yeni boyutlar kazandıran, bilgi toplumunun akıllı ürünleriyle, bütün dünya büyük bir yok oluşa doğru sürüklemektedir. Bütün ülkelerde parlak günleri, geride bırakan seküler kültür, dünyanın geleceğini öngörmeye çalışan, aydınlar tarafından sorgulanmaktadır. Dünyada açgözlülüğün büyüsünü, aydınların uyarılarına kulak veren,bütün ülkelerde orta kuşağı oluşturan. sağduyulu insanlar bozacaklardır.

*

Dünyanın geleceğini düşünen sağduyulu kuşaklar, yeri ve zamanı gelince, hep birlikte hareket ederek, dünyanın her yanında, açgözlülüğü büyüten seküler çağrılara meydan okuyacaklardır. Onların karşısında seküler dünyanın, bütün silahları etkilerini bir bir yitireceklerdir. Onlar insanlara, kültürlere, denizlere, ormanlara ve ovalara zarar veren, kuruluşların ürünlerine ilgisiz kalarak, can damarlarını kurutacaklardır. Dünyada onların silahlarından daha güçlü silah yoktur.

*

Sağduyusunu yitiren insanların elinde dünya, krizden krize sürüklenerek,yaşanılır olmaktan çıkmıştır.

*

Ateş topluluğuna dönüşen dünyayı, güneş topluluğuna sağduyulu insanlar dönüştürecektir.

*

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, sağduyulu insanlar yanlışta birleşmezler.

24 Ağustos 2023, 12:11

ÜLKEDELERDE YÖNETENLER YÖNETİLENLERİN YÖNETİLENLER YÖNETENLERİN AYNALARI OLURLAR

Yönetenlerde yönetilenlerin, yönetilenlerde yönetenlerin görüldüğü, demokratik yönetimlerde, yardımlaşma ve dayanışma doruk noktasına ulaşır.

*

Yirminci yüzyılda olduğu gibi, Yirmibirinci yüzyılda demokratik ülkelerle, otokratik ülkelerin hem cephelerde, hem pazarlarda yarışı hızını kesmeden devam ediyor. Geçen yüzyılda otokratik ülkelerin başını Rusya çekerken, gelen yüzyılda Çin çekiyor. İki dünya arasında, barışın güvencesi olma görevi, Türk ve İslam dünyasına düşüyor.

*

“New York’tan Los Angelas’a Yeni Roma” kitabımızda vurgulandığı gibi, Amerika bütün ülkelerde yapılan darbelerin yanında yer alır, destekçisi olur. Kırılgan bir demokratik yapıya sahip olan Amerika, demokrasiye en büyük zararı veren ülkelerin başını çekiyor. Demokrasi misyonerliği yapanlar, demokrasilerini yenilemede zorlanıyorlar.

*

Demokrasi Antony Giddens’in ve Philip W.Sutton’nun, “Essential Concepts in Sociology” kitaplarında, yönetilenlerin seçimlerle yönetenleri belirlediği, yönetim yapısı olarak tanımlanır. Demokratik ülkelerde yöneticiler silahlıların darbeleriyle değil, silahsızların oylarıyla değiştirilir. Demokrasilerde hiçbir zaman kurşun atılmaz, her zaman oy atılır.

*

Kare dünyada demokratik yönetimlerin öncülüğü yapma görevi Amerika’dan, Almanya’ya geçiyor. Demokrasiden uzaklaşmanın bedelini çok ağır ödeyen Almanya, Avrupa’nın sürükleyici gücü olma yolunda ilerliyor. Ve siyasal yapısıyla, büyük üretim gücüyle, Avrupa’da otokrasi heveslisi ülkeleri dizginlemeye çalışıyor.

*

Dünyada demokratik ülkeler ne kadar çoğalırlarsa, otokratik ülkeler o kadar azalırlar. Artık dünyada küçük bir azınlığın oylarına dayanan Atina demokrasi değil, insanlar arasında ayrım gözetmeyen, herkese seçme ve seçilme hakkı tanıyan, Medine demokrasisi tartışılıyor. Medine’ye bakanlar yönetenlerde yönetilenleri, yönetilenlerde yönetenleri görürler.

*

Demokratik yönetimlerle, otokratik yönetimlerin bir arada yaşadıklar kare dünya, bilge aydınların otokrasilerden önce demokrasileri desteklemesini bekliyor.

25 Ağustos 2023, 01:43

''URFA İLİM SANAT MERKEZ''inde Vedat Akıllı,İsmail Keskin

''URFA İLİM SANAT MERKEZ''inde Vedat Akıllı,İsmail Keskin, Melike Çakır,Hülya Günay,Duran Boz,Bekir Salihoğlu,Dilek Sucu başta olmak üzere, edebiyat sevdalısı dostlarla, NECİP FAZIL'ın düşünce ve eylem dünyasını ele aldık.''DURUN KALABALIKLAR BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK'' diyen,ÇİLE'nin şairini rahmetle andık.

25 Ağustos 2023, 11:58

HER ÜLKEDE YOKSULLUK ÜRETEN ELLERLE ÖNLENİR

Bu yazı daha önce 16.11.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Yoksulluk yararsız tüketimi artırma peşinde koşan, Kuzey ülkelerinden daha çok, eğitimsizliğin getirdiği mesleksizlikten kaynaklanan, Güney ülkelerinde ileri boyutlara ulaşmıştır. Kuzeyli ülkeler gibi, üretmesini bilmeyen Güney ülkeleri, sıra tüketmeye gelince, dünyadaki hiçbir ülkeden geri kalmak istemiyorlar. Kuzey ülkeleriyle üretmeden daha çok, tüketmede yarışan Güney ülkeleri, kaynaklarını üretime katkıda bulunmayan, ölü yatırımlara gömmektedirler.

*

Sarıkamış’tan Girne’ye, Ulm’den Biarritz’e, Cahit Zarifoğlu’nun gezi gözlemlerini topladığı, “Yaşamak” isimli kitabının ilk yazısı, “Ne çok acı var” diye başlar. Dünyada Kuzey’den Güney’e doğru gidildikçe, acıyla birlikte yoksulluk da artar. Güney’de milyarlarca insan yoksulluk, milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşar. Giderek düzleşen, gizliliğin olmadığı dünyada, hem Güney’in hem de Kuzey’in ortak düşmanı, Amerika ya da Çin değil, insanlara acı veren yoksulluktur.

*

Dünyanın her yanında yoksulluk, devletlerin sermayeyi servete dönüştüren, ölü yatırımlarından kaynaklanmaktadır.Ekonomik bağımsızlıktan daha çok, ekonomik bağımlılıkların önem kazandığı, ülkelerin ekonomilerinin birbirine bağımlı hale geldiği dünyada,yoksulluk bütün dünyayı tehdit etmektedir. Dünyada yoksulluğun yol açtığı acıların üstesinden gelmek için, hem Kuzey hem Güney ülkelerinin elbirliği yapmaları büyük önem taşımaktadır.

*

Kuzey ülkelerinin gösteriş harcamalarına dayanan zenginlik kültürü, seküler dünyanın düşünce ve eylem merkezlerinden, sürekli geliştirilen iletişim ve etkileşim araçlarıyla, bütün ülkelere ihraç edilmektedir.Kuzey ülkeleri dünyaya üretim kalıplarından daha çok, tüketim kalıplarıyla örnek olmaktadır. Güney ülkeleri başta olmak üzere, dünyanın çevre ülkeleri, seküler kültürün tüketim kalıplarını, dört elle sarılmak için, birbirleriyle kıran kırana yarışmaktadırlar.

*

Kuzey ülkelerinin tüketim kalıplarını benimseyen Güney ülkeleri, Güneyliler gibi üreterek, Kuzeyliler gibi tüketmenin bedelini, bütün şehirlerin çevrelerinde oluşan büyük yoksulluk halkalaryla ödüyorlar. Üretimde gelen yıllarında, geçen yıllarından geri kalanlar, Güney’in yoksulları, Kuzey’in varlıklılarının, en büyük tüketicileri oluyorlar.Onlar Kuzeylilerin üretim kalıplarından önce, tüketim kalıplarını benimseyerek, üreten eller olma güçlerini yok etmektedirler.

*

Anadolu’da denildiği gibi: “Ak akçe kara gün içindir”. Kara günlerin de gelebileceğini düşünmeyen toplumlar, ak günlerin değerini bilemezler. Bu yüzden dünya Kuzey ülkelerinin, akılları başlardan alan tüketim ürünleriyle işgal edilmiştir. Dünyada kimse kimsenin ne ürettiğine değil, ne tükettiğine bakmaktadır. İnsanlar sürekli tüketmeye özendirildikleri için, gelecekteki gelirlerini harcamaktadırlar.Bolluk günlerinin değerini bilmeyenler, darlık günlerinde acı çekmektedirler.

*

Kuzey ülkelerinin harcamaya dönük tüketim kalıplarına karşı, Güney ülkeleri geri dönüşüme uygun tüketim kalıpları geliştirilmelidir.

*

Üretimle silahlanmayan toplumlar,yoksullukla savaşamazlar.İnsanların acılarını, alan eller değil, veren eller dindirirler.

*

Dünyada insanların değerleri, tüketimlerinden önce, üretimlerinden kaynaklanır. Herkes ürettiği kadar değerlidir.

26 Ağustos 2023, 12:59

DEMOKRASİ DÜŞMANI AMERİKA'NIN GÜCÜ MESNEVİ'YLE MUKADDİME'YLE DİZGİNLENİR

Washington’un öncülüğünü yaptığı Batı dünyası, New York’ta Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan, intihar saldırısından beri, büyük bir korkuya kapılmıştır. O günden sonra, yüzen orduların sahibi Washington, orantısız güç kullanarak, dünyanın dört bir yanında, dehşet kasırgaları estirmektedir. Şiddet rüzgarları eken Washington, terör fırtınaları biçiyor. Doğu’nun ve Batı’nın önemini yitirdiği, düz kare dünyada, terör domino taşı etkisiyle, bütün ülkelere yayılmaktadır.

*

Washington hem dünyada, hem Avrupa ülkelerinde, Komünist ya da Faşist bir yönetimin, ortaya çıkmaması için, büyük gayret göstermiştir. Avrupa’da Faşist yönetimlerin yükselişini durdurma gerekçesiyle Washington, Londra’nın ve Paris’in yanında yer alarak, Berlin’in Yeni Roma olmasını önlerken, kendisi Yeni Roma olmuştur. Yeni Roma İmparatorluğu, New York’a yapılan saldırıdan sonra, Ortadoğu’yu kan denizine dönüştüren, Seküler Faşizmi doğurmuştur.

*

Amerika yağmurdan kaçarken, doluya tutulmuştur. Dört elle sarıldığı Sekülerlik Faşizmini, bütün dünyaya ihraç etmiştir. Terörü önlemek bahanesiyle, dünyanın en büyük, en güçlü savaş makinası Pentagon’un, uçak gemileri Basra körfezine yerleşmiştir. Washington’un Bağdat’ı işgali, İslam dünyasının ekonomik yapısını ve kültürel dokusunu altüst etmiştir. Pentagon camdan heykele indirilen bir balyoz gibi, bütün Arap dünyasını paramparça etmiştir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun ister Müslüman ister Hristiyan, hiçbir ülkede zorla Sekülerlik olmaz. Amerika Yirmibirinci yüzyılda, Abbasilerin başkenti Bağdat’a, Sekülerlik ihraç etmeye çalışırken, Washington’a Almanların başkenti Berlin’den, Yirminci yüzyılın Faşizmini ithal etmiştir. Avrupa’nın ırkçılığı, Hristiyan Avrupa ülkelerini yerle bir etmiştir. Amerika’nın Sekülercilik adı altında sürdürdüğü İslam düşmanlığı, Amerika’nın bütün şehirlerini darmaduman edecektir.

*

Avrupa’yı ırkçı Faşist yönetimlerden, demokratik Washington kurtarmıştır. Siyonist İsrail’in peşine takılan, ırkçı Amerika’yı Dergah kültürüyle yoğurulan, bütün dünyanın özü ve özeti olan Mukaddime kurtaracaktır. Geçmişte Avrupa’ya Mesnevi okuyarak giden Türkler, yeni yüzyılda Amerika’ya Mukaddime okuyarak gideceklerdir. Düz kare dünyada silaha ve şiddete, kesinlikle yer yoktur. Yeni dünyanın fatihleri, güzel haber verenler, güzellikte yarışanlar olacaktır.

*

Doğu'suyla ve Batı'sıyla, bütün dünyanın savaşlarla yakılıp yıkıldığı, herkesin gelecekten ümidini kestiği, büyük bir karamsarlığa düştüğü dönemde, insanlığa ufuk ötesini gören, yeni bir ufuk kazandıracak kitapların başında Mukaddime gelir. Bunun için dünyada, Mukaddime her kitaplığa, her eve girmiştir. İbn Haldun üretimde ve yönetimde beş yüzyıllık kusursuz bir yol haritasıdır. Yedi iklim dört bucakta din, ırk, renk, yaş farkı gözetmeden, herkese yol göstermiştir. Mukaddime iki dünyayı birden kazanmanın pusulasıdır.

*

Mukaddime metafizik dünyanın incilerini, fizik dünyanın sahillerine saçan kıyısız bir büyük denizdir.

*

Yorulmadan üretimde ve yönetimde yeni ufuklar açan İbn Haldun, yeni ufukların habercisidir.

*

Ötelerin ötesi ufuklarla birlikte, ufukların ötesini görenlerle, gözler önüne serilir.

27 Ağustos 2023, 12:58

DÜNYADA SERMAYE GÜÇ KAYNAĞI OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR

Ulaşım, iletişim ve üretim alanındaki gelişmeler, toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel yapısında, köklü dönüşümlere yol açmaktadır. Her alanda büyük bir hız ve yoğunluk kazanan üretim yarışı, bütün kuruluşları birbirleriyle hem yarışmaya hem yardımlaşmaya zorluyor. Ürünlerin ve hizmetlerin üretiminde, giderleri azaltmak,gelirleri çoğaltmak için, yenilenme çalışmalarına büyük yatırımlar yapılmaktadır.Sürekli yenilenmesin bilenler, her alanda güç kazanmaktadırlar.

*

Üretimde ve yönetimde yeni gelişmelere paralel olarak, ekonominin bütün alanlarında, ağırlık insanlardan makinalara geçerken, yönetimde ağırlık sermaye sahiplerinden, bilgi sahiplerine geçmektedir. John Kenneth Galbraith, “New Industrial State” adını verdiği kitabında, dünyadaki toplam üretiminin, önemli bir bölümünü karşılayan, sanayi toplumlarının büyük kuruluşlarının, üretim ve yönetim yapısındaki değişmeleri, ayrıntılı olarak ele alarak tartışmaktadır.

*

Sanayi toplumlarında karar alma yetkisi, Galbraith’in “Teknostrüktür” olarak nitelendirdiği, yeni bir yönetici kesimin eline geçmiştir. Onlar sanayi toplumunun dokunulmazlık kazanan teknokratlarıdır. Ülkelerin ekonomik yapılarını dönüştüren, pazarlarda fiyatları belirleyen, gelirleri artıran ve giderleri düşüren yenilikler yapan kuruluşların, ortakları güçlerini yitirmişlerdir. Dünyadaki bütün kuruluşlarda güç, yeni ürünler geliştiren teknokratlara kaymıştır.

*

Tarihin her döneminde toprak, sermaye ve emek gibi, üretim faktörleriyle yönetenler arasında doğru orantılı bir bağıntı olmuştur. Dönemin ekonomik ve kültürel özelliklerine göre, gücün kaynağı değişmiştir. Tarım toplumlarında güç, toprak büyüklüğünden kaynaklanmıştır. Toprağı büyük olan ülkelerin üretim gücü de büyük olmuştur. Sanayi toplumlarında birden fazla güç kayması yaşanmıştır. Önce sermaye, ardından teknolojik bilgi, sahipleri ağırlık kazanmıştır.

*

Galbraith dünyanın önemli iktisatçılarından biri olduğu gibi, etkili entelektüellerinden de biridir. Bir sanatçı duyarlılığıyla, yıllar öncesinden, sermayenin bir güç ve egemenlik aracı olmaktan çıktığını görmüştür. O “İnsanlar bundan böyle sefaletin dehşet verici tuzaklarına düşmeyecekler, geleneksel Kapitalizm ölecek ve Marksizm hayat kaynaklarını kurutacaktır” demiştir. Seksenli yılların sonundaki gelişmeler, bilinen Komünizmle birlikte, bilinen Kapitalizminin de sonunu getirmiştir.

*

Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçen dünyada güç, kısa dönemli düşünen devlet yöneticilerinden, uzun dönemli düşünen kuruluş yöneticilerine geçmiştir. Geçmişin eğitim düzeyi düşük, hesapsız risk almayı seven, sermaye sahibi otokratik girişimcilerinin yerini, yeni bilgilerle donanmış, hesaplı risk peşinde koşan, eğitim düzeyi yüksek demokratik girişimciler almıştır. Onlar yeni yüzyılda yeniden yapılanan dünyanın, yeni temellerini atmaktadırlar.

*

Sürekli yenilenmek , yenilikte yarışmak, yenilenenler yenilmez diyen kuruluşların, ana dönüştürücü dinamiğidir.

*

Üretim ve yönetim paradigmalarını yenilemeyen kuruluşlar, dünyaki gelişmelere ayak uyduramazlar.

28 Ağustos 2023, 12:50

KÜRE DÜNYAYI KARE DÜNYAYA DÖNÜŞTÜRENLER

Dünyayı Amerikalılar mı, Avrupalılar mı, Asyalar mı kareleştiriyor tartışması yapılırken, dünyada kareleşme hız kesmeden devam ediyor.

*

Thomas Friedman’ın “Dünya Düzdür” kitabında incelediği gibi, dünyayı kareleştiren güçlerin başında, insanların yanlarından hiç ayırmadıkları bilgisayarlar geliyor. İletişim dünyasındaki gelişmelerle, İrlandalı tasarımcılar, Koreli yazılımcılar, Çinli üreticiler uzun yolculuklara çıkmadan, bilgisayar ekranlarında ortak sorunları tartışıyorlar.

*

Üretimi ve yönetimi dönüştüren kare dünya, insanlar isteseler de, istemeseler de algı olmaktan çıkarak, olguya dönüşüyor. İnsanlar nerede yaşarlarsa yaşasınlar, kare dünyaya uyum sağlamak zorundalar. Marshall McLuhan’ın küresel köyü, artık çok büyük görülüyor. İletişimciler dünyayı, bir akıllı telefon ekranına sığacak kadar küçültüyorlar.

*

Kare dünyada insanlar arasındaki duvarlar yıkılırken, kapılar, pencereler bir bir açılıyor. Kare dünyanın öncü kuruluşu “Microsoft”un, pencereler anlamına gelen iletişim hızlandırıcısı “Windows”u bütün dünyanın, duvarlarını kaldırıyor, kapılarını, pencerelerinı açıyor, gecesi, gündüzü olmayan sürekli açık bir eve dönüştürüyor.

*

Yeni küresel adreslerin üç çift v’leri olarak bilinen, “World Wide Web” ağları, bütün dünyadan insanları bilgisayar ekranında buluşturuyorlar. İnsanlar birbirlerine dokunmasalar da, birbirleriyle yüzyüze konuşuyor gibi yakınlaşıyorlar. Uzaktan eğitim, uzaktan üretim, uzaktan yönetim hayatın her alanında önemli yer tutuyor.

*

“Kazananlar hepsini alır” paradigmasının geçerli olduğu kapalı kaynakların yerine, açık kaynakların “Kazanılanlardan herkes yararlanır” paradigması geçiyor. Hiçbir gelişmenin uzun süre gizlenilmediği kare dünyaya, açık kaynaklar çalışmalarını herkesin yararlanmasına ve katkıda bulunmasına açarak, hem kazandırıyorlar, ham kazanıyorlar.

*

Anadolu’da üreten el sevdalısı, paylaşmasını bilen ahilerin “ Ahinomi”lerine benzer olarak,Don Tabscott ve Antony D.Williams “Vikinomi” kitaplarında, açık kaynak ekonomisinin önemini ve sağladığı yararları anlatıyorlar. Kare dünyanın üretiminde ve yönetiminde köklü paradigma değişiklikleri yaşanıyor. Değişmelerden bütün ülkeler etkileniyorlar.

*

Dünyada berrak akıla, derin gönüle, keskin bakışa sahip, doğruluk vurgunu insanlar çoğalıyor. Linux benzeri açık kaynaklardan kuruluşlar, ne kadar yararlanırlarsa, dünyadaki yoksullukları o kadar azaltıyorlar.Bu yüzden Ahinomi’nin güncelleştirilmesi olan Vikinomi’nin ilkeleri, büyük küçük bütün kuruluşlar tarafından benimsenerek yaygınlaşıyor.

*

Kitlesel işbirliğine önem veren, açık kaynaklardan yararlanmanın gücünü gören kuruluşlar, kare dünyanın mimarları olma yolunda, emin adımlarla ilerliyorlar.

29 Ağustos 2023, 00:56

Âleme Duyarlı Bir Yürek: Ersin Nazif Gürdoğan

Âleme Duyarlı Bir Yürek: Ersin Nazif Gürdoğan ================================= Doç.Dr.Erol Çetin, YİTİKSÖZ'de Nazif Gürdoğan hakkında yazmış. Gürdoğan’ın düşünce dünyasına yoğunlaşan bir yazı olmuş bu. “Ersin Nazif Gürdoğan, edebiyatyat, şiir, sekülerlik, tüketim toplumu, çevresel ve ruhsal kirlenme, Anadolu insanı, umut ve ölüm gibi konular hakkında özgün değerlendirmeleri olan duyarlı bir yürektir. E. Nazif Gürdoğan edebiyatın sınırların ve ülkelerin ötesinde, insanların düşünce ve eylem dünyalarına yeni boyutlar kazandıran, çok zengin, çok gizemli bir dünyaya sahip olduğunu vurgular. Ona göre edebiyat geleneğini derinleştirmeden, medeniyet dünyasını zenginleştirmek imkânsızdır.” “E. Nazif Gürdoğan’ın düşünce dünyasında şiir ve şair çok özel bir yere sahiptir. Hayatın güzelliğinin şiirde gizli olduğuna inanan Gürdoğan’a göre şiirde güzelliği yakalayanlar hayatı yaşanır kılmaktadır. “İnsanın bedeni ekmekle, ruhu da şiirle beslenir” diyen Gürdoğan, şiirin ruhu güzelleştirdiğine ve zenginleştirdiğine inanır. Ona göre şair Allah’ın ölümsüzlüğü aramakla görevlendirdiği insandır. Zira ölümlü dünyada ölümsüz dünyanın kapılarını ancak şairler açar. Ölümsüz şiirler sayesinde insanlar ölümsüzlüğün tadına varırlar.” Mustafa Uçurum

29 Ağustos 2023, 12:10

PARANIN DEĞERİNİ KORUYAMAYANLAR HAKSIZ KAZANÇLARI ÖNLEYEMEZLER

Paranın değerinin korunması ve yönetimi, her dönemde bütün devletlerin, karşı karşıya olduğu çok boyutlu sorunların başında yer alır.

*

Bütün ülkelerde gelir gider dengelerinin gözetilmesi, yönetimlerin yerine getirmek zorunda oldukları görevlerin başında gelir. Bu yüzden bilge aydınlar, güçlü insanlar olmadan güçlü yönetimlerin, güçlü yönetimler olmadan güçlü paraların, güçlü paralar olmadan güçlü ekonomilerin, olmayacağını vurgulamaya büyük özen gösterirler.

*

Para değişim aracı olmadan, insanları değiştirmenin aracı olmaya dönüşürse, savaşlar birbirini izler. Necip Fazıl “Para” oyununda, para her şeydir diyenlerin, para için her şeyi yaptıklarını anlatır. Para dünyasında yıkıcı bağımlılıklar, en ileri aşamaya ulaşırlar. Dünyadaki bütün krizler, paranın her şeye dönüşen, dayanılmaz gücünden kaynaklanır.

*

Lester C. Throw “Building Wealth” kitabında, para kazanmanın ulaşılmaz zirvesi,Karun kadar zengin olmanın, bütün insanların rüyaları olduğunu vurgular. Bu yüzden İbn Haldun başta yer almak üzere, bilginler ve bilgeler parayla ilgilenirler.İyilikleri de, kötülükleri de tetikleyen paranın dizginlenmesi, her dönemde yönetimlerin baş sorunu olur.

*

Mısır’da,Yunan’da,Roma’da,İslam’da,Batı’da yönetimlerin gündeminde, kuraklığın, kıtlığın, yoksulluğun yol açtıkları sorunlar önemli yer tutarlar. Yöneticiler sorunları vergilerle, paranın değerinin düşürmeyle çözmeye çalışırlar. Ancak paranın satın alma gücünü zayıflatan yönetimler, insanların üretim güçlerine en büyük darbeyi vururlar.

*

Paranın işlevleri arasında, değer biriktirme aracı olması büyük önem taşır. Bu yüzden ülkelerde, değerleri farklı, yerel ve küresel paralar varsa, Gazali’den beri tartışıldığı gibi, insanlar alışverişlerini değerli paralarla değil, değersiz paralarla yaparlar. Dünyanın her yanında insanlar, değersiz paraları harcarken, değerli paraları saklarlar.

*

Ülkelerde paranın sağlamlığıyla, insanların sağlamlığı, birbirlerinden ayrılmaz bir bütün oluştururlar. İnsanlar sağlamlıklarını yitirirlerse, paralar sağlamlıklarını koruyamazlar. İnsanların sağlamlıkları, derinden inandıkları ve gönülden bağlandıkları değerlerinden kaynaklanır. Çözülme insanlardan başlar, değersiz insanların, değerli paraları olmaz.

*

Dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, hem yönetenler, hem yönetilenler haksız kazançların peşinden koşarlarsa, haksızlıkların üstesinden gelemezler. Ülkelerde insanlar hangi kesimden olurlarsa olsunlar, haksızlıklara ortam hazırlayanlar, bir yandan kültürlerinde, bir yandan ekonomilerinde onulmayan yaralar açarlar.

*

İnsanlığın ilk yıllarından beri, kültürün doğal yasaları gibi, ekonominin doğal yasalarına özen göstermeyenler, değersizleştirdikleri paranın altında kalmaktan kurtulamazlar.

30 Ağustos 2023, 12:42

ÜLKELERE ORDULARLA GİDİLİR GENERALLERLE KALINMAZ

Doğu ile Batı dünyası arasındaki çatışmaların, doruk noktasına ulaştığı, Ortaçağ sonrası dünyanın, en büyük silahlı gücü Amerika’dır. Pentagon denizleri ve karalarıyla, dünyanın her yanına yetişebilecek bir ordunun yönetim merkezidir.

*

Kendisini dünyanın başkenti olarak gören Washington’da, Pentagon Capitol’den beş kat daha büyük bir fiziksel altyapıya sahiptir. Her biri birer yüzen hava ve kara orduları olan uçak gemileriyle, Pentagon dünyanın bütün ülkelerine ulaşacak güçtedir.

*

Pentagon Amerika’nın elinde, her yere yetişen büyük bir çekiçtir. Güç sarhoşu Amerika, dünyadaki her sorunu çekice ihtiyaç duyan bir çivi olarak görür. Bunun için, Amerika pek çok ülkede, demokratik yolla seçilmiş yönetimleri, silahlı güçlerle değiştirmenin, sayısız örneğini vermiştir.

*

Yirminci yüzyılda, Nazi Almanya’sında Hitler’in başaramadığını, Amerika başarmıştır. Amerika kare dünyada hedeflerine ulaşmış bir “Nazi İmparatorluğu”dur. Ancak Amerika’nın düşmanları Yahudiler değil Müslümanlardır.

*

Capitol’un emrindeki Pentagon, sürekli barıştan daha çok sürekli savaş için inşa edilmiş, devasa bir uçak gemisine benzer. Amerika için barış, yanında yer almayanları öldürmeye muktedir olmaktır. Amerika dünyanının en büyük,en güçlü savaş makinasıdır.

*

Terörü devlet politikası haline getiren İsrail’in, dehşet verici boyutlara ulaşan, Müslüman düşmanlığı, Pentagon’un savaşta herşey mübahtır” diyen “topyekun yıkım” stratejisinden kaynaklanır. Amerika dünyanın, İsrail Ortadoğu’nun silah geliştirme ve deneme merkezidir.

*

Almanya’nın savaş yıllarında, “Avrupa’da Almanya herşeyin üstündedir” ilkesi, Yirmibirinci yüzyılda, “Dünyada Amerika, Ortadoğu’da İsrail herşeyin üstündedir” ilkesine dönüşmüştür. Almanya’nın gurur ve kibir dolu, “güç zehirlenmesi” on iki yıl sürmüştür.

*

Amerika ve İsrail’in Pentagon’un gölgesindeki “silah körlüğü”nün kaç “on iki yıl” süreceğini, bütün dünya merak ediyor. Onlar ise “önleyici savaş” stratejileriyle, yeni saldırılar planlamakla meşguller.Ortadoğu'yu kan denizine dönüştürdüler.

*

“Terörü önleyici” amaçlı savaş, aslında Amerika’nın, karşısında olan ülkelere, istediği zaman, istediği yerde saldırmak için, geliştirdiği bir savunma stratejisidir. Amerika istemediği yönetimleri, oy atarak değil, kurşun atarak değiştirir.

*

Amerikan yönetiminin en çok sevdiği demokrasi, her önüne gelen seçmenin oy vermediği demokrasidir. Pentagon’un seçmenlerin oylarını sayacak kadar zamanı yoktur. Zaman kazanmak için, oy verecekleri öldürmek,en kestirme yöntemdir.

*

Amerika ve İsrail başta olmak üzere, dünyadaki bütün saldırgan devletlerinin önünü kesmenin yolu: Varlığa sevinmeden, yokluğa yerinmeden, iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemektir.Küresel ve yerel yönetim sorunlarının üstesinden gelmede, kimsenin bilmediği mucizevi bir yöntem yoktur.

*

Savaşsız bir dünya için, barış savaşı, yitirile yitirile kazanılır. Anadolu’da denildiği gibi: “İnanan insan tekeden süt çıkarır” ve “sabırla koruk helva olur.” Zamanı gelmiş bir barışın tekerine kimse çomak sokamaz.

*

Amerika İsrail’in yükünü daha fazla taşıyamaz.

*

Savaşın yükü barışın yükünden daha ağırdır.

*

Güzel savaş, çirkin barış yoktur.

*

Barış aranır, savaş bulunur.

*

İnsan aradığını bulur.

30 Ağustos 2023, 12:48

YIKICI KRİZLER HİÇBİR ZAMAN HABER VERMEDEN GELMEZLER

Kuruluşlarda hiç eksik olmayan bunalımların, yönetim kitaplarında vurgulandığı gibi, çoğu zaman yedi önemli habercisi vardır: =============================================== 1. Kuruluşların gelecekte ne yapacaklarıyla değil, geçmişte ne yaptıklarıyla öğünmeye başlamaları.

*

2. Geçmişte kendilerini başarılı kılan çözümlerin, gelecekte çözmek zorunda kalacakları sorunlar olacaklarını unutmaları.

*

3. Ölü yatırımlar yaparak kuruluşların işletmelerini, büyük şehirlerdeki plazalarından, göstermelik yönetim kurullarıyla yönetmeleri.

*

4. Kuruluşların kaynaklarını çalışma alanlarındaki, ürün ve hizmet üretiminden, alan dışındaki paradan para kazanma araçlarına yönlendirmeleri.

*

5. Para başkalarının parasıyla kazanılır diyerek, kuruluşların özvarlıklarını çok aşan miktarlarda borçlanmak için, onlarca bankanın peşinde koşmaları.

*

6. Dünyadaki gelişmelere ayak uydurmak bahanesiyle, yöneticilerin kuruluşlardaki karar ve uygulama yetkilerini, tek elde toplamaya çalışmaları.

*

7. Kuruluşların denetimlerindeki her işletmeyi, kurucuların heykelleri ve sık sık değiştirdikleri bayraklarıyla donatmaları.

31 Ağustos 2023, 12:30

DÜNYA SIRTI YERE GELMEYEN AHİ GİRİŞİMCİLERLE DÖNÜŞTÜRÜLÜR

Bu yazı daha önce 31.08.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimciler, geçmişten geleceğe bakarak düşünürler. Onların ekonomik ve kültürel sorumluluklarının başında, insanların üreten eller olmalarında, gelen günlerini geçen günlerinden daha kolay ve daha güzel olmasına katkıda bulunmak gelir. Toplumların üretici güçlerine yeni boyutlar kazandırırken, girişimcilerin bir elleri geçmişte bir elleri gelecekte, gözleri bugündedir.Onlar dünü yorumlarlar, bugünü değerlendirirler, yarını planlarlar.

*

Bin yıllık tarihi boyunca, Anadolu insanının simgesi oyuncak “hacıyatmaz”, yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, alt kısmındaki kurşunun ağırlığıyla,hemen ayağa kalkar, sırtı hiçbir zaman yere gelmez. Ahi girişimciler de Anadolu’nun oyuncakları gibi, ekonomik, siyasal ve kültürel ortam ne kadar olumsuz olursa olsun, hiçbir karamsarlığa kapılmadan, yere düştüklerinde hemen ayağa kalkmasını bilirler. Onlar bin kere de yere düşşeler,yine ayağa kalkarak, yılmadan yollarına devam ederler.

*

Ahi girişimciler Anadolu’yu dönüştüren Horasan erenleri gibi, yalnızca akıl gözleriyle görmezler, gönül gözleriyle de görürler. Onlar ürettikleri ürünlerle, insanların gönüllerini kazanmaya, para kazanmaktan daha çok önem verirler. Onların akıl gözüyle görülmeyenlerin, gönül gözüyle görüldüğü, düşünce ve eylem dünyalarında, hiçbir zaman ümitsizliğe yer verilmez. Ahilerin girişimcilik kültürü karşılaşılan her olumsuzlukta, bir olumluluk bulmasını bilenlerin kültürüdür.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde üniversitelerin, yerel yönetimlerin ve gönüllü kuruluşların tartıştıkları alanların başında, girişimcilik kültürüne yeni boyutlar kazandırmanın yol ve yöntemleri gelmektedir. Çünkü girişimcilik kültürünün zenginleştirilmesi, teknik bilimlerin olduğu kadar, sosyal bilimlerin alanlarıyla örtüşen çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Dünyanın bütün ülkelerinde,insanların üretim güçlerine, yeni açılımları ahi girişimciler kazandırırlar.

*

Ahi girişimcilerin gözleri uzakları görür, elleri tuttuklarını koparır. Ancak toplumlarda yenilik yapmasını bilen, risk almaktan korkmayan, insanların sayıları sınırlıdır. Bunun için bütün ülkelerde, girişimci nitelikli insanların sayılarını artırmadan, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü artırmak mümkün değildir. Doğuştan girişimci olan insanların sayılarının az olması, dünyanın bütün üniversitelerinin, girişimcilik eğitimine önem vermelerine yol açmıştır. Artık dünyada girişimcilik eğitimi vermeyen üniversite yoktur.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde girişimcilik öğrenilmekte ve öğretilmektedir. Girişimciliği öğretmek için, girişimcilik kültürünü zenginleştirmek için, bütün dünyada büyük yatırımlar yapılmaktadır.Dünyanın her ülkesinde, insanlar ahi girişimciler gibi, düşünülmeyenlerii düşünürlerse, üretilmeyenleri üretirlerse, ekonomik,siyasal ve kültürel alanlardaki, bütün yoksullukların üstesinden kolaylıkla gelirler. Onlar pusulayla gemiyi bir araya getirerek,denizlere açılan kaptanlar benzerler.

*

Denizlerde nasıl pususız kaptan, kaptansız gemi olmazsa,ülkelerde girişimcisiz kuruluş,kuruluşsuz ekonomi olmaz.

*

Girişimcilik para sahibi olmak değil, düşünce sahibi olmaktır, sorumluluk duymaktır.

*

Ahi girişimciler düşünceleriyle bilinirler, eylemleriyle konuşurlar.