Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ekim 2023

33 yazı

1 Ekim 2023, 12:51

DÜNYADA SAVAŞLARI ÜLKELERİN YÖNETENLERİ BAŞLATIRLAR YÖNETİLENLERİ DURDURURLAR

Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Osmanlı Devleti''nin Anadolu''ya çekilmesiyle, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar''da önemli bir güç boşluğu oluştu. Dünyanın petrol havzasında ortaya çıkan yönetim yetersizliği, Soğuk Savaş döneminin iki büyük gücü olan Amerika ve Rusya tarafından giderilmeye çalışıldı. Yirminci yüzyıl, iki dünya gücünün elinde, bir savaş yüzyılı oldu. İki dünya savaşında Avrupa ülkeleri yerle bir oldular.Aynı Avrupa ülkeleri Yirmibirinci yüzyılı da savaş yüzyılına dönüştürdüler.

*

Amerika'nın öncülüğünde Batı dünyası, savaşları Avrupa'dan Ortadoğu'ya ve Asya'ya taşıdı. Çeçenistan, Irak , Afganistan, Suriye ve Yemen'de sorunların silahlı güçlerle çözülmeye çalışılması, Yirmibirinci yüzyılı da bir savaş yüzyılına dönüştürdü. Osmanlı Devleti başta olmak üzere, savaş kuşağında yer alan İslam dünyası, savaş yüzyıllarının, en çok zarar gören ve en çok bedel ödeyen ülkeleri oldu. Abdülhamit'in barış stratejisi sürseydi, Ortadoğu böylesine dehşet verici bir savaş bölgesi olmazdı.

*

Türkiye'nin düşünce ve sanat dünyasında yeni bir çığır açan Sezai Karakoç''un vurguladığı gibi: “Dünyada yönetimleri uyaracak olan kılıç değil kalemdir.” Tarihin her döneminde kalem kılıçtan daha keskin olmuştur . Dünyanın her yerinde, ülkelerin yönetimini silahla ele geçirenler, yönetimden silahla uzaklaştırılır. Tarih boyunca kılıçlarıyla yürüyenler, kılıçlarla durdurulmuşlardır. Ülkeler arasındaki sınırların önemini yitirdiği bir dünyada, sınırların koruyucuları silahlı güçlerden önce silahsız güçlerdir.

*

Bütün dünyada silahsız güçlerin başında, düşünce, kültür ve sanat dünyasının öncüleri olan aydınlar gelir. Savaşlara karşı çıkan ve dünyadaki barış hareketlerini destekleyen aydınlar, dünya barışının en büyük güvencesidirler. Savaş kararları, bütünüyle siyasi ve askeri yöneticilere bırakılamaz. Savaşlardan toplumun bütün kesimleri zarar görür. Silahlı güçlerin savaşların yerine silahsız güçlerin savaşlarının geçtiği bir yüzyılda, aydınlardan daha güçlü bir silah yoktur.

*

Savaşlar yalnızca savaşan ülkeleri değil, dünyanın neresinde olursa olsun, bütün ülkeleri etkiler. Yirmibirinci yüzyılda, yararlı savaşın, zararlı barışın olmadığını, bütün insanlığa, yalnızca aydınlar anlatırlar. Dünyanın her yerinde, aydınlar devletlerin değil, milletlerin adına konuşurlar. Onların konuştukları yerde, bütün bir insanlık vardır.Aydınların etkisi, silahlı devlet güçlerinden daha çok silahsız millet güçlerinin yanlarında yer almalarından kaynaklanır.

*

Dünyanın düzleşmesi, aydınların görev ve sorumluluklarını ulusal düzeyden uluslararası düzeye taşımıştır. Erbil'de, Kiew'de, Erivan'da savaş olursa,Paris'te'Bağdat'ta,Moskova'da,Londra'da v Washington'da barış olmaz. Dünyanın bütün ülkelerinde savaşlar yönetilenlerden değil, yönetenlerden kaynaklanır.Amerika'da Irak,Rusya Ukrayna savaşı için,"Referandum" ya da "Halk Oylaması" yapılsaydı, dünya böylesine büyük bedel ödemezdi.

*

Barışın kalemi, savaşın kılıcından, çok daha keskindir.

*

Aydınların silahları düşünceleri ve eylemleridir.

*

Dünyada barışın koruyucuları aydınlardır.

2 Ekim 2023, 12:14

BİR GÜNDE YEDİ GÜN ÇALIŞANLAR DÜNYAYI BİR YERYÜZÜ CENNETİ'NE DÖNÜŞTÜRÜRLER

Hem Bağdat, hem de Brüksel''de olmak isteyen, İstanbul ile Roma''yı kardeş bilen, Anadolu insanı, haftanın her gününde yedi gün çalışarak, bütün dünyayı vatan olarak görmüştür. Türkler hayatı bir yolculuk olarak algılamışlar ve dünyada bir yolcu gibi yaşamışlardır. Çünkü, yardımlaşma, dayanışma ve dostluğun, erişilmez şah örnekleri, yolculuklarda verilir. Uzun yolculuklara çıkanlar arasında dostluğun doruk noktasına ulaşılır, aşılmaz sanılan dağlar dostlarla aşılır.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, Anadolu insanının yaşadığı her şehirde, “Dostluk Üzerine” denilince, herkesin aklına, bütün insanlığı yolda dost, yaratılışta kardeş bilen Gemuhluoğlu gelir. Onun Yunus''tan beslenen düşünce ve eylem dünyasında, düşmanlığa kesinlikle yer yoktur. O, dost olmasını bilenler için, bütün insanların dost olacağından, dost olmasını bilmeyenlerin de, dostsuz kalacağından, hiç kuşku duymazdı.

*

Eşrefoğlu Rumi''nin “Adı Aşk” dediğine, Gemuhluoğlu “Adı Dost” derdi. Onun için dost olmak, “gökten bela” yağmur gibi yağarken, başını yağmura tutmak ve dostu için, “zehirle pişmiş aşı” yemeye hazır olmaktır. O Cumhuriyet döneminde İstanbul''da uç vermiş, bir Horasan Ereniydi. Çevresinde Cahit Zarifoğlu''ndan Erdem Bayazıt''a, Rasim Özdenören''den Nuri Pakdil''e kadar uzanan söz ustalarının toplandığı, geniş bir manyetik alan oluşturmuştur.

*

Türklerin Semerkant''tan Saraybosna''ya uzanan, kan kardeşliğinden daha çok yol kardeşliğiyle yoğrulan kültürlerinde, dostluk meşalesi gönülden gönüle, elden ele söndürülmeden taşınmıştır. Anadolu insanının oluşturduğu, büyük dostluk halkası, genişleye genişleye, dünya ölçeğinde büyümüş ve evrensel bir aileye dönüşmüştür. Üzümün üzüme baka baka olgunlaştığı gibi, aile içinde de dostlar, birbirlerini dinleye dinleye olgunlaşırlar.

*

Anadolu insanının oluşturduğu, büyük sevgi ailesinin şehirleri, Ümmi Sinan''ın “Seyrümde Bir Şehre Vardım” şiirinde anlattığı ve pazarlarında “gül alınan, gül satılan” şehirlere benzer. Onların şehirlerinde, dostluk dostluk alınır dostluk satılır, dostluktan terazi tutulur, dostluk dostlukla tartılır, çarşı ve pazarları dostlukla doludur.

*

İnsanlara dost olmasını bilenler, bir günde yedi gün çalıştıkları gibi, her gün yeniden doğarlar, herkes onların dostluklarını kazanmak ister, kimse onların dostluklarından usanmaz.Dost olmasını bilenlerin kültüründe, dost olanlar güzeldir, güzel olanlar dosttur. Dostlar oldukları gibi görünürler, göründükleri gibi olurlar.

*

Yol kardeşliği kan kardeşliğinden daha önemlidir.

*

Dost olmasını bilenler için herkes dosttur.

*

Dostlar dostları yolculukta tanırlar.

3 Ekim 2023, 12:09

FARKLILIĞIN OLMADIĞI YERDE CANLILIK OLMAZ

Bu yazı daha önce 22.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Özgünlük yağmurlu günlerdeki şimşek gibi, insanların zihinlerinde bir düşünce olarak doğar ve uygulanma kanalı bulursa, bütün dünyayı aydınlatır. Özgünlüğün doğurduğu güçten yararlanmak için, farklılıkların korunarak desteklenmesi gerekir. Demokratik katılımın özendirildiği, açık toplumlarda özgün düşünceler, hiçbir dirençle karşılaşmazlar. Bu yüzden farklılıkların korunduğu, özgürlüklerin önemsendiği kuruluşlarda, büyük değişimlere yol açacak atılımlar yapılır.

*

Kuruluşların düşünce ve eylem zenginlikleri, farklı kültürlerden insanları, bir araya getirme ustalıklarından kaynaklanır. Çoğu durumlarda kuramsal ve uygulamaya dönük bilgiler aynı insanlarda toplanmaz. Kuruluşların üretim güçleri, değişik alanların uzmanlarının el ele vererek, işbirliği yaptıkları ortamlarda katlanarak artar. İster kamu, ister özel, ister gönüllü olsun, bütün kuruluşlarda iki kere iki, dört değil, bazan beş, bazan altı, bazan da yedi olur.

*

Üretimde ve yönetimde yenilik yapma gücü, farklı alanlardan gelen insanların, birlikte çalışmalarıyla yeni boyutlar kazanır. Farklı soy,renk, dil ve kültürden gelen insanların, demokratik bir ortamda, görüşlerini ve düşüncelerini açıkca ortaya koyarak, kıran kırana, enine boyuna tartıştıkları kuruluşlar, hem güçlü hem de uzun ömürlü olurlar. Kuruluşların ürettikleri ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin özgünlükleri, aynı çatı altında farklılıklara gösterdikleri saygıdan kaynaklanır.

*

Bilgisayar dünyasının öncülerinden bir kuruluş, bir yönetim danışmanından çalışmalarının değerlendirmesini istemiş. Danışman kuruluşu baştan sona inceledikten sonra “Siz krizdesiniz” değerlendirmesini yapmış. Yöneticiler nasıl olur, biz en iyi dönemimizi yaşıyoruz dediklerinde, danışman “Yukarıdan aşağıya bütün çalışanlarınız, aynı ırktan, aynı renkten ve aynı dinden, hepiniz tek tip giyiniyorsunuz ve birbirinizden farksız düşünüyorsunuz, sizin yenilik yapmanız mümkün değil” demiş.

*

Özgünlüğün ve yeniliğin sınırının olmadığı, bilgi dolaşımımnı büyük hız kazandığı, insanların sürekli geleceğe baktıkları düz kare dünyada, kuruluşların ülkelerinin sınırlarının içine çekilerek, dünya standartlarını belirleyen ürünler üretmeleri mümkün değildir. Artık hiçbir kuruluş, tek kimlikli çalışanlarıyla ayakta kalamaz. Bütün kuruluşlar, çok kimlikli, çok ırklı,çok dilli insanlarla çalışmasını öğrenmek, özgünlük ve yenilik susuzluğu duyanları, çatılarının altında toplamak zorundadırlar.

*

Dünyanın her yerindeki kuruluşlarda, yüzlerce farklı ülkeden gelen uzmanlar yoksa, yüzlerce farklı dili konuşulmuyorsa, üretimde ve yönetimde, yenilik yapan, özgün çığır açıcı düşüncelerin ve eylemlerin yolu açılmaz. Kuruluşlar arıların binbir çiçekten yararlanarak bal yapmaları gibi, binbir çalışanın görüşlerinden yararlanarak, bütün boyutlarıyla hayatı değiştiren, insanlar arasında iletişimi ve etkileşimi kolaylaştıran, özgün ürünler ve özgün hizmetler geliştirirler.

*

Farklılıklardan yararlanan kuruluşlar, kendilerini farklılaştırarak, ürettikleri ürünlerle, hem yerel ve hem küresel pazarlara, büyük bir canlılık kazandırırlar.

*

Dünyayı dönüştüren kuruluşlar narlara benzerler, dışarından bakıldıklarında bir tane olalarak görülürken, içeriden bakıldıklarında bin tanedirler.

*

Kuruluşların olduğu kadar, toplumların da zenginliklerinin kaynağınde, farklılığın doğurduğu öncü yenilikle gelen özgünlük vardır.

4 Ekim 2023, 13:16

KAVGA TOPLUMUNU SEVGİ TOPLUMUNA DÖNÜŞTÜRMEK

İnsanların birbirlerini sevdikleri ve birbirleri tarafından sevildikleri sevgi toplumunda, bütün boyutlarıyla hayat, ömür boyu süren, uzun soluklu bir yarıştır. Kültürel, siyasal ve ekonomik hayatın canlılığı, sevgiyi sevgiyle tartmaktan kaynaklanır. Sevgiden terazi tutulan bir toplumda, sevgi sevgiyle büyütülür. Sevginin sevgiyle, yeni boyutlar kazandığı bir toplumda, sevgi alınır, sevgi satılır.

*

Sevgi toplumunda hiçbir sevgi, daha derini hayal edilmeyecek kadar büyük değildir. Kavga çağında, sevgide sınır tanımayanlar, sınırsız sevginin kaynağı olurlar. Sevgi toplumunda insanlar, ulaşılmayacak sevgiyi hayal etmezler. Onlar ne hayal ediyorlarsa, hayal ettiklerine ulaşırlar. Çünkü, Albert Einstein"in vurguladığı gibi: "Hayal gücü, bilgi gücünden daha önemlidir." Hayal gücü, bilgi toplumlarında değil, sevgi toplumlarında zenginleşir.

*

Bilgi toplumu, insanları tabiatın sevgi dolu bağrından aldı, göklere savaş açarcasına uzanan, gökdelenlerin bağrına attı. İnsanlar tabiatın sınırsız zenginliklerinden uzaklaşarak, gökdelenlerin sınırlı dünyalarına kapandılar. Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün büyük şehirlerde, insanlar tabiattan uzaklaştıkça, insanları bir arada tutan sevgiden de uzaklaştılar ve birbirlerine büyük ölçüde yabancılaştılar.

*

Bilgi toplumunun büyüttüğü, gökdelen ormanına dönüşen şehirlerde, insanlar nereye giderlerse gitsinler, karşılarına dışarıya bütünüyle kapalı cam duvarlar çıkıyor. İnsanları birbirine yabancılaştıran bilgi toplumunda, sevginin yerini akıllı telefonlar aldı. Hayatın hangi alanında çalışırsa çalışsın, insanların yüzleri artık telefon ekranlarında görülüyor. Ekranlı telefonlar, küçülen aileleri iyice küçülttüler.

*

Bilgi toplumunda akıl gözüyle, sevgi toplumunda gönül gözüyle görülür. İnsanlar ne hayal ederlerse, onu görürler, onunla yaşarlar. Ancak akıl gözüyle, gönül gözüyle görülenler görülmez. Bunun için, Anadolu"nun bilgeleri, "Akıl hesap yaparken, gönül güler" derler. Sevgi toplumun gücü, akıl gözünden önce, gönül gözüyle görülmesinden kaynaklanır. Gönül gözü, sevginin gözüdür.

*

Bilgi toplumu, insansız üretim peşinde koşarken, sevgi toplumu insanla üretim peşinde koşar. Bilgi toplumunda akıl alınır, akıl satılır. Sevgi toplumunda gönül alınır, gönül verilir. Sevginin gücünü bilenler, hem kendilerini, hem çevrelerini değiştirirler. Sevgi toplumunda, insanlar hayatın dış yüzünü gördükleri kadar iç yüzünü de görürler.Hayatın iç derinliği, dış zenginliğinden daha önemlidir.

*

Sevgiyle silahlanan sevgi toplumlarında, insanların hem akıl, hem gönül gözlerinin görme güçleri artmakla kalmaz, ufuk ötesi açılımlar kazanır.

*

Sevgiyle yoğrulan toplumlarda, insanların dış dünyalarından önce iç dünyaları zenginleşir.İnsanın iç dünyası dış dünyasına yansır.

*

Gönül dünyalarını zenginleştiremeyenler, akıl dünyalarını, zenginleştiremezler.

5 Ekim 2023, 11:56

SARAYBOSNA ANADOLU'YA GAZİ HÜSREV BEY'İN EMANETİDİR

Gazi Hüsrev Beyin camisi, Saraybosna’nın kalbinin attığı, Başçarşının tam ortasındadır. Cami taş döşeli sokakların arasında, medresesi, dergahı, çarşısı, kütüphanesi, saat kulesi ve kervansarayıyla bir bütündür. Saraybosna’nın simgesi olan caminin minaresi, savaşta yüzlerce havan mermisine hedef olmuştur. Ancak Bosna’nın güçlü insanı gibi yıkılmamıştır. Göklerden gelen muştulu bir haber gibi, çevresini aydınlatmaya devam etmektedir.

*

Yapıldığı 1531 yılından bu yana, Gazi Hüsrev Bey’in Camisi, medeniyetlerin harman olduğu Bosna’da, İslam kültürünün kaynağında, Atina ve Roma’nın değil, Mekke ve Medine’nin olduğunu, sabırla anlatmaktadır. O Saraybosna’nın hem yer altını, hem de yer üstünü korumuş, Macar, Avusturya, Sırp ve Hırvat ordularından, camiyle birlikte yakılmaktan, minareye sığınan kadın ve çocukların, şerefeden atılmasına kadar, akıl almaz ölümlere katlanmıştır.

*

Sırplar ve Hırvatlar, bütün Balkanlardaki camileri, son savaşta olduğu gibi, yerle bir etseler de, Gazi Hüsrev Beyin camisi, Saraybosna’da ayakta kaldıkça, Batı dünyasının hiçbir gücü, Müslümanları Balkanlardan söküp atamaz. Saraybosna’ya damgasını vuran Gazi Hüsrev Bey, 1450 ve 1541 yılları arasında yaşamış, Belgrad’ın kazanılmasına katılmış, Kanuni döneminde Bosna’yı yönetenlerdendir. Bir seferde şehit düşmüş, türbesi camisinin avlusundadır.

*

Gazi Hüsrev Bey Saraybosna’yı Saraybosna yapan ender yöneticilerden biridir. İstanbul medreselerini örnek alarak, kurduğu medresenin mimarının Sinan olduğu söylenmektedir. Vakıfnamesinde, zamanın ve bölgenin özelliklerine göre, yeni konuların öğretilmesi şart koşulmuştur. O zamanın nabzını tutmasını bilen bir uç beyidir. Bir Müslüman, bir Türk şehirini gezip de, Sinan’ın eserlerini görmemesi mümkün değildir. Bosna’da birçok mimari yapı da öğrencisi, Mimar Hayrettin’in eseridir.

*

Türklerin tarihinde Mimar Sinan ve Evliya Çelebi yüzyılları yoktur, bütün yüzyıllar onların yüzyıllarıdır. İki dehanın değerleri Osmanlılardan, Osmanlıların değerleri onlardan gelmektedir. Biri On altıncı yüzyıl Osmanlısını, camileri, medreseleri, çarşıları, köprüleri ve kervansaraylarıyla, bütün eserlerine olanca görkemiyle yansıtmıştır. Biri de On yedinci yüzyıl Osmanlı dünyasının, görünen ve görünmeyen zenginlikleriyle, eksiksiz bir kültürel haritasını çıkarmıştır.

*

Adam Lebor, “Doğu’ya dönük bir kalple, Batı’da yaşayan Müslümanları” anlattığı, “A Heart Turned East” isimli kitabına, Balkanlarda Gazi Hüsrev Beyi ölümsüzleştiren eserlerini anlatan, bir ezginin sözleriyle başlamaktadır. “O küçük bir köyden ölümsüz Saraybosna’yı çıkarmıştır.” Gazi Hüsrev Beyi anlamayan, Saraybosna’yı anlayamaz. Balkanlarda bütün güzelliklerin, kendisinde toplandığı Saraybosna, Balkan şehirlerinin amentüsüdür.

6 Ekim 2023, 12:50

DÜNYADA KURULUŞLAR KIZIL ELMALARIYLA BİLİNİRLER

Bu yazı daha önce 28.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Kuruluşların uzun ömürlü olmaları, yönetim kurulu başkanından kapıdaki güvenlik görevlisine kadar, bütün çalışanlarının dört elle sarılıp benimsedikleri, herkesin anlayacaği dille tanımlanmış, bir kızıl elmalarının olmasına bağlıdır. Eğitimden sağlığa, çalışma alanı ne olursa olsun, kuruluşları canlı tutan ve benzerlerinden ayıran kızıl elmalarıdır. Çalışanlarının gerçekleştirmek için, bütün birikimlerini ortaya koydukları, bir hedeflerinin olması, kuruluşlarda ayrı bir güç kaynağı olur.

*

Ulaşmak istedikleri hedefleri, açık seçik olarak tanımlayan kuruluşların, bütün çalışanlarına yön ve yol gösterecek, bir kutup yıldızları mutlaka vardır. Bir gemi için rota nasıl bir işlev yüklenirse, bir kuruluş için de kızıl elma aynı işlevi yüklenir. Nasıl rotasız bir gemi düşünülmezse, kızıl elmasız da bir kuruluş düşünülmez. Ülkelerde kuruluşlar kızıl elmalarıyla bilinirler. Çalışanlarınca özümsenmiş bir kızıl elma, kuruluşun ulaşmak istediği hedefleri süreki hatırlatan gizemli bir uyarıcıdır.

*

Kızıl elma Anadolu’da Türklerin, bin yıllık tarihsel bilgi ve bilgelik birikiminlerinden kaynaklanan bir kavramdır. Kuruluşlar hedefleri doğrultsunda, yol haritalarını sürekli yenileyerek, bütün çalışanlarıyla gelirleri büyütmek, giderleri küçülmek yolunda gelişirler. Onlar üreticileriyle ve tüketicileriyle, yorulma bilmez bir yenilenme arayışı içinde olurlarsa, ekonominin ve kültürün bütün alanlarında,köklü dönüşümlere yol açacak, gelişmelerin tetikleyicileri olurlar.

*

Dünyanın önde gelen Yönetim Bilimcilerinden Michael Porter’in kitaplarında sürekli vurguladığı gibi, yenilikleri devletten beklemek, sürekli devlet desteklerinden yararlanmaya çalışmak, bağımlılığa yol açarak,kuruluşların özgün çalışmalar yapmalarını önler. Bütün ülkelerde kuruluşlar, yenilik yapmak için, dış kaynaklardan daha çok, iç kaynaklardan yararlanmaya ağırlık verirler.Bunun için başka kuruluşların yaptıklarını yapmayanlar, kendilerini başkalarından ayıracak, yeniliklerin peşinde olanlar, her alanda özgün gelişmelerin öncüleri olmuşlardır.

*

Dünyanın değişik ülkelerindeki, değişik çalışma alanlarındaki kuruluşlar, pazarlarda aranan ve sağladıkları gelirlerin, yol açtıkları giderlerden daha büyük olan ürünler, üretmek için yola çıkarlar. Bütün kuruluşların amaçları yerel ve küresel pazarlarda yer almaktır. Ancak her kuruluş için geçerli, her zaman kuruluşları başarılı kılan, her yerde doğru yolu gösteren,yol haritaları yoktur. Kuruluşlar kendi yol haritalarını kendileri geliştirmek zorundadır.

*

Yönetimde ve üretimde yeniliklerin, bilinmeyen yol haritalarını bulmak için, kuruluşların büyük sermayelere değil, büyük hedeflere ihtiyaçları vardır. Kuruluşların amaçları, ortak özellikler gösterirken, amaçlarını ulaşmada yararlandıkları araçlar, kuruluştan kuruluşa büyük farklılıklar gösterir. Toplumların ekonomik ve kültürel yapılarının dönüştüren, yeni ürünler üretmek, geçmiş yüzyılların birikiminden yararlanarak, gelecek yüzyılları görmeyi gerektirir.

*

Kızıl elmaları olan kuruluşlar, üretimin ve yönetimin şiirini yakalamayı başararak, yıldızlara ulaşacak merdivenleri bulurlar.

*

Yol haritaları ulaşmak istediklari, hedeflere odaklanan kuruluşların, nereden nereye gideceklerini gösterirler.

*

Uygun ürünleri,uygun zamanda,uygun yerde, tüketicilere ulaştıran kuruluşlar, güçlerini hiç yitirmezler.

7 Ekim 2023, 16:19

ODAKLANAN KEDİ GİBİ HIZLI KAPLAN GİBİ GÜÇLÜ OLUR

Bu yazı daha önce 25.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ürün, hizmet ve bilgi alışverişinde, sınırların önemini yitirmesiyle, bütün ülkeleriyle dünya, büyük bir pazar yerine dönüşmüştür. Pazarda kuruluşların başarılı olmaları, bütün yönetim ve üretim alanlarında, yeni yaklaşımlar, yeni yöntemler geliştirmelerine bağlıdır. Dünyanın her ülkesinden kuruluşların, yer aldığı pazar yerinde, bir alana odaklanarak, sürekli yenilik yapmadan, bir yandan maliyetleri düşürmek, bir yandan da satışları artırmak zordur.Kuruluşların toparlanmaları için, odaklanmları gerekir. *Yıldan yıla yeni boyutlar kazanan pazarın, her alanda toplumları dönüştüren, yenilik öncüleri olanlar, hareket etme yetenekleri yüksek, kedi nitelikli hızlı kuruluşlardır. Bütün dünya kuruluşlarının birbirleriyle yarıştığı pazarda, her alanda üretim yapan büyük kuruluşlardan daha çok, bir alanda üretim yapan küçük kuruluşlar başarılı ve uzun ömürlü olmaktadır. Üretimde ve yönetimde kediler gibi hızlı, kaplanlar gibi güçlü olmada başarı, bir alana odaklanmaya ve hızlı davranmaya dayanır.

*

Dünyada New York, Londra, İstanbul, Pekin ve Tokyo başta olmak üzere, bütün şehirlerin ekonomileri, birbirlerini etkileyen ve birbirlerinden etkilenen havuzlara benzerler. Her şehirde hızlı özel kuruluşlar, havuza su taşırlarken, yavaş kamu kuruluşları havuzdan su alırlar. Şehirlerin zenginliği ve ekonomilerin canlılığı, havuzdan su alanlardan değil, havuza su taşıyanlardan kaynaklanır. Havuzun sularından büyük küçük, bütün kuruluşlar yararlanır. Havuzlar pazarlar gibi, her kuruluşa açıktır.

*

Pazarın gizemini çözen kuruluşların, üretim ve yönetim dünyalarında gizliliğe yer yoktur. Onların yenilik yapma güçleri, paylaşıma açık olan birikimleri, üreticilerle tüketicilerin katılımlarıyla zenginleşir. Onlar baharda deri değiştiren yılanlar gibi, sürekli kendilerini yenileyerek, odaklanma ve yenilik yapma güçlerini geliştirirler. Nasıl ağaçların meyva vermeleri için, kurumaya yüz tutan dalları budanırsa, kuruluşların da gelirlerinin giderlerini karşılamaları için, ürünlerinin sayıları azaltılır.

*

Ürün sayısını azaltmakta güçlük çekmeyen kuruluşlar, Al Reis’ın “Focus” kitabında, kuruluşlar dünyasından verdikleri örneklerle, ayrıntılı olarak anlattığı gibi, odaklanmasını bilirler. Onlar ürettikleri ürünlerle, arabaların haritalardan kitaplara, kalemlerden defterlere herşeyin bulunduğu, torpido gözlerine benzemezler. Odaklanan kuruluşlar ana ürünlerindeki üstünlüklerini yitirmeden, düzensizliğe ve dağılmaya yol açmadan, büyümeye devam ederler.

*

Kuruluşların farklı ürünler ve hizmetler üreterek dallanmaları yerine, en başarılı oldukları ürünlerde ve hizmetlerde odaklanmaları, ömürlerini uzatmakla kalmaz, dünyadaki gelişmeler karşı hızla önlem alma yeteneklerini de geliştirir. Kuruluşların pazarda çok sayıda ürünlerle ve çok sayıda hizmetlerle değil, az sayıda ürünlerle az sayıda hizmetlerle yer alması, yenilenme ve hızlı hareket etme yeteneklerine, yeni boyutlar kazandırarak güçlendirir.

*

İki atın peşine birden düşenler, nasıl ikisini de yakalayamazlarsa, iki sıradışı ürünü üretmek isteyenler de, bir sıradışı ürün üretmekte başarılı olamazlar.

*

Kuruluşlarda rüzgarın arkadan değil, karşıdan estiği günleri aşmanın yolu, sıradan bin ürün üretmekten değil, sıradışı bir ürün üretmekten geçer.

*

Odaklanarak kedi gibi hızlı kaplan gibi güçlü olmasını bilen kuruluşlar, iyi şeker üretenlerin, iyi çimento üretemeyeceklerini bilirler.

9 Ekim 2023, 12:48

İSRAİL AMERİKA RUSYA ÜÇ BÜYÜK ELİ KANLI ZORBA DEVLETTİR

Filistin İsrail tarafından sürekli ateş altında tutulan, dünyanın kangren olmuş yarasıdır. Ortadoğu'da sürekli kan gölleri oluşur. Bütün Ortadoğu Okyanus ortasında yanan bir gemi gibi, çığlık çığlığa bütün dünyadan yardım bekliyor. Ancak dünyanın kulakları sağırlaştı, gözleri körleşti ve gönülleri de taşlaştı. Dünyada hiçbir ülke savaşları durdurmak istemiyor. Her ülke savaştan pay kapma peşinde koşuyor.

*

Dünyanın haksızlıklara karşı çıkan, hak gözetir aydınları, Yunus gibi: ''Kastım budur şehre varam / Feryadü figan koparam'' diye haykırıyor. Onların haykırışlarını, dünyanın hiçbir başşehirindeki, seçilmemiş ve seçilmiş krallar duymuyor. Dünya başşehirleri Ortadoğu'nun çığlıklarına kör, sağır ve dilsiz. Hiçbir ülke savaşların, bütün ülkelerde yol açtıkları büyük yıkımları görmek istemiyor.

*

Bir uçak kazasında hayatını kaybeden, Sezai Karakoç''un ''Savaş pilotu'' yazısında anlattığı, Anadolu'nun Şeyh Şamil'i Zihni Hızal : ''Eli kanlı zorba yönetimlerin sonlarının geleceğinden emin olsam, dünya başşehirlerinin üstünde, kendimi ve uçağımı feda etmekten bir an bile tereddüt etmem'' dermiş. Dünyada Hızal gibi, Batı'nın devlet terörünü lanetleyen, haksızlıklara isyan eden binlerce pilot, Batı başşehirlerinin üzerinde, kendini feda etmeye hazırdır. Ancak Hızal ve onlar da biliyorlar ki : ''Kan akıtmakla akan kan durmaz'' ve ''Kan kanla temizlenmez.''

*

Ortadoğu''da on yıllardan beri akan kanlar, barış getirmediği gibi, savaşı daha da hızlandırıyor. Dökülen kanlar, kan dökenlerin vahşetine yeni boyutlar kazandırıyor. Kimsenin gönlü barışta olmadığı için, herkesin aklı savaşta. İnsanlar birbirimizi nasıl öldürürüz diye, fırsat kolluyorlar, ölmekten ve öldürmekten yorulmuyorlar. Oysa kutsal kültürde bir insanı öldürmekle bütün insanlığı öldürmenin arasında fark yoktur. Amerika ,Rusya, İsrail dünyada her gün bütün insanlığı yüzlerce defa öldürüyor.

*

Dünyanın Batı'sına giden yapılmış, Doğu'suna giden yıkılmış görür. Mehmet Akif''in ''Şark şiirinde ayrıntılı olarak anlattığı gibi, Doğu''da '' Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar/ Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar/ Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar/ Ekinsiz tarlalar, ot basmış evler, küflü harmanlar'' vardır. Filistin başta olmak üzere, yakılan yıkılan Ortadoğu ülkeleri, bütün insanlığın vicdanında onulmaz yaralar açıyorlar. Ancak barışsever insanların gücü, savaşları durdurmaya yetmiyor, savaşlar bütün dehşetiyle devam ediyorlar.

*

Küre dünyada ülkeler savaşırken, biri kazanır, biri de kaybederdi. Savaşların bir kazananı, bir de kaybedeni vardı. Kare dünya da ise, savaşan ülkelerin kazananı ve kaybedeni yoktur. Kim kimle savaşırsa, savaşsın, karşısındakine verdiği zarardan çok daha fazlasını kendine verir. Amerika'nın nükleer başlıklı füzeleri, Batı'yı yok olmaktan kurtaramaz. Sınırsız düz dünya, bütün ülkeleri savaşa değil, barışa odaklanmaya zorluyor.

*

Amerika New york'u silahlarla koruyamaz. Devlet terörü estiren Moskova, bir teröristin eline geçen nükleer silahla, yeni bir Hiroşima olur.

*

Kutsallığını yitiren, hiç sorgulanmayan, saldırgan ve kazananları olmayan savaş, ölmeye değmeyen savaştır.

*

Kare dünya silahlı Kabil'lerin değil, silahsız Habil'lerin dünyasıdır. Ve en güzel barış, savaşsız yapılan barıştır.

10 Ekim 2023, 12:30

EDEBİYATI MEDENİYET İÇİN BİLENLERİN GÖREVİ KUDÜS'Ü SAVUNMAKTIR

İnsana iki göz, iki kulak, bir dil, görmesi, dinlemesi, gördüklerini, dinlediklerini, dillendirmesi, söze dökmesi için verilmiştir. Edebiyat hayatı görme, hayatı dinleme, hayatı dile dökme eylemidir. Edebiyatçı hayatta insanı, insanda hayatı görür. İnsana karşı hayat, hayata karşı insan, edebiyatla savunulur. Edebiyat hayatı yaşanır kılma ustalığıdır.Edebiyatı yoksul olanların medeniyetleri zengin olmaz.Edebiyat medeniyet için bilinir.

*

Nuri Pakdil’in yazdıklarında ve söyleşilerinde sürekli vurguladığı gibi, edebiyatçının görevi: “İnsana karşı insanı savunmaktır.” Edebiyatçı çağının savaşlarından, çağının cinayetlerinden sorumludur. Hayatın hiçbir alanında hiçbir kazanım, bir insanın hayatından daha değerli değildir. Bu yüzden, dünyanın neresinde bulunursa bulunsun, her edebiyatçı, barış istemek, barışın peşinde koşmak zorundadır. Hayatı barışla silahlananlar, yaşanır kılarlar.

*

Edebiyatların dilleri, insanların dilleridir. Edebiyatçıların sözleri insanların sözleridir. Bu bağlamda, eski edebiyatlar, yeni edebiyatlar yoktur, yeni diller, yeni sözler vardır. Her dönemin edebiyatları, kendilerinden önceki dönemlerin edebiyatlarının geçtikleri yollardan geçerler, insanları savunan özlerini koruyarak, insanların savunulmasına yeni boyutlar kazandırırlar. Çünkü tarihin bütün dönemlerinde, her “kent pusuda”dır, “avı insan”dır.

*

Nuri Pakdil, Rimbaud gibi, Necip Fazıl gibi, metafizik sancı çeken bir edebiyatçıdır. Sezai Karakoç gibi, Nuri Pakdil de, “metafizik gerilim” olmadan, metafizik verim olmayacağının bilincindedir. Metafizik kaygı taşımayanlar, metafizik boyut taşıyan eserler veremezler. Bunun için, Türk Edebiyatı’nın “Yedi Güzel Adam”ı, dünyada çatışmanın, Washington ile Moskova arasında değil, Kudüs ile Atina arasında olduğunu sürekli gündemde tuttular. Türkiye’nin geleceğini Kapitalizm'de ve Komünizm'de değil, İslam’da aradılar.

*

Nuri Pakdil, hiç ödün vermeyen, kökten “devrimci” düşünce ve eylemleriyle, oyunu her zaman Kudüs’ten yana kullandı. “Gel / Anne ol / Çünkü anne / Bir çocuktan bir Kudüs yapar / Adam baba olunca / İçinde bir Kudüs canlanır / Yürü kardeşim / Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin” diyerek, bütün insanlığı oyunu Kudüs’ten yana kullanmaya, dünyanın edebiyatçılarını hayatı savunmaya çağırır. Kudüs’e oy vermek, ekonomiden önce kültürün yanında olmaktır.

*

Dünyayı seküler dünyanın başkenti Atina değil, kutsal kültürün başkenti Kudüs değiştirir. Savaş dünyasını, barış dünyasına dönüştürmek için, insanların Atina’dan daha çok Kudüs'le barışmaları gerekir. Kudüs bütün insanlığı kucaklayan peygamberler ülkesidir. Atina'nın burçlarına Kudüs'ün bayrağını "İbrahim Halililuhlah, Musa Kelimullah, İsa Ruhullah, Muhammed Habibullah" diyenler çekecektir.

*

Dünya barışının en büyük güvencesi, edebiyatı medeniyet için bilen, ufukları peygamberler olan, sürekli barıştan yana oy veren bilgelerdir.

*

Kudüs barışı yüzyıldan yüzyıla, toplumdan topluma, edebiyatın insanı dönüştüren,küresel diliyle taşınarak, güvence altına alınır.

*

Kudüs barış dünyasının kapısıdır. Kudüs'te savaş olursa, Whashington'da, Brüksel'de barış olmaz.

*

Elinde silah taşıyanlar silahla durdurulurlar. Gazze ağlarken ne Tel Aviv güler, ne Whasington.

11 Ekim 2023, 12:25

TERÖR EYLEMLERİ AKLI HEM BAŞINDA HEM GÖNLÜNDE OLAN BİLGE AYDINLARLA ÖNLENİR

Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan terör eylemleri, bütün ülkeleri can evinden vuruyor. Müslüman ülkelerdeki ekonomik ve siyasal sorunların, kurşun atılan savaş alanlarında değil, oy atılan seçim sandıklarında çözülmesi, bütün dünya için hayati önem taşıyor. Demokrasi ve ekonomisi gelişmemiş İslam dünyasıyla, demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş Batı dünyası arasında uyum ve dengenin sağlanmasında, moderatörlük görevi Türkiye"ye düşüyor.

*

Türkiye kültürel derinliği, ekonomik zenginliği ve demokratik yönetimiyle, Avrupa ile Asya arasında bir çevre ülke olmaktan daha çok, bir merkez ülkedir. Demokratik kültürü ve ekonomik yapısıyla Türkiye, Batı ile İslam dünyası arasındaki barışın en büyük ve en güçlü güvencesidir. Türkiye"de terör olursa, hem İslam hem Batı dünyası, ekonomik ve siyasal krizlerden kurtulamaz. Dünyadaki bütün krizlerin kaynağı terördür. Suçsuz insanları hedef alan terör, ülkelerin birlikte savaşması gereken ortak düşmandır.

*

Dünyanın her yanında, dinine, ırkına ve yaşına bakmadan, herkesin güvenliğini tehdit ve kamu düzenini sarsan terörle savaşmak, bütün ülkelerin başta gelen görevidir. İnsan hayatına hiç önem vermeyen, kamu düzenini altüst eden terör, bütün dünyanın ana sorunudur. Terör sorununu sözle çözmek, silahla çözmekten çok daha önemli ve çok daha etkilidir. Kamu düzeninin sağlanmasında, dönüştürücü sözün ustası, aklı hem başında, hem gönlünde olan bilge aydınların, tartışılmaz bir sorumlulukları vardır.

*

Akıllarıyla düşünen, gönülleriyle konuşan bilge aydınlar, kutup yıldızına benzerler. Nasıl kutup yıldızı, sürekli kuzeyi gösterirse, aydınlar da akıllarıyla kamunun, gönülleriyle de toplumun yanında yer alarak, sürekli doğru olanı, yapılması gerekeni gösterirler. Onlar çağlarından sorumludurlar. Bilge aydınlar düşünce ve eylemleriyle, korku ve düşman üretmezler, insanlara ümit ve güven verirler, Terör eylemlerinin üstesinden gelmenin yol haritası bilge aydınlardadır. Onlar uzakları görürler, düşünülmeyeni düşünürler.

*

Hayatın özünü edebiyatın sözüne dönüştüren bilge aydınlar, bilgeliği akıldan akıla olduğu kadar gönülden gönüle de, bir meşale gibi, bir kuşatan bir kuşağa taşırlar. İnsanların düşünce ve eylem dünyaları gönüllerinde gizlidir. Dönüştürücü sözün ustası bilge aydınlar, insanların gönlünde gizli olanları dillerinde açığa çıkarırlar. Hayat özün söze, sözün öze dönüşmesiyle anlamlı ve yaşanır kılınır. Bilge aydınlar tutum ve davranışlarıyla, insanların özgürlükleri gibi, güvenliklerinin de önemli olduğunu sürekli vurgularlar.

*

Görevleri iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek olan bilge aydınlar, birbirleriyle savunulmaz olanı savunmak için değil, savunulmayanı savunmak için yarışırlar. Ancak dünyanın hiçbir yerinde, bilge aydın olmak demek, her yerde, her şeye karşı olmak demek değildir. Çağından sorumlu her bilge aydın, Aristo gibi "Platon"u severim, ancak gerçeği daha çok severim" demek zorundadır.Dünyanın bütün bilge aydınları, insanlık tarihinin her döneminde, "gerçek güzeldir, güzel gerçektir" demişlerdir. Gerçeği arayan bilge aydın, sürekli lav püskürten yanardağ gibi, sürekli düşünce üretir.

*

Gerçeğin ateşinden geçmeyen aydın aydın değildir.

*

Balık sudan, aydın toplumdan ayrı yaşayamaz.

*

İnsan silahla değil bilge aydınla değişir.

*

Değişen her insan dünyayı değiştirir.

*

İnsan dünyanın özü ve özetidir.

12 Ekim 2023, 13:03

HER ÜLKEDE KESİNTİSİZ SAVAŞTAN ÖNCE KANT'IN "SÜREKLİ BARIŞ"INI İSTEYEN BİLGE YÖNETİCİLERİN ÖZLEMİ ÇEKİLİYOR

Büyük dinlerin ortaya çıktığı, insanlığın bilinen beş bin yıllık, birikimine dayanan kültürler, bir ekseninde savaşlar, bir ekseninde barışlar olan, dünya tarihini oluştururlar. Dünyayla yaşıt olan kültürler, Habil’den ve Kabil’den beri hem savaşıyorlar, hem yarışıyorlar. İnsanlık tarihinde savaşsız geçen bir yüzyıl görülmez. Bu yüzden Yirmibirinci yüzyılda da savaşlar birbirini izliyor. Bütün ülkeleri şemsiyeleri altında toplayan B.M. gibi uluslarüstü kuruluşlar da savaşları önleyemiyor.

*

Yaşanan yüzyılın en büyük, en önemli sorunlarının başında, sürekli savaş dünyasından, kesintisiz barış dünyasına geçme geliyor. Geçiş sürecinin sancısız olması için, üretim gücü büyük olan ülkeler başta olmak üzere, dünyadaki bütün ülkelere, önemli görevler düşüyor. İster büyük, ister küçük olsun her ülke, savaşların karşısında, barışların yanında olma sorumluluğu taşıyor. Sorumluluğunu yerine getirmeyenler, istemeden savaş isteyenlere destek oluyorlar.

*

Batı düşüncesinin temel taşlarından Immanuel Kant’ın, “Sürekli Barış” deneamesi, Avrupa Birliği’nin oluşmasında, ana kaynaklardan biri olur. Dünyanın her yanında düşünürler tarafından, Clausewitz’in “Topyekün Savaş” kuramına karşı, Kant’ın “Topyekün Barış” kuramının benimsenmesi, barış yolunda atılması gereken adımların başında yer alıyor. Çünkü barış dünyasının temellerini, işleri savaş olan askerler değil, işleri barış olan düşünürler atarlar.

*

Kare dünyada insanlığın geleceği, sürekli savaşla değil, kesintisiz barışla güvence altına alınır. Gelecekteki savaşların önüne, savaş kültüründen daha çok barış kültürüne, yeni açılımlar kazandıranlar geçerler. Her dönemde insanlar, savaş kültürünü zenginleştirmeye, barış kültürünü zenginleştirmekten çok daha büyük önem verirler. Yönetimlere barışı sevdirmek, savaşı sevdirmek daha zor gelir. Bunun için tarihe damgalarını, barış yüzyıllarından önce savaş yüzyılları vururlar.

*

Yönetim katına “vurana elsiz” ve “sövene dilsiz” olmayı öneren, insanların dünyaya savaş için değil, barış için geldiklerini söyleyen, Yunus gibi düşünenler, “barış barış bilmektir”, “barış hayatı bilmektir”, “barış insanı bilmektir”, "barış dünyayı bilmektir" diyerek, bütün insanlığa barış getirirler. Dünyada insanın değerini ve görevini bilmeyenler, yalnızca savaşmayı bilirler, "savaş her şeydir", "savaşı kazanmak için her yola başvurulur" derler. Ancak dünyada savaş küçük, barış büyük cihat eylemidir.

*

Dünyada insanın gücünü kavrayanlar, barışının gücünü kavramakta güçlük çekmezler. Bu yüzden dünyanın her ülkesinde barıştan uzaklaşanlar, ekonomik ve kültürel hayattan uzaklaşırlar. Barış dönemlerinde gençler yaşlıların, savaş dönemlerinde yaşlılar gençlerin ölümlerini görürler. Her genç ölümle, yalnızca yakınları değil, bütün insanlar birlikte ölürler. Doğal hayatta savaşla barış arasında, eşsiz bir uyum ve kusursuz bir denge bulunur. Uyumu ve dengeyi bozanlar, yeni savaşların tetikleyicileri olurlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde savaşların üstesinden, bilgelikle silahlanan bilge yönetiler gelirler.

*

Dünyada savaşlar güçleri büyük, barışlar bilgelikleri büyük olanlardan kaynaklanır.

*

Her insan yönetici, Cehennem’e değil, Cennet’e çevirme sorumluluğu taşır.

13 Ekim 2023, 11:52

TÜRK VE İSLAM ÜLKELERİNİN KATILIMCI DEMOKRATİK YÖNETİM ARAYIŞLARI DÜNYA İÇİN HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR

Amerika'nın Ortadoğu'ya Atina demokrasisi götürmek bahanesiyle, petrol ülkesi Irak'ı işgal etmesi, dünyadaki demokrasi tartışmalarının merkezini değiştirmiştir. Artık dünyada “Batı Merkezci” bir demokrasiden daha çok “Doğu Merkezci” bir demokrasi tartışılıyor. Arap “Demokrasi Baharı”nın Mısır'da “Zorbalık Kışı”na dönüşmesi, İslam dünyasındaki demokrasi tartışmalarına yeni açılımlar kazandırmıştır. Dünyada yalnızca Atina demokrasisinin olmadığı, Medine demokrasinin de olduğu bütün ülkelerin gündemine girmiştir.

*

Dünyada “Atina^ya dayanan, seçmen ayrımı gözeten demokrasi” tartışmalarının yerine, “Medine^ye dayanan seçmen ayrımı gözetmeyen demokrasi” tartışmaları geçmiştir. Medine'nin, kısa zamanda Endonezya'dan Endülüs'e, bütün dünyayı bir hilal gibi kuşatan, özgün ve parıltılı dünyasının temellerindeki demokratik değerler, bütün sosyal bilimlerin ana araştırma alanı olmuştur. Dünya Andre Gunder Frank'ın kitabının adıyla söylenirse: “Yeniden Doğu”ya yönelmiştir. Gazze'nin yerle bir edilmesinden sonra, Ortadoğu'da, dünya tarihi yeniden yazılacaktır. Fazlur Rahman'ın kavramlaştırmasıyla, Ortadoğu'nun en önemli araştırma ve tartışma konusu, demokrasinin “meşrulaştırılması” değil, “keşfedilmesi” olacaktır. Ortadoğu kendi demokrasini,kendi kültürüyle,kendisi inşa edecektir.

*

Dünya demokrasi tarihinde, yalnızca “Avrupa Odaklı” bir süreç yoktur. Doğu'dan Batı'ya doğru, birlik içinde farklılığı içselleştiren, farklılık içinde birliği yaşatan çoğulcu, bütün ve sürekli bir tarih vardır. Bu bağlamda, Tarihçi Marc Bloc'un vurguladığı gibi: “Avrupa tarihi diye bir tarih yoktur, var olan yalnızca dünya tarihidir.” Tarih için doğru olan, demokrasi için de doğrudur. Var olan, Atina ve Medine demokrasisinden önce demokrasidir. Demokrasinin ilkeleri ülkelerinden önce gelir. O ilkeler İslam'ın ilkeleriyle çatışmaz.

*

Medine demokrasinin odak noktasında, iyilikleri özendirmede ve kötülükleri önlemede, birbirleriyle yarışan “Erdemli Herkese Demokrat İnsan” yer alır. Kötülükle yarışan insanlar, kötü insanların sayılarını, iyilikte yarışan insanlar, iyi insanların sayılarını çoğaltırlar. Bu yüzden, iyilikte yarışmanın olmadığı bir demokraside, hiçbir alanda hiçbir gelişme olmaz. Medine Demokrasisi: Uzun soluklu bir iyilikte yarışmadır. İyilikte yarışanları seçme, sıralama yolu ve yöntemidir. Seçilenler, seçenler tarafından sürekli denetilirler. Herkes birbirine hesap vermek zorundadır.

*

İster Doğu'da olsun isterse Batı'da, demokraside mükemmeli arama süreci, statik bir süreç değil, dinamik bir süreçtir. Demokratik süreçte, gelen yılların geçen yıllardan daha iyi olması için, yoksulluğun ve yolsuzluğun üstesinden gelinerek, ekonomik, siyasal ve kültürel özgürlük alanlarının genişletilmesi çok önem kazanır. Demokratik zenginleşme olmadan, ekonomik zenginleşme olmaz. Toplumun iki ayrı eylem alanı, karşılıklı iletişim ve etkileşimle, birbirini besler büyütür.

*

Demokratik süreçte “Yerel Düşünen Küresel Davranan” her ülke, kendi demokrasini kendisi zenginleştirir. Demokratikleşme süreci hızlandıkça, ayrışmanın yerine yardımlaşma geçer, çatışma uzlaşmaya dönüşür. Bilgi bilgeliğe evrilirken, düşünce eyleme, eylem sevgiye evrilir. Sevgiyle silahlananlar, demokratik sürecin en güçlü, en önemli, en etkili mimarları olurlar.Seçilenler seçenlere meydan okuyamazlar. Demokrasinin dili çok açıktır, çok yalındır.Demokrasilerde seçilenler, seçenlere hesap verirler.

*

Demokratik yönetimlerde, çoğunluk toplumun vicdanıdır.

*

Sevgiyle silahlanan çoğunluk, yanlışta birleşmez.

*

Seçimlerde oy, kurşundan çok daha etkilidir.

14 Ekim 2023, 11:59

İSRAİL İSLAM DÜNYASININ KALBİNE SAPLANMIŞ BİR HANÇERE BENZER

Ülkelerin iç ve dış politikadaki ağırlıkları, önemli nüfus ve üretim gücüne sahip olmalarından kaynaklanır. Bunun için, ülkelerde büyük şehirler, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın ana dinamiğini oluştururlar. Şehirler ülkelerin ekonomik gücünün olduğu kadar entellektüel gücünün de, en göze görünür göstergeleridir. Büyük şehirleri olmayan ülkelerin, etkili iç ve dış siyasal güçleri olmaz.

*

Ortadoğu''nun kalbine bir hançer gibi, saplanan İsrail, dünyanın ne kadar büyük ordusuna sahip olursa olsun, uluslararası ilişkilerde sözü olan bir ülke olamaz. Tevrat bir ırkın kutsal kitabı, Yahudilik de Yakupoğulları''nın dinidir. Müslümanlık ve Hristiyanlık evrenseldir, her soydan, her renkten insanın katılımına açıktır. Yahudilerde ise, anne önemlidir. Annesi Yahudi olmayan Yahudi olamaz.

*

Yahudilerin milliyetçileri Siyonistler, mavi Nil ile yeşil Fırat arasında güçlü İsrail devletinin rüyası görürler. Ancak ikibin yılda, bütün dünyaya dağılmış Yahudilerin onbeş milyonluk bir nufusa ulaşmaları, Kıyamet''e kadar büyük devlet olmalarının mümkün olamayacağını göstermektedir. Zaten İsrail Filistin topraklarındaki varlığını, Amerika''nın kayıtsız şartsız desteğiyle sürdürmektedir. Amerika''da İsrail''den daha çok Yahudi yaşamaktadır.Siyonistlerin Kudüs'ü New York'tur.

*

İsrail''in Filistin'e silah saldırılarının arkasından açıkça ortaya çıktı ki, silah gücüyle ülkelerin varlıklarını korumalarının dönemi kapanmıştır. Ülkelerin gelecekteki en büyük güvenceleri, ordularından önce genç nufuslarıdır. İsrail gibi, Filistinlilerle içiçe yaşayan, belirli bir nüfus büyüklüğüne ulaşmayan ülkelerin, silah gücüyle varlıklarını korumaları mümkün değildir. İsrail''in en büyük tehdit sınırları içinde yaşayan Filistinlilerdir.

*

İsrail iç ve dış politikasını Yahudi geleneği değil, Yirminci Yüzyıl''ın en büyük, en bulaşıcı hastalığı olan ırkçılık belirliyor. Irkçılığın anası da Nazizm''dir. Filistin topraklarını kan ve gözyaşı göllerine çeviren, dünyanın en kanlı ırkçılık hareketlerinden biri Siyonizm''dir. Nazizm''i aratmayan Siyonizm, son iki yüzyılın en kanlı, en dehşet verici ırkçılık hareketidir. Yahudiler Nazilerin uyguladıkları soykırımın, çok daha büyüğünü Filistinliler''e uygulamaktadırlar.

*

İsrail izlediği ırkçı politikalar yüzünden büyük bir yalnızlığa itilerek, bütün ülkeler tarafından dışlanmaktadır. Bunun için, Batı ülkelerinden Yahudiler''in İsrail''e göçü büyük ölçüde durmuştur. Gelecek yıllarda, Yahudiler İsrail''de, nufustaki çoğunluklarını yitireceklerdir. Ayrıca dünyada Yahudi diasporasını aratmayacak, bir Filistin diasporası da oluşmuştur. Osmanlı coğrafyasında ve Endülüs'te, Müslümanlarla Yahudiler yüzyıllarca bir arada yaşamışlardır. Ancak hiçbir zaman İslam dünyasında bir Yahudi düşmanlığı olmamıştır.

*

Siyonizm Gazze'de, bütün dünyayı karşısına almıştır.

*

İsrail kendi bindiği dalı kendisi kesmektedir.

*

İsrail geleceği bilinmeyen bir ülkedir.

15 Ekim 2023, 11:50

Mavera Dergi'sinin gücü,kurucularının hepsinin eşitler arasında birinci olduğu bir takım dergisi olmasından kaynaklanır

Mavera Dergi'sinin gücü,kurucularının hepsinin eşitler arasında birinci olduğu bir takım dergisi olmasından kaynaklanır. Takımlar üyelerinin tek tek güçlerinin toplamından çok daha büyük bir güç doğururlar.Takımlarda iki kere iki dört olmaz yedi olur.

15 Ekim 2023, 12:16

KENDİNE DEMOKRAT DEMOKRASİ DÜŞMANI AMERİKA'NIN ORTADOĞU'DA DEMOKRATİK DAVRANMASI BEKLENMİYOR

Coğrafi sınırların önemini yitirdiği, kare dünyanın siyasal gücü, ülkelerin siyasal güçlerinin tek tek toplamından çok daha büyüktür. İster Amerika, ister Çin olsun, hiçbir ülkenin tek başına ekonomik, siyasal, kültürel gücünü pekiştirmesi ve geliştirmesi mümkün değildir. İki kutuplu dünyanın, çok kutuplu dünyaya dönüştüğü, ikibinli yıllarda, yalnız yaşayan ülkelere yer yoktur. Kare dünyada yalnız yaşamak, her alanda fırsatların kapılarını kapatırken, tehditlerin kapılarını açar.

*

Kare dünyadaki köklü dönüşümler, ülkeleri temsili demokratik yönetimlerden, katılımcı demokratik yönetimlere evrilmeye zorluyor. Bütün köşeleriyle, kare dünyada tarihin akışının değiştirilmesi, katılımcı, demokratik bir siyasal yönetimin oluşturulmasına bağlıdır. Çok kutuplu dünyada, Çin ve Rusya başta olmak üzere, Batı dışındaki ülkelerin, katılımcı demokrasi yolu, bilgi ve bilgelik isteyen uzun ve ince bir yoldur.

*

Batı'lısı ve Doğu'lusuyla, dünyadaki bütün ülkeler, bir demokratik davranma sınavından geçerken, demokrasi de, özellikle Ortadoğu ülkelerinde, bir yeterlilik sınavına hazırlanıyor. Batı ülkeleri, Şili''den Cezayir''e, Türkiye''den Mısır''a, hiçbir ülkede, seçilmiş yönetimlerin yanında yer almamıştır. Onlar her fırsatta yalnızca kendilerine demokrat olduklarını gösterirler. Batılılar demokrasi dışı yönetimleri silahlandırarak, kendilerini zenginleştirirken, hedef göstertirdiklerini de yoksullaştırırlar.

*

Batı dünyasında demokratlık, Ortadoğu''da da, demokrasi sınanıyor. Biri bitmeden biri başlayan Ortadoğu savaşları ve Ukrayna''da,Filistin'de devam eden savaş, bölge ülkeleri yanında, dünyadaki her ülkeyi etkiliyor. Yalnızlığın olmadığı kare dünyada, iki ülkenin savaşı, bütün ülkelerin savaşıdır. Savaşlar dünyanın her yanında, ekonomik yapıyı altüst eden büyük depremlerin tetikleyicileri oluyorlar. Kare dünyada, Avrupa''da Berlin Duvar'ları yıkılırken, Ortadoğu''da yeni Berlin Duvar'ları inşa ediliyor.

*

Ortadoğu''da, İslam ve demokrasi birbirinin alternatifi olmadığı gibi, birbirinin düşmanı da değildir. Batı dünyasının gerçekleştirmek istediği gibi, Ortadoğu''da İslam''ın değerlerinden arındırılmış bir demokratik yönetimin, yaşatılması mümkün değildir. İslam derin tarihsel değerleriyle, demokratik ilkelerin dışında değil, onların çok daha üstündedir, çok daha önündedir. Ortadoğu''nun ana sorunu: Peygamber Medine''sinde yaşamaktan önce, Peygamber Medine''sini bugüne taşımaktır.

*

Batı demokrasisi için Atina simgesel bir önem taşır. Ortadoğu demokrasisi için ise, Medine zamanı ve mekanı aşan bir değerler bütünüdür. Tarihin derinliklerindeki gerçekler, hiçbir zaman değişmezler, ancak gerçeklerin yorumu, her zaman değişirler. Her ülke kendi demokrasisini ve kendi gerçeğini kendisi inşa eder.

*

Ortadoğu''da barış için demokrasi gereklidir, ancak yeterli değildir. Nasıl Avrupa Atina''yı içselleştirdiyse, Ortadoğu da Medine''yi içselleştirecektir. Batı''nın ya İslam, ya demokrasi dayatmasına karşı, Ortadoğu hem İslam, hem demokrasi demek zorundadır. Ortadoğu kendine dönerek, değerlerini koruyacak, dünyaya açılarak, kendini yenileyecektir. Ortadoğu''dan önce, Batı demokrasi imtihanından geçiyor.

*

Dünyada demokrasinin en büyük düşmanı Amerika'dır.

*

Amerika ve Avrupa, yalnızca kendine demokrattır.

*

Eli kanlı zorba Batı, demokrasiyle yenilecektir.

16 Ekim 2023, 10:59

SAVAŞLARA HAYIR DEMEK YENİ PİCASSO'LARIN İŞİDİR

İnsanlar topraktan gelmişlerdir, kendilerine verilen zaman tamamlanınca, yeniden toprağa döneceklerdir. Dünyada beş bin yıllık insanlık tarihine bütün olarak bakıldığında, dünyanın insanlara ait değil, insanların dünyaya ait oldukları görülür. Bu yüzden, ne Doğu"da, ne de Batı"da, ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir ülke, dünyanın tek sahibi olamaz. Dünya bütün dünyalılarındır.

*

Dünyayı bütün dünyalılar için, yaşanır kılacak olanlar, savaşların şahinlerinden daha çok barışların güvercinleridir. Çünkü, savaşa hayır demesini bilen barış güvercinleri, tarihin her döneminde, barışa hayır demesini bilen, savaş şahinlerinden daha güçlü olmuşlardır. Barışlar yaşamaya ve yaşatmaya, savaşlar ölmeye ve öldürmeye çağrılardır. Bunun için, kanlı barış, kansız savaş yoktur.

*

Bütün dünyada savaşa hayır diyenlerin başında büyük bilgeler gelir.Picasso"nun Guernica tablosu, dünyada barış karşıtlığının simgesidir. İspanya iç savaşında, Guernica"nın yerle bir edilmesinin ardından Picasso tarafından, öldürülen insanları anmak ve anılarını yaşatmak için yapılmıştır.

*

Savaş uçakları geliştirildikten sonra, bütün yıkımlar, gece saatlerinde yapıldıkları için, Picasso tabloyu gündüz ve gecenin simgesi, siyah ve beyaz yapmıştır. Tabloda insan gözüne benzeyen ışık kaynağı, yüzyılların içinde oluşan ve sanatçıların yeni boyutlar kazandırdığı, savaşa karşı ortak bilinci yansıtır.

*

Dünyada savaşlar politikanın cephelerde devamı olmaktan çıkmıştır. Yeni dünyanın savaşları, savaşa evet diyenlerle alanlarında değil, savaşa hayır diyen bilgelerle barış alanlarında yapılıyor. Dünya barışının güvencesi,Güvenlik Konseyinin üyelerinden önce dünyanın her yanındaki büyük bilgelerdir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün savaşların faturasını, savaş kararı alanlar değil, savaşlardan en büyük zararı gören toplumlar öder. Savaşları devletler başlatır milletler durdurur. Dünyanın her kıtasında savaşla var olan devletler, savaşla yok olurlar. Savaşta kılıçlarla yürüyenler,kılıçlarla durdururlar.

*

Dünyada devletlerin estirdikleri savaş fırtınaları, sevgi yüklü sanatçılarla barış rüzgarlarına dönüşür.

*

İnsanlar dünyaya Yunus'un dediği gibi, savaş yapmaya değili, barış yapmaya gelmişlerdir.

*

Savaşta her az, her zaman çoktur. Yaşanılan hayat savaşla değil, barışla korunur.

17 Ekim 2023, 12:58

İSTANBUL ÜÇ KITA'NIN ÜÇ DENİZ'İN YENİ GÜÇ MERKEZİDİR

Yirmibirinci yüzyılın başındaki gelişmeler, Türkiye'nin bütün kurumlarıyla, bütün kuruluşlarıyle yeniden yapılanmaya zorluyor. Üretimde ve yönetimde köklü değişikliklerin olmasıyla, Türk ve İslam dünyası, yardımlaşma ve dayanışma yolunda, önemli adımlar atıyor. Anadolu'nun bin yılık tarihi yeniden yazılması, yeniden yorumlanması hayati önem kazanıyor.

*

Üç kıtada köklü bir dönüşümün yolu, Ankara''dan değil, İstanbul''dan açılır. Bu yüzden, anayasanın bütünüyle elden geçirilmesi gerekir. İstanbul'un yeniden düşünce ve eylem merkezi olmasında,ekonomik, siyasal, kültürel altyapının hazırlanması, yapılması gereken çalışmaların başında geliyor.

*

Brüksel''in hem Belçika''nın, hem AB''nin başşehri olduğu gibi, İstanbul da Türkiye ile birlikte Türk ve İslam dünyasının başşehri olmalıdır. Bakü, Taşkent, Aşkaabat, Saraybosna, Kahire, Tahran ve Beyrut Ankara''dan daha çok İstanbul''a kulak verirler. İstanbul'da olan ülkelere, "Üç Kıta"nın, "Üç Deniz"in kapıları açılır.

*

İstanbul, Atina ve Roma gibi geçmişte kalan medeniyetleri değil, yaşayan medeniyetleri temsil ediyor. Bu yüzden, İstanbul, Atina ve Roma gibi tükenmemiş, durdurulmuştur. Tükenen bir medeniyet küllerinden yeniden doğmaz. Ancak İslam gibi sağlam kaynaklara sahip bir medeniyet, durdurulduğu Kudüs'ten, tekrar yürümeye ve güçlenmeye başlar.

*

Almanya iki büyük savaştan sonra, yeniden yapılanarak, dünyanın, en büyük ekonomilerinden biri haline gelmesini bilmiştir. Berlin duvarının yıkılmasıyla Almanya''nın ilk yaptığı iş, başşehirini Bonn''dan Berlin''e taşımak olmuştur. Çünkü Almanya''nın kültür ve ekonomi merkezi Berlin''dir. Berlin''siz bir Almanya düşünülemez.

*

Aynı şekilde Türkiye''nin kültür ve ekonomi merkezi Ankara değil İstanbul''dur. İstanbul''suz bir Türkiye AB ülkeleri arasında çok zayıf kalır. Türkiye İstanbul olmadan kültürel alanda olduğu gibi, ekonomik alanda da bir varlık gösteremez. İstanbul'un bir ayağı Asya'da, bir ayağı Avrupa'da gözü Amerika'dadır. İstanbul'da Doğu ve Batı altın oranda harmanlanır.

*

İstanbul''la Avrupa, Rönesans''ta Endülüs''te bulduğu kaynağı, yeniden keşfetme imkanına kavuşacaktır. İstanbul Türkiye ile birlikte bütün ülkelere de büyük bir dinamizm kazandır. İstanbul Asya'nın,Afrika'nın, Avrupa'nın güç merkezidir. Amerika ve Çin arasında dengeyi İstanbul sağlar. Bağdat'ın, Şam'ın, Konya'nın, Kurtuba'nın birikimi İstanbul'da toplanır.

*

İki dünyayı buluşturan İstanbul olmadan, Kudüs Atina'yı içselleştiremez.

18 Ekim 2023, 11:57

Kudüs'ü kolundaki bir saat gibi, ceketinin yakasındaki bir rozet gibi taşıyan, Kudüs için eylem yapıyorum,…

Kudüs'ü kolundaki bir saat gibi, ceketinin yakasındaki bir rozet gibi taşıyan, Kudüs için eylem yapıyorum, öyleyse varım diyen NURİ PAKDİL'e, Mescid-i Aksa şiirin yazan Akif İnan'a rahmet okunması dileğiyle.KUDÜS AĞLARKEN AMERİKA'DA VE İSRAİL'DE KİMSE GÜLEMEZ. İşgal edenler işgal edilirler. Tel Aviv'i Filistinliler, Washington'u Amerikalı Afrikalılar işgal edecekler.Tarihin akışı uçak gemileriyle değiştirilemez.

18 Ekim 2023, 12:29

AMERİKA'NIN ŞARTSIZ DESTEĞİYLE GAZZE'DE İSRAİL BÜTÜN İNSANLIĞI DÜNYANIN GÖZLERİ ÖNÜNDE BİNLERCE DEFA ÖLDÜRDÜ VE ÖLDÜRMEYE DEVAM EDİYOR

Osmanlı Kudüs MüftüsüHaşim El-Hüseyni, şehiri 1918'de İngiliz General Edmund Allenby'ye teslim ettikten sonra, Ortadoğu'da dört yüzyıl süren “Osmanlı Barışı” sona ermiştir. O yıldan bu yana, bütün Ortadoğu'da, Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Edvard Munch'un, “Çığlık Tablosu”nda tuvale yansıttığı, çığlığın dehşetini yaşıyorlar. Kudüs'te barışın yollarını kapatan Batılılar, savaşın yollarını açtılar. Savunmasız kalan Ortadoğu'da, kardeşler yüzyıllarca süren kardeşliği kendi evlerinde öldürdüler.

*

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Fransa'nın ve İngiltere'nin gelmesiyle, Ortadoğu'nun kültürel dokusu ve siyasal yapısı dinamitlenmiştir. Soğuk Savaş ertesinde Amerika'nın Irak'a, Rusya'nın Suriye'ye silahlı güçleriyle, müdahaleye kalkışması, Ortadoğu'daki Osmanlı kardeşliğiyle birlikte, demokratikleşme hareketlerine de, en büyük darbeyi vurarak, bütün kazanımları yok etmiştir. Batılı ülkelerin körüklediği din, mezhep ve ırk ayrımcılığı, Ortadoğu'da çok kanlı bir dönemin, başlamasına yol açmıştır.

*

Osmanlı Ortadoğusu'nun üzerindeki örtü kaldırılması, dört yüzyıl süren, Kudüs odaklı, başşehiri Medine olan, “Osmanlı Millet Sistemi”nin, tarihin derinliklerinden çıkarılması, Yirmibirinci yüzyıla taşınması, dünya barışı için hayati önem taşıyor. Dilleri, dinleri ve soylarıyla Ortadoğu'yu, Kudüs'ten tanıyan Michelle U. Campos'un, “Osmanlı Kardeşler” kitabı, Yirminci yüzyılın başlarındaki Kudüs'ten yola çıkarak, dünya barışının en önemli güvencesi olan, Ortadoğu üzerindeki savaş bulutlarını dağıtıyor.

*

Ortadoğu'nun güzel yılları, Batılıların savaş yılları değil, Osmanlıların barış yıllarıdır. Barışın mimarları, “Osmanlı Kardeşler” olan Müslüman'lardır, Hristiyan'lardır ve Yahudi'lerdir. Hem içerden, hem dışardan baskılarla, Osmanlı kardeşliğinin yerle bir edilmesi, Ortadoğu'nun paramparça olmasına yol açmıştır. Karşılıklı zorunlu göçler, geniş Ortadoğu coğrafyasındaki savaşların ana kaynağını oluşturmuştur. Ortadoğu'nun bütün zenginlikleri, bir şans oyununda harcanır gibi, sorumsuzca harcanmıştır.

*

Petrol denizinin üzerindeki Ortadoğu, Allenby'den bu yana, ekonomik, siyasal, kültürel zenginleşmeye, en önemlisi barışa hasret kalmıştır. Onbeşinci yüzyılda İspanya ve Portekiz Yahudilerine kapılarını açan, “İkinci Beyazıt Ortadoğu'su”, Yirmibirinci yüzyılda, savaştan kaçan göçmenlerine, Avrupa ülkelerinin kapılarını açmasını bekliyor. Avrupaların geçen yüzyılda, Ortadoğu'ya getirdikleri çözümleri, gelen yüzyılda üstesinden gelinmez sorunlar haline gelmiştir. Büyük Haydut Devlet Amerika'nın akılalmaz sınırsız desteğiyle, Haydut Devlet İsrail barış coğrafyası Ortadoğu'yu, savaş coğrafyasına dönüştürmüştür. Filistin'de her gün bütün insanlık, dünyanın gözleri önünde, bilerce defa öldürülüyor.

*

Ortadoğu'nun yeni kardeşliği: Eşitlik, özgürlük,kardeşlik odaklı, “Bir İnsan Bir Oy” diyen “Demokrasi Kardeşliği”dir, “Kazan Kazandır” diyen “Ekonomi Kardeşliği”dir. Ekonomi'siz Demokrasi güçsüzlüğün, Demokrasi'siz Ekonomi ilkesizliğin üstesinden gelemez.Ortadoğu'da geçmişten geleceğe giden yol, dağları taşları olmayan düz bir yol değildir. Osmanlı kardeşliği, tavandan tabana doğru değil, tabandan tavana doğru elbirliği,işbirliği ve güçbirliğiyle yapılarak inşa edilecektir.

*

Her insan hem yöneten hem yönetilendir. İnsanların azınlığı yönetmek, çoğunluğu yönetilmek için doğmaz. Ortadoğu dünya için, çaydaki süt ve şeker gibidir, dünyaya hem tat hem renk kazandırır. Ortadoğu'da, milliyetlerden daha çok marifetler önemlidir. Kudüs'te peygamberler arasında ayrım gözetilmez. Kudüs'te savaş olursa, Amerika'da barış olmaz.Kudüs'ü işgal edenler, işgal edilirler.

*

Kudüs bütün “İbrahim Mileti”nin başşehiridir.

*

Mekke Ademoğullarının ana yurdudur

*

Kabe tarihin sıfır noktasıdır.

19 Ekim 2023, 12:22

AYRILIŞININ YENİ BİR YIL DÖNÜMÜMDE KUDÜS'Ü GÖĞSÜNDE KURŞUN GİBİ TAŞIYAN NURİ PAKDİL'İ RAHMETLE ANMAK

Kudüs'ü elinde meşale gibi taşıyan, Kudüs sevdalısı, “Eylem yapıyorum öyleyse varım” diyen Nuri Pakdil, eylem yüklü düşünceleriyle, öncülüğünü ve kuruculuğunu yaptığı Edebiyat dergisiyle, Kapitalizm'in ve Komünizm'in rüzgarına kapılmamıştır. O büyük bir çoşkuyla, Necip Fazıl'ın Büyük Doğu'sunun, Sezai Karakoç’un Diriliş'inin geleneğini sürdürmüştür. Onları "Yedi Güzel Kurucu"su olan Mavera Dergisi izlemiştir.

*

Ardından gelen kuşaklara, düşüncesini servet, eylemini miras olarak bırakan, dünyayı kan denizine dönüştüren,Amerika'nın, İsrail'in "Çağdaş Macbeth"leri döneminde Pakdil, "Antifiravunist, Antikapitalist, Antikomünist, Antiemperyalit" tavır sergilemiştir. Pakdil Necip Fazıl'ın "İhtilal" kitabında, tarihsel, düşünsel ve eylemsel boyutlarıyla, ele alarak arkaplanını anlattığı, “Sapına kadar İslam Devrimcisi” olmuştur. İslam devrimcisi olarak Pakdil, oyunu hep Mekke'ye, Medine'ye, Kudüs’e vermiştir. Ve ömrü boyunca oyunu, hep İslam'dan, yana kullanmıştır

*

Pakdil’in ömrünü verdiği Edebiyat dergisi, denemeleriyle, şiirleriyle, öyküleriyle, çevirileriyle bir kuşağın, düşünce ve eylem dünyasına, yeni kavramlar, yeni bakışlar, yeni açılımlar, kazandırmıştır. Pakdil Fransızca yazan dünyadan yaptığı çevirilerle, Türkiye’nin düşünmesini ve eylem yapmasını bilen kuşaklarına, Batı edebiyat dünyasıyla birlikte, Arap edebiyat dünyasıyla tanıştırmıştır. Onların yerelleşerek küreselleşmelerinin, küreselleşerek yerelleşmelerinin yolunu açmıştır. Herkesin evinde bir Mevlana köşesi olmalı diyerek, Mevlana'nın pergel stratejisini izlemelerini önermiştir.

*

Pakdil hayatı boyunca, "Tek Parti Yönetimi"nde, baskıyla, şiddetle kasırgaya dönüşen yabancılaşma, rüzgarlarına karşı durmuştur. “Servetim ve mirasım eylemdir” diyerek, şiirleriyle, denemeleriyle, günlükleriyle, oyunlarıyla, Maraş’tan, Ankara’dan, Eskişehir’den, İstanbul’dan bütün dünya şehirlerine, büyük “Düşşel Yürüyüş”ler düzenlemiştir. O Tarık Bin Ziyad gibi, bütün gemileri yakarak, eylemi ceketinin yakasında, bir rozet gibi değil, omuzunda bir mavzer gibi taşımıştır.

*

Pakdil'in yolu hiçbir zaman kalabalıkların yolu olmamıştır. O her zaman Necip Fazıl gibi: “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak" demesini bilmiştir. Düşünceyi servet, eylemi miras olarak görmüştür, bütün insanlığın peşinde koştuğu, kirli mülkiyete her zaman karşı durmuştur. Tapulu bir mülk sahibi olmadan, aklının ve alnının terinin karşılığından fazlasına özenmeden, ömrünü tamamlamıştır, "Yitik Cennet"teki tapulu ana yurduna ve baba evine dönmüştür.

*

Pakdil bir ömür yılmadan, sürdürdüğü düşünceleriyle, eylemleriyle çağını sorgulamıştır. Sorgulanmayan çağlarda hiçbir gücün, barışın öncülüğünü yapamayacağını, savaşların üstesinden gelemeyeceğini, bıkmadan, usanmadan sürekli tekrarlamıştır. O hayatı sorgulamayan aydınların, hayatı yaşanır kılamayacaklarını durmadan vurgulamıştır. Ve bütün gücüyle Yeni Hitler'lere, Yeni Mussolini'lere, Yeni Stalin'lere karşı, insanı savunmuştur.

*

Atıf Bedir'in çok sevilen kitabının ismiyle tekrarlanırsa, seküler saldırılar karşı Nuri Pakdil, "Direniş Hattında Bir Devrimci" olmuştur. Ancak onun devrimciliği, dinleri toplumların "afyon"u olarak gören peygamberleştirilenlerin devrimciliği değildir, hayatları pahasına dinleri savunan peygamberlerin devrimciliğidir. İbrahim'lerin Nemrut'lara, Musa'ların Firavun'lar karşı verdikleri büyük savaşlar yanında, bütün savaşlar çok küçük kalırlar.

*

Nuri Pakdil Habil'le, Kabil'le başlayan savaşta, Habil safında direnen, inanmış, hiçbir alanda, hiçbir ödün vermeyen, kararlı "Allah önünde her varı yok gören" bir "İslam Devrimcisi"dir. Onun yüzü Atina'ya,Roma'ya, Moskova'ya,Washington'a,Brüksel'e değil, Mekke'ye,Medine'ye,Kudüs'e dönüktür.Onun bilgi ve bilgelik dünyasında, Adem Peygamber'in şehiri Mekke, Muhammed Peygamber'in şehiri Medine, İbrahim Peygamber'in şehiri Kudüs,tartışılmaz bir tutar, vazgeçilmez bir önem taşır.

*

Yirmibirinci yüzyılda barışının mimarları, Atina'nın Filozof'larının yolundan giden seküler dünyanın devrimcileri değil, Kudüs'ün Peygamber'lerinin yolundan giden, kutsal dünyanın devrimcileri olacaktır.Onlar Tur Dağı'nda Musa ile, Gökyüzün'de İsa ile, Miraç'ta Muhammaed ile savaş dünyasını barış dünyasına dönüştürerek, "Yitik Cennet"e giden yolu açacaklardır.Onların silahları omuzlarında taşıdıkları mavzerler değil, ellerinde taşıdıkları "Öldürmeyeceksin, suçsuz bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürür" diyen Kutsal Kitap'ları olacaktır.

20 Ekim 2023, 12:18

HER İMPARATORLUK GİBİ "YENİ ROMA" İMPARATORLUĞU AMERİKA DA YIKILACAKTIR

İnsanlığın tarihi, Ademoğullarının tarihidir. Ademoğullarının tarihi, medeniyetlerin tarihidir. Medeniyetlerin tarihi, savaşların tarihidir. İnsanlık tarihinin başından bu yana, Habil''in nesilleriyle, Kabil''in nesilleri, iktidar savaşı veriyorlar. Medeniyetler arasındaki silahlı ve silahsız güçlerin savaşı, Kıyamet gününe kadar ara vermeden devam edecektir. Hiçbir medeniyetin, küresel savaşın dışında kalması mümkün değildir.

*

Medeniyetler arasında silahlı ya da silahsız savaşlar olmasaydı, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, büyük dönüşümler yaşanmazdı. Bu yüzden, İbn Haldun''dan Arnold Toynbee''ye, Max Weber''den Samuel Huntington''a kadar yüzlerce düşünür, medeniyetlerin ortaya çıkışları, gelişmeleri, birbirlerine etkileri, başarıları, güçlerini yitirmeleri ve çöküşlerine ilişkin, kalıcı çalışmalar yapmışlardır.

*

Medeniyet ve kültür, çoğu zaman birbirleriyle aynı anlamı taşıyan, eşdeğerli iki ana kavramdır. Medeniyet denilince kültür, kültür denilince medeniyet akla gelir. Ancak medeniyet kavramı, daha kapsayıcıdır.İslam ya da Batı medeniyeti denildiğinde, medeniyete katkıda bulunan, bütün bir dünya söz konusudur. Bu yüzden, ünlü Akdeniz tarihçisi Fernand Braudel''e göre, medeniyet “bir kültürel özellikler ve olgular toplamıdır”.

*

Her medeniyet, kendisinden önceki dünya kültürünü özümsediği ve içselleştirdiği ölçüde, kalıcı ve uzun ömürlü olur. İslam medeniyeti, kendisinden önce gelen Mısır, Yunan ve Roma kültürlerini içselleştirerek, büyük bir zenginlik kazanmıştır. Aynı yolu Batı medeniyeti izledi. Batılılar İslam medeniyetinin eşsiz kültür hazinelerini içselleştirerek, bugünkü Avrupa medeniyetini, benzeri görülmedik bir ekonomik güce ulaştırdılar.

*

Medeniyetlerin hiç bitmeyecek savaşlarında, her ülke kendisini, Osmanlı Devleti gibi,“Ölümsüz Devlet” olarak görür ve “medeniyet körü” olmaktan kurtulamaz. Ölümsüzlüğüne güvenen ve kendisiyle “tarihin sonu”nun geldiğine inanan her devlet, değerlerini yenileyemez ve yıkılır. Roma, Moğol, Abbasi, Osmanlı, İngiliz ve Rus imparatorlukları gibi, “Yeni Roma” imparatorluğu, Amerika da yıkılacaktır.

*

Dünyanın ulaştığı yeni kültür birikimini içselleştirerek, kendisini yenilemeyen hiçbir medeniyet, ölümsüzlüğü yakalama rüyasından uyanamaz. Batı medeniyetinin ulaştığı ekonomik güç, onun uzun ömürlü olmasının bir güvencesi olamaz.Bütün dünyanın kültürel birikimine dayanan Batı medeniyeti, tek ve benzersiz değildir.

*

Dünyanın kültürel birikimi, bütün medeniyetlerin ortak hazinesidir. Medeniyetlerin ortak hazineden yararlanma savaşı sürekli ve küreseldir.Yirmibirinci yüzyılda medeniyetlerin savaşı, üniversitelerde, hastanelerde, parlementolarda ve pazarlarda, bütün hızıyla devam etmektedir.

*

Dünyada medeniyetler savaşı, değerler savaşıdır.

*

En yeni medeniyet, en eski medeniyet olandır.

*

Kutsal medeniyet,İlk Peygamber'le başlar.

21 Ekim 2023, 15:34

DÜNYA BEŞ ÜLKENİN DÖKTÜKLERİ KANLARIN HESABINI BARIŞ ŞEHİRİ KUDÜS'TE SORACAKTIR

Yirminci yüzyılın ilk yarısı Avrupa için, ikinci yarısı Ortadoğu için, yıkım yüzyılı olmuştur. Yirmibirinci yüzyılın mimarları, kutsal kültürü toplumların afyonu olarak görenler değil, hayatın kaynağı olarak görenler olacaktır. Onlar bir yanlarına Mekke’yi, bir yanlarına Medine’yi alarak, Kudüs’ten geleceğe yürüteceklerdir. İnsanların harabeye çevrilen iç dünyalarıyla birlikte, yakılan yıkılan dış dünyalarını, inşa etmenin yol haritası,kutsal kültürün kutlu kentlerindedir.

*

Dünyadaki erdemli şehirlerin, erdemli yönetimlerin anası olan kutlu şehirler, bilginin ve bilgeliğin olduğu kadar, düşüncenin ve eylemin de, asla batmayan güneşleridir. Onlar geçmiş yüzyıllarda, Avrupa’yı nasıl dönüştürmüşlerse, gelecek yüzyıllarda Amerika’yı öyle dönüştüreceklerdir. İnsanlığın bilgi ve bilgelik dünyasında Atina’nın güneşi batmıştır, Kudüs’ün güneşi doğmaktadır. Kudüs’ün ışığını dünyaya, İstanbul taşıyacaktır. Batı’ya Işık hep Doğu’dan gelmiştir.

*

Doğu kutsal, Batı seküler kültürün anavatanıdır.Roger Garaudy’nin kitaplarında altını çizerek vurguladığı gibi, Avrupa’da doğmuş, kutsal şehirleri olan, hiçbir büyük din yoktur. Kudüs Adem “Safiyyullah", Nuh "Neciyullah", İbrahim “Halilullah”, Musa “Kelimullah”, İsa “Ruhullah” ve Muhammed “Habibullah” diyenlerin şehiridir. Kudüs sevgisiyle silahlanmayanlar,bütün insanlığın kanını dökerler.

*

Kudüs’te savaş olursa, Pekin’de, Moskova’da, Brüksel’de,Tel Aviv'de Washington’da barış olmaz.Kan dökenlerin kanları dökülür.Dökülen kanlar yerde kalmazlar.Dünyanın bütün aydınları, Yirmibirinci yüzyılda, insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminin, şehirlerin anası, zamanla yaşıt, Mekke’den kaynaklandığını göreceklerdir. Bu yüzden Pakdil, “Kalbimin yarısı Mekke’dir,yarısı Medine’dir,üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır” demektedir. Mekke insanlık tarihinin sıfır noktasıdır. Medine Son Peygamber'in,Kudüs İbrahim Peygamber'in başşehiridir.

*

Uzaklık ve yakınlık farkının, ortadan kalktığı bir dünyada, büyük bir arayış içinde olan insanlığın, bilgi ve bilgelik susuzluğunu Mekke giderecektir.Mekke bütün peygamberlerden izler taşır, insanlığın atalarının şehiridir, insanlığın anavatanıdır. Batı’da kutsal kültür olarak neler varsa, hepsi Doğu’nun kutlu şehirlerinden, ödünç alınmıştır. Dünyada kutlu şehirlerin öğrencileri olanlar, seküler şehirlerin öğreticileri olacaklardır. Onlar dünyanın bütün şehirlerini, insanlık tarihinin derinliklerinde, uzun yürüyüşlere çıkaracaklardır.

*

Dünyanın eli kanlı “Beş Şehiri”nin, döktükleri kanların hesabı, kutsal kültürün, kutlu şehirlerinde sorulacaktır. Wahington’nun, Brüksel'in, Tel Aviv'in yargılanması,Kudüs’te Peygamberlerin katılımıyla yapılacaktır.

*

Amerika ve İsrail Gazze'de, döktükleri kanların hesabını er ya da geç vereceklerdir.

22 Ekim 2023, 12:47

DÜNYADA SAVAŞA KARŞI BİR OLMAYAN ÜLKELER YOK OLURLAR

Tarihsel süreçte toplumlar bulundukları yerde kalmazlar, konumlarını sürekli değiştirirler. Toplumların yapı değiştirmeleri, olumlu yönde büyümeye dönük olduğu gibi, olumsuz yönde küçülmeye dönük de olur. Tabiattaki doğal olayların, uymak zorunda olduğu doğal yasalar varsa, toplumlarda da insanların uymaları gereken toplumsal yasalar vardır. Toplumsal yasalar uzun dönemde, geçerliliklerini hiç aksatmadan korurlar.

*

Toplumsal yasalar insanların tek tek bilinçlenip, yeri ve zamanı gelince, hep birlikte hareket etmeleriyle işlerlik kazanırlar. Zamanı gelmiş dönüşümler, nasıl durdurulmazlarsa, zamanı gelmemiş dönüşümler de başlatılamazlar. Toplumsal olaylar karşısında, kısa dönemlerde insanların kişisel tepkilerinin etkileri çok sınırlı kalır. Toplumsal yasalar kişilerin tepkilerinin, toplumsal tepkilere dönüşmeleriyle, geçerlilik kazanmaya başlarlar.

*

Toplumların dönüştürücü güçleri, adil yönetimlerin güvenceleri olan devletlerden kaynaklanır. Topraklar için sular nasıl görevler yüklenirlerse, toplumlar için de devletler aynı görevleri yüklenirler. Tatlı suların toprakların üretimlelerini artırdıkları gibi, adil devletler de toplumların üretimlerini artırırlar. Bunun için Anadolu insanının kültüründe, adil yönetimin güvencesi devlete ve devlet yönetiminde, adalet dairesine büyük önem verilir.

*

Tarihin her döneminde, adil yönetimler toplumların en büyük hazineleri olmuşlardır. Türkler adaleti ekonomik ve kültürel başarıların kaynağı olarak gördükleri için, Anadolu’dan üç kıtaya açılarak, İstanbul’u dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biri haline getirmişlerdir. Adil yönetimlerin olduğu toplumlarda güvenlik, güvenliğin olduğu toplumlarda da bolluk vardır. Toplumların dönüşümünde, güvenlik dairesi, adalet dairesiyle bütünleşir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, barış ve güvenlik bütün ülkelerde, her alanda zenginlik birikmesine yol açar. Zenginlik tarih her döneminde, hem gurur kaynağı hem de savaş kaynağı olmuştur. Zenginlikleriyle kibirlenen toplumlar, dünyanın kaynaklarını paylaşmak için, birbirleriyle savaşmışlardır. Savaşlar geçmişte toplumları yoksul düşürdükleri gibi, gelecekte de toplumların yoksulluğunun ana kaynağı olacaklardır.

*

Tarih boyunca toplumların, yüzyıllar içinde oluşturdukları, adalet ve güvenlik daireleri, savaşlarla parçalanmıştır. Savaşlar toplumların bütün varlıklarını alıp götürürler. Savaşlar nükleer silahlardan daha tehlikelidirler. Dünyada bütün insanların güvenliğini, savaşlar tehdit etmektedir. Savaşların birbirlerini izlediği bir dünyada hiçbir ülkenin güvenli olması mümkün değildir. Einstein’nin dediği gibi: “Dünya ya bir olacaktır, ya da yok olacaktır”.

*

Adil yönetilen her ülke, herkesin vatanıdır. Yeryüzü bütün insanlığa vatan kılınmıştır, önemli olan, kimin yönettiği değil, nasıl yönettiğidir.

*

Dünyanın geleceği, insanlığın huzur ve güvenliği için, bütün ülkelerde savaşın şahinleri değil, barışın güvercinleri desteklenmelidir.

*

Adalet dairesinin güvenliğinden herkes sorumludur. Adil yönetilmek başta gelen temel insan hakkıdır.

23 Ekim 2023, 15:15

İSRAİL GİBİ HAYDUT DEVLETLERİ OLUŞTURDUKLARI KAN GÖLÜNDE BOĞULMAKTAN HİÇBİR ORDU KURTARAMAZ

Savaşı ve haydutluğu devlet politikası haline getiren İsrail''in yönetiminde, Kudüs "Savaşın Başehiri" haline geldi. Oysa Kudüs kelime olarak "Barış Şehiri" anlamına gelir. Tarih içinde Kudüs''ü kutsallaştıran ülkeler, onu uzun süre ellerinde tutamadıkları gibi, büyük katliamlara da yol açtılar. Yahudilerin ve Hristiyanların elinde Kudüs''te kan ve gözyaşı gölleri oluştu.

*

Dört yüzyıllık Osmanlı yönetiminde Kudüs tam bir "Barış Şehiri" oldu. Çünkü Osmanlılar için Kudüs kutsal değil, kutlu bir şehirdir. Yahudiler Kudüs''ü kutsallaştırdıkça dökülen kanlardan oluşan göller çoğalıyor. "Gazze Kasabı" İsrail Başbakanı Netanyahu bundan böyle, "Filistin Kasabı" olarak da anılacak. O yalnızca Gazze'de değil,bütün bölgede işlediği cinayetlerden yargılanacaktır.

*

Chicago Üniversitesi öğretim üyelerinden, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Hans J. Morgenthau, "Silahlı kuvvetler dış politikanın, efendisi değil aracıdır" ilkesine uyulmayan bir ülkede, başarılı ve barışçı bir dış politika izlenemez uyarısında bulunur. İsrail gibi, bir "Ordu Devlet"te, iç ve dış politikayı ordu belirlerse, o ülkenin akılalmaz cinayetler işlemekten, kurtulması mümkün değildir.

*

İsrail''in iç politikasıyla birlikte dış politikasına da generaller hakim. Başbakanları genel seçimlerle belirlenir. Ancak elli yıllık İsrail''de başbakanlar genellikle askerler arasından çıktı. Bu yüzden, İsrail iç ve dış politikada, silahtan başka araç bilmez. Filistin'n Müslüman bölgesinde, taş atan çocuklara tanklarla karşılık verir. Devlet açıkça suikast saldırıları düzenler. Kendisinde istediği insanları, istediği yerde öldürme hakkı görür.

*

Dünyanın her ülkesinde ordu savaşın, politika barışın aracıdır. Savaşta ve barışta son sözü ordu söylerse, uzlaşmaya giden yollar bütünüyle tıkanır. Çünkü ordunun ve politikanın amaç ve araçları birbirlerinden oldukça farklıdır. Son tahlilde, savaş da, barış da, bir ülkenin geleceğini güvence altına almak için yapılır. Ancak savaş yanında, barışın yolu çok karmaşık ve zordur.

*

Savaşın dili ve mantığı çok yalındır. Hedef karşı tarafın dayanma gücünü yok etmektir. Bunun için de, çocuk ya da kadın demeden, karşı tarafta yer alan herkes acımasızca öldürülür. İsrail''de Netenyahu'un yaptığı gibi, taşa karşı en ileri silahlar kullanılır. Karşı gücün en zayıf halkası, en yeni silahlarla çökertilmeye çalışılır. Bu yüzden, orduda maliyet hesabı yapılmaz. Amaç tehdit unsurunu bütünüyle yok etmektir.

*

Barışta izlenen strateji ise, savaşta izlenen stratejiden oldukça değişiktir. Barışta amaç, karşı gücü yok etmek değil, ondan gelebilecek bir tehditi, en az maliyetle bertaraf etmektir. Amaç, karşı gücün dostluğunu kazanmaktan daha çok düşmanlığını önlemektir. Ancak savaşta olduğu gibi, engeller bombalanarak yok edilmez. Engelleri aşmak için, yeri ve zamanı gelince yön değişir, ama hedef değişmez.

*

Barışta görüşme, tartışma ve karşılıklı tavizlerle yol alınır. Bu yüzden, barış savaştan daha büyük bir ustalık ister.Savaşın ciddi bir "Fayda ve Maliyet" analizi yapılırsa, kazanan ve kaybeden tarafların kayıplarının toplamı, kazançlarının toplamından çok daha fazladır. Özellikle günümüzdeki savaşlarda çoğu defa kazanan taraf yoktur. Çünkü, glokalleşen dünyada, ülkeler artık silahlı kuvvetlerle değil, silahsız kuvvetlerle ele geçiriliyor.

*

Ordular güçü de olsalar, gittikleri ülkelerde uzun süre kalamazlar. Ancak bilgi ve bilgelik, ülkeler arasında pasaportsuz dolaşır.

*

İsrail güçlü ordusuna güvenerek, Kudüs''ü "Şavaş Şehiri"ne dönüştürürse, Kudüs''le birlikte Tel Aviv''i de yitirir.

*

Kan döken, döktüğü kanda boğulur. Kana silah dayanmaz. Kan tanktan daha güçlüdür.

24 Ekim 2023, 12:17

GÜRDOĞAN: AVRUPA’NIN İSLAM’A İHTİYACI VAR

Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’ın konuk olduğu “Bir Güzel İnsan “ söyleşisi, Dr. Hasan Taşçı moderatörlüğünde edebiyatseverlerle buluştu. “Hicaz’dan Endülüs’e” kitabının konu edildiği programda Gürdoğan, Avrupa’nın İslam’a ihtiyacı olduğunu kaydederek “Avrupa Birliği ayakta kalmak istiyorsa Endülüs’teki, Kurtuba’daki tecrübeye dört elle sarılmalıdır” dedi. Esenler Belediyesi bünyesinde düzenlenen “Bir Güzel İnsan” söyleşisi, Dr. Hasan Taşçı moderatörlüğünde, Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’ın katılımıyla Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleşti. Programda, “Hicaz’dan Endülüs’e” kitabının ışığında medeniyet ve şehir kavramlarını ve bu kavramların günümüzdeki yansımaları ele alındı. Söyleşi sonunda Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’ın, “Hicaz’dan Endülüs’e” kitabı katılımcılara hediye edildi. AVRUPA’NIN GELECEĞİ ENDÜLÜS’TEDİR Programda iki önemli mekân olan Hicaz ve Endülüs’ten söz eden Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan, Dr. Hasan Taşçı’nın “Zihin dünyamızda Hicaz ve Endülüs ne ifade ediyor?” sorusuna, “Hicaz ve Endülüs bizim kültürümüzde iki önemli bölgedir. Hicaz deyince aslında hepimizin doğduğu toprak kabul edeceğimiz Mekke ve Medine, Endülüs deyince de Granada ve Kurtuba büyük önem arz etmektedir. Ayrıca Endülüs’ten bahsedip de Roger Garaudy’den bahsetmemek mümkün değil elbette. İslam Endülüs’ten tekrardan Avrupa’ya gelecektir. Avrupa’nın geleceği ise Endülüs’tedir diyen bir Fransız düşünürdür” ifadelerini kullandı. “Hicaz’dan Endülüs’e” kitabında İslam dünyasının medeniyet merkezlerinden olan Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Bağdat, Buhara vb. şehirleri sıkça zikreden Gürdoğan, bu şehirleri görmenin insanların düşünce ve fikir dünyalarını değiştireceğini belirterek, “Bir medeniyetin gücünü görmek istiyorsak önce şehirlerine bakmak gerekir. İslam dünyasının gücünü görmek için bu şehirleri görmek önemlidir” sözlerini kaydetti. AVRUPA TEKRAR MÜSLÜMANLARI BEKLİYOR Dr. Hasan Taşçı’nın “Batının medeniyet değerlerinin bizlere yansımaları nelerdir?” sorusuna ise Prof. Dr. Gürdoğan şu şekilde yanıt verdi: “Bizim insanlarımızın bunlara çok kapılmadığını söylemek gerekir esasında. Batının toplumu birbirinden uzaklaştıran teknolojik gelişmelerinin yanında dostluğun, arkadaşlığın, ailenin öneminin farkında bizim insanımız. Bizler bu medeniyette ne olursa olsun iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemekle görevliyiz. Avrupa Birliği ayakta kalmak istiyorsa Endülüs’teki, Kurtuba’daki tecrübeye dört elle sarılmalıdır. Çünkü orada Müslümanlar 800 yıl Yahudilerin Müslümanları bir arada tutmasını başarmıştır. Avrupa’nın İslam’a ihtiyacı var. Avrupa tekrar Müslümanları bekliyor. Yeni Mevlanalar yeni Hacı Bayram-ı Veliler bekliyor. Bunu yapacak olanlar aydınlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, edebiyatçılarımız, tüccarlarımızdır şüphesiz.”

24 Ekim 2023, 12:39

MUSA KELİMULLAH İSA RUHULLAH MUHAMMED HABİBULLAH DİYENLERİN ŞEHİRİ KUDÜS'TE SAVAŞ OLURSA DÜNYADA BARIŞ OLMAZ

“Derviş Hüneri” kuşanmış Anadolu insanı, iki yüzyıla yakın bir zamandan beri, Avrupa''dan gelen yabancılaşma rüzgarlarının etkisindedir. Türklerin Avrupa coğrafyasında Asya coğrafyasına çekilmelerinde, hem içeriden, hem de dışarıdan estirilen yabancılaşma rüzgarlarının çok büyük etkisi olmuştur. Cumhuriyet''in kuruluş yılları boyunca, Anadolu''yu aydınlatacak güneşin Asya''dan değil, Avrupa''dan doğacağı vurgulanıştır. Hiçbir ülkenin, Batı medeniyetinin dışında kalamayacağı söylenmiştir.

*

Bütünüyle olmasa da, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin kaynağının, büyük ölçüde Batı olduğu doğrudur. Her ülkenin, ekonomik yeniliklere kucak açması gerekir. İster Doğu''da, isterse Batı''da olsun, hiçbir ülke, ekonomideki gelişmelere sırtını dönemez. Ancak insanın ruhunu aydınlatan ışık Batı''dan değil, Doğu''dan gelir. Doğu kutsal, Batı seküler kültürün anavatanıdır. Dünyada Kudüs Kutsal, Atina da seküler kültürün başşehiridir.

*

“İnsan ya Tanrı''dan yanadır, ya da Tanrı''ya karşıdır” diyen Nuri Pakdil, Anadolu insanını, tarihine, kültürüne ve edebiyatına yabancılaştıran Batılılaşma rüzgarına karşı, bütün ömrü boyunca Kudüs''ün yanında yer almıştır. Kutsal kültürün başkenti Kudüs''ten bütün ülkelerin başkentlerine, büyük ve uzun yürüyüşler düzenleyen Pakdil''in arayışı, insanlığı “Umut” arayışıdır.

*

Eylemsiz geçen günü, gün saymayan ve okumayı en büyük eylem bilen, Pakdil''in edebiyat dünyası, “Umut”suzluk dünyası değildir. Onun bulunduğu her yerde, duvarları kitaplardan bir “Kalem Kalesi” oluşur. Sözkonusu görkemli kale, statik değil, dinamiktir,her gün yıkılır,her gün yeniden yapılır.

*

Edebiyat Dergisi, öncüleri Büyük Doğu, Diriliş, izleyicileri Mavera, Yedi İklim dergileri gibi, Anadolu''yu Sol''dan ve Sağ''dan gelen yabancılaşma akımlarına karşı koruyan bir “Medeniyet Kalesi'' olmuştur. Osman Sarı''nın dizeleriyle söylenirse, bu kalede: “Sanki bir sonsuzluk bestesi / Sözleri Nuri Pakdil''in” ve “Yankılanır kulaklarda / Bu çağda her kelimesi” O herkesi başkent Kudüs''e ve Kudüs''te gemileri yakmaya çağırır.

*

Kudüs''te kutsal kültür ve tarih, insanı adım adım izleyen, “ak saçlı bir bilge''dir. Orada insan, sürekli izlendiğini ve sürekli gözlendiğini bilir. Kudüs''ün kutlu toprağında, en küçük iyilik gibi, en küçük kötülük de karşılıksız kalmaz. Aslında yalnızca Kudüs''te değil, bütün dünyada, Pakdil''in vurguladığı gibi: “Sürekli olarak bir gözcünün, bir deneticinin bakışları” insanın üzerindedir. Kimsenin meleklerin kapsama alanının dışına çıkması mümkün değildir.

*

Neruda''nın “Dünyanın burnu geleceği kokusunu alır” sözüne benzetilerek, “Kudüs''ün burnu barışın kokusunu alır” denilmelidir.

*

İstanbul hem Mekke, hem Medine, hem Kudüs toprağıdır.Filistin Anadolu''dan korunur. Anadolu'da barış olursa, Kudüs''te savaş olmaz.

*

Eli kanlı Amerika'ya ve terör devleti İsrail'e karşı, Gazze'yi, Kudüs''ü savunmak, bütün insanlığı savunmaktır.

25 Ekim 2023, 12:04

TÜRK VE İSLAM ÜLKELERİ DÜNYAYA BARBAROS'UN VİZYONUYLA BAKARLARSA HAYATIN HİÇBİR ALANINDA GÜÇSÜZ DÜŞMEZLER

Yirminci yüzyılın başında Anadolu insanı, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu'dan çekilerek, çok boyutlu bir misyon değiştirme sürecine girmiştir. Milletten daha çok devletten gelen bir baskıyla, Türk toplumunun misyonunu oluşturan ana değerler, ekonomik, siyasal ve kültürel yapıdan bir bir sökülüp atılmıştır. Bu bağlamda, başkent İstanbul'dan Ankara''ya taşınmıştır. Bunun için, şiiriyle Yeni Türkiye'nin sesi olan Sezai Karakoç, yitirilen vizyonun Ankara''da değil, İstanbul'da aranması gerektiğini sürekli gündeminde tutmuştur.

*

Asya'nın en batısında, Avrupa'nın en doğusunda yer alan Anadolu, İspanya gibi, Doğu dünyasının olduğu kadar Batı dünyasının da harman olduğu ortak coğrafyadır. Türkiye'nin ve İspanya'nın tarihi, Asya'nın ve Avrupa'nın da tarihidir. Anadolu coğrafyası, ya Avrupa, ya Asya diyen, bir coğrafya değil, hem Avrupa hem Asya diyen bir coğrafyadır. Yahya Kemal''in vurguladığı gibi: Türk kimliği bin yılda Anadolu coğrafyasında yoğurulmuştur. Anadolu insanı aklıyla Avrupa'da, gönlüyle Asya'dadır. Türkler Asya'da Avrupalı, Avrupa'da Asyalıdır.

*

Türk toplumun Ankara''da yitirdiğini misyonunu İstanbul'da yeniden bulabilmesi için, dünyanın dört bir yanındaki her Anadolu insanının, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin, bin yıllık Türk tarihinin özü ve özeti olan kuruluş rüyasını, tekrar tekrar görmesi gerekir.İnsanlar görmedikleri rüyaları gerçekleştirmekte güçlük çekerler. Osman Gazi''nin rüyasında olduğu gibi, görülen rüyalar önünde ya da sonunda, erken ya da geç, bir gün mutlaka gerçekleşir. Türklerin tarihi, med ve cezirlerle doludur, her düşüşün bir yükselişi vardır.

*

Yeni bir vizyon kazanmak için dünyayı, Akdeniz'i yüzyıllarca Türk barışının merkezi haline getiren, Barbaros gibi görmek gerekir. Ekrem Reşit, Onun ulaşılmaz vizyonunu, çok çarpıcı cümlelerle dile getirir.Onun için ''Gözlerinin önünde, kıtaları, denizleri, kıyıları ve uçsuz bucaksız ovalarıyla bütün dünyayı canlandırır. Doğu'dan Batı'ya Okyanus'un ta ötesine, Yeni Dünya'ya kadar uzanacak muhteşem bir devletin hayalini kurar. Hindistan'ı fethetmenin ve Çin'e el atmanın rüyasını görürdü'' der. Yeni Türkiye'nin yeni vizyonu, Barbaros'tan esinlenerek, dünyayı bütünüyle kucaklamalıdır. Tarih misyonun, coğrafya vizyonun habercisidir. İbn Haldun'un vurguladığı gibi,yalnızca coğrafya değil,hem tarih,hem coğrafya milletlerin kaderidir

*

Toplumların gördükleri büyük rüyalar değişmez. Ancak rüyaları gerçekleştirmenin yol ve yöntemleri değişir. Gerçekleştirecek rüyası olan her ülke, her yüzyılda tarihi yeniden yazar ve yeniden yorumlar. Anadolu insanı da, Yeni Türkiye'nin yeni misyonu ve yeni vizyonu için, yakın ve uzak tarihi, ekonomik, siyasal, kültürel boyutlarıyla, yeniden yazmak ve yeniden yorumlamak zorundadır. Tarihle yoğrulmuş coğrafyalar, tarihle donanmış toplumlar, tarihle yaşıt bilgi ve bilgelik kazanırlar.

*

Küreden kareye dönüşen yeni dünyanın yeni Barbarosları, denizlerin sultanları değil, pazarların sultanlarıdır. Daralan pazarlar, yeni ürünler, yeni hizmetler, yeni bilgiler üretenlerle genişletilir.Her gün yeniden doğmasını bilenlerin, pazarları sürekli yenilenir. Pazarlar ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla hayatı zorlaştırmak için değil, kolaylaştırmak için vardır. Tarihin her döneminde, pazarlar eski satanların değil, yeni satanların olmuştur. Yeniler satan ve her gün yeniden doğan pazar sultanlarından kimse usanmaz.

*

Pazarlarda paylaşmasını bilmeyenler, cephelerde savaşırlar.

*

Pazarların değişmez yasası tatlı dil ve güler yüzdür.

*

Pazarın yolu, üstünlük kazanmanın yoludur.

*

Pazar sürekli yenilenmesini bilenlerindir.

*

Pazarda yeni olan yenilmez.

26 Ekim 2023, 12:25

AMERİKA AVRUPA İSRAİL HAÇLILARIN DÖNEMİNİN ÇOKTAN KAPANDIĞINI UNUTURLARSA BÜYÜK BEDELLER ÖDERLER

Jean Baudrillard: “Batı’nın kirli işlerinin kuklası haline getirilen Sırplar, sanki bütün Avrupa ile bir katliam anlaşması yapmış gibiler” diyerek, Saraybosna’nın Avrupa’nın ortasında, kan gölüne dönüştüren Sırpların, arkasında kimlerin olduğunu göstermektedir. Bosna’da beş yıl süren kanlı savaştan sonra,başta Gazze olmak üzere,Kabil'de, Bağdat'ta,Halep'te benzer toplu cinayetlerin bütün Müslüman ülkelerde, dünyanın gözleri önünde tekrarlanması, yeni bir Haçlılar döneminin başladığını göstermektedir.

*

Avrupalılar Sırpların öncülüğünde başlattıkları, Yeni Haçlı Seferleriyle, Kosova savaşıyla Balkanlara yerleşen Türkleri, tekrar Anadolu’ya göndermek için, ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ancak Anadolu Asya ile Avrupa arasında gelip geçilen köprü değil, iki kıtanın, iki kültürün, iki dünyanın altın oranda harmanladığı bir medeniyetler coğrafyasıdır. Avrupalılar geçmişteki Haçlı seferleriyle ulaşamadıkları amaçlarına, Yirmibirinci yüzyılda ulaşmaları düşünülemez.

*

Kosova’nın Bosna’yı, Irak’ı Suriye’nin, Afganistan’ı Libya’nın, Musul'u ve Felluce'yi Gazze'nin izlediği gibi, Müslüman ülkelerdeki toplu “etnik temizlik” cinayetleri, Batı Avrupa ülkelerindeki yaşayan Müslümanlara da sıçramaktadır. Dünya için en büyük tehlike, Müslüman ve Hristiyan çatışmasıdır. Amerikalılar ve Avrupalılar Yeni Avrupa’yı, 1492’de İspanya’da yaptıkları gibi, Müslümanların kanları ve gözyaşları üzerine kurmaya kalkışırlarsa, bütün ülkeleriyle dünyayı, ölüm saçan bir ateş topuna dönüştürürler.

*

Amerika ve Avrupa ülkeleri tarihlerinin her döneminde, kan dökmede ve yağmalamada, mirasçıları oldukları Yunanlılardan ve Romalılardan, hiç geri kalmamışlardır. Onlar ataları gibi, kendileri dışındakileri insandan saymazlar. Amerikalılar ve Avrupalılar çifte standart uygulamada, Romalılar gibi davranmaktan vazgeçmelidirler. İstanbul’un Türklerin eline geçmesiyle, başta Moskova olmak üzere, bütün Avrupa ülkelerinin başşehirleri, kendilerini birer “Üçüncü Roma”, görme sevdasına kapılmışlardır.

*

Roma’nın mirasçısı olduğu Yunan’da yalnızca güç saygı görmüştür. Onların anladıkları tek dil güçtür. Güçlerinin doruk noktasına ulaştıkları dönemlerde, toplumlarının yüzde sekseni kölelerden oluşmuştur. Yunan’ı insanlığın ulaşabileceği son nokta olarak gören Roma, kan dökme ve yağmalamada ustasından daha ileriye gitmiştir. Roma için Romalıların dışında herkes köledir. Avrupa’nın yeniden Roma’ya dönmesi, hem Batı’nın, hem de Doğu’nun sonu olur.Avrupa'da elli milyonunu aşkın Türk ve Müslüman yaşıyor.

*

Dünyada yaşanan dehşet verici savaşların, tarihsel arka planını kavramak için, Amerika ve Avrupa kültürünün ana kaynakları olan Yunan ve Roma’nın iyi bilinmesi gerekir. Bosna’nın Bilge Başkanı Aliya İzzetbegoviç’in her fırsatta vurguladığı gibi. “Kötülük Avrupa’nın Haçlı zihniyetinin temellerindedir.” Haksızlık karşısında susan Avrupa, kötülüğün küresel simgesi olmaktan kurtulamayacaktır. Yirmibirinci yüzyılın düz kare dünyasında, "Yeni Haçlılar"a kesinlikle yer yoktur.

27 Ekim 2023, 11:50

DÜNÜN PARADİGMALARIYLA BUGÜNÜN SORUNLARI ÇÖZÜLMEZ

Doksanlı yılların başında uç veren dönüşümlerle, ekonomi ve politikadaki Sağ ve Sol paradigmalar, tedavülden kaldırılmış paralar gibi, geçerliliklerini büyük ölçüde yitirdiler. Sağ ve Sol paradigmaların dışında, birbirinden bağımsız devletleri, birbirine bağımlı devletlere dönüştüren yeni yapılanma, gelip geçici bir ekonomik ve siyasal akım değildir. Yaşanan, geri döndürülmesi mümkün olmayan, dünya dengelerini altüst edecek, yeni bir paradigmanın oluşum sürecidir. Yeni paradigmaya taraftar ya da karşı olmak, dönüşüm sürecini tersine çevirmeye yetmez. Süreç hızını hiç kesmeden devam ediyor.

*

Sağ ve Sol paradigmalar, birbirinden bağımsız devletleri, siyasal sınırlarını genişletmek için, silahlanmaya ve savaş ekonomisine büyük yatırım yapmaya zorladı. Sözkonusu paradigmalarla, devletler arasındaki sınır savaşları, büyük bir hız ve yoğunluk kazandı. “İki Dünya Savaşı”nın öncesinde ve sonrasında yapılan savaşlarla, dünyada yakılmadık, yıkılmadık ülke kalmadı. Devletlerin doğal kaynaklarıyla birlikte insan kaynaklarının da yitirilmesiyle, savaşın hiçbir ülkeye yarar sağlamadığını, bütün dünya gördü. Savaşlar dünyaya yarardan daha çok zarar getirdi.

*

Sağ ve Sol paradigmalar savaşa dayanan, savaşlardan beslenen, savaş paradigmalarıdır. Onlar savaşı, ekonomik gelişmenin ve siyasal başarının ana kaynağı olarak görürler. Onlara göre, savaşlarda kazananların kazancı, kaybedenlerin kaybından, her zaman daha önemlidir ve daha büyüktür. Bu bağlamda, Sağ ve Sol paradigma arasında hiçbir fark yoktur. Sol “savaş kazandırır” derken, Sağ “savaş kaybettirmez” der. Her ikisi de, barışa değil savaşa önem verir, barışı değil, savaşı kutsar.

*

Savaşların yol açtığı yıkımlara ve büyük göç dalgalarına şahit olan, Yirmibirinci yüzyılın yeni paradigması, “Savaş Odaklı” olmaktan değil, “Barış Odaklı” olmak zorundadır. Artık Sağ'ın ya da Sol'un içinde olmak değil, onların önünde olmak, onların üstünde olmak önemlidir. Bütün ülkelerin ekonomik açıdan birbirine bağımlı hale geldiği dünyada, bir ülkedeki iç savaş, Ortadoğu'da olduğu gibi, bütün ülkeleri etkileyen, ülkelerarası yıkıcı bir savaşa dönüşür. Kendisiyle savaşan ülke, farkında olmadan dünyayla savaşır.

*

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, Sol paradigma gibi, Sağ paradigma da tarihe gömüldü. Eşitlikten yola çıkan Sol paradigma dehşet verici bir baskı ve şiddet düzenine dönüştü ve yıkıldı. Özgürlükten yola çıkan Sağ paradigma da, Batı dışındaki dünyada dayanılmaz bir yoksulluğa, benzeri görülmemiş bir soyguna yol açtı. Her iki paradigmanın da, başta Ortadoğu olmak üzere birbiriyle iletişim ve etkileşim içinde olan ülkelere, söyleyecek sözü, önerilecek çözümü kalmadı.

*

Sağ ve Sol paradigmaların hem “Homo Economicus”u, hem de “Homo Sovyeticus”u, insanlığa barış getirmede, büyük bir başarasızlığa uğradı. Başarısızlıklarından hiç ders almayan, Sağ ve Sol paradigma dünyalarının mimarları, elele vererek, bütün bir Ortadoğu'yu büyük bir yangın yerine çevirdiler. Ortadoğu bir ateş topuna dönüştü.

*

Petrol denizinin üzerinde yüzen Ortadoğu, Amerika'nın Irak'ı işgalinden sonra yoksulluk denizinde yüzmeye başladı. Ortadoğu hazine sandığı üzerinde oturan dilenci konumuna düştü.Ortadoğu “yoksul olduğu için yoksul” değildir, işgal altında olduğu için yoksuldur. Yitirilen cennet Ortadoğu'da aranmalıdır.Ortadoğulular atalarının yitirdikleri Cennet'in sürgünleridir. "Yitik Cennet" barışla silahlanarak bulunulacaktır.

*

Ortadoğu'da özlenilen barışa sevgiyle ulaşılacaktır.

*

Sevginin batmayan güneşi Ortadoğu'dan doğar.

*

Yeni paradigma Ortadoğu'da inşa edilir.

28 Ekim 2023, 10:52

OMUZLARDA SİLAH YERİNE KİTAP TAŞIYANLAR ARANIYOR

Büyük devletler küçük devletleri yutarlar, diyenlerin kavga dünyasını sevgi dünyasına, omuzlarındaki silahları ellerindeki kitaplar olan bilgeler değiştirirler.

*

İnsanlık tarihinin her döneminde, insanları öldürmesini bilenlerden daha çok yaşatmasını bilen devletlerin uzun ömürlü oldukları görülür. Barış dönemlerinde insanların yaşatılmasına, savaş dönemlerinde öldürülmesine önem verilir. Bu yüzden kalıcı kalıcı kitaplar, savaş yıllarında değil barış yıllarında yazılır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, oylarını barışa verenlerin başında, arkalarında sürekli yorumlanan kitaplar bırakan bilgeler gelirler. Onlar insanlara kurşun atarak değil, gül atarak dönüştürürler. Onların kurşun atana gül atan dünyalarında, nefret ortamlarının oluşturulmasına değil, sevgi alanlarının genişletilmesine önem verilir.

*

Gönül kazanmaya toprak kazanmaktan daha çok önem verenler, alın ve akıl terlerinin karşılığından daha fazlasını istemezler. Onlar her alanda güzel düşünürler, her şeyin güzel yanını görürler, yaptıkları her işi güzel yaparlar. Güzellik sevdalıları dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, çevrelerinde geniş güzellik alanları oluştururlar.

*

Türklerin Buhara’dan Bursa’ya, Bursa’dan Budapeşte’ye uzanan yolculuklarında,güzel olmasını bilenlerin izleri görülür. Onlar geçtikleri bütün şehirlerde, ellerindeki kitaplarla, dillerindeki şiirlerle, yorumlana yorumlana yeni açılımlar kazanan eserler bırakırlar. Bunun için ellerinde kılıç taşıyanlardan çok daha güçlü, çok daha etkili olurlar.

*

Güzelliğe vurgun olanların sınavlarla dolu dünyalarındaki, peygamber hayatlarına benzer hayatları, insanların şiir dünyalarını zenginleştirmeye devam ediyorlar. Onların şiirleri korku ve ümit arasında gidip gelen hayatlarından beslenir. Güzelliklerinin sevdalandıkları güzellikten kaynakladığı bilenler, güçlerini güzelliği aramaktan alırlar.

*

Dillerindeki şiirleriyle, ellerindeki kitaplarıyla yürüyenler, hiçbir zaman unutulmazlar, okundukça yenilenirler, yenilendikçe okunurlar, kimseyi okumaktan usandırmazlar.

29 Ekim 2023, 11:42

OSMANLI DENİZİNDE BİR DAMLA OLMAK

Avrupa ülkelerinin Asya ülkelerine, Atina’dan İskender’le başlayan, İstanbul’dan Konstantin’le devam eden yürüyüşleri, Malazgirt’te Alpaslan’la durdurulur. Alpaslan Türklere, Anadolu’nun kapılarını sonuna kadar açar. Arapların Güney’den, Türklerin Doğu’dan gelmeleriyle, Anadolu’da Müslümanların ağırlıkları artar. Yüzyıllar içinde Türkler, Buhara’yı Bursa’yla buluşturarak, tarihin akışını değiştirirler.

*

Medeniyetlerin harman olduğu Anadolu’da, yeryüzünü mescit olarak gören Türklerin, en uzun ömürlü devletleri kurulur. Konya’da duran “Doğu’dan Batı”ya yürüyüş, Osmanlılarla Gelibolu’dan Kosova’ya uzanarak yeniden başlar. Avrupa’dan gelen İbn Arabi, Asya’dan gelen Mevlana, Anadolu’da Yunus’la buluşurlar. Ve yüzyıllarca Avrupa’nın en büyük gücü olacak, “Büyük Osmanlı Devleti”nin, kültürel temellerini atarlar.

*

Fatih İstanbul’da Roma yüzyıllarını kapatırken, Türk yüzyıllarını açar, “İki Roma”nın, Sultan’ı sorumluluğunu yüklenir. Tarihçilerinin öncüsü Halil İnalcık, Osmanlıların tarihinin, tarafsız bir gözle yazılamadığını söyler. Bu yüzden “Tarihte Türkler”i yazan Erol Güngör, Osmanlılarda “Devlet ve Ekonomi”nin yazarı Mehmet Genç, büyümesini “mucizevi” buldukları, Osmanlıları anlamanın ve anlatmanın, yorulma bilmez sevdalıları olurlar.

*

Türklerin “Avrupa’ya karşı, Avrupa’ya rağmen, Avrupa’ya yerleşmeleri”, Avrupa’da yüzyıllarca söz sahibi olmaları, “Adalet Dairesi”ne özen gösteren, Farabi’nin “Erdemli Devlet”ini örnek almalarından kaynaklanır. Avrupa’da Türklerin dört yüzyıl süren, Viyana’ya kadar uzanan ilerleyişleri, arkalarında Avrupalı Türkler ve Müslümanlar bırakarak, iki yüzyıl süren İstanbul’a çekilişleri, hem Erol Güngör’ü, hem Mehmet Genç’i büyüler.

*

Avrupalı tarihçilerden Fernand Braudel ve Henry Pirenne, yaptıkları çalışmalarda Türklerin gittikleri ülkelerde, Haçlıların ve Moğolların yaptıkları yıkımları yapmadıklarını ayrıntılı olarak anlatırlar. Osmanlıllar hem savaş, hem barış dönemlerinde, ayrı dinlere inanan, ayrı diller konuşan, ayrı soylardan gelen insanlara, adil davranmaya önem verirler. Ve Yirminci yüzyılın başına kadar, Avrupa’nın güçlü ülkesi olmayı başarırlar.

*

Avrupa Peygamber’lerin, bilgi ve bilgelik dünyalarını hayatın dışına atarak, Yunan’la, Roma’yla birlikte, Nemrut’ların, Firavun’ların mirasına dört elle sarılır. Rönesans Avrupalıları Dekart gibi, “Düşünüyorum öyleyse varım” diyerek, insan aklının dışındaki kaynakları, hayatın bütün alanlarından uzaklaştırırlar. Onlar ekonomik kazançları her şey görürler, ele geçenleri büyütmede yağmalama, kan dökme başta olmak üzere her şeyi yaparlar.

30 Ekim 2023, 11:38

OSMANLILARI SEVENLER OSMANLILAR KADAR UZUN ÖMÜRLÜ OLURLAR

Türkler Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun üzerinden yüzyıl geçmeden, Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasına katılırlar. Mehmet Genç Türklerin, Avrupa’daki sürekli ve düzenli büyümelerini, yaptıkları yasal düzenlemelerle, gittikleri ülkelerin ekonomik yapılarına ve kültürel dokularına kazandırdıkları canlılığa bağlar. Osmanlı coğrafyasının oluşturduğu çekim alanına dönük, nüfus hareketleri Mehmet Genç’in görüşünü doğrular.

*

Mehmet Genç Osmanlı sevgisini, “Fahri Doktora Töreni Konuşması”nda, “Tanrı Öldü”, “Üstün İnsan” doğdu diyen Nietzsche’nin “Uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar” sözünü, Kierkegaard’nın “Sonsuz bir aşkla ancak sonsuzluk sevilebilir, yani Tanrı” sözüyle birleştirerek açıklar. O büyük bir sevgiyle bağlandığı Osmanlıya bakarken sevgisinin, bilgeliğinin üstünde bilgelik olmayan Allah’ın, sevgisiyle bütünleştiğini görür.

*

“Dünya Bir Şehirdir” kitabımızın “Müziğin Değişmeyen Başşehiri Viyana’dır”yazısında vurgulandığı gibi, Mozart’tan Beethoven kadar büyük müzik ustalarının, Osmanlıların ordu müziğinden etkilenerek,Türk Marş’ları besteledikleri bilinir. Türkler İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonra arkalarında, kahveleriyle birlikte Mehter müziklerini de bırakırlar. Türklerin coşku dolu müzikleri “Türk” korkusunu, “Müzik” sevgisine dönüştürür.

*

Senfonilerde farklı seslerin, uyum ve düzen içinde sunulmasına özen gösterilir. Necip Fazıl “Sihirli Deynek” hikayesinde anlattığı, orkestranın yönetimine çok önem verir. Şairi olmakla öğündüğü Çile şiirini,her biri yedişer kıtadan oluşan,dört bölümlük senfoni formunda yazar. Mehmet Genç de derin bir tutkuyla bağlandığı, doruk yılları üç yüzyıl süren Osmanlı Devleti’ni,yavaş yavaş başlayan, yavaş yavaş sona eren bir Wagner senfonisine benzetir.

*

Arnold Toynbee’den Kemal Karpat’a Doğu’dan, Batı’dan tarihçiler, Mehmet Genç gibi Osmanlı Tarihi çalışırken, Avrupa tarihinin sınırsız zenginlikleri arasında olduklarını görürler. Mehmet Genç Osmanlı’nın ekonomik yapısını kavramada, yapılan bütün tezleri yetersiz bulduğundan, tezini tamamlamaya ömrü yetmez. O kerametin kendisinde değil, üzerinde çalıştığı Kıyısız Okyonus’ta olduğunu her fırsatta vurgular.

*

Türkistan’da ve Endülüs’te yapılan çalışmalar hem Asya, hem Avrupa ülkelerine ışık tutarlar. Etnik köken olarak Türk, Türkçe’yi devlet, Arapça’yı bilim, Farsça’yı sanat dili gören Osmanlılar, İslam’ın ana kaynakları ışığında, bütün insanlığın birikiminden yararlanırlar. Beşir Ayvazoğlu Osmanlı vurgunu Mehmet Genç’i, “Hac Yolunda Bir Karınca”da, yakınlarının görüşlerini de alarak, bütün yönleriyle anlatmaya çalışır.

31 Ekim 2023, 12:57

ORTADOĞU'DA BARIŞIN KÖTÜSÜ SAVAŞIN İYİSİ OLMAZ

Dünyanın her yerinde, savaş ve barış gibi, özgürlük ve eşitlik, toplumun bütün kesimlerinin ilgilendiren ana tartışma konularıdır. Özgürlükleri sınırlayan dayatmacı yönetimlerde, savaşın şahinleri güç kazanırlar. Eşitliğe önem veren demokratik yönetimlerde, barışın güvercinleri öne çıkarlar. Dayatmacı yönetimler düşmanlıkları büyüterek, ömürlerini uzatmaya çalışırken, demokratik yönetimler dostlukları geliştirerek, ömürlerine ömür katarlar.

*

Türk ve İslam dünyasının, savaş coğrafyası olmaktan çıkıp, barış coğrafyasına dönüşmelidir. Bunun için de, özgürlüklerin sınırları genişletilerek, ekonomik, siyasal, kültürel eşitsizliklerin önlenmesi gerekir. Türkiye başta olmak üzere, bütün Müslüman ülkelerin ana sorunu, üretim güçlerini büyütme yanında, demokratik yönetim birikimlerini zenginleştirmektir. Bu bağlamda, her ülke ekonomik gücünü büyütmede, yönetimini geliştirmede, birbirleriyle her alanda yardımlaşma ve dayanışma içinde olmalıdır.

*

“Barışın Güvercinleri Camilerde Buluşurlar”, yazımdan yola çıkarak, Kafkaslar'da, Ortadoğu'da, Balkanlar''da savaşları önlemenin yolu, savaşın kartallarından daha güçlü olan barışın güvercinlerini izlemekten geçer. Güvercinlerin dünyasında savaş değil, barış vardır. Avrupa ve Asya eksenin barışın güvencesi, bir dünya gücü olma yolunda hızla ilerleyen Türkiye''dir. Türkiye''de savaş olursa, Türk ve İslam dünyasında barış olmaz.

*

Türkiye''ye kalıcı barışı, eşitliklerle birlikte temel hakları ve özgürlükleri, güvence altına alan demokratik yönetim getirir. Katılımcı bir demokrasiyi, bütün kurumlarıyla, bütün kurallarıyla yerleştirmeden, Türkiye''nin Kafkas'larda, Balkan'larda ve Ortadoğu''da barışın öncülüğünü yapması mümkün değildir. Ancak demokrasi ithal edilemediği gibi, ihraç da edilmez. Nasıl Batı ülkeleri, kendi demokrasilerini kendileri inşa etmişlerse, Türkiye de kendi demokrasini kendisi inşa edecektir.

*

Paylaşımcı ekonominin, girişim özgürlüğünü güvence altına aldığı gibi, katılımcı demokrasi de, eşitlikleri güvence altına alır. Girişim özgürlüğünün olmadığı ülkelerde, ürün, hizmet, bilgi üretme gücünde hızlı gelişme olmaz. Katılımcı demokrasinin olmadığı ülkelerde de, toplumun değişik kesimleri arasındaki siyasal ve kültürel eşitsizlikler, ileri boyutlara ulaşır. Bir ülkede girişim özgürlüğü, üretim kültürünü, seçme ve seçilme eşitliği de, yönetim kültürünü zenginleştirir.

*

Dünyada paylaşıcı pazar ekonomisinin ve katılımcı demokratik yönetimin patenti, Batı ülkelerin elinde değildir. Ülkelerin gücü ve başarısı, dayandıkları küresel hukuk ve ahlak ilkelerinden kaynaklanır. Girişim özgürlüğüne dayanan, sağlıklı bir ekonomik yapı olmadan, seçmenlerin seçme ve seçilme eşitliğinden kaynaklanan, güçlü bir demokratik yönetim olmaz.

*

Vatandaşlarının özgürlüğüyle birlikte eşitliğine önem veren ülkelerde, devlet millete hizmet etmek için vardır. Devletin gücü adalete verdiği önemden kaynaklanır.

*

Devleti kutsallaştıranlar, devletin kutsal gücü altında ezilmekten kurtulamazlar. Ülkelerde demokrasi milletin, millet barışın güvencesidir.

*

Millet devlet için değil, devlet millet için vardır. Milletsiz devlet, devletsiz millet olmaz. Milletini seven devlet güçlü olur.